56. Al-Waaqia سُورَةُ الوَاقِعَةِ
Diyanet İşleri MealiKıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır
Saheeh InternationalWhen the Occurrence occurs
Ali BulaçVakıa (kesin bir gerçek olan kıyamet) vuku bulduğu zaman
Diyanet İşleri MealiKıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır
Saheeh InternationalThere is, at its occurrence, no denial
Ali BulaçOnun vukuuna (gerçekleşmesine artık) yalan diyecek yoktur
Diyanet İşleri MealiKıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır
Saheeh InternationalIt will bring down [some] and raise up [others]
Ali BulaçO aşağılatıcı, yücelticidir
Diyanet İşleri MealiEy insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz
Saheeh InternationalWhen the earth is shaken with convulsion
Ali BulaçYer, şiddetli bir sarsıntıyla sarsıldığı
Diyanet İşleri MealiEy insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz
Saheeh InternationalAnd the mountains are broken down, crumbling
Ali BulaçVe dağlar darmadağın olup ufalandığı
Diyanet İşleri MealiEy insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz
Saheeh InternationalAnd become dust dispersing
Ali BulaçDerken toz duman halinde dağılıp-savrulduğu
Diyanet İşleri MealiEy insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz
Saheeh InternationalAnd you become [of] three kinds
Ali BulaçVe sizler de üç sınıf olduğunuz zaman
Diyanet İşleri Mealiİyi işler işlediklerini belirtmek için, amel defterleri sağdan verilenler; ne mutlu o sağcılara
Saheeh InternationalThen the companions of the right - what are the companions of the right
Ali Bulaçİşte o "Ashab-ı Meymene", ne (kutludur o) "Ashab-ı Meymene
Diyanet İşleri MealiKötülük işlediklerini belirtmek üzere, amel defterleri soldan verilenler; ne yazık o solculara
Saheeh InternationalAnd the companions of the left - what are the companions of the left
Ali BulaçAshab-ı Meş'eme" ne (mutsuz ve uğursuzdur o) "Ashab-ı Meş'eme
Diyanet İşleri Mealiİyilik işlemekte önde olanlar, karşılıklarını almakta da önde olanlardır
Saheeh InternationalAnd the forerunners, the forerunners
Ali BulaçYarışıp öne geçenler de, öne geçmiş öncülerdir
Diyanet İşleri MealiNaim cennetlerinde Allah'a en çok yaklaştırılmış olanlar işte bunlardır
Saheeh InternationalThose are the ones brought near [to Allah]
Ali Bulaçİşte onlar, yakınlaştırılmış (mukarreb) olanlardır
Diyanet İşleri MealiNaim cennetlerinde Allah'a en çok yaklaştırılmış olanlar işte bunlardır
Saheeh InternationalIn the Gardens of Pleasure
Ali BulaçNimetlerle-donatılmış cennetler içinde
Diyanet İşleri MealiOnların büyük kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir
Saheeh InternationalA [large] company of the former peoples
Ali BulaçBirçoğu geçmiş (ümmet)lerden
Diyanet İşleri MealiOnların büyük kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir
Saheeh InternationalAnd a few of the later peoples
Ali BulaçBirazı da sonrakilerden
Diyanet İşleri MealiMücevheratla işlenmiş tahtlara karşılıklı olarak yaslanırlar
Saheeh InternationalOn thrones woven [with ornament]
Ali BulaçÖzenle işlenmiş mücevher' tahtlar üzerindedirler
Diyanet İşleri MealiMücevheratla işlenmiş tahtlara karşılıklı olarak yaslanırlar
Saheeh InternationalReclining on them, facing each other
Ali BulaçKarşılıklı yaslanmışlardır
Diyanet İşleri MealiÖlümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar
Saheeh InternationalThere will circulate among them young boys made eternal
Ali BulaçÇevrelerinde ölümsüzlüğe ulaşmış gençler dönüp dolaşır
Diyanet İşleri MealiÖlümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar
Saheeh InternationalWith vessels, pitchers and a cup [of wine] from a flowing spring
Ali BulaçKaynağından (doldurulmuş) testiler, ibrikler ve kadehler
Diyanet İşleri MealiÖlümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar
Saheeh InternationalNo headache will they have therefrom, nor will they be intoxicated
Ali BulaçKi bundan ne başlarını bir ağrı tutar, ne de kendilerinden geçip akılları çelinir
Diyanet İşleri MealiÖlümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar
Saheeh InternationalAnd fruit of what they select
Ali BulaçArzulayıp-seçecekleri meyveler
Diyanet İşleri MealiÖlümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar
Saheeh InternationalAnd the meat of fowl, from whatever they desire
Ali BulaçCanlarının çektiği kuş eti
Diyanet İşleri Mealiİşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar
Saheeh InternationalAnd [for them are] fair women with large, [beautiful] eyes
Ali BulaçVe iri gözlü huriler
Diyanet İşleri Mealiİşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar
Saheeh InternationalThe likenesses of pearls well-protected
Ali BulaçSanki saklı inciler gibi
Diyanet İşleri Mealiİşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar
Saheeh InternationalAs reward for what they used to do
Ali BulaçYaptıklarına bir karşılık olmak üzere (onlara sunulur)
Diyanet İşleri MealiSadece selama karşılık selam sözü işitirler
Saheeh InternationalThey will not hear therein ill speech or commission of sin
Ali BulaçOrada, ne 'saçma ve boş bir söz' işitirler, ne günaha sokma
Diyanet İşleri MealiDefterleri sağdan verilenler; ne mutlu o sağcılara
Saheeh InternationalOnly a saying: "Peace, peace
Ali BulaçYalnızca bir söz (işitirler:) "Selam, selam
Diyanet İşleri MealiOnlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler
Saheeh InternationalThe companions of the right - what are the companions of the right
Ali BulaçAshab-ı Yemin", ne (kutludur o) "Ashab-ı Yemin
Diyanet İşleri MealiOnlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler
Saheeh International[They will be] among lote trees with thorns removed
Ali BulaçYüklü dalları bükülmüş kiraz (ağaçları)
Diyanet İşleri MealiOnlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler
Saheeh InternationalAnd [banana] trees layered [with fruit]
Ali BulaçÜstüste dizili meyveleri sarkmış muz ağaçları
Diyanet İşleri MealiOnlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler
Saheeh InternationalAnd shade extended
Ali BulaçYayılıp-uzanmış gölgeler
Diyanet İşleri MealiOnlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler
Saheeh InternationalAnd water poured out
Ali BulaçDurmaksızın akan su(lar)
Diyanet İşleri MealiOnlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler
Saheeh InternationalAnd fruit, abundant [and varied]
Ali BulaçVe (daha) birçok meyveler arasında
Diyanet İşleri MealiOnlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler
Saheeh InternationalNeither limited [to season] nor forbidden
Ali BulaçKesilip-eksilmeyen ve yasaklanmayan (meyveler)
Diyanet İşleri MealiOnlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler
Saheeh InternationalAnd [upon] beds raised high
Ali BulaçYükseklere-kurulmuş döşekler (sedirler)
Diyanet İşleri MealiBiz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır
Saheeh InternationalIndeed, We have produced the women of Paradise in a [new] creation
Ali BulaçGerçek şu ki, Biz onları yeni bir inşa (yaratma) ile inşa edip-yarattık
Diyanet İşleri MealiBiz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır
Saheeh InternationalAnd made them virgins
Ali BulaçOnları hep bakireler olarak kıldık
Diyanet İşleri MealiBiz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır
Saheeh InternationalDevoted [to their husbands] and of equal age
Ali BulaçEşlerine sevgiyle tutkun (ve) hep yaşıt
Diyanet İşleri MealiBiz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır
Saheeh InternationalFor the companions of the right [who are]
Ali BulaçAshab-ı Yemin" olanlar için
Diyanet İşleri MealiBunların bir kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir
Saheeh InternationalA company of the former peoples
Ali Bulaç(Bunların) Birçoğu geçmiş (ümmet)lerden
Diyanet İşleri MealiBunların bir kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir
Saheeh InternationalAnd a company of the later peoples
Ali BulaçBirçoğu da sonrakilerdendir
Diyanet İşleri MealiDefterleri soldan verilenler; ne yazık o solculara
Saheeh InternationalAnd the companions of the left - what are the companions of the left
Ali BulaçAshab-ı Şimal", ne (mutsuzdur o) "Ashab-ı Şimal
Diyanet İşleri Mealiİnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar
Saheeh International[They will be] in scorching fire and scalding water
Ali BulaçHücrelere işleyen kavurucu bir sıcaklık ve kaynar su
Diyanet İşleri Mealiİnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar
Saheeh InternationalAnd a shade of black smoke
Ali BulaçVe kapkara dumandan bir gölge içindedirler
Diyanet İşleri Mealiİnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar
Saheeh InternationalNeither cool nor beneficial
Ali BulaçKi o, ne serindir, ne ferahlatıcı (kerim)
Diyanet İşleri MealiÇünkü onlar, bundan önce, dünyada, nimet içinde bulunurlar iken, büyük günah işlemekte direnir dururlardı
Saheeh InternationalIndeed they were, before that, indulging in affluence
Ali BulaçÇünkü onlar, bundan önce varlık içinde şımartılmış olanlardı
Diyanet İşleri MealiÇünkü onlar, bundan önce, dünyada, nimet içinde bulunurlar iken, büyük günah işlemekte direnir dururlardı
Saheeh InternationalAnd they used to persist in the great violation
Ali BulaçOnlar, büyük günah üzerinde ısrarlı davrananlardı
Diyanet İşleri MealiŞöyle söylerlerdi: "Öldüğümüzde, toprak ve kemik yığını olduğumuzda mı, biz mi tekrar dirileceğiz
Saheeh InternationalAnd they used to say, "When we die and become dust and bones, are we indeed to be resurrected
Ali BulaçVe derlerdi ki: "Biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuzda mı, gerçekten biz mi diriltilecekmişiz
Diyanet İşleri MealiÖnce gelip geçmiş babalarımız da mı
Saheeh InternationalAnd our forefathers [as well]
Ali BulaçÖnceden gelip-geçmiş atalarımız da mı
Diyanet İşleri MealiDe ki: "Şüphesiz öncekiler de, sonrakiler de belli bir günün belirli bir vaktinde toplanacaklardır
Saheeh InternationalSay, [O Muhammad], "Indeed, the former and the later peoples
Ali BulaçDe ki: "Şüphesiz, öncekiler de ve sonrakiler de
Diyanet İşleri MealiDe ki: "Şüphesiz öncekiler de, sonrakiler de belli bir günün belirli bir vaktinde toplanacaklardır
Saheeh InternationalAre to be gathered together for the appointment of a known Day
Ali BulaçBilinen bir günün belli vaktinde mutlaka toplanacaklardır
Diyanet İşleri MealiSonra, siz ey sapıklar, yalanlayanlar
Saheeh InternationalThen indeed you, O those astray [who are] deniers
Ali BulaçSonra gerçekten siz, ey sapık olan yalanlayıcılar
Diyanet İşleri MealiDoğrusu bir zakkum ağacından yiyeceksiniz
Saheeh InternationalWill be eating from trees of zaqqum
Ali BulaçŞüphesiz zakkum olan bir ağaçtan yiyeceksiniz
Diyanet İşleri MealiKarınlarınızı onunla dolduracaksınız
Saheeh InternationalAnd filling with it your bellies
Ali BulaçBöylece karınları(nızı) ondan dolduracaksınız
Diyanet İşleri MealiOnun üzerine kaynar su içeceksiniz
Saheeh InternationalAnd drinking on top of it from scalding water
Ali BulaçOnun üzerine de alabildiğine kaynar sudan içeceksiniz
Diyanet İşleri MealiHem de susamış develerin suya saldırışı gibi içeceksiniz
Saheeh InternationalAnd will drink as the drinking of thirsty camels
Ali BulaçÜstelik 'içtikçe susayan hasta develerin' içişi gibi içeceksiniz
Diyanet İşleri Mealiİşte onlara, ceza günü sunulacak konukluk budur
Saheeh InternationalThat is their accommodation on the Day of Recompense
Ali Bulaçİşte bu, onların din (hesap ve ceza) gününde şölenleridir
Diyanet İşleri MealiSizi yaratan Biziz; hala tasdik etmez misiniz
Saheeh InternationalWe have created you, so why do you not believe
Ali BulaçSizleri Biz yarattık, yine de tasdik etmeyecek misiniz
Diyanet İşleri MealiSöyleyin; akıttığınız meniden insanı yaratan siz misiniz, yoksa Biz mi yaratmaktayız
Saheeh InternationalHave you seen that which you emit
Ali BulaçŞimdi (rahimlere) dökmekte olduğunuz meniyi gördünüz mü
Diyanet İşleri MealiSöyleyin; akıttığınız meniden insanı yaratan siz misiniz, yoksa Biz mi yaratmaktayız
Saheeh InternationalIs it you who creates it, or are We the Creator
Ali BulaçOnu sizler mi yaratıyorsunuz, yoksa Yaratıcı Biz miyiz
Diyanet İşleri MealiÖlümü aranızda Biz tayin ettik; sizi ortadan kaldırıp benzerlerinizi yerinize getirmeyi, sizi bilmediğiniz şekilde var etmeyi dilesek kimse önümüze geçemez
Saheeh InternationalWe have decreed death among you, and We are not to be outdone
Ali BulaçSizin aranızda ölümü takdir eden Biziz ve Bizim önümüze geçilmiş değildir
Diyanet İşleri MealiÖlümü aranızda Biz tayin ettik; sizi ortadan kaldırıp benzerlerinizi yerinize getirmeyi, sizi bilmediğiniz şekilde var etmeyi dilesek kimse önümüze geçemez
Saheeh InternationalIn that We will change your likenesses and produce you in that [form] which you do not know
Ali Bulaç(Yerinize) Benzerlerinizi getirip-değiştirme ve sizi şimdi bilemeyeceğiniz bir şekilde-inşa etme konusunda
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, ilk yaratmayı bilirsiniz, yine de düşünmez misiniz
Saheeh InternationalAnd you have already known the first creation, so will you not remember
Ali BulaçAndolsun, ilk inşa (yaratma)yı bildiniz; ama öğüt alıp-düşünmeniz gerekmez mi
Diyanet İşleri MealiSöyleyin, ektiklerinizi yerden bitirenler sizler misiniz, yoksa Biz mi bitiriyoruz
Saheeh InternationalAnd have you seen that [seed] which you sow
Ali BulaçŞimdi ekmekte olduğunuz (tohum)u gördünüz mü
Diyanet İşleri MealiSöyleyin, ektiklerinizi yerden bitirenler sizler misiniz, yoksa Biz mi bitiriyoruz
Saheeh InternationalIs it you who makes it grow, or are We the grower
Ali BulaçOnu sizler mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren Biz miyiz
Diyanet İşleri MealiDilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık
Saheeh InternationalIf We willed, We could make it [dry] debris, and you would remain in wonder
Ali BulaçEğer dilemiş olsaydık, gerçekten onu bir ot kırıntısı kılardık; böylelikle şaşar-kalırdınız
Diyanet İşleri MealiDilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık
Saheeh International[Saying], "Indeed, we are [now] in debt
Ali Bulaç(Şöyle de sızlanırdınız:) "Doğrusu biz, ağır bir borç altına girip-zorlandık
Diyanet İşleri MealiDilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık
Saheeh InternationalRather, we have been deprived
Ali BulaçHayır, biz büsbütün yoksun bırakıldık
Diyanet İşleri MealiSöyleyin; içtiğiniz suyu buluttan indirenler sizler misiniz yoksa onu Biz mi indiririz
Saheeh InternationalAnd have you seen the water that you drink
Ali BulaçŞimdi siz, içmekte olduğunuz suyu gördünüz mü
Diyanet İşleri MealiSöyleyin; içtiğiniz suyu buluttan indirenler sizler misiniz yoksa onu Biz mi indiririz
Saheeh InternationalIs it you who brought it down from the clouds, or is it We who bring it down
Ali BulaçOnu sizler mi buluttan indiriyorsunuz, yoksa indiren Biz miyiz
Diyanet İşleri MealiDileseydik onu acılaştırırdık; hala şükretmez misiniz
Saheeh InternationalIf We willed, We could make it bitter, so why are you not grateful
Ali BulaçEğer dilemiş olsaydık onu tuzlu kılardık; şükretmeniz gerekmez mi
Diyanet İşleri MealiSöyleyin; yaktığınız ateşin ağacını var eden sizler misiniz, yoksa onu Biz mi var ederiz
Saheeh InternationalAnd have you seen the fire that you ignite
Ali BulaçŞimdi yakmakta olduğunuz ateşi gördünüz mü
Diyanet İşleri MealiSöyleyin; yaktığınız ateşin ağacını var eden sizler misiniz, yoksa onu Biz mi var ederiz
Saheeh InternationalIs it you who produced its tree, or are We the producer
Ali BulaçOnun ağacını sizler mi inşa ettiniz (yarattınız), yoksa onu inşa eden Biz miyiz
Diyanet İşleri MealiBiz onu bir ibret ve çölde konaklayanlar için yararlı kıldık
Saheeh InternationalWe have made it a reminder and provision for the travelers
Ali BulaçBiz onu hem bir öğüt ve hatırlatma (konusu), hem ihtiyacı olanlara bir meta kıldık
Diyanet İşleri MealiÖyleyse çok büyük Rabbinin adını tesbih et
Saheeh InternationalSo exalt the name of your Lord, the Most Great
Ali BulaçŞu halde büyük Rabbini ismiyle tesbih et
Diyanet İşleri MealiHayır; yıldızların yerleri üzerine yemin ederim; ki bunun ne büyük yemin olduğunu bir bilseniz
Saheeh InternationalThen I swear by the setting of the stars
Ali BulaçHayır, yıldızların yer (mevki)lerine yemin ederim
Diyanet İşleri MealiHayır; yıldızların yerleri üzerine yemin ederim; ki bunun ne büyük yemin olduğunu bir bilseniz
Saheeh InternationalAnd indeed, it is an oath - if you could know - [most] great
Ali BulaçŞüphesiz bu, eğer bilirseniz gerçekten büyük bir yemindir
Diyanet İşleri MealiDoğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir
Saheeh InternationalIndeed, it is a noble Qur'an
Ali BulaçElbette bu, bir Kur'an-ı Kerim'dir
Diyanet İşleri MealiDoğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir
Saheeh InternationalIn a Register well-protected
Ali BulaçSaklanmış-korunmuş bir Kitap'ta (yazılı)dır
Diyanet İşleri MealiDoğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir
Saheeh InternationalNone touch it except the purified
Ali BulaçOna, temizlenip-arınmış olanlardan başkası dokunamaz
Diyanet İşleri MealiDoğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir
Saheeh International[It is] a revelation from the Lord of the worlds
Ali BulaçAlemlerin Rabbinden indirilmedir
Diyanet İşleri MealiSiz bu sözü mü hor görüyorsunuz
Saheeh InternationalThen is it to this statement that you are indifferent
Ali BulaçŞimdi siz bu sözü mü hor görüp-küçümsüyorsunuz
Diyanet İşleri MealiRızkınıza şükredeceğiniz yere onu vereni mi yalanlıyorsunuz
Saheeh InternationalAnd make [the thanks for] your provision that you deny [the Provider]
Ali BulaçVe rızkınızı (Kur'an'dan yararlanma nimetini bırakıp onu) mutlaka yalan saymaktan ibaret mi kılıyorsunuz
Diyanet İşleri MealiKişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz
Saheeh InternationalThen why, when the soul at death reaches the throat
Ali BulaçHele can boğaza gelip dayandığında
Diyanet İşleri MealiKişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz
Saheeh InternationalAnd you are at that time looking on
Ali BulaçKi o sırada siz (sadece) bakıp-durursunuz
Diyanet İşleri MealiKişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz
Saheeh InternationalAnd Our angels are nearer to him than you, but you do not see
Ali BulaçBiz ona sizden daha yakınız; ancak görmezsiniz
Diyanet İşleri MealiSiz dirilip yaptıklarınıza karşılık görmeyecekseniz ve eğer bu sözünüzde samimi iseniz, o çıkmak üzere olan canı geri çevirsenize
Saheeh InternationalThen why do you not, if you are not to be recompensed
Ali Bulaçİşte o vakit, eğer ceza görmeyecek iseniz
Diyanet İşleri MealiSiz dirilip yaptıklarınıza karşılık görmeyecekseniz ve eğer bu sözünüzde samimi iseniz, o çıkmak üzere olan canı geri çevirsenize
Saheeh InternationalBring it back, if you should be truthful
Ali BulaçEğer doğru söylüyorsanız, onu, (çıkmakta olan canı) geri çevirsenize
Diyanet İşleri MealiEğer ölen o kişi, gözdelerden ise, rahatlık, hoşluk ve nimet cenneti onundur
Saheeh InternationalAnd if the deceased was of those brought near to Allah
Ali BulaçEğer o (ölecek kişi), yakın kılınan (mukarreb olan)lardan ise
Diyanet İşleri MealiEğer ölen o kişi, gözdelerden ise, rahatlık, hoşluk ve nimet cenneti onundur
Saheeh InternationalThen [for him is] rest and bounty and a garden of pleasure
Ali BulaçBu durumda rahatlık, güzel rızık ve nimetlerle donatılmış cennet (onundur)
Diyanet İşleri MealiEğer defteri sağdan verilenlerden ise
Saheeh InternationalAnd if he was of the companions of the right
Ali BulaçVe eğer "Ashab-ı Yemin"den ise
Diyanet İşleri MealiEy sağcılardan olan kişi, sana selam olsun!" denir
Saheeh InternationalThen [the angels will say], "Peace for you; [you are] from the companions of the right
Ali BulaçArtık, "Ashab-ı Yemin"den selam sana
Diyanet İşleri MealiEğer, sapık yalancılardan ise
Saheeh InternationalBut if he was of the deniers [who were] astray
Ali BulaçVe eğer o, yalanlayan sapıklardan ise
Diyanet İşleri MealiOna kaynar sudan konukluk sunulur
Saheeh InternationalThen [for him is] accommodation of scalding water
Ali BulaçArtık (onun için) alabildiğine kaynar sudan bir şölen vardır
Diyanet İşleri MealiCehenneme sokulur
Saheeh InternationalAnd burning in Hellfire
Ali BulaçVe çılgınca yanan ateşe bir atılma da
Diyanet İşleri MealiDoğrusu kesin gerçek budur
Saheeh InternationalIndeed, this is the true certainty
Ali BulaçŞüphesiz bu, kesin bilgi ifade eden bir gerçektir (Hakku'l-Yakin)
Diyanet İşleri MealiÖyleyse çok büyük Rabbinin adını tesbih et
Saheeh InternationalSo exalt the name of your Lord, the Most Great
Ali BulaçÖyleyse büyük Rabbini ismiyle tesbih et