56. Al-Waaqia سُورَةُ الوَاقِعَةِ
Diyanet İşleri MealiKıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır
Saheeh InternationalWhen the Occurrence occurs
Ali BulaçVakıa (kesin bir gerçek olan kıyamet) vuku bulduğu zaman
«إذا وقعت الواقعة» قامت القيامة.
Diyanet İşleri MealiKıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır
Saheeh InternationalThere is, at its occurrence, no denial
Ali BulaçOnun vukuuna (gerçekleşmesine artık) yalan diyecek yoktur
«ليس لوقعتها كاذبة» نفس تكذب بأن تنفيها كما نفتها في الدنيا.
Diyanet İşleri MealiKıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır
Saheeh InternationalIt will bring down [some] and raise up [others]
Ali BulaçO aşağılatıcı, yücelticidir
«خافضة رافعة» أي هي مظهرة لخفض أقوام بدخولهم النار ولرفع آخرين بدخولهم الجنة.
Diyanet İşleri MealiEy insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz
Saheeh InternationalWhen the earth is shaken with convulsion
Ali BulaçYer, şiddetli bir sarsıntıyla sarsıldığı
«إذا رجت الأرض رجا» حركت حركة شديدة.
Diyanet İşleri MealiEy insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz
Saheeh InternationalAnd the mountains are broken down, crumbling
Ali BulaçVe dağlar darmadağın olup ufalandığı
«وبست الجبال بسا» فتتت.
Diyanet İşleri MealiEy insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz
Saheeh InternationalAnd become dust dispersing
Ali BulaçDerken toz duman halinde dağılıp-savrulduğu
«فكانت هباءً» غبارا «منبثا» منتشرا، وإذا الثانية بدل من الأولى.
Diyanet İşleri MealiEy insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz
Saheeh InternationalAnd you become [of] three kinds
Ali BulaçVe sizler de üç sınıf olduğunuz zaman
«وكنتم» في القيامة «أزواجا» أصنافا «ثلاثة».
Diyanet İşleri Mealiİyi işler işlediklerini belirtmek için, amel defterleri sağdan verilenler; ne mutlu o sağcılara
Saheeh InternationalThen the companions of the right - what are the companions of the right
Ali Bulaçİşte o "Ashab-ı Meymene", ne (kutludur o) "Ashab-ı Meymene
«فأصحاب الميمنة» وهم الذين يؤتون كتبهم بإيمانهم مبتدأ خبره «ما أصحاب الميمنة» تعظيم لشأنهم بدخولهم الجنة.
Diyanet İşleri MealiKötülük işlediklerini belirtmek üzere, amel defterleri soldan verilenler; ne yazık o solculara
Saheeh InternationalAnd the companions of the left - what are the companions of the left
Ali BulaçAshab-ı Meş'eme" ne (mutsuz ve uğursuzdur o) "Ashab-ı Meş'eme
«وأصحاب المشأمة» أي الشمال بأن يؤتى كل منهم كتابه بشماله «ما أصحاب المشأمة» تحقير لشأنهم بدخولهم النار.
Diyanet İşleri Mealiİyilik işlemekte önde olanlar, karşılıklarını almakta da önde olanlardır
Saheeh InternationalAnd the forerunners, the forerunners
Ali BulaçYarışıp öne geçenler de, öne geçmiş öncülerdir
«والسابقون» إلى الخير وهم الأنبياء مبتدأ «السابقون» تأكيد لتعظيم شأنهم.
Diyanet İşleri MealiNaim cennetlerinde Allah'a en çok yaklaştırılmış olanlar işte bunlardır
Saheeh InternationalThose are the ones brought near [to Allah]
Ali Bulaçİşte onlar, yakınlaştırılmış (mukarreb) olanlardır
«أولئك المقربون».
Diyanet İşleri MealiNaim cennetlerinde Allah'a en çok yaklaştırılmış olanlar işte bunlardır
Saheeh InternationalIn the Gardens of Pleasure
Ali BulaçNimetlerle-donatılmış cennetler içinde
«في جنات النعيم».
Diyanet İşleri MealiOnların büyük kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir
Saheeh InternationalA [large] company of the former peoples
Ali BulaçBirçoğu geçmiş (ümmet)lerden
«ثلة من الأولين» مبتدأ، أي جماعة من الأمم الماضية.
Diyanet İşleri MealiOnların büyük kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir
Saheeh InternationalAnd a few of the later peoples
Ali BulaçBirazı da sonrakilerden
«وقليل من الآخرين» من أمة محمد صلى الله عليه وسلم وهم السابقون من الأمم الماضية وهذه الأمة والخبر.
Diyanet İşleri MealiMücevheratla işlenmiş tahtlara karşılıklı olarak yaslanırlar
Saheeh InternationalOn thrones woven [with ornament]
Ali BulaçÖzenle işlenmiş mücevher' tahtlar üzerindedirler
«على سرر موضونة» منسوجة بقضبان الذهب والجواهر.
Diyanet İşleri MealiMücevheratla işlenmiş tahtlara karşılıklı olarak yaslanırlar
Saheeh InternationalReclining on them, facing each other
Ali BulaçKarşılıklı yaslanmışlardır
«متكئين عليها متقابلين» حالان من الضمير في الخبر.
Diyanet İşleri MealiÖlümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar
Saheeh InternationalThere will circulate among them young boys made eternal
Ali BulaçÇevrelerinde ölümsüzlüğe ulaşmış gençler dönüp dolaşır
«يطوف عليهم» للخدمة «ولدان مخلدون» على شكل الأولاد لا يهرمون.
Diyanet İşleri MealiÖlümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar
Saheeh InternationalWith vessels, pitchers and a cup [of wine] from a flowing spring
Ali BulaçKaynağından (doldurulmuş) testiler, ibrikler ve kadehler
«بأكواب» أقداح لا عرى لها «وأباريق» لها عرى وخراطيم «وكأس» إناء شرب الخمر «من معين» أي خمر جارية من منبع لا ينقطع أبدا.
Diyanet İşleri MealiÖlümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar
Saheeh InternationalNo headache will they have therefrom, nor will they be intoxicated
Ali BulaçKi bundan ne başlarını bir ağrı tutar, ne de kendilerinden geçip akılları çelinir
«لا يصدعون عنها ولا ينزَِفون» بفتح الزاي وكسرها من نزف الشارب وأنزف، أي لا يحصل لهم منها صداع ولا ذهاب عقل بخلاف خمر الدنيا.
Diyanet İşleri MealiÖlümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar
Saheeh InternationalAnd fruit of what they select
Ali BulaçArzulayıp-seçecekleri meyveler
«وفاكهة مما يتخيرون».
Diyanet İşleri MealiÖlümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar
Saheeh InternationalAnd the meat of fowl, from whatever they desire
Ali BulaçCanlarının çektiği kuş eti
«ولحم طير مما يشتهون و» لهم للاستمتاع.
Diyanet İşleri Mealiİşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar
Saheeh InternationalAnd [for them are] fair women with large, [beautiful] eyes
Ali BulaçVe iri gözlü huriler
«وحور» نساء شديدات سواد العيون وبياضها «عين» ضخام العيون كسرت عينه بدل ضمها لمجانسة الياء ومفرده عيناء كحمراء وفي قراءة بجر حور عين.
Diyanet İşleri Mealiİşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar
Saheeh InternationalThe likenesses of pearls well-protected
Ali BulaçSanki saklı inciler gibi
«كأمثال اللؤلؤ المكنون» المصون.
Diyanet İşleri Mealiİşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar
Saheeh InternationalAs reward for what they used to do
Ali BulaçYaptıklarına bir karşılık olmak üzere (onlara sunulur)
«جزاءً» مفعول له أو مصدر والعامل المقدر أي جعلنا لهم ما ذكر للجزاء أو جزيناهم «بما كانوا يعملون».
Diyanet İşleri MealiSadece selama karşılık selam sözü işitirler
Saheeh InternationalThey will not hear therein ill speech or commission of sin
Ali BulaçOrada, ne 'saçma ve boş bir söz' işitirler, ne günaha sokma
«لا يسمعون فيها» في الجنة «لغوا» فاحشا من الكلام «ولا تأثيما» ما يؤثم.
Diyanet İşleri MealiDefterleri sağdan verilenler; ne mutlu o sağcılara
Saheeh InternationalOnly a saying: "Peace, peace
Ali BulaçYalnızca bir söz (işitirler:) "Selam, selam
«إلا» لكن «قيلا» قولا «سلاما» سلاما بدل من قيلا فإنهم يسمعونه.
Diyanet İşleri MealiOnlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler
Saheeh InternationalThe companions of the right - what are the companions of the right
Ali BulaçAshab-ı Yemin", ne (kutludur o) "Ashab-ı Yemin
«وأصحاب اليمين ما أصحاب اليمين».
Diyanet İşleri MealiOnlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler
Saheeh International[They will be] among lote trees with thorns removed
Ali BulaçYüklü dalları bükülmüş kiraz (ağaçları)
«في سدر» شجر النبق «مخضود» لا شوك فيه.
Diyanet İşleri MealiOnlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler
Saheeh InternationalAnd [banana] trees layered [with fruit]
Ali BulaçÜstüste dizili meyveleri sarkmış muz ağaçları
«وطلح» شجر الموز «منضود» بالحمل من أسفله إلى أعلاه.
Diyanet İşleri MealiOnlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler
Saheeh InternationalAnd shade extended
Ali BulaçYayılıp-uzanmış gölgeler
«وظل ممدود» دائم.
Diyanet İşleri MealiOnlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler
Saheeh InternationalAnd water poured out
Ali BulaçDurmaksızın akan su(lar)
«وماء مسكوب» جار دائما.
Diyanet İşleri MealiOnlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler
Saheeh InternationalAnd fruit, abundant [and varied]
Ali BulaçVe (daha) birçok meyveler arasında
«وفاكهة كثيرة».
Diyanet İşleri MealiOnlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler
Saheeh InternationalNeither limited [to season] nor forbidden
Ali BulaçKesilip-eksilmeyen ve yasaklanmayan (meyveler)
«لا مقطوعة» في زمن «ولا ممنوعة» بثمن.
Diyanet İşleri MealiOnlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler
Saheeh InternationalAnd [upon] beds raised high
Ali BulaçYükseklere-kurulmuş döşekler (sedirler)
«وفرش مرفوعة» على السرر.
Diyanet İşleri MealiBiz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır
Saheeh InternationalIndeed, We have produced the women of Paradise in a [new] creation
Ali BulaçGerçek şu ki, Biz onları yeni bir inşa (yaratma) ile inşa edip-yarattık
«إنا أنشأناهن إنشاءً» أي الحور العين من غير ولادة.
Diyanet İşleri MealiBiz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır
Saheeh InternationalAnd made them virgins
Ali BulaçOnları hep bakireler olarak kıldık
«فجعلناهن أبكارا» عذارى كلما أتاهن أزواجهن وجدوهن عذارى ولا وجع.
Diyanet İşleri MealiBiz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır
Saheeh InternationalDevoted [to their husbands] and of equal age
Ali BulaçEşlerine sevgiyle tutkun (ve) hep yaşıt
«عرُْبا» بضم الراء وسكونها جمع عروب وهي المتحببة إلى زوجها عشقا له «أترابا» جمع ترب، أي مستويات في السن.
Diyanet İşleri MealiBiz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır
Saheeh InternationalFor the companions of the right [who are]
Ali BulaçAshab-ı Yemin" olanlar için
«لأصحاب اليمين» صلة أنشأناهن أو جعلناهن وهم.
Diyanet İşleri MealiBunların bir kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir
Saheeh InternationalA company of the former peoples
Ali Bulaç(Bunların) Birçoğu geçmiş (ümmet)lerden
«ثلة من الأولين».
Diyanet İşleri MealiBunların bir kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir
Saheeh InternationalAnd a company of the later peoples
Ali BulaçBirçoğu da sonrakilerdendir
«وثلة من الآخرين».
Diyanet İşleri MealiDefterleri soldan verilenler; ne yazık o solculara
Saheeh InternationalAnd the companions of the left - what are the companions of the left
Ali BulaçAshab-ı Şimal", ne (mutsuzdur o) "Ashab-ı Şimal
«وأصحاب الشمال ما أصحاب الشمال».
Diyanet İşleri Mealiİnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar
Saheeh International[They will be] in scorching fire and scalding water
Ali BulaçHücrelere işleyen kavurucu bir sıcaklık ve kaynar su
«في سموم» ريح جارة من النار تنفذ في المسام «وحميم» ماء شديد الحرارة.
Diyanet İşleri Mealiİnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar
Saheeh InternationalAnd a shade of black smoke
Ali BulaçVe kapkara dumandan bir gölge içindedirler
«وظل من يحموم» دخان شديد السواد.
Diyanet İşleri Mealiİnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar
Saheeh InternationalNeither cool nor beneficial
Ali BulaçKi o, ne serindir, ne ferahlatıcı (kerim)
«لا بارد» كغيره من الظلال «ولا كريم» حسن المنظر.
Diyanet İşleri MealiÇünkü onlar, bundan önce, dünyada, nimet içinde bulunurlar iken, büyük günah işlemekte direnir dururlardı
Saheeh InternationalIndeed they were, before that, indulging in affluence
Ali BulaçÇünkü onlar, bundan önce varlık içinde şımartılmış olanlardı
«إنهم كانوا قبل ذلك» في الدنيا «مترفين» منعمين لا يتعبون في الطاعة.
Diyanet İşleri MealiÇünkü onlar, bundan önce, dünyada, nimet içinde bulunurlar iken, büyük günah işlemekte direnir dururlardı
Saheeh InternationalAnd they used to persist in the great violation
Ali BulaçOnlar, büyük günah üzerinde ısrarlı davrananlardı
«وكانوا يصرون على الحنث» الذنب «العظيم» أي الشرك.
Diyanet İşleri MealiŞöyle söylerlerdi: "Öldüğümüzde, toprak ve kemik yığını olduğumuzda mı, biz mi tekrar dirileceğiz
Saheeh InternationalAnd they used to say, "When we die and become dust and bones, are we indeed to be resurrected
Ali BulaçVe derlerdi ki: "Biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuzda mı, gerçekten biz mi diriltilecekmişiz
«وكانوا يقولون أئذا متنا وكنا ترابا وعظاما أئنا لمبعوثون» في الهمزتين في الموضوعين التحقيق وتسهيل الثانية وإدخال ألف بينهما على الوجهين.
Diyanet İşleri MealiÖnce gelip geçmiş babalarımız da mı
Saheeh InternationalAnd our forefathers [as well]
Ali BulaçÖnceden gelip-geçmiş atalarımız da mı
«أو آباؤنا الأولون» بفتح الواو للعطف والهمزة للاستفهام وهو في ذلك وفيما قبله للاستبعاد وفي قراءة بسكون الواو عطفا بأو والمعطوف عليه محل إن واسمها.
Diyanet İşleri MealiDe ki: "Şüphesiz öncekiler de, sonrakiler de belli bir günün belirli bir vaktinde toplanacaklardır
Saheeh InternationalSay, [O Muhammad], "Indeed, the former and the later peoples
Ali BulaçDe ki: "Şüphesiz, öncekiler de ve sonrakiler de
«قل إن الأولين والآخرين».
Diyanet İşleri MealiDe ki: "Şüphesiz öncekiler de, sonrakiler de belli bir günün belirli bir vaktinde toplanacaklardır
Saheeh InternationalAre to be gathered together for the appointment of a known Day
Ali BulaçBilinen bir günün belli vaktinde mutlaka toplanacaklardır
«لمجموعون إلى ميقات» لوقت «يوم معلوم» أي يوم القيامة.
Diyanet İşleri MealiSonra, siz ey sapıklar, yalanlayanlar
Saheeh InternationalThen indeed you, O those astray [who are] deniers
Ali BulaçSonra gerçekten siz, ey sapık olan yalanlayıcılar
«ثم إنكم أيها الضالون المكذبون».
Diyanet İşleri MealiDoğrusu bir zakkum ağacından yiyeceksiniz
Saheeh InternationalWill be eating from trees of zaqqum
Ali BulaçŞüphesiz zakkum olan bir ağaçtan yiyeceksiniz
«لآكلون من شجر من زقوم» بيان للشجر.
Diyanet İşleri MealiKarınlarınızı onunla dolduracaksınız
Saheeh InternationalAnd filling with it your bellies
Ali BulaçBöylece karınları(nızı) ondan dolduracaksınız
«فمالئون منها» من الشجر «البطون».
Diyanet İşleri MealiOnun üzerine kaynar su içeceksiniz
Saheeh InternationalAnd drinking on top of it from scalding water
Ali BulaçOnun üzerine de alabildiğine kaynar sudan içeceksiniz
«فشاربون عليه» أي الزقوم المأكول «من الحميم».
Diyanet İşleri MealiHem de susamış develerin suya saldırışı gibi içeceksiniz
Saheeh InternationalAnd will drink as the drinking of thirsty camels
Ali BulaçÜstelik 'içtikçe susayan hasta develerin' içişi gibi içeceksiniz
«فشاربون شَُرب» بفتح الشين وضمها مصدر «الهيم» الإبل العطاش جمع هيمان للذكر وهيمى للأنثى، كعطشان وعطشى.
Diyanet İşleri Mealiİşte onlara, ceza günü sunulacak konukluk budur
Saheeh InternationalThat is their accommodation on the Day of Recompense
Ali Bulaçİşte bu, onların din (hesap ve ceza) gününde şölenleridir
«هذا نزلهم» ما أعد لهم «يوم الدين» يوم القيامة.
Diyanet İşleri MealiSizi yaratan Biziz; hala tasdik etmez misiniz
Saheeh InternationalWe have created you, so why do you not believe
Ali BulaçSizleri Biz yarattık, yine de tasdik etmeyecek misiniz
«نحن خلقناكم» أوجدناكم من عدم «فلولا» هلا «تصدقون» بالبعث إذ القادر على الإنشاء قادر على الإعادة.
Diyanet İşleri MealiSöyleyin; akıttığınız meniden insanı yaratan siz misiniz, yoksa Biz mi yaratmaktayız
Saheeh InternationalHave you seen that which you emit
Ali BulaçŞimdi (rahimlere) dökmekte olduğunuz meniyi gördünüz mü
«أفرأيتم ما تمنون» تريقون من المني في أرحام النساء.
Diyanet İşleri MealiSöyleyin; akıttığınız meniden insanı yaratan siz misiniz, yoksa Biz mi yaratmaktayız
Saheeh InternationalIs it you who creates it, or are We the Creator
Ali BulaçOnu sizler mi yaratıyorsunuz, yoksa Yaratıcı Biz miyiz
«أأنتم» بتحقيق الهمزتين وإبدال الثانية ألفا وتسهيلها وإدخال ألف بين المسهلة والأخرى وتركه في المواضع الأخرى «تخلقونه» أي المني بشرا «أم نحن الخالقون».
Diyanet İşleri MealiÖlümü aranızda Biz tayin ettik; sizi ortadan kaldırıp benzerlerinizi yerinize getirmeyi, sizi bilmediğiniz şekilde var etmeyi dilesek kimse önümüze geçemez
Saheeh InternationalWe have decreed death among you, and We are not to be outdone
Ali BulaçSizin aranızda ölümü takdir eden Biziz ve Bizim önümüze geçilmiş değildir
«نحن قدَّرنا» بالتشديد والتخفيف «بينكم الموت وما نحن بمسبوقين» بعاجزين.
Diyanet İşleri MealiÖlümü aranızda Biz tayin ettik; sizi ortadan kaldırıp benzerlerinizi yerinize getirmeyi, sizi bilmediğiniz şekilde var etmeyi dilesek kimse önümüze geçemez
Saheeh InternationalIn that We will change your likenesses and produce you in that [form] which you do not know
Ali Bulaç(Yerinize) Benzerlerinizi getirip-değiştirme ve sizi şimdi bilemeyeceğiniz bir şekilde-inşa etme konusunda
«على» عن «أن نبدل» نجعل «أمثالكم» مكانكم «وننشئكم» نخلقكم «في مالا تعلمون» من الصور كالقردة والخنازير.
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, ilk yaratmayı bilirsiniz, yine de düşünmez misiniz
Saheeh InternationalAnd you have already known the first creation, so will you not remember
Ali BulaçAndolsun, ilk inşa (yaratma)yı bildiniz; ama öğüt alıp-düşünmeniz gerekmez mi
«ولقد علمتم النّشاءَةَ الأولى» وفي قراءة بسكون الشين «فلولا تذكرون» فيه إدغام التاء الثانية في الأصل في الذال.
Diyanet İşleri MealiSöyleyin, ektiklerinizi yerden bitirenler sizler misiniz, yoksa Biz mi bitiriyoruz
Saheeh InternationalAnd have you seen that [seed] which you sow
Ali BulaçŞimdi ekmekte olduğunuz (tohum)u gördünüz mü
«أفرأيتم ما تحرثون» تثيرون في الأرض وتلقون البذر فيها.
Diyanet İşleri MealiSöyleyin, ektiklerinizi yerden bitirenler sizler misiniz, yoksa Biz mi bitiriyoruz
Saheeh InternationalIs it you who makes it grow, or are We the grower
Ali BulaçOnu sizler mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren Biz miyiz
«أأنتم تزرعونه» تنبتونه «أم نحن الزارعون».
Diyanet İşleri MealiDilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık
Saheeh InternationalIf We willed, We could make it [dry] debris, and you would remain in wonder
Ali BulaçEğer dilemiş olsaydık, gerçekten onu bir ot kırıntısı kılardık; böylelikle şaşar-kalırdınız
«لو نشاء لجعلناه حطاما» نباتا يابسا لا حب فيه «فظلتم» أصله ظللتم بكسر اللام حذفت تخفيفا أي أقمتم نهارا «تفكهون» حذفت منه إحدى التاءين في الأصل تعجبون من ذلك وتقولون.
Diyanet İşleri MealiDilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık
Saheeh International[Saying], "Indeed, we are [now] in debt
Ali Bulaç(Şöyle de sızlanırdınız:) "Doğrusu biz, ağır bir borç altına girip-zorlandık
«إنا لمغرمون» نفقة زرعنا.
Diyanet İşleri MealiDilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık
Saheeh InternationalRather, we have been deprived
Ali BulaçHayır, biz büsbütün yoksun bırakıldık
«بل نحن محرومون» ممنوعون رزقنا.
Diyanet İşleri MealiSöyleyin; içtiğiniz suyu buluttan indirenler sizler misiniz yoksa onu Biz mi indiririz
Saheeh InternationalAnd have you seen the water that you drink
Ali BulaçŞimdi siz, içmekte olduğunuz suyu gördünüz mü
«أفرأيتم الماء الذي تشربون».
Diyanet İşleri MealiSöyleyin; içtiğiniz suyu buluttan indirenler sizler misiniz yoksa onu Biz mi indiririz
Saheeh InternationalIs it you who brought it down from the clouds, or is it We who bring it down
Ali BulaçOnu sizler mi buluttan indiriyorsunuz, yoksa indiren Biz miyiz
«أأنتم أنزلتموه من المزن» السحاب جمع مزنة «أم نحن المنزلون».
Diyanet İşleri MealiDileseydik onu acılaştırırdık; hala şükretmez misiniz
Saheeh InternationalIf We willed, We could make it bitter, so why are you not grateful
Ali BulaçEğer dilemiş olsaydık onu tuzlu kılardık; şükretmeniz gerekmez mi
«لو نشاء جعلناه أجاجا» ملحا لا يمكن شربه «فلولا» هلا «تشكرون».
Diyanet İşleri MealiSöyleyin; yaktığınız ateşin ağacını var eden sizler misiniz, yoksa onu Biz mi var ederiz
Saheeh InternationalAnd have you seen the fire that you ignite
Ali BulaçŞimdi yakmakta olduğunuz ateşi gördünüz mü
«أفرأيتم النار التي تورون» تُخرجون من الشجر الأخضر.
Diyanet İşleri MealiSöyleyin; yaktığınız ateşin ağacını var eden sizler misiniz, yoksa onu Biz mi var ederiz
Saheeh InternationalIs it you who produced its tree, or are We the producer
Ali BulaçOnun ağacını sizler mi inşa ettiniz (yarattınız), yoksa onu inşa eden Biz miyiz
«أأنتم أنشأتم شجرتها» كالمرخ والعفار والكلخ «أم نحن المنشئون».
Diyanet İşleri MealiBiz onu bir ibret ve çölde konaklayanlar için yararlı kıldık
Saheeh InternationalWe have made it a reminder and provision for the travelers
Ali BulaçBiz onu hem bir öğüt ve hatırlatma (konusu), hem ihtiyacı olanlara bir meta kıldık
«نحن جعلناها تذكرة» لنار جهنم «ومتاعا» بُلْغَة «للمقوين» للمسافرين من أقوى القوم: أي صاروا بالقوى بالقصر والمد أي القفر وهو مفازة لا نبات فيها ولا ماء.
Diyanet İşleri MealiÖyleyse çok büyük Rabbinin adını tesbih et
Saheeh InternationalSo exalt the name of your Lord, the Most Great
Ali BulaçŞu halde büyük Rabbini ismiyle tesbih et
«فسبح» نزه «باسم» زائدة «ربك العظيم» الله.
Diyanet İşleri MealiHayır; yıldızların yerleri üzerine yemin ederim; ki bunun ne büyük yemin olduğunu bir bilseniz
Saheeh InternationalThen I swear by the setting of the stars
Ali BulaçHayır, yıldızların yer (mevki)lerine yemin ederim
«فلا أقسم» لا زائدة «بمواقع النجوم» بمساقطها لغروبها.
Diyanet İşleri MealiHayır; yıldızların yerleri üzerine yemin ederim; ki bunun ne büyük yemin olduğunu bir bilseniz
Saheeh InternationalAnd indeed, it is an oath - if you could know - [most] great
Ali BulaçŞüphesiz bu, eğer bilirseniz gerçekten büyük bir yemindir
«وإنه» أي القسم بها «لقسم لو تعلمون عظيم» لو كنتم من ذوي العلم لعلمتم عظم هذا القسم.
Diyanet İşleri MealiDoğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir
Saheeh InternationalIndeed, it is a noble Qur'an
Ali BulaçElbette bu, bir Kur'an-ı Kerim'dir
«إنه» أي المتلو عليكم «لقرآن كريم».
Diyanet İşleri MealiDoğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir
Saheeh InternationalIn a Register well-protected
Ali BulaçSaklanmış-korunmuş bir Kitap'ta (yazılı)dır
«في كتاب» مكتوب «مكنون» مصون وهو المصحف.
Diyanet İşleri MealiDoğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir
Saheeh InternationalNone touch it except the purified
Ali BulaçOna, temizlenip-arınmış olanlardan başkası dokunamaz
«لايمسّه» خبر بمعنى النهي «إلا المطهرون» الذين طهروا أنفسهم من الأحداث.
Diyanet İşleri MealiDoğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir
Saheeh International[It is] a revelation from the Lord of the worlds
Ali BulaçAlemlerin Rabbinden indirilmedir
«تنزيل» منزل «من رب العالمين».
Diyanet İşleri MealiSiz bu sözü mü hor görüyorsunuz
Saheeh InternationalThen is it to this statement that you are indifferent
Ali BulaçŞimdi siz bu sözü mü hor görüp-küçümsüyorsunuz
«أفبهذا الحديث» القرآن «أنتم مدهنون» متهاونون مكذبون.
Diyanet İşleri MealiRızkınıza şükredeceğiniz yere onu vereni mi yalanlıyorsunuz
Saheeh InternationalAnd make [the thanks for] your provision that you deny [the Provider]
Ali BulaçVe rızkınızı (Kur'an'dan yararlanma nimetini bırakıp onu) mutlaka yalan saymaktan ibaret mi kılıyorsunuz
«وتجعلون رزقكم» من المطر، أي شكره «أنكم تكذبون» بسقيا الله حيث قلتم مطرنا بنوء كذا.
Diyanet İşleri MealiKişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz
Saheeh InternationalThen why, when the soul at death reaches the throat
Ali BulaçHele can boğaza gelip dayandığında
«فلولا» فهلا «إذا بلغت» الروح وقت النزع «الحلقوم» هو مجرى الطعام.
Diyanet İşleri MealiKişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz
Saheeh InternationalAnd you are at that time looking on
Ali BulaçKi o sırada siz (sadece) bakıp-durursunuz
«وأنتم» يا حاضري الميت «حينئذ تنظرون» إليه.
Diyanet İşleri MealiKişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz
Saheeh InternationalAnd Our angels are nearer to him than you, but you do not see
Ali BulaçBiz ona sizden daha yakınız; ancak görmezsiniz
«ونحن أقرب إليه منكم» بالعلم «ولكن لا تبصرون» من البصيرة، أي لا تعلمون ذلك.
Diyanet İşleri MealiSiz dirilip yaptıklarınıza karşılık görmeyecekseniz ve eğer bu sözünüzde samimi iseniz, o çıkmak üzere olan canı geri çevirsenize
Saheeh InternationalThen why do you not, if you are not to be recompensed
Ali Bulaçİşte o vakit, eğer ceza görmeyecek iseniz
«فلولا» فهلا «إن كنتم غير مدينين» مجزيين بأن تبعثوا، أي غير مبعوثين بزعمكم.
Diyanet İşleri MealiSiz dirilip yaptıklarınıza karşılık görmeyecekseniz ve eğer bu sözünüzde samimi iseniz, o çıkmak üzere olan canı geri çevirsenize
Saheeh InternationalBring it back, if you should be truthful
Ali BulaçEğer doğru söylüyorsanız, onu, (çıkmakta olan canı) geri çevirsenize
«ترجعونها» تردون الروح إلى الجسد بعد بلوغ الحلقوم «إن كنتم صادقين» فيما زعمتم فلولا الثانية تأكيد للأولى وإذا ظرف لترجعون المتعلق به الشرطان والمعنى: هلا ترجعونها إن نفيتم البعث صادقين في نفيه، أي لينتفي عن محلها الموت كالبعث.
Diyanet İşleri MealiEğer ölen o kişi, gözdelerden ise, rahatlık, hoşluk ve nimet cenneti onundur
Saheeh InternationalAnd if the deceased was of those brought near to Allah
Ali BulaçEğer o (ölecek kişi), yakın kılınan (mukarreb olan)lardan ise
«فأما إن كان» الميت «من المقربين».
Diyanet İşleri MealiEğer ölen o kişi, gözdelerden ise, rahatlık, hoşluk ve nimet cenneti onundur
Saheeh InternationalThen [for him is] rest and bounty and a garden of pleasure
Ali BulaçBu durumda rahatlık, güzel rızık ve nimetlerle donatılmış cennet (onundur)
«فروْح» أي فله استراحة «وريحان» رزق حسن «وجنة نعيم» وهل الجواب لأما أو لإن أو لهما؟ أقوال.
Diyanet İşleri MealiEğer defteri sağdan verilenlerden ise
Saheeh InternationalAnd if he was of the companions of the right
Ali BulaçVe eğer "Ashab-ı Yemin"den ise
«وأما إن كان من أصحاب اليمين».
Diyanet İşleri MealiEy sağcılardan olan kişi, sana selam olsun!" denir
Saheeh InternationalThen [the angels will say], "Peace for you; [you are] from the companions of the right
Ali BulaçArtık, "Ashab-ı Yemin"den selam sana
«فسلام لك» أي له السلامة من العذاب «من أصحاب اليمين» من جهة أنه منهم.
Diyanet İşleri MealiEğer, sapık yalancılardan ise
Saheeh InternationalBut if he was of the deniers [who were] astray
Ali BulaçVe eğer o, yalanlayan sapıklardan ise
«وأما إن كان من المكذبين الضالين».
Diyanet İşleri MealiOna kaynar sudan konukluk sunulur
Saheeh InternationalThen [for him is] accommodation of scalding water
Ali BulaçArtık (onun için) alabildiğine kaynar sudan bir şölen vardır
(فنزل من حميم) من إضافة الموصوف إلى صفته.
Diyanet İşleri MealiCehenneme sokulur
Saheeh InternationalAnd burning in Hellfire
Ali BulaçVe çılgınca yanan ateşe bir atılma da
(وتصلية جحيم) من إضافة الموصوف إلى صفته.
Diyanet İşleri MealiDoğrusu kesin gerçek budur
Saheeh InternationalIndeed, this is the true certainty
Ali BulaçŞüphesiz bu, kesin bilgi ifade eden bir gerçektir (Hakku'l-Yakin)
«إن هذا لهو حق اليقين» من إضافة الموصوف إلى صفته.
Diyanet İşleri MealiÖyleyse çok büyük Rabbinin adını tesbih et
Saheeh InternationalSo exalt the name of your Lord, the Most Great
Ali BulaçÖyleyse büyük Rabbini ismiyle tesbih et
«فسبح باسم ربك العظيم» تقدم.