56. Al-Waaqia سُورَةُ الوَاقِعَةِ
Diyanet İşleri MealiKıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır
Ali BulaçVakıa (kesin bir gerçek olan kıyamet) vuku bulduğu zaman
Yusuf AliWhen the Event inevitable cometh to pass
Diyanet İşleri MealiKıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır
Ali BulaçOnun vukuuna (gerçekleşmesine artık) yalan diyecek yoktur
Yusuf AliThen will no (soul) entertain falsehood concerning its coming
Diyanet İşleri MealiKıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır
Ali BulaçO aşağılatıcı, yücelticidir
Yusuf Ali(Many) will it bring low; (many) will it exalt
Diyanet İşleri MealiEy insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz
Ali BulaçYer, şiddetli bir sarsıntıyla sarsıldığı
Yusuf AliWhen the earth shall be shaken to its depths
Diyanet İşleri MealiEy insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz
Ali BulaçVe dağlar darmadağın olup ufalandığı
Yusuf AliAnd the mountains shall be crumbled to atoms
Diyanet İşleri MealiEy insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz
Ali BulaçDerken toz duman halinde dağılıp-savrulduğu
Yusuf AliBecoming dust scattered abroad
Diyanet İşleri MealiEy insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz
Ali BulaçVe sizler de üç sınıf olduğunuz zaman
Yusuf AliAnd ye shall be sorted out into three classes
Diyanet İşleri Mealiİyi işler işlediklerini belirtmek için, amel defterleri sağdan verilenler; ne mutlu o sağcılara
Ali Bulaçİşte o "Ashab-ı Meymene", ne (kutludur o) "Ashab-ı Meymene
Yusuf AliThen (there will be) the Companions of the Right Hand;- What will be the Companions of the Right Hand
Diyanet İşleri MealiKötülük işlediklerini belirtmek üzere, amel defterleri soldan verilenler; ne yazık o solculara
Ali BulaçAshab-ı Meş'eme" ne (mutsuz ve uğursuzdur o) "Ashab-ı Meş'eme
Yusuf AliAnd the Companions of the Left Hand,- what will be the Companions of the Left Hand
Diyanet İşleri Mealiİyilik işlemekte önde olanlar, karşılıklarını almakta da önde olanlardır
Ali BulaçYarışıp öne geçenler de, öne geçmiş öncülerdir
Yusuf AliAnd those Foremost (in Faith) will be Foremost (in the Hereafter)
Diyanet İşleri MealiNaim cennetlerinde Allah'a en çok yaklaştırılmış olanlar işte bunlardır
Ali Bulaçİşte onlar, yakınlaştırılmış (mukarreb) olanlardır
Yusuf AliThese will be those Nearest to God
Diyanet İşleri MealiNaim cennetlerinde Allah'a en çok yaklaştırılmış olanlar işte bunlardır
Ali BulaçNimetlerle-donatılmış cennetler içinde
Yusuf AliIn Gardens of Bliss
Diyanet İşleri MealiOnların büyük kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir
Ali BulaçBirçoğu geçmiş (ümmet)lerden
Yusuf AliA number of people from those of old
Diyanet İşleri MealiOnların büyük kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir
Ali BulaçBirazı da sonrakilerden
Yusuf AliAnd a few from those of later times
Diyanet İşleri MealiMücevheratla işlenmiş tahtlara karşılıklı olarak yaslanırlar
Ali BulaçÖzenle işlenmiş mücevher' tahtlar üzerindedirler
Yusuf Ali(They will be) on Thrones encrusted (with gold and precious stones)
Diyanet İşleri MealiMücevheratla işlenmiş tahtlara karşılıklı olarak yaslanırlar
Ali BulaçKarşılıklı yaslanmışlardır
Yusuf AliReclining on them, facing each other
Diyanet İşleri MealiÖlümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar
Ali BulaçÇevrelerinde ölümsüzlüğe ulaşmış gençler dönüp dolaşır
Yusuf AliRound about them will (serve) youths of perpetual (freshness)
Diyanet İşleri MealiÖlümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar
Ali BulaçKaynağından (doldurulmuş) testiler, ibrikler ve kadehler
Yusuf AliWith goblets, (shining) beakers, and cups (filled) out of clear-flowing fountains
Diyanet İşleri MealiÖlümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar
Ali BulaçKi bundan ne başlarını bir ağrı tutar, ne de kendilerinden geçip akılları çelinir
Yusuf AliNo after-ache will they receive therefrom, nor will they suffer intoxication
Diyanet İşleri MealiÖlümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar
Ali BulaçArzulayıp-seçecekleri meyveler
Yusuf AliAnd with fruits, any that they may select
Diyanet İşleri MealiÖlümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar
Ali BulaçCanlarının çektiği kuş eti
Yusuf AliAnd the flesh of fowls, any that they may desire
Diyanet İşleri Mealiİşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar
Ali BulaçVe iri gözlü huriler
Yusuf AliAnd (there will be) Companions with beautiful, big, and lustrous eyes
Diyanet İşleri Mealiİşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar
Ali BulaçSanki saklı inciler gibi
Yusuf AliLike unto Pearls well-guarded
Diyanet İşleri Mealiİşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar
Ali BulaçYaptıklarına bir karşılık olmak üzere (onlara sunulur)
Yusuf AliA Reward for the deeds of their past (life)
Diyanet İşleri MealiSadece selama karşılık selam sözü işitirler
Ali BulaçOrada, ne 'saçma ve boş bir söz' işitirler, ne günaha sokma
Yusuf AliNot frivolity will they hear therein, nor any taint of ill
Diyanet İşleri MealiDefterleri sağdan verilenler; ne mutlu o sağcılara
Ali BulaçYalnızca bir söz (işitirler:) "Selam, selam
Yusuf AliOnly the saying, "Peace! Peace
Diyanet İşleri MealiOnlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler
Ali BulaçAshab-ı Yemin", ne (kutludur o) "Ashab-ı Yemin
Yusuf AliThe Companions of the Right Hand,- what will be the Companions of the Right Hand
Diyanet İşleri MealiOnlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler
Ali BulaçYüklü dalları bükülmüş kiraz (ağaçları)
Yusuf Ali(They will be) among Lote-trees without thorns
Diyanet İşleri MealiOnlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler
Ali BulaçÜstüste dizili meyveleri sarkmış muz ağaçları
Yusuf AliAmong Talh trees with flowers (or fruits) piled one above another
Diyanet İşleri MealiOnlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler
Ali BulaçYayılıp-uzanmış gölgeler
Yusuf AliIn shade long-extended
Diyanet İşleri MealiOnlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler
Ali BulaçDurmaksızın akan su(lar)
Yusuf AliBy water flowing constantly
Diyanet İşleri MealiOnlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler
Ali BulaçVe (daha) birçok meyveler arasında
Yusuf AliAnd fruit in abundance
Diyanet İşleri MealiOnlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler
Ali BulaçKesilip-eksilmeyen ve yasaklanmayan (meyveler)
Yusuf AliWhose season is not limited, nor (supply) forbidden
Diyanet İşleri MealiOnlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler
Ali BulaçYükseklere-kurulmuş döşekler (sedirler)
Yusuf AliAnd on Thrones (of Dignity), raised high
Diyanet İşleri MealiBiz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır
Ali BulaçGerçek şu ki, Biz onları yeni bir inşa (yaratma) ile inşa edip-yarattık
Yusuf AliWe have created (their Companions) of special creation
Diyanet İşleri MealiBiz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır
Ali BulaçOnları hep bakireler olarak kıldık
Yusuf AliAnd made them virgin - pure (and undefiled)
Diyanet İşleri MealiBiz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır
Ali BulaçEşlerine sevgiyle tutkun (ve) hep yaşıt
Yusuf AliBeloved (by nature), equal in age
Diyanet İşleri MealiBiz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır
Ali BulaçAshab-ı Yemin" olanlar için
Yusuf AliFor the Companions of the Right Hand
Diyanet İşleri MealiBunların bir kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir
Ali Bulaç(Bunların) Birçoğu geçmiş (ümmet)lerden
Yusuf AliA (goodly) number from those of old
Diyanet İşleri MealiBunların bir kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir
Ali BulaçBirçoğu da sonrakilerdendir
Yusuf AliAnd a (goodly) number from those of later times
Diyanet İşleri MealiDefterleri soldan verilenler; ne yazık o solculara
Ali BulaçAshab-ı Şimal", ne (mutsuzdur o) "Ashab-ı Şimal
Yusuf AliThe Companions of the Left Hand,- what will be the Companions of the Left Hand
Diyanet İşleri Mealiİnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar
Ali BulaçHücrelere işleyen kavurucu bir sıcaklık ve kaynar su
Yusuf Ali(They will be) in the midst of a Fierce Blast of Fire and in Boiling Water
Diyanet İşleri Mealiİnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar
Ali BulaçVe kapkara dumandan bir gölge içindedirler
Yusuf AliAnd in the shades of Black Smoke
Diyanet İşleri Mealiİnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar
Ali BulaçKi o, ne serindir, ne ferahlatıcı (kerim)
Yusuf AliNothing (will there be) to refresh, nor to please
Diyanet İşleri MealiÇünkü onlar, bundan önce, dünyada, nimet içinde bulunurlar iken, büyük günah işlemekte direnir dururlardı
Ali BulaçÇünkü onlar, bundan önce varlık içinde şımartılmış olanlardı
Yusuf AliFor that they were wont to be indulged, before that, in wealth (and luxury)
Diyanet İşleri MealiÇünkü onlar, bundan önce, dünyada, nimet içinde bulunurlar iken, büyük günah işlemekte direnir dururlardı
Ali BulaçOnlar, büyük günah üzerinde ısrarlı davrananlardı
Yusuf AliAnd persisted obstinately in wickedness supreme
Diyanet İşleri MealiŞöyle söylerlerdi: "Öldüğümüzde, toprak ve kemik yığını olduğumuzda mı, biz mi tekrar dirileceğiz
Ali BulaçVe derlerdi ki: "Biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuzda mı, gerçekten biz mi diriltilecekmişiz
Yusuf AliAnd they used to say, "What! when we die and become dust and bones, shall we then indeed be raised up again
Diyanet İşleri MealiÖnce gelip geçmiş babalarımız da mı
Ali BulaçÖnceden gelip-geçmiş atalarımız da mı
Yusuf Ali(We) and our fathers of old
Diyanet İşleri MealiDe ki: "Şüphesiz öncekiler de, sonrakiler de belli bir günün belirli bir vaktinde toplanacaklardır
Ali BulaçDe ki: "Şüphesiz, öncekiler de ve sonrakiler de
Yusuf AliSay: "Yea, those of old and those of later times
Diyanet İşleri MealiDe ki: "Şüphesiz öncekiler de, sonrakiler de belli bir günün belirli bir vaktinde toplanacaklardır
Ali BulaçBilinen bir günün belli vaktinde mutlaka toplanacaklardır
Yusuf AliAll will certainly be gathered together for the meeting appointed for a Day well-known
Diyanet İşleri MealiSonra, siz ey sapıklar, yalanlayanlar
Ali BulaçSonra gerçekten siz, ey sapık olan yalanlayıcılar
Yusuf AliThen will ye truly,- O ye that go wrong, and treat (Truth) as Falsehood
Diyanet İşleri MealiDoğrusu bir zakkum ağacından yiyeceksiniz
Ali BulaçŞüphesiz zakkum olan bir ağaçtan yiyeceksiniz
Yusuf AliYe will surely taste of the Tree of Zaqqum
Diyanet İşleri MealiKarınlarınızı onunla dolduracaksınız
Ali BulaçBöylece karınları(nızı) ondan dolduracaksınız
Yusuf AliThen will ye fill your insides therewith
Diyanet İşleri MealiOnun üzerine kaynar su içeceksiniz
Ali BulaçOnun üzerine de alabildiğine kaynar sudan içeceksiniz
Yusuf AliAnd drink Boiling Water on top of it
Diyanet İşleri MealiHem de susamış develerin suya saldırışı gibi içeceksiniz
Ali BulaçÜstelik 'içtikçe susayan hasta develerin' içişi gibi içeceksiniz
Yusuf AliIndeed ye shall drink like diseased camels raging with thirst
Diyanet İşleri Mealiİşte onlara, ceza günü sunulacak konukluk budur
Ali Bulaçİşte bu, onların din (hesap ve ceza) gününde şölenleridir
Yusuf AliSuch will be their entertainment on the Day of Requital
Diyanet İşleri MealiSizi yaratan Biziz; hala tasdik etmez misiniz
Ali BulaçSizleri Biz yarattık, yine de tasdik etmeyecek misiniz
Yusuf AliIt is We Who have created you: why will ye not witness the Truth
Diyanet İşleri MealiSöyleyin; akıttığınız meniden insanı yaratan siz misiniz, yoksa Biz mi yaratmaktayız
Ali BulaçŞimdi (rahimlere) dökmekte olduğunuz meniyi gördünüz mü
Yusuf AliDo ye then see?- The (human Seed) that ye throw out
Diyanet İşleri MealiSöyleyin; akıttığınız meniden insanı yaratan siz misiniz, yoksa Biz mi yaratmaktayız
Ali BulaçOnu sizler mi yaratıyorsunuz, yoksa Yaratıcı Biz miyiz
Yusuf AliIs it ye who create it, or are We the Creators
Diyanet İşleri MealiÖlümü aranızda Biz tayin ettik; sizi ortadan kaldırıp benzerlerinizi yerinize getirmeyi, sizi bilmediğiniz şekilde var etmeyi dilesek kimse önümüze geçemez
Ali BulaçSizin aranızda ölümü takdir eden Biziz ve Bizim önümüze geçilmiş değildir
Yusuf AliWe have decreed Death to be your common lot, and We are not to be frustrated
Diyanet İşleri MealiÖlümü aranızda Biz tayin ettik; sizi ortadan kaldırıp benzerlerinizi yerinize getirmeyi, sizi bilmediğiniz şekilde var etmeyi dilesek kimse önümüze geçemez
Ali Bulaç(Yerinize) Benzerlerinizi getirip-değiştirme ve sizi şimdi bilemeyeceğiniz bir şekilde-inşa etme konusunda
Yusuf Alifrom changing your Forms and creating you (again) in (forms) that ye know not
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, ilk yaratmayı bilirsiniz, yine de düşünmez misiniz
Ali BulaçAndolsun, ilk inşa (yaratma)yı bildiniz; ama öğüt alıp-düşünmeniz gerekmez mi
Yusuf AliAnd ye certainly know already the first form of creation: why then do ye not celebrate His praises
Diyanet İşleri MealiSöyleyin, ektiklerinizi yerden bitirenler sizler misiniz, yoksa Biz mi bitiriyoruz
Ali BulaçŞimdi ekmekte olduğunuz (tohum)u gördünüz mü
Yusuf AliSee ye the seed that ye sow in the ground
Diyanet İşleri MealiSöyleyin, ektiklerinizi yerden bitirenler sizler misiniz, yoksa Biz mi bitiriyoruz
Ali BulaçOnu sizler mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren Biz miyiz
Yusuf AliIs it ye that cause it to grow, or are We the Cause
Diyanet İşleri MealiDilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık
Ali BulaçEğer dilemiş olsaydık, gerçekten onu bir ot kırıntısı kılardık; böylelikle şaşar-kalırdınız
Yusuf AliWere it Our Will, We could crumble it to dry powder, and ye would be left in wonderment
Diyanet İşleri MealiDilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık
Ali Bulaç(Şöyle de sızlanırdınız:) "Doğrusu biz, ağır bir borç altına girip-zorlandık
Yusuf Ali(Saying), "We are indeed left with debts (for nothing)
Diyanet İşleri MealiDilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık
Ali BulaçHayır, biz büsbütün yoksun bırakıldık
Yusuf AliIndeed are we shut out (of the fruits of our labour)
Diyanet İşleri MealiSöyleyin; içtiğiniz suyu buluttan indirenler sizler misiniz yoksa onu Biz mi indiririz
Ali BulaçŞimdi siz, içmekte olduğunuz suyu gördünüz mü
Yusuf AliSee ye the water which ye drink
Diyanet İşleri MealiSöyleyin; içtiğiniz suyu buluttan indirenler sizler misiniz yoksa onu Biz mi indiririz
Ali BulaçOnu sizler mi buluttan indiriyorsunuz, yoksa indiren Biz miyiz
Yusuf AliDo ye bring it down (in rain) from the cloud or do We
Diyanet İşleri MealiDileseydik onu acılaştırırdık; hala şükretmez misiniz
Ali BulaçEğer dilemiş olsaydık onu tuzlu kılardık; şükretmeniz gerekmez mi
Yusuf AliWere it Our Will, We could make it salt (and unpalatable): then why do ye not give thanks
Diyanet İşleri MealiSöyleyin; yaktığınız ateşin ağacını var eden sizler misiniz, yoksa onu Biz mi var ederiz
Ali BulaçŞimdi yakmakta olduğunuz ateşi gördünüz mü
Yusuf AliSee ye the Fire which ye kindle
Diyanet İşleri MealiSöyleyin; yaktığınız ateşin ağacını var eden sizler misiniz, yoksa onu Biz mi var ederiz
Ali BulaçOnun ağacını sizler mi inşa ettiniz (yarattınız), yoksa onu inşa eden Biz miyiz
Yusuf AliIs it ye who grow the tree which feeds the fire, or do We grow it
Diyanet İşleri MealiBiz onu bir ibret ve çölde konaklayanlar için yararlı kıldık
Ali BulaçBiz onu hem bir öğüt ve hatırlatma (konusu), hem ihtiyacı olanlara bir meta kıldık
Yusuf AliWe have made it a memorial (of Our handiwork), and an article of comfort and convenience for the denizens of deserts
Diyanet İşleri MealiÖyleyse çok büyük Rabbinin adını tesbih et
Ali BulaçŞu halde büyük Rabbini ismiyle tesbih et
Yusuf AliThen celebrate with praises the name of thy Lord, the Supreme
Diyanet İşleri MealiHayır; yıldızların yerleri üzerine yemin ederim; ki bunun ne büyük yemin olduğunu bir bilseniz
Ali BulaçHayır, yıldızların yer (mevki)lerine yemin ederim
Yusuf AliFurthermore I call to witness the setting of the Stars
Diyanet İşleri MealiHayır; yıldızların yerleri üzerine yemin ederim; ki bunun ne büyük yemin olduğunu bir bilseniz
Ali BulaçŞüphesiz bu, eğer bilirseniz gerçekten büyük bir yemindir
Yusuf AliAnd that is indeed a mighty adjuration if ye but knew
Diyanet İşleri MealiDoğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir
Ali BulaçElbette bu, bir Kur'an-ı Kerim'dir
Yusuf AliThat this is indeed a qur'an Most Honourable
Diyanet İşleri MealiDoğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir
Ali BulaçSaklanmış-korunmuş bir Kitap'ta (yazılı)dır
Yusuf AliIn Book well-guarded
Diyanet İşleri MealiDoğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir
Ali BulaçOna, temizlenip-arınmış olanlardan başkası dokunamaz
Yusuf AliWhich none shall touch but those who are clean
Diyanet İşleri MealiDoğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir
Ali BulaçAlemlerin Rabbinden indirilmedir
Yusuf AliA Revelation from the Lord of the Worlds
Diyanet İşleri MealiSiz bu sözü mü hor görüyorsunuz
Ali BulaçŞimdi siz bu sözü mü hor görüp-küçümsüyorsunuz
Yusuf AliIs it such a Message that ye would hold in light esteem
Diyanet İşleri MealiRızkınıza şükredeceğiniz yere onu vereni mi yalanlıyorsunuz
Ali BulaçVe rızkınızı (Kur'an'dan yararlanma nimetini bırakıp onu) mutlaka yalan saymaktan ibaret mi kılıyorsunuz
Yusuf AliAnd have ye made it your livelihood that ye should declare it false
Diyanet İşleri MealiKişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz
Ali BulaçHele can boğaza gelip dayandığında
Yusuf AliThen why do ye not (intervene) when (the soul of the dying man) reaches the throat
Diyanet İşleri MealiKişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz
Ali BulaçKi o sırada siz (sadece) bakıp-durursunuz
Yusuf AliAnd ye the while (sit) looking on
Diyanet İşleri MealiKişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz
Ali BulaçBiz ona sizden daha yakınız; ancak görmezsiniz
Yusuf AliBut We are nearer to him than ye, and yet see not
Diyanet İşleri MealiSiz dirilip yaptıklarınıza karşılık görmeyecekseniz ve eğer bu sözünüzde samimi iseniz, o çıkmak üzere olan canı geri çevirsenize
Ali Bulaçİşte o vakit, eğer ceza görmeyecek iseniz
Yusuf AliThen why do ye not,- If you are exempt from (future) account
Diyanet İşleri MealiSiz dirilip yaptıklarınıza karşılık görmeyecekseniz ve eğer bu sözünüzde samimi iseniz, o çıkmak üzere olan canı geri çevirsenize
Ali BulaçEğer doğru söylüyorsanız, onu, (çıkmakta olan canı) geri çevirsenize
Yusuf AliCall back the soul, if ye are true (in the claim of independence)
Diyanet İşleri MealiEğer ölen o kişi, gözdelerden ise, rahatlık, hoşluk ve nimet cenneti onundur
Ali BulaçEğer o (ölecek kişi), yakın kılınan (mukarreb olan)lardan ise
Yusuf AliThus, then, if he be of those Nearest to God
Diyanet İşleri MealiEğer ölen o kişi, gözdelerden ise, rahatlık, hoşluk ve nimet cenneti onundur
Ali BulaçBu durumda rahatlık, güzel rızık ve nimetlerle donatılmış cennet (onundur)
Yusuf Ali(There is for him) Rest and Satisfaction, and a Garden of Delights
Diyanet İşleri MealiEğer defteri sağdan verilenlerden ise
Ali BulaçVe eğer "Ashab-ı Yemin"den ise
Yusuf AliAnd if he be of the Companions of the Right Hand
Diyanet İşleri MealiEy sağcılardan olan kişi, sana selam olsun!" denir
Ali BulaçArtık, "Ashab-ı Yemin"den selam sana
Yusuf Ali(For him is the salutation), "Peace be unto thee", from the Companions of the Right Hand
Diyanet İşleri MealiEğer, sapık yalancılardan ise
Ali BulaçVe eğer o, yalanlayan sapıklardan ise
Yusuf AliAnd if he be of those who treat (Truth) as Falsehood, who go wrong
Diyanet İşleri MealiOna kaynar sudan konukluk sunulur
Ali BulaçArtık (onun için) alabildiğine kaynar sudan bir şölen vardır
Yusuf AliFor him is Entertainment with Boiling Water
Diyanet İşleri MealiCehenneme sokulur
Ali BulaçVe çılgınca yanan ateşe bir atılma da
Yusuf AliAnd burning in Hell-Fire
Diyanet İşleri MealiDoğrusu kesin gerçek budur
Ali BulaçŞüphesiz bu, kesin bilgi ifade eden bir gerçektir (Hakku'l-Yakin)
Yusuf AliVerily, this is the Very Truth and Certainly
Diyanet İşleri MealiÖyleyse çok büyük Rabbinin adını tesbih et
Ali BulaçÖyleyse büyük Rabbini ismiyle tesbih et
Yusuf AliSo celebrate with praises the name of thy Lord, the Supreme