56. Al-Waaqia سُورَةُ الوَاقِعَةِ
Diyanet İşleri MealiKıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır
Süleyman AteşOlacak vak'a olduğu (kıyamet koptuğu) zaman
Saheeh InternationalWhen the Occurrence occurs
Diyanet İşleri MealiKıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır
Süleyman AteşOnun oluşunu yalanlayacak yoktur
Saheeh InternationalThere is, at its occurrence, no denial
Diyanet İşleri MealiKıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır
Süleyman AteşO alçaltıcı, yükselticidir (yerleri alt üst eder)
Saheeh InternationalIt will bring down [some] and raise up [others]
Diyanet İşleri MealiEy insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz
Süleyman AteşYer şiddetliesarsıldığı
Saheeh InternationalWhen the earth is shaken with convulsion
Diyanet İşleri MealiEy insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz
Süleyman AteşDağlar serpildikçe serpildiği
Saheeh InternationalAnd the mountains are broken down, crumbling
Diyanet İşleri MealiEy insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz
Süleyman AteşDağılan toz duman haline geldiği
Saheeh InternationalAnd become dust dispersing
Diyanet İşleri MealiEy insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz
Süleyman AteşVe sizler üç sınıf olduğunuz zaman
Saheeh InternationalAnd you become [of] three kinds
Diyanet İşleri Mealiİyi işler işlediklerini belirtmek için, amel defterleri sağdan verilenler; ne mutlu o sağcılara
Süleyman AteşSağın adamları (amel defterleri sağ tarafından verilenler), ne uğurlulardır onlar
Saheeh InternationalThen the companions of the right - what are the companions of the right
Diyanet İşleri MealiKötülük işlediklerini belirtmek üzere, amel defterleri soldan verilenler; ne yazık o solculara
Süleyman AteşSolun adamları (amel defterleri sol tarafından verilenler), ne uğursuzlardır onlar
Saheeh InternationalAnd the companions of the left - what are the companions of the left
Diyanet İşleri Mealiİyilik işlemekte önde olanlar, karşılıklarını almakta da önde olanlardır
Süleyman AteşVe o sabıklar, sabıklar
Saheeh InternationalAnd the forerunners, the forerunners
Diyanet İşleri MealiNaim cennetlerinde Allah'a en çok yaklaştırılmış olanlar işte bunlardır
Süleyman Ateşİşte, onlardır (Allah'a) yaklaştırılanlar
Saheeh InternationalThose are the ones brought near [to Allah]
Diyanet İşleri MealiNaim cennetlerinde Allah'a en çok yaklaştırılmış olanlar işte bunlardır
Süleyman AteşNi'met cennetlerinde
Saheeh InternationalIn the Gardens of Pleasure
Diyanet İşleri MealiOnların büyük kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir
Süleyman AteşÇoğu öncekilerden
Saheeh InternationalA [large] company of the former peoples
Diyanet İşleri MealiOnların büyük kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir
Süleyman AteşBirazı da sonrakilerden (olan bu insanlar)
Saheeh InternationalAnd a few of the later peoples
Diyanet İşleri MealiMücevheratla işlenmiş tahtlara karşılıklı olarak yaslanırlar
Süleyman AteşAltın ve cevahirle işlenmiş tahtlar üzerindedirler
Saheeh InternationalOn thrones woven [with ornament]
Diyanet İşleri MealiMücevheratla işlenmiş tahtlara karşılıklı olarak yaslanırlar
Süleyman AteşOnların üzerinde karşılıklı yaslanırlar
Saheeh InternationalReclining on them, facing each other
Diyanet İşleri MealiÖlümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar
Süleyman AteşÇevrelerinde, ebedi yaşamağa erdirilmiş gençler dolaşır
Saheeh InternationalThere will circulate among them young boys made eternal
Diyanet İşleri MealiÖlümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar
Süleyman AteşAkıp giden şarap kaynağından doldurulmuş testiler, ibrikler ve kadehlerle
Saheeh InternationalWith vessels, pitchers and a cup [of wine] from a flowing spring
Diyanet İşleri MealiÖlümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar
Süleyman Ateş(Bir şarap ki) Ondan ne başları ağrıtılır, ne de akılları giderilir
Saheeh InternationalNo headache will they have therefrom, nor will they be intoxicated
Diyanet İşleri MealiÖlümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar
Süleyman AteşBeğendikleri meyva(lar)
Saheeh InternationalAnd fruit of what they select
Diyanet İşleri MealiÖlümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar
Süleyman AteşCanlarının çektiği kuş et(ler)i
Saheeh InternationalAnd the meat of fowl, from whatever they desire
Diyanet İşleri Mealiİşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar
Süleyman Ateşİri gözlü huriler
Saheeh InternationalAnd [for them are] fair women with large, [beautiful] eyes
Diyanet İşleri Mealiİşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar
Süleyman AteşSaklı inciler gibi
Saheeh InternationalThe likenesses of pearls well-protected
Diyanet İşleri Mealiİşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar
Süleyman AteşYaptıklarına karşılık olarak
Saheeh InternationalAs reward for what they used to do
Diyanet İşleri MealiSadece selama karşılık selam sözü işitirler
Süleyman AteşOrada ne boş bir söz ve ne de günaha sokan bir laf işitirler
Saheeh InternationalThey will not hear therein ill speech or commission of sin
Diyanet İşleri MealiDefterleri sağdan verilenler; ne mutlu o sağcılara
Süleyman AteşDuydukları söz, yalnız "Selam, selam" dır
Saheeh InternationalOnly a saying: "Peace, peace
Diyanet İşleri MealiOnlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler
Süleyman AteşSağın adamları, nedir o sağın adamları
Saheeh InternationalThe companions of the right - what are the companions of the right
Diyanet İşleri MealiOnlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler
Süleyman Ateş(Onlar) Dikensiz kirazlar
Saheeh International[They will be] among lote trees with thorns removed
Diyanet İşleri MealiOnlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler
Süleyman Ateş(Kökünden tepesine kadar) meyva dizili muzlar
Saheeh InternationalAnd [banana] trees layered [with fruit]
Diyanet İşleri MealiOnlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler
Süleyman AteşUzamış gölge(ler)
Saheeh InternationalAnd shade extended
Diyanet İşleri MealiOnlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler
Süleyman AteşFışkıran sular
Saheeh InternationalAnd water poured out
Diyanet İşleri MealiOnlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler
Süleyman AteşPek çok mevya arasında
Saheeh InternationalAnd fruit, abundant [and varied]
Diyanet İşleri MealiOnlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler
Süleyman AteşTükenmeyen ve yasaklanmayan
Saheeh InternationalNeither limited [to season] nor forbidden
Diyanet İşleri MealiOnlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler
Süleyman AteşVe yükseltilmiş döşekler üstündedirler
Saheeh InternationalAnd [upon] beds raised high
Diyanet İşleri MealiBiz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır
Süleyman AteşBiz (oradaki) kadınları da yeniden bir güzel inşa' etmişiz
Saheeh InternationalIndeed, We have produced the women of Paradise in a [new] creation
Diyanet İşleri MealiBiz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır
Süleyman AteşOnları bakireler yapmışızdır
Saheeh InternationalAnd made them virgins
Diyanet İşleri MealiBiz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır
Süleyman AteşHep yaşıt sevgililer
Saheeh InternationalDevoted [to their husbands] and of equal age
Diyanet İşleri MealiBiz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır
Süleyman AteşSağın adamları için
Saheeh InternationalFor the companions of the right [who are]
Diyanet İşleri MealiBunların bir kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir
Süleyman Ateş(Bu sağcıların) Bir bölümü öncekilerdendir
Saheeh InternationalA company of the former peoples
Diyanet İşleri MealiBunların bir kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir
Süleyman AteşBir bölümü de sonrakilerdendir
Saheeh InternationalAnd a company of the later peoples
Diyanet İşleri MealiDefterleri soldan verilenler; ne yazık o solculara
Süleyman AteşSolun adamları (amel defterleri, sol tarafından verilenler), nedir o solcular
Saheeh InternationalAnd the companions of the left - what are the companions of the left
Diyanet İşleri Mealiİnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar
Süleyman Ateş(Onlar) Delikçiklere işleyen bir ateş ve kaynar su içinde
Saheeh International[They will be] in scorching fire and scalding water
Diyanet İşleri Mealiİnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar
Süleyman AteşKara dumandan bir gölge altında
Saheeh InternationalAnd a shade of black smoke
Diyanet İşleri Mealiİnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar
Süleyman AteşKi ne serindir, ne faydalı
Saheeh InternationalNeither cool nor beneficial
Diyanet İşleri MealiÇünkü onlar, bundan önce, dünyada, nimet içinde bulunurlar iken, büyük günah işlemekte direnir dururlardı
Süleyman AteşÇünkü onlar bundan önce varlık içinde şımartılmışlardı
Saheeh InternationalIndeed they were, before that, indulging in affluence
Diyanet İşleri MealiÇünkü onlar, bundan önce, dünyada, nimet içinde bulunurlar iken, büyük günah işlemekte direnir dururlardı
Süleyman AteşBüyük günahı işlemekte ısrar ediyorlardı
Saheeh InternationalAnd they used to persist in the great violation
Diyanet İşleri MealiŞöyle söylerlerdi: "Öldüğümüzde, toprak ve kemik yığını olduğumuzda mı, biz mi tekrar dirileceğiz
Süleyman AteşVe diyorlardı ki: "Biz öldükten, toprak ve kemik yığını olduktan sonra, biz mi bir daha diriltileceğiz
Saheeh InternationalAnd they used to say, "When we die and become dust and bones, are we indeed to be resurrected
Diyanet İşleri MealiÖnce gelip geçmiş babalarımız da mı
Süleyman AteşÖnceki atalarımız da mı
Saheeh InternationalAnd our forefathers [as well]
Diyanet İşleri MealiDe ki: "Şüphesiz öncekiler de, sonrakiler de belli bir günün belirli bir vaktinde toplanacaklardır
Süleyman AteşDe ki: "Öncekiler de sonrakiler de
Saheeh InternationalSay, [O Muhammad], "Indeed, the former and the later peoples
Diyanet İşleri MealiDe ki: "Şüphesiz öncekiler de, sonrakiler de belli bir günün belirli bir vaktinde toplanacaklardır
Süleyman AteşBelli bir günün buluşma vakti için mutlaka toplanacaklardır
Saheeh InternationalAre to be gathered together for the appointment of a known Day
Diyanet İşleri MealiSonra, siz ey sapıklar, yalanlayanlar
Süleyman AteşSonra siz de, ey sapık yalanlayıcılar (o zaman toplanacaksınız)
Saheeh InternationalThen indeed you, O those astray [who are] deniers
Diyanet İşleri MealiDoğrusu bir zakkum ağacından yiyeceksiniz
Süleyman Ateş(Suçlular) Mutlaka bir Zakkum ağacından yiyecekler
Saheeh InternationalWill be eating from trees of zaqqum
Diyanet İşleri MealiKarınlarınızı onunla dolduracaksınız
Süleyman AteşOnunla karınları(nı) dolduracaklar
Saheeh InternationalAnd filling with it your bellies
Diyanet İşleri MealiOnun üzerine kaynar su içeceksiniz
Süleyman AteşÜzerine de kaynar su içeceklerdir
Saheeh InternationalAnd drinking on top of it from scalding water
Diyanet İşleri MealiHem de susamış develerin suya saldırışı gibi içeceksiniz
Süleyman AteşSusuzluk hastalığına tutulmuş develerin içişi gibi içeceklerdir
Saheeh InternationalAnd will drink as the drinking of thirsty camels
Diyanet İşleri Mealiİşte onlara, ceza günü sunulacak konukluk budur
Süleyman Ateşİşte ceza gününde onların ağırlanışı böyledir
Saheeh InternationalThat is their accommodation on the Day of Recompense
Diyanet İşleri MealiSizi yaratan Biziz; hala tasdik etmez misiniz
Süleyman AteşBiz sizi yarattık; doğrulamanız gerekmez mi
Saheeh InternationalWe have created you, so why do you not believe
Diyanet İşleri MealiSöyleyin; akıttığınız meniden insanı yaratan siz misiniz, yoksa Biz mi yaratmaktayız
Süleyman AteşAkıttığınız meniyi gördünüz mü
Saheeh InternationalHave you seen that which you emit
Diyanet İşleri MealiSöyleyin; akıttığınız meniden insanı yaratan siz misiniz, yoksa Biz mi yaratmaktayız
Süleyman AteşSiz mi onu yaratıyorsunuz, yoksa yaratıcılar biz miyiz
Saheeh InternationalIs it you who creates it, or are We the Creator
Diyanet İşleri MealiÖlümü aranızda Biz tayin ettik; sizi ortadan kaldırıp benzerlerinizi yerinize getirmeyi, sizi bilmediğiniz şekilde var etmeyi dilesek kimse önümüze geçemez
Süleyman AteşAranızda ölümü takdir eden biziz ve bizim önümüze geçilmiş değildir (kimse ölüme engel olamaz)
Saheeh InternationalWe have decreed death among you, and We are not to be outdone
Diyanet İşleri MealiÖlümü aranızda Biz tayin ettik; sizi ortadan kaldırıp benzerlerinizi yerinize getirmeyi, sizi bilmediğiniz şekilde var etmeyi dilesek kimse önümüze geçemez
Süleyman Ateş(Size böyle ölümü takdir ettik) Ki sizin yerinize benzerlerinizi getirelim ve sizi, bilmediğiniz bir biçimde yeniden inşa' edelim
Saheeh InternationalIn that We will change your likenesses and produce you in that [form] which you do not know
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, ilk yaratmayı bilirsiniz, yine de düşünmez misiniz
Süleyman AteşAndolsun, ilk yaratmayı bildiniz, (bunu) düşünüp ibret almanız gerekmez mi
Saheeh InternationalAnd you have already known the first creation, so will you not remember
Diyanet İşleri MealiSöyleyin, ektiklerinizi yerden bitirenler sizler misiniz, yoksa Biz mi bitiriyoruz
Süleyman AteşEktiğinizi gördünüz mü
Saheeh InternationalAnd have you seen that [seed] which you sow
Diyanet İşleri MealiSöyleyin, ektiklerinizi yerden bitirenler sizler misiniz, yoksa Biz mi bitiriyoruz
Süleyman AteşSiz mi onu bitiyorsunuz, yoksa bitirenler biz miyiz
Saheeh InternationalIs it you who makes it grow, or are We the grower
Diyanet İşleri MealiDilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık
Süleyman AteşDileseydik, onu kuru bir çöp yapardık, sızlanıp dururdunuz
Saheeh InternationalIf We willed, We could make it [dry] debris, and you would remain in wonder
Diyanet İşleri MealiDilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık
Süleyman AteşBiz borçlandık, (yaptığmız masraflar boşa gitti)
Saheeh International[Saying], "Indeed, we are [now] in debt
Diyanet İşleri MealiDilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık
Süleyman AteşDoğrusu, biz yoksun bırakıldık! (derdiniz)
Saheeh InternationalRather, we have been deprived
Diyanet İşleri MealiSöyleyin; içtiğiniz suyu buluttan indirenler sizler misiniz yoksa onu Biz mi indiririz
Süleyman Ateşİçtiğiniz suya baktınız mı
Saheeh InternationalAnd have you seen the water that you drink
Diyanet İşleri MealiSöyleyin; içtiğiniz suyu buluttan indirenler sizler misiniz yoksa onu Biz mi indiririz
Süleyman AteşSiz mi onu buluttan indirdiniz, yoksa indirenler biz miyiz
Saheeh InternationalIs it you who brought it down from the clouds, or is it We who bring it down
Diyanet İşleri MealiDileseydik onu acılaştırırdık; hala şükretmez misiniz
Süleyman AteşDileseydik onu tuzlu yapardık. Şüketmeniz gerekmez mi
Saheeh InternationalIf We willed, We could make it bitter, so why are you not grateful
Diyanet İşleri MealiSöyleyin; yaktığınız ateşin ağacını var eden sizler misiniz, yoksa onu Biz mi var ederiz
Süleyman Ateş(İki dalı birbirine sürterek) Çıkardığınız ateşi gördünüz mü
Saheeh InternationalAnd have you seen the fire that you ignite
Diyanet İşleri MealiSöyleyin; yaktığınız ateşin ağacını var eden sizler misiniz, yoksa onu Biz mi var ederiz
Süleyman AteşOnun ağacını siz mi yarattınız, yoksa yaratanlar biz miyiz
Saheeh InternationalIs it you who produced its tree, or are We the producer
Diyanet İşleri MealiBiz onu bir ibret ve çölde konaklayanlar için yararlı kıldık
Süleyman AteşBiz onu bir ibret ve çölden gelip geçenlere bir fayda yaptık
Saheeh InternationalWe have made it a reminder and provision for the travelers
Diyanet İşleri MealiÖyleyse çok büyük Rabbinin adını tesbih et
Süleyman AteşÖyleyse büyük Rabbinin adını yücelt
Saheeh InternationalSo exalt the name of your Lord, the Most Great
Diyanet İşleri MealiHayır; yıldızların yerleri üzerine yemin ederim; ki bunun ne büyük yemin olduğunu bir bilseniz
Süleyman AteşYoo, yıldızların yerlerine yemin ederim
Saheeh InternationalThen I swear by the setting of the stars
Diyanet İşleri MealiHayır; yıldızların yerleri üzerine yemin ederim; ki bunun ne büyük yemin olduğunu bir bilseniz
Süleyman AteşBilirseniz, bu büyük bir yemindir
Saheeh InternationalAnd indeed, it is an oath - if you could know - [most] great
Diyanet İşleri MealiDoğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir
Süleyman AteşO, elbette değerli bir Kur'an'dır
Saheeh InternationalIndeed, it is a noble Qur'an
Diyanet İşleri MealiDoğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir
Süleyman AteşSaklı bir Kitaptadır
Saheeh InternationalIn a Register well-protected
Diyanet İşleri MealiDoğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir
Süleyman AteşKi ona temizlerden başkası dokunmaz
Saheeh InternationalNone touch it except the purified
Diyanet İşleri MealiDoğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir
Süleyman AteşAlemlerin Rabbinden indirilmiştir
Saheeh International[It is] a revelation from the Lord of the worlds
Diyanet İşleri MealiSiz bu sözü mü hor görüyorsunuz
Süleyman AteşŞimdi siz, bu sözü mü küçümsüyorsunuz
Saheeh InternationalThen is it to this statement that you are indifferent
Diyanet İşleri MealiRızkınıza şükredeceğiniz yere onu vereni mi yalanlıyorsunuz
Süleyman Ateş(Kur'an'dan istifade edeceğiniz yerde) Rızkınızı, yalanlamanızdan ibaret mi kılıyorsunuz (sizin ondan elde ettiğiniz nasib, sadece onu yalanlamanız mıdır)
Saheeh InternationalAnd make [the thanks for] your provision that you deny [the Provider]
Diyanet İşleri MealiKişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz
Süleyman AteşYa can boğaza dayandığı zaman
Saheeh InternationalThen why, when the soul at death reaches the throat
Diyanet İşleri MealiKişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz
Süleyman AteşKi siz de o zaman (can çekişen kimseye) bakıp durursunuz
Saheeh InternationalAnd you are at that time looking on
Diyanet İşleri MealiKişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz
Süleyman AteşBiz ona sizden daha yakınız, fakat siz görmezsiniz
Saheeh InternationalAnd Our angels are nearer to him than you, but you do not see
Diyanet İşleri MealiSiz dirilip yaptıklarınıza karşılık görmeyecekseniz ve eğer bu sözünüzde samimi iseniz, o çıkmak üzere olan canı geri çevirsenize
Süleyman AteşEğer (öldükten sonra) cezalandırılmayacaksanız
Saheeh InternationalThen why do you not, if you are not to be recompensed
Diyanet İşleri MealiSiz dirilip yaptıklarınıza karşılık görmeyecekseniz ve eğer bu sözünüzde samimi iseniz, o çıkmak üzere olan canı geri çevirsenize
Süleyman Ateş(Bu sözünüzde doğru iseniz) o(çıkmakta olan ca)nı geri döndürsenize
Saheeh InternationalBring it back, if you should be truthful
Diyanet İşleri MealiEğer ölen o kişi, gözdelerden ise, rahatlık, hoşluk ve nimet cenneti onundur
Süleyman Ateş(O can, Allah'a) Yaklaştırılanlardan ise
Saheeh InternationalAnd if the deceased was of those brought near to Allah
Diyanet İşleri MealiEğer ölen o kişi, gözdelerden ise, rahatlık, hoşluk ve nimet cenneti onundur
Süleyman AteşO'na rahatlık, güzel rızık ve ni'met cenneti var
Saheeh InternationalThen [for him is] rest and bounty and a garden of pleasure
Diyanet İşleri MealiEğer defteri sağdan verilenlerden ise
Süleyman AteşEğer sağcılardan (amel defteri sağ tarafından verilenlerden) ise
Saheeh InternationalAnd if he was of the companions of the right
Diyanet İşleri MealiEy sağcılardan olan kişi, sana selam olsun!" denir
Süleyman Ateş(Ey sağcı) Sana sağcılardan selam var
Saheeh InternationalThen [the angels will say], "Peace for you; [you are] from the companions of the right
Diyanet İşleri MealiEğer, sapık yalancılardan ise
Süleyman AteşAma yalanlayıcı sapıklardan ise
Saheeh InternationalBut if he was of the deniers [who were] astray
Diyanet İşleri MealiOna kaynar sudan konukluk sunulur
Süleyman AteşKaynar sudan bir ziyafet
Saheeh InternationalThen [for him is] accommodation of scalding water
Diyanet İşleri MealiCehenneme sokulur
Süleyman AteşVe cehenneme atılma var
Saheeh InternationalAnd burning in Hellfire
Diyanet İşleri MealiDoğrusu kesin gerçek budur
Süleyman AteşKesin gerçek budur işte
Saheeh InternationalIndeed, this is the true certainty
Diyanet İşleri MealiÖyleyse çok büyük Rabbinin adını tesbih et
Süleyman AteşÖyleyse büyük Rabbinin adını tesbih et (O'nu, kendisine layık olmayan sıfatlardan tenzih eyle)
Saheeh InternationalSo exalt the name of your Lord, the Most Great