56. Al-Waaqia سُورَةُ الوَاقِعَةِ
Diyanet İşleri MealiKıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır
Süleyman AteşOlacak vak'a olduğu (kıyamet koptuğu) zaman
Yusuf AliWhen the Event inevitable cometh to pass
Diyanet İşleri MealiKıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır
Süleyman AteşOnun oluşunu yalanlayacak yoktur
Yusuf AliThen will no (soul) entertain falsehood concerning its coming
Diyanet İşleri MealiKıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır
Süleyman AteşO alçaltıcı, yükselticidir (yerleri alt üst eder)
Yusuf Ali(Many) will it bring low; (many) will it exalt
Diyanet İşleri MealiEy insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz
Süleyman AteşYer şiddetliesarsıldığı
Yusuf AliWhen the earth shall be shaken to its depths
Diyanet İşleri MealiEy insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz
Süleyman AteşDağlar serpildikçe serpildiği
Yusuf AliAnd the mountains shall be crumbled to atoms
Diyanet İşleri MealiEy insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz
Süleyman AteşDağılan toz duman haline geldiği
Yusuf AliBecoming dust scattered abroad
Diyanet İşleri MealiEy insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz
Süleyman AteşVe sizler üç sınıf olduğunuz zaman
Yusuf AliAnd ye shall be sorted out into three classes
Diyanet İşleri Mealiİyi işler işlediklerini belirtmek için, amel defterleri sağdan verilenler; ne mutlu o sağcılara
Süleyman AteşSağın adamları (amel defterleri sağ tarafından verilenler), ne uğurlulardır onlar
Yusuf AliThen (there will be) the Companions of the Right Hand;- What will be the Companions of the Right Hand
Diyanet İşleri MealiKötülük işlediklerini belirtmek üzere, amel defterleri soldan verilenler; ne yazık o solculara
Süleyman AteşSolun adamları (amel defterleri sol tarafından verilenler), ne uğursuzlardır onlar
Yusuf AliAnd the Companions of the Left Hand,- what will be the Companions of the Left Hand
Diyanet İşleri Mealiİyilik işlemekte önde olanlar, karşılıklarını almakta da önde olanlardır
Süleyman AteşVe o sabıklar, sabıklar
Yusuf AliAnd those Foremost (in Faith) will be Foremost (in the Hereafter)
Diyanet İşleri MealiNaim cennetlerinde Allah'a en çok yaklaştırılmış olanlar işte bunlardır
Süleyman Ateşİşte, onlardır (Allah'a) yaklaştırılanlar
Yusuf AliThese will be those Nearest to God
Diyanet İşleri MealiNaim cennetlerinde Allah'a en çok yaklaştırılmış olanlar işte bunlardır
Süleyman AteşNi'met cennetlerinde
Yusuf AliIn Gardens of Bliss
Diyanet İşleri MealiOnların büyük kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir
Süleyman AteşÇoğu öncekilerden
Yusuf AliA number of people from those of old
Diyanet İşleri MealiOnların büyük kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir
Süleyman AteşBirazı da sonrakilerden (olan bu insanlar)
Yusuf AliAnd a few from those of later times
Diyanet İşleri MealiMücevheratla işlenmiş tahtlara karşılıklı olarak yaslanırlar
Süleyman AteşAltın ve cevahirle işlenmiş tahtlar üzerindedirler
Yusuf Ali(They will be) on Thrones encrusted (with gold and precious stones)
Diyanet İşleri MealiMücevheratla işlenmiş tahtlara karşılıklı olarak yaslanırlar
Süleyman AteşOnların üzerinde karşılıklı yaslanırlar
Yusuf AliReclining on them, facing each other
Diyanet İşleri MealiÖlümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar
Süleyman AteşÇevrelerinde, ebedi yaşamağa erdirilmiş gençler dolaşır
Yusuf AliRound about them will (serve) youths of perpetual (freshness)
Diyanet İşleri MealiÖlümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar
Süleyman AteşAkıp giden şarap kaynağından doldurulmuş testiler, ibrikler ve kadehlerle
Yusuf AliWith goblets, (shining) beakers, and cups (filled) out of clear-flowing fountains
Diyanet İşleri MealiÖlümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar
Süleyman Ateş(Bir şarap ki) Ondan ne başları ağrıtılır, ne de akılları giderilir
Yusuf AliNo after-ache will they receive therefrom, nor will they suffer intoxication
Diyanet İşleri MealiÖlümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar
Süleyman AteşBeğendikleri meyva(lar)
Yusuf AliAnd with fruits, any that they may select
Diyanet İşleri MealiÖlümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar
Süleyman AteşCanlarının çektiği kuş et(ler)i
Yusuf AliAnd the flesh of fowls, any that they may desire
Diyanet İşleri Mealiİşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar
Süleyman Ateşİri gözlü huriler
Yusuf AliAnd (there will be) Companions with beautiful, big, and lustrous eyes
Diyanet İşleri Mealiİşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar
Süleyman AteşSaklı inciler gibi
Yusuf AliLike unto Pearls well-guarded
Diyanet İşleri Mealiİşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar
Süleyman AteşYaptıklarına karşılık olarak
Yusuf AliA Reward for the deeds of their past (life)
Diyanet İşleri MealiSadece selama karşılık selam sözü işitirler
Süleyman AteşOrada ne boş bir söz ve ne de günaha sokan bir laf işitirler
Yusuf AliNot frivolity will they hear therein, nor any taint of ill
Diyanet İşleri MealiDefterleri sağdan verilenler; ne mutlu o sağcılara
Süleyman AteşDuydukları söz, yalnız "Selam, selam" dır
Yusuf AliOnly the saying, "Peace! Peace
Diyanet İşleri MealiOnlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler
Süleyman AteşSağın adamları, nedir o sağın adamları
Yusuf AliThe Companions of the Right Hand,- what will be the Companions of the Right Hand
Diyanet İşleri MealiOnlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler
Süleyman Ateş(Onlar) Dikensiz kirazlar
Yusuf Ali(They will be) among Lote-trees without thorns
Diyanet İşleri MealiOnlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler
Süleyman Ateş(Kökünden tepesine kadar) meyva dizili muzlar
Yusuf AliAmong Talh trees with flowers (or fruits) piled one above another
Diyanet İşleri MealiOnlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler
Süleyman AteşUzamış gölge(ler)
Yusuf AliIn shade long-extended
Diyanet İşleri MealiOnlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler
Süleyman AteşFışkıran sular
Yusuf AliBy water flowing constantly
Diyanet İşleri MealiOnlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler
Süleyman AteşPek çok mevya arasında
Yusuf AliAnd fruit in abundance
Diyanet İşleri MealiOnlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler
Süleyman AteşTükenmeyen ve yasaklanmayan
Yusuf AliWhose season is not limited, nor (supply) forbidden
Diyanet İşleri MealiOnlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler
Süleyman AteşVe yükseltilmiş döşekler üstündedirler
Yusuf AliAnd on Thrones (of Dignity), raised high
Diyanet İşleri MealiBiz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır
Süleyman AteşBiz (oradaki) kadınları da yeniden bir güzel inşa' etmişiz
Yusuf AliWe have created (their Companions) of special creation
Diyanet İşleri MealiBiz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır
Süleyman AteşOnları bakireler yapmışızdır
Yusuf AliAnd made them virgin - pure (and undefiled)
Diyanet İşleri MealiBiz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır
Süleyman AteşHep yaşıt sevgililer
Yusuf AliBeloved (by nature), equal in age
Diyanet İşleri MealiBiz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır
Süleyman AteşSağın adamları için
Yusuf AliFor the Companions of the Right Hand
Diyanet İşleri MealiBunların bir kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir
Süleyman Ateş(Bu sağcıların) Bir bölümü öncekilerdendir
Yusuf AliA (goodly) number from those of old
Diyanet İşleri MealiBunların bir kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir
Süleyman AteşBir bölümü de sonrakilerdendir
Yusuf AliAnd a (goodly) number from those of later times
Diyanet İşleri MealiDefterleri soldan verilenler; ne yazık o solculara
Süleyman AteşSolun adamları (amel defterleri, sol tarafından verilenler), nedir o solcular
Yusuf AliThe Companions of the Left Hand,- what will be the Companions of the Left Hand
Diyanet İşleri Mealiİnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar
Süleyman Ateş(Onlar) Delikçiklere işleyen bir ateş ve kaynar su içinde
Yusuf Ali(They will be) in the midst of a Fierce Blast of Fire and in Boiling Water
Diyanet İşleri Mealiİnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar
Süleyman AteşKara dumandan bir gölge altında
Yusuf AliAnd in the shades of Black Smoke
Diyanet İşleri Mealiİnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar
Süleyman AteşKi ne serindir, ne faydalı
Yusuf AliNothing (will there be) to refresh, nor to please
Diyanet İşleri MealiÇünkü onlar, bundan önce, dünyada, nimet içinde bulunurlar iken, büyük günah işlemekte direnir dururlardı
Süleyman AteşÇünkü onlar bundan önce varlık içinde şımartılmışlardı
Yusuf AliFor that they were wont to be indulged, before that, in wealth (and luxury)
Diyanet İşleri MealiÇünkü onlar, bundan önce, dünyada, nimet içinde bulunurlar iken, büyük günah işlemekte direnir dururlardı
Süleyman AteşBüyük günahı işlemekte ısrar ediyorlardı
Yusuf AliAnd persisted obstinately in wickedness supreme
Diyanet İşleri MealiŞöyle söylerlerdi: "Öldüğümüzde, toprak ve kemik yığını olduğumuzda mı, biz mi tekrar dirileceğiz
Süleyman AteşVe diyorlardı ki: "Biz öldükten, toprak ve kemik yığını olduktan sonra, biz mi bir daha diriltileceğiz
Yusuf AliAnd they used to say, "What! when we die and become dust and bones, shall we then indeed be raised up again
Diyanet İşleri MealiÖnce gelip geçmiş babalarımız da mı
Süleyman AteşÖnceki atalarımız da mı
Yusuf Ali(We) and our fathers of old
Diyanet İşleri MealiDe ki: "Şüphesiz öncekiler de, sonrakiler de belli bir günün belirli bir vaktinde toplanacaklardır
Süleyman AteşDe ki: "Öncekiler de sonrakiler de
Yusuf AliSay: "Yea, those of old and those of later times
Diyanet İşleri MealiDe ki: "Şüphesiz öncekiler de, sonrakiler de belli bir günün belirli bir vaktinde toplanacaklardır
Süleyman AteşBelli bir günün buluşma vakti için mutlaka toplanacaklardır
Yusuf AliAll will certainly be gathered together for the meeting appointed for a Day well-known
Diyanet İşleri MealiSonra, siz ey sapıklar, yalanlayanlar
Süleyman AteşSonra siz de, ey sapık yalanlayıcılar (o zaman toplanacaksınız)
Yusuf AliThen will ye truly,- O ye that go wrong, and treat (Truth) as Falsehood
Diyanet İşleri MealiDoğrusu bir zakkum ağacından yiyeceksiniz
Süleyman Ateş(Suçlular) Mutlaka bir Zakkum ağacından yiyecekler
Yusuf AliYe will surely taste of the Tree of Zaqqum
Diyanet İşleri MealiKarınlarınızı onunla dolduracaksınız
Süleyman AteşOnunla karınları(nı) dolduracaklar
Yusuf AliThen will ye fill your insides therewith
Diyanet İşleri MealiOnun üzerine kaynar su içeceksiniz
Süleyman AteşÜzerine de kaynar su içeceklerdir
Yusuf AliAnd drink Boiling Water on top of it
Diyanet İşleri MealiHem de susamış develerin suya saldırışı gibi içeceksiniz
Süleyman AteşSusuzluk hastalığına tutulmuş develerin içişi gibi içeceklerdir
Yusuf AliIndeed ye shall drink like diseased camels raging with thirst
Diyanet İşleri Mealiİşte onlara, ceza günü sunulacak konukluk budur
Süleyman Ateşİşte ceza gününde onların ağırlanışı böyledir
Yusuf AliSuch will be their entertainment on the Day of Requital
Diyanet İşleri MealiSizi yaratan Biziz; hala tasdik etmez misiniz
Süleyman AteşBiz sizi yarattık; doğrulamanız gerekmez mi
Yusuf AliIt is We Who have created you: why will ye not witness the Truth
Diyanet İşleri MealiSöyleyin; akıttığınız meniden insanı yaratan siz misiniz, yoksa Biz mi yaratmaktayız
Süleyman AteşAkıttığınız meniyi gördünüz mü
Yusuf AliDo ye then see?- The (human Seed) that ye throw out
Diyanet İşleri MealiSöyleyin; akıttığınız meniden insanı yaratan siz misiniz, yoksa Biz mi yaratmaktayız
Süleyman AteşSiz mi onu yaratıyorsunuz, yoksa yaratıcılar biz miyiz
Yusuf AliIs it ye who create it, or are We the Creators
Diyanet İşleri MealiÖlümü aranızda Biz tayin ettik; sizi ortadan kaldırıp benzerlerinizi yerinize getirmeyi, sizi bilmediğiniz şekilde var etmeyi dilesek kimse önümüze geçemez
Süleyman AteşAranızda ölümü takdir eden biziz ve bizim önümüze geçilmiş değildir (kimse ölüme engel olamaz)
Yusuf AliWe have decreed Death to be your common lot, and We are not to be frustrated
Diyanet İşleri MealiÖlümü aranızda Biz tayin ettik; sizi ortadan kaldırıp benzerlerinizi yerinize getirmeyi, sizi bilmediğiniz şekilde var etmeyi dilesek kimse önümüze geçemez
Süleyman Ateş(Size böyle ölümü takdir ettik) Ki sizin yerinize benzerlerinizi getirelim ve sizi, bilmediğiniz bir biçimde yeniden inşa' edelim
Yusuf Alifrom changing your Forms and creating you (again) in (forms) that ye know not
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, ilk yaratmayı bilirsiniz, yine de düşünmez misiniz
Süleyman AteşAndolsun, ilk yaratmayı bildiniz, (bunu) düşünüp ibret almanız gerekmez mi
Yusuf AliAnd ye certainly know already the first form of creation: why then do ye not celebrate His praises
Diyanet İşleri MealiSöyleyin, ektiklerinizi yerden bitirenler sizler misiniz, yoksa Biz mi bitiriyoruz
Süleyman AteşEktiğinizi gördünüz mü
Yusuf AliSee ye the seed that ye sow in the ground
Diyanet İşleri MealiSöyleyin, ektiklerinizi yerden bitirenler sizler misiniz, yoksa Biz mi bitiriyoruz
Süleyman AteşSiz mi onu bitiyorsunuz, yoksa bitirenler biz miyiz
Yusuf AliIs it ye that cause it to grow, or are We the Cause
Diyanet İşleri MealiDilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık
Süleyman AteşDileseydik, onu kuru bir çöp yapardık, sızlanıp dururdunuz
Yusuf AliWere it Our Will, We could crumble it to dry powder, and ye would be left in wonderment
Diyanet İşleri MealiDilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık
Süleyman AteşBiz borçlandık, (yaptığmız masraflar boşa gitti)
Yusuf Ali(Saying), "We are indeed left with debts (for nothing)
Diyanet İşleri MealiDilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık
Süleyman AteşDoğrusu, biz yoksun bırakıldık! (derdiniz)
Yusuf AliIndeed are we shut out (of the fruits of our labour)
Diyanet İşleri MealiSöyleyin; içtiğiniz suyu buluttan indirenler sizler misiniz yoksa onu Biz mi indiririz
Süleyman Ateşİçtiğiniz suya baktınız mı
Yusuf AliSee ye the water which ye drink
Diyanet İşleri MealiSöyleyin; içtiğiniz suyu buluttan indirenler sizler misiniz yoksa onu Biz mi indiririz
Süleyman AteşSiz mi onu buluttan indirdiniz, yoksa indirenler biz miyiz
Yusuf AliDo ye bring it down (in rain) from the cloud or do We
Diyanet İşleri MealiDileseydik onu acılaştırırdık; hala şükretmez misiniz
Süleyman AteşDileseydik onu tuzlu yapardık. Şüketmeniz gerekmez mi
Yusuf AliWere it Our Will, We could make it salt (and unpalatable): then why do ye not give thanks
Diyanet İşleri MealiSöyleyin; yaktığınız ateşin ağacını var eden sizler misiniz, yoksa onu Biz mi var ederiz
Süleyman Ateş(İki dalı birbirine sürterek) Çıkardığınız ateşi gördünüz mü
Yusuf AliSee ye the Fire which ye kindle
Diyanet İşleri MealiSöyleyin; yaktığınız ateşin ağacını var eden sizler misiniz, yoksa onu Biz mi var ederiz
Süleyman AteşOnun ağacını siz mi yarattınız, yoksa yaratanlar biz miyiz
Yusuf AliIs it ye who grow the tree which feeds the fire, or do We grow it
Diyanet İşleri MealiBiz onu bir ibret ve çölde konaklayanlar için yararlı kıldık
Süleyman AteşBiz onu bir ibret ve çölden gelip geçenlere bir fayda yaptık
Yusuf AliWe have made it a memorial (of Our handiwork), and an article of comfort and convenience for the denizens of deserts
Diyanet İşleri MealiÖyleyse çok büyük Rabbinin adını tesbih et
Süleyman AteşÖyleyse büyük Rabbinin adını yücelt
Yusuf AliThen celebrate with praises the name of thy Lord, the Supreme
Diyanet İşleri MealiHayır; yıldızların yerleri üzerine yemin ederim; ki bunun ne büyük yemin olduğunu bir bilseniz
Süleyman AteşYoo, yıldızların yerlerine yemin ederim
Yusuf AliFurthermore I call to witness the setting of the Stars
Diyanet İşleri MealiHayır; yıldızların yerleri üzerine yemin ederim; ki bunun ne büyük yemin olduğunu bir bilseniz
Süleyman AteşBilirseniz, bu büyük bir yemindir
Yusuf AliAnd that is indeed a mighty adjuration if ye but knew
Diyanet İşleri MealiDoğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir
Süleyman AteşO, elbette değerli bir Kur'an'dır
Yusuf AliThat this is indeed a qur'an Most Honourable
Diyanet İşleri MealiDoğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir
Süleyman AteşSaklı bir Kitaptadır
Yusuf AliIn Book well-guarded
Diyanet İşleri MealiDoğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir
Süleyman AteşKi ona temizlerden başkası dokunmaz
Yusuf AliWhich none shall touch but those who are clean
Diyanet İşleri MealiDoğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir
Süleyman AteşAlemlerin Rabbinden indirilmiştir
Yusuf AliA Revelation from the Lord of the Worlds
Diyanet İşleri MealiSiz bu sözü mü hor görüyorsunuz
Süleyman AteşŞimdi siz, bu sözü mü küçümsüyorsunuz
Yusuf AliIs it such a Message that ye would hold in light esteem
Diyanet İşleri MealiRızkınıza şükredeceğiniz yere onu vereni mi yalanlıyorsunuz
Süleyman Ateş(Kur'an'dan istifade edeceğiniz yerde) Rızkınızı, yalanlamanızdan ibaret mi kılıyorsunuz (sizin ondan elde ettiğiniz nasib, sadece onu yalanlamanız mıdır)
Yusuf AliAnd have ye made it your livelihood that ye should declare it false
Diyanet İşleri MealiKişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz
Süleyman AteşYa can boğaza dayandığı zaman
Yusuf AliThen why do ye not (intervene) when (the soul of the dying man) reaches the throat
Diyanet İşleri MealiKişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz
Süleyman AteşKi siz de o zaman (can çekişen kimseye) bakıp durursunuz
Yusuf AliAnd ye the while (sit) looking on
Diyanet İşleri MealiKişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz
Süleyman AteşBiz ona sizden daha yakınız, fakat siz görmezsiniz
Yusuf AliBut We are nearer to him than ye, and yet see not
Diyanet İşleri MealiSiz dirilip yaptıklarınıza karşılık görmeyecekseniz ve eğer bu sözünüzde samimi iseniz, o çıkmak üzere olan canı geri çevirsenize
Süleyman AteşEğer (öldükten sonra) cezalandırılmayacaksanız
Yusuf AliThen why do ye not,- If you are exempt from (future) account
Diyanet İşleri MealiSiz dirilip yaptıklarınıza karşılık görmeyecekseniz ve eğer bu sözünüzde samimi iseniz, o çıkmak üzere olan canı geri çevirsenize
Süleyman Ateş(Bu sözünüzde doğru iseniz) o(çıkmakta olan ca)nı geri döndürsenize
Yusuf AliCall back the soul, if ye are true (in the claim of independence)
Diyanet İşleri MealiEğer ölen o kişi, gözdelerden ise, rahatlık, hoşluk ve nimet cenneti onundur
Süleyman Ateş(O can, Allah'a) Yaklaştırılanlardan ise
Yusuf AliThus, then, if he be of those Nearest to God
Diyanet İşleri MealiEğer ölen o kişi, gözdelerden ise, rahatlık, hoşluk ve nimet cenneti onundur
Süleyman AteşO'na rahatlık, güzel rızık ve ni'met cenneti var
Yusuf Ali(There is for him) Rest and Satisfaction, and a Garden of Delights
Diyanet İşleri MealiEğer defteri sağdan verilenlerden ise
Süleyman AteşEğer sağcılardan (amel defteri sağ tarafından verilenlerden) ise
Yusuf AliAnd if he be of the Companions of the Right Hand
Diyanet İşleri MealiEy sağcılardan olan kişi, sana selam olsun!" denir
Süleyman Ateş(Ey sağcı) Sana sağcılardan selam var
Yusuf Ali(For him is the salutation), "Peace be unto thee", from the Companions of the Right Hand
Diyanet İşleri MealiEğer, sapık yalancılardan ise
Süleyman AteşAma yalanlayıcı sapıklardan ise
Yusuf AliAnd if he be of those who treat (Truth) as Falsehood, who go wrong
Diyanet İşleri MealiOna kaynar sudan konukluk sunulur
Süleyman AteşKaynar sudan bir ziyafet
Yusuf AliFor him is Entertainment with Boiling Water
Diyanet İşleri MealiCehenneme sokulur
Süleyman AteşVe cehenneme atılma var
Yusuf AliAnd burning in Hell-Fire
Diyanet İşleri MealiDoğrusu kesin gerçek budur
Süleyman AteşKesin gerçek budur işte
Yusuf AliVerily, this is the Very Truth and Certainly
Diyanet İşleri MealiÖyleyse çok büyük Rabbinin adını tesbih et
Süleyman AteşÖyleyse büyük Rabbinin adını tesbih et (O'nu, kendisine layık olmayan sıfatlardan tenzih eyle)
Yusuf AliSo celebrate with praises the name of thy Lord, the Supreme