56. Al-Waaqia سُورَةُ الوَاقِعَةِ
Elmalılı Hamdi YazırOlacak vak'a olduğu zaman
Saheeh InternationalWhen the Occurrence occurs
Süleyman AteşOlacak vak'a olduğu (kıyamet koptuğu) zaman
Ali BulaçVakıa (kesin bir gerçek olan kıyamet) vuku bulduğu zaman
Elmalılı Hamdi YazırOnun oluşunu yalanlayacak kimse yoktur
Saheeh InternationalThere is, at its occurrence, no denial
Süleyman AteşOnun oluşunu yalanlayacak yoktur
Ali BulaçOnun vukuuna (gerçekleşmesine artık) yalan diyecek yoktur
Elmalılı Hamdi YazırO, alçaltıcıdır, yükselticidir
Saheeh InternationalIt will bring down [some] and raise up [others]
Süleyman AteşO alçaltıcı, yükselticidir (yerleri alt üst eder)
Ali BulaçO aşağılatıcı, yücelticidir
Elmalılı Hamdi YazırYer şiddetle sarsıldığı
Saheeh InternationalWhen the earth is shaken with convulsion
Süleyman AteşYer şiddetliesarsıldığı
Ali BulaçYer, şiddetli bir sarsıntıyla sarsıldığı
Elmalılı Hamdi YazırDağlar serpildikçe serpildiği
Saheeh InternationalAnd the mountains are broken down, crumbling
Süleyman AteşDağlar serpildikçe serpildiği
Ali BulaçVe dağlar darmadağın olup ufalandığı
Elmalılı Hamdi YazırDağılıp toz duman haline geldiği
Saheeh InternationalAnd become dust dispersing
Süleyman AteşDağılan toz duman haline geldiği
Ali BulaçDerken toz duman halinde dağılıp-savrulduğu
Elmalılı Hamdi YazırVe sizler üç sınıf olduğunuz zaman
Saheeh InternationalAnd you become [of] three kinds
Süleyman AteşVe sizler üç sınıf olduğunuz zaman
Ali BulaçVe sizler de üç sınıf olduğunuz zaman
Elmalılı Hamdi YazırSağın adamları (var ya) ne mutludurlar onlar
Saheeh InternationalThen the companions of the right - what are the companions of the right
Süleyman AteşSağın adamları (amel defterleri sağ tarafından verilenler), ne uğurlulardır onlar
Ali Bulaçİşte o "Ashab-ı Meymene", ne (kutludur o) "Ashab-ı Meymene
Elmalılı Hamdi YazırSolun adamları ise ne uğursuzdurlar onlar
Saheeh InternationalAnd the companions of the left - what are the companions of the left
Süleyman AteşSolun adamları (amel defterleri sol tarafından verilenler), ne uğursuzlardır onlar
Ali BulaçAshab-ı Meş'eme" ne (mutsuz ve uğursuzdur o) "Ashab-ı Meş'eme
Elmalılı Hamdi YazırÖnde olanlar (var ya), onlar öncüdürler
Saheeh InternationalAnd the forerunners, the forerunners
Süleyman AteşVe o sabıklar, sabıklar
Ali BulaçYarışıp öne geçenler de, öne geçmiş öncülerdir
Elmalılı Hamdi Yazırİşte o yaklaştırılanlar
Saheeh InternationalThose are the ones brought near [to Allah]
Süleyman Ateşİşte, onlardır (Allah'a) yaklaştırılanlar
Ali Bulaçİşte onlar, yakınlaştırılmış (mukarreb) olanlardır
Elmalılı Hamdi YazırNimet cennetlerindedirler
Saheeh InternationalIn the Gardens of Pleasure
Süleyman AteşNi'met cennetlerinde
Ali BulaçNimetlerle-donatılmış cennetler içinde
Elmalılı Hamdi YazırÇoğu önceki ümmetlerden
Saheeh InternationalA [large] company of the former peoples
Süleyman AteşÇoğu öncekilerden
Ali BulaçBirçoğu geçmiş (ümmet)lerden
Elmalılı Hamdi YazırBirazı da sonrakilerden
Saheeh InternationalAnd a few of the later peoples
Süleyman AteşBirazı da sonrakilerden (olan bu insanlar)
Ali BulaçBirazı da sonrakilerden
Elmalılı Hamdi Yazır(Onlar) cevherlerle işlenmiş tahtlar üzerindedirler
Saheeh InternationalOn thrones woven [with ornament]
Süleyman AteşAltın ve cevahirle işlenmiş tahtlar üzerindedirler
Ali BulaçÖzenle işlenmiş mücevher' tahtlar üzerindedirler
Elmalılı Hamdi YazırKarşılıklı olarak onların üzerinde yaslanırlar
Saheeh InternationalReclining on them, facing each other
Süleyman AteşOnların üzerinde karşılıklı yaslanırlar
Ali BulaçKarşılıklı yaslanmışlardır
Elmalılı Hamdi YazırÇevrelerinde, ölümsüzlüğe ulaşmış gençler dolaşırlar
Saheeh InternationalThere will circulate among them young boys made eternal
Süleyman AteşÇevrelerinde, ebedi yaşamağa erdirilmiş gençler dolaşır
Ali BulaçÇevrelerinde ölümsüzlüğe ulaşmış gençler dönüp dolaşır
Elmalılı Hamdi YazırKaynağından doldurulmuş, testiler, ibrikler ve kadehlerle
Saheeh InternationalWith vessels, pitchers and a cup [of wine] from a flowing spring
Süleyman AteşAkıp giden şarap kaynağından doldurulmuş testiler, ibrikler ve kadehlerle
Ali BulaçKaynağından (doldurulmuş) testiler, ibrikler ve kadehler
Elmalılı Hamdi YazırOndan ne başları ağrıtılır, ne de akılları giderilir
Saheeh InternationalNo headache will they have therefrom, nor will they be intoxicated
Süleyman Ateş(Bir şarap ki) Ondan ne başları ağrıtılır, ne de akılları giderilir
Ali BulaçKi bundan ne başlarını bir ağrı tutar, ne de kendilerinden geçip akılları çelinir
Elmalılı Hamdi YazırBeğendikleri meyvalar
Saheeh InternationalAnd fruit of what they select
Süleyman AteşBeğendikleri meyva(lar)
Ali BulaçArzulayıp-seçecekleri meyveler
Elmalılı Hamdi YazırCanlarının çektiği kuş etleri
Saheeh InternationalAnd the meat of fowl, from whatever they desire
Süleyman AteşCanlarının çektiği kuş et(ler)i
Ali BulaçCanlarının çektiği kuş eti
Elmalılı Hamdi Yazırİri gözlü hûriler
Saheeh InternationalAnd [for them are] fair women with large, [beautiful] eyes
Süleyman Ateşİri gözlü huriler
Ali BulaçVe iri gözlü huriler
Elmalılı Hamdi YazırSaklı inciler gibi
Saheeh InternationalThe likenesses of pearls well-protected
Süleyman AteşSaklı inciler gibi
Ali BulaçSanki saklı inciler gibi
Elmalılı Hamdi YazırYaptıklarına karşılık olarak verilir
Saheeh InternationalAs reward for what they used to do
Süleyman AteşYaptıklarına karşılık olarak
Ali BulaçYaptıklarına bir karşılık olmak üzere (onlara sunulur)
Elmalılı Hamdi YazırOrada boş bir söz ve günaha sokan bir laf işitmezler
Saheeh InternationalThey will not hear therein ill speech or commission of sin
Süleyman AteşOrada ne boş bir söz ve ne de günaha sokan bir laf işitirler
Ali BulaçOrada, ne 'saçma ve boş bir söz' işitirler, ne günaha sokma
Elmalılı Hamdi YazırDuydukları söz, yalnız "selam", "selam" dır
Saheeh InternationalOnly a saying: "Peace, peace
Süleyman AteşDuydukları söz, yalnız "Selam, selam" dır
Ali BulaçYalnızca bir söz (işitirler:) "Selam, selam
Elmalılı Hamdi YazırSağın adamları, nedir o sağın adamları
Saheeh InternationalThe companions of the right - what are the companions of the right
Süleyman AteşSağın adamları, nedir o sağın adamları
Ali BulaçAshab-ı Yemin", ne (kutludur o) "Ashab-ı Yemin
Elmalılı Hamdi YazırDalbastı kirazlar
Saheeh International[They will be] among lote trees with thorns removed
Süleyman Ateş(Onlar) Dikensiz kirazlar
Ali BulaçYüklü dalları bükülmüş kiraz (ağaçları)
Elmalılı Hamdi YazırMeyva dizili muzlar
Saheeh InternationalAnd [banana] trees layered [with fruit]
Süleyman Ateş(Kökünden tepesine kadar) meyva dizili muzlar
Ali BulaçÜstüste dizili meyveleri sarkmış muz ağaçları
Elmalılı Hamdi YazırUzamış gölgeler
Saheeh InternationalAnd shade extended
Süleyman AteşUzamış gölge(ler)
Ali BulaçYayılıp-uzanmış gölgeler
Elmalılı Hamdi YazırFışkıran sular
Saheeh InternationalAnd water poured out
Süleyman AteşFışkıran sular
Ali BulaçDurmaksızın akan su(lar)
Elmalılı Hamdi YazırPek çok meyva arasında
Saheeh InternationalAnd fruit, abundant [and varied]
Süleyman AteşPek çok mevya arasında
Ali BulaçVe (daha) birçok meyveler arasında
Elmalılı Hamdi YazırTükenmeyen ve yasaklanmayan
Saheeh InternationalNeither limited [to season] nor forbidden
Süleyman AteşTükenmeyen ve yasaklanmayan
Ali BulaçKesilip-eksilmeyen ve yasaklanmayan (meyveler)
Elmalılı Hamdi YazırVe yükseltilmiş döşekler üstündedirler
Saheeh InternationalAnd [upon] beds raised high
Süleyman AteşVe yükseltilmiş döşekler üstündedirler
Ali BulaçYükseklere-kurulmuş döşekler (sedirler)
Elmalılı Hamdi YazırBiz kadınları yeniden inşa ettik (yarattık)
Saheeh InternationalIndeed, We have produced the women of Paradise in a [new] creation
Süleyman AteşBiz (oradaki) kadınları da yeniden bir güzel inşa' etmişiz
Ali BulaçGerçek şu ki, Biz onları yeni bir inşa (yaratma) ile inşa edip-yarattık
Elmalılı Hamdi YazırOnları bâkireler yaptık
Saheeh InternationalAnd made them virgins
Süleyman AteşOnları bakireler yapmışızdır
Ali BulaçOnları hep bakireler olarak kıldık
Elmalılı Hamdi YazırHep yaşıt sevgililer
Saheeh InternationalDevoted [to their husbands] and of equal age
Süleyman AteşHep yaşıt sevgililer
Ali BulaçEşlerine sevgiyle tutkun (ve) hep yaşıt
Elmalılı Hamdi YazırSağın adamları içindir
Saheeh InternationalFor the companions of the right [who are]
Süleyman AteşSağın adamları için
Ali BulaçAshab-ı Yemin" olanlar için
Elmalılı Hamdi YazırBir çoğu öncekilerdendir
Saheeh InternationalA company of the former peoples
Süleyman Ateş(Bu sağcıların) Bir bölümü öncekilerdendir
Ali Bulaç(Bunların) Birçoğu geçmiş (ümmet)lerden
Elmalılı Hamdi YazırBir çoğu da sonrakilerdendir
Saheeh InternationalAnd a company of the later peoples
Süleyman AteşBir bölümü de sonrakilerdendir
Ali BulaçBirçoğu da sonrakilerdendir
Elmalılı Hamdi YazırSolun adamları, nedir o solcular
Saheeh InternationalAnd the companions of the left - what are the companions of the left
Süleyman AteşSolun adamları (amel defterleri, sol tarafından verilenler), nedir o solcular
Ali BulaçAshab-ı Şimal", ne (mutsuzdur o) "Ashab-ı Şimal
Elmalılı Hamdi Yazırİçlerine işleyen bir ateş ve kaynar şu içinde
Saheeh International[They will be] in scorching fire and scalding water
Süleyman Ateş(Onlar) Delikçiklere işleyen bir ateş ve kaynar su içinde
Ali BulaçHücrelere işleyen kavurucu bir sıcaklık ve kaynar su
Elmalılı Hamdi YazırKapkara dumandan bir gölge altındadırlar
Saheeh InternationalAnd a shade of black smoke
Süleyman AteşKara dumandan bir gölge altında
Ali BulaçVe kapkara dumandan bir gölge içindedirler
Elmalılı Hamdi YazırKi ne serindir, ne de faydalı
Saheeh InternationalNeither cool nor beneficial
Süleyman AteşKi ne serindir, ne faydalı
Ali BulaçKi o, ne serindir, ne ferahlatıcı (kerim)
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü onlar bundan önce varlık içinde sefâhete dalmışlardı
Saheeh InternationalIndeed they were, before that, indulging in affluence
Süleyman AteşÇünkü onlar bundan önce varlık içinde şımartılmışlardı
Ali BulaçÇünkü onlar, bundan önce varlık içinde şımartılmış olanlardı
Elmalılı Hamdi YazırBüyük günahı işlemekte ısrar ediyorlardı
Saheeh InternationalAnd they used to persist in the great violation
Süleyman AteşBüyük günahı işlemekte ısrar ediyorlardı
Ali BulaçOnlar, büyük günah üzerinde ısrarlı davrananlardı
Elmalılı Hamdi YazırVe diyorlardı ki: "Biz ölüp, toprak ve kemik yığını olduktan sonra, biz mi bir daha diriltileceğiz
Saheeh InternationalAnd they used to say, "When we die and become dust and bones, are we indeed to be resurrected
Süleyman AteşVe diyorlardı ki: "Biz öldükten, toprak ve kemik yığını olduktan sonra, biz mi bir daha diriltileceğiz
Ali BulaçVe derlerdi ki: "Biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuzda mı, gerçekten biz mi diriltilecekmişiz
Elmalılı Hamdi YazırÖnceki atalarımızda mı
Saheeh InternationalAnd our forefathers [as well]
Süleyman AteşÖnceki atalarımız da mı
Ali BulaçÖnceden gelip-geçmiş atalarımız da mı
Elmalılı Hamdi YazırDe ki: "Öncekiler ve sonrakiler
Saheeh InternationalSay, [O Muhammad], "Indeed, the former and the later peoples
Süleyman AteşDe ki: "Öncekiler de sonrakiler de
Ali BulaçDe ki: "Şüphesiz, öncekiler de ve sonrakiler de
Elmalılı Hamdi YazırBelli bir günün belli vaktinde mutlaka toplanacaklardır
Saheeh InternationalAre to be gathered together for the appointment of a known Day
Süleyman AteşBelli bir günün buluşma vakti için mutlaka toplanacaklardır
Ali BulaçBilinen bir günün belli vaktinde mutlaka toplanacaklardır
Elmalılı Hamdi YazırSonra siz, ey sapık yalanlayıcılar
Saheeh InternationalThen indeed you, O those astray [who are] deniers
Süleyman AteşSonra siz de, ey sapık yalanlayıcılar (o zaman toplanacaksınız)
Ali BulaçSonra gerçekten siz, ey sapık olan yalanlayıcılar
Elmalılı Hamdi YazırElbette bir ağaçtan, zakkum ağacından yiyeceksiniz
Saheeh InternationalWill be eating from trees of zaqqum
Süleyman Ateş(Suçlular) Mutlaka bir Zakkum ağacından yiyecekler
Ali BulaçŞüphesiz zakkum olan bir ağaçtan yiyeceksiniz
Elmalılı Hamdi YazırKarınlarınızı hep onunla dolduracaksınız
Saheeh InternationalAnd filling with it your bellies
Süleyman AteşOnunla karınları(nı) dolduracaklar
Ali BulaçBöylece karınları(nızı) ondan dolduracaksınız
Elmalılı Hamdi YazırÜstüne de kaynar su içeceksiniz
Saheeh InternationalAnd drinking on top of it from scalding water
Süleyman AteşÜzerine de kaynar su içeceklerdir
Ali BulaçOnun üzerine de alabildiğine kaynar sudan içeceksiniz
Elmalılı Hamdi YazırSusuzluk illetine tutulmuş develerin içişi gibi içeceksiniz
Saheeh InternationalAnd will drink as the drinking of thirsty camels
Süleyman AteşSusuzluk hastalığına tutulmuş develerin içişi gibi içeceklerdir
Ali BulaçÜstelik 'içtikçe susayan hasta develerin' içişi gibi içeceksiniz
Elmalılı Hamdi Yazırİşte ceza gününde onlara sunulacak ziyafet budur
Saheeh InternationalThat is their accommodation on the Day of Recompense
Süleyman Ateşİşte ceza gününde onların ağırlanışı böyledir
Ali Bulaçİşte bu, onların din (hesap ve ceza) gününde şölenleridir
Elmalılı Hamdi YazırBiz sizi yarattık; tasdik etmeniz gerekmez mi
Saheeh InternationalWe have created you, so why do you not believe
Süleyman AteşBiz sizi yarattık; doğrulamanız gerekmez mi
Ali BulaçSizleri Biz yarattık, yine de tasdik etmeyecek misiniz
Elmalılı Hamdi YazırAttığınız meniyi gördünüz mü
Saheeh InternationalHave you seen that which you emit
Süleyman AteşAkıttığınız meniyi gördünüz mü
Ali BulaçŞimdi (rahimlere) dökmekte olduğunuz meniyi gördünüz mü
Elmalılı Hamdi YazırOnu siz mi yaratıyorsunuz yoksa yaratan biz miyiz
Saheeh InternationalIs it you who creates it, or are We the Creator
Süleyman AteşSiz mi onu yaratıyorsunuz, yoksa yaratıcılar biz miyiz
Ali BulaçOnu sizler mi yaratıyorsunuz, yoksa Yaratıcı Biz miyiz
Elmalılı Hamdi YazırAranızda ölümü takdir eden biziz ve bizim önümüze geçilmez
Saheeh InternationalWe have decreed death among you, and We are not to be outdone
Süleyman AteşAranızda ölümü takdir eden biziz ve bizim önümüze geçilmiş değildir (kimse ölüme engel olamaz)
Ali BulaçSizin aranızda ölümü takdir eden Biziz ve Bizim önümüze geçilmiş değildir
Elmalılı Hamdi YazırBöylece sizin yerinize benzerlerinizi getirelim ve sizi bilmediğiniz bir yaratılışta tekrar var edelim diye (böyle yapıyoruz)
Saheeh InternationalIn that We will change your likenesses and produce you in that [form] which you do not know
Süleyman Ateş(Size böyle ölümü takdir ettik) Ki sizin yerinize benzerlerinizi getirelim ve sizi, bilmediğiniz bir biçimde yeniden inşa' edelim
Ali Bulaç(Yerinize) Benzerlerinizi getirip-değiştirme ve sizi şimdi bilemeyeceğiniz bir şekilde-inşa etme konusunda
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun, ilk yaratılışı bildiniz. Düşünüp ibret almanız gerekmez mi
Saheeh InternationalAnd you have already known the first creation, so will you not remember
Süleyman AteşAndolsun, ilk yaratmayı bildiniz, (bunu) düşünüp ibret almanız gerekmez mi
Ali BulaçAndolsun, ilk inşa (yaratma)yı bildiniz; ama öğüt alıp-düşünmeniz gerekmez mi
Elmalılı Hamdi YazırEktiğinizi gördünüz mü
Saheeh InternationalAnd have you seen that [seed] which you sow
Süleyman AteşEktiğinizi gördünüz mü
Ali BulaçŞimdi ekmekte olduğunuz (tohum)u gördünüz mü
Elmalılı Hamdi YazırOnu siz mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren biz miyiz
Saheeh InternationalIs it you who makes it grow, or are We the grower
Süleyman AteşSiz mi onu bitiyorsunuz, yoksa bitirenler biz miyiz
Ali BulaçOnu sizler mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren Biz miyiz
Elmalılı Hamdi YazırDileseydik, onu kuru bir çöp yapardık. Hayret eder dururdunuz
Saheeh InternationalIf We willed, We could make it [dry] debris, and you would remain in wonder
Süleyman AteşDileseydik, onu kuru bir çöp yapardık, sızlanıp dururdunuz
Ali BulaçEğer dilemiş olsaydık, gerçekten onu bir ot kırıntısı kılardık; böylelikle şaşar-kalırdınız
Elmalılı Hamdi YazırDoğrusu borç altına girdik
Saheeh International[Saying], "Indeed, we are [now] in debt
Süleyman AteşBiz borçlandık, (yaptığmız masraflar boşa gitti)
Ali Bulaç(Şöyle de sızlanırdınız:) "Doğrusu biz, ağır bir borç altına girip-zorlandık
Elmalılı Hamdi YazırDoğrusu, biz yoksul bırakıldık" (derdiniz)
Saheeh InternationalRather, we have been deprived
Süleyman AteşDoğrusu, biz yoksun bırakıldık! (derdiniz)
Ali BulaçHayır, biz büsbütün yoksun bırakıldık
Elmalılı Hamdi Yazırİçtiğiniz suya baktınız mı
Saheeh InternationalAnd have you seen the water that you drink
Süleyman Ateşİçtiğiniz suya baktınız mı
Ali BulaçŞimdi siz, içmekte olduğunuz suyu gördünüz mü
Elmalılı Hamdi YazırBuluttan onu siz mi indirdiniz, yoksa indiren biz miyiz
Saheeh InternationalIs it you who brought it down from the clouds, or is it We who bring it down
Süleyman AteşSiz mi onu buluttan indirdiniz, yoksa indirenler biz miyiz
Ali BulaçOnu sizler mi buluttan indiriyorsunuz, yoksa indiren Biz miyiz
Elmalılı Hamdi YazırDileseydik onu tuzlu yapardık. O halde şükretseniz ya
Saheeh InternationalIf We willed, We could make it bitter, so why are you not grateful
Süleyman AteşDileseydik onu tuzlu yapardık. Şüketmeniz gerekmez mi
Ali BulaçEğer dilemiş olsaydık onu tuzlu kılardık; şükretmeniz gerekmez mi
Elmalılı Hamdi YazırYaktığınız ateşi gördünüz mü
Saheeh InternationalAnd have you seen the fire that you ignite
Süleyman Ateş(İki dalı birbirine sürterek) Çıkardığınız ateşi gördünüz mü
Ali BulaçŞimdi yakmakta olduğunuz ateşi gördünüz mü
Elmalılı Hamdi YazırOnun ağacını siz mi yarattınız, yoksa yaratan biz miyiz
Saheeh InternationalIs it you who produced its tree, or are We the producer
Süleyman AteşOnun ağacını siz mi yarattınız, yoksa yaratanlar biz miyiz
Ali BulaçOnun ağacını sizler mi inşa ettiniz (yarattınız), yoksa onu inşa eden Biz miyiz
Elmalılı Hamdi YazırBiz onu bir ibret ve çölden gelip geçenlere bir fayda yaptık
Saheeh InternationalWe have made it a reminder and provision for the travelers
Süleyman AteşBiz onu bir ibret ve çölden gelip geçenlere bir fayda yaptık
Ali BulaçBiz onu hem bir öğüt ve hatırlatma (konusu), hem ihtiyacı olanlara bir meta kıldık
Elmalılı Hamdi YazırÖyleyse büyük Rabbinin adını yücelt
Saheeh InternationalSo exalt the name of your Lord, the Most Great
Süleyman AteşÖyleyse büyük Rabbinin adını yücelt
Ali BulaçŞu halde büyük Rabbini ismiyle tesbih et
Elmalılı Hamdi YazırHayır, yıldızların yerlerine yemin ederim
Saheeh InternationalThen I swear by the setting of the stars
Süleyman AteşYoo, yıldızların yerlerine yemin ederim
Ali BulaçHayır, yıldızların yer (mevki)lerine yemin ederim
Elmalılı Hamdi YazırBilirseniz bu büyük bir yemindir
Saheeh InternationalAnd indeed, it is an oath - if you could know - [most] great
Süleyman AteşBilirseniz, bu büyük bir yemindir
Ali BulaçŞüphesiz bu, eğer bilirseniz gerçekten büyük bir yemindir
Elmalılı Hamdi YazırO, elbette şerefli bir Kur'ân'dır
Saheeh InternationalIndeed, it is a noble Qur'an
Süleyman AteşO, elbette değerli bir Kur'an'dır
Ali BulaçElbette bu, bir Kur'an-ı Kerim'dir
Elmalılı Hamdi YazırKorunmuş bir kitaptadır
Saheeh InternationalIn a Register well-protected
Süleyman AteşSaklı bir Kitaptadır
Ali BulaçSaklanmış-korunmuş bir Kitap'ta (yazılı)dır
Elmalılı Hamdi YazırOna temizlenenlerden başkası el süremez
Saheeh InternationalNone touch it except the purified
Süleyman AteşKi ona temizlerden başkası dokunmaz
Ali BulaçOna, temizlenip-arınmış olanlardan başkası dokunamaz
Elmalılı Hamdi Yazırâlemlerin Rabbinden indirilmiştir
Saheeh International[It is] a revelation from the Lord of the worlds
Süleyman AteşAlemlerin Rabbinden indirilmiştir
Ali BulaçAlemlerin Rabbinden indirilmedir
Elmalılı Hamdi YazırŞimdi siz bu sözü mü küçümsüyorsunuz
Saheeh InternationalThen is it to this statement that you are indifferent
Süleyman AteşŞimdi siz, bu sözü mü küçümsüyorsunuz
Ali BulaçŞimdi siz bu sözü mü hor görüp-küçümsüyorsunuz
Elmalılı Hamdi YazırRızkınızı, yalanlamanızdan ibaret mi kılıyorsunuz
Saheeh InternationalAnd make [the thanks for] your provision that you deny [the Provider]
Süleyman Ateş(Kur'an'dan istifade edeceğiniz yerde) Rızkınızı, yalanlamanızdan ibaret mi kılıyorsunuz (sizin ondan elde ettiğiniz nasib, sadece onu yalanlamanız mıdır)
Ali BulaçVe rızkınızı (Kur'an'dan yararlanma nimetini bırakıp onu) mutlaka yalan saymaktan ibaret mi kılıyorsunuz
Elmalılı Hamdi YazırCan boğaza dayandığı zaman
Saheeh InternationalThen why, when the soul at death reaches the throat
Süleyman AteşYa can boğaza dayandığı zaman
Ali BulaçHele can boğaza gelip dayandığında
Elmalılı Hamdi YazırKi o zaman siz (ölmek üzere olana) bakar durursunuz
Saheeh InternationalAnd you are at that time looking on
Süleyman AteşKi siz de o zaman (can çekişen kimseye) bakıp durursunuz
Ali BulaçKi o sırada siz (sadece) bakıp-durursunuz
Elmalılı Hamdi YazırBiz ona sizden daha yakınız, fakat siz görmezsiniz
Saheeh InternationalAnd Our angels are nearer to him than you, but you do not see
Süleyman AteşBiz ona sizden daha yakınız, fakat siz görmezsiniz
Ali BulaçBiz ona sizden daha yakınız; ancak görmezsiniz
Elmalılı Hamdi YazırEğer cezalandırılmayacak iseniz
Saheeh InternationalThen why do you not, if you are not to be recompensed
Süleyman AteşEğer (öldükten sonra) cezalandırılmayacaksanız
Ali Bulaçİşte o vakit, eğer ceza görmeyecek iseniz
Elmalılı Hamdi YazırOnu geri çevirsenize; şayet iddianızda doğru iseniz
Saheeh InternationalBring it back, if you should be truthful
Süleyman Ateş(Bu sözünüzde doğru iseniz) o(çıkmakta olan ca)nı geri döndürsenize
Ali BulaçEğer doğru söylüyorsanız, onu, (çıkmakta olan canı) geri çevirsenize
Elmalılı Hamdi YazırFakat ölen kişiye gelince, eğer o rahmete yaklaştırılanlardan ise
Saheeh InternationalAnd if the deceased was of those brought near to Allah
Süleyman Ateş(O can, Allah'a) Yaklaştırılanlardan ise
Ali BulaçEğer o (ölecek kişi), yakın kılınan (mukarreb olan)lardan ise
Elmalılı Hamdi YazırOna rahatlık, güzel rızık ve Naîm cenneti vardır
Saheeh InternationalThen [for him is] rest and bounty and a garden of pleasure
Süleyman AteşO'na rahatlık, güzel rızık ve ni'met cenneti var
Ali BulaçBu durumda rahatlık, güzel rızık ve nimetlerle donatılmış cennet (onundur)
Elmalılı Hamdi YazırEğer O, sağın adamlarından ise
Saheeh InternationalAnd if he was of the companions of the right
Süleyman AteşEğer sağcılardan (amel defteri sağ tarafından verilenlerden) ise
Ali BulaçVe eğer "Ashab-ı Yemin"den ise
Elmalılı Hamdi Yazır(Ey sağcı), sana sağcılardan selam
Saheeh InternationalThen [the angels will say], "Peace for you; [you are] from the companions of the right
Süleyman Ateş(Ey sağcı) Sana sağcılardan selam var
Ali BulaçArtık, "Ashab-ı Yemin"den selam sana
Elmalılı Hamdi YazırAma yalanlayıcı sapıklardan ise
Saheeh InternationalBut if he was of the deniers [who were] astray
Süleyman AteşAma yalanlayıcı sapıklardan ise
Ali BulaçVe eğer o, yalanlayan sapıklardan ise
Elmalılı Hamdi Yazırİşte ona da kaynar sudan bir ziyafet vardır
Saheeh InternationalThen [for him is] accommodation of scalding water
Süleyman AteşKaynar sudan bir ziyafet
Ali BulaçArtık (onun için) alabildiğine kaynar sudan bir şölen vardır
Elmalılı Hamdi YazırVe cehenneme atılma vardır
Saheeh InternationalAnd burning in Hellfire
Süleyman AteşVe cehenneme atılma var
Ali BulaçVe çılgınca yanan ateşe bir atılma da
Elmalılı Hamdi YazırKesin gerçek budur işte
Saheeh InternationalIndeed, this is the true certainty
Süleyman AteşKesin gerçek budur işte
Ali BulaçŞüphesiz bu, kesin bilgi ifade eden bir gerçektir (Hakku'l-Yakin)
Elmalılı Hamdi YazırÖyle ise Rabbini o büyük ismiyle tesbih et
Saheeh InternationalSo exalt the name of your Lord, the Most Great
Süleyman AteşÖyleyse büyük Rabbinin adını tesbih et (O'nu, kendisine layık olmayan sıfatlardan tenzih eyle)
Ali BulaçÖyleyse büyük Rabbini ismiyle tesbih et