56. Al-Waaqia سُورَةُ الوَاقِعَةِ
Süleyman AteşOlacak vak'a olduğu (kıyamet koptuğu) zaman
Diyanet İşleri MealiKıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır
Ali BulaçVakıa (kesin bir gerçek olan kıyamet) vuku bulduğu zaman
Süleyman AteşOnun oluşunu yalanlayacak yoktur
Diyanet İşleri MealiKıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır
Ali BulaçOnun vukuuna (gerçekleşmesine artık) yalan diyecek yoktur
Süleyman AteşO alçaltıcı, yükselticidir (yerleri alt üst eder)
Diyanet İşleri MealiKıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır
Ali BulaçO aşağılatıcı, yücelticidir
Süleyman AteşYer şiddetliesarsıldığı
Diyanet İşleri MealiEy insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz
Ali BulaçYer, şiddetli bir sarsıntıyla sarsıldığı
Süleyman AteşDağlar serpildikçe serpildiği
Diyanet İşleri MealiEy insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz
Ali BulaçVe dağlar darmadağın olup ufalandığı
Süleyman AteşDağılan toz duman haline geldiği
Diyanet İşleri MealiEy insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz
Ali BulaçDerken toz duman halinde dağılıp-savrulduğu
Süleyman AteşVe sizler üç sınıf olduğunuz zaman
Diyanet İşleri MealiEy insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz
Ali BulaçVe sizler de üç sınıf olduğunuz zaman
Süleyman AteşSağın adamları (amel defterleri sağ tarafından verilenler), ne uğurlulardır onlar
Diyanet İşleri Mealiİyi işler işlediklerini belirtmek için, amel defterleri sağdan verilenler; ne mutlu o sağcılara
Ali Bulaçİşte o "Ashab-ı Meymene", ne (kutludur o) "Ashab-ı Meymene
Süleyman AteşSolun adamları (amel defterleri sol tarafından verilenler), ne uğursuzlardır onlar
Diyanet İşleri MealiKötülük işlediklerini belirtmek üzere, amel defterleri soldan verilenler; ne yazık o solculara
Ali BulaçAshab-ı Meş'eme" ne (mutsuz ve uğursuzdur o) "Ashab-ı Meş'eme
Süleyman AteşVe o sabıklar, sabıklar
Diyanet İşleri Mealiİyilik işlemekte önde olanlar, karşılıklarını almakta da önde olanlardır
Ali BulaçYarışıp öne geçenler de, öne geçmiş öncülerdir
Süleyman Ateşİşte, onlardır (Allah'a) yaklaştırılanlar
Diyanet İşleri MealiNaim cennetlerinde Allah'a en çok yaklaştırılmış olanlar işte bunlardır
Ali Bulaçİşte onlar, yakınlaştırılmış (mukarreb) olanlardır
Süleyman AteşNi'met cennetlerinde
Diyanet İşleri MealiNaim cennetlerinde Allah'a en çok yaklaştırılmış olanlar işte bunlardır
Ali BulaçNimetlerle-donatılmış cennetler içinde
Süleyman AteşÇoğu öncekilerden
Diyanet İşleri MealiOnların büyük kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir
Ali BulaçBirçoğu geçmiş (ümmet)lerden
Süleyman AteşBirazı da sonrakilerden (olan bu insanlar)
Diyanet İşleri MealiOnların büyük kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir
Ali BulaçBirazı da sonrakilerden
Süleyman AteşAltın ve cevahirle işlenmiş tahtlar üzerindedirler
Diyanet İşleri MealiMücevheratla işlenmiş tahtlara karşılıklı olarak yaslanırlar
Ali BulaçÖzenle işlenmiş mücevher' tahtlar üzerindedirler
Süleyman AteşOnların üzerinde karşılıklı yaslanırlar
Diyanet İşleri MealiMücevheratla işlenmiş tahtlara karşılıklı olarak yaslanırlar
Ali BulaçKarşılıklı yaslanmışlardır
Süleyman AteşÇevrelerinde, ebedi yaşamağa erdirilmiş gençler dolaşır
Diyanet İşleri MealiÖlümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar
Ali BulaçÇevrelerinde ölümsüzlüğe ulaşmış gençler dönüp dolaşır
Süleyman AteşAkıp giden şarap kaynağından doldurulmuş testiler, ibrikler ve kadehlerle
Diyanet İşleri MealiÖlümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar
Ali BulaçKaynağından (doldurulmuş) testiler, ibrikler ve kadehler
Süleyman Ateş(Bir şarap ki) Ondan ne başları ağrıtılır, ne de akılları giderilir
Diyanet İşleri MealiÖlümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar
Ali BulaçKi bundan ne başlarını bir ağrı tutar, ne de kendilerinden geçip akılları çelinir
Süleyman AteşBeğendikleri meyva(lar)
Diyanet İşleri MealiÖlümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar
Ali BulaçArzulayıp-seçecekleri meyveler
Süleyman AteşCanlarının çektiği kuş et(ler)i
Diyanet İşleri MealiÖlümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar
Ali BulaçCanlarının çektiği kuş eti
Süleyman Ateşİri gözlü huriler
Diyanet İşleri Mealiİşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar
Ali BulaçVe iri gözlü huriler
Süleyman AteşSaklı inciler gibi
Diyanet İşleri Mealiİşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar
Ali BulaçSanki saklı inciler gibi
Süleyman AteşYaptıklarına karşılık olarak
Diyanet İşleri Mealiİşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar
Ali BulaçYaptıklarına bir karşılık olmak üzere (onlara sunulur)
Süleyman AteşOrada ne boş bir söz ve ne de günaha sokan bir laf işitirler
Diyanet İşleri MealiSadece selama karşılık selam sözü işitirler
Ali BulaçOrada, ne 'saçma ve boş bir söz' işitirler, ne günaha sokma
Süleyman AteşDuydukları söz, yalnız "Selam, selam" dır
Diyanet İşleri MealiDefterleri sağdan verilenler; ne mutlu o sağcılara
Ali BulaçYalnızca bir söz (işitirler:) "Selam, selam
Süleyman AteşSağın adamları, nedir o sağın adamları
Diyanet İşleri MealiOnlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler
Ali BulaçAshab-ı Yemin", ne (kutludur o) "Ashab-ı Yemin
Süleyman Ateş(Onlar) Dikensiz kirazlar
Diyanet İşleri MealiOnlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler
Ali BulaçYüklü dalları bükülmüş kiraz (ağaçları)
Süleyman Ateş(Kökünden tepesine kadar) meyva dizili muzlar
Diyanet İşleri MealiOnlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler
Ali BulaçÜstüste dizili meyveleri sarkmış muz ağaçları
Süleyman AteşUzamış gölge(ler)
Diyanet İşleri MealiOnlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler
Ali BulaçYayılıp-uzanmış gölgeler
Süleyman AteşFışkıran sular
Diyanet İşleri MealiOnlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler
Ali BulaçDurmaksızın akan su(lar)
Süleyman AteşPek çok mevya arasında
Diyanet İşleri MealiOnlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler
Ali BulaçVe (daha) birçok meyveler arasında
Süleyman AteşTükenmeyen ve yasaklanmayan
Diyanet İşleri MealiOnlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler
Ali BulaçKesilip-eksilmeyen ve yasaklanmayan (meyveler)
Süleyman AteşVe yükseltilmiş döşekler üstündedirler
Diyanet İşleri MealiOnlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler
Ali BulaçYükseklere-kurulmuş döşekler (sedirler)
Süleyman AteşBiz (oradaki) kadınları da yeniden bir güzel inşa' etmişiz
Diyanet İşleri MealiBiz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır
Ali BulaçGerçek şu ki, Biz onları yeni bir inşa (yaratma) ile inşa edip-yarattık
Süleyman AteşOnları bakireler yapmışızdır
Diyanet İşleri MealiBiz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır
Ali BulaçOnları hep bakireler olarak kıldık
Süleyman AteşHep yaşıt sevgililer
Diyanet İşleri MealiBiz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır
Ali BulaçEşlerine sevgiyle tutkun (ve) hep yaşıt
Süleyman AteşSağın adamları için
Diyanet İşleri MealiBiz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır
Ali BulaçAshab-ı Yemin" olanlar için
Süleyman Ateş(Bu sağcıların) Bir bölümü öncekilerdendir
Diyanet İşleri MealiBunların bir kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir
Ali Bulaç(Bunların) Birçoğu geçmiş (ümmet)lerden
Süleyman AteşBir bölümü de sonrakilerdendir
Diyanet İşleri MealiBunların bir kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir
Ali BulaçBirçoğu da sonrakilerdendir
Süleyman AteşSolun adamları (amel defterleri, sol tarafından verilenler), nedir o solcular
Diyanet İşleri MealiDefterleri soldan verilenler; ne yazık o solculara
Ali BulaçAshab-ı Şimal", ne (mutsuzdur o) "Ashab-ı Şimal
Süleyman Ateş(Onlar) Delikçiklere işleyen bir ateş ve kaynar su içinde
Diyanet İşleri Mealiİnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar
Ali BulaçHücrelere işleyen kavurucu bir sıcaklık ve kaynar su
Süleyman AteşKara dumandan bir gölge altında
Diyanet İşleri Mealiİnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar
Ali BulaçVe kapkara dumandan bir gölge içindedirler
Süleyman AteşKi ne serindir, ne faydalı
Diyanet İşleri Mealiİnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar
Ali BulaçKi o, ne serindir, ne ferahlatıcı (kerim)
Süleyman AteşÇünkü onlar bundan önce varlık içinde şımartılmışlardı
Diyanet İşleri MealiÇünkü onlar, bundan önce, dünyada, nimet içinde bulunurlar iken, büyük günah işlemekte direnir dururlardı
Ali BulaçÇünkü onlar, bundan önce varlık içinde şımartılmış olanlardı
Süleyman AteşBüyük günahı işlemekte ısrar ediyorlardı
Diyanet İşleri MealiÇünkü onlar, bundan önce, dünyada, nimet içinde bulunurlar iken, büyük günah işlemekte direnir dururlardı
Ali BulaçOnlar, büyük günah üzerinde ısrarlı davrananlardı
Süleyman AteşVe diyorlardı ki: "Biz öldükten, toprak ve kemik yığını olduktan sonra, biz mi bir daha diriltileceğiz
Diyanet İşleri MealiŞöyle söylerlerdi: "Öldüğümüzde, toprak ve kemik yığını olduğumuzda mı, biz mi tekrar dirileceğiz
Ali BulaçVe derlerdi ki: "Biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuzda mı, gerçekten biz mi diriltilecekmişiz
Süleyman AteşÖnceki atalarımız da mı
Diyanet İşleri MealiÖnce gelip geçmiş babalarımız da mı
Ali BulaçÖnceden gelip-geçmiş atalarımız da mı
Süleyman AteşDe ki: "Öncekiler de sonrakiler de
Diyanet İşleri MealiDe ki: "Şüphesiz öncekiler de, sonrakiler de belli bir günün belirli bir vaktinde toplanacaklardır
Ali BulaçDe ki: "Şüphesiz, öncekiler de ve sonrakiler de
Süleyman AteşBelli bir günün buluşma vakti için mutlaka toplanacaklardır
Diyanet İşleri MealiDe ki: "Şüphesiz öncekiler de, sonrakiler de belli bir günün belirli bir vaktinde toplanacaklardır
Ali BulaçBilinen bir günün belli vaktinde mutlaka toplanacaklardır
Süleyman AteşSonra siz de, ey sapık yalanlayıcılar (o zaman toplanacaksınız)
Diyanet İşleri MealiSonra, siz ey sapıklar, yalanlayanlar
Ali BulaçSonra gerçekten siz, ey sapık olan yalanlayıcılar
Süleyman Ateş(Suçlular) Mutlaka bir Zakkum ağacından yiyecekler
Diyanet İşleri MealiDoğrusu bir zakkum ağacından yiyeceksiniz
Ali BulaçŞüphesiz zakkum olan bir ağaçtan yiyeceksiniz
Süleyman AteşOnunla karınları(nı) dolduracaklar
Diyanet İşleri MealiKarınlarınızı onunla dolduracaksınız
Ali BulaçBöylece karınları(nızı) ondan dolduracaksınız
Süleyman AteşÜzerine de kaynar su içeceklerdir
Diyanet İşleri MealiOnun üzerine kaynar su içeceksiniz
Ali BulaçOnun üzerine de alabildiğine kaynar sudan içeceksiniz
Süleyman AteşSusuzluk hastalığına tutulmuş develerin içişi gibi içeceklerdir
Diyanet İşleri MealiHem de susamış develerin suya saldırışı gibi içeceksiniz
Ali BulaçÜstelik 'içtikçe susayan hasta develerin' içişi gibi içeceksiniz
Süleyman Ateşİşte ceza gününde onların ağırlanışı böyledir
Diyanet İşleri Mealiİşte onlara, ceza günü sunulacak konukluk budur
Ali Bulaçİşte bu, onların din (hesap ve ceza) gününde şölenleridir
Süleyman AteşBiz sizi yarattık; doğrulamanız gerekmez mi
Diyanet İşleri MealiSizi yaratan Biziz; hala tasdik etmez misiniz
Ali BulaçSizleri Biz yarattık, yine de tasdik etmeyecek misiniz
Süleyman AteşAkıttığınız meniyi gördünüz mü
Diyanet İşleri MealiSöyleyin; akıttığınız meniden insanı yaratan siz misiniz, yoksa Biz mi yaratmaktayız
Ali BulaçŞimdi (rahimlere) dökmekte olduğunuz meniyi gördünüz mü
Süleyman AteşSiz mi onu yaratıyorsunuz, yoksa yaratıcılar biz miyiz
Diyanet İşleri MealiSöyleyin; akıttığınız meniden insanı yaratan siz misiniz, yoksa Biz mi yaratmaktayız
Ali BulaçOnu sizler mi yaratıyorsunuz, yoksa Yaratıcı Biz miyiz
Süleyman AteşAranızda ölümü takdir eden biziz ve bizim önümüze geçilmiş değildir (kimse ölüme engel olamaz)
Diyanet İşleri MealiÖlümü aranızda Biz tayin ettik; sizi ortadan kaldırıp benzerlerinizi yerinize getirmeyi, sizi bilmediğiniz şekilde var etmeyi dilesek kimse önümüze geçemez
Ali BulaçSizin aranızda ölümü takdir eden Biziz ve Bizim önümüze geçilmiş değildir
Süleyman Ateş(Size böyle ölümü takdir ettik) Ki sizin yerinize benzerlerinizi getirelim ve sizi, bilmediğiniz bir biçimde yeniden inşa' edelim
Diyanet İşleri MealiÖlümü aranızda Biz tayin ettik; sizi ortadan kaldırıp benzerlerinizi yerinize getirmeyi, sizi bilmediğiniz şekilde var etmeyi dilesek kimse önümüze geçemez
Ali Bulaç(Yerinize) Benzerlerinizi getirip-değiştirme ve sizi şimdi bilemeyeceğiniz bir şekilde-inşa etme konusunda
Süleyman AteşAndolsun, ilk yaratmayı bildiniz, (bunu) düşünüp ibret almanız gerekmez mi
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, ilk yaratmayı bilirsiniz, yine de düşünmez misiniz
Ali BulaçAndolsun, ilk inşa (yaratma)yı bildiniz; ama öğüt alıp-düşünmeniz gerekmez mi
Süleyman AteşEktiğinizi gördünüz mü
Diyanet İşleri MealiSöyleyin, ektiklerinizi yerden bitirenler sizler misiniz, yoksa Biz mi bitiriyoruz
Ali BulaçŞimdi ekmekte olduğunuz (tohum)u gördünüz mü
Süleyman AteşSiz mi onu bitiyorsunuz, yoksa bitirenler biz miyiz
Diyanet İşleri MealiSöyleyin, ektiklerinizi yerden bitirenler sizler misiniz, yoksa Biz mi bitiriyoruz
Ali BulaçOnu sizler mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren Biz miyiz
Süleyman AteşDileseydik, onu kuru bir çöp yapardık, sızlanıp dururdunuz
Diyanet İşleri MealiDilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık
Ali BulaçEğer dilemiş olsaydık, gerçekten onu bir ot kırıntısı kılardık; böylelikle şaşar-kalırdınız
Süleyman AteşBiz borçlandık, (yaptığmız masraflar boşa gitti)
Diyanet İşleri MealiDilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık
Ali Bulaç(Şöyle de sızlanırdınız:) "Doğrusu biz, ağır bir borç altına girip-zorlandık
Süleyman AteşDoğrusu, biz yoksun bırakıldık! (derdiniz)
Diyanet İşleri MealiDilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık
Ali BulaçHayır, biz büsbütün yoksun bırakıldık
Süleyman Ateşİçtiğiniz suya baktınız mı
Diyanet İşleri MealiSöyleyin; içtiğiniz suyu buluttan indirenler sizler misiniz yoksa onu Biz mi indiririz
Ali BulaçŞimdi siz, içmekte olduğunuz suyu gördünüz mü
Süleyman AteşSiz mi onu buluttan indirdiniz, yoksa indirenler biz miyiz
Diyanet İşleri MealiSöyleyin; içtiğiniz suyu buluttan indirenler sizler misiniz yoksa onu Biz mi indiririz
Ali BulaçOnu sizler mi buluttan indiriyorsunuz, yoksa indiren Biz miyiz
Süleyman AteşDileseydik onu tuzlu yapardık. Şüketmeniz gerekmez mi
Diyanet İşleri MealiDileseydik onu acılaştırırdık; hala şükretmez misiniz
Ali BulaçEğer dilemiş olsaydık onu tuzlu kılardık; şükretmeniz gerekmez mi
Süleyman Ateş(İki dalı birbirine sürterek) Çıkardığınız ateşi gördünüz mü
Diyanet İşleri MealiSöyleyin; yaktığınız ateşin ağacını var eden sizler misiniz, yoksa onu Biz mi var ederiz
Ali BulaçŞimdi yakmakta olduğunuz ateşi gördünüz mü
Süleyman AteşOnun ağacını siz mi yarattınız, yoksa yaratanlar biz miyiz
Diyanet İşleri MealiSöyleyin; yaktığınız ateşin ağacını var eden sizler misiniz, yoksa onu Biz mi var ederiz
Ali BulaçOnun ağacını sizler mi inşa ettiniz (yarattınız), yoksa onu inşa eden Biz miyiz
Süleyman AteşBiz onu bir ibret ve çölden gelip geçenlere bir fayda yaptık
Diyanet İşleri MealiBiz onu bir ibret ve çölde konaklayanlar için yararlı kıldık
Ali BulaçBiz onu hem bir öğüt ve hatırlatma (konusu), hem ihtiyacı olanlara bir meta kıldık
Süleyman AteşÖyleyse büyük Rabbinin adını yücelt
Diyanet İşleri MealiÖyleyse çok büyük Rabbinin adını tesbih et
Ali BulaçŞu halde büyük Rabbini ismiyle tesbih et
Süleyman AteşYoo, yıldızların yerlerine yemin ederim
Diyanet İşleri MealiHayır; yıldızların yerleri üzerine yemin ederim; ki bunun ne büyük yemin olduğunu bir bilseniz
Ali BulaçHayır, yıldızların yer (mevki)lerine yemin ederim
Süleyman AteşBilirseniz, bu büyük bir yemindir
Diyanet İşleri MealiHayır; yıldızların yerleri üzerine yemin ederim; ki bunun ne büyük yemin olduğunu bir bilseniz
Ali BulaçŞüphesiz bu, eğer bilirseniz gerçekten büyük bir yemindir
Süleyman AteşO, elbette değerli bir Kur'an'dır
Diyanet İşleri MealiDoğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir
Ali BulaçElbette bu, bir Kur'an-ı Kerim'dir
Süleyman AteşSaklı bir Kitaptadır
Diyanet İşleri MealiDoğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir
Ali BulaçSaklanmış-korunmuş bir Kitap'ta (yazılı)dır
Süleyman AteşKi ona temizlerden başkası dokunmaz
Diyanet İşleri MealiDoğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir
Ali BulaçOna, temizlenip-arınmış olanlardan başkası dokunamaz
Süleyman AteşAlemlerin Rabbinden indirilmiştir
Diyanet İşleri MealiDoğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir
Ali BulaçAlemlerin Rabbinden indirilmedir
Süleyman AteşŞimdi siz, bu sözü mü küçümsüyorsunuz
Diyanet İşleri MealiSiz bu sözü mü hor görüyorsunuz
Ali BulaçŞimdi siz bu sözü mü hor görüp-küçümsüyorsunuz
Süleyman Ateş(Kur'an'dan istifade edeceğiniz yerde) Rızkınızı, yalanlamanızdan ibaret mi kılıyorsunuz (sizin ondan elde ettiğiniz nasib, sadece onu yalanlamanız mıdır)
Diyanet İşleri MealiRızkınıza şükredeceğiniz yere onu vereni mi yalanlıyorsunuz
Ali BulaçVe rızkınızı (Kur'an'dan yararlanma nimetini bırakıp onu) mutlaka yalan saymaktan ibaret mi kılıyorsunuz
Süleyman AteşYa can boğaza dayandığı zaman
Diyanet İşleri MealiKişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz
Ali BulaçHele can boğaza gelip dayandığında
Süleyman AteşKi siz de o zaman (can çekişen kimseye) bakıp durursunuz
Diyanet İşleri MealiKişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz
Ali BulaçKi o sırada siz (sadece) bakıp-durursunuz
Süleyman AteşBiz ona sizden daha yakınız, fakat siz görmezsiniz
Diyanet İşleri MealiKişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz
Ali BulaçBiz ona sizden daha yakınız; ancak görmezsiniz
Süleyman AteşEğer (öldükten sonra) cezalandırılmayacaksanız
Diyanet İşleri MealiSiz dirilip yaptıklarınıza karşılık görmeyecekseniz ve eğer bu sözünüzde samimi iseniz, o çıkmak üzere olan canı geri çevirsenize
Ali Bulaçİşte o vakit, eğer ceza görmeyecek iseniz
Süleyman Ateş(Bu sözünüzde doğru iseniz) o(çıkmakta olan ca)nı geri döndürsenize
Diyanet İşleri MealiSiz dirilip yaptıklarınıza karşılık görmeyecekseniz ve eğer bu sözünüzde samimi iseniz, o çıkmak üzere olan canı geri çevirsenize
Ali BulaçEğer doğru söylüyorsanız, onu, (çıkmakta olan canı) geri çevirsenize
Süleyman Ateş(O can, Allah'a) Yaklaştırılanlardan ise
Diyanet İşleri MealiEğer ölen o kişi, gözdelerden ise, rahatlık, hoşluk ve nimet cenneti onundur
Ali BulaçEğer o (ölecek kişi), yakın kılınan (mukarreb olan)lardan ise
Süleyman AteşO'na rahatlık, güzel rızık ve ni'met cenneti var
Diyanet İşleri MealiEğer ölen o kişi, gözdelerden ise, rahatlık, hoşluk ve nimet cenneti onundur
Ali BulaçBu durumda rahatlık, güzel rızık ve nimetlerle donatılmış cennet (onundur)
Süleyman AteşEğer sağcılardan (amel defteri sağ tarafından verilenlerden) ise
Diyanet İşleri MealiEğer defteri sağdan verilenlerden ise
Ali BulaçVe eğer "Ashab-ı Yemin"den ise
Süleyman Ateş(Ey sağcı) Sana sağcılardan selam var
Diyanet İşleri MealiEy sağcılardan olan kişi, sana selam olsun!" denir
Ali BulaçArtık, "Ashab-ı Yemin"den selam sana
Süleyman AteşAma yalanlayıcı sapıklardan ise
Diyanet İşleri MealiEğer, sapık yalancılardan ise
Ali BulaçVe eğer o, yalanlayan sapıklardan ise
Süleyman AteşKaynar sudan bir ziyafet
Diyanet İşleri MealiOna kaynar sudan konukluk sunulur
Ali BulaçArtık (onun için) alabildiğine kaynar sudan bir şölen vardır
Süleyman AteşVe cehenneme atılma var
Diyanet İşleri MealiCehenneme sokulur
Ali BulaçVe çılgınca yanan ateşe bir atılma da
Süleyman AteşKesin gerçek budur işte
Diyanet İşleri MealiDoğrusu kesin gerçek budur
Ali BulaçŞüphesiz bu, kesin bilgi ifade eden bir gerçektir (Hakku'l-Yakin)
Süleyman AteşÖyleyse büyük Rabbinin adını tesbih et (O'nu, kendisine layık olmayan sıfatlardan tenzih eyle)
Diyanet İşleri MealiÖyleyse çok büyük Rabbinin adını tesbih et
Ali BulaçÖyleyse büyük Rabbini ismiyle tesbih et