☪ Anlam Arayışı

59. Al-Hashr سُورَةُ الحَشۡرِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
59:1 📚 1
سَبَّحَ لِلَّهِ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِي ٱلۡأَرۡضِۖ وَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡحَكِيمُ
سَبَّحَ
tesbih eder
لِلَّهِ
Allah'ı
مَا
bulunanlar
فِى
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
the heavens
وَمَا
ve bulunanlar
فِى
yerde
ٱلْأَرْضِ ۖ
the earth
وَهُوَ
ve O
ٱلْعَزِيزُ
üstündür
ٱلْحَكِيمُ
hüküm ve hikmet sahibidir

Süleyman AteşGöklerde ve yerde bulunan herşey Allah'ı tesbih etmiş(O'nun şanının eksikliklerden uzak, zatının yüce olduğunu anmışlar)dır. O, üstündür, hüküm ve hikmet sahibidir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«سبح لله ما في السماوات وما في الأرض» أي ننزهه فاللام مزيدة وفي الإتيان بما تغليب للأكثر «وهو العزيز الحكيم» في ملكه وصنعه.

59:2 📚 2
هُوَ ٱلَّذِيٓ أَخۡرَجَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ مِنۡ أَهۡلِ ٱلۡكِتَٰبِ مِن دِيَٰرِهِمۡ لِأَوَّلِ ٱلۡحَشۡرِۚ مَا ظَنَنتُمۡ أَن يَخۡرُجُواْۖ وَظَنُّوٓاْ أَنَّهُم مَّانِعَتُهُمۡ حُصُونُهُم مِّنَ ٱللَّهِ فَأَتَىٰهُمُ ٱللَّهُ مِنۡ حَيۡثُ لَمۡ يَحۡتَسِبُواْۖ وَقَذَفَ فِي قُلُوبِهِمُ ٱلرُّعۡبَۚ يُخۡرِبُونَ بُيُوتَهُم بِأَيۡدِيهِمۡ وَأَيۡدِي ٱلۡمُؤۡمِنِينَ فَٱعۡتَبِرُواْ يَٰٓأُوْلِي ٱلۡأَبۡصَٰرِ
هُوَ
O'dur
ٱلَّذِىٓ
çıkaran
أَخْرَجَ
expelled
ٱلَّذِينَ
kimseleri
كَفَرُوا۟
inkar eden(leri)
مِنْ
sahiplerinden
أَهْلِ
(the) People
ٱلْكِتَـٰبِ
kitap
مِن
yurtlarından
دِيَـٰرِهِمْ
their homes
لِأَوَّلِ
ilk
ٱلْحَشْرِ ۚ
haşirde
مَا
siz sanmamıştınız
ظَنَنتُمْ
you think
أَن
onların çıkacaklarını
يَخْرُجُوا۟ ۖ
they would leave
وَظَنُّوٓا۟
onlar da sanmışlardı
أَنَّهُم
kendilerini
مَّانِعَتُهُمْ
koruyacağını
حُصُونُهُم
kalelerinin
مِّنَ
Allahtan
ٱللَّهِ
Allah
فَأَتَىٰهُمُ
fakat onlara geldi
ٱللَّهُ
Allah
مِنْ
yerden
حَيْثُ
where
لَمْ
ummadıkları
يَحْتَسِبُوا۟ ۖ
they expected
وَقَذَفَ
ve saldı
فِى
içine
قُلُوبِهِمُ
yürekleri
ٱلرُّعْبَ ۚ
korku
يُخْرِبُونَ
harap ediyorlardı
بُيُوتَهُم
evlerini
بِأَيْدِيهِمْ
kendi elleriyle
وَأَيْدِى
ve elleriyle
ٱلْمُؤْمِنِينَ
mü'minlerin
فَٱعْتَبِرُوا۟
ibret alın
يَـٰٓأُو۟لِى
ey sahipleri
ٱلْأَبْصَـٰرِ
akıl

Süleyman AteşKitap sahiplerinden inkar edenleri, hemen ilk haşirde (müslümanların, kaleleri önünde toplanmalarında) yurtlarından O çıkardı. Siz onların çıkacaklarını sanmamıştınız. Onlar da kalelerinin, kendilerini Allah'tan koruyacağını sanmışlardı. Allah onlara ummadıkları yerden geldi, yüreklerine korku saldı; öyle ki evlerini kendi elleriyle ve mü'minlerin elleriyle harap ediyorlardı. Ey akıl sahipleri ibret alın

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«هو الذي أخرج الذين كفروا من أهل الكتاب» هم بنو النضير من اليهود «من ديارهم» مساكنهم بالمدينة «لأول الحشر» هو حشرهم إلى الشام وآخره أن أجلاهم عمر في خلافته إلى خيبر «ما ظننتم» أيها المؤمنون «أن يخرجوا وظنوا أنهم مانعتهم» خبر أن «حصونهم» فاعله تم به الخبر «من الله» من عذابه «فأتاهم الله» أمره وعذابه «من حيث لم يحتسبوا» لم يخطر ببالهم من جهة المؤمنين «وقذف» ألقى «في قلوبهم الرعب» بسكون العين وضمها، الخوف بقتل سيدهم كعب بن الأشرف «يخرِّبون» بالتشديد والتخفيف من أخرب «بيوتهم» لينقلوا ما أستحسنوه منها من خشب وغيره «بأيديهم وأيدي المؤمنين فاعتبروا يا أولي الأبصار».

59:3
وَلَوۡلَآ أَن كَتَبَ ٱللَّهُ عَلَيۡهِمُ ٱلۡجَلَآءَ لَعَذَّبَهُمۡ فِي ٱلدُّنۡيَاۖ وَلَهُمۡ فِي ٱلۡأٓخِرَةِ عَذَابُ ٱلنَّارِ
وَلَوْلَآ
eğer olmasaydı
أَن
yazmış
كَتَبَ
(had) decreed
ٱللَّهُ
Allah
عَلَيْهِمُ
onlara
ٱلْجَلَآءَ
sürgünü
لَعَذَّبَهُمْ
mutlaka onlara azabederdi
فِى
dünyada
ٱلدُّنْيَا ۖ
the world
وَلَهُمْ
onlar için vardır
فِى
ahirette de
ٱلْـَٔاخِرَةِ
the Hereafter
عَذَابُ
azabı
ٱلنَّارِ
ateş

Süleyman AteşEğer Allah onlara sürgünü yazmamış olsaydı, mutlaka onlara dünyada azabederdi. Ahirette de onlar için ateş azabı vardır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولولا أن كتب الله» قضى «عليهم الجلاء» الخروج من الوطن «لعذبهم في الدنيا» بالقتل والسبي كما فعل بقريظة من اليهود «ولهم في الآخرة عذاب النار».

59:4
ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمۡ شَآقُّواْ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥۖ وَمَن يُشَآقِّ ٱللَّهَ فَإِنَّ ٱللَّهَ شَدِيدُ ٱلۡعِقَابِ
ذَٰلِكَ
bu
بِأَنَّهُمْ
onların sebebiyledir
شَآقُّوا۟
karşı gelmeleri
ٱللَّهَ
Allah'a
وَرَسُولَهُۥ ۖ
ve Elçisine
وَمَن
ve kim
يُشَآقِّ
karşı gelirse
ٱللَّهَ
Allah'a
فَإِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah'ın
شَدِيدُ
çetindir
ٱلْعِقَابِ
azabı

Süleyman AteşBunun sebebi şudur: Onlar Allah'a ve Elçisine karşı geldiler; kim Allah'a karşı gelirse (bilsin ki) Allah'ın azabı çetindir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ذلك بأنهم شاقوا» خالفوا «الله ورسوله ومن يشاق الله فإن الله شديد العقاب» له.

59:5 📚 4
مَا قَطَعۡتُم مِّن لِّينَةٍ أَوۡ تَرَكۡتُمُوهَا قَآئِمَةً عَلَىٰٓ أُصُولِهَا فَبِإِذۡنِ ٱللَّهِ وَلِيُخۡزِيَ ٱلۡفَٰسِقِينَ
مَا
kesmeniz
قَطَعْتُم
you cut down
مِّن
bir hurma ağacını
لِّينَةٍ
(the) palm-trees
أَوْ
yahut
تَرَكْتُمُوهَا
onu bırakmanız
قَآئِمَةً
dikili
عَلَىٰٓ
üzerinde
أُصُولِهَا
kökleri
فَبِإِذْنِ
hep izniyledir
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَلِيُخْزِىَ
ve cezalandırması içindir
ٱلْفَـٰسِقِينَ
yoldan çıkanları

Süleyman AteşHerhangibir hurma ağacını kesmeniz, yahut onu kökleri üzerinde bırakmanız hep Allah'ın izniyle ve (O'nun) yoldan çıkanları cezalandırması için olmuştur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ما قطعتم» يا مسلمون «من لينة» نخلة «أو تركتموها قائمة على أصولها فبأذن الله» أي خيَّركم في ذلك «وليخزيَ» بالإذن في القطع «الفاسقين» اليهود في اعتراضهم أن قطع الشجر المثمر فساد.

59:6 📚 8
وَمَآ أَفَآءَ ٱللَّهُ عَلَىٰ رَسُولِهِۦ مِنۡهُمۡ فَمَآ أَوۡجَفۡتُمۡ عَلَيۡهِ مِنۡ خَيۡلࣲ وَلَا رِكَابࣲ وَلَٰكِنَّ ٱللَّهَ يُسَلِّطُ رُسُلَهُۥ عَلَىٰ مَن يَشَآءُۚ وَٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ قَدِيرࣱ‏
وَمَآ
ve şey ise
أَفَآءَ
verdiği
ٱللَّهُ
Allah'ın
عَلَىٰ
Elçisine
رَسُولِهِۦ
His Messenger
مِنْهُمْ
onlardan (ganimetlerden)
فَمَآ
siz sürmediniz
أَوْجَفْتُمْ
you made expedition
عَلَيْهِ
onun üzerine
مِنْ
bir at
خَيْلٍۢ
horses
وَلَا
ve ne de
رِكَابٍۢ
deve
وَلَـٰكِنَّ
fakat
ٱللَّهَ
Allah
يُسَلِّطُ
musallat eder
رُسُلَهُۥ
elçilerini
عَلَىٰ
üzerine
مَن
kimselerin
يَشَآءُ ۚ
dilediği
وَٱللَّهُ
Allah
عَلَىٰ
üzerine
كُلِّ
her
شَىْءٍۢ
şey
قَدِيرٌۭ
kadirdir

Süleyman AteşAllah'ın, onlardan Elçisine verdiği ganimetlere gelince, siz (onu elde etmek için) onun üzerine ne at ne de deve sürdünüz. Fakat Allah, elçilerini, dilediği kimselerin üzerine salar (onlara üstün getirir). Allah her şeyi yapabilir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وما أفاء» رد «الله على رسوله منهم فما أوجفتم» أسرعتم يا مسلمون «عليه من» زائدة «خيل ولا ركاب» إبل، أي لم تقاسوا فيه مشقة «ولكن الله يسلط رسله على من يشاء والله على كل شيءٍ قدير» فلا حق لكم فيه ويختص به النبي صلى الله عليه وسلم ومن ذكر معه في الآية الثانية من الأصناف الأربعة على ما كان يقسمه من أن لكل منهم خمس الخمس وله صلى الله عليه وسلم الباقي يفعل فيه ما يشاء فأعطى منه المهاجرين وثلاثة من الأنصار لفقرهم.

59:7 📚 8
مَّآ أَفَآءَ ٱللَّهُ عَلَىٰ رَسُولِهِۦ مِنۡ أَهۡلِ ٱلۡقُرَىٰ فَلِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ وَلِذِي ٱلۡقُرۡبَىٰ وَٱلۡيَتَٰمَىٰ وَٱلۡمَسَٰكِينِ وَٱبۡنِ ٱلسَّبِيلِ كَيۡ لَا يَكُونَ دُولَةَۢ بَيۡنَ ٱلۡأَغۡنِيَآءِ مِنكُمۡۚ وَمَآ ءَاتَىٰكُمُ ٱلرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهَىٰكُمۡ عَنۡهُ فَٱنتَهُواْۚ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَۖ إِنَّ ٱللَّهَ شَدِيدُ ٱلۡعِقَابِ
مَّآ
verdikleri (ganimetler)
أَفَآءَ
(was) restored
ٱللَّهُ
Allah'ın
عَلَىٰ
Elçisine
رَسُولِهِۦ
His Messenger
مِنْ
halkından
أَهْلِ
(the) people
ٱلْقُرَىٰ
o kent
فَلِلَّهِ
Allah'a (aittir)
وَلِلرَّسُولِ
ve Elçiye
وَلِذِى
ve olanlara
ٱلْقُرْبَىٰ
akraba
وَٱلْيَتَـٰمَىٰ
ve yetimlere
وَٱلْمَسَـٰكِينِ
ve yoksullara
وَٱبْنِ
ve yolcuya
ٱلسَّبِيلِ
ve yolcuya
كَىْ
ta ki
لَا
olmasın
يَكُونَ
it becomes
دُولَةًۢ
dolaşan bir şey
بَيْنَ
arasında
ٱلْأَغْنِيَآءِ
zenginler
مِنكُمْ ۚ
içinizden
وَمَآ
ne ki
ءَاتَىٰكُمُ
size verdi
ٱلرَّسُولُ
Elçi
فَخُذُوهُ
onu alın
وَمَا
ve ne ki
نَهَىٰكُمْ
size yasakladı
عَنْهُ
ondan
فَٱنتَهُوا۟ ۚ
sakının
وَٱتَّقُوا۟
ve korkun
ٱللَّهَ ۖ
Allah'tan
إِنَّ
çünkü
ٱللَّهَ
Allah'ın
شَدِيدُ
şiddetlidir
ٱلْعِقَابِ
azabı

Süleyman Ateş(Onların durumu) Tıpkı şeytanın durumuna benzer ki insana "İnkar et" dedi. (İnsan) inkar edince de: "Ben seden uzağım, ben alemlerin Rabbi Allah'tan korkarım!" dedi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ما أفاء الله على رسوله من أهل القرى» كالصفراء ووادي القرى وينبع «فلله» يأمر فيه بما يشاء «وللرسول ولذي» صاحب «القربى» قرابة النبي من بني هاشم وبني المطلب «واليتامى» أطفال المسلمين الذين هلكت آباؤهم وهم فقراء «والمساكين» ذوي الحاجة من المسلمين «وابن السبيل» المنقطع في سفره من المسلمين، أي يستحقه النبي صلى الله عليه وسلم والأصناف الأربعة على ما كان يقسمه من أن لكل من الأربعة خمس الخمس وله الباقي «كي لا» كي بمعنى اللام وأن مقدرة بعدها «يكون» الفيء علة لقسمه كذلك «دولةً» متداولا «بين الأغنياء منكم وما آتاكم» أعطاكم «الرسول» من الفيء وغيره «فخذوه وما نهاكم عنه فانتهوا واتقوا الله إن الله شديد العقاب».

59:8
لِلۡفُقَرَآءِ ٱلۡمُهَٰجِرِينَ ٱلَّذِينَ أُخۡرِجُواْ مِن دِيَٰرِهِمۡ وَأَمۡوَٰلِهِمۡ يَبۡتَغُونَ فَضۡلࣰ ا مِّنَ ٱللَّهِ وَرِضۡوَٰنࣰ ا وَيَنصُرُونَ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥٓۚ أُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلصَّٰدِقُونَ
لِلْفُقَرَآءِ
fakirler içindir
ٱلْمُهَـٰجِرِينَ
hicret eden
ٱلَّذِينَ
çıkarılan
أُخْرِجُوا۟
were expelled
مِن
yurtlarından
دِيَـٰرِهِمْ
their homes
وَأَمْوَٰلِهِمْ
ve mallarından
يَبْتَغُونَ
ararlar
فَضْلًۭا
bir lutuf
مِّنَ
Allahdan
ٱللَّهِ
Allah
وَرِضْوَٰنًۭا
ve rızasını
وَيَنصُرُونَ
ve yardım ederler
ٱللَّهَ
Allah'a
وَرَسُولَهُۥٓ ۚ
ve Elçisine
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
هُمُ
onlardır
ٱلصَّـٰدِقُونَ
doğru olanlar

Süleyman AteşAllah'ın, o kent halkından, Elçisine verdiği ganimetler, Allah'a, Elçiye, (ona) akraba olanlara, yetimlere, yoksullara (yolda kalan) yolcuya aittir. Ta ki (o mallar), içinizden yalnız zenginler arasında dolaşan bir şey olmasın. Elçi size ne verdiyse onu alın, size neyi yasakladıysa ondan sakının ve Allah'tan korkun. Çünkü Allah'ın azabı şiddetlidir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«للفقراء» متعلق بمحذوف، أي اعجبوا «المهاجرين الذين أخرجوا من ديارهم وأموالهم يبتغون فضلا من الله ورضوانا وينصرون الله ورسوله أولئك هم الصادقون» في إيمانهم.

59:9 📚 25
وَٱلَّذِينَ تَبَوَّءُو ٱلدَّارَ وَٱلۡإِيمَٰنَ مِن قَبۡلِهِمۡ يُحِبُّونَ مَنۡ هَاجَرَ إِلَيۡهِمۡ وَلَا يَجِدُونَ فِي صُدُورِهِمۡ حَاجَةࣰ مِّمَّآ أُوتُواْ وَيُؤۡثِرُونَ عَلَىٰٓ أَنفُسِهِمۡ وَلَوۡ كَانَ بِهِمۡ خَصَاصَةࣱۚ وَمَن يُوقَ شُحَّ نَفۡسِهِۦ فَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡمُفۡلِحُونَ
وَٱلَّذِينَ
ve kimseler
تَبَوَّءُو
yerleşen(ler)
ٱلدَّارَ
o yurda (Medine'ye)
وَٱلْإِيمَـٰنَ
ve imana (sarılanlar)
مِن
onlardan önce
قَبْلِهِمْ
before them
يُحِبُّونَ
severler
مَنْ
kimseleri
هَاجَرَ
hicret eden(leri)
إِلَيْهِمْ
kendilerine
وَلَا
ve
يَجِدُونَ
bulmazlar
فِى
göğüslerinde
صُدُورِهِمْ
their breasts
حَاجَةًۭ
bir ihtiyaç
مِّمَّآ
ötürü
أُوتُوا۟
onlara verilelerden
وَيُؤْثِرُونَ
ve tercih ederler
عَلَىٰٓ
öz canlarına
أَنفُسِهِمْ
themselves
وَلَوْ
dahi
كَانَ
olsa
بِهِمْ
kendilerinin
خَصَاصَةٌۭ ۚ
ihtiyaçları
وَمَن
ve kim
يُوقَ
korunursa
شُحَّ
cimriliğinden
نَفْسِهِۦ
nefsinin
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
هُمُ
onlar
ٱلْمُفْلِحُونَ
başarıya erenlerdir

Süleyman Ateş(O mallar) Şu göçmen fakirlere aittir ki (onlar) yurtlarından ve mallarından (sürülüp) çıkarılmışlardır; Allah'ın lutuf ve rızasını ararlar; Allah'a ve Elçisine yardım ederler. İşte doğru olanlar onlardır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والذين تبوؤا الدار» أي المدينة «والإيمان» أي ألفوه وهم الأنصار «من قبلهم يحبون من هاجر إليهم ولا يجدون في صدورهم حاجة» حسدا «مما أوتوا» أي آتى النبي صلى الله عليه وسلم المهاجرين من أموال بني النضير المختصة بهم «ويؤثرون على أنفسهم ولو كان بهم خصاصة» حاجة إلى ما يؤثرون به «ومن يوق شُحَّ نفسه» حرصها على المال «فأولئك هم المفلحون».

59:10 📚 10
وَٱلَّذِينَ جَآءُو مِنۢ بَعۡدِهِمۡ يَقُولُونَ رَبَّنَا ٱغۡفِرۡ لَنَا وَلِإِخۡوَٰنِنَا ٱلَّذِينَ سَبَقُونَا بِٱلۡإِيمَٰنِ وَلَا تَجۡعَلۡ فِي قُلُوبِنَا غِلࣰّ ا لِّلَّذِينَ ءَامَنُواْ رَبَّنَآ إِنَّكَ رَءُوفࣱ رَّحِيمٌ
وَٱلَّذِينَ
kimseler
جَآءُو
gelen(ler)
مِنۢ
onlardan sonra
بَعْدِهِمْ
after them
يَقُولُونَ
derler ki
رَبَّنَا
Rabbimiz
ٱغْفِرْ
bağışla
لَنَا
bizi
وَلِإِخْوَٰنِنَا
ve kardeşlerimizi
ٱلَّذِينَ
bizden önce
سَبَقُونَا
preceded us
بِٱلْإِيمَـٰنِ
inanmış olan
وَلَا
ve
تَجْعَلْ
bırakma
فِى
kalblerimizde
قُلُوبِنَا
our hearts
غِلًّۭا
bir kin
لِّلَّذِينَ
karşı
ءَامَنُوا۟
inananlara
رَبَّنَآ
Rabbimiz
إِنَّكَ
elbette sen
رَءُوفٌۭ
çok şefkatli
رَّحِيمٌ
çok merhametlisin

Süleyman AteşVe onlardan önce o yurda (Medine'ye) yerleşen, imana sarılanlar kendilerine göç edip gelenleri severler ve onlara verilen(ganimet)lerden ötürü göğüslerinde bir ihtiyaç (eğilimi) duymazlar. Kendilerinin ihtiyaçları olsa dahi, (göç eden yoksul kardeşlerini) öz canlarına tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar başarıya erenlerdir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والذين جاءُوا من بعدهم» من بعد المهاجرين والأنصار إلى يوم القيامة «يقولون ربنا اغفر لنا ولإخواننا الذين سبقونا بالإيمان ولا تجعل في قلوبنا غلا» حقدا «للذين آمنوا ربنا إنك رؤوف رحيم».

59:11 📚 1
۞أَلَمۡ تَرَ إِلَى ٱلَّذِينَ نَافَقُواْ يَقُولُونَ لِإِخۡوَٰنِهِمُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ مِنۡ أَهۡلِ ٱلۡكِتَٰبِ لَئِنۡ أُخۡرِجۡتُمۡ لَنَخۡرُجَنَّ مَعَكُمۡ وَلَا نُطِيعُ فِيكُمۡ أَحَدًا أَبَدࣰ ا وَإِن قُوتِلۡتُمۡ لَنَنصُرَنَّكُمۡ وَٱللَّهُ يَشۡهَدُ إِنَّهُمۡ لَكَٰذِبُونَ
۞ أَلَمْ
görmedin mi?
تَرَ
you see
إِلَى
kimseleri
ٱلَّذِينَ
those who
نَافَقُوا۟
iki yüzlülük eden
يَقُولُونَ
derler
لِإِخْوَٰنِهِمُ
kardeşlerine
ٱلَّذِينَ
inkar eden
كَفَرُوا۟
disbelieved
مِنْ
ehlinden
أَهْلِ
the People
ٱلْكِتَـٰبِ
kitap
لَئِنْ
eğer
أُخْرِجْتُمْ
siz çıkarılırsanız
لَنَخْرُجَنَّ
mutlaka biz de çıkarız
مَعَكُمْ
sizinle beraber
وَلَا
ve
نُطِيعُ
ita'at etmeyiz
فِيكُمْ
sizin aleyhinize
أَحَدًا
hiç kimseye
أَبَدًۭا
asla
وَإِن
ve şayet
قُوتِلْتُمْ
sizinle savaşılırsa
لَنَنصُرَنَّكُمْ
mutlaka size yardım ederiz
وَٱللَّهُ
ve Allah
يَشْهَدُ
şahidlik eder
إِنَّهُمْ
onların
لَكَـٰذِبُونَ
yalancı olduklarına

Süleyman AteşOnlardan sonra gelenler derler ki: "Rabbimiz, bizi ve bizden önce inanmış olan kardeşlerimizi bağışla, kalblerimizde inananlara karşı bir kin bırakma! Rabbimiz, Sen çok şefkatli çok merhametlisin

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ألم ترْ» تنظر «إلى الذين نافقوا يقولون لإخوانهم الذين كفروا من أهل الكتاب» وهم بنو النضير وإخوانهم في الكفر «لئن» لام قسم في الأربعة «أخرجتم» من المدينة «لنخرجن معكم ولا نطيع فيكم» في خذلانكم «أحدا أبدا وإن قوتلتم» حذفت منه اللام الموطئة «لننصرنكم والله يشهد إنهم لكاذبون».

59:12
لَئِنۡ أُخۡرِجُواْ لَا يَخۡرُجُونَ مَعَهُمۡ وَلَئِن قُوتِلُواْ لَا يَنصُرُونَهُمۡ وَلَئِن نَّصَرُوهُمۡ لَيُوَلُّنَّ ٱلۡأَدۡبَٰرَ ثُمَّ لَا يُنصَرُونَ
لَئِنْ
andolsun eğer
أُخْرِجُوا۟
onlar çıkarılsalar
لَا
çıkmazlar
يَخْرُجُونَ
they will leave
مَعَهُمْ
onlarla beraber
وَلَئِن
ve eğer
قُوتِلُوا۟
onlarla savaşılsa
لَا
onlara yardım etmezler
يَنصُرُونَهُمْ
they will help them
وَلَئِن
ve eğer
نَّصَرُوهُمْ
yardım etseler bile
لَيُوَلُّنَّ
dönüp kaçarlar
ٱلْأَدْبَـٰرَ
arkalar(ın)a
ثُمَّ
sonra
لَا
kendilerine de yardım edilmez
يُنصَرُونَ
they will be helped

Süleyman Ateşİki yüzlülük edenleri görmedin mi? Kitap ehlinden inkar eden kardeşlerine: "Eğer siz (yurdunuzdan) çıkarılırsanız, mutlaka biz de sizinle beraber çıkarız, sizin aleyhinize hiç kimseye ita'at etmeyiz. Şayet sizinle savaşılırsa mutlaka size yardım ederiz." derler. Allah, onların yalancı olduklarına şahidlik eder

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لئن أخرجوا لا يخرجون معهم ولئن قوتلوا لا ينصرونهم ولئن نصروهم» أي جاؤوا لنصرهم «ليولنَّ الأدبار» واستغني بجواب القسم المقدر عن جواب الشرط في المواضع الخمسة «ثم لا يُنصرون» أي اليهود.

59:13 📚 3
لَأَنتُمۡ أَشَدُّ رَهۡبَةࣰ فِي صُدُورِهِم مِّنَ ٱللَّهِۚ ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمۡ قَوۡمࣱ لَّا يَفۡقَهُونَ
لَأَنتُمْ
elbette sizin
أَشَدُّ
fazladır
رَهْبَةًۭ
korkunuz
فِى
onların kalblerinde
صُدُورِهِم
their breasts
مِّنَ
Allahınkinden
ٱللَّهِ ۚ
Allah
ذَٰلِكَ
böyledir
بِأَنَّهُمْ
çünkü onlar
قَوْمٌۭ
bir topluluktur
لَّا
anlamaz
يَفْقَهُونَ
understand

Süleyman AteşAndolsun eğer onlar, çıkarılsalar, (bunlar) onlarla beraber çıkmazlar; eğer onlarla savaşılsa onlara yardım etmezler; yardım etseler bile arkalar(ın)a dönüp kaçarlar, sonra kendilerine de yardım edilmez

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لأنتم أشد رهبة» خوفا «في صدورهم» أي المنافقين «من الله» لتأخير عذابه «ذلك بأنهم قوم لا يفقهون».

59:14
لَا يُقَٰتِلُونَكُمۡ جَمِيعًا إِلَّا فِي قُرࣰ ى مُّحَصَّنَةٍ أَوۡ مِن وَرَآءِ جُدُرِۭۚ بَأۡسُهُم بَيۡنَهُمۡ شَدِيدࣱۚ تَحۡسَبُهُمۡ جَمِيعࣰ ا وَقُلُوبُهُمۡ شَتَّىٰۚ ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمۡ قَوۡمࣱ لَّا يَعۡقِلُونَ
لَا
onlar sizinle savaşamazlar
يُقَـٰتِلُونَكُمْ
will they fight you
جَمِيعًا
toplu olarak
إِلَّا
ancak (savaşırlar)
فِى
içinde
قُرًۭى
kaleler
مُّحَصَّنَةٍ
müstahkem
أَوْ
yahut
مِن
ardından
وَرَآءِ
behind
جُدُرٍۭ ۚ
duvarların
بَأْسُهُم
onların çekişmeleri
بَيْنَهُمْ
kendi aralarında
شَدِيدٌۭ ۚ
şiddetli
تَحْسَبُهُمْ
sen onları sanırsın
جَمِيعًۭا
toplu
وَقُلُوبُهُمْ
ama kalbleri
شَتَّىٰ ۚ
dağınıktır
ذَٰلِكَ
öyledir
بِأَنَّهُمْ
çünkü onlar
قَوْمٌۭ
bir topluluktur
لَّا
düşünmez
يَعْقِلُونَ
they reason

Süleyman AteşOnların kalblerinde sizin korkunuz, Allah'ınkinden fazladır. (Allah'tan çok sizden korkarlar). Böyledir, çünkü onlar anlamaz bir topluluktur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لا يقاتلونكم» أي اليهود «جميعا» مجتمعين «إلا في قرى محصنة أو من وراء جدار» سور، وفي قراءة جدر «بأسهم» حربهم «بينهم شديد تحسبهم جميعا» مجتمعين «وقلوبهم شتى» متفرقة خلاف الحسبان «ذلك بأنهم قوم لا يعقلون».

59:15
كَمَثَلِ ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِهِمۡ قَرِيبࣰ اۖ ذَاقُواْ وَبَالَ أَمۡرِهِمۡ وَلَهُمۡ عَذَابٌ أَلِيمࣱ‏
كَمَثَلِ
durumu gibidir
ٱلَّذِينَ
kimselerin
مِن
kendilerinden önceki
قَبْلِهِمْ
before them
قَرِيبًۭا ۖ
yakın zaman
ذَاقُوا۟
tadmışlardır
وَبَالَ
vebalini
أَمْرِهِمْ
yaptıklarının
وَلَهُمْ
ve onlar için vardır
عَذَابٌ
bir azab
أَلِيمٌۭ
acıklı

Süleyman AteşOnlar toplu olarak sizinle savaşamazlar, ancak müstahkem kaleler içinde, yahut duvarların ardından (savaşırlar). Kendi aralarında şiddetli ayrılık vardır. Sen onları toplu sanırsın, ama kalbleri dağınıktır. Öyledir, çünkü onlar düşünmez bir topluluktur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
مثلهم في ترك الإيمان «كمثل الذين من قبلهم قريبا» بزمن قريب وهم أهل بدر من المشركين «ذاقوا وبال أمرهم» عقوبته في الدنيا من القتل وغيره «ولهم عذاب أليم» مؤلم في الآخرة.

59:16 📚 1
كَمَثَلِ ٱلشَّيۡطَٰنِ إِذۡ قَالَ لِلۡإِنسَٰنِ ٱكۡفُرۡ فَلَمَّا كَفَرَ قَالَ إِنِّي بَرِيٓءࣱ مِّنكَ إِنِّيٓ أَخَافُ ٱللَّهَ رَبَّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
كَمَثَلِ
durumuna benzer
ٱلشَّيْطَـٰنِ
şeytanın
إِذْ
hani
قَالَ
demişti
لِلْإِنسَـٰنِ
insana
ٱكْفُرْ
inkar et
فَلَمَّا
zaman da
كَفَرَ
inkar ettiği
قَالَ
demişti
إِنِّى
şüphesiz ben
بَرِىٓءٌۭ
uzağım
مِّنكَ
seden
إِنِّىٓ
elbette ben
أَخَافُ
korkarım
ٱللَّهَ
Allah'tan
رَبَّ
Rabbi
ٱلْعَـٰلَمِينَ
alemlerin

Süleyman Ateş(Onların durumu), kendilerinden az önce, yaptıklarının vebalini tadmış olan, ahirette de kendileri için acı bir azab bulunan kimselerin durumu gibidir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
مثلهم أيضا في سماعهم من المنافقين وتخلفهم عنهم «كمثل الشيطان إذ قال للإنسان اكفر فلما كفر قال إني بريء منك إني أخاف الله رب العالمين» كذبا منه ورياءً.

59:17
فَكَانَ عَٰقِبَتَهُمَآ أَنَّهُمَا فِي ٱلنَّارِ خَٰلِدَيۡنِ فِيهَاۚ وَذَٰلِكَ جَزَٰٓؤُاْ ٱلظَّٰلِمِينَ
فَكَانَ
nihayet oldu
عَـٰقِبَتَهُمَآ
sonları
أَنَّهُمَا
ikisinin de
فِى
ateşte kalmaları
ٱلنَّارِ
the Fire
خَـٰلِدَيْنِ
ebedi olarak
فِيهَا ۚ
orada
وَذَٰلِكَ
ve budur
جَزَٰٓؤُا۟
cezası
ٱلظَّـٰلِمِينَ
zalimlerin

Süleyman AteşNihayet ikisinin de sonu, ebedi olarak ateşte kalmaları oldu. Zalimlerin cezası budur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فكان عاقبتهما» أي الغاوي والمغوي وقرئ بالرفع اسم كان «أنهما في النار خالدين فيها وذلك جزاء الظالمين» أي الكافرين.

59:18 📚 9
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَلۡتَنظُرۡ نَفۡسࣱ مَّا قَدَّمَتۡ لِغَدࣲۖ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَۚ إِنَّ ٱللَّهَ خَبِيرُۢ بِمَا تَعۡمَلُونَ
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
ٱتَّقُوا۟
korkun
ٱللَّهَ
Allah'tan
وَلْتَنظُرْ
ve baksın
نَفْسٌۭ
kişi
مَّا
ne
قَدَّمَتْ
gönderdiğine
لِغَدٍۢ ۖ
yarın için
وَٱتَّقُوا۟
ve korkun
ٱللَّهَ ۚ
Allah'tan
إِنَّ
çünkü
ٱللَّهَ
Allah
خَبِيرٌۢ
bilmektedir
بِمَا
şeyleri
تَعْمَلُونَ
yaptıklarınız

Süleyman AteşEy inananlar, Allah'tan korkun ve kişi yarın için ne (yapıp) gönderdiğine baksın. Allah'tan korkun; çünkü Allah, yaptıklarınızı bilmektedir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يا أيها الذين آمنوا اتقوا الله ولتنظر نفس ما قدمت لغدٍ» ليوم القيامة «واتقوا الله إن الله خبير بما تعملون».

59:19
وَلَا تَكُونُواْ كَٱلَّذِينَ نَسُواْ ٱللَّهَ فَأَنسَىٰهُمۡ أَنفُسَهُمۡۚ أُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡفَٰسِقُونَ
وَلَا
ve
تَكُونُوا۟
olmayın
كَٱلَّذِينَ
kimseler gibi
نَسُوا۟
unutanlar
ٱللَّهَ
Allah'ı
فَأَنسَىٰهُمْ
ve onlara unutturduğu
أَنفُسَهُمْ ۚ
kendi canlarını
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
هُمُ
onlar
ٱلْفَـٰسِقُونَ
yoldan çıkanlardır

Süleyman AteşŞu, Allah'ı unuttuklarından dolayı (Allah'ın da) onlara kendi canlarını unutturduğu kimseler gibi olmayın. Onlar, yoldan çıkan insanlardır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولا تكونوا كالذين نسوا الله» تركوا طاعته «فأنساهم أنفسهم» أن يقدموا لها خيرا «أولئك هم الفاسقون».

59:20
لَا يَسۡتَوِيٓ أَصۡحَٰبُ ٱلنَّارِ وَأَصۡحَٰبُ ٱلۡجَنَّةِۚ أَصۡحَٰبُ ٱلۡجَنَّةِ هُمُ ٱلۡفَآئِزُونَ
لَا
değildir
يَسْتَوِىٓ
eşit
أَصْحَـٰبُ
halkı
ٱلنَّارِ
ateş
وَأَصْحَـٰبُ
ve halkı
ٱلْجَنَّةِ ۚ
cennet
أَصْحَـٰبُ
halkı
ٱلْجَنَّةِ
cennet
هُمُ
onlar
ٱلْفَآئِزُونَ
kurtulanlardır

Süleyman AteşAteş halkıyle cennet halkı bir olmaz. Kurtulanlar, ancak cennet halkıdır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لا يستوي أصحاب النار وأصحاب الجنة أصحاب الجنة هم الفائزون».

59:21
لَوۡ أَنزَلۡنَا هَٰذَا ٱلۡقُرۡءَانَ عَلَىٰ جَبَلࣲ لَّرَأَيۡتَهُۥ خَٰشِعࣰ ا مُّتَصَدِّعࣰ ا مِّنۡ خَشۡيَةِ ٱللَّهِۚ وَتِلۡكَ ٱلۡأَمۡثَٰلُ نَضۡرِبُهَا لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمۡ يَتَفَكَّرُونَ
لَوْ
şayet
أَنزَلْنَا
biz indirseydik
هَـٰذَا
bu
ٱلْقُرْءَانَ
Kur'an'ı
عَلَىٰ
bir dağa
جَبَلٍۢ
a mountain
لَّرَأَيْتَهُۥ
onu görürdün
خَـٰشِعًۭا
baş eğmiş
مُّتَصَدِّعًۭا
parçalanmış
مِّنْ
korkusundan
خَشْيَةِ
(the) fear
ٱللَّهِ ۚ
Allah
وَتِلْكَ
ve bu
ٱلْأَمْثَـٰلُ
misalleri
نَضْرِبُهَا
anlatıyoruz
لِلنَّاسِ
insanlara
لَعَلَّهُمْ
umulur ki
يَتَفَكَّرُونَ
düşünürler

Süleyman AteşBiz bu Kur'an'ı bir dağa indirseydik, Allah korkusundan onu, baş eğmiş, çatlamış, yarılmış görürdün. Bu misalleri, düşünmeleri için insanlara anlatıyoruz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لو أنزلنا هذا القرآن على جبل» وجعل فيه تمييز كالإنسان «لرأيته خاشعا متصدعا» متشققا «من خشية الله وتلك الأمثال» المذكورة «نضربها للناس لعلهم يتفكرون» فيؤمنون.

59:22 📚 41
هُوَ ٱللَّهُ ٱلَّذِي لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَۖ عَٰلِمُ ٱلۡغَيۡبِ وَٱلشَّهَٰدَةِۖ هُوَ ٱلرَّحۡمَٰنُ ٱلرَّحِيمُ
هُوَ
O
ٱللَّهُ
Allah'tır
ٱلَّذِى
ki
لَآ
yoktur
إِلَـٰهَ
tanrı
إِلَّا
başka
هُوَ ۖ
O'ndan
عَـٰلِمُ
bilir
ٱلْغَيْبِ
görülmeyeni
وَٱلشَّهَـٰدَةِ ۖ
ve görüleni
هُوَ
O
ٱلرَّحْمَـٰنُ
Rahmân'dır (çok esirgeyen)
ٱلرَّحِيمُ
Rahîm'dir (çok acıyan)

Süleyman AteşO, öyle Allah'tır ki O'ndan başka tanrı yoktur. Görülmeyeni ve görüleni bilir. O çok esirgeyen, çok acıyandır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«هو الله الذي لا إله إلا هو عالم الغيب والشهادة» السر والعلانية «هو الرحمن الرحيم».

59:23 📚 41
هُوَ ٱللَّهُ ٱلَّذِي لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ ٱلۡمَلِكُ ٱلۡقُدُّوسُ ٱلسَّلَٰمُ ٱلۡمُؤۡمِنُ ٱلۡمُهَيۡمِنُ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡجَبَّارُ ٱلۡمُتَكَبِّرُۚ سُبۡحَٰنَ ٱللَّهِ عَمَّا يُشۡرِكُونَ
هُوَ
O
ٱللَّهُ
Allah'tır
ٱلَّذِى
ki
لَآ
yoktur
إِلَـٰهَ
tanrı
إِلَّا
başka
هُوَ
O'ndan
ٱلْمَلِكُ
Melik'tir (padişahtır)
ٱلْقُدُّوسُ
Kuddûs'tür (mukaddes)
ٱلسَّلَـٰمُ
Selâm'dır (esenlik veren)
ٱلْمُؤْمِنُ
Mü'min'dir (güvenlik veren)
ٱلْمُهَيْمِنُ
Müheymin'dir (kollayıp koruyan)
ٱلْعَزِيزُ
Azîz'dir (üstün galib)
ٱلْجَبَّارُ
Cebbâr'dır (istediğini zorla yaptıran)
ٱلْمُتَكَبِّرُ ۚ
Mütekebbir'dir (çok ulud)
سُبْحَـٰنَ
yücedir
ٱللَّهِ
Allah
عَمَّا
ortak koşmalarından
يُشْرِكُونَ
they associate (with Him)

Süleyman AteşO, öyle Allah'tır ki O'ndan başka tanrı yoktur. Padişahtır, mukaddestir, selam (esenlik veren) mü'min (güvenlik veren), müheymin (kollayıp koruyan), aziz (üstün, galib), cebbar (istediğini zorla yaptıran), mütekebbir(çok ulu)dur! Allah (puta tapanların) ortak koşmalarından yücedir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«هو الله الذي لا إله إلا هو الملك القدُّوس» الطاهر عما لا يليق به «السلام» ذو السلامة من النقائص «المؤمن» المصدق رسله بخلق المعجزة لهم «المهيمن» من هيمن يهيمن إذا كان رقيبا على الشيء، أي الشهيد على عباده بأعمالهم «العزيز» القوي «الجبار» جبر خلقه على ما أراد «المتكبر» عما لا يليق به «سبحان الله» نزَّه نفسه «عما يشركون» به.

59:24 📚 2
هُوَ ٱللَّهُ ٱلۡخَٰلِقُ ٱلۡبَارِئُ ٱلۡمُصَوِّرُۖ لَهُ ٱلۡأَسۡمَآءُ ٱلۡحُسۡنَىٰۚ يُسَبِّحُ لَهُۥ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۖ وَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡحَكِيمُ
هُوَ
O
ٱللَّهُ
Allah
ٱلْخَـٰلِقُ
Hâlik'dir (yaratan)
ٱلْبَارِئُ
Bâri'dir (var eden)
ٱلْمُصَوِّرُ ۖ
Musavvir'dir (biçim veren)
لَهُ
O'nundur
ٱلْأَسْمَآءُ
isimler
ٱلْحُسْنَىٰ ۚ
en güzel
يُسَبِّحُ
tesbih ederler
لَهُۥ
O'nu
مَا
bulunanlar
فِى
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
the heavens
وَٱلْأَرْضِ ۖ
ve yerde
وَهُوَ
ve O
ٱلْعَزِيزُ
Azîz'dir (mutlak galip)
ٱلْحَكِيمُ
Hakîm'dir (hükümdar herşeyi hikmetle yapan)

Süleyman AteşO, yaratan, var eden, (varlığa getirdiklerine) biçim veren Allah'tır. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde bulunanların hepsi O'nun ululuğunu anarlar. O, aziz (mutlak galip), hakim(hükümdar, herşeyi hikmetle yapan)dır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«هو الله الخالق البارىء» المنشىء من العدم «المصور له الأسماء الحسنى» التسعة والتسعون الوارد بها الحديث، والحسنى مؤنث الأحسن «يسبح له ما في السماوات والأرض وهو العزيز الحكيم» تقدم أولها.

← Önceki Sonraki →

59. Al-Hashr Suresi | Anlam Arayışı