☪ Anlam Arayışı

60. Al-Mumtahana سُورَةُ المُمۡتَحنَةِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri

● Med● Kalkale● Ğunne● İhfâ● İdğâm (ğunneli)● İdğâm (ğunnesiz)● İklâb● Okunmayan harf

Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
60:1 📚 1
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تَتَّخِذُواْ عَدُوِّى وَعَدُوَّكُمْ أَوْلِيَآءَ تُلْقُونَ إِلَيْهِم بِٱلْمَوَدَّةِ وَقَدْ كَفَرُواْ بِمَا جَآءَكُم مِّنَ ٱلْحَقِّ يُخْرِجُونَ ٱلرَّسُولَ وَإِيَّاكُمْ‌ۙ أَن تُؤْمِنُواْ بِٱللَّهِ رَبِّكُمْ إِن كُنتُمْ خَرَجْتُمْ جِهَـٰدًا فِى سَبِيلِى وَٱبْتِغَآءَ مَرْضَاتِى‌ۚ تُسِرُّونَ إِلَيْهِم بِٱلْمَوَدَّةِ وَأَنَا۟ أَعْلَمُ بِمَآ أَخْفَيْتُمْ وَمَآ أَعْلَنتُمْ‌ۚ وَمَن يَفْعَلْهُ مِنكُمْ فَقَدْ ضَلَّ سَوَآءَ ٱلسَّبِيلِ
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
لَا
edinmeyin
تَتَّخِذُوا۟
take
عَدُوِّى
benim düşmanımı
وَعَدُوَّكُمْ
ve sizin düşmanınızı
أَوْلِيَآءَ
dostlar
تُلْقُونَ
siz iletiyorsunuz
إِلَيْهِم
onlara
بِٱلْمَوَدَّةِ
sevgi
وَقَدْ
halbuki
كَفَرُوا۟
onlar inkar ettiler
بِمَا
şeyi
جَآءَكُم
size gelen
مِّنَ
haktan
ٱلْحَقِّ
the truth
يُخْرِجُونَ
(yurdunuzdan) çıkardılar
ٱلرَّسُولَ
Elçiyi
وَإِيَّاكُمْ ۙ
ve sizi
أَن
dolayı
تُؤْمِنُوا۟
inandığınızdan
بِٱللَّهِ
Allah'a
رَبِّكُمْ
Rabbiniz
إِن
eğer
كُنتُمْ
iseniz
خَرَجْتُمْ
çıkmış
جِهَـٰدًۭا
cihadetmek için
فِى
benim yolumda
سَبِيلِى
My way
وَٱبْتِغَآءَ
ve kazanmak için
مَرْضَاتِى ۚ
benim rızamı
تُسِرُّونَ
(nasıl) gizliyorsunuz
إِلَيْهِم
onlara
بِٱلْمَوَدَّةِ
içinizde sevgi
وَأَنَا۠
oysa ben
أَعْلَمُ
bilirim
بِمَآ
şeyleri
أَخْفَيْتُمْ
sizin gizlediğiniz
وَمَآ
ve şeyleri
أَعْلَنتُمْ ۚ
açığa vurduğunuz
وَمَن
ve kim
يَفْعَلْهُ
bunu yaparsa
مِنكُمْ
sizden
فَقَدْ
elbette
ضَلَّ
sapmıştır
سَوَآءَ
doğru
ٱلسَّبِيلِ
yoldan

Diyanet İşleri MealiEy inananlar! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları dost edinmeyin. Onlar, size gelen gerçeği inkar etmişken, onlara sevgi gösteriyorsunuz; oysa onlar, Rabbiniz olan Allah'a inandığınızdan ötürü sizi ve Peygamberi yurdunuzdan çıkarıyorlar. Eğer sizler Benim yolumda savaşmak ve rızamı kazanmak için çıkmışsanız onlara nasıl sevgi gösterirsiniz? Ben, sizin gizlediğinizi de, açığa vurduğunuzu da bilirim. İçinizden onlara sevgi gösteren kimse, şüphesiz doğru yoldan sapmıştır

Saheeh InternationalO you who have believed, do not take My enemies and your enemies as allies, extending to them affection while they have disbelieved in what came to you of the truth, having driven out the Prophet and yourselves [only] because you believe in Allah, your Lord. If you have come out for jihad in My cause and seeking means to My approval, [take them not as friends]. You confide to them affection, but I am most knowing of what you have concealed and what you have declared. And whoever does it among you has certainly strayed from the soundness of the way

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يا أيها الذين آمنوا لا تتخذوا عدوي وعدوَّكم» أي كفار مكة «أولياء تلقون» توصلون «إليهم» قصد النبي صلى الله عليه وسلم غزوهم الذي أسرَّوُ إليكم وَوَرَّى بحُنَين «بالمودة» بينكم وبينهم كتب حاطب بن أبي بلتعة إليهم كتابا بذلك لما له عندهم من الأولاد والأهل المشركين فاسترده النبي صلى الله عليه وسلم ممن أرسله معه بإعلام الله تعالى له بذلك وقبل عذر حاطب فيه «وقد كفروا بما جاءكم من الحق» أي دين الإسلام والقرآن «يخرجون الرسول وإياكم» من مكة بتضييقهم عليكم «أن تؤمنوا» أي لأجل أن آمنتم «بالله ربكم إن كنتم خرجتم جهادا» للجهاد «في سبيلي وابتغاء مرضاتي» وجواب الشرط دل عليه ما قبله، أي فلا تتخذوهم أولياء «تُسرون إليهم بالمودة وأنا أعلم بما أخفيتم وما أعلنتم ومن يفعله منكم» أي إسرار خبر النبي إليهم «فقد ضل سواء السبيل» أخطأ طريق الهدى، والسواء في الأصل الوسط.

60:2
إِن يَثْقَفُوكُمْ يَكُونُواْ لَكُمْ أَعْدَآءً وَيَبْسُطُوٓاْ إِلَيْكُمْ أَيْدِيَهُمْ وَأَلْسِنَتَهُم بِٱلسُّوٓءِ وَوَدُّواْ لَوْ تَكْفُرُونَ
إِن
eğer
يَثْقَفُوكُمْ
onlar sizi ele geçirseler
يَكُونُوا۟
olurlar
لَكُمْ
size
أَعْدَآءًۭ
düşman
وَيَبْسُطُوٓا۟
ve uzatırlar
إِلَيْكُمْ
size
أَيْدِيَهُمْ
ellerini
وَأَلْسِنَتَهُم
ve dillerini
بِٱلسُّوٓءِ
kötülükle
وَوَدُّوا۟
ve isterler
لَوْ
keşke
تَكْفُرُونَ
inkar etseniz

Diyanet İşleri MealiEğer sizi elegeçirirlerse sizin onlara gösterdiğiniz sevgiyi göstermezler, size düşman olurlar, ellerini ve dillerini fenalık etmek için uzatırlar, keşke inkar etseniz isterler

Saheeh InternationalIf they gain dominance over you, they would be to you as enemies and extend against you their hands and their tongues with evil, and they wish you would disbelieve

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن يثقفوكم» يظفروا بكم «يكونوا لكم أعداءً ويبسطوا إليكم أيديهم» بالقتل والضرب «وألسنتهم بالسوء» بالسب والشتم «وودوا» تمنوا «لو تكفرون».

60:3
لَن تَنفَعَكُمْ أَرْحَامُكُمْ وَلَآ أَوْلَـٰدُكُمْ‌ۚ يَوْمَ ٱلْقِيَـٰمَةِ يَفْصِلُ بَيْنَكُمْ‌ۚ وَٱللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ
لَن
asla
تَنفَعَكُمْ
size fayda vermez
أَرْحَامُكُمْ
akrabanız
وَلَآ
ne de
أَوْلَـٰدُكُمْ ۚ
çocuklarınız
يَوْمَ
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ
kıyamet
يَفْصِلُ
ayırır
بَيْنَكُمْ ۚ
aranızı
وَٱللَّهُ
ve Allah
بِمَا
şeyleri
تَعْمَلُونَ
yaptıklarınız
بَصِيرٌۭ
görmektedir

Diyanet İşleri MealiYakınlarınız ve çocuklarınız size kıyamet gününde bir fayda veremezler. Allah onlarla sizi ayırır. Allah işlediklerinizi görendir

Saheeh InternationalNever will your relatives or your children benefit you; the Day of Resurrection He will judge between you. And Allah, of what you do, is Seeing

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لن تنفعكم أرحامكم» قراباتكم «وْلا أولادكم» المشركون الذين لأجلهم أسررتم الخبر من العذاب في الآخرة «يوم القيامة يُفصَل» بالبناء للمفعول والفاعل «بينكم» وبينهم فتكونون في الجنة وهم جملة الكفار في النار «والله بما تعلمون بصير».

60:4 📚 8
قَدْ كَانَتْ لَكُمْ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ فِىٓ إِبْرَٲهِيمَ وَٱلَّذِينَ مَعَهُۥٓ إِذْ قَالُواْ لِقَوْمِهِمْ إِنَّا بُرَءَٲٓؤُاْ مِنكُمْ وَمِمَّا تَعْبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ كَفَرْنَا بِكُمْ وَبَدَا بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمُ ٱلْعَدَٲوَةُ وَٱلْبَغْضَآءُ أَبَدًا حَتَّىٰ تُؤْمِنُواْ بِٱللَّهِ وَحْدَهُۥٓ إِلَّا قَوْلَ إِبْرَٲهِيمَ لِأَبِيهِ لَأَسْتَغْفِرَنَّ لَكَ وَمَآ أَمْلِكُ لَكَ مِنَ ٱللَّهِ مِن شَىْءٍ‌ۖ رَّبَّنَا عَلَيْكَ تَوَكَّلْنَا وَإِلَيْكَ أَنَبْنَا وَإِلَيْكَ ٱلْمَصِيرُ
قَدْ
elbette
كَانَتْ
vardır
لَكُمْ
sizin için
أُسْوَةٌ
bir örnek
حَسَنَةٌۭ
güzel
فِىٓ
İbrahim'de
إِبْرَٰهِيمَ
Ibrahim
وَٱلَّذِينَ
ve bulunanlarda
مَعَهُۥٓ
onunla beraber
إِذْ
hani
قَالُوا۟
onlar demişlerdi
لِقَوْمِهِمْ
kavimlerine
إِنَّا
elbette biz
بُرَءَٰٓؤُا۟
uzağız
مِنكُمْ
sizden
وَمِمَّا
ve
تَعْبُدُونَ
taptıklarınızdan
مِن
başka
دُونِ
besides
ٱللَّهِ
Allah'tan
كَفَرْنَا
tanımıyoruz
بِكُمْ
sizi
وَبَدَا
ve belirmiştir
بَيْنَنَا
bizim aramızda
وَبَيْنَكُمُ
sizinle
ٱلْعَدَٰوَةُ
bir düşmanlık
وَٱلْبَغْضَآءُ
ve nefret
أَبَدًا
sürekli
حَتَّىٰ
kadar
تُؤْمِنُوا۟
siz inanıncaya
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَحْدَهُۥٓ
bir tek
إِلَّا
yalnız hariçtir
قَوْلَ
demesi
إِبْرَٰهِيمَ
İbrahim'in
لِأَبِيهِ
babasına
لَأَسْتَغْفِرَنَّ
mağfiret dileyeceğim
لَكَ
senin için
وَمَآ
fakat
أَمْلِكُ
gücüm yetmez
لَكَ
senin için
مِنَ
Allahtan
ٱللَّهِ
Allah
مِن
(gelecek)
شَىْءٍۢ ۖ
bir şeye
رَّبَّنَا
Rabbimiz
عَلَيْكَ
sana
تَوَكَّلْنَا
dayandık
وَإِلَيْكَ
ve sana
أَنَبْنَا
yöneldik
وَإِلَيْكَ
ve sanadır
ٱلْمَصِيرُ
dönüş

Diyanet İşleri Mealiİbrahim ve onunla beraber olanlarda, sizin için uyulacak güzel bir örnek vardır. Onlar milletlerine şöyle demişlerdi: "Biz sizden ve Allah'tan başka taptıklarınızdan uzağız; sizin dininizi inkar ediyoruz; bizimle sizin aranızda yalnız Allah'a inanmanıza kadar ebedi düşmanlık ve öfke başgöstermiştir." -Yalnız, İbrahim'in, babasına: "And olsun ki, senin için mağfiret dileyeceğim, fakat sana Allah'tan gelecek herhangi bir şeyi savmaya gücüm yetmez" sözü bu örneğin dışındadır- "Rabbimiz! Sana güvendik, Sana yöneldik; dönüş Sanadır

Saheeh InternationalThere has already been for you an excellent pattern in Abraham and those with him, when they said to their people, "Indeed, we are disassociated from you and from whatever you worship other than Allah. We have denied you, and there has appeared between us and you animosity and hatred forever until you believe in Allah alone" except for the saying of Abraham to his father, "I will surely ask forgiveness for you, but I have not [power to do] for you anything against Allah. Our Lord, upon You we have relied, and to You we have returned, and to You is the destination

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
(قد كانت لكم أسوة) بكسر الهمزة وضمها في الموضعين، قدوة (حسنة في إبراهيم) أي به قولا وفعلا (والذين معه) من المؤمنين (إذ قالوا لقومهم إنا برءاء) جمع بريء كظريف (منكم ومما تعبدون من دون الله كفرنا بكم) أنكرناكم (وبدا بيننا وبينكم العداوة والبغضاء أبدا) بتحقيق الهمزتين وإبدال الثانية واوا (حتى تؤمنوا بالله وحده إلا قول إبراهيم لأبيه لأستغفرن لك) مستثنى من أسوة، فليس لكم التأسي به في ذلك بأن تستغفروا للكفار وقوله (وما أملك لك من الله) أي من عذابه وثوابه (من شيء) كني به عن أنه لا يملك له غير الاستغفار فهو مبني عليه مستثنى من حيث ظاهره مما يتأسى فيه (قل فمن يملك لكم من الله شيئا) واستغفاره له قبل أن يتبين له أنه عدو لله كما ذكره في "" براءة "" (ربنا عليك توكلنا وإليك أنبنا وإليك المصير) من مقول الخليل ومن معه أي قالوا:

60:5 📚 3
رَبَّنَا لَا تَجْعَلْنَا فِتْنَةً لِّلَّذِينَ كَفَرُواْ وَٱغْفِرْ لَنَا رَبَّنَآ‌ۖ إِنَّكَ أَنتَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْحَكِيمُ
رَبَّنَا
Rabbimiz
لَا
bizi yapma
تَجْعَلْنَا
make us
فِتْنَةًۭ
bir sınav
لِّلَّذِينَ
kimseler için
كَفَرُوا۟
inkar eden(ler)
وَٱغْفِرْ
e bağışla
لَنَا
bizi
رَبَّنَآ ۖ
Rabbimiz
إِنَّكَ
ancak Sensin
أَنتَ
Sen
ٱلْعَزِيزُ
yegane galib
ٱلْحَكِيمُ
hüküm ve hikmet sahibi

Diyanet İşleri MealiRabbimiz! Bizi, inkar edenlerle deneme; bizi bağışla, doğrusu Sen, güçlü olan, Hakim olansın

Saheeh InternationalOur Lord, make us not [objects of] torment for the disbelievers and forgive us, our Lord. Indeed, it is You who is the Exalted in Might, the Wise

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ربنا لا تجعلنا فتنة للذين كفروا» أي لا تظهرهم علينا فيظنوا أنهم على الحق فيفتنوا أي تذهب عقولهم بنا «واغفر لنا ربنا إنك أنت العزيز الحكيم» في ملكك وصنعك.

60:6 📚 2
لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِيهِمْ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِّمَن كَانَ يَرْجُواْ ٱللَّهَ وَٱلْيَوْمَ ٱلْأَخِرَ‌ۚ وَمَن يَتَوَلَّ فَإِنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلْغَنِىُّ ٱلْحَمِيدُ
لَقَدْ
andolsun
كَانَ
vardır
لَكُمْ
sizin için
فِيهِمْ
onlarda
أُسْوَةٌ
bir örnek
حَسَنَةٌۭ
güzel
لِّمَن
kimseler için
كَانَ
arzu edenler
يَرْجُوا۟
hopeful
ٱللَّهَ
Allah'ı
وَٱلْيَوْمَ
ve gününü
ٱلْـَٔاخِرَ ۚ
ahiret
وَمَن
ve kim
يَتَوَلَّ
yüz çevirirse
فَإِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
هُوَ
O'dur
ٱلْغَنِىُّ
zengin olan
ٱلْحَمِيدُ
övgüye layık olan

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, sizlerden, Allah'ı ve ahiret gününü uman kimse için, bunlarda güzel örnekler vardır. Kim yüz çevirirse kendi aleyhine olur, doğrusu Allah müstağnidir, övülmeğe layıktır

Saheeh InternationalThere has certainly been for you in them an excellent pattern for anyone whose hope is in Allah and the Last Day. And whoever turns away - then indeed, Allah is the Free of need, the Praiseworthy

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لقد كان لكم» يا أمة محمد جواب قسم مقدر «فيهم أسوة حسنة لمن كان» بدل اشتمال من كم بإعادة الجار «يرجوا الله واليوم الآخر» أي يخافهما أو يظن الثواب والعقاب «ومن يتول» بأن يوالي الكفار «فإن الله هو الغني» عن خلقه «الحميد» لأهل طاعته.

60:7 📚 1
۞ عَسَى ٱللَّهُ أَن يَجْعَلَ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَ ٱلَّذِينَ عَادَيْتُم مِّنْهُم مَّوَدَّةً‌ۚ وَٱللَّهُ قَدِيرٌ‌ۚ وَٱللَّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
۞ عَسَى
belki de
ٱللَّهُ
Allah
أَن
koyar
يَجْعَلَ
will put
بَيْنَكُمْ
sizinle
وَبَيْنَ
arasına
ٱلَّذِينَ
düşman olduklarınız
عَادَيْتُم
you have been enemies
مِّنْهُم
onlardan
مَّوَدَّةًۭ ۚ
bir sevgi
وَٱللَّهُ
ve Allah
قَدِيرٌۭ ۚ
kadirdir
وَٱللَّهُ
ve Allah
غَفُورٌۭ
çok bağışlayandır
رَّحِيمٌۭ
çok esirgeyendir

Diyanet İşleri MealiAllah'ın sizinle, düşmanlık gösterdiğiniz kimseler arasında bir sevgi yaratması umulur; Allah Kadir'dir, Allah bağışlayandır, acıyandır

Saheeh InternationalPerhaps Allah will put, between you and those to whom you have been enemies among them, affection. And Allah is competent, and Allah is Forgiving and Merciful

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«عسى الله أن يجعل بينكم وبين الذين عاديتم منهم» من كفار مكة طاعة لله تعالى «مودة» بأن يهديهم للإيمان فيصيروا لكم أولياء «والله قدير» على ذلك وقد فعله بعد فتح مكة «والله غفور» لهم ما سلف «رحيم» بهم.

60:8
لَّا يَنْهَـٰكُمُ ٱللَّهُ عَنِ ٱلَّذِينَ لَمْ يُقَـٰتِلُوكُمْ فِى ٱلدِّينِ وَلَمْ يُخْرِجُوكُم مِّن دِيَـٰرِكُمْ أَن تَبَرُّوهُمْ وَتُقْسِطُوٓاْ إِلَيْهِمْ‌ۚ إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلْمُقْسِطِينَ
لَّا
sizi men'etmez
يَنْهَىٰكُمُ
(does) forbid you
ٱللَّهُ
Allah
عَنِ
kimselerden
ٱلَّذِينَ
those who
لَمْ
sizinle savaşmayan
يُقَـٰتِلُوكُمْ
fight you
فِى
hakkında
ٱلدِّينِ
din
وَلَمْ
ve
يُخْرِجُوكُم
sizi çıkarmayan
مِّن
yurtlarınızdan;
دِيَـٰرِكُمْ
your homes
أَن
iyilik etmekten
تَبَرُّوهُمْ
you deal kindly
وَتُقْسِطُوٓا۟
ve adaletli davranmaktan
إِلَيْهِمْ ۚ
onlara
إِنَّ
şüphesiz ki
ٱللَّهَ
Allah
يُحِبُّ
sever
ٱلْمُقْسِطِينَ
adalet yapanları

Diyanet İşleri MealiAllah, din uğrunda sizinle savaşmayan, sizi yurdunuzdan çıkarmayan kimselere iyilik yapmanızı ve onlara karşı adil davranmanızı yasak kılmaz; doğrusu Allah adil olanları sever

Saheeh InternationalAllah does not forbid you from those who do not fight you because of religion and do not expel you from your homes - from being righteous toward them and acting justly toward them. Indeed, Allah loves those who act justly

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لا ينهاكم الله عن الذين لم يقاتلوكم» من الكفار «في الدين ولم يخرجوكم من دياركم أن تبروهم» بدل اشتمال من الذين «وتقسطوا» تفضوا «إليهم» بالقسط، أي بالعدل وهذا قبل الأمر بجهادهم «إن الله يحب المقسطين» بالعادلين.

60:9
إِنَّمَا يَنْهَـٰكُمُ ٱللَّهُ عَنِ ٱلَّذِينَ قَـٰتَلُوكُمْ فِى ٱلدِّينِ وَأَخْرَجُوكُم مِّن دِيَـٰرِكُمْ وَظَـٰهَرُواْ عَلَىٰٓ إِخْرَاجِكُمْ أَن تَوَلَّوْهُمْ‌ۚ وَمَن يَتَوَلَّهُمْ فَأُوْلَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلظَّـٰلِمُونَ
إِنَّمَا
ancak
يَنْهَىٰكُمُ
sizi men'eder
ٱللَّهُ
Allah
عَنِ
kimselerden
ٱلَّذِينَ
those who
قَـٰتَلُوكُمْ
sizinle savaşan
فِى
hakkında
ٱلدِّينِ
din
وَأَخْرَجُوكُم
ve sizi çıkaran
مِّن
yurtlarınızdan
دِيَـٰرِكُمْ
your homes
وَظَـٰهَرُوا۟
ve yardım eden
عَلَىٰٓ
çıkarılmanıza
إِخْرَاجِكُمْ
your expulsion
أَن
dost olmanızdan
تَوَلَّوْهُمْ ۚ
you make them allies
وَمَن
ve kim
يَتَوَلَّهُمْ
onlarla dost olursa
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
هُمُ
onlardır
ٱلظَّـٰلِمُونَ
zalimler

Diyanet İşleri MealiAllah, ancak sizinle din uğrunda savaşanları, sizi yurtlarınızdan çıkaranları ve çıkarılmanıza yardım edenleri dost edinmenizi yasak eder; kim onları dost edinirse, işte onlar zalimdir

Saheeh InternationalAllah only forbids you from those who fight you because of religion and expel you from your homes and aid in your expulsion - [forbids] that you make allies of them. And whoever makes allies of them, then it is those who are the wrongdoers

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إنما ينهاكم الله عن الذين قاتلوكم في الدين وأخرجوكم من دياركم وظاهروا» عاونوا «على إخراجكم أن تولوهم» بدل اشتمال من الذين، أي تتخذونهم أولياء «ومن يتولهم فأولئك هم الظالمون».

60:10 📚 10
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ إِذَا جَآءَكُمُ ٱلْمُؤْمِنَـٰتُ مُهَـٰجِرَٲتٍ فَٱمْتَحِنُوهُنَّ‌ۖ ٱللَّهُ أَعْلَمُ بِإِيمَـٰنِهِنَّ‌ۖ فَإِنْ عَلِمْتُمُوهُنَّ مُؤْمِنَـٰتٍ فَلَا تَرْجِعُوهُنَّ إِلَى ٱلْكُفَّارِ‌ۖ لَا هُنَّ حِلٌّ لَّهُمْ وَلَا هُمْ يَحِلُّونَ لَهُنَّ‌ۖ وَءَاتُوهُم مَّآ أَنفَقُواْ‌ۚ وَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ أَن تَنكِحُوهُنَّ إِذَآ ءَاتَيْتُمُوهُنَّ أُجُورَهُنَّ‌ۚ وَلَا تُمْسِكُواْ بِعِصَمِ ٱلْكَوَافِرِ وَسْــَٔلُواْ مَآ أَنفَقْتُمْ وَلْيَسْــَٔلُواْ مَآ أَنفَقُواْ‌ۚ ذَٲلِكُمْ حُكْمُ ٱللَّهِ‌ۖ يَحْكُمُ بَيْنَكُمْ‌ۚ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوٓا۟
inanan(lar)
إِذَا
zaman
جَآءَكُمُ
size geldiği
ٱلْمُؤْمِنَـٰتُ
mü'min kadınlar
مُهَـٰجِرَٰتٍۢ
göç ederek
فَٱمْتَحِنُوهُنَّ ۖ
onları imtihan edin
ٱللَّهُ
Allah
أَعْلَمُ
daha iyi bilir
بِإِيمَـٰنِهِنَّ ۖ
onların imanlarını
فَإِنْ
eğer
عَلِمْتُمُوهُنَّ
anlarsanız
مُؤْمِنَـٰتٍۢ
inanmış olduklarını
فَلَا
onları geri döndürmeyin
تَرْجِعُوهُنَّ
return them
إِلَى
kafirlere
ٱلْكُفَّارِ ۖ
the disbelievers
لَا
değildir
هُنَّ
bunlar (kadınlar)
حِلٌّۭ
helal
لَّهُمْ
onlara
وَلَا
ve değildir
هُمْ
onlar
يَحِلُّونَ
helal
لَهُنَّ ۖ
bunlara
وَءَاتُوهُم
ve onlara verin
مَّآ
şey(leri)
أَنفَقُوا۟ ۚ
onların harcadıkları
وَلَا
ve yoktur
جُنَاحَ
bir günah
عَلَيْكُمْ
sizin için
أَن
bunlarla evlenmenizde
تَنكِحُوهُنَّ
you marry them
إِذَآ
takdirde
ءَاتَيْتُمُوهُنَّ
kendilerine verdiğiniz
أُجُورَهُنَّ ۚ
ücretlerini
وَلَا
ve
تُمْسِكُوا۟
tutmayın
بِعِصَمِ
ismetlerini
ٱلْكَوَافِرِ
kafir kadınların
وَسْـَٔلُوا۟
isteyin
مَآ
şeyi (mehri)
أَنفَقْتُمْ
harcadığınız
وَلْيَسْـَٔلُوا۟
ve onlar da istesinler
مَآ
şeyi
أَنفَقُوا۟ ۚ
harcadıkları
ذَٰلِكُمْ
bu size
حُكْمُ
hükmüdür
ٱللَّهِ ۖ
Allah'ın
يَحْكُمُ
(böyle) hükmediyor
بَيْنَكُمْ ۚ
aranızda
وَٱللَّهُ
ve Allah
عَلِيمٌ
bilendir
حَكِيمٌۭ
hüküm ve hikmet sahibidir

Diyanet İşleri MealiEy inananlar! İnanmış kadınlar hicret ederek size gelirlerse onları deneyin, hicretlerinin sebebini inceleyin. Allah onların imanlarını çok iyi bilir. Onların mümin kadınlar olduklarını öğrenirseniz, inkarcılara geri çevirmeyin. Bu kadınlar, o inkarcılara helal değildir Onlar da bunlara helal olmazlar. İnkarcıların bu kadınlara verdikleri mehirleri iade edin: Bu kadınların mehirlerini kendilerine verdiğiniz zaman, onlarla evlenmenizde bir engel yoktur. İnkarcı kadınları nikahınızda tutmayın; onlara verdiğiniz mehri isteyin; inkarcı erkekler de hicret eden mümin kadınlara verdikleri mehirleri istesinler. Allah'ın hükmü budur; aranızda O hükmeder. Allah bilendir, Hakim'dir

Saheeh InternationalO you who have believed, when the believing women come to you as emigrants, examine them. Allah is most knowing as to their faith. And if you know them to be believers, then do not return them to the disbelievers; they are not lawful [wives] for them, nor are they lawful [husbands] for them. But give the disbelievers what they have spent. And there is no blame upon you if you marry them when you have given them their due compensation. And hold not to marriage bonds with disbelieving women, but ask for what you have spent and let them ask for what they have spent. That is the judgement of Allah; He judges between you. And Allah is Knowing and Wise

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يا أيها الذين آمنوا إذا جاءكم المؤمنات» بألسنتهن «مهاجرات» من الكفار بعد الصلح معهم في الحديبية على أن من جاء منهم إلى المؤمنين يرد «فامتحنوهن» بالحلف على أنهن ما خرجن إلا رغبة في الإسلام لا بغضاً لأزواجهن الكفار ولا عشقا لرجال من المسلمين كذا كان النبي صلى الله عليه وسلم يحلفهن «الله أعلم بإيمانهن فأن علمتموهن» ظننتموهن بالحلف «مؤمنات فلا ترجعوهن» تردوهن «إلى الكفار لا هن حل لهم ولا هم يحلون لهن وآتوهم» أي أعطوا الكفار أزواجهن «ما أنفقوا» عليهن من المهور «ولا جناح عليكم أن تنكحوهن» بشرطه «إذا آتيتموهن أجورهن» مهورهن «ولا تمسِّكوا» بالتشديد والتخفيف «بعصم الكوافر» زوجاتكم لقطع إسلامكم لها بشرطه، أو اللاحقات بالمشركين مرتدات لقطع ارتدادهن نكاحكم بشرطه «واسألوا» اطلبوا «ما أنفقتم» عليهن من المهور في صورة الارتداد ممن تزوجهنَّ من الكفار «وليسألوا ما أنفقوا» على المهاجرات كما تقدم أنهم يؤتونه «ذلكم حكم الله يحكم بينكم» به «والله عليكم حكيم».

60:11
وَإِن فَاتَكُمْ شَىْءٌ مِّنْ أَزْوَٲجِكُمْ إِلَى ٱلْكُفَّارِ فَعَاقَبْتُمْ فَـَٔـاتُواْ ٱلَّذِينَ ذَهَبَتْ أَزْوَٲجُهُم مِّثْلَ مَآ أَنفَقُواْ‌ۚ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ ٱلَّذِىٓ أَنتُم بِهِۦ مُؤْمِنُونَ
وَإِن
ve eğer
فَاتَكُمْ
giderse
شَىْءٌۭ
herhangibir şey
مِّنْ
eşlerinizden
أَزْوَٰجِكُمْ
your wives
إِلَى
kafirlere
ٱلْكُفَّارِ
the disbelievers
فَعَاقَبْتُمْ
sonra sıra size gelirse
فَـَٔاتُوا۟
verin
ٱلَّذِينَ
gidenlere
ذَهَبَتْ
have gone
أَزْوَٰجُهُم
eşleri
مِّثْلَ
mislini
مَآ
harcadıklarının
أَنفَقُوا۟ ۚ
they had spent
وَٱتَّقُوا۟
ve sakının
ٱللَّهَ
Allah'a
ٱلَّذِىٓ
ki
أَنتُم
siz
بِهِۦ
ona
مُؤْمِنُونَ
inanıyorsunuz

Diyanet İşleri MealiEy mümin erkekler! Eğer inkar eden (kafir olan) eşlerinize sarfettiklerinizden inkarcılara bir şey geçecek olursa ganimetten, eşleri giden mümin erkeklere sarfettikleri miktar kadarını verin. İnandığınız Allah'a karşı gelmekten sakının

Saheeh InternationalAnd if you have lost any of your wives to the disbelievers and you subsequently obtain [something], then give those whose wives have gone the equivalent of what they had spent. And fear Allah, in whom you are believers

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإن فاتكم شيء من أزواجكم» أي واحدة فأكثر منهن أو شيء من مهور بالذهاب «إلى الكفار» مرتدات «فعاقبتم» فغزوتم وغنمتم «فآتوا الذين ذهبت أزواجهم» من الغنيمة «مثل ما أنفقوا» لفواته عليهم من جهة الكفار «واتقوا الله الذي أنتم به مؤمنون» وقد فعل المؤمنون ما أمروا به من الإيتاء للكفار والمؤمنين ثم ارتفع هذا الحكم.

60:12
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلنَّبِىُّ إِذَا جَآءَكَ ٱلْمُؤْمِنَـٰتُ يُبَايِعْنَكَ عَلَىٰٓ أَن لَّا يُشْرِكْنَ بِٱللَّهِ شَيْــًٔا وَلَا يَسْرِقْنَ وَلَا يَزْنِينَ وَلَا يَقْتُلْنَ أَوْلَـٰدَهُنَّ وَلَا يَأْتِينَ بِبُهْتَـٰنٍ يَفْتَرِينَهُۥ بَيْنَ أَيْدِيهِنَّ وَأَرْجُلِهِنَّ وَلَا يَعْصِينَكَ فِى مَعْرُوفٍ‌ۙ فَبَايِعْهُنَّ وَٱسْتَغْفِرْ لَهُنَّ ٱللَّهَ‌ۖ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلنَّبِىُّ
peygamber
إِذَا
zaman
جَآءَكَ
sana geldiği
ٱلْمُؤْمِنَـٰتُ
inanmış kadınlar
يُبَايِعْنَكَ
sana bi'at ederlerse
عَلَىٰٓ
hususunda
أَن
ortak koşmamaları
لَّا
not
يُشْرِكْنَ
they will associate
بِٱللَّهِ
Allah'a
شَيْـًۭٔا
hiçbir şeyi
وَلَا
ve
يَسْرِقْنَ
hırsızlık etmemeleri
وَلَا
ve
يَزْنِينَ
zina etmemeleri
وَلَا
ve
يَقْتُلْنَ
öldürmemeleri
أَوْلَـٰدَهُنَّ
çocuklarını
وَلَا
ve
يَأْتِينَ
getirmemeleri
بِبُهْتَـٰنٍۢ
uydurup
يَفْتَرِينَهُۥ
bir iftira
بَيْنَ
arasında
أَيْدِيهِنَّ
elleri
وَأَرْجُلِهِنَّ
ve ayakları
وَلَا
ve
يَعْصِينَكَ
sana karşı gelmemeleri
فِى
iyi bir işte
مَعْرُوفٍۢ ۙ
(the) right
فَبَايِعْهُنَّ
onlarla bi'atleş
وَٱسْتَغْفِرْ
ve mağfiret dile
لَهُنَّ
onlar için
ٱللَّهَ ۖ
Allah'tan
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
غَفُورٌۭ
çok bağışlayandır
رَّحِيمٌۭ
çok esirgeyendir

Diyanet İşleri MealiEy Peygamber! İnanmış kadınlar, Allah'a hiçbir ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, başkasının çocuğunu sahiplenerek kocasına isnadda bulunmamak ve uygun olanı işlemekte sana karşı gelmemek şartıyla sana beyat etmek üzere geldikleri zaman, onları kabul et; onlara Allah'tan bağışlanma dile; doğrusu Allah, bağışlayandır, acıyandır

Saheeh InternationalO Prophet, when the believing women come to you pledging to you that they will not associate anything with Allah, nor will they steal, nor will they commit unlawful sexual intercourse, nor will they kill their children, nor will they bring forth a slander they have invented between their arms and legs, nor will they disobey you in what is right - then accept their pledge and ask forgiveness for them of Allah. Indeed, Allah is Forgiving and Merciful

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يا أيها النبي إذا جاءك المؤمنات يبايعنك على أن لا يشركن بالله شيئا ولا يسرقن ولا يزنين ولا يقتلن أولادهن» كما كان يفعل في الجاهلية من وأد البنات، أي دفنهن أحياء خوف العار والفقر «ولا يأتين ببهتان يفترينه بين أيديهن وأرجلهن» أي بولد ملقوط ينسبنه إلى الزوج ووصف بصفة الولد الحقيقي، فإن الأم إذا وضعته سقط بين يديها ورجليها «ولا يعصينك في» فعل «معروف» هو ما وافق طاعة الله كترك النياحة وتمزيق الثياب وجز الشعور وشق الجيب وخمش الوجه «فبايعهن» فعل ذلك صلى الله عليه وسلم بالقول ولم يصافح واحدة منهن «واستغفر لهن الله إن الله غفور رحيم».

60:13
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تَتَوَلَّوْاْ قَوْمًا غَضِبَ ٱللَّهُ عَلَيْهِمْ قَدْ يَئِسُواْ مِنَ ٱلْأَخِرَةِ كَمَا يَئِسَ ٱلْكُفَّارُ مِنْ أَصْحَـٰبِ ٱلْقُبُورِ
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
لَا
dostluk etmeyin
تَتَوَلَّوْا۟
make allies
قَوْمًا
bir topluluk ile
غَضِبَ
gazabettiği
ٱللَّهُ
Allah'ın
عَلَيْهِمْ
kendilerine
قَدْ
umudu kesmiş olan
يَئِسُوا۟
they despair
مِنَ
ahiretten
ٱلْـَٔاخِرَةِ
the Hereafter
كَمَا
gibi
يَئِسَ
umudu kestiği
ٱلْكُفَّارُ
kafirlerin
مِنْ
halkından
أَصْحَـٰبِ
(the) companions
ٱلْقُبُورِ
mezarlık

Diyanet İşleri MealiEy inananlar! Allah'ın gazabına uğramış milleti dost edinmeyin; inkarcıların kabirde bulunan kimselerden umutlarını kestikleri gibi, onlar da, ahiretten umutlarını kesmişlerdir

Saheeh InternationalO you who have believed, do not make allies of a people with whom Allah has become angry. They have despaired of [reward in] the Hereafter just as the disbelievers have despaired of [meeting] the inhabitants of the graves

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يا أيها الذين آمنوا لا تتولوا قوما غضب الله عليهم» هم اليهود «قد يئسوا من الآخرة» من ثوابها مع إيقانهم بها لعنادهم النبي مع علمهم بصدقه «كما يئس الكفار» الكائنون «من أصحاب القبور» أي المقبورين من خير الآخرة، إذ تعرض عليهم مقاعدهم من الجنة لو كانوا آمنوا وما يصيرون إليه من النار.

← Önceki Sonraki →

60. Al-Mumtahana Suresi | Anlam Arayışı