68. Al-Qalam سُورَةُ القَلَمِ
Ali BulaçNun. Kaleme ve satır satır yazdıklarına andolsun
Yusuf AliNun. By the Pen and the (Record) which (men) write
Elmalılı Hamdi YazırNûn, Kaleme ve yazdıklarına andolsun
Ali BulaçSen, Rabbinin nimetiyle bir mecnun değilsin
Yusuf AliThou art not, by the Grace of thy Lord, mad or possessed
Elmalılı Hamdi YazırSen Rabbinin nimetiyle mecnun değilsin
Ali BulaçGerçekten senin için kesintisi olmayan bir ecir vardır
Yusuf AliNay, verily for thee is a Reward unfailing
Elmalılı Hamdi YazırKuşkusuz senin için tükenmez bir ecir var
Ali BulaçVe şüphesiz sen, pek büyük bir ahlak üzerindesin
Yusuf AliAnd thou (standest) on an exalted standard of character
Elmalılı Hamdi YazırSen elbette yüce bir ahlak üzeresin
Ali BulaçArtık yakında göreceksin ve onlar da görecekler
Yusuf AliSoon wilt thou see, and they will see
Elmalılı Hamdi YazırSen de göreceksin, onlar da görecek
Ali BulaçSizden, hanginizin 'fitneye tutulup-çıldırdığını
Yusuf AliWhich of you is afflicted with madness
Elmalılı Hamdi YazırHanginizde imiş o fitne ve cinnet
Ali BulaçElbette senin Rabbin, kimin Kendi yolundan şaşırıp-saptığını daha iyi bilendir; ve kimin hidayete erdiğini de daha iyi bilendir
Yusuf AliVerily it is thy Lord that knoweth best, which (among men) hath strayed from His Path: and He knoweth best those who receive (true) Guidance
Elmalılı Hamdi YazırDoğrusu Rabbin, yolundan sapanı en iyi bilendir. Hidayete ereni de en iyi bilen O'dur
Ali BulaçŞu halde yalanlayanlara itaat etme
Yusuf AliSo hearken not to those who deny (the Truth)
Elmalılı Hamdi YazırO halde, yalanlayıcılara itaat etme
Ali BulaçOnlar, senin kendilerine yaranmanı (uzlaşmanı) arzu ettiler; o zaman onlar da sana yaranıp-uzlaşacaklardı
Yusuf AliTheir desire is that thou shouldst be pliant: so would they be pliant
Elmalılı Hamdi YazırOnlar istediler ki yumuşak davranasın da onlar da sana yumuşak davransınlar
Ali BulaçŞunların hiçbirine itaat etme: Yemin edip duran, aşağılık
Yusuf AliHeed not the type of despicable men,- ready with oaths
Elmalılı Hamdi YazırŞunların hiçbirine boyun eğme: Yemin edip duran aşağılık
Ali BulaçAlabildiğine ayıplayıp kötüleyen, söz getirip götüren (gizlilik içinde söz ve haber taşıyan)
Yusuf AliA slanderer, going about with calumnies
Elmalılı Hamdi YazırDaima kusur arayıp kınayan, hep lâf götürüp getiren
Ali BulaçHayrı engelleyip sürdüren, saldırgan, olabildiğince günahkar
Yusuf Ali(Habitually) hindering (all) good, transgressing beyond bounds, deep in sin
Elmalılı Hamdi YazırHayra engel olan, saldırgan, günahkâr
Ali BulaçZorba-saygısız, sonra da kulağı kesik
Yusuf AliViolent (and cruel),- with all that, base-born
Elmalılı Hamdi YazırKaba ve haşin, sonra da kötülükle damgalı
Ali BulaçMal (servet) ve çocuklar sahibi oldu diye
Yusuf AliBecause he possesses wealth and (numerous) sons
Elmalılı Hamdi YazırMal ve oğulları var diye (böyle davranır)
Ali BulaçKendisine ayetlerimiz okunduğu zaman: "(Bunlar) Eskilerin uydurma masallarıdır" diyen
Yusuf AliWhen to him are rehearsed Our Signs, "Tales of the ancients", he cries
Elmalılı Hamdi YazırKendisine âyetlerimiz okunduğunda: "Eskilerin masalları" der
Ali BulaçYakında Biz onun hortumu (burnu) üzerine damga vuracağız
Yusuf AliSoon shall We brand (the beast) on the snout
Elmalılı Hamdi YazırYakında biz onu hortumunun (burnunun) üzerinden damgalayacağız
Ali BulaçGerçek şu ki, Biz o bahçe sahiplerine bela verdiğimiz gibi, bunlara da bela verdik. Hani onlar, sabah vakti (erkenden ve kimseye haber vermeden) onu (bahçeyi) mutlaka devşireceklerine dair and içmişlerdi
Yusuf AliVerily We have tried them as We tried the People of the Garden, when they resolved to gather the fruits of the (garden) in the morning
Elmalılı Hamdi YazırBiz onlara da belâ verdik, bahçe sahiplerine verdiğimiz gibi. Hani onlar sabah olunca bahçeyi mutlaka devşireceklerine yemin etmişlerdi
Ali Bulaç(Bu konuda) Hiçbir istisna yapmıyorlardı
Yusuf AliBut made no reservation, ("If it be God's Will)
Elmalılı Hamdi Yazırİstisna da etmiyorlardı ("inşaallah" demiyorlardı)
Ali BulaçFakat onlar, uyuyorlarken, Rabbin tarafından dolaşıp-gelen bir bela' onun üstünü sarıp-kuşatıverdi
Yusuf AliThen there came on the (garden) a visitation from thy Lord, (which swept away) all around, while they were asleep
Elmalılı Hamdi YazırFakat onlar uyurken dolaşıcı bir belâ onu sardı da
Ali BulaçSonunda (bahçe) kökünden kuruyup-kapkara kesildi
Yusuf AliSo the (garden) became, by the morning, like a dark and desolate spot, (whose fruit had been gathered)
Elmalılı Hamdi YazırBahçe simsiyah kesiliverdi
Ali BulaçNihayet sabah vakti birbirlerine seslendiler
Yusuf AliAs the morning broke, they called out, one to another
Elmalılı Hamdi YazırDerken sabahleyin birbirlerine seslendiler
Ali BulaçEğer ürününüzü devşirecekseniz erkence kalkıp-çıkın
Yusuf AliGo ye to your tilth (betimes) in the morning, if ye would gather the fruits
Elmalılı Hamdi YazırHaydi, devşirecekseniz erkenden ekininize gidin" diye
Ali BulaçDerken, aralarında fısıldaşarak çıkıp-gittiler
Yusuf AliSo they departed, conversing in secret low tones, (saying)
Elmalılı Hamdi YazırDerken fırladılar, aralarında fısıldaşıyorlardı
Ali BulaçBugün sakın oraya hiçbir yoksul girip de karşınıza çıkmasın
Yusuf AliLet not a single indigent person break in upon you into the (garden) this day
Elmalılı Hamdi YazırSakın bugün hiçbir yoksul bahçeye girip yanınıza sokulmasın" diyorlardı
Ali Bulaç(Yoksulları) Engellemeye güçleri yetebilirmiş gibi erkenden gittiler
Yusuf AliAnd they opened the morning, strong in an (unjust) resolve
Elmalılı Hamdi Yazır(Zanlarınca yoksulları) engellemeye güçleri yeterek erkenden gittiler
Ali BulaçAma onu görünce: "Muhakkak biz (gideceğimiz yeri) şaşırmışız" dediler
Yusuf AliBut when they saw the (garden), they said: "We have surely lost our way
Elmalılı Hamdi YazırFakat bahçeyi gördüklerinde: "Biz herhalde yanlış gelmişiz" dediler
Ali BulaçHayır, biz (herşeyden ve bütün servetimizden) yoksun bırakıldık
Yusuf AliIndeed we are shut out (of the fruits of our labour)
Elmalılı Hamdi YazırYok, biz mahrum edilmişiz." (dediler)
Ali Bulaç(İçlerinde) Mutedil olan biri dedi ki: "Ben size dememiş miydim? (Allah'ı) Tesbih edip yüceltmeniz gerekmez miydi
Yusuf AliSaid one of them, more just (than the rest): "Did I not say to you, 'Why not glorify (God)
Elmalılı Hamdi Yazırİçlerinde en makul olanı şöyle dedi: "Ben size Rabbinizi tesbih etsenize dememiş miydim
Ali BulaçDediler ki: "Rabbimiz Seni tesbih eder, yüceltiriz; gerçekten bizler zalim imişiz
Yusuf AliThey said: "Glory to our Lord! Verily we have been doing wrong
Elmalılı Hamdi YazırRabbimizi tesbih ederiz, doğrusu biz zalimler imişiz." (dediler)
Ali BulaçŞimdi birbirlerine karşı kendilerini kınamaya başladılar
Yusuf AliThen they turned, one against another, in reproach
Elmalılı Hamdi YazırArdından suçu birbirlerine yüklemeye başladılar
Ali BulaçYazıklar bize, gerçekten bizler azgınmışız" dediler
Yusuf AliThey said: "Alas for us! We have indeed transgressed
Elmalılı Hamdi YazırYazıklar olsun bize, dediler, biz azgınlarmışız
Ali BulaçBelki Rabbimiz, onun yerine daha hayırlısını verir; şüphesiz biz, yalnızca Rabbimiz'e rağbet eden kimseleriz
Yusuf AliIt may be that our Lord will give us in exchange a better (garden) than this: for we do turn to Him (in repentance)
Elmalılı Hamdi YazırOla ki Rabbimiz bize onun yerine daha hayırlısını verir. Biz Rabbimize yönelir, ondan umarız
Ali Bulaçİşte azap böyledir. Ahiret azabı ise, muhakkak çok daha büyüktür; bir bilseler
Yusuf AliSuch is the Punishment (in this life); but greater is the Punishment in the Hereafter,- if only they knew
Elmalılı Hamdi Yazırİşte azap böyledir. Elbette ahiret azabı daha büyüktür. Fakat bilselerdi
Ali BulaçDoğrusu, muttaki olanlar için Rableri Katında nimetlerle donatılmış cennetler vardır
Yusuf AliVerily, for the Righteous, are Gardens of Delight, in the Presence of their Lord
Elmalılı Hamdi YazırKuşkusuz korunanlar için de, Rableri katında nimetleri bol bahçeler vardır
Ali BulaçÖyleyse, Müslümanları suçlu-günahkar olanlar gibi (eşit) kılar mıyız
Yusuf AliShall We then treat the People of Faith like the People of Sin
Elmalılı Hamdi YazırÖyle ya, teslimiyet gösterenleri suçlular gibi tutar mıyız hiç
Ali BulaçSize ne oluyor? Nasıl hüküm veriyorsunuz
Yusuf AliWhat is the matter with you? How judge ye
Elmalılı Hamdi YazırNeyiniz var, nasıl hüküm veriyorsunuz
Ali BulaçYoksa (elinizde) ders okumakta olduğunuz bir kitap mı var
Yusuf AliOr have ye a book through which ye learn
Elmalılı Hamdi YazırYoksa size ait bir kitap var da onda mı okuyorsunuz
Ali Bulaçİçinde, neyi seçip-beğenirseniz, mutlaka sizin olacak diye
Yusuf AliThat ye shall have, through it whatever ye choose
Elmalılı Hamdi YazırO kitapta, "beğendiğiniz her şey sizindir" diye mi yazılı
Ali BulaçYoksa sizin için üzerimizde kıyamete kadar sürüp gidecek bir yemin mi var ki siz ne hüküm verirseniz o, mutlaka sizin kalacak, diye
Yusuf AliOr have ye Covenants with Us to oath, reaching to the Day of Judgment, (providing) that ye shall have whatever ye shall demand
Elmalılı Hamdi YazırYoksa, "ne hükmederseniz mutlaka sizindir" diye sizin lehinize olarak tarafımızdan verilmiş, kıyamet gününe kadar geçerli kesin sözler mi var
Ali BulaçOnlara sor: "Hangisi bunun savunuculuğunu yapacak
Yusuf AliAsk thou of them, which of them will stand surety for that
Elmalılı Hamdi YazırSor bakalım onlara, içlerinden ona kefil hangisi
Ali BulaçYoksa onların ortakları mı var? Şu halde eğer doğru sözlü kimselerse, ortaklarını getirsinler
Yusuf AliOr have they some "Partners" (in Godhead)? Then let them produce their "partners", if they are truthful
Elmalılı Hamdi YazırYoksa ortakları mı var onların? Doğru iseler ortaklarını getirsinler
Ali BulaçAyağın üstünden (örtünün) açılacağı ve onların secdeye çağrılacakları gün, artık güç yetiremezler
Yusuf AliThe Day that the shin shall be laid bare, and they shall be summoned to bow in adoration, but they shall not be able
Elmalılı Hamdi YazırO gün işler zorlaşır ve secdeye davet edilirler. Fakat güç yetiremezler
Ali BulaçGözleri 'korkudan ve dehşetten düşük', kendilerini de zillet sarıp-kuşatmış. Oysa onlar, (daha önce) sapasağlam iken secdeye davet edilirlerdi
Yusuf AliTheir eyes will be cast down,- ignominy will cover them; seeing that they had been summoned aforetime to bow in adoration, while they were whole, (and had refused)
Elmalılı Hamdi YazırGözleri düşük bir halde kendilerini bir zillet kaplar. Oysa onlar sapasağlam iken de secdeye davet ediliyorlardı
Ali BulaçArtık bu sözü yalan sayanı sen Bana bırak. Biz onları, bilmeyecekleri bir yönden derece derece (azaba) yaklaştıracağız
Yusuf AliThen leave Me alone with such as reject this Message: by degrees shall We punish them from directions they perceive not
Elmalılı Hamdi YazırBu sözü yalanlayanı bana bırak. Onları bilmedikleri yönden derece derece azaba yaklaştıracağız
Ali BulaçBen, onlara süre tanıyorum. Elbette Benim düzenim (cezalandırmam) sapasağlamdır
Yusuf AliA (long) respite will I grant them: truly powerful is My Plan
Elmalılı Hamdi YazırOnlara mühlet veriyorum. Doğrusu benim tuzağım sağlamdır
Ali BulaçSen, onlardan bir ücret mi istiyorsun ki, onlar, haksız bir borçtan dolayı ağır bir yük altında kalmışlar
Yusuf AliOr is it that thou dost ask them for a reward, so that they are burdened with a load of debt
Elmalılı Hamdi YazırYoksa onlardan bir ücret istiyorsun da bu yüzden onlar ağır bir borç altında mı kalıyorlar
Ali BulaçYoksa gayb (görünmeyenin bilgisi) onların yanında mıdır ki, kendileri yazıp duruyorlar
Yusuf AliOr that the Unseen is in their hands, so that they can write it down
Elmalılı Hamdi YazırYoksa gayb onların yanlarında da onlar mı yazıyorlar
Ali BulaçŞimdi sen, Rabbinin hükmüne sabret ve balık sahibi (Yunus) gibi olma; hani o, içi kahır dolu olarak (Rabbine) çağrıda bulunmuştu
Yusuf AliSo wait with patience for the Command of thy Lord, and be not like the Companion of the Fish,- when he cried out in agony
Elmalılı Hamdi YazırRabbinin hükmüne sabret, balık sahibi gibi olma. Hani o öfkeye boğulmuş da nida etmişti
Ali BulaçEğer Rabbinden bir nimet ona ulaşmasaydı, mutlaka yerilmiş ve çıplak bir durumda (karaya) atılmış olacaktı
Yusuf AliHad not Grace from his Lord reached him, he would indeed have been cast off on the naked shore, in disgrace
Elmalılı Hamdi YazırRabbinden bir nimet yetişmiş olmasaydı, elbette kınanacak bir halde ıssız bir diyara atılacaktı
Ali BulaçFakat Rabbi onu seçti ve onu salih olanlardan kıldı
Yusuf AliThus did his Lord choose him and make him of the Company of the Righteous
Elmalılı Hamdi YazırFakat Rabbi onu seçti de iyilerden kıldı
Ali BulaçO inkar edenler, zikri (Kur'an'ı) işittikleri zaman, seni neredeyse gözleriyle devireceklerdi. "O, gerçekten bir delidir" diyorlar
Yusuf AliAnd the Unbelievers would almost trip thee up with their eyes when they hear the Message; and they say: "Surely he is possessed
Elmalılı Hamdi YazırO kafirler Kur'ân'ı işittikleri zaman neredeyse seni gözleri ile devireceklerdi. Bir de durmuşlar "o bir deli" diyorlar
Ali BulaçOysa o (Kur'an), alemlere bir zikr (öğüt, hatırlatma, hüküm ve üstün bir şeref)den başka bir şey değildir
Yusuf AliBut it is nothing less than a Message to all the worlds
Elmalılı Hamdi YazırHalbuki o âlemler için bir öğüttür