☪ Anlam Arayışı

68. Al-Qalam سُورَةُ القَلَمِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
68:1 📚 3
نٓۚ وَٱلۡقَلَمِ وَمَا يَسۡطُرُونَ

Elmalılı Hamdi YazırNûn, Kaleme ve yazdıklarına andolsun

Saheeh InternationalNun. By the pen and what they inscribe

Ali BulaçNun. Kaleme ve satır satır yazdıklarına andolsun

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ن» أحد حروف الهجاء الله أعلم بمراده به «والقلم» الذي كتب به الكائنات في اللوح المحفوظ «وما يسطرون» أي الملائكة من الخير والصلاح.

68:2 📚 4
مَآ أَنتَ بِنِعۡمَةِ رَبِّكَ بِمَجۡنُونࣲ‏

Elmalılı Hamdi YazırSen Rabbinin nimetiyle mecnun değilsin

Saheeh InternationalYou are not, [O Muhammad], by the favor of your Lord, a madman

Ali BulaçSen, Rabbinin nimetiyle bir mecnun değilsin

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ما أنت» يا محمد «بنعمة ربك بمجنون» أي انتفى الجنون عنك بسبب إنعام ربك عليك بالنبوة وغيرها وهذا رد لقولهم إنه مجنون.

68:3 📚 2
وَإِنَّ لَكَ لَأَجۡرًا غَيۡرَ مَمۡنُونࣲ‏

Elmalılı Hamdi YazırKuşkusuz senin için tükenmez bir ecir var

Saheeh InternationalAnd indeed, for you is a reward uninterrupted

Ali BulaçGerçekten senin için kesintisi olmayan bir ecir vardır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإن لك لأجرا غير ممنون» مقطوع.

68:4 📚 18
وَإِنَّكَ لَعَلَىٰ خُلُقٍ عَظِيمࣲ‏

Elmalılı Hamdi YazırSen elbette yüce bir ahlak üzeresin

Saheeh InternationalAnd indeed, you are of a great moral character

Ali BulaçVe şüphesiz sen, pek büyük bir ahlak üzerindesin

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإنك لعلى خلق» دين «عظيم».

68:5
فَسَتُبۡصِرُ وَيُبۡصِرُونَ

Elmalılı Hamdi YazırSen de göreceksin, onlar da görecek

Saheeh InternationalSo you will see and they will see

Ali BulaçArtık yakında göreceksin ve onlar da görecekler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فستبصر ويبصرون».

68:6
بِأَييِّكُمُ ٱلۡمَفۡتُونُ

Elmalılı Hamdi YazırHanginizde imiş o fitne ve cinnet

Saheeh InternationalWhich of you is the afflicted [by a devil]

Ali BulaçSizden, hanginizin 'fitneye tutulup-çıldırdığını

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«بأيكم المفتون» مصدر كالمعقول، أي الفتون بمعنى الجنون، أي أبك أم بهم.

68:7 📚 1
إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعۡلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِيلِهِۦ وَهُوَ أَعۡلَمُ بِٱلۡمُهۡتَدِينَ

Elmalılı Hamdi YazırDoğrusu Rabbin, yolundan sapanı en iyi bilendir. Hidayete ereni de en iyi bilen O'dur

Saheeh InternationalIndeed, your Lord is most knowing of who has gone astray from His way, and He is most knowing of the [rightly] guided

Ali BulaçElbette senin Rabbin, kimin Kendi yolundan şaşırıp-saptığını daha iyi bilendir; ve kimin hidayete erdiğini de daha iyi bilendir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن ربك هو أعلم بمن ضل عن سبيله وهو أعلم بالمهتدين» له وأعلم بمعنى عالم.

68:8 📚 1
فَلَا تُطِعِ ٱلۡمُكَذِّبِينَ

Elmalılı Hamdi YazırO halde, yalanlayıcılara itaat etme

Saheeh InternationalThen do not obey the deniers

Ali BulaçŞu halde yalanlayanlara itaat etme

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فلا تطع المكذبين».

68:9 📚 1
وَدُّواْ لَوۡ تُدۡهِنُ فَيُدۡهِنُونَ

Elmalılı Hamdi YazırOnlar istediler ki yumuşak davranasın da onlar da sana yumuşak davransınlar

Saheeh InternationalThey wish that you would soften [in your position], so they would soften [toward you]

Ali BulaçOnlar, senin kendilerine yaranmanı (uzlaşmanı) arzu ettiler; o zaman onlar da sana yaranıp-uzlaşacaklardı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ودوا» تمنوا «لو» مصدرية «تدهن» تلين لهم «فيدهنون» يلينون لك وهو معطوف على تدهن، وإن جعل جواب التمني المفهوم من ودوا قدر قبله بعد الفاء هم.

68:10 📚 1
وَلَا تُطِعۡ كُلَّ حَلَّافࣲ مَّهِينٍ

Elmalılı Hamdi YazırŞunların hiçbirine boyun eğme: Yemin edip duran aşağılık

Saheeh InternationalAnd do not obey every worthless habitual swearer

Ali BulaçŞunların hiçbirine itaat etme: Yemin edip duran, aşağılık

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولا تطع كل حلاف» كثير الحلف بالباطل «مهين» حقير.

68:11 📚 6
هَمَّازࣲ مَّشَّآءِۭ بِنَمِيمࣲ‏

Elmalılı Hamdi YazırDaima kusur arayıp kınayan, hep lâf götürüp getiren

Saheeh International[And] scorner, going about with malicious gossip

Ali BulaçAlabildiğine ayıplayıp kötüleyen, söz getirip götüren (gizlilik içinde söz ve haber taşıyan)

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«هماز» غياب أي مغتاب «مشاء بنميم» ساع بالكلام بين الناس على وجه الإفساد بينهم.

68:12 📚 1
مَّنَّاعࣲ لِّلۡخَيۡرِ مُعۡتَدٍ أَثِيمٍ

Elmalılı Hamdi YazırHayra engel olan, saldırgan, günahkâr

Saheeh InternationalA preventer of good, transgressing and sinful

Ali BulaçHayrı engelleyip sürdüren, saldırgan, olabildiğince günahkar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«مناع للخير» بخيل بالمال عن الحقوق «معتد» ظالم «أثيم» آثم.

68:13 📚 4
عُتُلِّۭ بَعۡدَ ذَٰلِكَ زَنِيمٍ

Elmalılı Hamdi YazırKaba ve haşin, sonra da kötülükle damgalı

Saheeh InternationalCruel, moreover, and an illegitimate pretender

Ali BulaçZorba-saygısız, sonra da kulağı kesik

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«عتل» غليظ جاف «بعد ذلك زنيم» دعيٍّ في قريش، وهو الوليد بن المغيرة ادَّعاه أبوه بعد ثماني عشرة سنة، قال ابن عباس: لا نعلم أن الله وصف أحدا بما وصفه به من العيوب فألحق به عارا لا يفارقه أبدا، وتعلق بزنيم الظرف قبله.

68:14
أَن كَانَ ذَا مَالࣲ وَبَنِينَ

Elmalılı Hamdi YazırMal ve oğulları var diye (böyle davranır)

Saheeh InternationalBecause he is a possessor of wealth and children

Ali BulaçMal (servet) ve çocuklar sahibi oldu diye

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أن كان ذا مال وبنين» أي لأن وهو متعلق بما دل عليه.

68:15
إِذَا تُتۡلَىٰ عَلَيۡهِ ءَايَٰتُنَا قَالَ أَسَٰطِيرُ ٱلۡأَوَّلِينَ

Elmalılı Hamdi YazırKendisine âyetlerimiz okunduğunda: "Eskilerin masalları" der

Saheeh InternationalWhen Our verses are recited to him, he says, "Legends of the former peoples

Ali BulaçKendisine ayetlerimiz okunduğu zaman: "(Bunlar) Eskilerin uydurma masallarıdır" diyen

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إذ تتلى عليه آياتنا» القرآن «قال» هي «أساطير الأولين» أي كذب بها لإنعامنا عليه بما ذكر، وفي قراءة أأن بهمزتين مفتوحتين.

68:16 📚 1
سَنَسِمُهُۥ عَلَى ٱلۡخُرۡطُومِ

Elmalılı Hamdi YazırYakında biz onu hortumunun (burnunun) üzerinden damgalayacağız

Saheeh InternationalWe will brand him upon the snout

Ali BulaçYakında Biz onun hortumu (burnu) üzerine damga vuracağız

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«سنسمه على الخرطوم» سنجعل على أنفه علامة يعير بها ما عاش فخطم أنفه بالسيف يوم بدر.

68:17
إِنَّا بَلَوۡنَٰهُمۡ كَمَا بَلَوۡنَآ أَصۡحَٰبَ ٱلۡجَنَّةِ إِذۡ أَقۡسَمُواْ لَيَصۡرِمُنَّهَا مُصۡبِحِينَ

Elmalılı Hamdi YazırBiz onlara da belâ verdik, bahçe sahiplerine verdiğimiz gibi. Hani onlar sabah olunca bahçeyi mutlaka devşireceklerine yemin etmişlerdi

Saheeh InternationalIndeed, We have tried them as We tried the companions of the garden, when they swore to cut its fruit in the [early] morning

Ali BulaçGerçek şu ki, Biz o bahçe sahiplerine bela verdiğimiz gibi, bunlara da bela verdik. Hani onlar, sabah vakti (erkenden ve kimseye haber vermeden) onu (bahçeyi) mutlaka devşireceklerine dair and içmişlerdi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إنا بلوناهم» امتحنا أهل مكة بالقحط والجوع «كما بلونا أصحاب الجنة» البستان «إذ أقسموا ليصرمنَّها» يقطعون ثمرتها «مصبحين» وقت الصباح كي لا يشعر بهم المساكين فلا يعطونهم منها ما كان أبوهم يتصدق به عليهم منها.

68:18
وَلَا يَسۡتَثۡنُونَ

Elmalılı Hamdi Yazırİstisna da etmiyorlardı ("inşaallah" demiyorlardı)

Saheeh InternationalWithout making exception

Ali Bulaç(Bu konuda) Hiçbir istisna yapmıyorlardı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولا يستثنون» في يمينهم بمشيئة الله تعالى والجملة مستأنفة، أي وشأنهم ذلك.

68:19
فَطَافَ عَلَيۡهَا طَآئِفࣱ مِّن رَّبِّكَ وَهُمۡ نَآئِمُونَ

Elmalılı Hamdi YazırFakat onlar uyurken dolaşıcı bir belâ onu sardı da

Saheeh InternationalSo there came upon the garden an affliction from your Lord while they were asleep

Ali BulaçFakat onlar, uyuyorlarken, Rabbin tarafından dolaşıp-gelen bir bela' onun üstünü sarıp-kuşatıverdi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فطاف عليها طائف من ربك» نار أحرقتها ليلا «وهم نائمون».

68:20
فَأَصۡبَحَتۡ كَٱلصَّرِيمِ

Elmalılı Hamdi YazırBahçe simsiyah kesiliverdi

Saheeh InternationalAnd it became as though reaped

Ali BulaçSonunda (bahçe) kökünden kuruyup-kapkara kesildi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فأصبحت كالصريم» كالليل الشديد الظلمة، أي سوداء.

68:21
فَتَنَادَوۡاْ مُصۡبِحِينَ

Elmalılı Hamdi YazırDerken sabahleyin birbirlerine seslendiler

Saheeh InternationalAnd they called one another at morning

Ali BulaçNihayet sabah vakti birbirlerine seslendiler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فتنادوا مصبحين».

68:22
أَنِ ٱغۡدُواْ عَلَىٰ حَرۡثِكُمۡ إِن كُنتُمۡ صَٰرِمِينَ

Elmalılı Hamdi YazırHaydi, devşirecekseniz erkenden ekininize gidin" diye

Saheeh International[Saying], "Go early to your crop if you would cut the fruit

Ali BulaçEğer ürününüzü devşirecekseniz erkence kalkıp-çıkın

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أن اغدوا على حرثكم» غلتكم تفسير لتنادوا، أو أن مصدرية أي بأن «إن كنتم صارمين» مريدين القطع وجواب الشرط دل عليه ما قبله.

68:23
فَٱنطَلَقُواْ وَهُمۡ يَتَخَٰفَتُونَ

Elmalılı Hamdi YazırDerken fırladılar, aralarında fısıldaşıyorlardı

Saheeh InternationalSo they set out, while lowering their voices

Ali BulaçDerken, aralarında fısıldaşarak çıkıp-gittiler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فانطلقوا وهم يتخافتون» يتسارون.

68:24
أَن لَّا يَدۡخُلَنَّهَا ٱلۡيَوۡمَ عَلَيۡكُم مِّسۡكِينࣱ‏

Elmalılı Hamdi YazırSakın bugün hiçbir yoksul bahçeye girip yanınıza sokulmasın" diyorlardı

Saheeh International[Saying], "There will surely not enter it today upon you [any] poor person

Ali BulaçBugün sakın oraya hiçbir yoksul girip de karşınıza çıkmasın

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أن لا يدخلنها اليوم عليكم مسكين» تفسير لما قبله، أو أن مصدرية أي بأن.

68:25
وَغَدَوۡاْ عَلَىٰ حَرۡدࣲ قَٰدِرِينَ

Elmalılı Hamdi Yazır(Zanlarınca yoksulları) engellemeye güçleri yeterek erkenden gittiler

Saheeh InternationalAnd they went early in determination, [assuming themselves] able

Ali Bulaç(Yoksulları) Engellemeye güçleri yetebilirmiş gibi erkenden gittiler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وغدوا على حرد» منع للفقراء «قادرين» عليه في ظنهم.

68:26
فَلَمَّا رَأَوۡهَا قَالُوٓاْ إِنَّا لَضَآلُّونَ

Elmalılı Hamdi YazırFakat bahçeyi gördüklerinde: "Biz herhalde yanlış gelmişiz" dediler

Saheeh InternationalBut when they saw it, they said, "Indeed, we are lost

Ali BulaçAma onu görünce: "Muhakkak biz (gideceğimiz yeri) şaşırmışız" dediler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فلما رأوها» سوداء محترقة «قالوا إنا لضالون» عنها، أي ليست هذه ثم قالوا لما علموها:

68:27 📚 1
بَلۡ نَحۡنُ مَحۡرُومُونَ

Elmalılı Hamdi YazırYok, biz mahrum edilmişiz." (dediler)

Saheeh InternationalRather, we have been deprived

Ali BulaçHayır, biz (herşeyden ve bütün servetimizden) yoksun bırakıldık

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«بل نحن محرومون» ثمرتها بمنعنا الفقراء منها.

68:28
قَالَ أَوۡسَطُهُمۡ أَلَمۡ أَقُل لَّكُمۡ لَوۡلَا تُسَبِّحُونَ

Elmalılı Hamdi Yazırİçlerinde en makul olanı şöyle dedi: "Ben size Rabbinizi tesbih etsenize dememiş miydim

Saheeh InternationalThe most moderate of them said, "Did I not say to you, 'Why do you not exalt [Allah]

Ali Bulaç(İçlerinde) Mutedil olan biri dedi ki: "Ben size dememiş miydim? (Allah'ı) Tesbih edip yüceltmeniz gerekmez miydi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال أوسطهم» خيرهم «ألم أقل لكم لولا» هلا «تسبحون» الله تائبين.

68:29
قَالُواْ سُبۡحَٰنَ رَبِّنَآ إِنَّا كُنَّا ظَٰلِمِينَ

Elmalılı Hamdi YazırRabbimizi tesbih ederiz, doğrusu biz zalimler imişiz." (dediler)

Saheeh InternationalThey said, "Exalted is our Lord! Indeed, we were wrongdoers

Ali BulaçDediler ki: "Rabbimiz Seni tesbih eder, yüceltiriz; gerçekten bizler zalim imişiz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قالوا سبحان ربنا إنا كنا ظالمين» بمنع الفقراء حقهم.

68:30
فَأَقۡبَلَ بَعۡضُهُمۡ عَلَىٰ بَعۡضࣲ يَتَلَٰوَمُونَ

Elmalılı Hamdi YazırArdından suçu birbirlerine yüklemeye başladılar

Saheeh InternationalThen they approached one another, blaming each other

Ali BulaçŞimdi birbirlerine karşı kendilerini kınamaya başladılar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فأقبل بعضهم على بعض يتلاومون».

68:31
قَالُواْ يَٰوَيۡلَنَآ إِنَّا كُنَّا طَٰغِينَ

Elmalılı Hamdi YazırYazıklar olsun bize, dediler, biz azgınlarmışız

Saheeh InternationalThey said, "O woe to us; indeed we were transgressors

Ali BulaçYazıklar bize, gerçekten bizler azgınmışız" dediler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قالوا يا» للتنبيه «ويلنا» هلا كنا «إنا كنا طاغين».

68:32
عَسَىٰ رَبُّنَآ أَن يُبۡدِلَنَا خَيۡرࣰ ا مِّنۡهَآ إِنَّآ إِلَىٰ رَبِّنَا رَٰغِبُونَ

Elmalılı Hamdi YazırOla ki Rabbimiz bize onun yerine daha hayırlısını verir. Biz Rabbimize yönelir, ondan umarız

Saheeh InternationalPerhaps our Lord will substitute for us [one] better than it. Indeed, we are toward our Lord desirous

Ali BulaçBelki Rabbimiz, onun yerine daha hayırlısını verir; şüphesiz biz, yalnızca Rabbimiz'e rağbet eden kimseleriz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«عسى ربنا أن يبدِّلنا» بالتشديد والتخفيف «خيرا منها إنا إلى ربنا راغبون» ليقبل توبتنا ويرد علينا خيرا من جنتنا، روي أنهم أُبدلوا خيرا منها.

68:33 📚 1
كَذَٰلِكَ ٱلۡعَذَابُۖ وَلَعَذَابُ ٱلۡأٓخِرَةِ أَكۡبَرُۚ لَوۡ كَانُواْ يَعۡلَمُونَ

Elmalılı Hamdi Yazırİşte azap böyledir. Elbette ahiret azabı daha büyüktür. Fakat bilselerdi

Saheeh InternationalSuch is the punishment [of this world]. And the punishment of the Hereafter is greater, if they only knew

Ali Bulaçİşte azap böyledir. Ahiret azabı ise, muhakkak çok daha büyüktür; bir bilseler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«كذلك» أي مثل العذاب لهؤلاء «العذاب» لمن خالف أمرنا من كفار مكة وغيرهم «ولعذاب الآخرة أكبر لو كانوا يعلمون» عذابها ما خالفوا أمرنا، ونزل لما قالوا إن بعثنا نعطى أفضل منكم:

68:34
إِنَّ لِلۡمُتَّقِينَ عِندَ رَبِّهِمۡ جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ

Elmalılı Hamdi YazırKuşkusuz korunanlar için de, Rableri katında nimetleri bol bahçeler vardır

Saheeh InternationalIndeed, for the righteous with their Lord are the Gardens of Pleasure

Ali BulaçDoğrusu, muttaki olanlar için Rableri Katında nimetlerle donatılmış cennetler vardır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن للمتقين عند ربهم جنات النعيم».

68:35 📚 3
أَفَنَجۡعَلُ ٱلۡمُسۡلِمِينَ كَٱلۡمُجۡرِمِينَ

Elmalılı Hamdi YazırÖyle ya, teslimiyet gösterenleri suçlular gibi tutar mıyız hiç

Saheeh InternationalThen will We treat the Muslims like the criminals

Ali BulaçÖyleyse, Müslümanları suçlu-günahkar olanlar gibi (eşit) kılar mıyız

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أفنجعل المسلمين كالمجرمين» أي تابعين لهم في العطاء.

68:36 📚 2
مَا لَكُمۡ كَيۡفَ تَحۡكُمُونَ

Elmalılı Hamdi YazırNeyiniz var, nasıl hüküm veriyorsunuz

Saheeh InternationalWhat is [the matter] with you? How do you judge

Ali BulaçSize ne oluyor? Nasıl hüküm veriyorsunuz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ما لكم كيف تحكمون» هذا الحكم الفاسد.

68:37
أَمۡ لَكُمۡ كِتَٰبࣱ فِيهِ تَدۡرُسُونَ

Elmalılı Hamdi YazırYoksa size ait bir kitap var da onda mı okuyorsunuz

Saheeh InternationalOr do you have a scripture in which you learn

Ali BulaçYoksa (elinizde) ders okumakta olduğunuz bir kitap mı var

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أم» أي بل أ «لكم كتاب» منزل «فيه تدرسون» أي تقرؤون.

68:38
إِنَّ لَكُمۡ فِيهِ لَمَا تَخَيَّرُونَ

Elmalılı Hamdi YazırO kitapta, "beğendiğiniz her şey sizindir" diye mi yazılı

Saheeh InternationalThat indeed for you is whatever you choose

Ali Bulaçİçinde, neyi seçip-beğenirseniz, mutlaka sizin olacak diye

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن لكم فيه لما تخيرون» تختارون.

68:39
أَمۡ لَكُمۡ أَيۡمَٰنٌ عَلَيۡنَا بَٰلِغَةٌ إِلَىٰ يَوۡمِ ٱلۡقِيَٰمَةِ إِنَّ لَكُمۡ لَمَا تَحۡكُمُونَ

Elmalılı Hamdi YazırYoksa, "ne hükmederseniz mutlaka sizindir" diye sizin lehinize olarak tarafımızdan verilmiş, kıyamet gününe kadar geçerli kesin sözler mi var

Saheeh InternationalOr do you have oaths [binding] upon Us, extending until the Day of Resurrection, that indeed for you is whatever you judge

Ali BulaçYoksa sizin için üzerimizde kıyamete kadar sürüp gidecek bir yemin mi var ki siz ne hüküm verirseniz o, mutlaka sizin kalacak, diye

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أم لكم أَيمان» عهود «علينا بالغة» واثقة «إلى يوم القيامة» متعلق معنى بعلينا، وفي هذا الكلام معنى القسم، أي أقسمنا لكم وجوابه «إن لكم لما تحكمون» به لأنفسكم.

68:40
سَلۡهُمۡ أَيُّهُم بِذَٰلِكَ زَعِيمٌ

Elmalılı Hamdi YazırSor bakalım onlara, içlerinden ona kefil hangisi

Saheeh InternationalAsk them which of them, for that [claim], is responsible

Ali BulaçOnlara sor: "Hangisi bunun savunuculuğunu yapacak

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«سلهم أيهم بذلك» الحكم الذي يحكمون به لأنفسهم من أنهم يعطون في الآخرة أفضل من المؤمنين «زعيم» كفيل لهم.

68:41
أَمۡ لَهُمۡ شُرَكَآءُ فَلۡيَأۡتُواْ بِشُرَكَآئِهِمۡ إِن كَانُواْ صَٰدِقِينَ

Elmalılı Hamdi YazırYoksa ortakları mı var onların? Doğru iseler ortaklarını getirsinler

Saheeh InternationalOr do they have partners? Then let them bring their partners, if they should be truthful

Ali BulaçYoksa onların ortakları mı var? Şu halde eğer doğru sözlü kimselerse, ortaklarını getirsinler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أم لهم» أي عندهم «شركاء» موافقون لهم في هذا القول يكفلون به لهم فإن كان كذلك «فليأتوا بشركائهم» الكافلين لهم به «إن كانوا صادقين».

68:42 📚 1
يَوۡمَ يُكۡشَفُ عَن سَاقࣲ وَيُدۡعَوۡنَ إِلَى ٱلسُّجُودِ فَلَا يَسۡتَطِيعُونَ

Elmalılı Hamdi YazırO gün işler zorlaşır ve secdeye davet edilirler. Fakat güç yetiremezler

Saheeh InternationalThe Day the shin will be uncovered and they are invited to prostration but the disbelievers will not be able

Ali BulaçAyağın üstünden (örtünün) açılacağı ve onların secdeye çağrılacakları gün, artık güç yetiremezler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
اذكر «يوم يكشف عن ساق» هو عبارة عن شدة الأمر يوم القيامة للحساب والجزاء، يقال: كشفت الحرب عن ساق: إذا اشتد الأمر فيها «ويدعوْن إلى السجود» امتحاناً لإيمانهم «فلا يستطيعون» تصير ظهورهم طبقاً واحداً.

68:43 📚 1
خَٰشِعَةً أَبۡصَٰرُهُمۡ تَرۡهَقُهُمۡ ذِلَّةࣱۖ وَقَدۡ كَانُواْ يُدۡعَوۡنَ إِلَى ٱلسُّجُودِ وَهُمۡ سَٰلِمُونَ

Elmalılı Hamdi YazırGözleri düşük bir halde kendilerini bir zillet kaplar. Oysa onlar sapasağlam iken de secdeye davet ediliyorlardı

Saheeh InternationalTheir eyes humbled, humiliation will cover them. And they used to be invited to prostration while they were sound

Ali BulaçGözleri 'korkudan ve dehşetten düşük', kendilerini de zillet sarıp-kuşatmış. Oysa onlar, (daha önce) sapasağlam iken secdeye davet edilirlerdi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«خاشعة» حال من ضمير يدعون، أي ذليلة «أبصارهم» لا يرفعونها «ترهقهم» تغشاهم «ذلة وقد كانوا يدعوْن» في الدنيا «إلى السجود وهم سالمون» فلا يأتون به بأن لا يصلوا.

68:44
فَذَرۡنِي وَمَن يُكَذِّبُ بِهَٰذَا ٱلۡحَدِيثِۖ سَنَسۡتَدۡرِجُهُم مِّنۡ حَيۡثُ لَا يَعۡلَمُونَ

Elmalılı Hamdi YazırBu sözü yalanlayanı bana bırak. Onları bilmedikleri yönden derece derece azaba yaklaştıracağız

Saheeh InternationalSo leave Me, [O Muhammad], with [the matter of] whoever denies the Qur'an. We will progressively lead them [to punishment] from where they do not know

Ali BulaçArtık bu sözü yalan sayanı sen Bana bırak. Biz onları, bilmeyecekleri bir yönden derece derece (azaba) yaklaştıracağız

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فذرني» دعني «ومن يكذب بهذا الحديث» القرآن «سنستدرجهم» نأخذهم قليلا قليلا «من حيث لا يعلمون».

68:45 📚 1
وَأُمۡلِي لَهُمۡۚ إِنَّ كَيۡدِي مَتِينٌ

Elmalılı Hamdi YazırOnlara mühlet veriyorum. Doğrusu benim tuzağım sağlamdır

Saheeh InternationalAnd I will give them time. Indeed, My plan is firm

Ali BulaçBen, onlara süre tanıyorum. Elbette Benim düzenim (cezalandırmam) sapasağlamdır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأملي لهم» أمهلهم «إن كيدي متين» شديد لا يطاق.

68:46
أَمۡ تَسۡـَٔلُهُمۡ أَجۡرࣰ ا فَهُم مِّن مَّغۡرَمࣲ مُّثۡقَلُونَ

Elmalılı Hamdi YazırYoksa onlardan bir ücret istiyorsun da bu yüzden onlar ağır bir borç altında mı kalıyorlar

Saheeh InternationalOr do you ask of them a payment, so they are by debt burdened down

Ali BulaçSen, onlardan bir ücret mi istiyorsun ki, onlar, haksız bir borçtan dolayı ağır bir yük altında kalmışlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أم» بل أ «تسألهم» على تبليغ الرسالة «أجرا فهم من مغرم» مما يعطونكه «مثقلون» فلا يؤمنون لذلك.

68:47
أَمۡ عِندَهُمُ ٱلۡغَيۡبُ فَهُمۡ يَكۡتُبُونَ

Elmalılı Hamdi YazırYoksa gayb onların yanlarında da onlar mı yazıyorlar

Saheeh InternationalOr have they [knowledge of] the unseen, so they write [it] down

Ali BulaçYoksa gayb (görünmeyenin bilgisi) onların yanında mıdır ki, kendileri yazıp duruyorlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أم عندهم الغيب» أي اللوح المحفوظ الذي فيه الغيب «فهم يكتبون» منه ما يقولون.

68:48 📚 5
فَٱصۡبِرۡ لِحُكۡمِ رَبِّكَ وَلَا تَكُن كَصَاحِبِ ٱلۡحُوتِ إِذۡ نَادَىٰ وَهُوَ مَكۡظُومࣱ‏

Elmalılı Hamdi YazırRabbinin hükmüne sabret, balık sahibi gibi olma. Hani o öfkeye boğulmuş da nida etmişti

Saheeh InternationalThen be patient for the decision of your Lord, [O Muhammad], and be not like the companion of the fish when he called out while he was distressed

Ali BulaçŞimdi sen, Rabbinin hükmüne sabret ve balık sahibi (Yunus) gibi olma; hani o, içi kahır dolu olarak (Rabbine) çağrıda bulunmuştu

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فاصبر لحكم ربك» فيهم بما يشاء «ولا تكن كصاحب الحوت» في الضجر والعجلة وهو يونس عليه السلام «إذ نادى» دعا ربه «وهو مكظوم» مملوء غما في بطن الحوت.

68:49 📚 2
لَّوۡلَآ أَن تَدَٰرَكَهُۥ نِعۡمَةࣱ مِّن رَّبِّهِۦ لَنُبِذَ بِٱلۡعَرَآءِ وَهُوَ مَذۡمُومࣱ‏

Elmalılı Hamdi YazırRabbinden bir nimet yetişmiş olmasaydı, elbette kınanacak bir halde ıssız bir diyara atılacaktı

Saheeh InternationalIf not that a favor from his Lord overtook him, he would have been thrown onto the naked shore while he was censured

Ali BulaçEğer Rabbinden bir nimet ona ulaşmasaydı, mutlaka yerilmiş ve çıplak bir durumda (karaya) atılmış olacaktı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لولا أن تداركه» أدركه «نعمة» رحمة «من ربه لنبذ» من بطن الحوت «بالعراء» بالأرض الفضاء «وهو مذموم» لكنه رحم فنبذ غير مذموم.

68:50
فَٱجۡتَبَٰهُ رَبُّهُۥ فَجَعَلَهُۥ مِنَ ٱلصَّٰلِحِينَ

Elmalılı Hamdi YazırFakat Rabbi onu seçti de iyilerden kıldı

Saheeh InternationalAnd his Lord chose him and made him of the righteous

Ali BulaçFakat Rabbi onu seçti ve onu salih olanlardan kıldı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فاجتباه ربه» بالنبوة «فجعله من الصالحين» الأنبياء.

68:51
وَإِن يَكَادُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لَيُزۡلِقُونَكَ بِأَبۡصَٰرِهِمۡ لَمَّا سَمِعُواْ ٱلذِّكۡرَ وَيَقُولُونَ إِنَّهُۥ لَمَجۡنُونࣱ‏

Elmalılı Hamdi YazırO kafirler Kur'ân'ı işittikleri zaman neredeyse seni gözleri ile devireceklerdi. Bir de durmuşlar "o bir deli" diyorlar

Saheeh InternationalAnd indeed, those who disbelieve would almost make you slip with their eyes when they hear the message, and they say, "Indeed, he is mad

Ali BulaçO inkar edenler, zikri (Kur'an'ı) işittikleri zaman, seni neredeyse gözleriyle devireceklerdi. "O, gerçekten bir delidir" diyorlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإن يكاد الذين كفروا ليزلقونك» بضم الياء وفتحها «بأبصارهم» ينظرون إليك نظرا شديدا يكاد أن يصرعك ويسقطك من مكانك «لما سمعوا الذكر» القرآن «ويقولون» حسدا «إنه لمجنون» بسبب القرآن الذي جاء به.

68:52
وَمَا هُوَ إِلَّا ذِكۡرࣱ لِّلۡعَٰلَمِينَ

Elmalılı Hamdi YazırHalbuki o âlemler için bir öğüttür

Saheeh InternationalBut it is not except a reminder to the worlds

Ali BulaçOysa o (Kur'an), alemlere bir zikr (öğüt, hatırlatma, hüküm ve üstün bir şeref)den başka bir şey değildir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وما هو» أي القرآن «إلا ذكر» موعظة «للعالمين» الجن والإنس لا يحدث بسبب جنون.

← Önceki Sonraki →

68. Al-Qalam Suresi | Anlam Arayışı