☪ Anlam Arayışı

68. Al-Qalam سُورَةُ القَلَمِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
68:1 📚 3
نٓۚ وَٱلۡقَلَمِ وَمَا يَسۡطُرُونَ

Elmalılı Hamdi YazırNûn, Kaleme ve yazdıklarına andolsun

Ali BulaçNun. Kaleme ve satır satır yazdıklarına andolsun

Saheeh InternationalNun. By the pen and what they inscribe

68:2 📚 4
مَآ أَنتَ بِنِعۡمَةِ رَبِّكَ بِمَجۡنُونࣲ‏

Elmalılı Hamdi YazırSen Rabbinin nimetiyle mecnun değilsin

Ali BulaçSen, Rabbinin nimetiyle bir mecnun değilsin

Saheeh InternationalYou are not, [O Muhammad], by the favor of your Lord, a madman

68:3 📚 2
وَإِنَّ لَكَ لَأَجۡرًا غَيۡرَ مَمۡنُونࣲ‏

Elmalılı Hamdi YazırKuşkusuz senin için tükenmez bir ecir var

Ali BulaçGerçekten senin için kesintisi olmayan bir ecir vardır

Saheeh InternationalAnd indeed, for you is a reward uninterrupted

68:4 📚 18
وَإِنَّكَ لَعَلَىٰ خُلُقٍ عَظِيمࣲ‏

Elmalılı Hamdi YazırSen elbette yüce bir ahlak üzeresin

Ali BulaçVe şüphesiz sen, pek büyük bir ahlak üzerindesin

Saheeh InternationalAnd indeed, you are of a great moral character

68:5
فَسَتُبۡصِرُ وَيُبۡصِرُونَ

Elmalılı Hamdi YazırSen de göreceksin, onlar da görecek

Ali BulaçArtık yakında göreceksin ve onlar da görecekler

Saheeh InternationalSo you will see and they will see

68:6
بِأَييِّكُمُ ٱلۡمَفۡتُونُ

Elmalılı Hamdi YazırHanginizde imiş o fitne ve cinnet

Ali BulaçSizden, hanginizin 'fitneye tutulup-çıldırdığını

Saheeh InternationalWhich of you is the afflicted [by a devil]

68:7 📚 1
إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعۡلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِيلِهِۦ وَهُوَ أَعۡلَمُ بِٱلۡمُهۡتَدِينَ

Elmalılı Hamdi YazırDoğrusu Rabbin, yolundan sapanı en iyi bilendir. Hidayete ereni de en iyi bilen O'dur

Ali BulaçElbette senin Rabbin, kimin Kendi yolundan şaşırıp-saptığını daha iyi bilendir; ve kimin hidayete erdiğini de daha iyi bilendir

Saheeh InternationalIndeed, your Lord is most knowing of who has gone astray from His way, and He is most knowing of the [rightly] guided

68:8 📚 1
فَلَا تُطِعِ ٱلۡمُكَذِّبِينَ

Elmalılı Hamdi YazırO halde, yalanlayıcılara itaat etme

Ali BulaçŞu halde yalanlayanlara itaat etme

Saheeh InternationalThen do not obey the deniers

68:9 📚 1
وَدُّواْ لَوۡ تُدۡهِنُ فَيُدۡهِنُونَ

Elmalılı Hamdi YazırOnlar istediler ki yumuşak davranasın da onlar da sana yumuşak davransınlar

Ali BulaçOnlar, senin kendilerine yaranmanı (uzlaşmanı) arzu ettiler; o zaman onlar da sana yaranıp-uzlaşacaklardı

Saheeh InternationalThey wish that you would soften [in your position], so they would soften [toward you]

68:10 📚 1
وَلَا تُطِعۡ كُلَّ حَلَّافࣲ مَّهِينٍ

Elmalılı Hamdi YazırŞunların hiçbirine boyun eğme: Yemin edip duran aşağılık

Ali BulaçŞunların hiçbirine itaat etme: Yemin edip duran, aşağılık

Saheeh InternationalAnd do not obey every worthless habitual swearer

68:11 📚 6
هَمَّازࣲ مَّشَّآءِۭ بِنَمِيمࣲ‏

Elmalılı Hamdi YazırDaima kusur arayıp kınayan, hep lâf götürüp getiren

Ali BulaçAlabildiğine ayıplayıp kötüleyen, söz getirip götüren (gizlilik içinde söz ve haber taşıyan)

Saheeh International[And] scorner, going about with malicious gossip

68:12 📚 1
مَّنَّاعࣲ لِّلۡخَيۡرِ مُعۡتَدٍ أَثِيمٍ

Elmalılı Hamdi YazırHayra engel olan, saldırgan, günahkâr

Ali BulaçHayrı engelleyip sürdüren, saldırgan, olabildiğince günahkar

Saheeh InternationalA preventer of good, transgressing and sinful

68:13 📚 4
عُتُلِّۭ بَعۡدَ ذَٰلِكَ زَنِيمٍ

Elmalılı Hamdi YazırKaba ve haşin, sonra da kötülükle damgalı

Ali BulaçZorba-saygısız, sonra da kulağı kesik

Saheeh InternationalCruel, moreover, and an illegitimate pretender

68:14
أَن كَانَ ذَا مَالࣲ وَبَنِينَ

Elmalılı Hamdi YazırMal ve oğulları var diye (böyle davranır)

Ali BulaçMal (servet) ve çocuklar sahibi oldu diye

Saheeh InternationalBecause he is a possessor of wealth and children

68:15
إِذَا تُتۡلَىٰ عَلَيۡهِ ءَايَٰتُنَا قَالَ أَسَٰطِيرُ ٱلۡأَوَّلِينَ

Elmalılı Hamdi YazırKendisine âyetlerimiz okunduğunda: "Eskilerin masalları" der

Ali BulaçKendisine ayetlerimiz okunduğu zaman: "(Bunlar) Eskilerin uydurma masallarıdır" diyen

Saheeh InternationalWhen Our verses are recited to him, he says, "Legends of the former peoples

68:16 📚 1
سَنَسِمُهُۥ عَلَى ٱلۡخُرۡطُومِ

Elmalılı Hamdi YazırYakında biz onu hortumunun (burnunun) üzerinden damgalayacağız

Ali BulaçYakında Biz onun hortumu (burnu) üzerine damga vuracağız

Saheeh InternationalWe will brand him upon the snout

68:17
إِنَّا بَلَوۡنَٰهُمۡ كَمَا بَلَوۡنَآ أَصۡحَٰبَ ٱلۡجَنَّةِ إِذۡ أَقۡسَمُواْ لَيَصۡرِمُنَّهَا مُصۡبِحِينَ

Elmalılı Hamdi YazırBiz onlara da belâ verdik, bahçe sahiplerine verdiğimiz gibi. Hani onlar sabah olunca bahçeyi mutlaka devşireceklerine yemin etmişlerdi

Ali BulaçGerçek şu ki, Biz o bahçe sahiplerine bela verdiğimiz gibi, bunlara da bela verdik. Hani onlar, sabah vakti (erkenden ve kimseye haber vermeden) onu (bahçeyi) mutlaka devşireceklerine dair and içmişlerdi

Saheeh InternationalIndeed, We have tried them as We tried the companions of the garden, when they swore to cut its fruit in the [early] morning

68:18
وَلَا يَسۡتَثۡنُونَ

Elmalılı Hamdi Yazırİstisna da etmiyorlardı ("inşaallah" demiyorlardı)

Ali Bulaç(Bu konuda) Hiçbir istisna yapmıyorlardı

Saheeh InternationalWithout making exception

68:19
فَطَافَ عَلَيۡهَا طَآئِفࣱ مِّن رَّبِّكَ وَهُمۡ نَآئِمُونَ

Elmalılı Hamdi YazırFakat onlar uyurken dolaşıcı bir belâ onu sardı da

Ali BulaçFakat onlar, uyuyorlarken, Rabbin tarafından dolaşıp-gelen bir bela' onun üstünü sarıp-kuşatıverdi

Saheeh InternationalSo there came upon the garden an affliction from your Lord while they were asleep

68:20
فَأَصۡبَحَتۡ كَٱلصَّرِيمِ

Elmalılı Hamdi YazırBahçe simsiyah kesiliverdi

Ali BulaçSonunda (bahçe) kökünden kuruyup-kapkara kesildi

Saheeh InternationalAnd it became as though reaped

68:21
فَتَنَادَوۡاْ مُصۡبِحِينَ

Elmalılı Hamdi YazırDerken sabahleyin birbirlerine seslendiler

Ali BulaçNihayet sabah vakti birbirlerine seslendiler

Saheeh InternationalAnd they called one another at morning

68:22
أَنِ ٱغۡدُواْ عَلَىٰ حَرۡثِكُمۡ إِن كُنتُمۡ صَٰرِمِينَ

Elmalılı Hamdi YazırHaydi, devşirecekseniz erkenden ekininize gidin" diye

Ali BulaçEğer ürününüzü devşirecekseniz erkence kalkıp-çıkın

Saheeh International[Saying], "Go early to your crop if you would cut the fruit

68:23
فَٱنطَلَقُواْ وَهُمۡ يَتَخَٰفَتُونَ

Elmalılı Hamdi YazırDerken fırladılar, aralarında fısıldaşıyorlardı

Ali BulaçDerken, aralarında fısıldaşarak çıkıp-gittiler

Saheeh InternationalSo they set out, while lowering their voices

68:24
أَن لَّا يَدۡخُلَنَّهَا ٱلۡيَوۡمَ عَلَيۡكُم مِّسۡكِينࣱ‏

Elmalılı Hamdi YazırSakın bugün hiçbir yoksul bahçeye girip yanınıza sokulmasın" diyorlardı

Ali BulaçBugün sakın oraya hiçbir yoksul girip de karşınıza çıkmasın

Saheeh International[Saying], "There will surely not enter it today upon you [any] poor person

68:25
وَغَدَوۡاْ عَلَىٰ حَرۡدࣲ قَٰدِرِينَ

Elmalılı Hamdi Yazır(Zanlarınca yoksulları) engellemeye güçleri yeterek erkenden gittiler

Ali Bulaç(Yoksulları) Engellemeye güçleri yetebilirmiş gibi erkenden gittiler

Saheeh InternationalAnd they went early in determination, [assuming themselves] able

68:26
فَلَمَّا رَأَوۡهَا قَالُوٓاْ إِنَّا لَضَآلُّونَ

Elmalılı Hamdi YazırFakat bahçeyi gördüklerinde: "Biz herhalde yanlış gelmişiz" dediler

Ali BulaçAma onu görünce: "Muhakkak biz (gideceğimiz yeri) şaşırmışız" dediler

Saheeh InternationalBut when they saw it, they said, "Indeed, we are lost

68:27 📚 1
بَلۡ نَحۡنُ مَحۡرُومُونَ

Elmalılı Hamdi YazırYok, biz mahrum edilmişiz." (dediler)

Ali BulaçHayır, biz (herşeyden ve bütün servetimizden) yoksun bırakıldık

Saheeh InternationalRather, we have been deprived

68:28
قَالَ أَوۡسَطُهُمۡ أَلَمۡ أَقُل لَّكُمۡ لَوۡلَا تُسَبِّحُونَ

Elmalılı Hamdi Yazırİçlerinde en makul olanı şöyle dedi: "Ben size Rabbinizi tesbih etsenize dememiş miydim

Ali Bulaç(İçlerinde) Mutedil olan biri dedi ki: "Ben size dememiş miydim? (Allah'ı) Tesbih edip yüceltmeniz gerekmez miydi

Saheeh InternationalThe most moderate of them said, "Did I not say to you, 'Why do you not exalt [Allah]

68:29
قَالُواْ سُبۡحَٰنَ رَبِّنَآ إِنَّا كُنَّا ظَٰلِمِينَ

Elmalılı Hamdi YazırRabbimizi tesbih ederiz, doğrusu biz zalimler imişiz." (dediler)

Ali BulaçDediler ki: "Rabbimiz Seni tesbih eder, yüceltiriz; gerçekten bizler zalim imişiz

Saheeh InternationalThey said, "Exalted is our Lord! Indeed, we were wrongdoers

68:30
فَأَقۡبَلَ بَعۡضُهُمۡ عَلَىٰ بَعۡضࣲ يَتَلَٰوَمُونَ

Elmalılı Hamdi YazırArdından suçu birbirlerine yüklemeye başladılar

Ali BulaçŞimdi birbirlerine karşı kendilerini kınamaya başladılar

Saheeh InternationalThen they approached one another, blaming each other

68:31
قَالُواْ يَٰوَيۡلَنَآ إِنَّا كُنَّا طَٰغِينَ

Elmalılı Hamdi YazırYazıklar olsun bize, dediler, biz azgınlarmışız

Ali BulaçYazıklar bize, gerçekten bizler azgınmışız" dediler

Saheeh InternationalThey said, "O woe to us; indeed we were transgressors

68:32
عَسَىٰ رَبُّنَآ أَن يُبۡدِلَنَا خَيۡرࣰ ا مِّنۡهَآ إِنَّآ إِلَىٰ رَبِّنَا رَٰغِبُونَ

Elmalılı Hamdi YazırOla ki Rabbimiz bize onun yerine daha hayırlısını verir. Biz Rabbimize yönelir, ondan umarız

Ali BulaçBelki Rabbimiz, onun yerine daha hayırlısını verir; şüphesiz biz, yalnızca Rabbimiz'e rağbet eden kimseleriz

Saheeh InternationalPerhaps our Lord will substitute for us [one] better than it. Indeed, we are toward our Lord desirous

68:33 📚 1
كَذَٰلِكَ ٱلۡعَذَابُۖ وَلَعَذَابُ ٱلۡأٓخِرَةِ أَكۡبَرُۚ لَوۡ كَانُواْ يَعۡلَمُونَ

Elmalılı Hamdi Yazırİşte azap böyledir. Elbette ahiret azabı daha büyüktür. Fakat bilselerdi

Ali Bulaçİşte azap böyledir. Ahiret azabı ise, muhakkak çok daha büyüktür; bir bilseler

Saheeh InternationalSuch is the punishment [of this world]. And the punishment of the Hereafter is greater, if they only knew

68:34
إِنَّ لِلۡمُتَّقِينَ عِندَ رَبِّهِمۡ جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ

Elmalılı Hamdi YazırKuşkusuz korunanlar için de, Rableri katında nimetleri bol bahçeler vardır

Ali BulaçDoğrusu, muttaki olanlar için Rableri Katında nimetlerle donatılmış cennetler vardır

Saheeh InternationalIndeed, for the righteous with their Lord are the Gardens of Pleasure

68:35 📚 3
أَفَنَجۡعَلُ ٱلۡمُسۡلِمِينَ كَٱلۡمُجۡرِمِينَ

Elmalılı Hamdi YazırÖyle ya, teslimiyet gösterenleri suçlular gibi tutar mıyız hiç

Ali BulaçÖyleyse, Müslümanları suçlu-günahkar olanlar gibi (eşit) kılar mıyız

Saheeh InternationalThen will We treat the Muslims like the criminals

68:36 📚 2
مَا لَكُمۡ كَيۡفَ تَحۡكُمُونَ

Elmalılı Hamdi YazırNeyiniz var, nasıl hüküm veriyorsunuz

Ali BulaçSize ne oluyor? Nasıl hüküm veriyorsunuz

Saheeh InternationalWhat is [the matter] with you? How do you judge

68:37
أَمۡ لَكُمۡ كِتَٰبࣱ فِيهِ تَدۡرُسُونَ

Elmalılı Hamdi YazırYoksa size ait bir kitap var da onda mı okuyorsunuz

Ali BulaçYoksa (elinizde) ders okumakta olduğunuz bir kitap mı var

Saheeh InternationalOr do you have a scripture in which you learn

68:38
إِنَّ لَكُمۡ فِيهِ لَمَا تَخَيَّرُونَ

Elmalılı Hamdi YazırO kitapta, "beğendiğiniz her şey sizindir" diye mi yazılı

Ali Bulaçİçinde, neyi seçip-beğenirseniz, mutlaka sizin olacak diye

Saheeh InternationalThat indeed for you is whatever you choose

68:39
أَمۡ لَكُمۡ أَيۡمَٰنٌ عَلَيۡنَا بَٰلِغَةٌ إِلَىٰ يَوۡمِ ٱلۡقِيَٰمَةِ إِنَّ لَكُمۡ لَمَا تَحۡكُمُونَ

Elmalılı Hamdi YazırYoksa, "ne hükmederseniz mutlaka sizindir" diye sizin lehinize olarak tarafımızdan verilmiş, kıyamet gününe kadar geçerli kesin sözler mi var

Ali BulaçYoksa sizin için üzerimizde kıyamete kadar sürüp gidecek bir yemin mi var ki siz ne hüküm verirseniz o, mutlaka sizin kalacak, diye

Saheeh InternationalOr do you have oaths [binding] upon Us, extending until the Day of Resurrection, that indeed for you is whatever you judge

68:40
سَلۡهُمۡ أَيُّهُم بِذَٰلِكَ زَعِيمٌ

Elmalılı Hamdi YazırSor bakalım onlara, içlerinden ona kefil hangisi

Ali BulaçOnlara sor: "Hangisi bunun savunuculuğunu yapacak

Saheeh InternationalAsk them which of them, for that [claim], is responsible

68:41
أَمۡ لَهُمۡ شُرَكَآءُ فَلۡيَأۡتُواْ بِشُرَكَآئِهِمۡ إِن كَانُواْ صَٰدِقِينَ

Elmalılı Hamdi YazırYoksa ortakları mı var onların? Doğru iseler ortaklarını getirsinler

Ali BulaçYoksa onların ortakları mı var? Şu halde eğer doğru sözlü kimselerse, ortaklarını getirsinler

Saheeh InternationalOr do they have partners? Then let them bring their partners, if they should be truthful

68:42 📚 1
يَوۡمَ يُكۡشَفُ عَن سَاقࣲ وَيُدۡعَوۡنَ إِلَى ٱلسُّجُودِ فَلَا يَسۡتَطِيعُونَ

Elmalılı Hamdi YazırO gün işler zorlaşır ve secdeye davet edilirler. Fakat güç yetiremezler

Ali BulaçAyağın üstünden (örtünün) açılacağı ve onların secdeye çağrılacakları gün, artık güç yetiremezler

Saheeh InternationalThe Day the shin will be uncovered and they are invited to prostration but the disbelievers will not be able

68:43 📚 1
خَٰشِعَةً أَبۡصَٰرُهُمۡ تَرۡهَقُهُمۡ ذِلَّةࣱۖ وَقَدۡ كَانُواْ يُدۡعَوۡنَ إِلَى ٱلسُّجُودِ وَهُمۡ سَٰلِمُونَ

Elmalılı Hamdi YazırGözleri düşük bir halde kendilerini bir zillet kaplar. Oysa onlar sapasağlam iken de secdeye davet ediliyorlardı

Ali BulaçGözleri 'korkudan ve dehşetten düşük', kendilerini de zillet sarıp-kuşatmış. Oysa onlar, (daha önce) sapasağlam iken secdeye davet edilirlerdi

Saheeh InternationalTheir eyes humbled, humiliation will cover them. And they used to be invited to prostration while they were sound

68:44
فَذَرۡنِي وَمَن يُكَذِّبُ بِهَٰذَا ٱلۡحَدِيثِۖ سَنَسۡتَدۡرِجُهُم مِّنۡ حَيۡثُ لَا يَعۡلَمُونَ

Elmalılı Hamdi YazırBu sözü yalanlayanı bana bırak. Onları bilmedikleri yönden derece derece azaba yaklaştıracağız

Ali BulaçArtık bu sözü yalan sayanı sen Bana bırak. Biz onları, bilmeyecekleri bir yönden derece derece (azaba) yaklaştıracağız

Saheeh InternationalSo leave Me, [O Muhammad], with [the matter of] whoever denies the Qur'an. We will progressively lead them [to punishment] from where they do not know

68:45 📚 1
وَأُمۡلِي لَهُمۡۚ إِنَّ كَيۡدِي مَتِينٌ

Elmalılı Hamdi YazırOnlara mühlet veriyorum. Doğrusu benim tuzağım sağlamdır

Ali BulaçBen, onlara süre tanıyorum. Elbette Benim düzenim (cezalandırmam) sapasağlamdır

Saheeh InternationalAnd I will give them time. Indeed, My plan is firm

68:46
أَمۡ تَسۡـَٔلُهُمۡ أَجۡرࣰ ا فَهُم مِّن مَّغۡرَمࣲ مُّثۡقَلُونَ

Elmalılı Hamdi YazırYoksa onlardan bir ücret istiyorsun da bu yüzden onlar ağır bir borç altında mı kalıyorlar

Ali BulaçSen, onlardan bir ücret mi istiyorsun ki, onlar, haksız bir borçtan dolayı ağır bir yük altında kalmışlar

Saheeh InternationalOr do you ask of them a payment, so they are by debt burdened down

68:47
أَمۡ عِندَهُمُ ٱلۡغَيۡبُ فَهُمۡ يَكۡتُبُونَ

Elmalılı Hamdi YazırYoksa gayb onların yanlarında da onlar mı yazıyorlar

Ali BulaçYoksa gayb (görünmeyenin bilgisi) onların yanında mıdır ki, kendileri yazıp duruyorlar

Saheeh InternationalOr have they [knowledge of] the unseen, so they write [it] down

68:48 📚 5
فَٱصۡبِرۡ لِحُكۡمِ رَبِّكَ وَلَا تَكُن كَصَاحِبِ ٱلۡحُوتِ إِذۡ نَادَىٰ وَهُوَ مَكۡظُومࣱ‏

Elmalılı Hamdi YazırRabbinin hükmüne sabret, balık sahibi gibi olma. Hani o öfkeye boğulmuş da nida etmişti

Ali BulaçŞimdi sen, Rabbinin hükmüne sabret ve balık sahibi (Yunus) gibi olma; hani o, içi kahır dolu olarak (Rabbine) çağrıda bulunmuştu

Saheeh InternationalThen be patient for the decision of your Lord, [O Muhammad], and be not like the companion of the fish when he called out while he was distressed

68:49 📚 2
لَّوۡلَآ أَن تَدَٰرَكَهُۥ نِعۡمَةࣱ مِّن رَّبِّهِۦ لَنُبِذَ بِٱلۡعَرَآءِ وَهُوَ مَذۡمُومࣱ‏

Elmalılı Hamdi YazırRabbinden bir nimet yetişmiş olmasaydı, elbette kınanacak bir halde ıssız bir diyara atılacaktı

Ali BulaçEğer Rabbinden bir nimet ona ulaşmasaydı, mutlaka yerilmiş ve çıplak bir durumda (karaya) atılmış olacaktı

Saheeh InternationalIf not that a favor from his Lord overtook him, he would have been thrown onto the naked shore while he was censured

68:50
فَٱجۡتَبَٰهُ رَبُّهُۥ فَجَعَلَهُۥ مِنَ ٱلصَّٰلِحِينَ

Elmalılı Hamdi YazırFakat Rabbi onu seçti de iyilerden kıldı

Ali BulaçFakat Rabbi onu seçti ve onu salih olanlardan kıldı

Saheeh InternationalAnd his Lord chose him and made him of the righteous

68:51
وَإِن يَكَادُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لَيُزۡلِقُونَكَ بِأَبۡصَٰرِهِمۡ لَمَّا سَمِعُواْ ٱلذِّكۡرَ وَيَقُولُونَ إِنَّهُۥ لَمَجۡنُونࣱ‏

Elmalılı Hamdi YazırO kafirler Kur'ân'ı işittikleri zaman neredeyse seni gözleri ile devireceklerdi. Bir de durmuşlar "o bir deli" diyorlar

Ali BulaçO inkar edenler, zikri (Kur'an'ı) işittikleri zaman, seni neredeyse gözleriyle devireceklerdi. "O, gerçekten bir delidir" diyorlar

Saheeh InternationalAnd indeed, those who disbelieve would almost make you slip with their eyes when they hear the message, and they say, "Indeed, he is mad

68:52
وَمَا هُوَ إِلَّا ذِكۡرࣱ لِّلۡعَٰلَمِينَ

Elmalılı Hamdi YazırHalbuki o âlemler için bir öğüttür

Ali BulaçOysa o (Kur'an), alemlere bir zikr (öğüt, hatırlatma, hüküm ve üstün bir şeref)den başka bir şey değildir

Saheeh InternationalBut it is not except a reminder to the worlds

← Önceki Sonraki →

68. Al-Qalam Suresi | Anlam Arayışı