☪ Anlam Arayışı

68. Al-Qalam سُورَةُ القَلَمِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri

● Med● Kalkale● Ğunne● İhfâ● İdğâm (ğunneli)● İdğâm (ğunnesiz)● İklâb● Okunmayan harf

Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
68:1 📚 3
نٓ‌ۚ وَٱلْقَلَمِ وَمَا يَسْطُرُونَ

Süleyman AteşNun. Kaleme ve (kalemle) yazdıklarına andolsun

Diyanet İşleri MealiNun; kalem ve onunla yazılanlara and olsun ki, sen Rabbinin nimetine uğramış bir kimsesin, deli (cinlenmiş) değilsin

Saheeh InternationalNun. By the pen and what they inscribe

68:2 📚 4
مَآ أَنتَ بِنِعْمَةِ رَبِّكَ بِمَجْنُونٍ

Süleyman AteşSen, Rabbinin ni'metiyle cinlenmiş (deli) değilsin

Diyanet İşleri MealiNun; kalem ve onunla yazılanlara and olsun ki, sen Rabbinin nimetine uğramış bir kimsesin, deli (cinlenmiş) değilsin

Saheeh InternationalYou are not, [O Muhammad], by the favor of your Lord, a madman

68:3 📚 2
وَإِنَّ لَكَ لَأَجْرًا غَيْرَ مَمْنُونٍ

Süleyman AteşSenin için kesintisiz bir mükafat vardır

Diyanet İşleri MealiDoğrusu sana kesintisiz bir ecir vardır

Saheeh InternationalAnd indeed, for you is a reward uninterrupted

68:4 📚 18
وَإِنَّكَ لَعَلَىٰ خُلُقٍ عَظِيمٍ

Süleyman AteşVe sen, büyük bir ahlak üzerindesin

Diyanet İşleri MealiŞüphesiz sen büyük bir ahlaka sahipsindir

Saheeh InternationalAnd indeed, you are of a great moral character

68:5
فَسَتُبْصِرُ وَيُبْصِرُونَ

Süleyman Ateş(Sen de) Göreceksin, onlar da görecekler

Diyanet İşleri MealiHanginizin aklından zoru olduğunu yakında sen de göreceksin, onlar da görecekler

Saheeh InternationalSo you will see and they will see

68:6
بِأَييِّكُمُ ٱلْمَفْتُونُ

Süleyman AteşHanginizin fitnelenmiş (cin çarpmış delirmiş) olduğunu

Diyanet İşleri MealiHanginizin aklından zoru olduğunu yakında sen de göreceksin, onlar da görecekler

Saheeh InternationalWhich of you is the afflicted [by a devil]

68:7 📚 1
إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِيلِهِۦ وَهُوَ أَعْلَمُ بِٱلْمُهْتَدِينَ

Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, kim(ler)in kendi yolundan saptığını ve kimlerin yolda olduğunu en iyi bilen O'dur

Diyanet İşleri MealiDoğrusu senin Rabbin, yolundan sapıtanları çok iyi bilir; O, doğru yolda olanları da çok iyi bilir

Saheeh InternationalIndeed, your Lord is most knowing of who has gone astray from His way, and He is most knowing of the [rightly] guided

68:8 📚 1
فَلَا تُطِعِ ٱلْمُكَذِّبِينَ

Süleyman AteşÖyleyse yalanlayanlara ita'at etme

Diyanet İşleri MealiBundan böyle, yalanlayanlara itaat etme

Saheeh InternationalThen do not obey the deniers

68:9 📚 1
وَدُّواْ لَوْ تُدْهِنُ فَيُدْهِنُونَ

Süleyman Ateşİstediler ki, sen yağcılık yapasın da onlar da yağcılık yapsınlar (sana yumuşak davransınlar)

Diyanet İşleri Meali(Onlar sana indirilen ayetlerden beğenmediklerini bırakman suretiyle senin) kendilerine yumuşak davranmanı isterler; böyle yapsan, onlar da seni över, yumuşak davranırlar

Saheeh InternationalThey wish that you would soften [in your position], so they would soften [toward you]

68:10 📚 1
وَلَا تُطِعْ كُلَّ حَلَّافٍ مَّهِينٍ

Süleyman AteşŞunların hiçbirine ita'at etme: Yemin edip duran aşağılık

Diyanet İşleri MealiDiliyle iğneleyen, kovuculuk eden, iyiliği daima önleyen, aşırı giden, suç işleyen, çok yemin eden alçak zorbaya, bütün bunlar dışında bir de soysuzlukla damgalanmış kimseye, mal ve oğulları vardır diye aldırış etmeyesin

Saheeh InternationalAnd do not obey every worthless habitual swearer

68:11 📚 6
هَمَّازٍ مَّشَّآءِۭ بِنَمِيمٍ

Süleyman AteşKötüleyip duran, söz götürüp getiren

Diyanet İşleri MealiDiliyle iğneleyen, kovuculuk eden, iyiliği daima önleyen, aşırı giden, suç işleyen, çok yemin eden alçak zorbaya, bütün bunlar dışında bir de soysuzlukla damgalanmış kimseye, mal ve oğulları vardır diye aldırış etmeyesin

Saheeh International[And] scorner, going about with malicious gossip

68:12 📚 1
مَّنَّاعٍ لِّلْخَيْرِ مُعْتَدٍ أَثِيمٍ

Süleyman AteşHayra engel olan, saldırgan, günahkar

Diyanet İşleri MealiDiliyle iğneleyen, kovuculuk eden, iyiliği daima önleyen, aşırı giden, suç işleyen, çok yemin eden alçak zorbaya, bütün bunlar dışında bir de soysuzlukla damgalanmış kimseye, mal ve oğulları vardır diye aldırış etmeyesin

Saheeh InternationalA preventer of good, transgressing and sinful

68:13 📚 4
عُتُلِّۭ بَعْدَ ذَٲلِكَ زَنِيمٍ

Süleyman AteşKaba, sonra da kötülükle damgalı

Diyanet İşleri MealiDiliyle iğneleyen, kovuculuk eden, iyiliği daima önleyen, aşırı giden, suç işleyen, çok yemin eden alçak zorbaya, bütün bunlar dışında bir de soysuzlukla damgalanmış kimseye, mal ve oğulları vardır diye aldırış etmeyesin

Saheeh InternationalCruel, moreover, and an illegitimate pretender

68:14
أَن كَانَ ذَا مَالٍ وَبَنِينَ

Süleyman AteşMal ve oğullar sahibi olmuş diye (yolunu şaşırmış)

Diyanet İşleri MealiDiliyle iğneleyen, kovuculuk eden, iyiliği daima önleyen, aşırı giden, suç işleyen, çok yemin eden alçak zorbaya, bütün bunlar dışında bir de soysuzlukla damgalanmış kimseye, mal ve oğulları vardır diye aldırış etmeyesin

Saheeh InternationalBecause he is a possessor of wealth and children

68:15
إِذَا تُتْلَىٰ عَلَيْهِ ءَايَـٰتُنَا قَالَ أَسَـٰطِيرُ ٱلْأَوَّلِينَ

Süleyman AteşKendisine ayetlerimiz okunduğu zaman: "Eskilerin masalları" der

Diyanet İşleri MealiAyetlerimiz ona okunduğu zaman: "Öncekilerin masalları" der

Saheeh InternationalWhen Our verses are recited to him, he says, "Legends of the former peoples

68:16 📚 1
سَنَسِمُهُۥ عَلَى ٱلْخُرْطُومِ

Süleyman AteşBiz onu burnunun üzerine damga vurup işaretleyeceğiz

Diyanet İşleri MealiOnun havada olan burnunu yakında yere sürteceğiz

Saheeh InternationalWe will brand him upon the snout

68:17
إِنَّا بَلَوْنَـٰهُمْ كَمَا بَلَوْنَآ أَصْحَـٰبَ ٱلْجَنَّةِ إِذْ أَقْسَمُواْ لَيَصْرِمُنَّهَا مُصْبِحِينَ

Süleyman AteşBiz bunlara da bela verdik, şu bahçe sahiplerine bela verdiğimiz gibi: Hani onlar, sabah olunca bahçeyi mutlaka devşireceklerine yemin etmişlerdi

Diyanet İşleri MealiBiz bunları, vaktiyle bahçe sahiplerini denediğimiz gibi denedik. Sahipleri daha sabah olmadan, bahçeyi devşireceklerine bir istisna payı bırakmaksızın yemin etmişlerdi

Saheeh InternationalIndeed, We have tried them as We tried the companions of the garden, when they swore to cut its fruit in the [early] morning

68:18
وَلَا يَسْتَثْنُونَ

Süleyman Ateşİstisna da etmiyorlar(Allah dilerse biçeriz demiyorlar)dı

Diyanet İşleri MealiBiz bunları, vaktiyle bahçe sahiplerini denediğimiz gibi denedik. Sahipleri daha sabah olmadan, bahçeyi devşireceklerine bir istisna payı bırakmaksızın yemin etmişlerdi

Saheeh InternationalWithout making exception

68:19
فَطَافَ عَلَيْهَا طَآئِفٌ مِّن رَّبِّكَ وَهُمْ نَآئِمُونَ

Süleyman AteşFakat onlar uyurlarken hemen (gönderilen) dolaşıcı bir bela, onu sardı da

Diyanet İşleri MealiAma onlar daha uykudayken Rabbinin katından gönderilen bir salgın o bahçeyi sarıvermişti de bahçe kapkara kesilmişti

Saheeh InternationalSo there came upon the garden an affliction from your Lord while they were asleep

68:20
فَأَصْبَحَتْ كَٱلصَّرِيمِ

Süleyman AteşBahçe simsiyah kesiliverdi

Diyanet İşleri MealiAma onlar daha uykudayken Rabbinin katından gönderilen bir salgın o bahçeyi sarıvermişti de bahçe kapkara kesilmişti

Saheeh InternationalAnd it became as though reaped

68:21
فَتَنَادَوْاْ مُصْبِحِينَ

Süleyman AteşSabahleyin birbirlerine seslendiler

Diyanet İşleri MealiSabah erken: "Ürünlerinizi devşirecekseniz erken çıkın" diye birbirlerine seslendiler

Saheeh InternationalAnd they called one another at morning

68:22
أَنِ ٱغْدُواْ عَلَىٰ حَرْثِكُمْ إِن كُنتُمْ صَـٰرِمِينَ

Süleyman AteşHaydi devşirecekseniz erkenden ekininize gidin diye

Diyanet İşleri MealiSabah erken: "Ürünlerinizi devşirecekseniz erken çıkın" diye birbirlerine seslendiler

Saheeh International[Saying], "Go early to your crop if you would cut the fruit

68:23
فَٱنطَلَقُواْ وَهُمْ يَتَخَـٰفَتُونَ

Süleyman AteşDerken yürüdüler; fısıldaşıyorlardı

Diyanet İşleri MealiBugün orada, hiçbir düşkün kimse yanımıza sokulmasın" diye gizli gizli konuşarak yürüyorlardı

Saheeh InternationalSo they set out, while lowering their voices

68:24
أَن لَّا يَدْخُلَنَّهَا ٱلْيَوْمَ عَلَيْكُم مِّسْكِينٌ

Süleyman AteşSakın, bugün hiçbir yoksul bahçeye girip yanınıza sokulmasın diye

Diyanet İşleri MealiBugün orada, hiçbir düşkün kimse yanımıza sokulmasın" diye gizli gizli konuşarak yürüyorlardı

Saheeh International[Saying], "There will surely not enter it today upon you [any] poor person

68:25
وَغَدَوْاْ عَلَىٰ حَرْدٍ قَـٰدِرِينَ

Süleyman AteşDevşirebileceklerini umarak erkenden gittiler

Diyanet İşleri MealiYoksullara yardım etmeye güçleri yeterken böyle konuşarak erkenden gittiler

Saheeh InternationalAnd they went early in determination, [assuming themselves] able

68:26
فَلَمَّا رَأَوْهَا قَالُوٓاْ إِنَّا لَضَآلُّونَ

Süleyman AteşFakat bahçeyi görünce: "Herhalde biz yolu şaşırdık." dediler

Diyanet İşleri MealiBahçeyi gördüklerinde: "Herhalde yolumuzu şaşırmış olacağız; belki de biz yoksun bırakıldık" dediler

Saheeh InternationalBut when they saw it, they said, "Indeed, we are lost

68:27 📚 1
بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ

Süleyman AteşHayır, doğrusu biz mahrum bırakıldık

Diyanet İşleri MealiBahçeyi gördüklerinde: "Herhalde yolumuzu şaşırmış olacağız; belki de biz yoksun bırakıldık" dediler

Saheeh InternationalRather, we have been deprived

68:28
قَالَ أَوْسَطُهُمْ أَلَمْ أَقُل لَّكُمْ لَوْلَا تُسَبِّحُونَ

Süleyman AteşOrta(yolda giden iyi)leri: "Ben size demedim mi? Rabbinizi tesbih etmeniz gerekmez miydi?" dedi

Diyanet İşleri MealiOrtancaları: "Ben size Allah'ı anmanız gerekmez mi, dememiş miydim?" dedi

Saheeh InternationalThe most moderate of them said, "Did I not say to you, 'Why do you not exalt [Allah]

68:29
قَالُواْ سُبْحَـٰنَ رَبِّنَآ إِنَّا كُنَّا ظَـٰلِمِينَ

Süleyman AteşRabbimizi tesbih ederiz, doğrusu biz zulmedenlermişiz! dediler

Diyanet İşleri MealiRabbimizi tenzih ederiz; doğrusu biz yazık etmiştik" dediler

Saheeh InternationalThey said, "Exalted is our Lord! Indeed, we were wrongdoers

68:30
فَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَلَـٰوَمُونَ

Süleyman AteşDönüp birbirlerini kınamağa başladılar

Diyanet İşleri MealiBirbirlerini yermeye başladılar

Saheeh InternationalThen they approached one another, blaming each other

68:31
قَالُواْ يَـٰوَيْلَنَآ إِنَّا كُنَّا طَـٰغِينَ

Süleyman AteşYazık bize, dediler, biz azgınlarmışız

Diyanet İşleri MealiSonra şöyle dediler: "Yazıklar olsun bize; doğrusu azgınlık edenlerdendik

Saheeh InternationalThey said, "O woe to us; indeed we were transgressors

68:32
عَسَىٰ رَبُّنَآ أَن يُبْدِلَنَا خَيْرًا مِّنْهَآ إِنَّآ إِلَىٰ رَبِّنَا رَٲغِبُونَ

Süleyman AteşBelki Rabbimiz, bize onun yerine ondan daha iyisini verir. Biz Rabbimize yönelir, O'ndan umarız. It may be that our Lord will give us better than this in place thereof. Lo! we beseech our Lord

Diyanet İşleri MealiBelki Rabbimiz bize bundan daha iyisini verir; doğrusu artık, Rabbimizden dilemekteyiz

Saheeh InternationalPerhaps our Lord will substitute for us [one] better than it. Indeed, we are toward our Lord desirous

68:33 📚 1
كَذَٲلِكَ ٱلْعَذَابُ‌ۖ وَلَعَذَابُ ٱلْأَخِرَةِ أَكْبَرُ‌ۚ لَوْ كَانُواْ يَعْلَمُونَ

Süleyman Ateşİşte azab böyledir. Ahiret azabı ise daha büyüktür, keşke bilselerdi

Diyanet İşleri Mealiİşte azap böyledir; ama ahiret azabı daha büyüktür; keşke bilseler

Saheeh InternationalSuch is the punishment [of this world]. And the punishment of the Hereafter is greater, if they only knew

68:34
إِنَّ لِلْمُتَّقِينَ عِندَ رَبِّهِمْ جَنَّـٰتِ ٱلنَّعِيمِ

Süleyman AteşKorunanlar için de Rableri katında ni'met bahçeleri vardır

Diyanet İşleri MealiAllah'a karşı gelmekten sakınanlara, Rableri katında nimet cennetleri vardır

Saheeh InternationalIndeed, for the righteous with their Lord are the Gardens of Pleasure

68:35 📚 3
أَفَنَجْعَلُ ٱلْمُسْلِمِينَ كَٱلْمُجْرِمِينَ

Süleyman AteşBiz müslümanları suçlular gibi yapar mıyız hiç

Diyanet İşleri MealiKendilerini Allah'a vermiş olanları hiç suçlular gibi tutar mıyız

Saheeh InternationalThen will We treat the Muslims like the criminals

68:36 📚 2
مَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ

Süleyman AteşNeyiniz var, nasıl hüküm veriyorsunuz

Diyanet İşleri MealiNe oluyorsunuz? Ne biçim hükmediyorsunuz

Saheeh InternationalWhat is [the matter] with you? How do you judge

68:37
أَمْ لَكُمْ كِتَـٰبٌ فِيهِ تَدْرُسُونَ

Süleyman AteşYoksa sizin bir Kitabınız var da onda mı (bu hükümleri) okuyorsunuz

Diyanet İşleri MealiYoksa okuduğunuz bir kitabınız mı var

Saheeh InternationalOr do you have a scripture in which you learn

68:38
إِنَّ لَكُمْ فِيهِ لَمَا تَخَيَّرُونَ

Süleyman AteşOnda istediğiniz her şeyi buluyorsunuz

Diyanet İşleri MealiSeçtikleriniz herhalde orada olacaktır

Saheeh InternationalThat indeed for you is whatever you choose

68:39
أَمْ لَكُمْ أَيْمَـٰنٌ عَلَيْنَا بَـٰلِغَةٌ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْقِيَـٰمَةِ‌ۙ إِنَّ لَكُمْ لَمَا تَحْكُمُونَ

Süleyman AteşYoksa sizin istediğiniz hükmü verebileceğinize dair, kıyamete kadar sürecek andlarınız mı var üzerimizde

Diyanet İşleri MealiYoksa aleyhimizde, kıyamet gününe kadar süregidecek ahidleriniz mi var ki, kendinize hükmettikleriniz sizin olacaktır

Saheeh InternationalOr do you have oaths [binding] upon Us, extending until the Day of Resurrection, that indeed for you is whatever you judge

68:40
سَلْهُمْ أَيُّهُم بِذَٲلِكَ زَعِيمٌ

Süleyman AteşSor onlara: Onların hangisi buna kefil olacak

Diyanet İşleri MealiSor onlara: "Bunu kim üzerine alır

Saheeh InternationalAsk them which of them, for that [claim], is responsible

68:41
أَمْ لَهُمْ شُرَكَآءُ فَلْيَأْتُواْ بِشُرَكَآئِهِمْ إِن كَانُواْ صَـٰدِقِينَ

Süleyman AteşYoksa kendilerinin ortakları mı var? Doğru iseler ortaklarını çağırsınlar

Diyanet İşleri MealiYoksa onların ortakları mı vardır? Doğru sözlü iseler ortaklarını getirsinler

Saheeh InternationalOr do they have partners? Then let them bring their partners, if they should be truthful

68:42 📚 1
يَوْمَ يُكْشَفُ عَن سَاقٍ وَيُدْعَوْنَ إِلَى ٱلسُّجُودِ فَلَا يَسْتَطِيعُونَ

Süleyman AteşBacaktan açılacağı (paçanın sıvanacağı, işlerin güçleşeceği) ve secdeye da'vet edilecekleri gün (secde) edemezler

Diyanet İşleri MealiO gün işin dehşetinden baldırlar açılır; gözleri dönmüş olarak yüzlerini zillet bürür; secdeye çağırılırlar ama buna güçleri yetmez. Oysa, kendileri sapasağlam oldukları zaman secdeye çağırılmışlardı

Saheeh InternationalThe Day the shin will be uncovered and they are invited to prostration but the disbelievers will not be able

68:43 📚 1
خَـٰشِعَةً أَبْصَـٰرُهُمْ تَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌ‌ۖ وَقَدْ كَانُواْ يُدْعَوْنَ إِلَى ٱلسُّجُودِ وَهُمْ سَـٰلِمُونَ

Süleyman AteşGözleri düşük olarak yüzlerini bir zillet kaplar. Onlar sağlam iken de secdeye da'vet edilirler(fakat secde etmezler)di

Diyanet İşleri MealiO gün işin dehşetinden baldırlar açılır; gözleri dönmüş olarak yüzlerini zillet bürür; secdeye çağırılırlar ama buna güçleri yetmez. Oysa, kendileri sapasağlam oldukları zaman secdeye çağırılmışlardı

Saheeh InternationalTheir eyes humbled, humiliation will cover them. And they used to be invited to prostration while they were sound

68:44
فَذَرْنِى وَمَن يُكَذِّبُ بِهَـٰذَا ٱلْحَدِيثِ‌ۖ سَنَسْتَدْرِجُهُم مِّنْ حَيْثُ لَا يَعْلَمُونَ

Süleyman AteşBu sözü yalanlayanı bana bırak; onları bilmedikleri yerden derece derece (azaba) yaklaştıracağız

Diyanet İşleri MealiKuran'ı yalanlayanları Bana bırak; Biz onları bilmedikleri yerden yavaş yavaş azaba yaklaştıracağız

Saheeh InternationalSo leave Me, [O Muhammad], with [the matter of] whoever denies the Qur'an. We will progressively lead them [to punishment] from where they do not know

68:45 📚 1
وَأُمْلِى لَهُمْ‌ۚ إِنَّ كَيْدِى مَتِينٌ

Süleyman AteşOnlara mühlet veriyorum. Doğrusu benim tuzağım sağlamdır (onu kimse bozamaz)

Diyanet İşleri MealiOnlara mehil veriyorum; doğrusu Benim tuzağım sağlamdır

Saheeh InternationalAnd I will give them time. Indeed, My plan is firm

68:46
أَمْ تَسْــَٔلُهُمْ أَجْرًا فَهُم مِّن مَّغْرَمٍ مُّثْقَلُونَ

Süleyman AteşYoksa sen onlardan bir ücret istiyorsun da onlar ağır borç altında mı kalıyorlar

Diyanet İşleri MealiYoksa, sen onlardan ücret istiyorsun da, ağır bir borç altında mı kalıyorlar? Elbette hayır

Saheeh InternationalOr do you ask of them a payment, so they are by debt burdened down

68:47
أَمْ عِندَهُمُ ٱلْغَيْبُ فَهُمْ يَكْتُبُونَ

Süleyman AteşYoksa gayb (görünmez bilgi hazinesi), kendi yanlarında da onlar mı (istedikleri gibi) yazıyorlar

Diyanet İşleri MealiYoksa, gaybın bilgisi kendilerinin katında da onlar mı yazıyorlar

Saheeh InternationalOr have they [knowledge of] the unseen, so they write [it] down

68:48 📚 5
فَٱصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ وَلَا تَكُن كَصَاحِبِ ٱلْحُوتِ إِذْ نَادَىٰ وَهُوَ مَكْظُومٌ

Süleyman AteşSen Rabbinin hükmüne sabret, balık sahibi (Yunus) gibi olma. Hani o, sıkıntıdan yutkunarak (Allah'a) seslenmişti

Diyanet İşleri MealiSen Rabbinin hükmüne kadar sabret; balık sahibi (Yunus) gibi olma, o, pek üzgün olarak Rabbine seslenmişti

Saheeh InternationalThen be patient for the decision of your Lord, [O Muhammad], and be not like the companion of the fish when he called out while he was distressed

68:49 📚 2
لَّوْلَآ أَن تَدَٲرَكَهُۥ نِعْمَةٌ مِّن رَّبِّهِۦ لَنُبِذَ بِٱلْعَرَآءِ وَهُوَ مَذْمُومٌ

Süleyman AteşEğer Rabbinden ona bir ni'met yetişmeseydi, yerilerek çıplak bir yere atılırdı

Diyanet İşleri MealiRabbinin katından ona bir nimet ulaşmasaydı, kınanmış olarak sahile atılacaktı

Saheeh InternationalIf not that a favor from his Lord overtook him, he would have been thrown onto the naked shore while he was censured

68:50
فَٱجْتَبَـٰهُ رَبُّهُۥ فَجَعَلَهُۥ مِنَ ٱلصَّـٰلِحِينَ

Süleyman AteşFakat Rabbi onun du'asını kabul etti de onu Salih(iyi insan)lardan yaptı

Diyanet İşleri MealiRabbi onu seçip iyilerden kıldı. Doğrusu inkar edenler, Kuran'ı dinlediklerinde nerdeyse seni gözleriyle yıkıp devireceklerdi. "O delidir" diyorlardı

Saheeh InternationalAnd his Lord chose him and made him of the righteous

68:51
وَإِن يَكَادُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لَيُزْلِقُونَكَ بِأَبْصَـٰرِهِمْ لَمَّا سَمِعُواْ ٱلذِّكْرَ وَيَقُولُونَ إِنَّهُۥ لَمَجْنُونٌ

Süleyman AteşO inkar edenler Zikr(Kur'an)'ı işittikleri zaman, neredeyse seni gözleriyle devireceklerdi. "O mecnundur" diyorlardı

Diyanet İşleri MealiRabbi onu seçip iyilerden kıldı. Doğrusu inkar edenler, Kuran'ı dinlediklerinde nerdeyse seni gözleriyle yıkıp devireceklerdi. "O delidir" diyorlardı

Saheeh InternationalAnd indeed, those who disbelieve would almost make you slip with their eyes when they hear the message, and they say, "Indeed, he is mad

68:52
وَمَا هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ لِّلْعَـٰلَمِينَ

Süleyman AteşHalbuki o, alemler için uyarıdan başka bir şey değildir

Diyanet İşleri MealiOysa Kuran, alemler için bir öğütten başka bir şey değildir

Saheeh InternationalBut it is not except a reminder to the worlds

← Önceki Sonraki →

68. Al-Qalam Suresi | Anlam Arayışı