Süleyman AteşMelekler ve Ruh, miktarı elli bin yıl süren bir gün içinde O'na çıkar
Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî) «تعرج» بالتاء والياء «الملائكة والروح» جبريل «إليه» إلى مهبط أمره من السماء «في يوم» متعلق بمحذوف، أي يقع العذاب بهم في يوم القيامة «كان مقداره خمسين ألف سنة» بالنسبة إلى الكافر لما يلقى فيه من الشدائد، وأما المؤمن فيكون أخف عليه من صلاة مكتوبة يصليها في الدنيا كما جاء في الحديث.
70:5
فَٱصۡبِرۡ صَبۡرࣰ ا جَمِيلًا
فَٱصْبِرْ
şimdi sen sabret
صَبْرًۭا
bir sabırla
جَمِيلًا
güzel
Süleyman AteşŞimdi sen güzelce sabret
Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî) «فاصبر» وهذا قبل أن يؤمر بالقتال «صبرا جميلا» أي لا جزع فيه.
70:6
إِنَّهُمۡ يَرَوۡنَهُۥ بَعِيدࣰ ا
إِنَّهُمْ
onlar
يَرَوْنَهُۥ
onu görüyor(lar)
بَعِيدًۭا
uzak
Süleyman AteşOnlar onu uzak görüyor(lar)
Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî) «إنهم يرونه» أي العذاب «بعيدا» غير واقع.
70:7
وَنَرَىٰهُ قَرِيبࣰ ا
وَنَرَىٰهُ
biz ise onu görüyoruz
قَرِيبًۭا
yakın
Süleyman AteşBiz ise onu yakın görüyoruz
Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî) «ونراه قريبا» واقعا لا محالة.
70:8
يَوۡمَ تَكُونُ ٱلسَّمَآءُ كَٱلۡمُهۡلِ
يَوْمَ
o gün
تَكُونُ
olur
ٱلسَّمَآءُ
gök
كَٱلْمُهْلِ
erimiş maden gibi
Süleyman AteşO gün gök, erimiş maden gibi olur
Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî) «يوم تكون السماء» متعلق بمحذوف تقديره يقع «كالمهل» كذائب الفضة.
Süleyman AteşBirbirlerine gösterilirler (fakat herkes kendi derdine düştüğünden, başkasıyle ilgilenemez). Suçlu ister ki o günün azabından (kurtulmak için) fidye versin: Oğullarını
Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî) «يبصرونهم» أي يبصر الأحماء بعضهم بعضا ويتعارفون ولا يتكلمون والجملة مستأنفة «يود المجرم» يتمنى الكافر «لو» بمعنى أن «يفتدي من عذاب يومئذ» بكسر الميم وفتحها «ببنيه».
70:12
وَصَٰحِبَتِهِۦ وَأَخِيهِ
وَصَـٰحِبَتِهِۦ
ve eşini
وَأَخِيهِ
ve kardeşini
Süleyman AteşEşini ve kardeşini
Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî) «وصاحبته» زوجته «وأخيه».
70:13
وَفَصِيلَتِهِ ٱلَّتِي تُـٔۡوِيهِ
وَفَصِيلَتِهِ
ve tüm ailesini
ٱلَّتِى
kendisini barındıran
تُـْٔوِيهِ
sheltered him
Süleyman AteşKendisini barındıran, içinde yetiştiği tüm ailesini
Süleyman AteşEmanetlerini ve ahidlerini gözetirler
Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî) «والذين هم لأماناتهم» وفي قراءة بالإفراد: ما ائْتُمِنوا عليه من أمر الدين والدنيا «وعهدهم» المأخوذ عليهم في ذلك «راعون» حافظون.
70:33
وَٱلَّذِينَ هُم بِشَهَٰدَٰتِهِمۡ قَآئِمُونَ
وَٱلَّذِينَ
ve
هُم
onlar
بِشَهَـٰدَٰتِهِمْ
şahidliklerini
قَآئِمُونَ
yaparlar
Süleyman AteşŞahidliklerini yaparlar
Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî) «والذين هم بشهادتهم» وفي قراءة بالجمع «قائمون» يقيمونها ولا يكتمونها.
Süleyman AteşSağdan, soldan, ayrı ayrı gruplar halinde (gelip etrafını sarıyorlar)
Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî) «عن اليمين وعن الشمال» منك «عزين» حال أيضا، أي جماعات حلقا حلقا، يقولون استهزاء بالمؤمنين: لئن دخل هؤلاء الجنة لندخلنها قبلهم قال تعالى:
Süleyman AteşOnlardan her biri, ni'metcennetine sokulacağını mı umuyor
Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî) «أيطمع كل امرىءٍ منهم أن يدخل جنة نعيم».
70:39
كَلَّآۖ إِنَّا خَلَقۡنَٰهُم مِّمَّا يَعۡلَمُونَ
كَلَّآ ۖ
hayır
إِنَّا
elbette biz
خَلَقْنَـٰهُم
onları yarattık
مِّمَّا
şeyden
يَعْلَمُونَ
bildikleri
Süleyman AteşHayır! Öyle şey yok! Biz onları bildikleri şeyden yarattık
Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî) «كلا» ردع لهم عن طمعهم في الجنة «إنا خلقناهم» كغيرهم «مما يعلمون» من نطف فلا يطمع بذلك في الجنة وإنما يطمع فيها بالتقوى.
Süleyman AteşO gün kabirlerden hızlı hızlı çıkarlar. Onlar dikilen(putlara yahut hedef)lere doğru koşar gibi (koşarlar)
Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî) «يوم يخرجون من الأجداث» القبور «سراعا» إلى المحشر «كأنهم إلى نَصْبِ» وفي قراءة بضم الحرفين، شيء منصوب كعلم أو راية «يوفضون» يسرعون.
Süleyman AteşGözleri düşük, yüzlerini alçaklık bürümüş bir durumda. İşte onlara va'dedilen gün, bugündür
Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî) «خاشعة» ذليلة «أبصارهم ترهقهم» تغشاهم «ذلة ذلك اليوم الذي كانوا يوعدون» ذلك مبتدأ وما بعده الخبر ومعناه يوم القيامة.