70. Al-Ma'aarij سُورَةُ المَعَارِجِ
Süleyman AteşBir soran, inecek azabı sordu
Ali Bulaçİstekte bulunan biri, (muhakkak) gerçekleşecek olan bir azabı istedi
Yusuf AliA questioner asked about a Penalty to befall
Süleyman AteşKafirler için, ki onu savacak yoktur
Ali BulaçKafirler için olan bu (azabı) geri çevirecek yoktur
Yusuf AliThe Unbelievers, the which there is none to ward off
Süleyman AteşYükselme derecelerinin sahibi Allah'tan
Ali Bulaç(Bu azap) Yüce makamlar sahibi olan Allah'tandır
Yusuf Ali(A Penalty) from God, Lord of the Ways of Ascent
Süleyman AteşMelekler ve Ruh, miktarı elli bin yıl süren bir gün içinde O'na çıkar
Ali BulaçMelekler ve Ruh (Cebrail), ona, süresi elli bin yıl olan bir günde çıkabilmektedir
Yusuf AliThe angels and the spirit ascend unto him in a Day the measure whereof is (as) fifty thousand years
Süleyman AteşŞimdi sen güzelce sabret
Ali BulaçŞu halde, güzel bir sabır (göstererek) sabret
Yusuf AliTherefore do thou hold Patience,- a Patience of beautiful (contentment)
Süleyman AteşOnlar onu uzak görüyor(lar)
Ali BulaçÇünkü, gerçekten onlar, bunu uzak görüyorlar
Yusuf AliThey see the (Day) indeed as a far-off (event)
Süleyman AteşBiz ise onu yakın görüyoruz
Ali BulaçBiz ise, onu pek yakın görüyoruz
Yusuf AliBut We see it (quite) near
Süleyman AteşO gün gök, erimiş maden gibi olur
Ali BulaçGökyüzünün erimiş maden gibi olacağı gün
Yusuf AliThe Day that the sky will be like molten brass
Süleyman AteşDağlar, renkli yün gibi olur
Ali BulaçDağlar da (etrafa uçuşmuş) rengarenk yün gibi olacak
Yusuf AliAnd the mountains will be like wool
Süleyman AteşDost dostun halini sormaz
Ali Bulaç(Böyle bir günde) Hiçbir yakın dost bir yakın dostu sormaz
Yusuf AliAnd no friend will ask after a friend
Süleyman AteşBirbirlerine gösterilirler (fakat herkes kendi derdine düştüğünden, başkasıyle ilgilenemez). Suçlu ister ki o günün azabından (kurtulmak için) fidye versin: Oğullarını
Ali BulaçOnlar birbirlerine gösterilirler. Bir suçlu-günahkar, o günün azabına karşılık olmak üzere, oğullarını fidye olarak vermek ister
Yusuf AliThough they will be put in sight of each other,- the sinner's desire will be: Would that he could redeem himself from the Penalty of that Day by (sacrificing) his children
Süleyman AteşEşini ve kardeşini
Ali BulaçKendi eşini ve kardeşini
Yusuf AliHis wife and his brother
Süleyman AteşKendisini barındıran, içinde yetiştiği tüm ailesini
Ali BulaçVe onu barındıran aşiretini de
Yusuf AliHis kindred who sheltered him
Süleyman AteşVe yeryüzünde bulunanların hepsini (versin) de tek kendisini kurtarsın
Ali BulaçYeryüzünde bulunanların tümünü (verse de); sonra bir kurtulsa
Yusuf AliAnd all, all that is on earth,- so it could deliver him
Süleyman AteşHayır! O (ateş), alevlenen bir ateştir
Ali BulaçHayır; (hiçbiri kabul edilmez). Doğrusu o (cehennem), cayır cayır yanmakta olan ateştir
Yusuf AliBy no means! for it would be the Fire of Hell
Süleyman AteşDerileri kavurur, soyar
Ali BulaçBaşın derisini kavurup-soyar
Yusuf AliPlucking out (his being) right to the skull
Süleyman Ateş(Kendine) Çağırır; sırtını dönüp gideni
Ali BulaçYüz çevirip arkasını döneni çağırır-durur
Yusuf AliInviting (all) such as turn their backs and turn away their faces (from the Right)
Süleyman Ateş(Mal) Toplayıp kasada yığanı
Ali Bulaç(Durmaksızın mal ve servet) Toplayıp bir yerde (üstüste) yığmakta olanı
Yusuf AliAnd collect (wealth) and hide it (from use)
Süleyman AteşDoğrusu insan hırslı (ve huysuz) yaratılmıştır
Ali BulaçGerçekten, insan, 'bencil ve haris' olarak yaratıldı
Yusuf AliTruly man was created very impatient
Süleyman AteşKendisine kötülük dokundu mu sızlanır
Ali BulaçKendisine bir şer (kötülük) dokunduğu zaman feryadı basar
Yusuf AliFretful when evil touches him
Süleyman AteşKendisine hayır dokundu mu yardım etmez (sıkı sıkı tutar)
Ali BulaçOna bir hayır dokunduğunda engelleyici olur (veya cimrilik eder)
Yusuf AliAnd niggardly when good reaches him
Süleyman AteşAncak namaz kılanlar bunun dışındadır
Ali BulaçAncak namaz kılanlar hariç
Yusuf AliNot so those devoted to Prayer
Süleyman AteşOnlar ki: Namazlarını sürekli kılarlar (aksatmazlar)
Ali BulaçKi onlar, namazlarında süreklidirler
Yusuf AliThose who remain steadfast to their prayer
Süleyman AteşOnların mallarında belli bir hisse vardır
Ali BulaçVe onların mallarında belirli bir hak vardır
Yusuf AliAnd those in whose wealth is a recognised right
Süleyman AteşSaile ve mahruma (isteyene ve utancından dolayı istemeyip mahrum kalana)
Ali BulaçYoksul ve yoksun olan(lar)için
Yusuf AliFor the (needy) who asks and him who is prevented (for some reason from asking)
Süleyman AteşCeza gününü tasdik ederler
Ali BulaçOnlar, din gününü tasdik etmektedirler
Yusuf AliAnd those who hold to the truth of the Day of Judgment
Süleyman AteşRablerinin azabından korkarlar
Ali BulaçRablerinin azabına karşı (daimi) bir korku duymaktadırlar
Yusuf AliAnd those who fear the displeasure of their Lord
Süleyman AteşÇünkü Rablerinin azabına güven olmaz
Ali BulaçŞüphesiz Rablerinin azabından emin olunamaz
Yusuf AliFor their Lord's displeasure is the opposite of Peace and Tranquillity
Süleyman AteşIrzlarını korurlar
Ali BulaçVe onlar, ırzlarını (ferç) korurlar
Yusuf AliAnd those who guard their chastity
Süleyman AteşYalnız eşlerine, ya da ellerinin altında bulunan(cariyelerin)e karşı (korumazlar. Bundan ötürü de) onlar kınanmazlar
Ali BulaçAncak kendi eşleri ya da sağ ellerinin malik olduğu başka; çünkü onlar (bunlardan dolayı) kınanmazlar
Yusuf AliExcept with their wives and the (captives) whom their right hands possess,- for (then) they are not to be blamed
Süleyman AteşAma kim bundan ötesini ararsa, onlar (sınırı) aşanlardır
Ali BulaçFakat bunun ötesini arayanlar, artık onlar sınırı çiğneyenlerdir
Yusuf AliBut those who trespass beyond this are transgressors
Süleyman AteşEmanetlerini ve ahidlerini gözetirler
Ali Bulaç(Bir de) Onlar, kendilerine verilen emanete ve verdikleri ahde (harfiyyen) riayet edenlerdir
Yusuf AliAnd those who respect their trusts and covenants
Süleyman AteşŞahidliklerini yaparlar
Ali BulaçŞahidliklerinde dosdoğru davrananlardır
Yusuf AliAnd those who stand firm in their testimonies
Süleyman AteşNamazlarını korurlar
Ali BulaçNamazlarını (titizlikle) koruyanlardır
Yusuf AliAnd those who guard (the sacredness) of their worship
Süleyman Ateşİşte onlar cennetlerde ağırlanırlar
Ali Bulaçİşte onlar, cennetler içinde ağırlananlardır
Yusuf AliSuch will be the honoured ones in the Gardens (of Bliss)
Süleyman AteşNankörlere ne oluyur ki sana doğru koşuyorlar
Ali BulaçŞimdi inkar edenlere ne oluyor ki, boyunlarını sana uzatıp koşuyorlar
Yusuf AliNow what is the matter with the Unbelievers that they rush madly before thee
Süleyman AteşSağdan, soldan, ayrı ayrı gruplar halinde (gelip etrafını sarıyorlar)
Ali BulaçSağ yandan ve sol yandan bölükler halinde
Yusuf AliFrom the right and from the left, in crowds
Süleyman AteşOnlardan her biri, ni'met cennetine sokulacağını mı umuyor
Ali BulaçOnlardan her biri, nimetlerle donatılmış cennete gireceğini mi umuyor (tamah ediyor)
Yusuf AliDoes every man of them long to enter the Garden of Bliss
Süleyman AteşHayır! Öyle şey yok! Biz onları bildikleri şeyden yarattık
Ali BulaçHayır; doğrusu Biz onları bildikleri şeyden yarattık
Yusuf AliBy no means! For We have created them out of the (base matter) they know
Süleyman AteşYoo, doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki bizim gücümüz yeter
Ali BulaçArtık, doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim; Biz gerçekten güç yetireniz
Yusuf AliNow I do call to witness the Lord of all points in the East and the West that We can certainly
Süleyman AteşOnları, kendilerinden daha hayırlı olanlarla değiştirmeğe. Bizim önümüze geçilmez (bize engel olunamaz)
Ali BulaçOnların yerine kendilerinden daha hayırlılarına getirip-değiştirmeye. Üstelik Bizim önümüze geçilemez
Yusuf AliSubstitute for them better (men) than they; And We are not to be defeated (in Our Plan)
Süleyman AteşBırak onları kendilerine va'dedilen günlerine kavuşuncaya kadar dalsın, oynasınlar
Ali BulaçŞu halde sen, kendilerine vadedilen (azap) günlerine kavuşuncaya kadar onları bırak; dalıp-oynasınlar, oyalansınlar
Yusuf AliSo leave them to plunge in vain talk and play about, until they encounter that Day of theirs which they have been promised
Süleyman AteşO gün kabirlerden hızlı hızlı çıkarlar. Onlar dikilen(putlara yahut hedef)lere doğru koşar gibi (koşarlar)
Ali BulaçKabirlerinden koşarcasına çıkarılacakları gün, sanki onlar dikili birşeye yönelmiş gibidirler
Yusuf AliThe Day whereon they will issue from their sepulchres in sudden haste as if they were rushing to a goal-post (fixed for them)
Süleyman AteşGözleri düşük, yüzlerini alçaklık bürümüş bir durumda. İşte onlara va'dedilen gün, bugündür
Ali BulaçGözleri 'korkudan ve dehşetten düşük' yüzlerini de bir zillet kaplamış; işte bu, kendilerine vadedilmekte olan (kıyamet ve azap) günüdür
Yusuf AliTheir eyes lowered in dejection,- ignominy covering them (all over)! such is the Day the which they are promised