☪ Anlam Arayışı

72. Al-Jinn سُورَةُ الجِنِّ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
72:1
قُلۡ أُوحِيَ إِلَيَّ أَنَّهُ ٱسۡتَمَعَ نَفَرࣱ مِّنَ ٱلۡجِنِّ فَقَالُوٓاْ إِنَّا سَمِعۡنَا قُرۡءَانًا عَجَبࣰ ا
قُلْ
de ki
أُوحِىَ
vahyolundu
إِلَىَّ
bana
أَنَّهُ
gerçekten
ٱسْتَمَعَ
(Kur'an) dinledikleri
نَفَرٌۭ
bir topluluğun
مِّنَ
cin(ler)den
ٱلْجِنِّ
the jinn
فَقَالُوٓا۟
ve dedikleri
إِنَّا
şüphesiz biz
سَمِعْنَا
dinledik
قُرْءَانًا
bir Kur'an
عَجَبًۭا
harikulade güzel

Diyanet İşleri MealiDe ki: "Cinlerden bir topluluğun Kuran'ı dinlediği bana vahyolundu; onlar şöyle demişlerdir;" "Doğrusu biz, doğru yola götüren, hayrete düşüren bir Kuran dinledik de ona inandık; biz, Rabbimize hiçbir şeyi ortak koşmayacağız

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قل» يا محمد للناس «أُحي إليَّ» أي أخبرت بالوحي من الله تعالى «أنه» الضمير للشأن «استمع» لقراءتي «نفر من الجن» جن نصيبين وذلك في صلاة الصبح ببطن نخل، موضوع بين مكة والطائف، وهم الذين ذكروا في قوله تعالى (وإذ صرفنا إليك نفرا من الجن) الآية «فقالوا» لقومهم لما رجعوا إليهم «إنا سمعنا قرآنا عجب» يتعجب منه في فصاحته وغزارة معانيه وغير ذلك.

72:2 📚 3
يَهۡدِيٓ إِلَى ٱلرُّشۡدِ فَـَٔامَنَّا بِهِۦۖ وَلَن نُّشۡرِكَ بِرَبِّنَآ أَحَدࣰ ا
يَهْدِىٓ
iletiyor
إِلَى
doğru yola
ٱلرُّشْدِ
the right way
فَـَٔامَنَّا
ve inandık
بِهِۦ ۖ
ona
وَلَن
artık
نُّشْرِكَ
ortak koşmayacağız
بِرَبِّنَآ
Rabbimize
أَحَدًۭا
hiç kimseyi

Diyanet İşleri MealiDe ki: "Cinlerden bir topluluğun Kuran'ı dinlediği bana vahyolundu; onlar şöyle demişlerdir;" "Doğrusu biz, doğru yola götüren, hayrete düşüren bir Kuran dinledik de ona inandık; biz, Rabbimize hiçbir şeyi ortak koşmayacağız

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يهدي إلى الرشد» الإيمان والصواب «فآمنا به ولن نشرك» بعد اليوم «بربنا أحدا».

72:3
وَأَنَّهُۥ تَعَٰلَىٰ جَدُّ رَبِّنَا مَا ٱتَّخَذَ صَٰحِبَةࣰ وَلَا وَلَدࣰ ا
وَأَنَّهُۥ
doğrusu O
تَعَـٰلَىٰ
yücedir
جَدُّ
şanı
رَبِّنَا
Rabbimizin
مَا
O edinmemiştir
ٱتَّخَذَ
He has taken
صَـٰحِبَةًۭ
eş
وَلَا
ve ne de
وَلَدًۭا
çocuk

Diyanet İşleri MealiDoğrusu Rabbimizin yüceliği her yücelikten üstündür. O, zevce ve çocuk edinmemiştir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأنه» الضمير للشأن فيه وفي الموضعين بعده «تعالى جد ربنا» تنزه جلاله وعظمته عما نُسب إليه «ما اتخذ صاحبة» زوجة «ولا ولدا».

72:4
وَأَنَّهُۥ كَانَ يَقُولُ سَفِيهُنَا عَلَى ٱللَّهِ شَطَطࣰ ا
وَأَنَّهُۥ
gerçek şu ki
كَانَ
idi
يَقُولُ
söylüyor
سَفِيهُنَا
bizim beyinsiz
عَلَى
hakkında
ٱللَّهِ
Allah
شَطَطًۭا
saçma şeyler

Diyanet İşleri MealiDoğrusu aramızdaki beyinsiz, Allah'a karşı yalanlar uyduruyordu

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأنه كان يقول سفيهنا» جاهلنا «على الله شططا» غلوا في الكذب بوصفه بالصاحبة والولد.

72:5
وَأَنَّا ظَنَنَّآ أَن لَّن تَقُولَ ٱلۡإِنسُ وَٱلۡجِنُّ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبࣰ ا
وَأَنَّا
ve elbette biz
ظَنَنَّآ
sanmıştık
أَن
asla
لَّن
never
تَقُولَ
söylemeyeceklerini
ٱلْإِنسُ
insanların
وَٱلْجِنُّ
ve cinlerin
عَلَى
karşı
ٱللَّهِ
Allah'a
كَذِبًۭا
yalan

Diyanet İşleri MealiDoğrusu insanların ve cinlerin Allah'a karşı yalan uydurabileceklerini sanmazdık

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأنا ظننا أن» مخففة، أي أنه «لن تقول الإنس والجن على الله كذبا» بوصفه بذلك حتى تبينا كذبهم بذلك قال تعالى:

72:6
وَأَنَّهُۥ كَانَ رِجَالࣱ مِّنَ ٱلۡإِنسِ يَعُوذُونَ بِرِجَالࣲ مِّنَ ٱلۡجِنِّ فَزَادُوهُمۡ رَهَقࣰ ا
وَأَنَّهُۥ
ve doğrusu
كَانَ
idi
رِجَالٌۭ
(bazı) erkekler
مِّنَ
insanlardan
ٱلْإِنسِ
mankind
يَعُوذُونَ
sığınırlardı
بِرِجَالٍۢ
bazı erkeklere
مِّنَ
cinlerden
ٱلْجِنِّ
the jinn
فَزَادُوهُمْ
ve onların artırırlardı
رَهَقًۭا
şımarıklığını

Diyanet İşleri MealiGerçekten, bir takım insanlar, cinlerin bir takımına sığınırlardı da onların azgınlıklarını artırırlardı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأنه كان رجال من الإنس يعوذون» يستعيذون «برجال من الجن» حين ينزلون في سفرهم بمخوف فيقول كل رجل أعوذ بسيد هذا المكان من شر سفهائه «فزادوهم» بعوذهم بهم «رهقا» فقالوا سدنا الجن والإنس.

72:7
وَأَنَّهُمۡ ظَنُّواْ كَمَا ظَنَنتُمۡ أَن لَّن يَبۡعَثَ ٱللَّهُ أَحَدࣰ ا
وَأَنَّهُمْ
ve onlar da
ظَنُّوا۟
sanmışlardı
كَمَا
gibi
ظَنَنتُمْ
sizin sandığınız
أَن
asla
لَّن
never
يَبْعَثَ
diriltmeyeceğini
ٱللَّهُ
Allah'ın
أَحَدًۭا
hiç kimseyi

Diyanet İşleri MealiDoğrusu, onlar da sizin, Allah'ın kimseyi yeniden diriltmeyeceğinizi sandığınız gibi sanıda bulunmuşlardı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأنهم» أي الجن «ظنوا كما ظننتم» يا إنس «أن» مخففة من الثقيلة، أي أنه «لن يبعث الله أحدا» بعد موته.

72:8
وَأَنَّا لَمَسۡنَا ٱلسَّمَآءَ فَوَجَدۡنَٰهَا مُلِئَتۡ حَرَسࣰ ا شَدِيدࣰ ا وَشُهُبࣰ ا
وَأَنَّا
ve elbette biz
لَمَسْنَا
dokunduk
ٱلسَّمَآءَ
göğe
فَوَجَدْنَـٰهَا
ve onu bulduk
مُلِئَتْ
doldurulmuş
حَرَسًۭا
bekçilerle
شَدِيدًۭا
kuvvetli
وَشُهُبًۭا
ve ışınlarla

Diyanet İşleri MealiDoğrusu biz göğü yokladık; onu sert bekçiler ve kayan ateşlerle (ışınlarla) doldurulmuş bulduk

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
قال الجن «وأنا لمسنا السماء» رمنا استراق السمع «فوجدناها ملئت حرسا» من الملائكة «شديدا وشهبا» نجوما محرقة وذلك لما بعث النبي صلى الله عليه وسلم.

72:9
وَأَنَّا كُنَّا نَقۡعُدُ مِنۡهَا مَقَٰعِدَ لِلسَّمۡعِۖ فَمَن يَسۡتَمِعِ ٱلۡأٓنَ يَجِدۡ لَهُۥ شِهَابࣰ ا رَّصَدࣰ ا
وَأَنَّا
ve elbette biz
كُنَّا
idik
نَقْعُدُ
oturur
مِنْهَا
onun
مَقَـٰعِدَ
oturma yerlerinde
لِلسَّمْعِ ۖ
dinlemeğe mahsus
فَمَن
artık kim
يَسْتَمِعِ
dinlemek istese
ٱلْـَٔانَ
şimdi
يَجِدْ
bulur
لَهُۥ
kendisini
شِهَابًۭا
bir ışın
رَّصَدًۭا
gözetleyen

Diyanet İşleri MealiDoğrusu biz, göğün dinleyebileceğimiz bir yerinde otururduk; ama şimdi kim dinleyecek olsa, kendisini gözleyen bir ateş (ışın) buluyor

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأنا كنا» أي قبل مبعثه «نقعد منها مقاعد للسمع» أي نستمع «فمن يستمع الآن يجد له شهابا رصدا» أرصد له ليرمى به.

72:10 📚 1
وَأَنَّا لَا نَدۡرِيٓ أَشَرٌّ أُرِيدَ بِمَن فِي ٱلۡأَرۡضِ أَمۡ أَرَادَ بِهِمۡ رَبُّهُمۡ رَشَدࣰ ا
وَأَنَّا
ve elbette biz
لَا
bilmiyoruz
نَدْرِىٓ
we know
أَشَرٌّ
kötülük mü
أُرِيدَ
istendi
بِمَن
olanlara
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
أَمْ
yoksa
أَرَادَ
diledi
بِهِمْ
onları
رَبُّهُمْ
Rabbleri
رَشَدًۭا
doğruya iletmek (mi?)

Diyanet İşleri MealiYeryüzünde olanlara kötülük mü murad edildi, yahut Rableri onlara bir iyilik mi dilemiştir, doğrusu biz bilemeyiz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأنا لا ندري أشر أُريد» بعد استراق السمع «بمن في الأرض أم أراد بهم ربهم رشدا» خيرا.

72:11
وَأَنَّا مِنَّا ٱلصَّٰلِحُونَ وَمِنَّا دُونَ ذَٰلِكَۖ كُنَّا طَرَآئِقَ قِدَدࣰ ا
وَأَنَّا
bize gelince
مِنَّا
bizden vardır
ٱلصَّـٰلِحُونَ
iyiler (de)
وَمِنَّا
ve bizden vardır
دُونَ
başkası (da)
ذَٰلِكَ ۖ
bundan
كُنَّا
biz
طَرَآئِقَ
yollardayız
قِدَدًۭا
çeşitli

Diyanet İşleri MealiDoğrusu aramızda iyiler de vardır, bundan aşağı bulunanlar da vardır. Biz, türlü türlü yolda olan topluluklardık

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأنا منا الصالحون» بعد استماع القرآن «ومنا دون ذلك» أي قوم غير صالحين «كنا طرائق قددا» فرقا مختلفين مسلمين وكافرين.

72:12
وَأَنَّا ظَنَنَّآ أَن لَّن نُّعۡجِزَ ٱللَّهَ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَلَن نُّعۡجِزَهُۥ هَرَبࣰ ا
وَأَنَّا
biz
ظَنَنَّآ
anladık
أَن
asla
لَّن
never
نُّعْجِزَ
aciz bırakamayacağımızı
ٱللَّهَ
Allah'ı
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
وَلَن
ve asla
نُّعْجِزَهُۥ
O'nu aciz bırakamayacağımızı
هَرَبًۭا
kaçmakla

Diyanet İşleri MealiYeryüzünde kalsak da Allah'ı aciz bırakamayacağımız, başka yere kaçsak da, O'nu aciz kılamayacağımız gerçeğini şüphesiz anladık

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأنا ظننا أن» مخففة من الثقيلة أي أنه «لن نعجز الله في الأرض ولن نعجزه هربا» لا نفوته كائنين في الأرض أو هاربين منها في السماء.

72:13
وَأَنَّا لَمَّا سَمِعۡنَا ٱلۡهُدَىٰٓ ءَامَنَّا بِهِۦۖ فَمَن يُؤۡمِنۢ بِرَبِّهِۦ فَلَا يَخَافُ بَخۡسࣰ ا وَلَا رَهَقࣰ ا
وَأَنَّا
biz
لَمَّا
ne zaman ki
سَمِعْنَا
işitince
ٱلْهُدَىٰٓ
yol gösteren (Kur'an)ı
ءَامَنَّا
inandık
بِهِۦ ۖ
ona
فَمَن
artık kim
يُؤْمِنۢ
inanırsa
بِرَبِّهِۦ
Rabbine
فَلَا
korkmaz
يَخَافُ
he will fear
بَخْسًۭا
eksik verilmesinden
وَلَا
ve ne de
رَهَقًۭا
kötülük edilmesinden

Diyanet İşleri MealiŞüphesiz, doğruluk rehberi olan Kuran'ı dinlediğimizde ona inandık; kim Rabbine inanırsa, o, ecrinin eksiltileceğinden ve kendisine haksızlık edileceğinden korkmaz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأنا لما سمعنا الهدى» القرآن «آمنا به فمن يؤمن بربه فلا يخاف» بتقدير هو «بخسا» نقصا من حسناته «ولا رهقا» ظلما بالزيادة في سيئاته.

72:14
وَأَنَّا مِنَّا ٱلۡمُسۡلِمُونَ وَمِنَّا ٱلۡقَٰسِطُونَۖ فَمَنۡ أَسۡلَمَ فَأُوْلَٰٓئِكَ تَحَرَّوۡاْ رَشَدࣰ ا
وَأَنَّا
ve elbette biz
مِنَّا
bizden vardır
ٱلْمُسْلِمُونَ
müslümanlar
وَمِنَّا
ve bizden vardır
ٱلْقَـٰسِطُونَ ۖ
doğru yoldan sapanlar
فَمَنْ
artık kimler
أَسْلَمَ
müslüman olursa
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
تَحَرَّوْا۟
aramışlardır
رَشَدًۭا
doğru yolu

Diyanet İşleri Mealiİçimizde, kendini Allah'a vermiş olanlar da, yazık edenler de vardır. Kendini Allah'a veren kimseler, işte onlar, doğru yolu arayanlar, ona layık olanlardır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأنا منا المسلمون ومنا القاسطون» الجائرون بكفرهم «فمن أسلم فأولئك تحروْا رشدا» قصدوا هداية.

72:15
وَأَمَّا ٱلۡقَٰسِطُونَ فَكَانُواْ لِجَهَنَّمَ حَطَبࣰ ا
وَأَمَّا
ise
ٱلْقَـٰسِطُونَ
hak yoldan sapanlar
فَكَانُوا۟
olmuşlardır
لِجَهَنَّمَ
cehenneme
حَطَبًۭا
odun

Diyanet İşleri MealiKendilerine yazık edenlere gelince; onlar, cehennemin odunları oldular

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأما القاسطون فكانوا لجهنم حطبا» وقودا وأنا وأنهم وأنه في اثني عشر موضعا هي وأنه تعالى وأنا منا المسلمون وما بينهما بكسر الهمزة استئنافا وبفتحها بما يوجه به.

72:16
وَأَلَّوِ ٱسۡتَقَٰمُواْ عَلَى ٱلطَّرِيقَةِ لَأَسۡقَيۡنَٰهُم مَّآءً غَدَقࣰ ا
وَأَلَّوِ
ve şayet
ٱسْتَقَـٰمُوا۟
doğru gitselerdi
عَلَى
yolda
ٱلطَّرِيقَةِ
the Way
لَأَسْقَيْنَـٰهُم
onları sulardık
مَّآءً
su ile
غَدَقًۭا
bol

Diyanet İşleri MealiAma doğru yola girmiş olsalardı, onları bu hususta denememiz için onlara bol su içirirdik; kim Rabbini anmaktan yüz çevirirse, Rabbi onu gittikçe artan bir azaba uğratır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
قال تعالى في كفار مكة «وأنْ» مخففة من الثقيلة واسمها محذوف، أي وأنهم وهو معطوف على أنه استمع «لو استقاموا على الطريقة» أي طريقة الإسلام «لأسقيناهم ماء غدقا» كثيرا من السماء وذلك بعد ما رفع المطر عنهم سبع سنين.

72:17 📚 1
لِّنَفۡتِنَهُمۡ فِيهِۚ وَمَن يُعۡرِضۡ عَن ذِكۡرِ رَبِّهِۦ يَسۡلُكۡهُ عَذَابࣰ ا صَعَدࣰ ا
لِّنَفْتِنَهُمْ
onları sınayalım diye
فِيهِ ۚ
onunla
وَمَن
ve kim
يُعْرِضْ
yüz çevirirse
عَن
anmaktan
ذِكْرِ
the Remembrance
رَبِّهِۦ
Rabbini
يَسْلُكْهُ
onu sokar
عَذَابًۭا
bir azaba
صَعَدًۭا
alt eden

Diyanet İşleri MealiAma doğru yola girmiş olsalardı, onları bu hususta denememiz için onlara bol su içirirdik; kim Rabbini anmaktan yüz çevirirse, Rabbi onu gittikçe artan bir azaba uğratır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لنفتنهم» لنختبرهم «فيه» فنعلم كيف شكرهم علم ظهور «ومن يعرض عن ذكر ربه» القرآن «نسلكه» بالنون والياء ندخله «عذابا صعدا» شاقا.

72:18
وَأَنَّ ٱلۡمَسَٰجِدَ لِلَّهِ فَلَا تَدۡعُواْ مَعَ ٱللَّهِ أَحَدࣰ ا
وَأَنَّ
ve şüphesiz
ٱلْمَسَـٰجِدَ
mescidler
لِلَّهِ
Allah'a mahsustur
فَلَا
artık
تَدْعُوا۟
yalvarmayın
مَعَ
ile beraber
ٱللَّهِ
Allah
أَحَدًۭا
hiç kimseye

Diyanet İşleri MealiMescidler şüphesiz Allah'ındır, öyleyse oralarda Allah'a yalvarırken başkasını katmayın

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأن المساجد» مواضع الصلاة «لله فلا تدعوا» فيها «مع الله أحدا» بأن تشركوا كما كانت اليهود والنصارى إذا دخلوا كنائسهم وبيعهم أشركوا.

72:19 📚 2
وَأَنَّهُۥ لَمَّا قَامَ عَبۡدُ ٱللَّهِ يَدۡعُوهُ كَادُواْ يَكُونُونَ عَلَيۡهِ لِبَدࣰ ا
وَأَنَّهُۥ
ve şüphesiz
لَمَّا
ne zaman ki
قَامَ
kalktığında
عَبْدُ
kulu
ٱللَّهِ
Allah'ın
يَدْعُوهُ
O'na yalvarınca
كَادُوا۟
nerdeyse
يَكُونُونَ
oluyorlardı
عَلَيْهِ
onun üzerine
لِبَدًۭا
keçe gibi birbirlerine geçecek

Diyanet İşleri MealiAllah'ın kulu Muhammed, O'na yalvarmak, namaz kılmak için kalkınca, nerdeyse, çevresinde keçeleşirler, birbirlerine girerlerdi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأنه» بالفتح والكسر استئنافا والضمير للشأن «لما قام عبد الله» محمد النبي صلى الله عليه وسلم «يدعوه» يعبده ببطن نخل «كادوا» أي الجن المستمعون لقراءته «يكونون عليه لبدا» بكسر اللام وضمها جمع لبدة كاللبد في ركوب بعضهم بعضا ازدحاما حرصا على سماع القرآن.

72:20
قُلۡ إِنَّمَآ أَدۡعُواْ رَبِّي وَلَآ أُشۡرِكُ بِهِۦٓ أَحَدࣰ ا
قُلْ
de ki
إِنَّمَآ
ancak
أَدْعُوا۟
ben yalvarırım
رَبِّى
Rabbime
وَلَآ
ve
أُشْرِكُ
ortak koşmam
بِهِۦٓ
O'na
أَحَدًۭا
hiç kimseyi

Diyanet İşleri MealiDe ki: "Ben sadece Rabbime yalvarırım ve O'na kimseyi ortak koşmam

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال» مجيبا للكفار في قولهم ارجع عما أنت فيه وفي قراءة قل «إنما أدعو ربي» إلها «ولا أشرك به أحدا».

72:21
قُلۡ إِنِّي لَآ أَمۡلِكُ لَكُمۡ ضَرࣰّ ا وَلَا رَشَدࣰ ا
قُلْ
de ki
إِنِّى
elbette ben
لَآ
sahip değilim
أَمْلِكُ
possess
لَكُمْ
size (vermeye)
ضَرًّۭا
zarar
وَلَا
ve ne de
رَشَدًۭا
akıl

Diyanet İşleri MealiDe ki: "Ben size zarar vermeye de iyilik yapmaya da kadir değilim

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قل إني لا أملك لكم ضرا» غيا «ولا رشدا» خيرا.

72:22 📚 2
قُلۡ إِنِّي لَن يُجِيرَنِي مِنَ ٱللَّهِ أَحَدࣱ وَلَنۡ أَجِدَ مِن دُونِهِۦ مُلۡتَحَدًا
قُلْ
de ki
إِنِّى
elbette beni
لَن
kurtaramaz
يُجِيرَنِى
can protect me
مِنَ
Allahtan
ٱللَّهِ
Allah
أَحَدٌۭ
hiç kimse
وَلَنْ
ve asla
أَجِدَ
bulamam
مِن
ondan başka
دُونِهِۦ
besides Him
مُلْتَحَدًا
sığınacak kimse

Diyanet İşleri MealiDe ki: "Beni kimse Allah'a karşı savunamaz ve ben O'ndan başka bir sığınak bulamam

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قل إني لن يجيرني من الله» من عذابه إن عصيته «أحد ولن أجد من دونه» أي غيره «ملتحدا» ملتجأ.

72:23 📚 5
إِلَّا بَلَٰغࣰ ا مِّنَ ٱللَّهِ وَرِسَٰلَٰتِهِۦۚ وَمَن يَعۡصِ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ فَإِنَّ لَهُۥ نَارَ جَهَنَّمَ خَٰلِدِينَ فِيهَآ أَبَدًا
إِلَّا
sadece (yapabileceğim)
بَلَـٰغًۭا
duyurmaktır
مِّنَ
Allahtan
ٱللَّهِ
Allah
وَرِسَـٰلَـٰتِهِۦ ۚ
ve O'nun elçiliğidir
وَمَن
artık kim
يَعْصِ
baş kaldırırsa
ٱللَّهَ
Allah'a
وَرَسُولَهُۥ
ve Elçisine
فَإِنَّ
şüphesiz
لَهُۥ
ona vardır
نَارَ
ateşi
جَهَنَّمَ
cehennem
خَـٰلِدِينَ
sürekli kalacağı
فِيهَآ
içinde
أَبَدًا
ebedi

Diyanet İşleri MealiBenim yaptığım yalnız, Allah katından olanı, O'nun gönderdiklerini tebliğdir. Allah'a ve Peygamberine kim karşı gelirse ona, içinde sonsuz ve temelli kalınacak cehennem ateşi vardır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إلا بلاغا» استثناء من مفعول أملك، أي لا أملك لكم إلا البلاغ إليكم «من الله» أي عنه «ورسالاته» عطف على بلاغا وما بين المستثنى منه والاستثناء اعتراض لتأكيد نفي الاستطاعة «ومن يعص الله رسوله» في التوحيد فلم يؤمن «فإن له نار جهنم خالدين» حال من ضمير من في له رعاية في معناها وهي حال مقدرة والمعنى يدخلونها مقدار خلودهم «فيها أبدا».

72:24
حَتَّىٰٓ إِذَا رَأَوۡاْ مَا يُوعَدُونَ فَسَيَعۡلَمُونَ مَنۡ أَضۡعَفُ نَاصِرࣰ ا وَأَقَلُّ عَدَدࣰ ا
حَتَّىٰٓ
nihayet
إِذَا
zaman
رَأَوْا۟
gördükleri
مَا
şeyi
يُوعَدُونَ
kendilerine va'dedilen
فَسَيَعْلَمُونَ
bileceklerdir
مَنْ
kimin
أَضْعَفُ
daha zayıftır
نَاصِرًۭا
yardım edeni
وَأَقَلُّ
ve daha azdır
عَدَدًۭا
sayıca

Diyanet İşleri MealiSonunda, kendilerine söz verileni gördükleri zaman, kimin yardımcısının daha güçsüz ve sayısının daha az olduğunu bileceklerdir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«حتى إذا رأوْا» إبتدائية فيها معنى الغاية لمقدر قبلها أي لا يزالون على كفرهم إلى أن يروا «ما يوعدون» به من العذاب «فسيعلمون» عند حلوله بهم يوم بدر أو يوم القيامة «من أضعف ناصرا وأقل عددا» أعوانا أهم أم المؤمنون على القول الأول أو أنا أم هم على الثاني فقال بعضهم متى هذا الوعد؟ فنزل:

72:25 📚 1
قُلۡ إِنۡ أَدۡرِيٓ أَقَرِيبࣱ مَّا تُوعَدُونَ أَمۡ يَجۡعَلُ لَهُۥ رَبِّيٓ أَمَدًا
قُلْ
de ki
إِنْ
hayır
أَدْرِىٓ
bilmem
أَقَرِيبٌۭ
yakın mıdır?
مَّا
şey
تُوعَدُونَ
size söylenen
أَمْ
yoksa
يَجْعَلُ
koyacak (mıdır?)
لَهُۥ
onun için
رَبِّىٓ
Rabbim
أَمَدًا
uzun bir süre

Diyanet İşleri MealiDe ki: Size söz verilen yakın mıdır, yoksa Rabbim onu uzun süreli mi kılmıştır ben bilmem

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قل إن» أي ما «أدري أقريب ما توعدون»؟ من العذاب «أم يجعل له ربي أمدا» غاية وأجلا لا يعلمه إلا هو.

72:26 📚 5
عَٰلِمُ ٱلۡغَيۡبِ فَلَا يُظۡهِرُ عَلَىٰ غَيۡبِهِۦٓ أَحَدًا
عَـٰلِمُ
bilendir
ٱلْغَيْبِ
gaybı
فَلَا
göstermez
يُظْهِرُ
He reveals
عَلَىٰ
gizli bilgisini
غَيْبِهِۦٓ
His unseen
أَحَدًا
kimseye

Diyanet İşleri MealiGörülmeyeni bilen Allah, görülmeyene kimseyi muttali kılmaz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«عالم الغيب» ما غاب عن العباد «فلا يظهر» يطلع «على غيبه أحدا» من الناس.

72:27 📚 1
إِلَّا مَنِ ٱرۡتَضَىٰ مِن رَّسُولࣲ فَإِنَّهُۥ يَسۡلُكُ مِنۢ بَيۡنِ يَدَيۡهِ وَمِنۡ خَلۡفِهِۦ رَصَدࣰ ا
إِلَّا
ancak (gösterir)
مَنِ
kimseye
ٱرْتَضَىٰ
razı olduğu
مِن
elçiden
رَّسُولٍۢ
a Messenger
فَإِنَّهُۥ
çünkü O
يَسْلُكُ
sevk eder
مِنۢ
önüne
بَيْنِ
before
يَدَيْهِ
önüne
وَمِنْ
ve
خَلْفِهِۦ
arkasına
رَصَدًۭا
gözetleyiciler

Diyanet İşleri MealiAncak peygamberlerden, bildirmek istediği bunun dışındadır. Rablerinin bildirilerini tebliğ etmelerini ortaya koymak için her peygamberin önünden ve ardından gözcüler salar; onların yaptıklarını ilmiyle kuşatır ve herşeyi bir bir sayar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إلا من ارتضى من رسول فإنه» مع إطلاعه على ما شاء منه معجزة له «يسلك» يجعل ويسير «من بين يديه» أي الرسول «ومن خلفه رصدا» ملائكة يحفظونه حتى يبلغه في جملة الوحي.

72:28 📚 1
لِّيَعۡلَمَ أَن قَدۡ أَبۡلَغُواْ رِسَٰلَٰتِ رَبِّهِمۡ وَأَحَاطَ بِمَا لَدَيۡهِمۡ وَأَحۡصَىٰ كُلَّ شَيۡءٍ عَدَدَۢا
لِّيَعْلَمَ
bilsin diye
أَن
elbette
قَدْ
indeed
أَبْلَغُوا۟
duyurduklarını
رِسَـٰلَـٰتِ
risaletini
رَبِّهِمْ
Rablerinin
وَأَحَاطَ
ve kuşatmıştır
بِمَا
herşeyi
لَدَيْهِمْ
onlarda bulunan
وَأَحْصَىٰ
ve saymıştır
كُلَّ
her
شَىْءٍ
şeyi
عَدَدًۢا
bir bir

Diyanet İşleri MealiAncak peygamberlerden, bildirmek istediği bunun dışındadır. Rablerinin bildirilerini tebliğ etmelerini ortaya koymak için her peygamberin önünden ve ardından gözcüler salar; onların yaptıklarını ilmiyle kuşatır ve herşeyi bir bir sayar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ليعلم» الله علم ظهور «أن» مخففة من الثقيلة أي أنه «قد أبلغوا» أي الرسل «رسالات ربهم» روعي بجمع الضمير معنى من «وأحاط بما لديهم» عطف على مقدر، أي فعلم ذلك «وأحصى كل شيء عددا» تمييز وهو محول من المفعول والأصل أحصى عدد كل شيء.

← Önceki Sonraki →

72. Al-Jinn Suresi | Anlam Arayışı