74. Al-Muddaththir سُورَةُ المُدَّثِّرِ
Yusuf AliO thou wrapped up (in the mantle)
Ali BulaçEy bürünüp örtünen
Süleyman AteşEy örtüsüne bürünen
Yusuf AliArise and deliver thy warning
Ali BulaçKalk (ve) bundan böyle uyar
Süleyman AteşKalk, uyar
Yusuf AliAnd thy Lord do thou magnify
Ali BulaçRabbini tekbir et (yücelt)
Süleyman AteşRabbini tekbir et (O'nun büyüklüğünü an)
Yusuf AliAnd thy garments keep free from stain
Ali BulaçElbiseni temizle
Süleyman AteşElbiseni temizle
Yusuf AliAnd all abomination shun
Ali BulaçPislikten kaçınıp-uzaklaş
Süleyman AteşPislikten kaçın
Yusuf AliNor expect, in giving, any increase (for thyself)
Ali BulaçDaha çok istekte bulunmak için iyilik yapma
Süleyman AteşVerdiğini çok bularak başa kakma
Yusuf AliBut, for thy Lord's (Cause), be patient and constant
Ali BulaçRabbin için sabret
Süleyman AteşRabbin için sabret
Yusuf AliFinally, when the Trumpet is sounded
Ali BulaçÇünkü o boruya (sur'a) üfürüldüğü zaman
Süleyman AteşSur'a üflendiği zaman
Yusuf AliThat will be- that Day - a Day of Distress
Ali Bulaçİşte o gün, zorlu bir gündür
Süleyman Ateşİşte o gün, çetin bir gündür
Yusuf AliFar from easy for those without Faith
Ali BulaçKafirler içinse hiç kolay değildir
Süleyman AteşKafirler için kolay değildir
Yusuf AliLeave Me alone, (to deal) with the (creature) whom I created (bare and) alone
Ali BulaçKendisini tek olarak (ve yapayalnız) yarattığım (şu adam)ı Bana bırak
Süleyman AteşBenimle şu adamı yalnız bırak ki ben onu tek olarak yarattım
Yusuf AliTo whom I granted resources in abundance
Ali BulaçKi Ben ona, 'alabildiğine geniş kapsamlı bir mal’ (servet) verdim
Süleyman AteşOna uzun boylu mal verdim
Yusuf AliAnd sons to be by his side
Ali BulaçGöz önünde-hazır çocuklar (verdim)
Süleyman AteşGöz önünde oğullar (verdim)
Yusuf AliTo whom I made (life) smooth and comfortable
Ali BulaçVe sayısız imkan ve fırsatları önüne serdim
Süleyman AteşKendisine bir döşeyiş döşedim
Yusuf AliYet is he greedy-that I should add (yet more)
Ali BulaçSonra, daha arttırmam için tamah eder (doyumsuz istekte bulunur)
Süleyman AteşHala daha da artırmama göz dikiyor
Yusuf AliBy no means! For to Our Signs he has been refractory
Ali BulaçHayır; çünkü o, Bizim ayetlerimize karşı 'kesin bir inatçıdır
Süleyman AteşHayır, çünkü o bizim ayetlerimize karşı bir inatçı kesildi
Yusuf AliSoon will I visit him with a mount of calamities
Ali BulaçOnu alabildiğine sarp bir yokuşa süreceğim
Süleyman AteşOnu dimdik bir yokuşa sardıracağım
Yusuf AliFor he thought and he plotted
Ali BulaçÇünkü o, düşündü ve bir ölçü tespit etti
Süleyman AteşZira o düşündü, ölçtü, biçti
Yusuf AliAnd woe to him! How he plotted
Ali BulaçKahrolası, nasıl bir ölçü koydu
Süleyman AteşKahrolası nasıl da ölçtü, biçti
Yusuf AliYea, Woe to him; How he plotted
Ali BulaçYine kahrolası, nasıl bir ölçü koydu
Süleyman AteşYine kahrolası nasıl ölçtü, biçti
Yusuf AliThen he looked round
Ali BulaçSonra bir baktı
Süleyman AteşSonra baktı
Yusuf AliThen he frowned and he scowled
Ali BulaçSonra kaşlarını çattı ve yüzünü ekşitti
Süleyman AteşSonra surat astı, kaşlarını çattı
Yusuf AliThen he turned back and was haughty
Ali BulaçSonra da sırt çevirdi ve büyüklük tasladı (istikbar)
Süleyman AteşSonra arkasını döndü, böbürlendi
Yusuf AliThen said he: "This is nothing but magic, derived from of old
Ali BulaçBöylece: "Bu, yalnızca 'aktarılarak öğrenilen' bir büyüdür" dedi
Süleyman AteşBu dedi, rivayet edilip öğretilen bir büyüden başka bir şey değildir
Yusuf AliThis is nothing but the word of a mortal
Ali BulaçBu, bir beşer sözünden başkası değildir
Süleyman AteşBu, sadece, bir insan sözüdür
Yusuf AliSoon will I cast him into Hell-Fire
Ali BulaçOnu Ben, cehenneme sürükleyip-atacağım
Süleyman AteşOnu Sekar'a sokacağım
Yusuf AliAnd what will explain to thee what Hell-Fire is
Ali BulaçCehennem (sakar) nedir, sen bilir misin
Süleyman AteşSekar'ın ne olduğunu sen nereden bileceksin
Yusuf AliNaught doth it permit to endure, and naught doth it leave alone
Ali BulaçNe alıkoyar, ne bırakır
Süleyman Ateş(Geride bir şey) Komaz, bırakmaz (her şeyi yakıp yok eder)
Yusuf AliDarkening and changing the colour of man
Ali BulaçBeşere delicesine susamıştır
Süleyman AteşDurmadan deriler kavurur
Yusuf AliOver it are Nineteen
Ali BulaçOnun üzerinde ondokuz vardır
Süleyman AteşÜzerinde ondokuz (muhafız) vardır
Yusuf AliAnd We have set none but angels as Guardians of the Fire; and We have fixed their number only as a trial for Unbelievers,- in order that the People of the Book may arrive at certainty, and the Believers may increase in Faith,- and that no doub ts may be left for the People of the Book and the Believers, and that those in whose hearts is a disease and the Unbelievers may say, "What symbol doth God intend by this ?" Thus doth God leave to stray whom He pleaseth, and guide whom He pleaseth: an d none can know the forces of thy Lord, except He and this is no other than a warning to mankind
Ali BulaçBiz o ateşin koruyucularını meleklerden başkasını kılmadık. Ve onların sayısını inkar edenler için yalnızca bir fitne (konusu) yaptık ki, kendilerine kitap verilenler, kesin bir bilgiyle inansın, iman edenlerin de imanları artsın; kendilerine kitap verilenler ve iman edenler (böylece) kuşkuya kapılmasın. Kalplerinde bir hastalık olanlar ile kafirler de şöyle desin: "Allah, bu örnekle neyi anlatmak istedi?" İşte Allah, dilediğini böyle şaşırtıp-saptırır, dilediğini böyle hidayete erdirir. Rabbinin ordularını Kendisi'nden başka (hiç kimse) bilmez. Bu ise, beşer (insan) için yalnızca bir öğüttür
Süleyman AteşBiz cehennemin muhafızlarını hep melekler yaptık. Onların sayısını da inkar edenler için bir sınav yaptık ki, kendilerine Kitap verilmiş olanlar iyice inansın, inananların da imanı artsın. Kitap verilmiş olanlar ve inananlar kuşkulanmasınlar. Kalblerinde hastalık bulunanlar ve kafirler de: "Allah bu misalle ne demek istedi?" desinler. Böylece Allah, dilediğini şaşırtır, dilediğni doğru yola iletir. Rabbinin ordularını ancak kendisi bilir. Bu, insanlara bir uyarıdır
Yusuf AliNay, verily: By the Moon
Ali BulaçHayır; Ay'a andolsun
Süleyman AteşHayır, andolsun Aya
Yusuf AliAnd by the Night as it retreateth
Ali BulaçDönüp gittiği zaman geceye
Süleyman AteşDönüp gitmekte olan geceye
Yusuf AliAnd by the Dawn as it shineth forth
Ali BulaçAğardığı zaman sabaha
Süleyman AteşAğaran sabaha
Yusuf AliThis is but one of the mighty (portents)
Ali BulaçGerçekten o, büyük (musibet)lerden biridir
Süleyman AteşKi o (Sekar), büyük(bela)lardan biridir
Yusuf AliA warning to mankind
Ali BulaçBeşer (insan) için bir uyarıdır
Süleyman Ateşİnsanlar için uyarıcıdır
Yusuf AliTo any of you that chooses to press forward, or to follow behind
Ali BulaçSizlerden öne geçmek veya geride kalmak isteyenler için
Süleyman AteşSizden (iman yolunda) ileri gitmek veya geri kalmak dileyen kimseler için (uyarıcıdır)
Yusuf AliEvery soul will be (held) in pledge for its deeds
Ali BulaçHer nefis, kazandıklarına karşılık bir rehinedir
Süleyman AteşHer can, kazandığıyle (Allah katında) rehin alınmıştır
Yusuf AliExcept the Companions of the Right Hand
Ali BulaçAncak Ashab-ı Yemin (sağ ehli) hariç
Süleyman AteşYalnız sağın adamları (Kitapları sağdan verilenler) hariç
Yusuf Ali(They will be) in Gardens (of Delight): they will question each other
Ali BulaçOnlar cennetlerdedirler; birbirlerine sorarlar
Süleyman AteşOnlar cennetler içinde soruyorlar
Yusuf AliAnd (ask) of the Sinners
Ali BulaçSuçlu-günahkarları
Süleyman AteşSuçluların durumunu
Yusuf AliWhat led you into Hell Fire
Ali BulaçSizi şu cehenneme sürükleyip-iten nedir
Süleyman AteşSizi şu yakıcı ateşe ne sürükledi
Yusuf AliThey will say: "We were not of those who prayed
Ali BulaçOnlar: "Biz namaz kılanlardan değildik" dediler
Süleyman Ateş(Onlar da) Dediler ki: "Biz namaz kılanlardan olmadık
Yusuf AliNor were we of those who fed the indigent
Ali BulaçYoksula yedirmezdik
Süleyman AteşYoksula da yedirmezdik
Yusuf AliBut we used to talk vanities with vain talkers
Ali Bulaç(Batıla ve tutkulara) Dalıp gidenlerle biz de dalar giderdik
Süleyman AteşBoş şeylere dalanlarla birlikte dalardık
Yusuf AliAnd we used to deny the Day of Judgment
Ali BulaçDin (hesap ve ceza) gününü yalan sayıyorduk
Süleyman AteşCeza gününü yalanlardık
Yusuf AliUntil there came to us (the Hour) that is certain
Ali BulaçSonunda yakîn (kesin bir gerçek olan ölüm) gelip bize çattı
Süleyman Ateşİşte böyle iken ölüm bize gelip çattı
Yusuf AliThen will no intercession of (any) intercessors profit them
Ali BulaçArtık, şefaat edenlerin şefaati onlara bir yarar sağlamaz
Süleyman AteşArtık onlara şefa'atçilerin şefa'ati fayda vermez
Yusuf AliThen what is the matter with them that they turn away from admonition
Ali BulaçBuna rağmen, bunlara ne oluyor ki öğütten yüz çevirip duruyorlar
Süleyman AteşBöyle iken onlara ne oluyur ki öğütten yüz çeviriyorlar
Yusuf AliAs if they were affrighted asses
Ali BulaçSanki onlar, ürkmüş yaban eşekleri gibidirler
Süleyman AteşYaban eşekleri gibi
Yusuf AliFleeing from a lion
Ali BulaçArslandan korkup-kaçmışlar
Süleyman AteşAslandan ürkmüş
Yusuf AliForsooth, each one of them wants to be given scrolls (of revelation) spread out
Ali BulaçHayır; her biri, kendisine açılmış sahifelerin verilmesini ister
Süleyman AteşHayır, onlardan her kişi kendisine açılan sahifeler verilmesini istiyor
Yusuf AliBy no means! But they fear not the Hereafter
Ali BulaçHayır; onlar şüphesiz ahiretten korkmuyorlar
Süleyman AteşYok yok onlar ahiretten korkmuyorlar
Yusuf AliNay, this surely is an admonition
Ali BulaçGerçek (şu ki), o (Kur'an,) elbette bir öğüttür
Süleyman AteşHayır (iyi bilsinler ki) o (Kur'an) bir ikazdır
Yusuf AliLet any who will, keep it in remembrance
Ali BulaçArtık kim dilerse, öğüt alıp-düşünür
Süleyman AteşDileyen onu düşünür, öğüt alır
Yusuf AliBut none will keep it in remembrance except as God wills: He is the Lord of Righteousness, and the Lord of Forgiveness
Ali BulaçAllah dilemedikçe onlar öğüt almazlar; takvanın sahibi (onu kabul etmeye ehil olan) O'dur, mağfiretin sahibi (bağışlamaya ehil olan da) O'dur
Süleyman AteşAllah dilemedikçe onlar öğüt almazlar. Takva ve mağfiret ehli O'dur (kendisinden korunmağa, cezasından kaçınmağa layık olan ve günahları bağışlayan yalnız O'dur)