74. Al-Muddaththir سُورَةُ المُدَّثِّرِ
Ali BulaçEy bürünüp örtünen
Süleyman AteşEy örtüsüne bürünen
«يا أيها المدثر» النبي صلى الله عليه وسلم وأصله المتدثر أدغمت التاء في الدال، أي المتلفف بثيابه عند نزول الوحي عليه.
Ali BulaçKalk (ve) bundan böyle uyar
Süleyman AteşKalk, uyar
«قم فأنذر» خوِّف أهل مكة النار إن لم يؤمنوا.
Ali BulaçRabbini tekbir et (yücelt)
Süleyman AteşRabbini tekbir et (O'nun büyüklüğünü an)
«وربك فكبر» عظِّم عن إشراك المشركين.
Ali BulaçElbiseni temizle
Süleyman AteşElbiseni temizle
«وثيابك فطهر» عن النجاسة أو قصرها خلاف جر العرب ثيابهم خيلاء فربما أصابتها نجاسة.
Ali BulaçPislikten kaçınıp-uzaklaş
Süleyman AteşPislikten kaçın
«والرُّجز» فسره النبي صلى الله عليه وسلم بالأوثان «فاهجر» أي دم على هجره.
Ali BulaçDaha çok istekte bulunmak için iyilik yapma
Süleyman AteşVerdiğini çok bularak başa kakma
«ولا تمنن تستكثر» بالرفع حال، أي لا تعط شيئا لتطلب أكثر منه وهذا خاص به صلى الله عليه وسلم لأنه مأمور بأجمل الأخلاق وأشرف الآداب.
Ali BulaçRabbin için sabret
Süleyman AteşRabbin için sabret
«ولربك فاصبر» على الأوامر والنواهي.
Ali BulaçÇünkü o boruya (sur'a) üfürüldüğü zaman
Süleyman AteşSur'a üflendiği zaman
«فإذا نقر في الناقور» نفخ في الصور وهو القرن النفخة الثانية.
Ali Bulaçİşte o gün, zorlu bir gündür
Süleyman Ateşİşte o gün, çetin bir gündür
«فذلك» أي وقت النقر «يومئذ» بدل مما قبله المبتدأ وبني لإضافته إلى غير متمكن وخبر المبتدأ «يوم عسير» والعامل في إذا ما دلت عليه الجملة اشتد الأمر.
Ali BulaçKafirler içinse hiç kolay değildir
Süleyman AteşKafirler için kolay değildir
«على الكافرين غير يسير» فيه دلالة على أنه يسير على المؤمنين في عسره.
Ali BulaçKendisini tek olarak (ve yapayalnız) yarattığım (şu adam)ı Bana bırak
Süleyman AteşBenimle şu adamı yalnız bırak ki ben onu tek olarak yarattım
«ذرني» اتركني «ومن خلقت» عطف على المفعول أو مفعول معه «وحيدا» حال من مَن أو من ضميره المحذوف من خلقت منفردا بلا أهل ولا مال هو الوليد بن المغيرة المخزومي.
Ali BulaçKi Ben ona, 'alabildiğine geniş kapsamlı bir mal’ (servet) verdim
Süleyman AteşOna uzun boylu mal verdim
«وجعلت له مالا ممدودا» واسعا متصلا من الزروع والضروع والتجارة.
Ali BulaçGöz önünde-hazır çocuklar (verdim)
Süleyman AteşGöz önünde oğullar (verdim)
«وبنين» عشرة أو أكثر «شهودا» يشهدون المحافل وتسمع شهاداتهم.
Ali BulaçVe sayısız imkan ve fırsatları önüne serdim
Süleyman AteşKendisine bir döşeyiş döşedim
«ومهدت» بسطت «له» في العيش والعمر والولد «تمهيدا».
Ali BulaçSonra, daha arttırmam için tamah eder (doyumsuz istekte bulunur)
Süleyman AteşHala daha da artırmama göz dikiyor
«ثم يطمع أن أزيد».
Ali BulaçHayır; çünkü o, Bizim ayetlerimize karşı 'kesin bir inatçıdır
Süleyman AteşHayır, çünkü o bizim ayetlerimize karşı bir inatçı kesildi
«كلا» لا أزيده على ذلك «إنه كان لآياتنا» القرآن «عنيدا» معاندا.
Ali BulaçOnu alabildiğine sarp bir yokuşa süreceğim
Süleyman AteşOnu dimdik bir yokuşa sardıracağım
«سأرهقه» أكلفه «صعودا» مشقة من العذاب أو جبلا من نار يصعد فيه ثم يهوي أبدا.
Ali BulaçÇünkü o, düşündü ve bir ölçü tespit etti
Süleyman AteşZira o düşündü, ölçtü, biçti
«إنه فكر» فيما يقول في القرآن الذي سمعه النبي صلى الله عليه وسلم «وقدر» في نفسه ذلك.
Ali BulaçKahrolası, nasıl bir ölçü koydu
Süleyman AteşKahrolası nasıl da ölçtü, biçti
«فقتل» لعن وعذب «كيف قدر» على أي حال كان تقديره.
Ali BulaçYine kahrolası, nasıl bir ölçü koydu
Süleyman AteşYine kahrolası nasıl ölçtü, biçti
«ثم قتل كيف قدر».
Ali BulaçSonra bir baktı
Süleyman AteşSonra baktı
«ثم نظر» في وجوه قومه أو فيما يقدح به فيه.
Ali BulaçSonra kaşlarını çattı ve yüzünü ekşitti
Süleyman AteşSonra surat astı, kaşlarını çattı
«ثم عبس» قبض وجهه وكلحه ضيقا بما يقول «وبسر» زاد في القبض والكلوح.
Ali BulaçSonra da sırt çevirdi ve büyüklük tasladı (istikbar)
Süleyman AteşSonra arkasını döndü, böbürlendi
«ثم أدبر» عن الإيمان «واستكبر» تكبر عن اتباع النبي صلى الله عليه وسلم.
Ali BulaçBöylece: "Bu, yalnızca 'aktarılarak öğrenilen' bir büyüdür" dedi
Süleyman AteşBu dedi, rivayet edilip öğretilen bir büyüden başka bir şey değildir
«فقال» فيما جاء به «إن» ما «هذا إلا سحر يؤثر» ينقل عن السحرة.
Ali BulaçBu, bir beşer sözünden başkası değildir
Süleyman AteşBu, sadece, bir insan sözüdür
ما «إن هذا إلا قول البشر» كما قالوا إنما يعلمه بشر.
Ali BulaçOnu Ben, cehenneme sürükleyip-atacağım
Süleyman AteşOnu Sekar'a sokacağım
«سأصليه» أُدخله «سقر» جهنم.
Ali BulaçCehennem (sakar) nedir, sen bilir misin
Süleyman AteşSekar'ın ne olduğunu sen nereden bileceksin
«وما أدراك ما سقر» تعظيم شأنها.
Ali BulaçNe alıkoyar, ne bırakır
Süleyman Ateş(Geride bir şey) Komaz, bırakmaz (her şeyi yakıp yok eder)
«لا تبقي ولا تذر» شيئا من لحم ولا عصب إلا أهلكته ثم يعود كما كان.
Ali BulaçBeşere delicesine susamıştır
Süleyman AteşDurmadan deriler kavurur
«لواحة للبشر» محرقة لظاهر الجلد.
Ali BulaçOnun üzerinde ondokuz vardır
Süleyman AteşÜzerinde ondokuz (muhafız) vardır
«عليها تسعة عشر» ملكا خزنتها قال بعض الكفار وكان قويا شديد البأس أنا أكفيكم سبعة عشر واكفوني أنتم اثنين قال تعالى:
Ali BulaçBiz o ateşin koruyucularını meleklerden başkasını kılmadık. Ve onların sayısını inkar edenler için yalnızca bir fitne (konusu) yaptık ki, kendilerine kitap verilenler, kesin bir bilgiyle inansın, iman edenlerin de imanları artsın; kendilerine kitap verilenler ve iman edenler (böylece) kuşkuya kapılmasın. Kalplerinde bir hastalık olanlar ile kafirler de şöyle desin: "Allah, bu örnekle neyi anlatmak istedi?" İşte Allah, dilediğini böyle şaşırtıp-saptırır, dilediğini böyle hidayete erdirir. Rabbinin ordularını Kendisi'nden başka (hiç kimse) bilmez. Bu ise, beşer (insan) için yalnızca bir öğüttür
Süleyman AteşBiz cehennemin muhafızlarını hep melekler yaptık. Onların sayısını da inkar edenler için bir sınav yaptık ki, kendilerine Kitap verilmiş olanlar iyice inansın, inananların da imanı artsın. Kitap verilmiş olanlar ve inananlar kuşkulanmasınlar. Kalblerinde hastalık bulunanlar ve kafirler de: "Allah bu misalle ne demek istedi?" desinler. Böylece Allah, dilediğini şaşırtır, dilediğni doğru yola iletir. Rabbinin ordularını ancak kendisi bilir. Bu, insanlara bir uyarıdır
«وما جعلنا أصحاب النار إلا ملائكة» أي فلا يطاقون كما يتوهمون «وما جعلنا عدتهم» ذلك «إلا فتنة» ضلالا «للذين كفروا» بأن يقولوا لم كانوا تسعة عشر «ليستيقن» ليستبين «الذين أوتوا الكتاب» أي اليهود صدق النبي صلى الله عليه وسلم في كونهم تسعة عشر الموافق لما في كتابهم «ويزداد الذين آمنوا» من أهل الكتاب «إيمانا» تصديقا لموافقته ما أتي به النبي صلى الله عليه وسلم لما في كتابهم «ولا يرتاب الذين أُوتوا الكتاب والمؤمنون» من غيرهم في عدد الملائكة «وليقول الذين في قلوبهم مرض» شك بالمدينة «والكافرون» بمكة «ماذا أراد الله بهذا» العدد «مثلا» سموه لغرابته بذلك وأعرب حالا «كذلك» أي مثل إضلال منكر هذا العدد وهدى مصدقه «يضل الله من يشاء ويهدي من يشاء وما يعلم جنود ربك» أي الملائكة في قوتهم وأعوانهم «إلا هو وما هي» أي سقر «إلا ذكرى للبشر».
Ali BulaçHayır; Ay'a andolsun
Süleyman AteşHayır, andolsun Aya
«كلا» استفتاح بمعنى ألا «والقمر».
Ali BulaçDönüp gittiği zaman geceye
Süleyman AteşDönüp gitmekte olan geceye
«والليل إذا» بفتح الذال «دبر» جاء بعد النهار وفي قراءة إذ دبر بسكون الذال بعدها همزة، أي مضى.
Ali BulaçAğardığı zaman sabaha
Süleyman AteşAğaran sabaha
«والصبح إذا أسفر» ظهر.
Ali BulaçGerçekten o, büyük (musibet)lerden biridir
Süleyman AteşKi o (Sekar), büyük(bela)lardan biridir
«إنها» أي سقر «لإحدى الكبر» البلايا العظام.
Ali BulaçBeşer (insan) için bir uyarıdır
Süleyman Ateşİnsanlar için uyarıcıdır
«نذيرا» حال من إحدى وذكر لأنها بمعنى العذاب «للبشر».
Ali BulaçSizlerden öne geçmek veya geride kalmak isteyenler için
Süleyman AteşSizden (iman yolunda) ileri gitmek veya geri kalmak dileyen kimseler için (uyarıcıdır)
«لمن شاء منكم» بدل من البشر «أن يتقدم» إلى الخير أو الجنة بالإيمان «أو يتأخر» إلى الشر أو النار بالكفر.
Ali BulaçHer nefis, kazandıklarına karşılık bir rehinedir
Süleyman AteşHer can, kazandığıyle (Allah katında) rehin alınmıştır
«كل نفس بما كسبت رهينة» مرهونة مأخوذة بعملها في النار.
Ali BulaçAncak Ashab-ı Yemin (sağ ehli) hariç
Süleyman AteşYalnız sağın adamları (Kitapları sağdan verilenler) hariç
«إلا أصحاب اليمين» وهم المؤمنون فناجون منها كائنون.
Ali BulaçOnlar cennetlerdedirler; birbirlerine sorarlar
Süleyman AteşOnlar cennetler içinde soruyorlar
«في جنات يتساءلون» بينهم.
Ali BulaçSuçlu-günahkarları
Süleyman AteşSuçluların durumunu
«عن المجرمين» وحالهم ويقولون لهم بعد إخراج الموحدين من النار.
Ali BulaçSizi şu cehenneme sürükleyip-iten nedir
Süleyman AteşSizi şu yakıcı ateşe ne sürükledi
«ما سلككم» أدخلكم «في سقر».
Ali BulaçOnlar: "Biz namaz kılanlardan değildik" dediler
Süleyman Ateş(Onlar da) Dediler ki: "Biz namaz kılanlardan olmadık
«قالوا لم نك من المصلين».
Ali BulaçYoksula yedirmezdik
Süleyman AteşYoksula da yedirmezdik
«ولم نك نطعم المسكين».
Ali Bulaç(Batıla ve tutkulara) Dalıp gidenlerle biz de dalar giderdik
Süleyman AteşBoş şeylere dalanlarla birlikte dalardık
«وكنا نخوض» في الباطل «مع الخائضين».
Ali BulaçDin (hesap ve ceza) gününü yalan sayıyorduk
Süleyman AteşCeza gününü yalanlardık
«وكنا نكذب بيوم الدين» البعث والجزاء.
Ali BulaçSonunda yakîn (kesin bir gerçek olan ölüm) gelip bize çattı
Süleyman Ateşİşte böyle iken ölüm bize gelip çattı
«حتى أتانا اليقين» الموت.
Ali BulaçArtık, şefaat edenlerin şefaati onlara bir yarar sağlamaz
Süleyman AteşArtık onlara şefa'atçilerin şefa'ati fayda vermez
«فما تنفعهم شفاعة الشافعين» من الملائكة والأنبياء والصالحين والمعنى لا شفاعة لهم.
Ali BulaçBuna rağmen, bunlara ne oluyor ki öğütten yüz çevirip duruyorlar
Süleyman AteşBöyle iken onlara ne oluyur ki öğütten yüz çeviriyorlar
«فما» مبتدأ «لهم» خبره متعلق بمحذوف انتقل ضميره إليه «عن التذكرة معرضين» حال من الضمير والمعنى أي شيء حصل لهم في إعراضهم عن الاتعاظ.
Ali BulaçSanki onlar, ürkmüş yaban eşekleri gibidirler
Süleyman AteşYaban eşekleri gibi
«كأنهم حمر مستنفرة» وحشية.
Ali BulaçArslandan korkup-kaçmışlar
Süleyman AteşAslandan ürkmüş
«فرت من قسورة» أسد أي هربت منه أشد الهرب.
Ali BulaçHayır; her biri, kendisine açılmış sahifelerin verilmesini ister
Süleyman AteşHayır, onlardan her kişi kendisine açılan sahifeler verilmesini istiyor
«بل يريد كل امرىء منهم أن يؤتى صحفا منشرة» أي من الله تعالى باتباع النبي كما قالوا: لن نؤمن لك حتى تنزل علينا كتابا نقرؤه.
Ali BulaçHayır; onlar şüphesiz ahiretten korkmuyorlar
Süleyman AteşYok yok onlar ahiretten korkmuyorlar
«كلا» ردع عما أرادوه «بل لا يخافون الآخرة» أي عذابها.
Ali BulaçGerçek (şu ki), o (Kur'an,) elbette bir öğüttür
Süleyman AteşHayır (iyi bilsinler ki) o (Kur'an) bir ikazdır
«كلا» استفتاح «إنه» أي القرآن «تذكرة» عظة.
Ali BulaçArtık kim dilerse, öğüt alıp-düşünür
Süleyman AteşDileyen onu düşünür, öğüt alır
«فمن شاء ذكره» قرأه فاتعظ به.
Ali BulaçAllah dilemedikçe onlar öğüt almazlar; takvanın sahibi (onu kabul etmeye ehil olan) O'dur, mağfiretin sahibi (bağışlamaya ehil olan da) O'dur
Süleyman AteşAllah dilemedikçe onlar öğüt almazlar. Takva ve mağfiret ehli O'dur (kendisinden korunmağa, cezasından kaçınmağa layık olan ve günahları bağışlayan yalnız O'dur)
«وما يذكرون» بالياء والتاء «إلا أن يشاء الله هو أهل التقوى» بأن يتقى «وأهل المغفرة» بأن يغفر لمن اتقاه.