74. Al-Muddaththir سُورَةُ المُدَّثِّرِ
Diyanet İşleri MealiEy örtüye bürünen
«يا أيها المدثر» النبي صلى الله عليه وسلم وأصله المتدثر أدغمت التاء في الدال، أي المتلفف بثيابه عند نزول الوحي عليه.
Diyanet İşleri MealiKalk da uyar
«قم فأنذر» خوِّف أهل مكة النار إن لم يؤمنوا.
Diyanet İşleri MealiRabbini yücelt
«وربك فكبر» عظِّم عن إشراك المشركين.
Diyanet İşleri MealiGiydiklerini temiz tut
«وثيابك فطهر» عن النجاسة أو قصرها خلاف جر العرب ثيابهم خيلاء فربما أصابتها نجاسة.
Diyanet İşleri MealiKötü şeyleri terke devam et
«والرُّجز» فسره النبي صلى الله عليه وسلم بالأوثان «فاهجر» أي دم على هجره.
Diyanet İşleri MealiYaptığın iyiliği çok görerek başa kakma
«ولا تمنن تستكثر» بالرفع حال، أي لا تعط شيئا لتطلب أكثر منه وهذا خاص به صلى الله عليه وسلم لأنه مأمور بأجمل الأخلاق وأشرف الآداب.
Diyanet İşleri MealiRabbin için sabret
«ولربك فاصبر» على الأوامر والنواهي.
Diyanet İşleri MealiSura üflendiği vakit, işte o gün, inkarcılara kolay olmayan zorlu bir gündür
«فإذا نقر في الناقور» نفخ في الصور وهو القرن النفخة الثانية.
Diyanet İşleri MealiSura üflendiği vakit, işte o gün, inkarcılara kolay olmayan zorlu bir gündür
«فذلك» أي وقت النقر «يومئذ» بدل مما قبله المبتدأ وبني لإضافته إلى غير متمكن وخبر المبتدأ «يوم عسير» والعامل في إذا ما دلت عليه الجملة اشتد الأمر.
Diyanet İşleri MealiSura üflendiği vakit, işte o gün, inkarcılara kolay olmayan zorlu bir gündür
«على الكافرين غير يسير» فيه دلالة على أنه يسير على المؤمنين في عسره.
Diyanet İşleri MealiTek olarak yaratıp kendisine bol bol mal, çevresinde bulunan oğullar verdiğim ve nimetleri yaydıkça yaydığım o kimseyi Bana bırak
«ذرني» اتركني «ومن خلقت» عطف على المفعول أو مفعول معه «وحيدا» حال من مَن أو من ضميره المحذوف من خلقت منفردا بلا أهل ولا مال هو الوليد بن المغيرة المخزومي.
Diyanet İşleri MealiTek olarak yaratıp kendisine bol bol mal, çevresinde bulunan oğullar verdiğim ve nimetleri yaydıkça yaydığım o kimseyi Bana bırak
«وجعلت له مالا ممدودا» واسعا متصلا من الزروع والضروع والتجارة.
Diyanet İşleri MealiTek olarak yaratıp kendisine bol bol mal, çevresinde bulunan oğullar verdiğim ve nimetleri yaydıkça yaydığım o kimseyi Bana bırak
«وبنين» عشرة أو أكثر «شهودا» يشهدون المحافل وتسمع شهاداتهم.
Diyanet İşleri MealiTek olarak yaratıp kendisine bol bol mal, çevresinde bulunan oğullar verdiğim ve nimetleri yaydıkça yaydığım o kimseyi Bana bırak
«ومهدت» بسطت «له» في العيش والعمر والولد «تمهيدا».
Diyanet İşleri MealiBir de verdiğim nimetten artırmamı umar
«ثم يطمع أن أزيد».
Diyanet İşleri MealiHayır; hayır; çünkü o, Bizim ayetlerimize karşı son derece inatçıdır
«كلا» لا أزيده على ذلك «إنه كان لآياتنا» القرآن «عنيدا» معاندا.
Diyanet İşleri MealiOnu sarp bir yokuşa sardıracağım
«سأرهقه» أكلفه «صعودا» مشقة من العذاب أو جبلا من نار يصعد فيه ثم يهوي أبدا.
Diyanet İşleri MealiÇünkü o, düşündü, ölçtü biçti
«إنه فكر» فيما يقول في القرآن الذي سمعه النبي صلى الله عليه وسلم «وقدر» في نفسه ذلك.
Diyanet İşleri MealiCanı çıkası, ne biçim ölçüp biçti
«فقتل» لعن وعذب «كيف قدر» على أي حال كان تقديره.
Diyanet İşleri MealiCanı çıkası; sonra yine ne biçim ölçüp biçti
«ثم قتل كيف قدر».
Diyanet İşleri MealiSonra baktı
«ثم نظر» في وجوه قومه أو فيما يقدح به فيه.
Diyanet İşleri MealiSonra kaşlarını çattı, suratını aştı
«ثم عبس» قبض وجهه وكلحه ضيقا بما يقول «وبسر» زاد في القبض والكلوح.
Diyanet İşleri MealiSonra da sırt çevirip büyüklük tasladı
«ثم أدبر» عن الإيمان «واستكبر» تكبر عن اتباع النبي صلى الله عليه وسلم.
Diyanet İşleri MealiBu sadece öğretilegelen bir sihirdir. Bu Kuran yalnızca bir insan sözüdür" dedi
«فقال» فيما جاء به «إن» ما «هذا إلا سحر يؤثر» ينقل عن السحرة.
Diyanet İşleri MealiBu sadece öğretilegelen bir sihirdir. Bu Kuran yalnızca bir insan sözüdür" dedi
ما «إن هذا إلا قول البشر» كما قالوا إنما يعلمه بشر.
Diyanet İşleri Mealiİşte bu adamı yakıcı bir ateşe yaslayacağım
«سأصليه» أُدخله «سقر» جهنم.
Diyanet İşleri MealiYakıcı ateşin ne olduğunu sen nerden bilirsin
«وما أدراك ما سقر» تعظيم شأنها.
Diyanet İşleri MealiO, ne geri bırakır ne de azabdan vazgeçer
«لا تبقي ولا تذر» شيئا من لحم ولا عصب إلا أهلكته ثم يعود كما كان.
Diyanet İşleri Mealiİnsanın derisini kavurur
«لواحة للبشر» محرقة لظاهر الجلد.
Diyanet İşleri MealiOrada ondokuz bekçi vardır
«عليها تسعة عشر» ملكا خزنتها قال بعض الكفار وكان قويا شديد البأس أنا أكفيكم سبعة عشر واكفوني أنتم اثنين قال تعالى:
Diyanet İşleri MealiCehennemin bekçilerini yalnız meleklerden kılmışızdır. Sayılarını bildirmekle de, ancak inkar edenlerin denenmesini ve kendilerine kitap verilenlerin kesin bilgi edinmesini ve inananların da imanlarının artmasını sağladık. Kendilerine kitap verilenler ve inananlar şüpheye düşmesinler. Kalblerinde hastalık bulunanlar ve inkarcılar: "Allah bu misalle neyi muradetti?" desinler. İşte Allah, böylece, dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola eriştirir. Rabbinin ordularını kendisinden başkası bilmez. Bu, insanoğluna bir öğütten ibarettir
«وما جعلنا أصحاب النار إلا ملائكة» أي فلا يطاقون كما يتوهمون «وما جعلنا عدتهم» ذلك «إلا فتنة» ضلالا «للذين كفروا» بأن يقولوا لم كانوا تسعة عشر «ليستيقن» ليستبين «الذين أوتوا الكتاب» أي اليهود صدق النبي صلى الله عليه وسلم في كونهم تسعة عشر الموافق لما في كتابهم «ويزداد الذين آمنوا» من أهل الكتاب «إيمانا» تصديقا لموافقته ما أتي به النبي صلى الله عليه وسلم لما في كتابهم «ولا يرتاب الذين أُوتوا الكتاب والمؤمنون» من غيرهم في عدد الملائكة «وليقول الذين في قلوبهم مرض» شك بالمدينة «والكافرون» بمكة «ماذا أراد الله بهذا» العدد «مثلا» سموه لغرابته بذلك وأعرب حالا «كذلك» أي مثل إضلال منكر هذا العدد وهدى مصدقه «يضل الله من يشاء ويهدي من يشاء وما يعلم جنود ربك» أي الملائكة في قوتهم وأعوانهم «إلا هو وما هي» أي سقر «إلا ذكرى للبشر».
Diyanet İşleri MealiHayır, hayır öğüt almazlar. Aya, dönüp gelen geceye, ağarmakta olan sabaha and olsun ki, içinizden öne geçmek veya geri kalmak isteyen kimseye, insanoğlunu uyarıcı olarak anlatılan cehennem büyük olaylardan biridir
«كلا» استفتاح بمعنى ألا «والقمر».
Diyanet İşleri MealiHayır, hayır öğüt almazlar. Aya, dönüp gelen geceye, ağarmakta olan sabaha and olsun ki, içinizden öne geçmek veya geri kalmak isteyen kimseye, insanoğlunu uyarıcı olarak anlatılan cehennem büyük olaylardan biridir
«والليل إذا» بفتح الذال «دبر» جاء بعد النهار وفي قراءة إذ دبر بسكون الذال بعدها همزة، أي مضى.
Diyanet İşleri MealiHayır, hayır öğüt almazlar. Aya, dönüp gelen geceye, ağarmakta olan sabaha and olsun ki, içinizden öne geçmek veya geri kalmak isteyen kimseye, insanoğlunu uyarıcı olarak anlatılan cehennem büyük olaylardan biridir
«والصبح إذا أسفر» ظهر.
Diyanet İşleri MealiHayır, hayır öğüt almazlar. Aya, dönüp gelen geceye, ağarmakta olan sabaha and olsun ki, içinizden öne geçmek veya geri kalmak isteyen kimseye, insanoğlunu uyarıcı olarak anlatılan cehennem büyük olaylardan biridir
«إنها» أي سقر «لإحدى الكبر» البلايا العظام.
Diyanet İşleri MealiHayır, hayır öğüt almazlar. Aya, dönüp gelen geceye, ağarmakta olan sabaha and olsun ki, içinizden öne geçmek veya geri kalmak isteyen kimseye, insanoğlunu uyarıcı olarak anlatılan cehennem büyük olaylardan biridir
«نذيرا» حال من إحدى وذكر لأنها بمعنى العذاب «للبشر».
Diyanet İşleri MealiHayır, hayır öğüt almazlar. Aya, dönüp gelen geceye, ağarmakta olan sabaha and olsun ki, içinizden öne geçmek veya geri kalmak isteyen kimseye, insanoğlunu uyarıcı olarak anlatılan cehennem büyük olaylardan biridir
«لمن شاء منكم» بدل من البشر «أن يتقدم» إلى الخير أو الجنة بالإيمان «أو يتأخر» إلى الشر أو النار بالكفر.
Diyanet İşleri MealiHerkes kazancına bağlı bir rehindir
«كل نفس بما كسبت رهينة» مرهونة مأخوذة بعملها في النار.
Diyanet İşleri MealiAncak, defteri sağdan verilenler böyle değildir; onlar cennettedirler. Suçlulara: "Sizi bu yakıcı ateşe sürükleyen nedir?" diye sorarlar
«إلا أصحاب اليمين» وهم المؤمنون فناجون منها كائنون.
Diyanet İşleri MealiAncak, defteri sağdan verilenler böyle değildir; onlar cennettedirler. Suçlulara: "Sizi bu yakıcı ateşe sürükleyen nedir?" diye sorarlar
«في جنات يتساءلون» بينهم.
Diyanet İşleri MealiAncak, defteri sağdan verilenler böyle değildir; onlar cennettedirler. Suçlulara: "Sizi bu yakıcı ateşe sürükleyen nedir?" diye sorarlar
«عن المجرمين» وحالهم ويقولون لهم بعد إخراج الموحدين من النار.
Diyanet İşleri MealiAncak, defteri sağdan verilenler böyle değildir; onlar cennettedirler. Suçlulara: "Sizi bu yakıcı ateşe sürükleyen nedir?" diye sorarlar
«ما سلككم» أدخلكم «في سقر».
Diyanet İşleri MealiOnlar derler ki: "Namaz kılanlardan değildik
«قالوا لم نك من المصلين».
Diyanet İşleri MealiDüşkün kimseyi doyurmuyorduk
«ولم نك نطعم المسكين».
Diyanet İşleri MealiBatıla dalanlarla biz de dalardık
«وكنا نخوض» في الباطل «مع الخائضين».
Diyanet İşleri MealiCeza gününü yalanlardık
«وكنا نكذب بيوم الدين» البعث والجزاء.
Diyanet İşleri MealiÖlüm bize o haldeyken geldi
«حتى أتانا اليقين» الموت.
Diyanet İşleri MealiArtık onlara, şefaatçilerin şefaati fayda vermez
«فما تنفعهم شفاعة الشافعين» من الملائكة والأنبياء والصالحين والمعنى لا شفاعة لهم.
Diyanet İşleri MealiÖyleyken, bunlara ne oluyor ki öğütten yüz çeviriyorlar
«فما» مبتدأ «لهم» خبره متعلق بمحذوف انتقل ضميره إليه «عن التذكرة معرضين» حال من الضمير والمعنى أي شيء حصل لهم في إعراضهم عن الاتعاظ.
Diyanet İşleri MealiAslandan ürkerek kaçan yabani merkeplere benzerler
«كأنهم حمر مستنفرة» وحشية.
Diyanet İşleri MealiAslandan ürkerek kaçan yabani merkeplere benzerler
«فرت من قسورة» أسد أي هربت منه أشد الهرب.
Diyanet İşleri MealiHayır; her biri önüne açılıvermiş sahifeler verilmesini ister
«بل يريد كل امرىء منهم أن يؤتى صحفا منشرة» أي من الله تعالى باتباع النبي كما قالوا: لن نؤمن لك حتى تنزل علينا كتابا نقرؤه.
Diyanet İşleri MealiHayır; daha doğrusu ahiretten korkmazlar
«كلا» ردع عما أرادوه «بل لا يخافون الآخرة» أي عذابها.
Diyanet İşleri MealiHayır; şüphesiz bu Kuran bir öğüttür
«كلا» استفتاح «إنه» أي القرآن «تذكرة» عظة.
Diyanet İşleri MealiDileyen kimse öğüt alır
«فمن شاء ذكره» قرأه فاتعظ به.
Diyanet İşleri MealiAllah dilemeksizin öğüt alamazlar. O, kendisinden korkulmaya daha layıktır ve bağışlamaya daha ehildir
«وما يذكرون» بالياء والتاء «إلا أن يشاء الله هو أهل التقوى» بأن يتقى «وأهل المغفرة» بأن يغفر لمن اتقاه.