74. Al-Muddaththir سُورَةُ المُدَّثِّرِ
Elmalılı Hamdi YazırEy örtüsüne bürünen (Peygamber)
Ali BulaçEy bürünüp örtünen
Yusuf AliO thou wrapped up (in the mantle)
Elmalılı Hamdi YazırKalk artık uyar
Ali BulaçKalk (ve) bundan böyle uyar
Yusuf AliArise and deliver thy warning
Elmalılı Hamdi YazırSadece Rabbini yücelt
Ali BulaçRabbini tekbir et (yücelt)
Yusuf AliAnd thy Lord do thou magnify
Elmalılı Hamdi YazırElbiseni temizle
Ali BulaçElbiseni temizle
Yusuf AliAnd thy garments keep free from stain
Elmalılı Hamdi YazırPislikten sakın
Ali BulaçPislikten kaçınıp-uzaklaş
Yusuf AliAnd all abomination shun
Elmalılı Hamdi YazırYaptığını çok görerek başa kakma
Ali BulaçDaha çok istekte bulunmak için iyilik yapma
Yusuf AliNor expect, in giving, any increase (for thyself)
Elmalılı Hamdi YazırRabbin için sabret
Ali BulaçRabbin için sabret
Yusuf AliBut, for thy Lord's (Cause), be patient and constant
Elmalılı Hamdi YazırO sûra üflendiği zaman
Ali BulaçÇünkü o boruya (sur'a) üfürüldüğü zaman
Yusuf AliFinally, when the Trumpet is sounded
Elmalılı Hamdi Yazırİşte o gün pek zorlu bir gündür
Ali Bulaçİşte o gün, zorlu bir gündür
Yusuf AliThat will be- that Day - a Day of Distress
Elmalılı Hamdi YazırKâfirler için hiç kolay değildir
Ali BulaçKafirler içinse hiç kolay değildir
Yusuf AliFar from easy for those without Faith
Elmalılı Hamdi YazırTek olarak yarattığım o kimseyi bana bırak
Ali BulaçKendisini tek olarak (ve yapayalnız) yarattığım (şu adam)ı Bana bırak
Yusuf AliLeave Me alone, (to deal) with the (creature) whom I created (bare and) alone
Elmalılı Hamdi YazırHem ona bol servet verdim
Ali BulaçKi Ben ona, 'alabildiğine geniş kapsamlı bir mal’ (servet) verdim
Yusuf AliTo whom I granted resources in abundance
Elmalılı Hamdi YazırHem göz önünde oğullar verdim
Ali BulaçGöz önünde-hazır çocuklar (verdim)
Yusuf AliAnd sons to be by his side
Elmalılı Hamdi YazırHem ona büyük imkânlar sağladım
Ali BulaçVe sayısız imkan ve fırsatları önüne serdim
Yusuf AliTo whom I made (life) smooth and comfortable
Elmalılı Hamdi YazırSonra da şiddetle arzu eder ki daha da artırayım
Ali BulaçSonra, daha arttırmam için tamah eder (doyumsuz istekte bulunur)
Yusuf AliYet is he greedy-that I should add (yet more)
Elmalılı Hamdi YazırHayır, çünkü o bizim âyetlerimize karşı bir inatçı kesildi
Ali BulaçHayır; çünkü o, Bizim ayetlerimize karşı 'kesin bir inatçıdır
Yusuf AliBy no means! For to Our Signs he has been refractory
Elmalılı Hamdi YazırBen onu dimdik bir yokuşa sardıracağım
Ali BulaçOnu alabildiğine sarp bir yokuşa süreceğim
Yusuf AliSoon will I visit him with a mount of calamities
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü o bir düşündü, ölçtü, biçti
Ali BulaçÇünkü o, düşündü ve bir ölçü tespit etti
Yusuf AliFor he thought and he plotted
Elmalılı Hamdi YazırKahrolası nasıl da ölçtü, biçti
Ali BulaçKahrolası, nasıl bir ölçü koydu
Yusuf AliAnd woe to him! How he plotted
Elmalılı Hamdi YazırYine kahrolası, nasıl ölçtü biçti
Ali BulaçYine kahrolası, nasıl bir ölçü koydu
Yusuf AliYea, Woe to him; How he plotted
Elmalılı Hamdi YazırSonra baktı
Ali BulaçSonra bir baktı
Yusuf AliThen he looked round
Elmalılı Hamdi YazırSonra kaşını çattı, surat astı
Ali BulaçSonra kaşlarını çattı ve yüzünü ekşitti
Yusuf AliThen he frowned and he scowled
Elmalılı Hamdi YazırSonra arkasını döndü ve büyüklük tasladı
Ali BulaçSonra da sırt çevirdi ve büyüklük tasladı (istikbar)
Yusuf AliThen he turned back and was haughty
Elmalılı Hamdi YazırBu, dedi, başka değil öğretilegelen bir sihirdir
Ali BulaçBöylece: "Bu, yalnızca 'aktarılarak öğrenilen' bir büyüdür" dedi
Yusuf AliThen said he: "This is nothing but magic, derived from of old
Elmalılı Hamdi YazırBu, sadece bir insan sözüdür
Ali BulaçBu, bir beşer sözünden başkası değildir
Yusuf AliThis is nothing but the word of a mortal
Elmalılı Hamdi YazırBen onu Sekar'a (cehenneme) sokacağım
Ali BulaçOnu Ben, cehenneme sürükleyip-atacağım
Yusuf AliSoon will I cast him into Hell-Fire
Elmalılı Hamdi YazırBilir misin sen, nedir o sekar
Ali BulaçCehennem (sakar) nedir, sen bilir misin
Yusuf AliAnd what will explain to thee what Hell-Fire is
Elmalılı Hamdi YazırNe geriye bir şey kor, ne bırakır
Ali BulaçNe alıkoyar, ne bırakır
Yusuf AliNaught doth it permit to endure, and naught doth it leave alone
Elmalılı Hamdi YazırDurmadan derileri kavurur
Ali BulaçBeşere delicesine susamıştır
Yusuf AliDarkening and changing the colour of man
Elmalılı Hamdi YazırÜzerinde ondokuz (melek) vardır
Ali BulaçOnun üzerinde ondokuz vardır
Yusuf AliOver it are Nineteen
Elmalılı Hamdi YazırBiz o ateşin muhafızlarını hep melekler yaptık. Bunların sayılarını da ancak kâfirler için bir imtihan kıldık ki, kendilerine kitap verilenler kesin bilgi edinsinler, iman edenlerin de imanı artsın. Kendilerine kitap verilenler ve müminler şüpheye düşmesinler. Kalplerinde hastalık bulunanlarla kâfirler de: "Allah bu misalle ne demek istedi?" desinler. İşte böyle, Allah dilediğini şaşırtır, dilediğini de yola getirir. Rabbinin ordularını ancak Rabbin bilir. Bu, insanlar için uyarıdan başka bir şey değildir
Ali BulaçBiz o ateşin koruyucularını meleklerden başkasını kılmadık. Ve onların sayısını inkar edenler için yalnızca bir fitne (konusu) yaptık ki, kendilerine kitap verilenler, kesin bir bilgiyle inansın, iman edenlerin de imanları artsın; kendilerine kitap verilenler ve iman edenler (böylece) kuşkuya kapılmasın. Kalplerinde bir hastalık olanlar ile kafirler de şöyle desin: "Allah, bu örnekle neyi anlatmak istedi?" İşte Allah, dilediğini böyle şaşırtıp-saptırır, dilediğini böyle hidayete erdirir. Rabbinin ordularını Kendisi'nden başka (hiç kimse) bilmez. Bu ise, beşer (insan) için yalnızca bir öğüttür
Yusuf AliAnd We have set none but angels as Guardians of the Fire; and We have fixed their number only as a trial for Unbelievers,- in order that the People of the Book may arrive at certainty, and the Believers may increase in Faith,- and that no doub ts may be left for the People of the Book and the Believers, and that those in whose hearts is a disease and the Unbelievers may say, "What symbol doth God intend by this ?" Thus doth God leave to stray whom He pleaseth, and guide whom He pleaseth: an d none can know the forces of thy Lord, except He and this is no other than a warning to mankind
Elmalılı Hamdi YazırHayır, andolsun aya
Ali BulaçHayır; Ay'a andolsun
Yusuf AliNay, verily: By the Moon
Elmalılı Hamdi YazırDöndüğü an o geceye
Ali BulaçDönüp gittiği zaman geceye
Yusuf AliAnd by the Night as it retreateth
Elmalılı Hamdi YazırVe açtığı sıra o sabaha
Ali BulaçAğardığı zaman sabaha
Yusuf AliAnd by the Dawn as it shineth forth
Elmalılı Hamdi YazırKuşkusuz o Sekar, büyük belalardan biridir
Ali BulaçGerçekten o, büyük (musibet)lerden biridir
Yusuf AliThis is but one of the mighty (portents)
Elmalılı Hamdi YazırUyarmak için insanları
Ali BulaçBeşer (insan) için bir uyarıdır
Yusuf AliA warning to mankind
Elmalılı Hamdi Yazırİçinizden ileri gitmek veya geri kalmak isteyen kimseleri
Ali BulaçSizlerden öne geçmek veya geride kalmak isteyenler için
Yusuf AliTo any of you that chooses to press forward, or to follow behind
Elmalılı Hamdi YazırHer nefis kendi kazancına bağlıdır
Ali BulaçHer nefis, kazandıklarına karşılık bir rehinedir
Yusuf AliEvery soul will be (held) in pledge for its deeds
Elmalılı Hamdi YazırAncak amel defterleri sağından verilenler hariç
Ali BulaçAncak Ashab-ı Yemin (sağ ehli) hariç
Yusuf AliExcept the Companions of the Right Hand
Elmalılı Hamdi YazırOnlar cennettedirler, sorup dururlar
Ali BulaçOnlar cennetlerdedirler; birbirlerine sorarlar
Yusuf Ali(They will be) in Gardens (of Delight): they will question each other
Elmalılı Hamdi YazırSuçluların durumunu
Ali BulaçSuçlu-günahkarları
Yusuf AliAnd (ask) of the Sinners
Elmalılı Hamdi YazırNedir sizi Sekar'a sokan?" diye
Ali BulaçSizi şu cehenneme sürükleyip-iten nedir
Yusuf AliWhat led you into Hell Fire
Elmalılı Hamdi YazırSuçlular der ki: "Biz namaz kılanlardan değildik
Ali BulaçOnlar: "Biz namaz kılanlardan değildik" dediler
Yusuf AliThey will say: "We were not of those who prayed
Elmalılı Hamdi YazırYoksula da yedirmezdik
Ali BulaçYoksula yedirmezdik
Yusuf AliNor were we of those who fed the indigent
Elmalılı Hamdi YazırBoş şeylere dalanlarla dalar giderdik
Ali Bulaç(Batıla ve tutkulara) Dalıp gidenlerle biz de dalar giderdik
Yusuf AliBut we used to talk vanities with vain talkers
Elmalılı Hamdi YazırCeza gününü yalanlardık
Ali BulaçDin (hesap ve ceza) gününü yalan sayıyorduk
Yusuf AliAnd we used to deny the Day of Judgment
Elmalılı Hamdi YazırNihayet bize ölüm gelip çattı
Ali BulaçSonunda yakîn (kesin bir gerçek olan ölüm) gelip bize çattı
Yusuf AliUntil there came to us (the Hour) that is certain
Elmalılı Hamdi YazırArtık onlara şefaatçilerin şefaatı fayda vermez
Ali BulaçArtık, şefaat edenlerin şefaati onlara bir yarar sağlamaz
Yusuf AliThen will no intercession of (any) intercessors profit them
Elmalılı Hamdi YazırŞimdi o Kur'ân'dan yüz çevirirlerken ne mazeretleri var
Ali BulaçBuna rağmen, bunlara ne oluyor ki öğütten yüz çevirip duruyorlar
Yusuf AliThen what is the matter with them that they turn away from admonition
Elmalılı Hamdi YazırSanki onlar ürkmüş yaban eşekleri
Ali BulaçSanki onlar, ürkmüş yaban eşekleri gibidirler
Yusuf AliAs if they were affrighted asses
Elmalılı Hamdi YazırArslandan kaçmaktalar
Ali BulaçArslandan korkup-kaçmışlar
Yusuf AliFleeing from a lion
Elmalılı Hamdi YazırHayır, onlardan her kişi kendisine açılmış sayfalar verilmesini istiyor
Ali BulaçHayır; her biri, kendisine açılmış sahifelerin verilmesini ister
Yusuf AliForsooth, each one of them wants to be given scrolls (of revelation) spread out
Elmalılı Hamdi YazırYok, yok onlar ahiretten korkmuyorlar
Ali BulaçHayır; onlar şüphesiz ahiretten korkmuyorlar
Yusuf AliBy no means! But they fear not the Hereafter
Elmalılı Hamdi YazırHayır, hayır, O kur'ân kuşkusuz bir öğüttür
Ali BulaçGerçek (şu ki), o (Kur'an,) elbette bir öğüttür
Yusuf AliNay, this surely is an admonition
Elmalılı Hamdi YazırDileyen onu düşünür
Ali BulaçArtık kim dilerse, öğüt alıp-düşünür
Yusuf AliLet any who will, keep it in remembrance
Elmalılı Hamdi YazırBununla beraber Allah dilemedikçe onlar öğüt alamazlar. Koruyacak da O'dur, bağışlayacak da
Ali BulaçAllah dilemedikçe onlar öğüt almazlar; takvanın sahibi (onu kabul etmeye ehil olan) O'dur, mağfiretin sahibi (bağışlamaya ehil olan da) O'dur
Yusuf AliBut none will keep it in remembrance except as God wills: He is the Lord of Righteousness, and the Lord of Forgiveness