76. Al-Insaan سُورَةُ الإِنسَانِ
● Med● Kalkale● Ğunne● İhfâ● İdğâm (ğunneli)● İdğâm (ğunnesiz)● İklâb● Okunmayan harf
Diyanet İşleri Mealiİnsanoğlu, var edilip bahse değer bir şey olana kadar, şüphesiz, uzun bir zaman geçmemiş midir
Saheeh InternationalHas there [not] come upon man a period of time when he was not a thing [even] mentioned
Ali BulaçGerçek şu ki, insanın üzerinden, daha kendisi anılmaya değer bir şey değilken, uzun zamanlardan (dehr) bir süre (hin) gelip-geçti
Diyanet İşleri MealiBiz insanı katışık bir nutfeden yaratmışızdır; onu deneriz; bu yüzden, onun işitmesini ve görmesini sağlamışızdır
Saheeh InternationalIndeed, We created man from a sperm-drop mixture that We may try him; and We made him hearing and seeing
Ali BulaçŞüphesiz Biz insanı, karmaşık olan bir damla sudan yarattık. Onu deniyoruz. Bundan dolayı onu işiten ve gören yaptık
Diyanet İşleri MealiŞüphesiz ona yol gösterdik; buna kimi şükreder, kimi de nankörlük
Saheeh InternationalIndeed, We guided him to the way, be he grateful or be he ungrateful
Ali BulaçBiz ona yolu gösterdik; (artık o,) ya şükredici olur ya da nankör
Diyanet İşleri MealiDoğrusu, inkarcılar için zincirler, demir halkalar ve çılgın alevli cehennem hazırladık
Saheeh InternationalIndeed, We have prepared for the disbelievers chains and shackles and a blaze
Ali BulaçDoğrusu Biz kafirlere zincirler, demir halkalar (tomruklar) ve çılgınca yanan bir ateş hazırladık
Diyanet İşleri MealiŞüphesiz iyiler kafur katılmış bir tastan içerler
Saheeh InternationalIndeed, the righteous will drink from a cup [of wine] whose mixture is of Kafur
Ali BulaçŞüphesiz ki iyiler (ebrar), karışımı kafur olan bir kadehten içerler
Diyanet İşleri MealiBu ancak Allah'ın kullarının taşıra taşıra içebileceği bir pınardır
Saheeh InternationalA spring of which the [righteous] servants of Allah will drink; they will make it gush forth in force [and abundance]
Ali BulaçAllah'ın kullarının kendisinden içtikleri bir kaynak; onu fışkırttıkça fışkırtıp akıtırlar
Diyanet İşleri MealiOnlar verdikleri sözleri yerine getirirler, fenalığı yaygın olan bir günden korkarlar
Saheeh InternationalThey [are those who] fulfill [their] vows and fear a Day whose evil will be widespread
Ali BulaçAdaklarını yerine getirirler ve şerri (kötülüğü) yaygın olan bir günden korkarlar
Diyanet İşleri MealiOnlar içleri çektiği halde, yiyeceği yoksula, öksüze ve esire yedirirler
Saheeh InternationalAnd they give food in spite of love for it to the needy, the orphan, and the captive
Ali BulaçKendileri, ona duydukları sevgiye rağmen yemeği, yoksula, yetime ve esire yedirirler
Diyanet İşleri MealiBiz sizi ancak Allah rızası için doyuruyoruz, bir karşılık ve teşekkür beklemiyoruz. Doğrusu biz çok asık suratların bulunacağı bir günde Rabbimizden korkarız" derler
Saheeh International[Saying], "We feed you only for the countenance of Allah. We wish not from you reward or gratitude
Ali BulaçBiz size, ancak Allah'ın yüzü (rızası) için yediriyoruz; sizden ne bir karşılık istiyoruz, ne bir teşekkür
Diyanet İşleri MealiBiz sizi ancak Allah rızası için doyuruyoruz, bir karşılık ve teşekkür beklemiyoruz. Doğrusu biz çok asık suratların bulunacağı bir günde Rabbimizden korkarız" derler
Saheeh InternationalIndeed, We fear from our Lord a Day austere and distressful
Ali BulaçÇünkü biz, asık suratlı, zorlu bir gün nedeniyle Rabbimiz'den korkuyoruz
Diyanet İşleri MealiAllah da onları bu yüzden o günün fenalığından korur; onların yüzüne parlaklık ve neşe verir
Saheeh InternationalSo Allah will protect them from the evil of that Day and give them radiance and happiness
Ali BulaçArtık Allah, onları böyle bir günün şerrinden korumuş ve onlara parıltılı bir aydınlık ve bir sevinç vermiştir
Diyanet İşleri MealiSabırlarının karşılığı, cennet ve oradaki ipeklerdir
Saheeh InternationalAnd will reward them for what they patiently endured [with] a garden [in Paradise] and silk [garments]
Ali BulaçVe sabretmeleri dolayısıyla cennetle ve ipekle ödüllendirmiştir
Diyanet İşleri MealiOrada tahtlara yaslanırlar; orada yakıcı sıcak ve dondurucu soğuk görmezler
Saheeh International[They will be] reclining therein on adorned couches. They will not see therein any [burning] sun or [freezing] cold
Ali BulaçOrada tahtlar üzerinde yaslanıp-dayanmışlardır. Orada ne (yakıcı) bir güneş ve ne de dondurucu bir soğuk görürler
Diyanet İşleri MealiMeyve ağaçlarının gölgeleri üzerlerine sarkmış ve onların koparılması kolaylaştırılmıştır
Saheeh InternationalAnd near above them are its shades, and its [fruit] to be picked will be lowered in compliance
Ali Bulaç(Meyvelerin) Gölgeleri onlara pek yakın ve devşirilmeleri kolaylaştırıldıkça kolaylaştırılmış
Diyanet İşleri MealiÇevrelerinde gümüş kaplar ve billur kaseler dolaştırılır
Saheeh InternationalAnd there will be circulated among them vessels of silver and cups having been [created] clear [as glass]
Ali BulaçÇevrelerinde gümüşten billur kablar, kupalar dolaştırılır
Diyanet İşleri MealiBillurları gümüş gibi parlaktır, onları ölçüp ölçüp dağıtırlar
Saheeh InternationalClear glasses [made] from silver of which they have determined the measure
Ali BulaçGümüşten billur kaplar ki, onları belli bir ölçüyle tespit etmişlerdir
Diyanet İşleri MealiOrada, zencefil karışık bir tasla içirilirler
Saheeh InternationalAnd they will be given to drink a cup [of wine] whose mixture is of ginger
Ali BulaçOrada onlara bir kadeh içirilir ki, karışımı zencefildir
Diyanet İşleri MealiO pınara "Selsebil" denir
Saheeh International[From] a fountain within Paradise named Salsabeel
Ali BulaçBir pınar ki orada "selsebil" olarak adlandırılır
Diyanet İşleri MealiYanlarında ölümsüz gençler dolaşır; onları gördüğünde saçılmış birer inci sanırsın
Saheeh InternationalThere will circulate among them young boys made eternal. When you see them, you would think them [as beautiful as] scattered pearls
Ali BulaçÇevrelerinde (gençlikleri ve dinçlikleri) ebedi kılınmış civanlar dolaşır-durur; sen onları gördüğün zaman saçılmış birer inci sanırsın
Diyanet İşleri MealiOranın neresine baksan, nimet ve büyük bir saltanat görürsün
Saheeh InternationalAnd when you look there [in Paradise], you will see pleasure and great dominion
Ali BulaçHer nereye baksan, bir nimet ve büyük bir mülk görürsün
Diyanet İşleri MealiÜzerlerinde ince yeşil ipekli, parlak atlastan elbiseler vardır; gümüş bileziklerle süslenmişlerdir Rableri onlara tertemiz içecekler içirir
Saheeh InternationalUpon the inhabitants will be green garments of fine silk and brocade. And they will be adorned with bracelets of silver, and their Lord will give them a purifying drink
Ali BulaçOnların üzerinde hafif ipek ve ağır işlenmiş atlastan yeşil elbiseler vardır. Gümüşten bileziklerle bezenmişlerdir. Rableri onlara tertemiz bir şarab içirmiştir
Diyanet İşleri Mealiİşte bu sizin işlediklerinizin karşılığıdır, çalışmalarınız şükre değer" denir
Saheeh International[And it will be said], "Indeed, this is for you a reward, and your effort has been appreciated
Ali BulaçŞüphesiz, bu, sizin için bir mükafaattır. Sizin çaba-harcamanız şükre değer (meşkur: makbul) görülmüştür
Diyanet İşleri MealiKuran'ı sana indiren şüphesiz Biziz
Saheeh InternationalIndeed, it is We who have sent down to you, [O Muhammad], the Qur'an progressively
Ali BulaçGerçek şu ki, Kur'an'ı senin üzerine 'safhalar halinde bir indirme tarzıyla (tenzil)’ indiren Biziz, Biz
Diyanet İşleri MealiRabbinin hükmüne kadar sabret; onların günah işleyen ve inkarcı olanlarına uyma
Saheeh InternationalSo be patient for the decision of your Lord and do not obey from among them a sinner or ungrateful [disbeliever]
Ali BulaçÖyleyse, Rabbinin hükmüne sabır göster. Onlardan günahkar veya nankör olana itaat etme
Diyanet İşleri MealiRabbinin adını sabah akşam an
Saheeh InternationalAnd mention the name of your Lord [in prayer] morning and evening
Ali BulaçVe sabah, akşam Rabbinin adını zikret
Diyanet İşleri MealiGeceleyin O'na secde et; O'nu geceleri uzun uzun tesbih et
Saheeh InternationalAnd during the night prostrate to Him and exalt Him a long [part of the] night
Ali BulaçGecenin bir bölümünde O'na secde et ve geceleyin uzun uzadıya O'nu tesbih et
Diyanet İşleri MealiDoğrusu insanlar, çabuk elde edilen dünya nimetlerini severler de ağırlığı çekilmez günü arkalarında bırakırlar
Saheeh InternationalIndeed, these [disbelievers] love the immediate and leave behind them a grave Day
Ali BulaçGerçek şu ki bunlar, çarçabuk geçmekte olan (dünyay)ı seviyorlar. Önlerinde bulunan ağır bir günü bırakıyorlar
Diyanet İşleri MealiOnları yaratan, mafsallarını pekiştiren Biziz; dilersek onları benzerleri ile değiştiriveririz
Saheeh InternationalWe have created them and strengthened their forms, and when We will, We can change their likenesses with [complete] alteration
Ali BulaçOnları Biz yarattık ve bağlarını sımsıkı bağladık. Dilediğimiz zaman da onları benzerleriyle değiştiririz
Diyanet İşleri MealiBu sadece bir öğüttür; dileyen, Rabbine giden yolu tutar
Saheeh InternationalIndeed, this is a reminder, so he who wills may take to his Lord a way
Ali BulaçŞüphesiz, bu bir öğüttür. Artık dileyen Rabbine bir yol bulabilir
Diyanet İşleri MealiAllah dilemedikçe siz dileyemezsiniz. Doğrusu Allah, bilendir, Hakim'dir
Saheeh InternationalAnd you do not will except that Allah wills. Indeed, Allah is ever Knowing and Wise
Ali BulaçAllah dilemedikçe siz dileyemezsiniz. Gerçekten Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir
Diyanet İşleri MealiDilediğine rahmet eder. Zalimlere, işte onlara, can yakıcı bir azap hazırlamıştır
Saheeh InternationalHe admits whom He wills into His mercy; but the wrongdoers - He has prepared for them a painful punishment
Ali BulaçDilediğini Kendi rahmetine sokar. Zalimlere ise, onlar için acı bir azap hazırlamıştır