☪ Anlam Arayışı

77. Al-Mursalaat سُورَةُ المُرۡسَلَاتِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri

● Med● Kalkale● Ğunne● İhfâ● İdğâm (ğunneli)● İdğâm (ğunnesiz)● İklâb● Okunmayan harf

Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
77:1
وَٱلْمُرْسَلَـٰتِ عُرْفًا

Diyanet İşleri MealiBirbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır

Saheeh InternationalBy those [winds] sent forth in gusts

Tefsîru'l-Begavî
( والمرسلات عرفا ) يعني الرياح أرسلت متتابعة كعرف الفرس . وقيل : عرفا أي كثيرا . تقول العرب : الناس إلى فلان عرف واحد ، إذا توجهوا إليه فأكثروا ، هذا [ معنى ] قول مجاهد وقتادة . وقال مقاتل : يعني الملائكة التي أرسلت بالمعروف من أمر الله ونهيه ، وهي رواية مسروق عن ابن مسعود .

77:2
فَٱلْعَـٰصِفَـٰتِ عَصْفًا

Diyanet İşleri MealiBirbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır

Saheeh InternationalAnd the winds that blow violently

Tefsîru'l-Begavî
"فالعاصفات عصفاً"، يعني الرياح الشديدة الهبوب.

77:3
وَٱلنَّـٰشِرَٲتِ نَشْرًا

Diyanet İşleri MealiBirbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır

Saheeh InternationalAnd [by] the winds that spread [clouds]

Tefsîru'l-Begavî
"والناشرات نشراً"، يعني الرياح اللينة. وقال الحسن: هي الرياح التي يرسلها الله بشراً بين يدي رحمته. وقيل: هي الرياح التي تنشر السحاب وتأتي بالمطر. وقال مقاتل:هم الملائكة ينشرون الكتب.

77:4
فَٱلْفَـٰرِقَـٰتِ فَرْقًا

Diyanet İşleri MealiBirbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır

Saheeh InternationalAnd those [angels] who bring criterion

Tefsîru'l-Begavî
"فالفارقات فرقاً"، قال ابن عباس، ومجاهد، والضحاك: يعني الملائكة تأتي بما يفرق بين الحق والباطل. وقال قتادة والحسن: هي آي القرآن تفرق بين الحلال والحرام. وروي عن مجاهد قال: هي الرياح تفرق السحاب وتبدده.

77:5
فَٱلْمُلْقِيَـٰتِ ذِكْرًا

Diyanet İşleri MealiBirbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır

Saheeh InternationalAnd those [angels] who deliver a message

Tefsîru'l-Begavî
"فالملقيات ذكراً"، يعني الملائكة تلقي الذكر إلى الأنبياء، نظيرها: "يلقي الروح من أمره" (غافر- 15).

77:6 📚 3
عُذْرًا أَوْ نُذْرًا

Diyanet İşleri MealiBirbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır

Saheeh InternationalAs justification or warning

Tefsîru'l-Begavî
( عذرا أو نذرا ) أي للإعذار والإنذار . وقرأ الحسن " عذرا " بضم الذال . واختلف فيه عن أبي بكر عن عاصم ، وقراءة العامة بسكونها ، وقرأ أبو عمرو وحمزة والكسائي وحفص " [ عذرا أو ] نذرا " ساكنة الذال فيهما ، وقرأ الباقون بضمها ، ومن سكن قال : لأنهما في موضع مصدرين بمعنى الإنذار والإعذار ، وليسا بجمع فينقلا [ وقال ابن كثير ونافع ، وابن عامر ، وأبو بكر عن عاصم ويعقوب برواية رويس بن حسان : " عذرا " سكون الذال و " نذرا " بضم الذال ، وقرأ روح بالضم في العذر والنذر جميعا ، وهي قراءة الحسن . والوجه فيهما أن العذر والنذر بضمتين كالأذن والعنق هو الأصل ، ويجوز التخفيف فيهما كما يجوز التخفيف في العنق والأذن ، يقال : عذر ونذر ، وعذر ونذر ، كما يقال : عنق وعنق ، وأذن وأذن ، والعذر والنذر مصدران بمعنى الإعذار والإنذار كالنكير والعذير والنذير ، ويجوز أن يكونا جمعين لعذير ونذير ، ويجوز أن يكون العذر جمع عاذر ، كشارف وشرف ، والمعنى في التحريك والتسكين واحد على ما بينا .

77:7
إِنَّمَا تُوعَدُونَ لَوَٲقِعٌ

Diyanet İşleri MealiBirbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır

Saheeh InternationalIndeed, what you are promised is to occur

Tefsîru'l-Begavî
إلى هاهنا أقسام ] ذكرها على قوله : ( إن ما توعدون ) ( إن ما توعدون ) من أمر الساعة والبعث ( لواقع ) [ لكائن ] ثم ذكر متى يقع .

77:8
فَإِذَا ٱلنُّجُومُ طُمِسَتْ

Diyanet İşleri MealiYıldızların ışığı giderildiği zaman

Saheeh InternationalSo when the stars are obliterated

Tefsîru'l-Begavî
فقال "فإذا النجوم طمست"، محي نورها.

77:9
وَإِذَا ٱلسَّمَآءُ فُرِجَتْ

Diyanet İşleri MealiGök yarıldığı zaman

Saheeh InternationalAnd when the heaven is opened

Tefsîru'l-Begavî
"وإذا السماء فرجت"، شقت.

77:10
وَإِذَا ٱلْجِبَالُ نُسِفَتْ

Diyanet İşleri MealiDağlar pamuk gibi atıldığı zaman

Saheeh InternationalAnd when the mountains are blown away

Tefsîru'l-Begavî
"وإذا الجبال نسفت"، قلعت من أماكنها.

77:11
وَإِذَا ٱلرُّسُلُ أُقِّتَتْ

Diyanet İşleri MealiPeygamberlere ümmetleri hakkında şahidlik vakitleri bildirildiği zaman

Saheeh InternationalAnd when the messengers' time has come

Tefsîru'l-Begavî
( وإذا الرسل أقتت ) قرأ أهل البصرة " وقتت " بالواو ، وقرأ أبو جعفر بالواو وتخفيف القاف ، وقرأ الآخرون بالألف وتشديد القاف ، وهما لغتان . والعرب تعاقب بين الواو والهمزة كقولهم : وكدت وأكدت ، وورخت وأرخت ، ومعناهما : جمعت لميقات يوم معلوم ، وهو يوم القيامة ليشهدوا على الأمم

77:12 📚 1
لِأَىِّ يَوْمٍ أُجِّلَتْ

Diyanet İşleri MealiBu, hangi güne bırakılmıştı

Saheeh InternationalFor what Day was it postponed

Tefsîru'l-Begavî
"لأي يوم أجلت"، أي أخرجت، وضرب الأجل لجمعهم فعجب العباد من ذلك اليوم.

77:13
لِيَوْمِ ٱلْفَصْلِ

Diyanet İşleri MealiHüküm gününe bırakılmıştı

Saheeh InternationalFor the Day of Judgement

Tefsîru'l-Begavî
ثم بين فقال: "ليوم الفصل"، قال ابن عباس رضي الله عنهما: يوم يفصل الرحمن عز وجل بين الخلائق.

77:14
وَمَآ أَدْرَٮٰكَ مَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ

Diyanet İşleri MealiHüküm gününün ne olduğunu sen nerden bilirsin

Saheeh InternationalAnd what can make you know what is the Day of Judgement

Tefsîru'l-Begavî
"وما أدراك ما يوم الفصل".

77:15
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ

Diyanet İşleri MealiO gün yalanlamış olanların vay haline

Saheeh InternationalWoe, that Day, to the deniers

Tefsîru'l-Begavî
"ويل يومئذ للمكذبين".

77:16 📚 2
أَلَمْ نُهْلِكِ ٱلْأَوَّلِينَ

Diyanet İşleri MealiÖncekileri yok etmedik mi? Ardından, sonrakileri de onlara katarız

Saheeh InternationalDid We not destroy the former peoples

Tefsîru'l-Begavî
"ألم نهلك الأولين"، يعني الأمم الماضية بالعذاب في الدنيا حين كذبوا رسلهم.

77:17
ثُمَّ نُتْبِعُهُمُ ٱلْأَخِرِينَ

Diyanet İşleri MealiÖncekileri yok etmedik mi? Ardından, sonrakileri de onlara katarız

Saheeh InternationalThen We will follow them with the later ones

Tefsîru'l-Begavî
"ثم نتبعهم الآخرين"، السالكين سبلهم في الكفر والتكذيب يعني كفار مكة بتكذيبهم محمداً صلى الله عليه وسلم.

77:18
كَذَٲلِكَ نَفْعَلُ بِٱلْمُجْرِمِينَ

Diyanet İşleri MealiSuçlulara böyle yaparız

Saheeh InternationalThus do We deal with the criminals

Tefsîru'l-Begavî
"كذلك نفعل بالمجرمين".

77:19
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ

Diyanet İşleri MealiO gün, yalanlamış olanların vay haline

Saheeh InternationalWoe, that Day, to the deniers

Tefsîru'l-Begavî
"ويل يومئذ للمكذبين".

77:20 📚 2
أَلَمْ نَخْلُقكُّم مِّن مَّآءٍ مَّهِينٍ

Diyanet İşleri MealiSizi bayağı bir sudan yaratıp onu belli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirmedik mi

Saheeh InternationalDid We not create you from a liquid disdained

Tefsîru'l-Begavî
"ألم نخلقكم من ماء مهين"، يعني النطفة.

77:21
فَجَعَلْنَـٰهُ فِى قَرَارٍ مَّكِينٍ

Diyanet İşleri MealiSizi bayağı bir sudan yaratıp onu belli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirmedik mi

Saheeh InternationalAnd We placed it in a firm lodging

Tefsîru'l-Begavî
"فجعلناه في قرار مكين"، يعني الرحم.

77:22 📚 4
إِلَىٰ قَدَرٍ مَّعْلُومٍ

Diyanet İşleri MealiSizi bayağı bir sudan yaratıp onu belli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirmedik mi

Saheeh InternationalFor a known extent

Tefsîru'l-Begavî
"إلى قدر معلوم"، وهو وقت الولادة.

77:23
فَقَدَرْنَا فَنِعْمَ ٱلْقَـٰدِرُونَ

Diyanet İşleri MealiBuna gücümüz yeter; Biz ne güzel güç yetireniz

Saheeh InternationalAnd We determined [it], and excellent [are We] to determine

Tefsîru'l-Begavî
"فقدرنا"، قرأ أهل المدينة والكسائي: "فقدرنا" بالتشديد من التقدير، وقرأ الآخرون بالتخفيف من القدرة، لقوله: "فنعم القادرون"، وقيل: معناهما واحد، وقوله: "فنعم القادرون" أي المقدرون.

77:24
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ

Diyanet İşleri MealiO gün yalanlamış olanların vay haline

Saheeh InternationalWoe, that Day, to the deniers

Tefsîru'l-Begavî
"ويل يومئذ للمكذبين".

77:25 📚 3
أَلَمْ نَجْعَلِ ٱلْأَرْضَ كِفَاتًا

Diyanet İşleri MealiBiz yeryüzünü, dirilerin ve ölülerin toplantı yeri yapmadık mı

Saheeh InternationalHave We not made the earth a container

Tefsîru'l-Begavî
"ألم نجعل الأرض كفاتاً"، وعاءً، ومعنى الكفت: الضم والجمع، يقال: كفت الشيء: إذا ضمه وجمعه. وقال الفراء: يريد تكفتهم أحياء على ظهرها في دورهم ومنازلهم، وتكفتهم أمواتاً في بطنها، أي: تحوزهم.

77:26
أَحْيَآءً وَأَمْوَٲتًا

Diyanet İşleri MealiBiz yeryüzünü, dirilerin ve ölülerin toplantı yeri yapmadık mı

Saheeh InternationalOf the living and the dead

Tefsîru'l-Begavî
وهو قوله: "أحياءً وأمواتاً".

77:27
وَجَعَلْنَا فِيهَا رَوَٲسِىَ شَـٰمِخَـٰتٍ وَأَسْقَيْنَـٰكُم مَّآءً فُرَاتًا

Diyanet İşleri MealiOrada yüksek yüksek sabit dağlar var edip size tatlı sular içirmedik mi

Saheeh InternationalAnd We placed therein lofty, firmly set mountains and have given you to drink sweet water

Tefsîru'l-Begavî
"وجعلنا فيها رواسي"، جبالاً "شامخات"، عاليات، "وأسقيناكم ماءً فراتاً"، عذباً.

77:28
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ

Diyanet İşleri MealiYalanlamış olanların vay o gün haline

Saheeh InternationalWoe, that Day, to the deniers

Tefsîru'l-Begavî
"ويل يومئذ للمكذبين"، قال مقاتل: وهذا كله أعجب من البعث.

77:29
ٱنطَلِقُوٓاْ إِلَىٰ مَا كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ

Diyanet İşleri Mealiİnkarcılara o gün şöyle denir: "yalanlayıp durduğunuz şeye gidin

Saheeh International[They will be told], "Proceed to that which you used to deny

Tefsîru'l-Begavî
ثم أخبر أنه يقال لهم يوم القيامة: "انطلقوا إلى ما كنتم به تكذبون"، في الدنيا.

77:30
ٱنطَلِقُوٓاْ إِلَىٰ ظِلٍّ ذِى ثَلَـٰثِ شُعَبٍ

Diyanet İşleri Mealigölge yapmayan ve ateşten de korumayan cehennem dumanının üç kollu gölgesine gidin

Saheeh InternationalProceed to a shadow [of smoke] having three columns

Tefsîru'l-Begavî
( انطلقوا إلى ظل ذي ثلاث شعب ) يعني دخان جهنم إذا ارتفع انشعب وافترق ثلاث فرق . وقيل : يخرج عنق من النار فيتشعب ثلاث شعب ، أما النور فيقف على رءوس المؤمنين ، والدخان يقف على رءوس المنافقين ، واللهب الصافي يقف على رءوس الكافرين .

77:31
لَّا ظَلِيلٍ وَلَا يُغْنِى مِنَ ٱللَّهَبِ

Diyanet İşleri Mealigölge yapmayan ve ateşten de korumayan cehennem dumanının üç kollu gölgesine gidin

Saheeh International[But having] no cool shade and availing not against the flame

Tefsîru'l-Begavî
ثم وصف ذلك الظل فقال - عز وجل - ( لا ظليل ) لا يظل من الحر ( ولا يغني من اللهب ) قال الكلبي : لا يرد لهب جهنم عنكم ، والمعنى أنهم [ إذا ] استظلوا بذلك الظل لم يدفع عنهم حر اللهب .

77:32
إِنَّهَا تَرْمِى بِشَرَرٍ كَٱلْقَصْرِ

Diyanet İşleri MealiO gölgenin saçtığı her bir kıvılcım sanki birer sarı devedir, konak gibi de büyüktür

Saheeh InternationalIndeed, it throws sparks [as huge] as a fortress

Tefsîru'l-Begavî
( إنها ) يعني جهنم ( ترمي بشرر ) وهو ما تطاير من النار ، واحدها شررة ( كالقصر ) وهو البناء العظيم ، قال ابن مسعود : يعني الحصون .وقال عبد الرحمن بن عياش سألت ابن عباس عن قوله تعالى : " إنها ترمي بشرر كالقصر " قال : هي الخشب العظام المقطعة ، وكنا نعمد إلى الخشب فنقطعها ثلاثة أذرع وفوق ذلك ودونه ندخرها للشتاء ، فكنا نسميها القصر .وقال سعيد بن جبير ، والضحاك : هي أصول النخل والشجر العظام ، واحدتها قصرة ، مثل تمرة وتمر ، وجمرة وجمر .وقرأ علي وابن عباس " كالقصر " بفتح الصاد ، أي أعناق النخل ، والقصرة العنق ، وجمعها قصر وقصرات .

77:33
كَأَنَّهُۥ جِمَـٰلَتٌ صُفْرٌ

Diyanet İşleri MealiO gölgenin saçtığı her bir kıvılcım sanki birer sarı devedir, konak gibi de büyüktür

Saheeh InternationalAs if they were yellowish [black] camels

Tefsîru'l-Begavî
( كأنه ) رد الكناية إلى اللفظ ( جمالة ) قرأ حمزة والكسائي وحفص : " جمالة " على جمع الجمل ، مثل حجر وحجارة ، وقرأ يعقوب بضم الجيم بلا ألف ، أراد : الأشياء العظام المجموعة ، وقرأ الآخرون : " جمالات " بالألف وكسر الجيم على جمع الجمال ، وقال ابن عباس رضي الله عنهما وسعيد بن جبير : هي حبال السفن يجمع بعضها إلى بعض ، حتى تكون كأوساط الرجال ، ( صفر ) جمع الأصفر ، يعني لون النار ، وقيل : " الصفر " معناه : السود ؛ لأنه جاء في الحديث : " إن شرر نار جهنم أسود كالقير " . والعرب تسمى سود الإبل صفرا ؛ لأنه يشوب سوادها شيء من صفرة كما يقال لبيض الظباء : أدم ؛ لأن بياضها يعلوه كدرة .

77:34
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ

Diyanet İşleri MealiYalanlamış olanların o gün vay haline

Saheeh InternationalWoe, that Day, to the deniers

Tefsîru'l-Begavî
"ويل يومئذ للمكذبين".

77:35 📚 3
هَـٰذَا يَوْمُ لَا يَنطِقُونَ

Diyanet İşleri MealiBu, onların konuşamayacakları gündür

Saheeh InternationalThis is a Day they will not speak

Tefsîru'l-Begavî
"هذا يوم لا ينطقون"، وفي القيامة مواقف، ففي بعضها يختصمون ويتكلمون، وفي بعضها يختم على أفواههم فلا ينطقون.

77:36
وَلَا يُؤْذَنُ لَهُمْ فَيَعْتَذِرُونَ

Diyanet İşleri MealiOnlara izin de verilmez ki özür beyan etsinler

Saheeh InternationalNor will it be permitted for them to make an excuse

Tefsîru'l-Begavî
"ولا يؤذن لهم فيعتذرون"، رفع عطف على قوله: "يؤذن"، قال الجنيد: أي لا عذر لمن أعرض عن منعمه وكفر بأياديه ونعمه.

77:37
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ

Diyanet İşleri MealiYalanlamış olanların o gün vay haline

Saheeh InternationalWoe, that Day, to the deniers

Tefsîru'l-Begavî
"ويل يومئذ للمكذبين".

77:38
هَـٰذَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ‌ۖ جَمَعْنَـٰكُمْ وَٱلْأَوَّلِينَ

Diyanet İşleri MealiBu, sizleri ve öncekileri topladığımız hüküm günüdür

Saheeh InternationalThis is the Day of Judgement; We will have assembled you and the former peoples

Tefsîru'l-Begavî
"هذا يوم الفصل"، بين أهل الجنة والنار، "جمعناكم والأولين"، يعني مكذبي هذه الأمة والأولين الذين كذبوا أنبياءهم.

77:39
فَإِن كَانَ لَكُمْ كَيْدٌ فَكِيدُونِ

Diyanet İşleri MealiEğer bir düzeniniz varsa Bana kurun

Saheeh InternationalSo if you have a plan, then plan against Me

Tefsîru'l-Begavî
"فإن كان لكم كيد فكيدون"، قال مقاتل: إن كانت لكم حيلة فاحتالوا لأنفسكم.

77:40
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ

Diyanet İşleri MealiYalanlamış olanların o gün vay haline

Saheeh InternationalWoe, that Day, to the deniers

Tefsîru'l-Begavî
"ويل يومئذ للمكذبين".

77:41
إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى ظِلَـٰلٍ وَعُيُونٍ

Diyanet İşleri MealiAllah'a karşı gelmekten sakınmış olanlar, elbette gölgeliklerde ve pınar başlarındadırlar

Saheeh InternationalIndeed, the righteous will be among shades and springs

Tefsîru'l-Begavî
"إن المتقين في ظلال"، جمع ظل أي في ظلال الشجر، "وعيون"، الماء.

77:42
وَفَوَٲكِهَ مِمَّا يَشْتَهُونَ

Diyanet İşleri MealiCanlarının istediği meyveler arasındadırlar

Saheeh InternationalAnd fruits from whatever they desire

Tefsîru'l-Begavî
"وفواكه مما يشتهون".

77:43
كُلُواْ وَٱشْرَبُواْ هَنِيٓـــَٔۢا بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ

Diyanet İşleri MealiOnlara denir ki: "İşlediklerinize karşılık afiyetle yiyiniz, içiniz

Saheeh International[Being told], "Eat and drink in satisfaction for what you used to do

Tefsîru'l-Begavî
ويقال لهم: "كلوا واشربوا هنيئاً بما كنتم تعملون"، في الدنيا بطاعتي.

77:44 📚 2
إِنَّا كَذَٲلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ

Diyanet İşleri MealiBiz, iyi davrananlara işte böyle karşılık veririz

Saheeh InternationalIndeed, We thus reward the doers of good

Tefsîru'l-Begavî
"إنا كذلك نجزي المحسنين".

77:45
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ

Diyanet İşleri MealiO gün yalanlamış olanların vay haline

Saheeh InternationalWoe, that Day, to the deniers

Tefsîru'l-Begavî
"ويل يومئذ للمكذبين".

77:46
كُلُواْ وَتَمَتَّعُواْ قَلِيلاً إِنَّكُم مُّجْرِمُونَ

Diyanet İşleri MealiYiyiniz, biraz zevkleniniz bakalım, doğrusu sizler suçlularsınız

Saheeh International[O disbelievers], eat and enjoy yourselves a little; indeed, you are criminals

Tefsîru'l-Begavî
ثم قال لكفار مكة: "كلوا وتمتعوا قليلاً"، في الدنيا، "إنكم مجرمون"، مشركون بالله عز وجل مستحقون للعذاب.

77:47
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ

Diyanet İşleri MealiO gün yalanlamış olanların vay haline

Saheeh InternationalWoe, that Day, to the deniers

Tefsîru'l-Begavî
"ويل يومئذ للمكذبين".

77:48 📚 3
وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ ٱرْكَعُواْ لَا يَرْكَعُونَ

Diyanet İşleri MealiOnlara "Rüku edin" denildiğinde rükua varmazlar

Saheeh InternationalAnd when it is said to them, "Bow [in prayer]," they do not bow

Tefsîru'l-Begavî
"وإذا قيل لهم اركعوا" صلوا، "لا يركعون"، لا يصلون، وقال ابن عباس رضي الله تعالى عنهما: إنما يقال لهم هذا يوم القيامة حين يدعون إلى السجود فلا يستطيعون.

77:49
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ

Diyanet İşleri MealiO gün yalanlamış olanların vay haline

Saheeh InternationalWoe, that Day, to the deniers

Tefsîru'l-Begavî
"ويل يومئذ للمكذبين".

77:50
فَبِأَىِّ حَدِيثِۭ بَعْدَهُۥ يُؤْمِنُونَ

Diyanet İşleri MealiKuran'dan başka hangi söze inanacaklar

Saheeh InternationalThen in what statement after the Qur'an will they believe

Tefsîru'l-Begavî
"فبأي حديث بعده" بعد القرآن، "يؤمنون"، إذا لم يؤمنوا به.

← Önceki Sonraki →

77. Al-Mursalaat Suresi | Anlam Arayışı