☪ Anlam Arayışı

78. An-Naba سُورَةُ النَّبَإِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri

● Med● Kalkale● Ğunne● İhfâ● İdğâm (ğunneli)● İdğâm (ğunnesiz)● İklâb● Okunmayan harf

Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
78:1
عَمَّ يَتَسَآءَلُونَ
عَمَّ
hangi şeyden?
يَتَسَآءَلُونَ
birbirlerine soruyorlar

Diyanet İşleri MealiNeyi soruşturuyorlar

Saheeh InternationalAbout what are they asking one another

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«عمَّ» عن أي شيء «يتساءلون» يسال بعض قريش بعضا.

78:2 📚 2
عَنِ ٱلنَّبَإِ ٱلْعَظِيمِ
عَنِ
haberden (mi?)
ٱلنَّبَإِ
the News
ٱلْعَظِيمِ
büyük

Diyanet İşleri MealiÜzerinde anlaşmazlığa düştükleri, büyük bir olay olan tekrar dirilme haberini mi

Saheeh InternationalAbout the great news

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«عن النبأ العظيم» بيان لذلك الشيء والاستفهام لتفخيمه وهو ما جاء به النبي صلى الله عليه وسلم من القرآن المشتمل على البعث وغيره.

78:3 📚 1
ٱلَّذِى هُمْ فِيهِ مُخْتَلِفُونَ
ٱلَّذِى
ki
هُمْ
onlar
فِيهِ
onda
مُخْتَلِفُونَ
ayrılığa düşmektedirler

Diyanet İşleri MealiÜzerinde anlaşmazlığa düştükleri, büyük bir olay olan tekrar dirilme haberini mi

Saheeh InternationalThat over which they are in disagreement

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الذي هم فيه مختلفون» فالمؤمنون يثبتونه والكافرون ينكرونه.

78:4
كَلَّا سَيَعْلَمُونَ
كَلَّا
hayır
سَيَعْلَمُونَ
yakında bilecekler

Diyanet İşleri MealiHayır; şüphesiz görüp bileceklerdir

Saheeh InternationalNo! They are going to know

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«كلا» ردع «سيعلمون» ما يحل بهم على إنكارهم له.

78:5 📚 2
ثُمَّ كَلَّا سَيَعْلَمُونَ
ثُمَّ
sonra
كَلَّا
hayır
سَيَعْلَمُونَ
yakında bilecekler

Diyanet İşleri MealiYine hayır; elbette görüp bileceklerdir

Saheeh InternationalThen, no! They are going to know

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ثم كلا سيعلمون» تأكيد وجيء فيه بثم للإيذان بأن الوعيد الثاني أشد من الأول، ثم أومأ تعالى إلى القدرة على البعث فقال:

78:6
أَلَمْ نَجْعَلِ ٱلْأَرْضَ مِهَـٰدًا
أَلَمْ
yapmadık mı?
نَجْعَلِ
We made
ٱلْأَرْضَ
arzı
مِهَـٰدًۭا
bir beşik

Diyanet İşleri MealiBiz yeryüzünü bir beşik, dağları da onun için birer direk kılmadık mı

Saheeh InternationalHave We not made the earth a resting place

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ألم نجعل الأرض مهادا» فراشا كالمهد.

78:7
وَٱلْجِبَالَ أَوْتَادًا
وَٱلْجِبَالَ
ve dağları
أَوْتَادًۭا
birer kazık

Diyanet İşleri MealiBiz yeryüzünü bir beşik, dağları da onun için birer direk kılmadık mı

Saheeh InternationalAnd the mountains as stakes

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والجبال أوتادا» تثبت بها الأرض كما تثبت الخيام بالأوتاد، والاستفهام للتقرير.

78:8
وَخَلَقْنَـٰكُمْ أَزْوَٲجًا
وَخَلَقْنَـٰكُمْ
ve sizi yarattık
أَزْوَٰجًۭا
çift çift

Diyanet İşleri MealiSizi çift çift yarattık

Saheeh InternationalAnd We created you in pairs

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وخلقناكم أزواجا» ذكورا وإناثا.

78:9
وَجَعَلْنَا نَوْمَكُمْ سُبَاتًا
وَجَعَلْنَا
ve yaptık
نَوْمَكُمْ
uykunuzu
سُبَاتًۭا
dinlenme

Diyanet İşleri MealiUykunuzu dinlenme vakti kıldık

Saheeh InternationalAnd made your sleep [a means for] rest

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وجعلنا نومكم سباتا» راحة لأبدانكم.

78:10
وَجَعَلْنَا ٱلَّيْلَ لِبَاسًا
وَجَعَلْنَا
ve yaptık
ٱلَّيْلَ
geceyi
لِبَاسًۭا
bir giysi

Diyanet İşleri MealiGeceyi bir örtü yaptık

Saheeh InternationalAnd made the night as clothing

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وجعلنا الليل لباسا» ساترا بسواده.

78:11
وَجَعَلْنَا ٱلنَّهَارَ مَعَاشًا
وَجَعَلْنَا
ve yaptık
ٱلنَّهَارَ
gündüzü
مَعَاشًۭا
geçim zamanı

Diyanet İşleri MealiGündüzü geçimi sağlama vakti kıldık

Saheeh InternationalAnd made the day for livelihood

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وجعلنا النهار معاشا» وقتا للمعايش.

78:12
وَبَنَيْنَا فَوْقَكُمْ سَبْعًا شِدَادًا
وَبَنَيْنَا
ve bina ettik
فَوْقَكُمْ
üstünüzde
سَبْعًۭا
yedi (gök)
شِدَادًۭا
sağlam

Diyanet İşleri MealiÜstünüze yedi kat sağlam gök bina ettik

Saheeh InternationalAnd constructed above you seven strong [heavens]

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وبنينا فوقكم سبعا» سبع سماوات «شدادا» جمع شديدة، أي قوية محكمة لا يؤثر فيها مرور الزمان.

78:13
وَجَعَلْنَا سِرَاجًا وَهَّاجًا
وَجَعَلْنَا
ve yarattık
سِرَاجًۭا
bir lamba
وَهَّاجًۭا
parıl parıl parlayan

Diyanet İşleri MealiParlak ışık veren güneşi varettik

Saheeh InternationalAnd made [therein] a burning lamp

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وجعلنا سراجا» منيرا «وهاجا» وقادا: يعني الشمس.

78:14
وَأَنزَلْنَا مِنَ ٱلْمُعْصِرَٲتِ مَآءً ثَجَّاجًا
وَأَنزَلْنَا
ve indirdik
مِنَ
sıkışan(bulut)lardan
ٱلْمُعْصِرَٰتِ
the rain clouds
مَآءًۭ
su
ثَجَّاجًۭا
şarıl şarıl

Diyanet İşleri MealiTaneler, bitkiler, ağaçları sarmaş dolaş bahçeler yetiştirmek için, yoğunlaşmış bulutlardan bol yağmur yağdırdık

Saheeh InternationalAnd sent down, from the rain clouds, pouring water

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأنزلنا من المعصرات» السحابات التي حان لها أن تمطر، كالمعصر الجارية التي دنت من الحيض «ماءً ثجاجا» صبابا.

78:15
لِّنُخْرِجَ بِهِۦ حَبًّا وَنَبَاتًا
لِّنُخْرِجَ
çıkaralım diye
بِهِۦ
onunla
حَبًّۭا
dane(ler)
وَنَبَاتًۭا
ve bitki(ler)

Diyanet İşleri MealiTaneler, bitkiler, ağaçları sarmaş dolaş bahçeler yetiştirmek için, yoğunlaşmış bulutlardan bol yağmur yağdırdık

Saheeh InternationalThat We may bring forth thereby grain and vegetation

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لنخرج به حبا» كالحنطة «ونباتا» كالتين.

78:16
وَجَنَّـٰتٍ أَلْفَافًا
وَجَنَّـٰتٍ
ve bahçeler
أَلْفَافًا
birbirine sarmaş dolaş

Diyanet İşleri MealiTaneler, bitkiler, ağaçları sarmaş dolaş bahçeler yetiştirmek için, yoğunlaşmış bulutlardan bol yağmur yağdırdık

Saheeh InternationalAnd gardens of entwined growth

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وجنات» بساتين «ألفافا» ملتفة، جمع لفيف كشريف وأشراف.

78:17
إِنَّ يَوْمَ ٱلْفَصْلِ كَانَ مِيقَـٰتًا
إِنَّ
muhakkak ki
يَوْمَ
günü
ٱلْفَصْلِ
hüküm
كَانَ
belirlenmiş bir vakittir
مِيقَـٰتًۭا
an appointed time

Diyanet İşleri MealiDoğrusu, hüküm gününün vakti elbette tesbit edilmiştir

Saheeh InternationalIndeed, the Day of Judgement is an appointed time

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن يوم الفصل» بين الخلائق «كان ميقاتا» وقتا للثواب والعقاب.

78:18
يَوْمَ يُنفَخُ فِى ٱلصُّورِ فَتَأْتُونَ أَفْوَاجًا
يَوْمَ
o gün
يُنفَخُ
üflenir
فِى
Sur'a
ٱلصُّورِ
the trumpet
فَتَأْتُونَ
gelirsiniz
أَفْوَاجًۭا
bölük bölük

Diyanet İşleri MealiSura üfürüldüğü gün hepiniz bölük bölük gelirsiniz

Saheeh InternationalThe Day the Horn is blown and you will come forth in multitudes

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يوم ينفخ في الصور» القرن بدل من يوم الفصل أو بيان له والنافخ إسرافيل «فتأتون» من قبوركم إلى الموقف «أفواجا» جماعات مختلفة.

78:19
وَفُتِحَتِ ٱلسَّمَآءُ فَكَانَتْ أَبْوَٲبًا
وَفُتِحَتِ
ve açılmıştır
ٱلسَّمَآءُ
gök
فَكَانَتْ
ve olmuştur
أَبْوَٰبًۭا
kapı kapı

Diyanet İşleri MealiGökler kapı kapı açılacaktır

Saheeh InternationalAnd the heaven is opened and will become gateways

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وفُتِّحت السماء» بالتشديد والتخفيف شققت لنزول الملائكة «فكانت أبوابا» ذات أبواب.

78:20
وَسُيِّرَتِ ٱلْجِبَالُ فَكَانَتْ سَرَابًا
وَسُيِّرَتِ
ve yürütülmüştür
ٱلْجِبَالُ
dağlar
فَكَانَتْ
olmuştur
سَرَابًا
bir serab

Diyanet İşleri MealiDağlar yürütülüp serap olacaktır

Saheeh InternationalAnd the mountains are removed and will be [but] a mirage

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وسيِّرت الجبال» ذهب بها عن أماكنها «فكانت سرابا» هباء، أي مثله في خفة سيرها.

78:21
إِنَّ جَهَنَّمَ كَانَتْ مِرْصَادًا
إِنَّ
şüphesiz
جَهَنَّمَ
cehennem
كَانَتْ
olmuştur
مِرْصَادًۭا
gözetleme yeri

Diyanet İşleri MealiCehennem, yalnız azgınları bekleyen yerdir. Dönecekleri yer orasıdır

Saheeh InternationalIndeed, Hell has been lying in wait

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن جهنم كانت مرصادا» راصدة أو مرصدة.

78:22
لِّلطَّـٰغِينَ مَـَٔـابًا
لِّلطَّـٰغِينَ
azgınların
مَـَٔابًۭا
varacağı yerdir

Diyanet İşleri MealiCehennem, yalnız azgınları bekleyen yerdir. Dönecekleri yer orasıdır

Saheeh InternationalFor the transgressors, a place of return

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«للطاغين» الكافرين فلا يتجاوزونها «مآبا» مرجعا لهم فيدخلونها.

78:23
لَّـٰبِثِينَ فِيهَآ أَحْقَابًا
لَّـٰبِثِينَ
kalacaklardır
فِيهَآ
orada
أَحْقَابًۭا
çağlar boyu

Diyanet İşleri MealiOrada çağlar boyunca (nice devirler) kalacaklardır

Saheeh InternationalIn which they will remain for ages [unending]

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لابثين» حال مقدرة، أي مقدَّرا لبثهم «فيها أحقابا» دهورا لا نهاية لها جمع حقب بضم أوله.

78:24
لَّا يَذُوقُونَ فِيهَا بَرْدًا وَلَا شَرَابًا
لَّا
tadmazlar
يَذُوقُونَ
they will taste
فِيهَا
orada
بَرْدًۭا
bir serinlik
وَلَا
ve ne de
شَرَابًا
içilecek bir şey

Diyanet İşleri MealiOrada ne serinlik ne de içilecek bir şey tatmazlar; sadece kaynar su ve irin

Saheeh InternationalThey will not taste therein [any] coolness or drink

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لا يذوقون فيها بردا» نوما فإنهم لا يذوقونه «ولا شرابا» ما يشرب تلذذا.

78:25
إِلَّا حَمِيمًا وَغَسَّاقًا
إِلَّا
yalnız (içerler)
حَمِيمًۭا
kaynar su
وَغَسَّاقًۭا
ve irin

Diyanet İşleri MealiOrada ne serinlik ne de içilecek bir şey tatmazlar; sadece kaynar su ve irin

Saheeh InternationalExcept scalding water and [foul] purulence

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إلا» لكن «حميما» ماءً حارا غاية الحرارة «وغسَّاقا» بالتخفيف والتشديد ما يسيل من صديد أهل النار فإنهم يذوقونه جوزوا بذلك.

78:26
جَزَآءً وِفَاقًا
جَزَآءًۭ
bir ceza olarak
وِفَاقًا
uygun

Diyanet İşleri MealiOrada ne serinlik ne de içilecek bir şey tatmazlar; sadece kaynar su ve irin

Saheeh InternationalAn appropriate recompense

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«جزاءً وفاقا» موافقا لعملهم فلا ذنب أعظم من الكفر ولا عذاب أعظم من النار.

78:27
إِنَّهُمْ كَانُواْ لَا يَرْجُونَ حِسَابًا
إِنَّهُمْ
çünkü onlar
كَانُوا۟
idiler
لَا
ummuyor(lar)
يَرْجُونَ
expecting
حِسَابًۭا
bir hesap

Diyanet İşleri MealiÇünkü onlar, hesaba çekileceklerini sanmazlardı

Saheeh InternationalIndeed, they were not expecting an account

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إنهم كانوا لا يرجون» يخافون «حسابا» لإنكارهم البعث.

78:28
وَكَذَّبُواْ بِـَٔـايَـٰتِنَا كِذَّابًا
وَكَذَّبُوا۟
ve yalanlamışlardı
بِـَٔايَـٰتِنَا
ayetlerimizi
كِذَّابًۭا
tekzib ile

Diyanet İşleri MealiAyetlerimizi hep yalan sayıp dururlardı

Saheeh InternationalAnd denied Our verses with [emphatic] denial

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وكذبوا بآياتنا» القرآن «كِذَّابا» تكذيبا.

78:29
وَكُلَّ شَىْءٍ أَحْصَيْنَـٰهُ كِتَـٰبًا
وَكُلَّ
ve her
شَىْءٍ
şeyi
أَحْصَيْنَـٰهُ
saymıştık
كِتَـٰبًۭا
yazmıştık

Diyanet İşleri MealiBiz de herşeyi yazıp saymışızdır

Saheeh InternationalBut all things We have enumerated in writing

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وكل شيءٍ» من الأعمال «أحصيناه» ضبطناه «كتابا» كتبا في اللوح المحفوظ لنجازي عليه ومن ذلك تكذيبهم بالقرآن.

78:30 📚 2
فَذُوقُواْ فَلَن نَّزِيدَكُمْ إِلَّا عَذَابًا
فَذُوقُوا۟
şimdi tadın
فَلَن
artık asla
نَّزِيدَكُمْ
size artırmayacağız
إِلَّا
başka bir şey
عَذَابًا
azabdan

Diyanet İşleri MealiŞöyle deriz: "Artık tadınız, bundan böyle size azabdan başka bir şey artırmayız

Saheeh InternationalSo taste [the penalty], and never will We increase you except in torment

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فذوقوا» أي فيقال لهم في الآخرة عند وقوع العذاب ذوقوا جزاءكم «فلن نزيدكم إلا عذابا» فوق عذابكم.

78:31
إِنَّ لِلْمُتَّقِينَ مَفَازًا
إِنَّ
şüphesiz
لِلْمُتَّقِينَ
muttakiler için vardır
مَفَازًا
başarı ödülü

Diyanet İşleri MealiDoğrusu, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara kurtuluş, bahçeler, bağlar, yaşıtlar ve dolu kadehler vardır

Saheeh InternationalIndeed, for the righteous is attainment

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن للمتقين مفازا» مكان فوز في الجنة.

78:32
حَدَآئِقَ وَأَعْنَـٰبًا
حَدَآئِقَ
bahçeler
وَأَعْنَـٰبًۭا
ve bağlar

Diyanet İşleri MealiDoğrusu, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara kurtuluş, bahçeler, bağlar, yaşıtlar ve dolu kadehler vardır

Saheeh InternationalGardens and grapevines

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«حدائق» بساتين بدل من مفازا أو بيان له «وأعنابا» عطف على مفازا.

78:33
وَكَوَاعِبَ أَتْرَابًا
وَكَوَاعِبَ
ve göğüsleri tomurcuklanmış
أَتْرَابًۭا
yaşıt kızlar

Diyanet İşleri MealiDoğrusu, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara kurtuluş, bahçeler, bağlar, yaşıtlar ve dolu kadehler vardır

Saheeh InternationalAnd full-breasted [companions] of equal age

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وكواعب» جواري تكعبت ثديهن جمع كاعب «أترابا» على سن واحد، جمع تِرب بكسر التاء وسكون الراء.

78:34
وَكَأْسًا دِهَاقًا
وَكَأْسًۭا
ve kadeh(ler)
دِهَاقًۭا
dolu

Diyanet İşleri MealiDoğrusu, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara kurtuluş, bahçeler, bağlar, yaşıtlar ve dolu kadehler vardır

Saheeh InternationalAnd a full cup

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
(وكأسا دهاقا) خمرا مالئة محالها، وفي سورة القتال: "" وأنهار من خمر "".

78:35
لَّا يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًا وَلَا كِذَّٲبًا
لَّا
işitmezler
يَسْمَعُونَ
they will hear
فِيهَا
orada
لَغْوًۭا
boş söz
وَلَا
ve ne de
كِذَّٰبًۭا
yalan

Diyanet İşleri MealiOrada boş ve yalan söz işitmezler

Saheeh InternationalNo ill speech will they hear therein or any falsehood

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لا يسمعون فيها» أي الجنة عند شرب الخمر وغيرها من الأحوال «لغوا» باطلا من القول «ولا كذَابا» بالتخفيف، أي: كذبا، وبالتشديد أي تكذيبا من واحد لغيره بخلاف ما يقع في الدنيا عند شرب الخمر.

78:36
جَزَآءً مِّن رَّبِّكَ عَطَآءً حِسَابًا
جَزَآءًۭ
bir karşılık
مِّن
Rabbinden
رَّبِّكَ
your Lord
عَطَآءً
bir bağış olarak
حِسَابًۭا
yeterli

Diyanet İşleri MealiBunlar Rabbinin katından, hesabları karşılığı verilenlerdir

Saheeh International[As] reward from your Lord, [a generous] gift [made due by] account

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«جزاءً من ربك» أي جزاهم الله بذلك جزاء «عطاءً» بدل من جزاء «حسابا» أي كثيرا، من قولهم: أعطاني فأحسبني، أي أكثر علي حتى قلت حسبي.

78:37
رَّبِّ ٱلسَّمَـٰوَٲتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا ٱلرَّحْمَـٰنِ‌ۖ لَا يَمْلِكُونَ مِنْهُ خِطَابًا
رَّبِّ
Rabbi
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerin
وَٱلْأَرْضِ
ve yerin
وَمَا
ve bulunanların
بَيْنَهُمَا
ikisi arasında
ٱلرَّحْمَـٰنِ ۖ
çok merhametli
لَا
güçleri yetmez
يَمْلِكُونَ
they have power
مِنْهُ
O'nun huzurunda
خِطَابًۭا
konuşmaya

Diyanet İşleri MealiO, göklerin, yerin ve ikisi arasında olanların Rabbidir. O, önünde kimsenin konuşmayacağı Rahman olan Allah'tır

Saheeh International[From] the Lord of the heavens and the earth and whatever is between them, the Most Merciful. They possess not from Him [authority for] speech

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ربِّ السماوات والأرض» بالجر والرفع «وما بينهما الرحمنِ» كذلك وبرفعه مع جر رب «لا يملكون» أي الخلق «منه» تعالى «خطابا» أي لا يقدر أحد أن يخاطبه خوفا منه.

78:38 📚 2
يَوْمَ يَقُومُ ٱلرُّوحُ وَٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ صَفًّا‌ۖ لَّا يَتَكَلَّمُونَ إِلَّا مَنْ أَذِنَ لَهُ ٱلرَّحْمَـٰنُ وَقَالَ صَوَابًا
يَوْمَ
o gün
يَقُومُ
dururlar
ٱلرُّوحُ
Ruh
وَٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ
ve melekler
صَفًّۭا ۖ
sıra sıra
لَّا
konuşamaz
يَتَكَلَّمُونَ
they will speak
إِلَّا
dışındakiler
مَنْ
kimseler
أَذِنَ
izin verdiği
لَهُ
kendisine
ٱلرَّحْمَـٰنُ
Rahman'ın
وَقَالَ
ve o da söyler
صَوَابًۭا
doğruyu

Diyanet İşleri MealiCebrail ve meleklerin dizi dizi durdukları gün, Rahman olan Allah'ın izni olmadan kimse konuşamayacaktır. Konuştuğu zaman da doğruyu söyleyecektir

Saheeh InternationalThe Day that the Spirit and the angels will stand in rows, they will not speak except for one whom the Most Merciful permits, and he will say what is correct

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يوم» ظرف لـ لا يملكون «يقوم الروح» جبريل أو جند الله «والملائكة صفا» حال، أي مصطفين «لا يتكلمون» أي الخلق «إلا من أذن له الرحمن» في الكلام «وقال» قولا «صوابا» من المؤمنين والملائكة كأن يشفعوا لمن ارتضى.

78:39
ذَٲلِكَ ٱلْيَوْمُ ٱلْحَقُّ‌ۖ فَمَن شَآءَ ٱتَّخَذَ إِلَىٰ رَبِّهِۦ مَـَٔـابًا
ذَٰلِكَ
işte bu
ٱلْيَوْمُ
günüdür
ٱلْحَقُّ ۖ
hak
فَمَن
artık kimse
شَآءَ
dileyen
ٱتَّخَذَ
tutar
إِلَىٰ
varan
رَبِّهِۦ
Rabbine
مَـَٔابًا
bir yol

Diyanet İşleri Mealiİşte gerçek gün budur. Dileyen kimse, Rabbine götürecek bir yol benimser

Saheeh InternationalThat is the True Day; so he who wills may take to his Lord a [way of] return

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ذلك اليوم الحق» الثابت وقوعه وهو يوم القيامة «فمن شاء اتخذ إلى ربه مآبا» مرجعا، أي رجع إلى الله بطاعته ليسلم من العذاب فيه.

78:40
إِنَّآ أَنذَرْنَـٰكُمْ عَذَابًا قَرِيبًا يَوْمَ يَنظُرُ ٱلْمَرْءُ مَا قَدَّمَتْ يَدَاهُ وَيَقُولُ ٱلْكَافِرُ يَـٰلَيْتَنِى كُنتُ تُرَٲبَۢا
إِنَّآ
elbette biz
أَنذَرْنَـٰكُمْ
siz uyardık
عَذَابًۭا
bir azab ile
قَرِيبًۭا
yakın
يَوْمَ
o gün
يَنظُرُ
bakar
ٱلْمَرْءُ
kişi
مَا
işlere
قَدَّمَتْ
öne sürdüğü
يَدَاهُ
ellerinin
وَيَقُولُ
ve der
ٱلْكَافِرُ
kafir
يَـٰلَيْتَنِى
ey keşke
كُنتُ
ben olsaydım
تُرَٰبًۢا
toprak

Diyanet İşleri MealiSizi, yakın gelecekteki bir azabla uyardık; o gün kişi elleriyle sunduğuna bakar ve inkarcı da: "Keşke toprak olaydım" der

Saheeh InternationalIndeed, We have warned you of a near punishment on the Day when a man will observe what his hands have put forth and the disbeliever will say, "Oh, I wish that I were dust

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إنا أنذرناكم» يا كفار مكة «عذابا قريبا» عذاب يوم القيامة الآتي، وكل آت قريب «يوم» ظرف لعذابا بصفته «ينظر المرء» كل امرئ «ما قدمت يداه» من خير وشر «ويقول الكافر يا» حرف تنبيه «ليتني كنت ترابا» يعني فلا أعذب يقول ذلك عندما يقول الله تعالى للبهائم بعد الاقتصاص من بعضها لبعض: كوني ترابا.

← Önceki Sonraki →

78. An-Naba Suresi | Anlam Arayışı