90. Al-Balad سُورَةُ البَلَدِ
Diyanet İşleri MealiBu şehre (Mekke'ye) yemin ederim; ki sen bu şehirde oturmuşsun
Yusuf AliI do call to witness this City
Ali BulaçHayır; bu şehre yemin ederim
Diyanet İşleri MealiBu şehre (Mekke'ye) yemin ederim; ki sen bu şehirde oturmuşsun
Yusuf AliAnd thou art a freeman of this City
Ali BulaçKi sen, bu şehirde oturmakta iken
Diyanet İşleri MealiDoğurana ve doğurduğuna and olsun ki
Yusuf AliAnd (the mystic ties of) parent and child
Ali BulaçBabaya ve doğan-çocuğa da
Diyanet İşleri Mealiİnsanoğlunu, zorluklara katlanacak şekilde yarattık
Yusuf AliVerily We have created man into toil and struggle
Ali BulaçAndolsun, Biz insanı bir zorluk içinde yarattık
Diyanet İşleri Mealiİnsanoğlu, kendisine kimsenin güç yetiremeyeceğini mi sanıyor
Yusuf AliThinketh he, that none hath power over him
Ali BulaçO, hiç kimsenin kendisine asla güç yetiremeyeceğini mi sanıyor
Diyanet İşleri MealiYığın yığın mal tüketmişimdir" diyor
Yusuf AliHe may say (boastfully); Wealth have I squandered in abundance
Ali BulaçO: "Yığınla mal tüketip-yok ettim" diyor
Diyanet İşleri MealiO, kimsenin kendisini görmediğini mi zannediyor
Yusuf AliThinketh he that none beholdeth him
Ali BulaçKendisini hiç kimsenin görmediğini mi sanıyor
Diyanet İşleri MealiBiz onun için iki göz, bir dil ve iki dudak var etmedik mi
Yusuf AliHave We not made for him a pair of eyes
Ali BulaçBiz ona iki göz vermedik mi
Diyanet İşleri MealiBiz onun için iki göz, bir dil ve iki dudak var etmedik mi
Yusuf AliAnd a tongue, and a pair of lips
Ali BulaçBir dil ve iki dudak
Diyanet İşleri MealiBiz ona eğri ve doğru iki yolu da göstermedik mi
Yusuf AliAnd shown him the two highways
Ali BulaçBiz ona 'iki yol-iki amaç' gösterdik
Diyanet İşleri MealiAma o, zor geçidi aşmaya girişemedi
Yusuf AliBut he hath made no haste on the path that is steep
Ali BulaçAncak o, sarp yokuşa göğüs germedi
Diyanet İşleri MealiO zor geçidin ne olduğunu sen bilir misin
Yusuf AliAnd what will explain to thee the path that is steep
Ali BulaçSarp yokuşun ne olduğunu sana öğreten nedir
Diyanet İşleri MealiO geçit, bir köle ve esir azadetmek
Yusuf Ali(It is:) freeing the bondman
Ali BulaçBir boynu çözmek (bir köleye özgürlük vermek)tir
Diyanet İşleri MealiYahut, açlık gününde, yakını olan bir öksüzü, yahut toprağa serilmiş bir yoksulu doyurmaktır
Yusuf AliOr the giving of food in a day of privation
Ali BulaçYa da açlık gününde doyurmaktır
Diyanet İşleri MealiYahut, açlık gününde, yakını olan bir öksüzü, yahut toprağa serilmiş bir yoksulu doyurmaktır
Yusuf AliTo the orphan with claims of relationship
Ali BulaçYakın olan bir yetimi
Diyanet İşleri MealiYahut, açlık gününde, yakını olan bir öksüzü, yahut toprağa serilmiş bir yoksulu doyurmaktır
Yusuf AliOr to the indigent (down) in the dust
Ali BulaçVeya sürünen bir yoksulu
Diyanet İşleri MealiSonra, inanıp birbirlerine sabır tavsiye edenlerden, merhametlilerden olmayı tavsiye edenlerden olmaktır
Yusuf AliThen will he be of those who believe, and enjoin patience, (constancy, and self-restraint), and enjoin deeds of kindness and compassion
Ali BulaçSonra iman edenlerden, sabrı birbirlerine tavsiye edenlerden, merhameti birbirlerine tavsiye edenlerden olmak
Diyanet İşleri Mealiİşte bunlar amel defterleri sağdan verilenlerdir
Yusuf AliSuch are the Companions of the Right Hand
Ali Bulaçİşte bunlar, sağ yanın adamlarıdır (Ashab-ı Meymene)
Diyanet İşleri MealiAyetlerimizi inkar edenler, işte onlar amel defterleri sollarından verilenlerdir
Yusuf AliBut those who reject Our Signs, they are the (unhappy) Companions of the Left Hand
Ali BulaçAyetlerimizi inkar edenler ise, sol yanın adamlarıdır (Ashab-ı Meş'eme)
Diyanet İşleri MealiOnlar her yönden ateşle kapatılacaklardır
Yusuf AliOn them will be Fire vaulted over (all round)
Ali BulaçKapıları kilitlenmiş" bir ateş onların üzerinedir