☪ Anlam Arayışı

14. Ibrahim سُورَةُ إِبۡرَاهِيمَ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
14:1
الٓرۚ كِتَٰبٌ أَنزَلۡنَٰهُ إِلَيۡكَ لِتُخۡرِجَ ٱلنَّاسَ مِنَ ٱلظُّلُمَٰتِ إِلَى ٱلنُّورِ بِإِذۡنِ رَبِّهِمۡ إِلَىٰ صِرَٰطِ ٱلۡعَزِيزِ ٱلۡحَمِيدِ
الٓر ۚ
Elif Lam Ra
كِتَـٰبٌ
(Bu) Kitaptır'
أَنزَلْنَـٰهُ
indirdiğimiz
إِلَيْكَ
sana
لِتُخْرِجَ
çıkarman için
ٱلنَّاسَ
insanları
مِنَ
karanlıklardan
ٱلظُّلُمَـٰتِ
the darkness[es]
إِلَى
aydınlığa
ٱلنُّورِ
the light
بِإِذْنِ
izniyle
رَبِّهِمْ
Rablerinin
إِلَىٰ
yoluna
صِرَٰطِ
the Path
ٱلْعَزِيزِ
Aziz
ٱلْحَمِيدِ
ve övgüye layık olanın

Saheeh InternationalAlif, Lam, Ra. [This is] a Book which We have revealed to you, [O Muhammad], that you might bring mankind out of darknesses into the light by permission of their Lord - to the path of the Exalted in Might, the Praiseworthy

Diyanet İşleri MealiElif, Lam, Ra; Bu, Allah'ın izniyle, insanları karanlıklardan aydınlığa, güçlü ve övülmeğe layık, göklerde ve yerde olanların sahibi Allah'ın yoluna çıkarman için, sana indirdiğimiz Kitaptır. Uğrayacakları çetin azabdan dolayı vay kafirlerin haline

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الر» الله أعلم بمراده بذلك، هذا القرآن «كتاب أنزلناه إليك» يا محمد «لتخرج الناس من الظلمات» الكفر «إلى النور» الإيمان «بإذن» بأمر «ربهم» ويبدل من: إلى النور «إلى صراط» طريق «العزيز» الغالب «الحميد» المحمود.

14:2
ٱللَّهِ ٱلَّذِي لَهُۥ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِي ٱلۡأَرۡضِۗ وَوَيۡلࣱ لِّلۡكَٰفِرِينَ مِنۡ عَذَابࣲ شَدِيدٍ
ٱللَّهِ
Allah
ٱلَّذِى
ki
لَهُۥ
O'nundur
مَا
ne varsa
فِى
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
the heavens
وَمَا
ve ne varsa
فِى
yerde
ٱلْأَرْضِ ۗ
the earth
وَوَيْلٌۭ
vay haline
لِّلْكَـٰفِرِينَ
şu kafirlerin
مِنْ
dolayı
عَذَابٍۢ
azabdan
شَدِيدٍ
çetin

Saheeh InternationalAllah, to whom belongs whatever is in the heavens and whatever is on the earth. And woe to the disbelievers from a severe punishment

Diyanet İşleri MealiElif, Lam, Ra; Bu, Allah'ın izniyle, insanları karanlıklardan aydınlığa, güçlü ve övülmeğe layık, göklerde ve yerde olanların sahibi Allah'ın yoluna çıkarman için, sana indirdiğimiz Kitaptır. Uğrayacakları çetin azabdan dolayı vay kafirlerin haline

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الله» بالجر بدل أو عطف بيان وما بعده صفة والرفع مبتدأ خبره «الذي له ما في السماوات وما في الأرض» ملكا وخلقا وعبيدا «وويل للكافرين من عذاب شديد».

14:3 📚 1
ٱلَّذِينَ يَسۡتَحِبُّونَ ٱلۡحَيَوٰةَ ٱلدُّنۡيَا عَلَى ٱلۡأٓخِرَةِ وَيَصُدُّونَ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ وَيَبۡغُونَهَا عِوَجًاۚ أُوْلَٰٓئِكَ فِي ضَلَٰلِۭ بَعِيدࣲ‏
ٱلَّذِينَ
ki onlar
يَسْتَحِبُّونَ
tercih ederler
ٱلْحَيَوٰةَ
hayatını
ٱلدُّنْيَا
dünya
عَلَى
karşılık
ٱلْـَٔاخِرَةِ
ahirete
وَيَصُدُّونَ
ve engel olurlar
عَن
yolundan
سَبِيلِ
(the) Path
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَيَبْغُونَهَا
ve onu isterler
عِوَجًا ۚ
eğrilmesini
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
فِى
içindedirler
ضَلَـٰلٍۭ
bir sapıklık
بَعِيدٍۢ
derin

Saheeh InternationalThe ones who prefer the worldly life over the Hereafter and avert [people] from the way of Allah, seeking to make it (seem) deviant. Those are in extreme error

Diyanet İşleri MealiOnlar dünya hayatını ahirete tercih ederler, Allah'ın yolundan alıkoyup onun eğriliğini isterler. İşte onlar uzak bir sapıklık içindedirler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الذين» نعت «يستحبون» يختارون «الحياة الدنيا على الآخرة ويصدون» الناس «عن سبيل الله» دين الإسلام «ويبغونها» أي السبيل «عوجا» معوجة «أولئك في ضلال بعيد» عن الحق.

14:4 📚 10
وَمَآ أَرۡسَلۡنَا مِن رَّسُولٍ إِلَّا بِلِسَانِ قَوۡمِهِۦ لِيُبَيِّنَ لَهُمۡۖ فَيُضِلُّ ٱللَّهُ مَن يَشَآءُ وَيَهۡدِي مَن يَشَآءُۚ وَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡحَكِيمُ
وَمَآ
ve
أَرْسَلْنَا
biz göndermedik
مِن
her
رَّسُولٍ
elçiyi
إِلَّا
başka
بِلِسَانِ
dilinden
قَوْمِهِۦ
kendi kavminin
لِيُبَيِّنَ
açıklasın diye
لَهُمْ ۖ
olara
فَيُضِلُّ
şaşırtır
ٱللَّهُ
Allah
مَن
kimseyi
يَشَآءُ
dilediğin
وَيَهْدِى
ve yola iletir
مَن
kimseyi
يَشَآءُ ۚ
dilediği
وَهُوَ
ve O
ٱلْعَزِيزُ
azizdir
ٱلْحَكِيمُ
hüküm ve hikmet sahibidir

Saheeh InternationalAnd We did not send any messenger except [speaking] in the language of his people to state clearly for them, and Allah sends astray [thereby] whom He wills and guides whom He wills. And He is the Exalted in Might, the Wise

Diyanet İşleri MealiKendilerine apaçık anlatabilsin diye, her peygamberi kendi milletinin diliyle gönderdik. Allah dilediğini saptırır ve dilediğini de doğru yola eriştirir; güçlü olan, Hakim olan O'dur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وما أرسلنا من رسول إلا بلسان» بلغة «قومه ليبين لهم» ليفهمهم ما أتى به «فيضلُّ الله من يشاء ويهدي من يشاء وهو العزيز» في ملكه «الحكيم» في صنعه.

14:5
وَلَقَدۡ أَرۡسَلۡنَا مُوسَىٰ بِـَٔايَٰتِنَآ أَنۡ أَخۡرِجۡ قَوۡمَكَ مِنَ ٱلظُّلُمَٰتِ إِلَى ٱلنُّورِ وَذَكِّرۡهُم بِأَيَّىٰمِ ٱللَّهِۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَٰتࣲ لِّكُلِّ صَبَّارࣲ شَكُورࣲ‏
وَلَقَدْ
ve andolsun
أَرْسَلْنَا
göndermiştik
مُوسَىٰ
Musa'yı
بِـَٔايَـٰتِنَآ
ayetlerimizle birlikte
أَنْ
için
أَخْرِجْ
çıkarması
قَوْمَكَ
kavmini
مِنَ
karanlıklardan
ٱلظُّلُمَـٰتِ
the darkness[es]
إِلَى
aydınlığa
ٱلنُّورِ
the light
وَذَكِّرْهُم
ve onlara hatırlatması için
بِأَيَّىٰمِ
günlerini
ٱللَّهِ ۚ
Allah'ın
إِنَّ
şüphesiz
فِى
bunda
ذَٰلِكَ
that
لَـَٔايَـٰتٍۢ
ayetler vardır
لِّكُلِّ
herkes için
صَبَّارٍۢ
sabreden
شَكُورٍۢ
şükreden

Saheeh InternationalAnd We certainly sent Moses with Our signs, [saying], "Bring out your people from darknesses into the light and remind them of the days of Allah." Indeed in that are signs for everyone patient and grateful

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki Musa'yı ayetlerimizle, "Milletini karanlıklardan aydınlığa çıkar ve Allah'ın günlerini onlara hatırlat" diye göndermiştik. Bunlarda, çokça sabreden ve şükreden herkes için dersler vardır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولقد أرسلنا موسى بآياتنا» التسع وقلنا له «أن أخرج قومك» بني إسرائيل «من الظلمات» الكفر «إلى النور» الإيمان «وذكّرهم بأيام الله» بنعمه «إن في ذلك» التذكير «لآيات لكل صبار» على الطاعة «شكور» للنعم.

14:6
وَإِذۡ قَالَ مُوسَىٰ لِقَوۡمِهِ ٱذۡكُرُواْ نِعۡمَةَ ٱللَّهِ عَلَيۡكُمۡ إِذۡ أَنجَىٰكُم مِّنۡ ءَالِ فِرۡعَوۡنَ يَسُومُونَكُمۡ سُوٓءَ ٱلۡعَذَابِ وَيُذَبِّحُونَ أَبۡنَآءَكُمۡ وَيَسۡتَحۡيُونَ نِسَآءَكُمۡۚ وَفِي ذَٰلِكُم بَلَآءࣱ مِّن رَّبِّكُمۡ عَظِيمࣱ‏
وَإِذْ
ve hani
قَالَ
demişti ki
مُوسَىٰ
Musa
لِقَوْمِهِ
kavmine
ٱذْكُرُوا۟
hatırlayın
نِعْمَةَ
ni'metini
ٱللَّهِ
Allah'ın
عَلَيْكُمْ
üzerinizdeki
إِذْ
zaman
أَنجَىٰكُم
sizi kurtardı
مِّنْ
soyundan
ءَالِ
(the) people
فِرْعَوْنَ
Fir'avn
يَسُومُونَكُمْ
onlar sizi sürüyorlardı
سُوٓءَ
en kötüsüne
ٱلْعَذَابِ
işkencenin
وَيُذَبِّحُونَ
ve kesiyorlardı
أَبْنَآءَكُمْ
oğullarınızı
وَيَسْتَحْيُونَ
ve sağ bırakıyorlardı
نِسَآءَكُمْ ۚ
kadınlarınızı
وَفِى
ve vardı
ذَٰلِكُم
bunda size
بَلَآءٌۭ
bir imtihan
مِّن
Rabbinizden
رَّبِّكُمْ
your Lord
عَظِيمٌۭ
büyük

Saheeh InternationalAnd [recall, O Children of Israel], when Moses said to His people, "Remember the favor of Allah upon you when He saved you from the people of Pharaoh, who were afflicting you with the worst torment and were slaughtering your [newborn] sons and keeping your females alive. And in that was a great trial from your Lord

Diyanet İşleri MealiMusa, milletine dedi ki: "Allah'ın size olan nimetlerini anın; size işkence eden, kadınlarınızı sağ bırakıp oğullarınızı boğazlayan Firavun ailesinden sizi kurtardı; bütün bunlarda Rabbinizden size büyük bir imtihan vardır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«و» أذكر «إذ قال موسى لقومه اذكروا نعمة الله عليكم إذ أنجاكم من آل فرعون يسومونكم سوء العذاب ويذبِّحون أبناءكم» المولودين «ويستحيون» يستبقون «نساءكم» لقول بعض الكهنة إن مولودا يولد في بني إسرائيل يكون سبب ذهاب ملك فرعون «وفي ذلكم» الإنجاء أو العذاب «بلاء» إنعام أو ابتلاء «من ربكم عظيم».

14:7
وَإِذۡ تَأَذَّنَ رَبُّكُمۡ لَئِن شَكَرۡتُمۡ لَأَزِيدَنَّكُمۡۖ وَلَئِن كَفَرۡتُمۡ إِنَّ عَذَابِي لَشَدِيدࣱ‏
وَإِذْ
ve hani
تَأَذَّنَ
size bildirmişti
رَبُّكُمْ
Rabbiniz
لَئِن
eğer
شَكَرْتُمْ
şükrederseniz
لَأَزِيدَنَّكُمْ ۖ
elbette size daha fazla veririm
وَلَئِن
ve eğer
كَفَرْتُمْ
nankörlük ederseniz
إِنَّ
şüphesiz
عَذَابِى
azabım
لَشَدِيدٌۭ
pek çetindir

Saheeh InternationalAnd [remember] when your Lord proclaimed, 'If you are grateful, I will surely increase you [in favor]; but if you deny, indeed, My punishment is severe

Diyanet İşleri MealiRabbiniz: "Şükrederseniz and olsun ki, size karşılığını artıracağım; nankörlük ederseniz bilin ki azabım pek çetindir" diye bildirmişti

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإذ تأذَّن» أعلم «ربكم لئن شكرتم» نعمتي بالتوحيد والطاعة «لأزيدنكم ولئن كفرتم» جحدتم النعمة بالكفر والمعصية لأعذبنكم دل عليه «إن عذابي لشديد».

14:8
وَقَالَ مُوسَىٰٓ إِن تَكۡفُرُوٓاْ أَنتُمۡ وَمَن فِي ٱلۡأَرۡضِ جَمِيعࣰ ا فَإِنَّ ٱللَّهَ لَغَنِيٌّ حَمِيدٌ
وَقَالَ
ve dedi ki
مُوسَىٰٓ
Musa
إِن
eğer
تَكْفُرُوٓا۟
nankörlük etseniz
أَنتُمْ
siz
وَمَن
ve kimseler
فِى
yeryüzündeki
ٱلْأَرْضِ
the earth
جَمِيعًۭا
hepiniz
فَإِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
لَغَنِىٌّ
zengindir
حَمِيدٌ
övülmüştür

Saheeh InternationalAnd Moses said, "If you should disbelieve, you and whoever is on the earth entirely - indeed, Allah is Free of need and Praiseworthy

Diyanet İşleri MealiMusa: "Siz ve yeryüzünde olanlar, hepiniz nankörlük etseniz, Allah yine de müstağni ve övülmeğe layık olandır" demişti

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وقال موسى» لقومه «إن تكفروا أنتم ومن في الأرض جميعا فإن الله لغني» عن خلقه «حميد» محمود في صنعه بهم.

14:9
أَلَمۡ يَأۡتِكُمۡ نَبَؤُاْ ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِكُمۡ قَوۡمِ نُوحࣲ وَعَادࣲ وَثَمُودَ وَٱلَّذِينَ مِنۢ بَعۡدِهِمۡ لَا يَعۡلَمُهُمۡ إِلَّا ٱللَّهُۚ جَآءَتۡهُمۡ رُسُلُهُم بِٱلۡبَيِّنَٰتِ فَرَدُّوٓاْ أَيۡدِيَهُمۡ فِيٓ أَفۡوَٰهِهِمۡ وَقَالُوٓاْ إِنَّا كَفَرۡنَا بِمَآ أُرۡسِلۡتُم بِهِۦ وَإِنَّا لَفِي شَكࣲّ مِّمَّا تَدۡعُونَنَآ إِلَيۡهِ مُرِيبࣲ‏
أَلَمْ
size gelmedi mi?
يَأْتِكُمْ
come to you
نَبَؤُا۟
haberi
ٱلَّذِينَ
kimselerin
مِن
sizden öncekilerin
قَبْلِكُمْ
(were) before you
قَوْمِ
kavimlerinin
نُوحٍۢ
Nuh
وَعَادٍۢ
ve Ad
وَثَمُودَ ۛ
ve Semud
وَٱلَّذِينَ
ve kimselerin
مِنۢ
onlardan sonra gelen
بَعْدِهِمْ ۛ
(were) after them
لَا
onları kimse bilmez
يَعْلَمُهُمْ
knows them
إِلَّا
başka
ٱللَّهُ ۚ
Allah'tan
جَآءَتْهُمْ
onlara getirdi
رُسُلُهُم
elçileri
بِٱلْبَيِّنَـٰتِ
kanıtlar
فَرَدُّوٓا۟
fakat koydular
أَيْدِيَهُمْ
onlar ellerini
فِىٓ
ağızlarına
أَفْوَٰهِهِمْ
their mouths
وَقَالُوٓا۟
ve dediler ki
إِنَّا
muhakkak biz
كَفَرْنَا
tanımayız
بِمَآ
şeyi
أُرْسِلْتُم
sizinle gönderilen
بِهِۦ
onunla
وَإِنَّا
ve biz
لَفِى
içindeyiz
شَكٍّۢ
bir kuşku
مِّمَّا
şeye karşı
تَدْعُونَنَآ
bizi çağırdığınız
إِلَيْهِ
ona
مُرِيبٍۢ
derin

Saheeh InternationalHas there not reached you the news of those before you - the people of Noah and 'Aad and Thamud and those after them? No one knows them but Allah. Their messengers brought them clear proofs, but they returned their hands to their mouths and said, "Indeed, we disbelieve in that with which you have been sent, and indeed we are, about that to which you invite us, in disquieting doubt

Diyanet İşleri MealiSizden önce gecen Nuh, Ad, Semud milletlerinin ve onlardan sonra gelenlerin haberleri ki onları Allah'tan başkası bilmez size ulaşmadı mı? Onlara peygamberleri belgelerle geldiler, fakat ellerini ağızlarına götürüp: "Biz sizinle gönderilene inanmıyoruz. Bizi çağırdığınız şeyden de şüphe ve endişe içindeyiz" dediler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ألم يأتكم» استفهام تقرير «نبأ» خبر «الذين من قبلكم قوم نوح وعاد» قوم هود «وثمود» قوم صالح «والذين من بعدهم لا يعلمهم إلا الله» لكثرتهم «جاءتهم رسلهم بالبينات» بالحجج الواضحة على صدقهم «فردوا» أي الأمم «أيديهم في أفواههم» أي إليها ليعضوا عليها من شدة الغيظ «وقالوا إنا كفرنا بما أرسلتم به» في زعمكم «وإنا لفي شك مما تدعوننا إليه مريب» موقع في الريبة.

14:10 📚 2
۞قَالَتۡ رُسُلُهُمۡ أَفِي ٱللَّهِ شَكࣱّ فَاطِرِ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۖ يَدۡعُوكُمۡ لِيَغۡفِرَ لَكُم مِّن ذُنُوبِكُمۡ وَيُؤَخِّرَكُمۡ إِلَىٰٓ أَجَلࣲ مُّسَمࣰّ ىۚ قَالُوٓاْ إِنۡ أَنتُمۡ إِلَّا بَشَرࣱ مِّثۡلُنَا تُرِيدُونَ أَن تَصُدُّونَا عَمَّا كَانَ يَعۡبُدُ ءَابَآؤُنَا فَأۡتُونَا بِسُلۡطَٰنࣲ مُّبِينࣲ‏
۞ قَالَتْ
dediler ki
رُسُلُهُمْ
elçileri
أَفِى
hakkında (edilir) mi?
ٱللَّهِ
Allah
شَكٌّۭ
şüphe
فَاطِرِ
yaratan
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
gökleri
وَٱلْأَرْضِ ۖ
ve yeri
يَدْعُوكُمْ
(O) sizi davet ediyor
لِيَغْفِرَ
bağışlamak için
لَكُم
sizin
مِّن
bir kısmını
ذُنُوبِكُمْ
günahlarınızdan
وَيُؤَخِّرَكُمْ
ve sizi ertelemek için
إِلَىٰٓ
kadar
أَجَلٍۢ
bir süreye
مُّسَمًّۭى ۚ
belirtilmiş
قَالُوٓا۟
onlar dediler
إِنْ
siz de
أَنتُمْ
you
إِلَّا
başka değilsiniz
بَشَرٌۭ
bir insandan
مِّثْلُنَا
bizim gibi
تُرِيدُونَ
istiyorsunuz
أَن
bizi çevirmek
تَصُدُّونَا
hinder us
عَمَّا
olduğundan
كَانَ
used to
يَعْبُدُ
tapıyor
ءَابَآؤُنَا
atalarımızın
فَأْتُونَا
o halde bize getirin
بِسُلْطَـٰنٍۢ
bir delil
مُّبِينٍۢ
açık

Saheeh InternationalTheir messengers said, "Can there be doubt about Allah, Creator of the heavens and earth? He invites you that He may forgive you of your sins, and He delays your death for a specified term." They said, "You are not but men like us who wish to avert us from what our fathers were worshipping. So bring us a clear authority

Diyanet İşleri MealiOnların peygamberleri: "Gökleri ve yeri yaratan, günahlarınızı bağışlamaya çağıran ve bir süreye kadar sizi erteleyen Allah'tan mı şüphe ediyorsunuz?" dediler. Onlar da: "Siz de sadece bizim gibi birer insansınız; bizi babalarımızın taptıklarından alıkoymak istiyorsunuz. Öyleyse bize apaçık bir delil getirmelisiniz" dediler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قالت رسلهم أفي الله شك» استفهام إنكار لا شك في توحيده لدلائل الظاهرة عليه «فاطر» خالق «السماوات والأرض يدعوكم» إلى طاعته «ليغفر لكم من ذنوبكم» من زائدة. فإن الإسلام يغفر به ما قبله، أو تبعيضية لإخراج حقوق العباد «ويؤخركم» بلا عذاب «إلى أجل مسمى» أجل الموت «قالوا إن» ما «أنتم إلا بشر مثلنا تريدون أن تصدونا عما كان يعبد آباؤنا» من الأصنام «فأتونا بسلطان مبين» حجة ظاهرة على صدقكم.

14:11 📚 3
قَالَتۡ لَهُمۡ رُسُلُهُمۡ إِن نَّحۡنُ إِلَّا بَشَرࣱ مِّثۡلُكُمۡ وَلَٰكِنَّ ٱللَّهَ يَمُنُّ عَلَىٰ مَن يَشَآءُ مِنۡ عِبَادِهِۦۖ وَمَا كَانَ لَنَآ أَن نَّأۡتِيَكُم بِسُلۡطَٰنٍ إِلَّا بِإِذۡنِ ٱللَّهِۚ وَعَلَى ٱللَّهِ فَلۡيَتَوَكَّلِ ٱلۡمُؤۡمِنُونَ
قَالَتْ
dediler ki
لَهُمْ
onlara
رُسُلُهُمْ
elçileri
إِن
değiliz
نَّحْنُ
biz (de)
إِلَّا
başka bir şey
بَشَرٌۭ
insandan
مِّثْلُكُمْ
sizin gibi
وَلَـٰكِنَّ
fakat
ٱللَّهَ
Allah
يَمُنُّ
lutfeder
عَلَىٰ
kimseye
مَن
whom
يَشَآءُ
dilediği
مِنْ
kullarından
عِبَادِهِۦ ۖ
His slaves
وَمَا
yoktur
كَانَ
imkanımız
لَنَآ
bizim
أَن
size getiremeye
نَّأْتِيَكُم
we bring you
بِسُلْطَـٰنٍ
bir delil
إِلَّا
olmadan
بِإِذْنِ
izni
ٱللَّهِ ۚ
Allah'ın
وَعَلَى
ve
ٱللَّهِ
Allah'a
فَلْيَتَوَكَّلِ
dayansınlar
ٱلْمُؤْمِنُونَ
inananlar

Saheeh InternationalTheir messengers said to them, "We are only men like you, but Allah confers favor upon whom He wills of His servants. It has never been for us to bring you evidence except by permission of Allah. And upon Allah let the believers rely

Diyanet İşleri MealiPeygamberleri onlara şöyle dedi: "Biz ancak sizin gibi birer insanız ama, Allah, kullarından dilediğine iyilikte bulunur. Allah'ın izni olmadıkça biz size delil getiremeyiz. İnananlar sadece Allah'a güvensin

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قالت لهم رسلهم إن» ما «نحن إلا بشر مثلكم» كما قلتم «ولكن الله يمنُّ على من يشاء من عباده» بالنبوة «وما كان» ما ينبغي «لنا أن نأتيكم بسلطان إلا بإذن الله» بأمره لأننا عبيد مربوبون «وعلى الله فليتوكل المؤمنون» يثقوا به.

14:12 📚 2
وَمَا لَنَآ أَلَّا نَتَوَكَّلَ عَلَى ٱللَّهِ وَقَدۡ هَدَىٰنَا سُبُلَنَاۚ وَلَنَصۡبِرَنَّ عَلَىٰ مَآ ءَاذَيۡتُمُونَاۚ وَعَلَى ٱللَّهِ فَلۡيَتَوَكَّلِ ٱلۡمُتَوَكِّلُونَ
وَمَا
neden?
لَنَآ
biz
أَلَّا
dayanmayalım
نَتَوَكَّلَ
we put our trust
عَلَى
Allah'a
ٱللَّهِ
Allah
وَقَدْ
elbette
هَدَىٰنَا
bize göstermişken
سُبُلَنَا ۚ
yollarımızı
وَلَنَصْبِرَنَّ
ve katlanırız
عَلَىٰ
bize yaptığınız eziyetlere
مَآ
what
ءَاذَيْتُمُونَا ۚ
harm you may cause us
وَعَلَى
ve
ٱللَّهِ
Allah'a
فَلْيَتَوَكَّلِ
dayansınlar
ٱلْمُتَوَكِّلُونَ
tevekkül edenler

Saheeh InternationalAnd why should we not rely upon Allah while He has guided us to our [good] ways. And we will surely be patient against whatever harm you should cause us. And upon Allah let those who would rely [indeed] rely

Diyanet İşleri MealiBize yollarımızı gösteren Allah'a niçin güvenmeyelim? Bize ettiğiniz eziyete elbette katlanacağız. Güvenenler ancak Allah'a güvensinler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وما لنا أ» ن «لا نتوكل على الله» أي لا مانع لنا من ذلك «وقد هدانا سبلنا ولنصبرن على ما آذيتمونا» على أذاكم «وعلى الله فليتوكل المتوكلون».

14:13 📚 1
وَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لِرُسُلِهِمۡ لَنُخۡرِجَنَّكُم مِّنۡ أَرۡضِنَآ أَوۡ لَتَعُودُنَّ فِي مِلَّتِنَاۖ فَأَوۡحَىٰٓ إِلَيۡهِمۡ رَبُّهُمۡ لَنُهۡلِكَنَّ ٱلظَّٰلِمِينَ
وَقَالَ
dediler ki
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوا۟
inkar eden(ler)
لِرُسُلِهِمْ
elçilerine
لَنُخْرِجَنَّكُم
ya sizi mutlaka çıkarırız
مِّنْ
yurdumuzdan
أَرْضِنَآ
our land
أَوْ
ya da
لَتَعُودُنَّ
dönersiniz
فِى
bizim dinimize
مِلَّتِنَا ۖ
our religion
فَأَوْحَىٰٓ
şöyle vahyetti
إِلَيْهِمْ
onlara
رَبُّهُمْ
Rableri
لَنُهْلِكَنَّ
mutlaka helak edeceğiz
ٱلظَّـٰلِمِينَ
zalimleri

Saheeh InternationalAnd those who disbelieved said to their messengers, "We will surely drive you out of our land, or you must return to our religion." So their Lord inspired to them, "We will surely destroy the wrongdoers

Diyanet İşleri Mealiİnkar edenler, peygamberlerine: "Ya bizim dinimize dönersiniz ya da sizi memleketimizden çıkarırız" dediler. Rableri peygamberlere: "Biz, haksızlık edenleri yok edeceğiz, onlardan sonra yeryüzüne sizi yerleştireceğiz. Bu, makamımdan ve tehdidimden korkanlar içindir." diye vahyetti

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وقال الذين كفروا لرسلهم لنخرجنكم من أرضنا أو لتعودنَّ» لتصيرن «في ملتنا» ديننا «فأوحى إليهم ربهم لنهلكن الظالمين» الكافرين.

14:14 📚 8
وَلَنُسۡكِنَنَّكُمُ ٱلۡأَرۡضَ مِنۢ بَعۡدِهِمۡۚ ذَٰلِكَ لِمَنۡ خَافَ مَقَامِي وَخَافَ وَعِيدِ
وَلَنُسْكِنَنَّكُمُ
ve sizi yerleştireceğiz
ٱلْأَرْضَ
o yere
مِنۢ
onların ardından
بَعْدِهِمْ ۚ
after them
ذَٰلِكَ
bu
لِمَنْ
içindir
خَافَ
korkan
مَقَامِى
makamımdan
وَخَافَ
ve korkan içindir
وَعِيدِ
tehdidimden

Saheeh InternationalAnd We will surely cause you to dwell in the land after them. That is for he who fears My position and fears My threat

Diyanet İşleri Mealiİnkar edenler, peygamberlerine: "Ya bizim dinimize dönersiniz ya da sizi memleketimizden çıkarırız" dediler. Rableri peygamberlere: "Biz, haksızlık edenleri yok edeceğiz, onlardan sonra yeryüzüne sizi yerleştireceğiz. Bu, makamımdan ve tehdidimden korkanlar içindir." diye vahyetti

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولنسكننكم الأرض» أرضهم «من بعدهم» بعد هلاكهم «ذلك» النصر وإيراث الأرض «لمن خاف مقامي» أي مقامه بين يدي «وخاف وعيد» بالعذاب.

14:15 📚 2
وَٱسۡتَفۡتَحُواْ وَخَابَ كُلُّ جَبَّارٍ عَنِيدࣲ‏
وَٱسْتَفْتَحُوا۟
fetih istediler
وَخَابَ
ve perişan oldu
كُلُّ
her
جَبَّارٍ
zorba
عَنِيدٍۢ
inatçı

Saheeh InternationalAnd they requested victory from Allah, and disappointed, [therefore], was every obstinate tyrant

Diyanet İşleri MealiPeygamberler yardım istediler ve her inatçı zorba hüsrana uğradı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«واستفتحوا» استنصر الرسل بالله على قومهم «وخاب» خسر «كل جبار» متكبر عن طاعة الله «عنيد» معاند للحق.

14:16
مِّن وَرَآئِهِۦ جَهَنَّمُ وَيُسۡقَىٰ مِن مَّآءࣲ صَدِيدࣲ‏
مِّن
ardından da
وَرَآئِهِۦ
Ahead
جَهَنَّمُ
cehennem
وَيُسْقَىٰ
kendisine içirilir
مِن
bir suy
مَّآءٍۢ
water
صَدِيدٍۢ
irin (gibi)

Saheeh InternationalBefore him is Hell, and he will be given a drink of purulent water

Diyanet İşleri MealiArdında cehennem vardır; orada kendisine irinli su içirilecektir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«من ورائه» أي أمامه «جهنم» يدخلها «ويسقى» فيها «من ماء صديد» هو ما يسل من جوف أهل النار مختلطا بالقيح والدم.

14:17 📚 2
يَتَجَرَّعُهُۥ وَلَا يَكَادُ يُسِيغُهُۥ وَيَأۡتِيهِ ٱلۡمَوۡتُ مِن كُلِّ مَكَانࣲ وَمَا هُوَ بِمَيِّتࣲۖ وَمِن وَرَآئِهِۦ عَذَابٌ غَلِيظࣱ‏
يَتَجَرَّعُهُۥ
onu yutmağa çalışır
وَلَا
fakat
يَكَادُ
geçiremez
يُسِيغُهُۥ
boğazından
وَيَأْتِيهِ
ve ona geldiği halde
ٱلْمَوْتُ
ölüm
مِن
her
كُلِّ
every
مَكَانٍۢ
yandan
وَمَا
ve yine
هُوَ
o
بِمَيِّتٍۢ ۖ
ölemez
وَمِن
bunun ardından
وَرَآئِهِۦ
And ahead of him
عَذَابٌ
bir azab
غَلِيظٌۭ
kaba

Saheeh InternationalHe will gulp it but will hardly [be able to] swallow it. And death will come to him from everywhere, but he is not to die. And before him is a massive punishment

Diyanet İşleri MealiOnu yudum yudum alacak fakat yutamıyacaktır. Ölüm ona her taraftan geldiği halde, ölemiyecek, arkasından da çetin bir azap gelecektir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يتجرعه» يبتلعه مرة بعد مرة لمرارته «ولا يكاد يسيغه» يزدرده لقبحه وكراهته «ويأتيه الموت» أي أسبابه المقتضية له من أنواع العذاب «من كل مكان وما هو بميت ومن ورائه» بعد ذلك العذاب «عذاب غليظ» قوي متصل.

14:18 📚 1
مَّثَلُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ بِرَبِّهِمۡۖ أَعۡمَٰلُهُمۡ كَرَمَادٍ ٱشۡتَدَّتۡ بِهِ ٱلرِّيحُ فِي يَوۡمٍ عَاصِفࣲۖ لَّا يَقۡدِرُونَ مِمَّا كَسَبُواْ عَلَىٰ شَيۡءࣲۚ ذَٰلِكَ هُوَ ٱلضَّلَٰلُ ٱلۡبَعِيدُ
مَّثَلُ
durumu
ٱلَّذِينَ
kimselerin
كَفَرُوا۟
inkar eden(lerin)
بِرَبِّهِمْ ۖ
Rablerini
أَعْمَـٰلُهُمْ
işleri;
كَرَمَادٍ
küle benzer
ٱشْتَدَّتْ
savurduğu
بِهِ
onu
ٱلرِّيحُ
rüzgarın
فِى
bir günde
يَوْمٍ
a day
عَاصِفٍۢ ۖ
fırtınalı
لَّا
ele geçiremezler
يَقْدِرُونَ
control (they have)
مِمَّا
şeylerden
كَسَبُوا۟
kazandıkları
عَلَىٰ
hiçbir şeyi
شَىْءٍۢ ۚ
anything
ذَٰلِكَ
işte
هُوَ
o
ٱلضَّلَـٰلُ
sapıklıktır
ٱلْبَعِيدُ
derin

Saheeh InternationalThe example of those who disbelieve in their Lord is [that] their deeds are like ashes which the wind blows forcefully on a stormy day; they are unable [to keep] from what they earned a [single] thing. That is what is extreme error

Diyanet İşleri MealiRablerini inkar edenlerin işleri, fırtınalı bir günde, rüzgarın şiddetle savurduğu küle benzer; yaptıklarından hiçbir şey elde edemezler. İşte bu uzak sapıklıktır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«مثل» صفة «الذين كفروا بربهم» مبتدأ ويبدل منه «أعمالهم» الصالحة كصلة وصدقة في عدم الانتفاع بها «كرماد اشتدت به الريح في يوم عاصف» شديد هبوب الريح فجعلته هباءً منثورا لا يقدر عليه والمجرور خبر المبتدأ «لا يقدرون» أي الكفار «مما كسبوا» عملوا في الدنيا «على شيء» أي لا يجدون له ثوابا لعدم شرطه «ذلك هو الضلال» الهلاك «البعيد».

14:19 📚 1
أَلَمۡ تَرَ أَنَّ ٱللَّهَ خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ بِٱلۡحَقِّۚ إِن يَشَأۡ يُذۡهِبۡكُمۡ وَيَأۡتِ بِخَلۡقࣲ جَدِيدࣲ‏
أَلَمْ
görmedin mi?
تَرَ
you see
أَنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
خَلَقَ
yarattı
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
gökleri
وَٱلْأَرْضَ
ve yeri
بِٱلْحَقِّ ۚ
hak ile
إِن
eğer
يَشَأْ
dilerse
يُذْهِبْكُمْ
sizi götürür
وَيَأْتِ
ve getirir
بِخَلْقٍۢ
bir halk
جَدِيدٍۢ
yepyeni

Saheeh InternationalHave you not seen that Allah created the heavens and the earth in truth? If He wills, He can do away with you and produce a new creation

Diyanet İşleri MealiGökleri ve yeri gerçekten Allah'ın yarattığını bilmiyor musun? Dilerse sizi yok edip yeni bir topluluk var eder

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ألم تر» تنظر يا مخاطب استفهام تقرير «أن الله خلق السماوات والأرض بالحق» متعلق بخلق «إن يشأ يذهبكم» أيها الناس «ويأت بخلق جديد» بدلكم.

14:20 📚 5
وَمَا ذَٰلِكَ عَلَى ٱللَّهِ بِعَزِيزࣲ‏
وَمَا
ve değildir
ذَٰلِكَ
bu
عَلَى
karşı
ٱللَّهِ
Allah'a
بِعَزِيزٍۢ
güç

Saheeh InternationalAnd that is not difficult for Allah

Diyanet İşleri MealiBu, Allah için güç değildir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وما ذلك على الله بعزيز» شديد.

14:21 📚 4
وَبَرَزُواْ لِلَّهِ جَمِيعࣰ ا فَقَالَ ٱلضُّعَفَٰٓؤُاْ لِلَّذِينَ ٱسۡتَكۡبَرُوٓاْ إِنَّا كُنَّا لَكُمۡ تَبَعࣰ ا فَهَلۡ أَنتُم مُّغۡنُونَ عَنَّا مِنۡ عَذَابِ ٱللَّهِ مِن شَيۡءࣲۚ قَالُواْ لَوۡ هَدَىٰنَا ٱللَّهُ لَهَدَيۡنَٰكُمۡۖ سَوَآءٌ عَلَيۡنَآ أَجَزِعۡنَآ أَمۡ صَبَرۡنَا مَا لَنَا مِن مَّحِيصࣲ‏
وَبَرَزُوا۟
ve göründüler
لِلَّهِ
Allah'ın huzurunda
جَمِيعًۭا
hepsi
فَقَالَ
dediler ki
ٱلضُّعَفَـٰٓؤُا۟
zayıflar
لِلَّذِينَ
kimselere
ٱسْتَكْبَرُوٓا۟
büyüklük taslayan(lara)
إِنَّا
şüphesiz biz
كُنَّا
idik
لَكُمْ
size
تَبَعًۭا
tabi
فَهَلْ
misiniz?
أَنتُم
siz
مُّغْنُونَ
savabilir
عَنَّا
bizden
مِنْ
azabından
عَذَابِ
(the) punishment
ٱللَّهِ
Allah'ın
مِن
(en ufak)
شَىْءٍۢ ۚ
bir şey
قَالُوا۟
dediler ki
لَوْ
eğer
هَدَىٰنَا
bize yol gösterseydi
ٱللَّهُ
Allah
لَهَدَيْنَـٰكُمْ ۖ
biz de size yol gösterirdik
سَوَآءٌ
artık birdir
عَلَيْنَآ
bize
أَجَزِعْنَآ
sızlansak da
أَمْ
ya da
صَبَرْنَا
sabretsek de
مَا
yoktur
لَنَا
bize
مِن
hiç
مَّحِيصٍۢ
kaçıp sığınacak bir yer

Saheeh InternationalAnd they will come out [for judgement] before Allah all together, and the weak will say to those who were arrogant, "Indeed, we were your followers, so can you avail us anything against the punishment of Allah?" They will say, "If Allah had guided us, we would have guided you. It is all the same for us whether we show intolerance or are patient: there is for us no place of escape

Diyanet İşleri Mealiİnsanların hepsi Allah'ın huzuruna çıkarlar; güçsüzler, büyüklük taslayanlara: "Doğrusu biz size uymuştuk, Allah'ın azabından bizi koruyabilecek misiniz?" derler. Cevap olarak: "Allah bizi doğru yola eriştirseydi biz de sizi eriştirirdik. Artık sızlansak da sabretsek de birdir, çünkü kaçacak yerimiz yoktur" derler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وبرزوا» أي الخلائق والتعبير فيه وفيما بعده بالماضي لتحقيق وقوعه «لله جميعا فقال الضعفاء» الأتباع «للذين استكبروا» المتبوعين «إنا كنا لكم تبعا» جمع تابع «فهل أنتم مغنون» دافعون «عنا من عذاب الله من شيء» من الأولى للتبيين والثانية للتبعيض «قالوا» المتبوعون «لو هدانا الله لهديناكم» لدعوناكم إلى الهدى «سواء علينا أجزعنا أم صبرنا ما لنا من» زائدة «محيص» ملجأ.

14:22 📚 1
وَقَالَ ٱلشَّيۡطَٰنُ لَمَّا قُضِيَ ٱلۡأَمۡرُ إِنَّ ٱللَّهَ وَعَدَكُمۡ وَعۡدَ ٱلۡحَقِّ وَوَعَدتُّكُمۡ فَأَخۡلَفۡتُكُمۡۖ وَمَا كَانَ لِيَ عَلَيۡكُم مِّن سُلۡطَٰنٍ إِلَّآ أَن دَعَوۡتُكُمۡ فَٱسۡتَجَبۡتُمۡ لِيۖ فَلَا تَلُومُونِي وَلُومُوٓاْ أَنفُسَكُمۖ مَّآ أَنَا۠ بِمُصۡرِخِكُمۡ وَمَآ أَنتُم بِمُصۡرِخِيَّ إِنِّي كَفَرۡتُ بِمَآ أَشۡرَكۡتُمُونِ مِن قَبۡلُۗ إِنَّ ٱلظَّٰلِمِينَ لَهُمۡ عَذَابٌ أَلِيمࣱ‏
وَقَالَ
şöyle dedi
ٱلشَّيْطَـٰنُ
şeytan
لَمَّا
ne zaman ki
قُضِىَ
bitirildi
ٱلْأَمْرُ
iş
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
وَعَدَكُمْ
size va'detti
وَعْدَ
va'di
ٱلْحَقِّ
gerçek
وَوَعَدتُّكُمْ
ve ben de size va'dettim
فَأَخْلَفْتُكُمْ ۖ
ama ben sözümden caydım
وَمَا
ve yoktur
كَانَ
benim
لِىَ
I had
عَلَيْكُم
size karşı
مِّن
hiç
سُلْطَـٰنٍ
bir güc(üm)
إِلَّآ
başka
أَن
sizi davet etmekten
دَعَوْتُكُمْ
I invited you
فَٱسْتَجَبْتُمْ
siz de da'vetime koştunuz
لِى ۖ
benim
فَلَا
o halde
تَلُومُونِى
beni kınamayın
وَلُومُوٓا۟
fakat kınayın
أَنفُسَكُم ۖ
kendi kendinizi
مَّآ
ne
أَنَا۠
ben
بِمُصْرِخِكُمْ
sizi kurtarabilirim
وَمَآ
ne de
أَنتُم
siz
بِمُصْرِخِىَّ ۖ
beni kurtarabilirsiniz
إِنِّى
şüphesiz ben
كَفَرْتُ
reddetmiştim
بِمَآ
beni ortak koşmanızı
أَشْرَكْتُمُونِ
your association of me (with Allah)
مِن
önceden
قَبْلُ ۗ
before
إِنَّ
doğrusu
ٱلظَّـٰلِمِينَ
zalimler
لَهُمْ
(onlar) için vardır
عَذَابٌ
bir azab
أَلِيمٌۭ
acıklı

Saheeh InternationalAnd Satan will say when the matter has been concluded, "Indeed, Allah had promised you the promise of truth. And I promised you, but I betrayed you. But I had no authority over you except that I invited you, and you responded to me. So do not blame me; but blame yourselves. I cannot be called to your aid, nor can you be called to my aid. Indeed, I deny your association of me [with Allah] before. Indeed, for the wrongdoers is a painful punishment

Diyanet İşleri Mealiİş olup bitince, şeytan: "Doğrusu Allah size gerçeği söz vermişti. Ben de size söz verdim ama, sonra caydım; esasen sizi zorlayacak bir nüfuzum yoktu; sadece çağırdım, siz de geldiniz. O halde, beni değil kendinizi kınayın. Artık ben sizi kurtaramam, siz de beni kurtaramazsınız. Beni Allah'a ortak koşmanızı daha önce kabul etmemiştim; doğrusu zalimlere can yakan bir azap vardır" der

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وقال الشيطان» إبليس «لما قضي الأمر» وأدخل أهل الجنة الجنة وأهل النار النار واجتمعوا عليه «إن الله وعدكم وعد الحق» بالبعث والجزاء فصدقكم «ووعدتكم» أنه غير كائن «فأخلفتكم وما كان لي عليكم من» زائدة «سلطان» قوة وقدرة أقهركم على متابعتي «إلا» لكن «أن دعوتكم فاستجبتم لي فلا تلوموني ولموا أنفسكم» على إجابتي «ما أنا بمصرخكم» بمغيثكم «وما أنتم بمصرخيَِّ» بفتح الياء وكسرها «إني كفرت بما أشركتمون» بإشراككم إياي مع الله «من قبل» من الدنيا قال تعالى «إن الظالمين» الكافرين «لهم عذاب أليم» مؤلم.

14:23
وَأُدۡخِلَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ جَنَّٰتࣲ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَا بِإِذۡنِ رَبِّهِمۡۖ تَحِيَّتُهُمۡ فِيهَا سَلَٰمٌ
وَأُدْخِلَ
ve sokuldular
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
وَعَمِلُوا۟
ve yapanlar
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
iyi işyer
جَنَّـٰتٍۢ
cennetlere
تَجْرِى
akan
مِن
altlarından
تَحْتِهَا
underneath it
ٱلْأَنْهَـٰرُ
ırmaklar
خَـٰلِدِينَ
sürekli kalacakları
فِيهَا
orada
بِإِذْنِ
izniyle
رَبِّهِمْ ۖ
Rablerinin
تَحِيَّتُهُمْ
onların dirlik temennileri
فِيهَا
orada
سَلَـٰمٌ
selamdır

Saheeh InternationalAnd those who believed and did righteous deeds will be admitted to gardens beneath which rivers flow, abiding eternally therein by permission of their Lord; and their greeting therein will be, "Peace

Diyanet İşleri Mealiİnanan ve yararlı işleri yapanlar, içlerinden ırmaklar akan cennetlere konulurlar, Rablerinin izniyle orada temelli kalırlar. Oradaki dirlik temennileri: "Selam!"dır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأدخل الذين آمنوا وعملوا الصالحات جنات تجري من تحتها الأنهار خالدين» حال مقدرة «فيها بإذن ربهم تحيتهم فيها» من الله ومن الملائكة وفيما بينهم «سلام».

14:24 📚 5
أَلَمۡ تَرَ كَيۡفَ ضَرَبَ ٱللَّهُ مَثَلࣰ ا كَلِمَةࣰ طَيِّبَةࣰ كَشَجَرَةࣲ طَيِّبَةٍ أَصۡلُهَا ثَابِتࣱ وَفَرۡعُهَا فِي ٱلسَّمَآءِ
أَلَمْ
görmedin mi
تَرَ
you see
كَيْفَ
nasıl
ضَرَبَ
bir benzetme yaptı
ٱللَّهُ
Allah
مَثَلًۭا
benzeri
كَلِمَةًۭ
sözün
طَيِّبَةًۭ
güzel
كَشَجَرَةٍۢ
bir ağaç gibidir
طَيِّبَةٍ
güzel
أَصْلُهَا
kökü
ثَابِتٌۭ
sabit
وَفَرْعُهَا
ve dalları
فِى
olan
ٱلسَّمَآءِ
gökte

Saheeh InternationalHave you not considered how Allah presents an example, [making] a good word like a good tree, whose root is firmly fixed and its branches [high] in the sky

Diyanet İşleri MealiAllah'ın, hoş bir sözü; kökü sağlam, dalları göğe doğru olan, Rabbinin izniyle her zaman meyve veren hoş bir ağaca benzeterek nasıl misal verdiğini görmüyor musun? İnsanlar ibret alsın diye Allah onlara misal gösteriyor

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ألم تر» تنظر «كيف ضرب الله مثلا» ويبدل منه «كلمة طيبة» أي لا إله إلا الله «كشجرة طيبة» هي النخلة «أصلها ثابت» في الأرض «وفرعها» غصنها «في السماء».

14:25 📚 1
تُؤۡتِيٓ أُكُلَهَا كُلَّ حِينِۭ بِإِذۡنِ رَبِّهَاۗ وَيَضۡرِبُ ٱللَّهُ ٱلۡأَمۡثَالَ لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمۡ يَتَذَكَّرُونَ
تُؤْتِىٓ
verir
أُكُلَهَا
meyvesini
كُلَّ
her
حِينٍۭ
zaman
بِإِذْنِ
izniyle
رَبِّهَا ۗ
Rabbinin
وَيَضْرِبُ
benzetmeler yapar
ٱللَّهُ
Allah
ٱلْأَمْثَالَ
misallerle
لِلنَّاسِ
insanlara
لَعَلَّهُمْ
umulur ki
يَتَذَكَّرُونَ
öğüt alırlar (diye)

Saheeh InternationalIt produces its fruit all the time, by permission of its Lord. And Allah presents examples for the people that perhaps they will be reminded

Diyanet İşleri MealiAllah'ın, hoş bir sözü; kökü sağlam, dalları göğe doğru olan, Rabbinin izniyle her zaman meyve veren hoş bir ağaca benzeterek nasıl misal verdiğini görmüyor musun? İnsanlar ibret alsın diye Allah onlara misal gösteriyor

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«تؤتي» تعطي «أكلها» ثمرها «كل حين بإذن ربها» بإرادته كذلك كلمة الإيمان ثابتة في قلب المؤمن وعمله يصعد إلى السماء ويناله بركته وثوابه كل وقت «ويضرب» يبين «الله الأمثال للناس لعلهم يتذكرون» يتعظون فيؤمنون.

14:26 📚 1
وَمَثَلُ كَلِمَةٍ خَبِيثَةࣲ كَشَجَرَةٍ خَبِيثَةٍ ٱجۡتُثَّتۡ مِن فَوۡقِ ٱلۡأَرۡضِ مَا لَهَا مِن قَرَارࣲ‏
وَمَثَلُ
ve durumu da
كَلِمَةٍ
sözün
خَبِيثَةٍۢ
kötü
كَشَجَرَةٍ
bir ağaca benzer
خَبِيثَةٍ
kötü
ٱجْتُثَّتْ
gövdesi koparılmış
مِن
üstünden
فَوْقِ
the surface
ٱلْأَرْضِ
yerin
مَا
olmayan
لَهَا
onun
مِن
hiç
قَرَارٍۢ
kararı (kökü)

Saheeh InternationalAnd the example of a bad word is like a bad tree, uprooted from the surface of the earth, not having any stability

Diyanet İşleri MealiÇirkin bir söz de, yerden koparılmış, kökü olmayan kötü bir ağaca benzer

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ومثل كلمة خبيثة» هي كلمة الكفر «كشجرة خبيثة» هي الحنظل «اجتثت» استؤصلت «من فوق الأرض ما لها من قرار» مستقر وثبات كذلك كلمة الكفر لا ثبات لها ولا فرع ولا بركة.

14:27 📚 14
يُثَبِّتُ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ بِٱلۡقَوۡلِ ٱلثَّابِتِ فِي ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَا وَفِي ٱلۡأٓخِرَةِۖ وَيُضِلُّ ٱللَّهُ ٱلظَّٰلِمِينَۚ وَيَفۡعَلُ ٱللَّهُ مَا يَشَآءُ
يُثَبِّتُ
tesbit eder
ٱللَّهُ
Allah
ٱلَّذِينَ
kimseleri
ءَامَنُوا۟
inanan(ları)
بِٱلْقَوْلِ
söz ile
ٱلثَّابِتِ
sağlam
فِى
hayatında
ٱلْحَيَوٰةِ
the life
ٱلدُّنْيَا
dünya
وَفِى
ve
ٱلْـَٔاخِرَةِ ۖ
ahirette
وَيُضِلُّ
ve şaşırtır
ٱللَّهُ
Allah
ٱلظَّـٰلِمِينَ ۚ
zalimleri
وَيَفْعَلُ
ve yapar
ٱللَّهُ
Allah
مَا
ne
يَشَآءُ
diliyorsa

Saheeh InternationalAllah keeps firm those who believe, with the firm word, in worldly life and in the Hereafter. And Allah sends astray the wrongdoers. And Allah does what He wills

Diyanet İşleri MealiAllah inananları, dünya hayatında ve ahirette sağlam bir söz üzerinde tutar; zalimleri de saptırır. Allah dilediğini yapar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يثبت الله الذين آمنوا بالقول الثابت» هي كلمة التوحيد «في الحياة الدنيا وفي الآخرة» أي في القبر لما يسألهم الملكان عن ربهم ودينهم ونبيهم فيجيبون بالصواب كما في حديث الشيخين «ويضل الله الظالمين» الكفار فلا يهتدون للجواب بالصواب بل يقولون لا ندري كما في الحديث «ويفعل الله ما يشاء».

14:28 📚 2
۞أَلَمۡ تَرَ إِلَى ٱلَّذِينَ بَدَّلُواْ نِعۡمَتَ ٱللَّهِ كُفۡرࣰ ا وَأَحَلُّواْ قَوۡمَهُمۡ دَارَ ٱلۡبَوَارِ
۞ أَلَمْ
görmedin mi?
تَرَ
you seen
إِلَى
kimseleri
ٱلَّذِينَ
those who
بَدَّلُوا۟
çeviren(leri)
نِعْمَتَ
ni'metini
ٱللَّهِ
Allah'ın
كُفْرًۭا
nankörlüğe
وَأَحَلُّوا۟
ve konduranları
قَوْمَهُمْ
kavimlerini
دَارَ
yurduna
ٱلْبَوَارِ
helak

Saheeh InternationalHave you not considered those who exchanged the favor of Allah for disbelief and settled their people [in] the home of ruin

Diyanet İşleri MealiAllah'ın verdiği nimeti nankörlükle karşılayanları ve milletlerini helak olacakları yere, yaslanacakları cehenneme götürenleri görmüyor musun

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ألم تر» تنظر «إلى الذين بدلوا نعمة الله» أي شكرها «كفرا» هم كفار قريش «وأحلوا» أنزلوا «قومهم» بإضلالهم إياهم «دار البوار» الهلاك.

14:29
جَهَنَّمَ يَصۡلَوۡنَهَاۖ وَبِئۡسَ ٱلۡقَرَارُ
جَهَنَّمَ
cehennemdir
يَصْلَوْنَهَا ۖ
yaslanacakları
وَبِئْسَ
ve ne kötü
ٱلْقَرَارُ
bir duraktır o

Saheeh International[It is] Hell, which they will [enter to] burn, and wretched is the settlement

Diyanet İşleri MealiAllah'ın verdiği nimeti nankörlükle karşılayanları ve milletlerini helak olacakları yere, yaslanacakları cehenneme götürenleri görmüyor musun

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«جهنم» عطف بيان «يصلوْنها» يدخلونها «وبئس القرار» المقر هي.

14:30
وَجَعَلُواْ لِلَّهِ أَندَادࣰ ا لِّيُضِلُّواْ عَن سَبِيلِهِۦۗ قُلۡ تَمَتَّعُواْ فَإِنَّ مَصِيرَكُمۡ إِلَى ٱلنَّارِ
وَجَعَلُوا۟
ve koştular
لِلَّهِ
Allah'a
أَندَادًۭا
eşler
لِّيُضِلُّوا۟
saptırmak için
عَن
O'nun yolundan
سَبِيلِهِۦ ۗ
His Path
قُلْ
de ki
تَمَتَّعُوا۟
eğlenin
فَإِنَّ
şüphesiz
مَصِيرَكُمْ
gideceğiniz yer
إِلَى
ateştir
ٱلنَّارِ
the Fire

Saheeh InternationalAnd they have attributed to Allah equals to mislead [people] from His way. Say, "Enjoy yourselves, for indeed, your destination is the Fire

Diyanet İşleri MealiAllah'ın yolundan sapıtmak için O'na eşler koşmuşlardı. De ki: "Yaşayın bakalım, hiç şüphesiz varacağınız yer ateş olacaktır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وجعلوا لله أندادًا» شركاء «ليَُضِلُّوا» بفتح الياء وضمها «عن سبيله» دين الإسلام «قل» لهم «تمتعوا» بدنياكم قليلا «فإن مصيركم» مرجعكم «إلى النار».

14:31 📚 1
قُل لِّعِبَادِيَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ يُقِيمُواْ ٱلصَّلَوٰةَ وَيُنفِقُواْ مِمَّا رَزَقۡنَٰهُمۡ سِرࣰّ ا وَعَلَانِيَةࣰ مِّن قَبۡلِ أَن يَأۡتِيَ يَوۡمࣱ لَّا بَيۡعࣱ فِيهِ وَلَا خِلَٰلٌ
قُل
söyle
لِّعِبَادِىَ
kullarıma
ٱلَّذِينَ
inanan
ءَامَنُوا۟
believe
يُقِيمُوا۟
kılsınlar
ٱلصَّلَوٰةَ
namazı
وَيُنفِقُوا۟
ve infak etsinler
مِمَّا
verdiğimiz rızıktan
رَزَقْنَـٰهُمْ
We have provided them
سِرًّۭا
gizli
وَعَلَانِيَةًۭ
ve açık
مِّن
önce
قَبْلِ
before
أَن
gelmeden
يَأْتِىَ
comes
يَوْمٌۭ
bir gün
لَّا
ki yoktur
بَيْعٌۭ
bir alışveriş
فِيهِ
onda
وَلَا
ne yoktur
خِلَـٰلٌ
bir dostluk

Saheeh International[O Muhammad], tell My servants who have believed to establish prayer and spend from what We have provided them, secretly and publicly, before a Day comes in which there will be no exchange, nor any friendships

Diyanet İşleri Mealiİnanan kullarıma söyle, namazı kılsınlar; alışveriş ve dostluğun olmayacağı günün gelmesinden önce, kendilerine verdiğimiz rızıktan açık ve gizli sarfetsinler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قل لعبادي الذين آمنوا يقيموا الصلاة وينفقوا مما رزقناهم سرا وعلانية من قبل أن يأتي يوم لا بيع» فداء «فيه ولا خلال» مُخالة أي صداقة تنفع، هو يوم القيامة.

14:32 📚 2
ٱللَّهُ ٱلَّذِي خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ وَأَنزَلَ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءࣰ فَأَخۡرَجَ بِهِۦ مِنَ ٱلثَّمَرَٰتِ رِزۡقࣰ ا لَّكُمۡۖ وَسَخَّرَ لَكُمُ ٱلۡفُلۡكَ لِتَجۡرِيَ فِي ٱلۡبَحۡرِ بِأَمۡرِهِۦۖ وَسَخَّرَ لَكُمُ ٱلۡأَنۡهَٰرَ
ٱللَّهُ
Allah
ٱلَّذِى
O'dur ki
خَلَقَ
yarattı
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
gökleri
وَٱلْأَرْضَ
ve yeri
وَأَنزَلَ
ve indirdi
مِنَ
gökten
ٱلسَّمَآءِ
the sky
مَآءًۭ
su
فَأَخْرَجَ
ve çıkardı
بِهِۦ
onunla
مِنَ
(çeşitli)
ٱلثَّمَرَٰتِ
meyvalar
رِزْقًۭا
rızık olarak
لَّكُمْ ۖ
size
وَسَخَّرَ
ve emrinize verdi
لَكُمُ
sizin
ٱلْفُلْكَ
gemileri
لِتَجْرِىَ
akıp gitmesi için
فِى
denizde
ٱلْبَحْرِ
the sea
بِأَمْرِهِۦ ۖ
buyruğuyla
وَسَخَّرَ
ve emrinize verdi
لَكُمُ
sizin
ٱلْأَنْهَـٰرَ
ırmakları

Saheeh InternationalIt is Allah who created the heavens and the earth and sent down rain from the sky and produced thereby some fruits as provision for you and subjected for you the ships to sail through the sea by His command and subjected for you the rivers

Diyanet İşleri MealiGökleri ve yeri yaratan, yukardan indirdiği su ile rızık olarak ürünler yetiştiren, emri gereğince denizde yüzmek üzere gemileri, nehirleri, belli yörüngelerinde yürüyen ay ve güneşi, geceyle gündüzü sizin buyruğunuza veren Allah'tır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الله الذي خلق السماوات والأرض وأنزل من السماء ماءً فأخرج به من الثمرات رزقا لكم وسخر لكم الفلك» السفن «لتجري في البحر» بالركوب والحمل «بأمره» بإذنه «وسخر لكم الأنهار».

14:33
وَسَخَّرَ لَكُمُ ٱلشَّمۡسَ وَٱلۡقَمَرَ دَآئِبَيۡنِۖ وَسَخَّرَ لَكُمُ ٱلَّيۡلَ وَٱلنَّهَارَ
وَسَخَّرَ
ve emrinize verdi
لَكُمُ
sizin
ٱلشَّمْسَ
güneşi
وَٱلْقَمَرَ
ve ay'ı
دَآئِبَيْنِ ۖ
düzenli seyreden
وَسَخَّرَ
ve emrinize verdi
لَكُمُ
sizin
ٱلَّيْلَ
geceyi
وَٱلنَّهَارَ
ve gündüzü

Saheeh InternationalAnd He subjected for you the sun and the moon, continuous [in orbit], and subjected for you the night and the day

Diyanet İşleri MealiGökleri ve yeri yaratan, yukardan indirdiği su ile rızık olarak ürünler yetiştiren, emri gereğince denizde yüzmek üzere gemileri, nehirleri, belli yörüngelerinde yürüyen ay ve güneşi, geceyle gündüzü sizin buyruğunuza veren Allah'tır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وسخر لكم الشمس والقمر دائبين» جاريين في فلكهما لا يفتران «وسخر لكم الليل» لتسكنوا فيه «والنهار» لتبتغوا فيه من فضله.

14:34 📚 3
وَءَاتَىٰكُم مِّن كُلِّ مَا سَأَلۡتُمُوهُۚ وَإِن تَعُدُّواْ نِعۡمَتَ ٱللَّهِ لَا تُحۡصُوهَآۗ إِنَّ ٱلۡإِنسَٰنَ لَظَلُومࣱ كَفَّارࣱ‏
وَءَاتَىٰكُم
ve size verdi
مِّن
herşeyden
كُلِّ
all
مَا
ne varsa
سَأَلْتُمُوهُ ۚ
kendisinden istediğiniz
وَإِن
ve eğer
تَعُدُّوا۟
saymak isteseniz
نِعْمَتَ
ni'metini
ٱللَّهِ
Allah'ın
لَا
sayamazsınız
تُحْصُوهَآ ۗ
you will (be able to) count them
إِنَّ
doğrusu
ٱلْإِنسَـٰنَ
insan
لَظَلُومٌۭ
çok haksızlık edendir
كَفَّارٌۭ
çok nankördür

Saheeh InternationalAnd He gave you from all you asked of Him. And if you should count the favor of Allah, you could not enumerate them. Indeed, mankind is [generally] most unjust and ungrateful

Diyanet İşleri MealiKendisinden isteyebileceğiniz her şeyi size vermiştir. Allah'ın nimetini sayacak olsanız bitiremezsiniz. Doğrusu insan pek zalim ve çok nankördür

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وآتاكم من كل ما سألتموه» على حسب مصالحكم «وإن تعدوا نعمة الله» بمعنى إنعامه «لا تحصوها» لا تطيقوا عدها «إن الإنسان» الكافر «لظلوم كفار» كثير الظلم لنفسه بالمعصية والكفر لنعمة ربه.

14:35
وَإِذۡ قَالَ إِبۡرَٰهِيمُ رَبِّ ٱجۡعَلۡ هَٰذَا ٱلۡبَلَدَ ءَامِنࣰ ا وَٱجۡنُبۡنِي وَبَنِيَّ أَن نَّعۡبُدَ ٱلۡأَصۡنَامَ
وَإِذْ
bir zaman
قَالَ
şöyle demişti
إِبْرَٰهِيمُ
İbrahim
رَبِّ
Rabbim
ٱجْعَلْ
kıl
هَـٰذَا
bu
ٱلْبَلَدَ
şehri
ءَامِنًۭا
güvenli
وَٱجْنُبْنِى
beni uzak tut
وَبَنِىَّ
ve oğullarımı
أَن
tapmaktan
نَّعْبُدَ
we worship
ٱلْأَصْنَامَ
putlara

Saheeh InternationalAnd [mention, O Muhammad], when Abraham said, "My Lord, make this city [Makkah] secure and keep me and my sons away from worshipping idols

Diyanet İşleri Mealiİbrahim şöyle demişti: "Rabbim! Bu şehri güvenli kıl; beni ve oğullarımı putlara tapmaktan uzak tut

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«و» اذكر «إذ قال إبراهيم رب اجعل هذا البلد» مكة «آمنا» ذا أمن وقد أجاب الله دعاءه فجعله حرما لا يسفك فيه دم إنسان ولا يظلم فيه أحد ولا يُصاد صيده ولا يتخلى خلاه «واجنبني» بعدني «وبنيَّ» عن «أن نعبد الأصنام».

14:36 📚 5
رَبِّ إِنَّهُنَّ أَضۡلَلۡنَ كَثِيرࣰ ا مِّنَ ٱلنَّاسِۖ فَمَن تَبِعَنِي فَإِنَّهُۥ مِنِّيۖ وَمَنۡ عَصَانِي فَإِنَّكَ غَفُورࣱ رَّحِيمࣱ‏
رَبِّ
Rabbim
إِنَّهُنَّ
şüphesiz onlar
أَضْلَلْنَ
şaşırttılar
كَثِيرًۭا
birçoğunu
مِّنَ
insanlardan
ٱلنَّاسِ ۖ
the mankind
فَمَن
artık kim
تَبِعَنِى
bana uyarsa
فَإِنَّهُۥ
şüphsiz o
مِنِّى ۖ
bendendir
وَمَنْ
ve kim
عَصَانِى
bana karşı gelirse
فَإِنَّكَ
şüphesiz sen
غَفُورٌۭ
bağışlayansın
رَّحِيمٌۭ
esirgeyensin

Saheeh InternationalMy Lord, indeed they have led astray many among the people. So whoever follows me - then he is of me; and whoever disobeys me - indeed, You are [yet] Forgiving and Merciful

Diyanet İşleri MealiRabbim! O putlar çok insanları saptırdı; bana uyan bendendir, bana karşı gelen kimseyi Sana bırakırım; Sen bağışlarsın, merhamet edersin

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«رب إنهن» أي الأصنام «أضللن كثيرا من الناس» بعبادتهم لها «فمن تبعني» على التوحيد «فإنه مني» من أهل ديني «ومن عصاني فإنك غفور رحيم» هذا قبل علمه أنه تعالى لا يغفر الشرك.

14:37 📚 1
رَّبَّنَآ إِنِّيٓ أَسۡكَنتُ مِن ذُرِّيَّتِي بِوَادٍ غَيۡرِ ذِي زَرۡعٍ عِندَ بَيۡتِكَ ٱلۡمُحَرَّمِ رَبَّنَا لِيُقِيمُواْ ٱلصَّلَوٰةَ فَٱجۡعَلۡ أَفۡـِٔدَةࣰ مِّنَ ٱلنَّاسِ تَهۡوِيٓ إِلَيۡهِمۡ وَٱرۡزُقۡهُم مِّنَ ٱلثَّمَرَٰتِ لَعَلَّهُمۡ يَشۡكُرُونَ
رَّبَّنَآ
Rabbimiz
إِنِّىٓ
ben
أَسْكَنتُ
yerleştirdim
مِن
(bazısını)
ذُرِّيَّتِى
çocuklarımdan
بِوَادٍ
bir vadiye
غَيْرِ
olmayan
ذِى
sahibi
زَرْعٍ
ekin
عِندَ
yanında
بَيْتِكَ
senin evinin
ٱلْمُحَرَّمِ
mukaddes
رَبَّنَا
Rabbimiz
لِيُقِيمُوا۟
kılsınlar diye
ٱلصَّلَوٰةَ
namazı
فَٱجْعَلْ
artık kıl
أَفْـِٔدَةًۭ
gönüllerini
مِّنَ
birtakım
ٱلنَّاسِ
insanların
تَهْوِىٓ
meylettir
إِلَيْهِمْ
onlara
وَٱرْزُقْهُم
ve onları rızıklandır
مِّنَ
(çeşitli)
ٱلثَّمَرَٰتِ
meyvalarla
لَعَلَّهُمْ
umulur ki
يَشْكُرُونَ
şükrederler

Saheeh InternationalOur Lord, I have settled some of my descendants in an uncultivated valley near Your sacred House, our Lord, that they may establish prayer. So make hearts among the people incline toward them and provide for them from the fruits that they might be grateful

Diyanet İşleri MealiRabbimiz! Ben çocuklarımdan kimini, namaz kılabilmeleri için Senin kutsal evinin yanında, ziraata elverişsiz bir vadiye yerleştirdim. Rabbimiz! İnsanların gönüllerini onlara meylettir, şükretmeleri için onları ürünlerle rızıklandır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ربنا إني أسكنت من ذريتي» أي بعضها وهو إسماعيل مع أمه هاجر «بواد غير ذي زرع» هو مكة «عند بيتك المحرم» الذي كان قبل الطوفان «ربنا ليقيموا الصلاة فاجعل أفئدة» قلوبا «من الناس تهوي» تميل وتحنُّ «إليهم» قال ابن عباس لو قال أفئدة الناس لحنت إليه فارس والروم والناس كلهم «وارزقهم من الثمرات لعلهم يشكرون» وقد فعل بنقل الطائف إليه.

14:38 📚 17
رَبَّنَآ إِنَّكَ تَعۡلَمُ مَا نُخۡفِي وَمَا نُعۡلِنُۗ وَمَا يَخۡفَىٰ عَلَى ٱللَّهِ مِن شَيۡءࣲ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَلَا فِي ٱلسَّمَآءِ
رَبَّنَآ
Rabbimiz
إِنَّكَ
şüphesiz sen
تَعْلَمُ
bilirsin
مَا
şeyi
نُخْفِى
bizim gizlediğimiz
وَمَا
ve şeyi
نُعْلِنُ ۗ
açığa vurduğumuz
وَمَا
ve
يَخْفَىٰ
gizli kalmaz
عَلَى
Allah'a
ٱللَّهِ
Allah
مِن
hiçbir
شَىْءٍۢ
şey
فِى
yerde
ٱلْأَرْضِ
the earth
وَلَا
ve ne de
فِى
gökte
ٱلسَّمَآءِ
the heaven

Saheeh InternationalOur Lord, indeed You know what we conceal and what we declare, and nothing is hidden from Allah on the earth or in the heaven

Diyanet İşleri MealiRabbimiz! Doğrusu Sen gizlediğimizi de, açığa vurduğumuzu da bilirsin. Yerde ve gökte hiçbir şey Allah'tan gizli kalmaz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ربنا إنك تعلم ما نخفي» نسر «وما نعلن وما يخفى على الله من» زائدة «شيء في الأرض ولا في السماء» يحتمل أن يكون من كلامه تعالى أو كلام إبراهيم.

14:39 📚 1
ٱلۡحَمۡدُ لِلَّهِ ٱلَّذِي وَهَبَ لِي عَلَى ٱلۡكِبَرِ إِسۡمَٰعِيلَ وَإِسۡحَٰقَۚ إِنَّ رَبِّي لَسَمِيعُ ٱلدُّعَآءِ
ٱلْحَمْدُ
hamdolsun
لِلَّهِ
Allah'a
ٱلَّذِى
lutfeden
وَهَبَ
has granted
لِى
bana
عَلَى
ihtiyarlık çağımda
ٱلْكِبَرِ
the old age
إِسْمَـٰعِيلَ
İsma'il'i
وَإِسْحَـٰقَ ۚ
ve İshak'ı
إِنَّ
şüphesiz
رَبِّى
Rabbim
لَسَمِيعُ
işitendir
ٱلدُّعَآءِ
du'ayı

Saheeh InternationalPraise to Allah, who has granted to me in old age Ishmael and Isaac. Indeed, my Lord is the Hearer of supplication

Diyanet İşleri MealiKocamışken, bana İsmail ve İshak'ı veren Allah'a hamdolsun. Doğrusu Rabbim duaları işitendir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الحمد لله الذي وهب لي» أعطاني «على» مع «الكبر إسماعيل» ولد وله تسع وتسعون سنة «وإسحاق» ولد وله مائة واثنتا عشرة سنة «إن ربي لسميع الدعاء».

14:40 📚 1
رَبِّ ٱجۡعَلۡنِي مُقِيمَ ٱلصَّلَوٰةِ وَمِن ذُرِّيَّتِيۚ رَبَّنَا وَتَقَبَّلۡ دُعَآءِ
رَبِّ
Rabbim
ٱجْعَلْنِى
beni kıl
مُقِيمَ
kılanlardan
ٱلصَّلَوٰةِ
namazı
وَمِن
ve
ذُرِّيَّتِى ۚ
zürriyetimi
رَبَّنَا
Rabbimiz
وَتَقَبَّلْ
kabul buyur
دُعَآءِ
du'amı

Saheeh InternationalMy Lord, make me an establisher of prayer, and [many] from my descendants. Our Lord, and accept my supplication

Diyanet İşleri MealiRabbim! Beni ve çocuklarımı namaz kılanlardan eyle. Rabbimiz! Duamı kabul buyur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«رب اجعلني مقيم الصلاة و» اجعل «من ذريتي» ومن يقيمها وأتى بمن لإعلام الله تعالى له أن منهم كفارا «ربنا وتقبل دعاء» المذكور.

14:41
رَبَّنَا ٱغۡفِرۡ لِي وَلِوَٰلِدَيَّ وَلِلۡمُؤۡمِنِينَ يَوۡمَ يَقُومُ ٱلۡحِسَابُ
رَبَّنَا
Rabbimiz
ٱغْفِرْ
bağışla
لِى
beni
وَلِوَٰلِدَىَّ
anamı-babamı
وَلِلْمُؤْمِنِينَ
ve mü'minleri
يَوْمَ
gün
يَقُومُ
görüleceği
ٱلْحِسَابُ
hesabın

Saheeh InternationalOur Lord, forgive me and my parents and the believers the Day the account is established

Diyanet İşleri MealiRabbimiz! Hesap görülecek günde, beni, anamı babamı ve inananları bağışla

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ربنا اغفر لي ولوالدي» هذا قبل أن يتبين له عداوتهما لله عز وجل وقيل أسلمت أمه وقرئ والدي مفردا وولدي «وللمؤمنين يوم يقوم» يثبت «الحساب» قال تعالى.

14:42
وَلَا تَحۡسَبَنَّ ٱللَّهَ غَٰفِلًا عَمَّا يَعۡمَلُ ٱلظَّٰلِمُونَۚ إِنَّمَا يُؤَخِّرُهُمۡ لِيَوۡمࣲ تَشۡخَصُ فِيهِ ٱلۡأَبۡصَٰرُ
وَلَا
sanma
تَحْسَبَنَّ
think
ٱللَّهَ
Allah'ı
غَـٰفِلًا
gafil
عَمَّا
şeylerden
يَعْمَلُ
yaptığı
ٱلظَّـٰلِمُونَ ۚ
zalimlerin
إِنَّمَا
muhakkak O
يُؤَخِّرُهُمْ
ertelemektedir
لِيَوْمٍۢ
bir güne
تَشْخَصُ
(dehşetten) donup kalacağı
فِيهِ
onda
ٱلْأَبْصَـٰرُ
gözlerin

Saheeh InternationalAnd never think that Allah is unaware of what the wrongdoers do. He only delays them for a Day when eyes will stare [in horror]

Diyanet İşleri MealiSakın Allah'ı, zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma; gözlerin dışarı fırlayacağı bir güne kadar onları ertelemektedir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولا تحسبن الله غافلا عما يعمل الظالمون» الكافرين من أهل مكة «إنما يؤخرهم» بلا عذاب «ليوم تشخص فيه الأبصار» لهول ما ترى يقال شخص بصر فلان أي فتحه فلم يغمضه.

14:43 📚 1
مُهۡطِعِينَ مُقۡنِعِي رُءُوسِهِمۡ لَا يَرۡتَدُّ إِلَيۡهِمۡ طَرۡفُهُمۡۖ وَأَفۡـِٔدَتُهُمۡ هَوَآءࣱ‏
مُهْطِعِينَ
koşarlar
مُقْنِعِى
dikerek
رُءُوسِهِمْ
başlarını
لَا
dönmez
يَرْتَدُّ
returning
إِلَيْهِمْ
kendilerine
طَرْفُهُمْ ۖ
bakışları
وَأَفْـِٔدَتُهُمْ
ve yüreklerinin içi de
هَوَآءٌۭ
bomboştur

Saheeh InternationalRacing ahead, their heads raised up, their glance does not come back to them, and their hearts are void

Diyanet İşleri MealiO gün başları kalkmış, gözleri kendilerine dönemeyecek şekilde sabit kalmış, gönülleri bomboş halde koşup duracaklardır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«مهطعين» مسرعين حال «مقنعي» رافعي «رءُوسهم» إلى السماء «لا يرتد إليهم طرفهم» بصرهم «وأفئدتهم» قلوبهم «هواء» خالية من العقل لفزعهم.

14:44 📚 2
وَأَنذِرِ ٱلنَّاسَ يَوۡمَ يَأۡتِيهِمُ ٱلۡعَذَابُ فَيَقُولُ ٱلَّذِينَ ظَلَمُواْ رَبَّنَآ أَخِّرۡنَآ إِلَىٰٓ أَجَلࣲ قَرِيبࣲ نُّجِبۡ دَعۡوَتَكَ وَنَتَّبِعِ ٱلرُّسُلَۗ أَوَلَمۡ تَكُونُوٓاْ أَقۡسَمۡتُم مِّن قَبۡلُ مَا لَكُم مِّن زَوَالࣲ‏
وَأَنذِرِ
ve uyar
ٱلنَّاسَ
insanları
يَوْمَ
güne (karşı)
يَأْتِيهِمُ
kendilerine geleceği
ٱلْعَذَابُ
azabın
فَيَقُولُ
ve diyecekleri
ٱلَّذِينَ
zalimlerin
ظَلَمُوا۟
did wrong
رَبَّنَآ
Rabbimiz
أَخِّرْنَآ
bizi ertele
إِلَىٰٓ
bir süreye kadar
أَجَلٍۢ
a term
قَرِيبٍۢ
yakın
نُّجِبْ
gelelim
دَعْوَتَكَ
senin çağrına
وَنَتَّبِعِ
ve uyalım
ٱلرُّسُلَ ۗ
elçilere
أَوَلَمْ
etmemiş miydiniz?
تَكُونُوٓا۟
you
أَقْسَمْتُم
yemininizi
مِّن
önceden
قَبْلُ
before
مَا
olmadığına
لَكُم
sizin için
مِّن
hiçbir
زَوَالٍۢ
zeval

Saheeh InternationalAnd, [O Muhammad], warn the people of a Day when the punishment will come to them and those who did wrong will say, "Our Lord, delay us for a short term; we will answer Your call and follow the messengers." [But it will be said], "Had you not sworn, before, that for you there would be no cessation

Diyanet İşleri Mealiİnsanları, kendilerine azabın geleceği gün ile uyar. Haksızlık edenler: "Rabbimiz! Bizi yakın bir süreye kadar ertele de çağrına gelelim, peygamberlere uyalım" derler. Siz daha önce, sonunuzun gelmeyeceğine yemin etmemiş miydiniz! Üstelik kendilerine yazık edenlerin yerlerinde oturdunuz. Onlara, yaptıklarımız da sizlere açıklanmıştı. Size misaller de vermiştik

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأنذر» خوِّف يا محمد «الناس» الكفار «يوم يأتيهم العذاب» هو يوم القيامة «فيقول الذين ظلموا» كفروا «ربنا أخرنا» بأن تردنا إلى الدنيا «إلى أجل قريب نجب دعوتك» بالتوحيد «ونتبع الرسل» فيقال لهم توبيخا «أو لم تكونوا أقسمتم» حلفتم «من قبل» في الدنيا «ما لكم من» زائدة «زوال» عنها إلى الآخرة.

14:45
وَسَكَنتُمۡ فِي مَسَٰكِنِ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوٓاْ أَنفُسَهُمۡ وَتَبَيَّنَ لَكُمۡ كَيۡفَ فَعَلۡنَا بِهِمۡ وَضَرَبۡنَا لَكُمُ ٱلۡأَمۡثَالَ
وَسَكَنتُمْ
ve oturmuştunuz
فِى
yerlerinde
مَسَـٰكِنِ
the dwellings
ٱلَّذِينَ
kimselerin
ظَلَمُوٓا۟
zulmeden(lerin)
أَنفُسَهُمْ
kendilerine
وَتَبَيَّنَ
ve belli olmuştu
لَكُمْ
size
كَيْفَ
nasıl
فَعَلْنَا
yaptığımız
بِهِمْ
onlara
وَضَرَبْنَا
ve anlatmıştık
لَكُمُ
size
ٱلْأَمْثَالَ
misallerle

Saheeh InternationalAnd you lived among the dwellings of those who wronged themselves, and it had become clear to you how We dealt with them. And We presented for you [many] examples

Diyanet İşleri Mealiİnsanları, kendilerine azabın geleceği gün ile uyar. Haksızlık edenler: "Rabbimiz! Bizi yakın bir süreye kadar ertele de çağrına gelelim, peygamberlere uyalım" derler. Siz daha önce, sonunuzun gelmeyeceğine yemin etmemiş miydiniz! Üstelik kendilerine yazık edenlerin yerlerinde oturdunuz. Onlara, yaptıklarımız da sizlere açıklanmıştı. Size misaller de vermiştik

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وسكنتم» فيها «في مساكن الذين ظلموا أنفسهم» بالكفر من الأمم السابقة «وتبين لكم كيف فعلنا بهم» من العقوبة فلم تنزجروا «وضربنا» بينا «لكم الأمثال» في القرآن فلم تعتبروا.

14:46
وَقَدۡ مَكَرُواْ مَكۡرَهُمۡ وَعِندَ ٱللَّهِ مَكۡرُهُمۡ وَإِن كَانَ مَكۡرُهُمۡ لِتَزُولَ مِنۡهُ ٱلۡجِبَالُ
وَقَدْ
ve kuşkusuz
مَكَرُوا۟
onlar kurdular
مَكْرَهُمْ
tuzaklarını
وَعِندَ
oysa yanındadır
ٱللَّهِ
Allah'ın
مَكْرُهُمْ
onların tuzakları
وَإِن
eğer
كَانَ
olsa bile
مَكْرُهُمْ
tuzakları
لِتَزُولَ
yerinden kaldıracak
مِنْهُ
dağları
ٱلْجِبَالُ
the mountains

Saheeh InternationalAnd they had planned their plan, but with Allah is [recorded] their plan, even if their plan had been [sufficient] to do away with the mountains

Diyanet İşleri MealiŞüphesiz onlar düzenlerini kurdular; oysa dağları yerinden oynatacak olsa bile, bu düzenleri hep Allah'ın elindeydi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
(وقد مكروا) بالنبي صلى الله عليه وسلم (مكرهم) حيث أرادوا قتله أو تقييده أو إخراجه (وعند الله مكرهم) أي علمه أو جزاؤه (وإن) ما (كان مكرهم) وإن عظم (لتزول منه الجبال) المعنى لا يعبأ به ولا يضر إلا أنفسهم والمراد بالجبال هنا قيل حقيقتها وقيل شرائع الإسلام المشبهة بها في القرار والثبات وفي قراءة بفتح لام لتزول ورفع الفعل فإن مخففة والمراد تعظيم مكرهم وقيل المراد بالمكر كفرهم ويناسبه على الثانية "" تكاد السماوات يتفطرن منه وتنشق الأرض وتخر الجبال هدا "" وعلى الأول ما قرئ وما كان.

14:47 📚 1
فَلَا تَحۡسَبَنَّ ٱللَّهَ مُخۡلِفَ وَعۡدِهِۦ رُسُلَهُۥٓۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَزِيزࣱ ذُو ٱنتِقَامࣲ‏
فَلَا
sakın
تَحْسَبَنَّ
sanma
ٱللَّهَ
Allah'ı
مُخْلِفَ
cayar
وَعْدِهِۦ
verdiği sözden
رُسُلَهُۥٓ ۗ
elçilerine
إِنَّ
çünkü
ٱللَّهَ
Allah
عَزِيزٌۭ
daima üstündür
ذُو
sahibidir
ٱنتِقَامٍۢ
intikam

Saheeh InternationalSo never think that Allah will fail in His promise to His messengers. Indeed, Allah is Exalted in Might and Owner of Retribution

Diyanet İşleri MealiYerin başka bir yerle, göklerin de başka göklerle değiştirildiği, her şeye üstün gelen tek Allah'ın huzuruna çıktıkları günde, sakın Allah'ın peygamberlerine verdiği sözden cayacağını sanma; doğrusu Allah güçlüdür, öç alandır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فلا تحسبنَّ الله مخلف وعده رسله» بالنصر «إن الله عزيز» غالب لا يعجزه شيء «ذو انتقام» ممن عصاه.

14:48
يَوۡمَ تُبَدَّلُ ٱلۡأَرۡضُ غَيۡرَ ٱلۡأَرۡضِ وَٱلسَّمَٰوَٰتُۖ وَبَرَزُواْ لِلَّهِ ٱلۡوَٰحِدِ ٱلۡقَهَّارِ
يَوْمَ
o gün
تُبَدَّلُ
değiştirilir
ٱلْأَرْضُ
yer
غَيْرَ
başka
ٱلْأَرْضِ
yere
وَٱلسَّمَـٰوَٰتُ ۖ
ve gökler de
وَبَرَزُوا۟
ve gelirler
لِلَّهِ
Allah'ın huzuruna
ٱلْوَٰحِدِ
tek (olan)
ٱلْقَهَّارِ
kahredici (olan)

Saheeh International[It will be] on the Day the earth will be replaced by another earth, and the heavens [as well], and all creatures will come out before Allah, the One, the Prevailing

Diyanet İşleri MealiYerin başka bir yerle, göklerin de başka göklerle değiştirildiği, her şeye üstün gelen tek Allah'ın huzuruna çıktıkları günde, sakın Allah'ın peygamberlerine verdiği sözden cayacağını sanma; doğrusu Allah güçlüdür, öç alandır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
اذكر (يوم تبدل الأرض غير الأرض والسماوات) هو يوم القيامة فيحشر الناس على أرض بيضاء نقية كما في حديث الصحيحين وروى مسلم حديث: سئل النبي صلى الله عليه وسلم أين الناس يومئذ قال: "" على الصراط "" (وبرزوا) خرجوا من القبور (لله الواحد القهار).

14:49
وَتَرَى ٱلۡمُجۡرِمِينَ يَوۡمَئِذࣲ مُّقَرَّنِينَ فِي ٱلۡأَصۡفَادِ
وَتَرَى
ve görürsün
ٱلْمُجْرِمِينَ
suçluları
يَوْمَئِذٍۢ
o gün
مُّقَرَّنِينَ
birbirine yaklaştırılmış
فِى
içinde
ٱلْأَصْفَادِ
zincirler

Saheeh InternationalAnd you will see the criminals that Day bound together in shackles

Diyanet İşleri MealiO gün, suçluları zincirlere vurulmuş olarak görürsün

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وترى» يا محمد تبصر «المجرمين» الكافرين «يومئذ مقرنين» مشدودين مع شياطينهم «في الأصفاد» القيود أو الأغلال.

14:50 📚 1
سَرَابِيلُهُم مِّن قَطِرَانࣲ وَتَغۡشَىٰ وُجُوهَهُمُ ٱلنَّارُ
سَرَابِيلُهُم
gömlekleri
مِّن
katrandandır
قَطِرَانٍۢ
tar
وَتَغْشَىٰ
ve kaplamaktadır
وُجُوهَهُمُ
yüzlerini
ٱلنَّارُ
ateş

Saheeh InternationalTheir garments of liquid pitch and their faces covered by the Fire

Diyanet İşleri MealiGömlekleri katrandan olacak, yüzlerini ateş bürüyecektir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«سرابيلهم» قمصهم «من قطران» لأنه أبلغ لاشتعال النار «وتغشى» تعلو «وجوههم النار».

14:51 📚 1
لِيَجۡزِيَ ٱللَّهُ كُلَّ نَفۡسࣲ مَّا كَسَبَتۡۚ إِنَّ ٱللَّهَ سَرِيعُ ٱلۡحِسَابِ
لِيَجْزِىَ
karşılığını verecektir
ٱللَّهُ
Allah
كُلَّ
her
نَفْسٍۢ
nefsin
مَّا
ne varsa
كَسَبَتْ ۚ
kazandığı
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
سَرِيعُ
çabuk görendir
ٱلْحِسَابِ
hesabı

Saheeh InternationalSo that Allah will recompense every soul for what it earned. Indeed, Allah is swift in account

Diyanet İşleri MealiBu, Allah herkese yaptığının karşılığını vereceği için böyledir. Doğrusu Allah hesabı çabuk görür

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ليجزي» متعلق ببرزوا «الله كل نفس ما كسبت» من خير وشر «إن الله سريع الحساب» يحاسب جميع الخلق في قدر نصف نهار من أيام الدنيا لحديث بذلك.

14:52 📚 1
هَٰذَا بَلَٰغࣱ لِّلنَّاسِ وَلِيُنذَرُواْ بِهِۦ وَلِيَعۡلَمُوٓاْ أَنَّمَا هُوَ إِلَٰهࣱ وَٰحِدࣱ وَلِيَذَّكَّرَ أُوْلُواْ ٱلۡأَلۡبَٰبِ
هَـٰذَا
bu
بَلَـٰغٌۭ
bir tebliğdir
لِّلنَّاسِ
insanlara
وَلِيُنذَرُوا۟
uyarılsınlar diye
بِهِۦ
bununla
وَلِيَعْلَمُوٓا۟
ve bilsinler diye
أَنَّمَا
yalnızca
هُوَ
O
إِلَـٰهٌۭ
tanrıdır
وَٰحِدٌۭ
birtek
وَلِيَذَّكَّرَ
ve öğüt alsınlar diye
أُو۟لُوا۟
sahipleri
ٱلْأَلْبَـٰبِ
sağduyu

Saheeh InternationalThis [Qur'an] is notification for the people that they may be warned thereby and that they may know that He is but one God and that those of understanding will be reminded

Diyanet İşleri MealiBu Kuran, onunla uyarılsınlar ve tek bir Tanrı bulunduğunu bilsinler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye insanlara tebliğ edilmiştir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«هذا» القرآن «بلاغ للناس» أي أنزل لتبليغهم «ولينذروا به وليعلموا» بما فيه من الحجج «أنما هو» أي الله «إله واحد وليذكّر» بإدغام التاء في الأصل في الذال يتعظ «أولوا الألباب» أصحاب العقول.

← Önceki Sonraki →

14. Ibrahim Suresi | Anlam Arayışı