☪ Anlam Arayışı

14. Ibrahim سُورَةُ إِبۡرَاهِيمَ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
14:1
الٓرۚ كِتَٰبٌ أَنزَلۡنَٰهُ إِلَيۡكَ لِتُخۡرِجَ ٱلنَّاسَ مِنَ ٱلظُّلُمَٰتِ إِلَى ٱلنُّورِ بِإِذۡنِ رَبِّهِمۡ إِلَىٰ صِرَٰطِ ٱلۡعَزِيزِ ٱلۡحَمِيدِ
الٓر ۚ
Elif Lam Ra
كِتَـٰبٌ
(Bu) Kitaptır'
أَنزَلْنَـٰهُ
indirdiğimiz
إِلَيْكَ
sana
لِتُخْرِجَ
çıkarman için
ٱلنَّاسَ
insanları
مِنَ
karanlıklardan
ٱلظُّلُمَـٰتِ
the darkness[es]
إِلَى
aydınlığa
ٱلنُّورِ
the light
بِإِذْنِ
izniyle
رَبِّهِمْ
Rablerinin
إِلَىٰ
yoluna
صِرَٰطِ
the Path
ٱلْعَزِيزِ
Aziz
ٱلْحَمِيدِ
ve övgüye layık olanın

Saheeh InternationalAlif, Lam, Ra. [This is] a Book which We have revealed to you, [O Muhammad], that you might bring mankind out of darknesses into the light by permission of their Lord - to the path of the Exalted in Might, the Praiseworthy

Elmalılı Hamdi YazırElif, Lâm, Râ. Bu Kur'ân öyle büyük bir kitaptır ki, insanları Rablerinin izni ile karanlıklardan aydınlığa, her şeye galip ve hamde lâyık olan Allah'ın yoluna çıkarman için onu sana indirdik

Yusuf AliL. R. A Book which We have revealed unto thee, in order that thou mightest lead mankind out of the depths of darkness into light - by the leave of their Lord - to the Way of (Him) the Exalted in power, worthy of all praise

14:2
ٱللَّهِ ٱلَّذِي لَهُۥ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِي ٱلۡأَرۡضِۗ وَوَيۡلࣱ لِّلۡكَٰفِرِينَ مِنۡ عَذَابࣲ شَدِيدٍ
ٱللَّهِ
Allah
ٱلَّذِى
ki
لَهُۥ
O'nundur
مَا
ne varsa
فِى
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
the heavens
وَمَا
ve ne varsa
فِى
yerde
ٱلْأَرْضِ ۗ
the earth
وَوَيْلٌۭ
vay haline
لِّلْكَـٰفِرِينَ
şu kafirlerin
مِنْ
dolayı
عَذَابٍۢ
azabdan
شَدِيدٍ
çetin

Saheeh InternationalAllah, to whom belongs whatever is in the heavens and whatever is on the earth. And woe to the disbelievers from a severe punishment

Elmalılı Hamdi YazırO Allah'ın (yolu) ki, göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. Şiddetli bir azabdan dolayı vay kâfirlerin haline

Yusuf AliOf God, to Whom do belong all things in the heavens and on earth! But alas for the Unbelievers for a terrible penalty (their Unfaith will bring them)

14:3 📚 1
ٱلَّذِينَ يَسۡتَحِبُّونَ ٱلۡحَيَوٰةَ ٱلدُّنۡيَا عَلَى ٱلۡأٓخِرَةِ وَيَصُدُّونَ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ وَيَبۡغُونَهَا عِوَجًاۚ أُوْلَٰٓئِكَ فِي ضَلَٰلِۭ بَعِيدࣲ‏
ٱلَّذِينَ
ki onlar
يَسْتَحِبُّونَ
tercih ederler
ٱلْحَيَوٰةَ
hayatını
ٱلدُّنْيَا
dünya
عَلَى
karşılık
ٱلْـَٔاخِرَةِ
ahirete
وَيَصُدُّونَ
ve engel olurlar
عَن
yolundan
سَبِيلِ
(the) Path
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَيَبْغُونَهَا
ve onu isterler
عِوَجًا ۚ
eğrilmesini
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
فِى
içindedirler
ضَلَـٰلٍۭ
bir sapıklık
بَعِيدٍۢ
derin

Saheeh InternationalThe ones who prefer the worldly life over the Hereafter and avert [people] from the way of Allah, seeking to make it (seem) deviant. Those are in extreme error

Elmalılı Hamdi YazırOnlar, o kimselerdir ki dünya hayatını ahirete tercih ederler, (insanları) Allah'ın yolundan çevirirler ve onun eğrilmesini isterler. İşte bunlar, çok büyük bir sapıklık içindedirler

Yusuf AliThose who love the life of this world more than the Hereafter, who hinder (men) from the Path of God and seek therein something crooked: they are astray by a long distance

14:4 📚 10
وَمَآ أَرۡسَلۡنَا مِن رَّسُولٍ إِلَّا بِلِسَانِ قَوۡمِهِۦ لِيُبَيِّنَ لَهُمۡۖ فَيُضِلُّ ٱللَّهُ مَن يَشَآءُ وَيَهۡدِي مَن يَشَآءُۚ وَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡحَكِيمُ
وَمَآ
ve
أَرْسَلْنَا
biz göndermedik
مِن
her
رَّسُولٍ
elçiyi
إِلَّا
başka
بِلِسَانِ
dilinden
قَوْمِهِۦ
kendi kavminin
لِيُبَيِّنَ
açıklasın diye
لَهُمْ ۖ
olara
فَيُضِلُّ
şaşırtır
ٱللَّهُ
Allah
مَن
kimseyi
يَشَآءُ
dilediğin
وَيَهْدِى
ve yola iletir
مَن
kimseyi
يَشَآءُ ۚ
dilediği
وَهُوَ
ve O
ٱلْعَزِيزُ
azizdir
ٱلْحَكِيمُ
hüküm ve hikmet sahibidir

Saheeh InternationalAnd We did not send any messenger except [speaking] in the language of his people to state clearly for them, and Allah sends astray [thereby] whom He wills and guides whom He wills. And He is the Exalted in Might, the Wise

Elmalılı Hamdi YazırBiz, her peygamberi, ancak bulunduğu kavminin diliyle gönderdik ki, onlara apaçık anlatsın. Bu itibarla Allah dilediğini sapıklıkta bırakır, dilediğini de hidayete erdirir. O her şeye galibdir, hükmünde hikmet sahibidir

Yusuf AliWe sent not an apostle except (to teach) in the language of his (own) people, in order to make (things) clear to them. Now God leaves straying those whom He pleases and guides whom He pleases: and He is Exalted in power, full of Wisdom

14:5
وَلَقَدۡ أَرۡسَلۡنَا مُوسَىٰ بِـَٔايَٰتِنَآ أَنۡ أَخۡرِجۡ قَوۡمَكَ مِنَ ٱلظُّلُمَٰتِ إِلَى ٱلنُّورِ وَذَكِّرۡهُم بِأَيَّىٰمِ ٱللَّهِۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَٰتࣲ لِّكُلِّ صَبَّارࣲ شَكُورࣲ‏
وَلَقَدْ
ve andolsun
أَرْسَلْنَا
göndermiştik
مُوسَىٰ
Musa'yı
بِـَٔايَـٰتِنَآ
ayetlerimizle birlikte
أَنْ
için
أَخْرِجْ
çıkarması
قَوْمَكَ
kavmini
مِنَ
karanlıklardan
ٱلظُّلُمَـٰتِ
the darkness[es]
إِلَى
aydınlığa
ٱلنُّورِ
the light
وَذَكِّرْهُم
ve onlara hatırlatması için
بِأَيَّىٰمِ
günlerini
ٱللَّهِ ۚ
Allah'ın
إِنَّ
şüphesiz
فِى
bunda
ذَٰلِكَ
that
لَـَٔايَـٰتٍۢ
ayetler vardır
لِّكُلِّ
herkes için
صَبَّارٍۢ
sabreden
شَكُورٍۢ
şükreden

Saheeh InternationalAnd We certainly sent Moses with Our signs, [saying], "Bring out your people from darknesses into the light and remind them of the days of Allah." Indeed in that are signs for everyone patient and grateful

Elmalılı Hamdi YazırAnd olsun ki Musa'yı âyetlerimizle gönderdik. Ona şöyle dedik: Kavmini karanlıklardan aydınlığa çıkar, onlara Allah'ın (felaket) günlerini hatırlat. Şüphe yok ki bunda her sabredip şükreden için nice ibretler vardır

Yusuf AliWe sent Moses with Our signs (and the command). "Bring out thy people from the depths of darkness into light, and teach them to remember the Days of God." Verily in this there are Signs for such as are firmly patient and constant,- grateful and appreciative

14:6
وَإِذۡ قَالَ مُوسَىٰ لِقَوۡمِهِ ٱذۡكُرُواْ نِعۡمَةَ ٱللَّهِ عَلَيۡكُمۡ إِذۡ أَنجَىٰكُم مِّنۡ ءَالِ فِرۡعَوۡنَ يَسُومُونَكُمۡ سُوٓءَ ٱلۡعَذَابِ وَيُذَبِّحُونَ أَبۡنَآءَكُمۡ وَيَسۡتَحۡيُونَ نِسَآءَكُمۡۚ وَفِي ذَٰلِكُم بَلَآءࣱ مِّن رَّبِّكُمۡ عَظِيمࣱ‏
وَإِذْ
ve hani
قَالَ
demişti ki
مُوسَىٰ
Musa
لِقَوْمِهِ
kavmine
ٱذْكُرُوا۟
hatırlayın
نِعْمَةَ
ni'metini
ٱللَّهِ
Allah'ın
عَلَيْكُمْ
üzerinizdeki
إِذْ
zaman
أَنجَىٰكُم
sizi kurtardı
مِّنْ
soyundan
ءَالِ
(the) people
فِرْعَوْنَ
Fir'avn
يَسُومُونَكُمْ
onlar sizi sürüyorlardı
سُوٓءَ
en kötüsüne
ٱلْعَذَابِ
işkencenin
وَيُذَبِّحُونَ
ve kesiyorlardı
أَبْنَآءَكُمْ
oğullarınızı
وَيَسْتَحْيُونَ
ve sağ bırakıyorlardı
نِسَآءَكُمْ ۚ
kadınlarınızı
وَفِى
ve vardı
ذَٰلِكُم
bunda size
بَلَآءٌۭ
bir imtihan
مِّن
Rabbinizden
رَّبِّكُمْ
your Lord
عَظِيمٌۭ
büyük

Saheeh InternationalAnd [recall, O Children of Israel], when Moses said to His people, "Remember the favor of Allah upon you when He saved you from the people of Pharaoh, who were afflicting you with the worst torment and were slaughtering your [newborn] sons and keeping your females alive. And in that was a great trial from your Lord

Elmalılı Hamdi YazırMusa kavmine demişti ki: "Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Çünkü O, bir vakit sizi Firâvun ailesinden kurtardı. Onlar sizi işkencenin en kötüsüne sürüyorlar ve oğullarınızı kesip kadınlarınızı da diri bırakıyorladı. Ve bunda Rabbinizden size büyük bir imtihan vardır

Yusuf AliRemember! Moses said to his people: "Call to mind the favour of God to you when He delivered you from the people of Pharaoh: they set you hard tasks and punishments, slaughtered your sons, and let your women-folk live: therein was a tremendous trial from your Lord

14:7
وَإِذۡ تَأَذَّنَ رَبُّكُمۡ لَئِن شَكَرۡتُمۡ لَأَزِيدَنَّكُمۡۖ وَلَئِن كَفَرۡتُمۡ إِنَّ عَذَابِي لَشَدِيدࣱ‏
وَإِذْ
ve hani
تَأَذَّنَ
size bildirmişti
رَبُّكُمْ
Rabbiniz
لَئِن
eğer
شَكَرْتُمْ
şükrederseniz
لَأَزِيدَنَّكُمْ ۖ
elbette size daha fazla veririm
وَلَئِن
ve eğer
كَفَرْتُمْ
nankörlük ederseniz
إِنَّ
şüphesiz
عَذَابِى
azabım
لَشَدِيدٌۭ
pek çetindir

Saheeh InternationalAnd [remember] when your Lord proclaimed, 'If you are grateful, I will surely increase you [in favor]; but if you deny, indeed, My punishment is severe

Elmalılı Hamdi YazırVe hatırlayın ki Rabbiniz size şöyle bildirmişti: Yüceliğim hakkı için şükrederseniz elbette size (nimetimi) artırırım ve eğer nankörlük ederseniz hiç şüphesiz azabım çok şiddetlidir

Yusuf AliAnd remember! your Lord caused to be declared (publicly): "If ye are grateful, I will add more (favours) unto you; But if ye show ingratitude, truly My punishment is terrible indeed

14:8
وَقَالَ مُوسَىٰٓ إِن تَكۡفُرُوٓاْ أَنتُمۡ وَمَن فِي ٱلۡأَرۡضِ جَمِيعࣰ ا فَإِنَّ ٱللَّهَ لَغَنِيٌّ حَمِيدٌ
وَقَالَ
ve dedi ki
مُوسَىٰٓ
Musa
إِن
eğer
تَكْفُرُوٓا۟
nankörlük etseniz
أَنتُمْ
siz
وَمَن
ve kimseler
فِى
yeryüzündeki
ٱلْأَرْضِ
the earth
جَمِيعًۭا
hepiniz
فَإِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
لَغَنِىٌّ
zengindir
حَمِيدٌ
övülmüştür

Saheeh InternationalAnd Moses said, "If you should disbelieve, you and whoever is on the earth entirely - indeed, Allah is Free of need and Praiseworthy

Elmalılı Hamdi YazırMusa dedi ki: Siz ve yeryüzünde bulunanların hepsi nankörlük etseniz, iyi biliniz ki Allah hepinizden zengindir, hamdedilmeye layıktır

Yusuf AliAnd Moses said: "If ye show ingratitude, ye and all on earth together, yet is God free of all wants, worthy of all praise

14:9
أَلَمۡ يَأۡتِكُمۡ نَبَؤُاْ ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِكُمۡ قَوۡمِ نُوحࣲ وَعَادࣲ وَثَمُودَ وَٱلَّذِينَ مِنۢ بَعۡدِهِمۡ لَا يَعۡلَمُهُمۡ إِلَّا ٱللَّهُۚ جَآءَتۡهُمۡ رُسُلُهُم بِٱلۡبَيِّنَٰتِ فَرَدُّوٓاْ أَيۡدِيَهُمۡ فِيٓ أَفۡوَٰهِهِمۡ وَقَالُوٓاْ إِنَّا كَفَرۡنَا بِمَآ أُرۡسِلۡتُم بِهِۦ وَإِنَّا لَفِي شَكࣲّ مِّمَّا تَدۡعُونَنَآ إِلَيۡهِ مُرِيبࣲ‏
أَلَمْ
size gelmedi mi?
يَأْتِكُمْ
come to you
نَبَؤُا۟
haberi
ٱلَّذِينَ
kimselerin
مِن
sizden öncekilerin
قَبْلِكُمْ
(were) before you
قَوْمِ
kavimlerinin
نُوحٍۢ
Nuh
وَعَادٍۢ
ve Ad
وَثَمُودَ ۛ
ve Semud
وَٱلَّذِينَ
ve kimselerin
مِنۢ
onlardan sonra gelen
بَعْدِهِمْ ۛ
(were) after them
لَا
onları kimse bilmez
يَعْلَمُهُمْ
knows them
إِلَّا
başka
ٱللَّهُ ۚ
Allah'tan
جَآءَتْهُمْ
onlara getirdi
رُسُلُهُم
elçileri
بِٱلْبَيِّنَـٰتِ
kanıtlar
فَرَدُّوٓا۟
fakat koydular
أَيْدِيَهُمْ
onlar ellerini
فِىٓ
ağızlarına
أَفْوَٰهِهِمْ
their mouths
وَقَالُوٓا۟
ve dediler ki
إِنَّا
muhakkak biz
كَفَرْنَا
tanımayız
بِمَآ
şeyi
أُرْسِلْتُم
sizinle gönderilen
بِهِۦ
onunla
وَإِنَّا
ve biz
لَفِى
içindeyiz
شَكٍّۢ
bir kuşku
مِّمَّا
şeye karşı
تَدْعُونَنَآ
bizi çağırdığınız
إِلَيْهِ
ona
مُرِيبٍۢ
derin

Saheeh InternationalHas there not reached you the news of those before you - the people of Noah and 'Aad and Thamud and those after them? No one knows them but Allah. Their messengers brought them clear proofs, but they returned their hands to their mouths and said, "Indeed, we disbelieve in that with which you have been sent, and indeed we are, about that to which you invite us, in disquieting doubt

Elmalılı Hamdi YazırSizden öncekilerin; Nuh, Âd ve Semûd kavimlerinin ve onlardan sonra gelenlerin haberleri size gelmedi mi? Onları, Allah'tan başkası bilmez. Peygamberleri onlara mucizeler getirdi de onlar ellerini ağızlarına koydular ve dediler ki: "Biz sizinle gönderileni inkâr ettik ve bizi çağırdığınız şeyden de şüphe ve endişe içindeyiz

Yusuf AliHas not the story reached you, (O people!), of those who (went) before you? - of the people of Noah, and 'Ad, and Thamud? - And of those who (came) after them? None knows them but God. To them came apostles with Clear (Signs); but they put the ir hands up to their mouths, and said: "We do deny (the mission) on which ye have been sent, and we are really in suspicious (disquieting) doubt as to that to which ye invite us

14:10 📚 2
۞قَالَتۡ رُسُلُهُمۡ أَفِي ٱللَّهِ شَكࣱّ فَاطِرِ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۖ يَدۡعُوكُمۡ لِيَغۡفِرَ لَكُم مِّن ذُنُوبِكُمۡ وَيُؤَخِّرَكُمۡ إِلَىٰٓ أَجَلࣲ مُّسَمࣰّ ىۚ قَالُوٓاْ إِنۡ أَنتُمۡ إِلَّا بَشَرࣱ مِّثۡلُنَا تُرِيدُونَ أَن تَصُدُّونَا عَمَّا كَانَ يَعۡبُدُ ءَابَآؤُنَا فَأۡتُونَا بِسُلۡطَٰنࣲ مُّبِينࣲ‏
۞ قَالَتْ
dediler ki
رُسُلُهُمْ
elçileri
أَفِى
hakkında (edilir) mi?
ٱللَّهِ
Allah
شَكٌّۭ
şüphe
فَاطِرِ
yaratan
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
gökleri
وَٱلْأَرْضِ ۖ
ve yeri
يَدْعُوكُمْ
(O) sizi davet ediyor
لِيَغْفِرَ
bağışlamak için
لَكُم
sizin
مِّن
bir kısmını
ذُنُوبِكُمْ
günahlarınızdan
وَيُؤَخِّرَكُمْ
ve sizi ertelemek için
إِلَىٰٓ
kadar
أَجَلٍۢ
bir süreye
مُّسَمًّۭى ۚ
belirtilmiş
قَالُوٓا۟
onlar dediler
إِنْ
siz de
أَنتُمْ
you
إِلَّا
başka değilsiniz
بَشَرٌۭ
bir insandan
مِّثْلُنَا
bizim gibi
تُرِيدُونَ
istiyorsunuz
أَن
bizi çevirmek
تَصُدُّونَا
hinder us
عَمَّا
olduğundan
كَانَ
used to
يَعْبُدُ
tapıyor
ءَابَآؤُنَا
atalarımızın
فَأْتُونَا
o halde bize getirin
بِسُلْطَـٰنٍۢ
bir delil
مُّبِينٍۢ
açık

Saheeh InternationalTheir messengers said, "Can there be doubt about Allah, Creator of the heavens and earth? He invites you that He may forgive you of your sins, and He delays your death for a specified term." They said, "You are not but men like us who wish to avert us from what our fathers were worshipping. So bring us a clear authority

Elmalılı Hamdi YazırPeygamberleri dedi ki: "Gökleri ve yeri yaratan, Allah hakkında da şüphe mi var? O, sizi günahlarınızı bağışlamak için çağırıyor ve belirlenmiş bir süreye kadar size müsade ediyor." Onlar da: "Siz sadece bizim gibi bir insansınız, bizi babalarımızıntaptıklarından alıkoymak istiyorsunuz. O halde bize apaçık bir delil getirin!" dediler

Yusuf AliTheir apostles said: "Is there a doubt about God, The Creator of the heavens and the earth? It is He Who invites you, in order that He may forgive you your sins and give you respite for a term appointed!" They said: "Ah! ye are no more than hu man, like ourselves! Ye wish to turn us away from the (gods) our fathers used to worship: then bring us some clear authority

14:11 📚 3
قَالَتۡ لَهُمۡ رُسُلُهُمۡ إِن نَّحۡنُ إِلَّا بَشَرࣱ مِّثۡلُكُمۡ وَلَٰكِنَّ ٱللَّهَ يَمُنُّ عَلَىٰ مَن يَشَآءُ مِنۡ عِبَادِهِۦۖ وَمَا كَانَ لَنَآ أَن نَّأۡتِيَكُم بِسُلۡطَٰنٍ إِلَّا بِإِذۡنِ ٱللَّهِۚ وَعَلَى ٱللَّهِ فَلۡيَتَوَكَّلِ ٱلۡمُؤۡمِنُونَ
قَالَتْ
dediler ki
لَهُمْ
onlara
رُسُلُهُمْ
elçileri
إِن
değiliz
نَّحْنُ
biz (de)
إِلَّا
başka bir şey
بَشَرٌۭ
insandan
مِّثْلُكُمْ
sizin gibi
وَلَـٰكِنَّ
fakat
ٱللَّهَ
Allah
يَمُنُّ
lutfeder
عَلَىٰ
kimseye
مَن
whom
يَشَآءُ
dilediği
مِنْ
kullarından
عِبَادِهِۦ ۖ
His slaves
وَمَا
yoktur
كَانَ
imkanımız
لَنَآ
bizim
أَن
size getiremeye
نَّأْتِيَكُم
we bring you
بِسُلْطَـٰنٍ
bir delil
إِلَّا
olmadan
بِإِذْنِ
izni
ٱللَّهِ ۚ
Allah'ın
وَعَلَى
ve
ٱللَّهِ
Allah'a
فَلْيَتَوَكَّلِ
dayansınlar
ٱلْمُؤْمِنُونَ
inananlar

Saheeh InternationalTheir messengers said to them, "We are only men like you, but Allah confers favor upon whom He wills of His servants. It has never been for us to bring you evidence except by permission of Allah. And upon Allah let the believers rely

Elmalılı Hamdi YazırPeygamberleri onlara dediler ki: "(Evet) biz ancak sizin gibi bir insanız, ama Allah kullarından dilediğine nimetini lütfeder. Ve Allah'ın izni olmadıkça bizim size bir delil getirmemize imkan yoktur. Müminler ancak Allah'a dayansınlar

Yusuf AliTheir apostles said to them: "True, we are human like yourselves, but God doth grant His grace to such of his servants as He pleases. It is not for us to bring you an authority except as God permits. And on God let all men of faith put their tr ust

14:12 📚 2
وَمَا لَنَآ أَلَّا نَتَوَكَّلَ عَلَى ٱللَّهِ وَقَدۡ هَدَىٰنَا سُبُلَنَاۚ وَلَنَصۡبِرَنَّ عَلَىٰ مَآ ءَاذَيۡتُمُونَاۚ وَعَلَى ٱللَّهِ فَلۡيَتَوَكَّلِ ٱلۡمُتَوَكِّلُونَ
وَمَا
neden?
لَنَآ
biz
أَلَّا
dayanmayalım
نَتَوَكَّلَ
we put our trust
عَلَى
Allah'a
ٱللَّهِ
Allah
وَقَدْ
elbette
هَدَىٰنَا
bize göstermişken
سُبُلَنَا ۚ
yollarımızı
وَلَنَصْبِرَنَّ
ve katlanırız
عَلَىٰ
bize yaptığınız eziyetlere
مَآ
what
ءَاذَيْتُمُونَا ۚ
harm you may cause us
وَعَلَى
ve
ٱللَّهِ
Allah'a
فَلْيَتَوَكَّلِ
dayansınlar
ٱلْمُتَوَكِّلُونَ
tevekkül edenler

Saheeh InternationalAnd why should we not rely upon Allah while He has guided us to our [good] ways. And we will surely be patient against whatever harm you should cause us. And upon Allah let those who would rely [indeed] rely

Elmalılı Hamdi YazırBize yollarımızı göstermişken neden biz Allah'a dayanıp güvenmeyelim? Elbette bize yaptığınız eziyetlere katlanacağız. Tevekkül edenler yalnız Allah'a tevekkül etsinler

Yusuf AliNo reason have we why we should not put our trust on God. Indeed He Has guided us to the Ways we (follow). We shall certainly bear with patience all the hurt you may cause us. For those who put their trust should put their trust on God

14:13 📚 1
وَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لِرُسُلِهِمۡ لَنُخۡرِجَنَّكُم مِّنۡ أَرۡضِنَآ أَوۡ لَتَعُودُنَّ فِي مِلَّتِنَاۖ فَأَوۡحَىٰٓ إِلَيۡهِمۡ رَبُّهُمۡ لَنُهۡلِكَنَّ ٱلظَّٰلِمِينَ
وَقَالَ
dediler ki
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوا۟
inkar eden(ler)
لِرُسُلِهِمْ
elçilerine
لَنُخْرِجَنَّكُم
ya sizi mutlaka çıkarırız
مِّنْ
yurdumuzdan
أَرْضِنَآ
our land
أَوْ
ya da
لَتَعُودُنَّ
dönersiniz
فِى
bizim dinimize
مِلَّتِنَا ۖ
our religion
فَأَوْحَىٰٓ
şöyle vahyetti
إِلَيْهِمْ
onlara
رَبُّهُمْ
Rableri
لَنُهْلِكَنَّ
mutlaka helak edeceğiz
ٱلظَّـٰلِمِينَ
zalimleri

Saheeh InternationalAnd those who disbelieved said to their messengers, "We will surely drive you out of our land, or you must return to our religion." So their Lord inspired to them, "We will surely destroy the wrongdoers

Elmalılı Hamdi Yazırİnkâr edenler peygamberlerine dediler ki: "Ya sizi mutlaka yurdumuzdan çıkaracağız, ya da mutlaka dinimize döneceksiniz!" Rableri de onlara: "Zâlimleri mutlaka helak edeceğiz" diye vahyetti

Yusuf AliAnd the Unbelievers said to their apostles: "Be sure we shall drive you out of our land, or ye shall return to our religion." But their Lord inspired (this Message) to them: "Verily We shall cause the wrong-doers to perish

14:14 📚 8
وَلَنُسۡكِنَنَّكُمُ ٱلۡأَرۡضَ مِنۢ بَعۡدِهِمۡۚ ذَٰلِكَ لِمَنۡ خَافَ مَقَامِي وَخَافَ وَعِيدِ
وَلَنُسْكِنَنَّكُمُ
ve sizi yerleştireceğiz
ٱلْأَرْضَ
o yere
مِنۢ
onların ardından
بَعْدِهِمْ ۚ
after them
ذَٰلِكَ
bu
لِمَنْ
içindir
خَافَ
korkan
مَقَامِى
makamımdan
وَخَافَ
ve korkan içindir
وَعِيدِ
tehdidimden

Saheeh InternationalAnd We will surely cause you to dwell in the land after them. That is for he who fears My position and fears My threat

Elmalılı Hamdi YazırVe Onlardan sonra sizi mutlaka o yerde yerleştireceğiz. Bu, makamımdan ve tehdidimden korkan içindir

Yusuf AliAnd verily We shall cause you to abide in the land, and succeed them. This for such as fear the Time when they shall stand before My tribunal,- such as fear the punishment denounced

14:15 📚 2
وَٱسۡتَفۡتَحُواْ وَخَابَ كُلُّ جَبَّارٍ عَنِيدࣲ‏
وَٱسْتَفْتَحُوا۟
fetih istediler
وَخَابَ
ve perişan oldu
كُلُّ
her
جَبَّارٍ
zorba
عَنِيدٍۢ
inatçı

Saheeh InternationalAnd they requested victory from Allah, and disappointed, [therefore], was every obstinate tyrant

Elmalılı Hamdi Yazır(Peygamberler, düşmanlarına karşı) fetih istediler, ve her zorba inatçı hüsrana uğradı

Yusuf AliBut they sought victory and decision (there and then), and frustration was the lot of every powerful obstinate transgressor

14:16
مِّن وَرَآئِهِۦ جَهَنَّمُ وَيُسۡقَىٰ مِن مَّآءࣲ صَدِيدࣲ‏
مِّن
ardından da
وَرَآئِهِۦ
Ahead
جَهَنَّمُ
cehennem
وَيُسْقَىٰ
kendisine içirilir
مِن
bir suy
مَّآءٍۢ
water
صَدِيدٍۢ
irin (gibi)

Saheeh InternationalBefore him is Hell, and he will be given a drink of purulent water

Elmalılı Hamdi YazırArdından da Cehennem vardır, orada kendisine irinli su içirilecektir

Yusuf AliIn front of such a one is Hell, and he is given, for drink, boiling fetid water

14:17 📚 2
يَتَجَرَّعُهُۥ وَلَا يَكَادُ يُسِيغُهُۥ وَيَأۡتِيهِ ٱلۡمَوۡتُ مِن كُلِّ مَكَانࣲ وَمَا هُوَ بِمَيِّتࣲۖ وَمِن وَرَآئِهِۦ عَذَابٌ غَلِيظࣱ‏
يَتَجَرَّعُهُۥ
onu yutmağa çalışır
وَلَا
fakat
يَكَادُ
geçiremez
يُسِيغُهُۥ
boğazından
وَيَأْتِيهِ
ve ona geldiği halde
ٱلْمَوْتُ
ölüm
مِن
her
كُلِّ
every
مَكَانٍۢ
yandan
وَمَا
ve yine
هُوَ
o
بِمَيِّتٍۢ ۖ
ölemez
وَمِن
bunun ardından
وَرَآئِهِۦ
And ahead of him
عَذَابٌ
bir azab
غَلِيظٌۭ
kaba

Saheeh InternationalHe will gulp it but will hardly [be able to] swallow it. And death will come to him from everywhere, but he is not to die. And before him is a massive punishment

Elmalılı Hamdi YazırOnu yutmaya çalışacak, fakat boğazından geçiremeyecek ve her yandan ona ölüm gelecek, fakat o ölemez. Arkasından da çetin bir azab gelecektir

Yusuf AliIn gulps will he sip it, but never will he be near swallowing it down his throat: death will come to him from every quarter, yet will he not die: and in front of him will be a chastisement unrelenting

14:18 📚 1
مَّثَلُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ بِرَبِّهِمۡۖ أَعۡمَٰلُهُمۡ كَرَمَادٍ ٱشۡتَدَّتۡ بِهِ ٱلرِّيحُ فِي يَوۡمٍ عَاصِفࣲۖ لَّا يَقۡدِرُونَ مِمَّا كَسَبُواْ عَلَىٰ شَيۡءࣲۚ ذَٰلِكَ هُوَ ٱلضَّلَٰلُ ٱلۡبَعِيدُ
مَّثَلُ
durumu
ٱلَّذِينَ
kimselerin
كَفَرُوا۟
inkar eden(lerin)
بِرَبِّهِمْ ۖ
Rablerini
أَعْمَـٰلُهُمْ
işleri;
كَرَمَادٍ
küle benzer
ٱشْتَدَّتْ
savurduğu
بِهِ
onu
ٱلرِّيحُ
rüzgarın
فِى
bir günde
يَوْمٍ
a day
عَاصِفٍۢ ۖ
fırtınalı
لَّا
ele geçiremezler
يَقْدِرُونَ
control (they have)
مِمَّا
şeylerden
كَسَبُوا۟
kazandıkları
عَلَىٰ
hiçbir şeyi
شَىْءٍۢ ۚ
anything
ذَٰلِكَ
işte
هُوَ
o
ٱلضَّلَـٰلُ
sapıklıktır
ٱلْبَعِيدُ
derin

Saheeh InternationalThe example of those who disbelieve in their Lord is [that] their deeds are like ashes which the wind blows forcefully on a stormy day; they are unable [to keep] from what they earned a [single] thing. That is what is extreme error

Elmalılı Hamdi YazırRabblerini inkâr edenlerin durumu tıpkı fırtınalı bir günde rüzgarın şiddetle savurduğu bir küle benzer. Kazandıklarından hiçbir şeyi elde edemezler. İşte asıl uzak sapıklık budur

Yusuf AliThe parable of those who reject their Lord is that their works are as ashes, on which the wind blows furiously on a tempestuous day: No power have they over aught that they have earned: that is the straying far, far (from the goal)

14:19 📚 1
أَلَمۡ تَرَ أَنَّ ٱللَّهَ خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ بِٱلۡحَقِّۚ إِن يَشَأۡ يُذۡهِبۡكُمۡ وَيَأۡتِ بِخَلۡقࣲ جَدِيدࣲ‏
أَلَمْ
görmedin mi?
تَرَ
you see
أَنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
خَلَقَ
yarattı
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
gökleri
وَٱلْأَرْضَ
ve yeri
بِٱلْحَقِّ ۚ
hak ile
إِن
eğer
يَشَأْ
dilerse
يُذْهِبْكُمْ
sizi götürür
وَيَأْتِ
ve getirir
بِخَلْقٍۢ
bir halk
جَدِيدٍۢ
yepyeni

Saheeh InternationalHave you not seen that Allah created the heavens and the earth in truth? If He wills, He can do away with you and produce a new creation

Elmalılı Hamdi YazırGökleri ve yeri gerçekten Allah'ın yarattığını görmedin mi? O dilerse sizi yok edip yepyeni bir halk getirir

Yusuf AliSeest thou not that God created the heavens and the earth in Truth? If He so will, He can remove you and put (in your place) a new creation

14:20 📚 5
وَمَا ذَٰلِكَ عَلَى ٱللَّهِ بِعَزِيزࣲ‏
وَمَا
ve değildir
ذَٰلِكَ
bu
عَلَى
karşı
ٱللَّهِ
Allah'a
بِعَزِيزٍۢ
güç

Saheeh InternationalAnd that is not difficult for Allah

Elmalılı Hamdi YazırBu, Allah'a göre önemli bir şey değildir

Yusuf AliNor is that for God any great matter

14:21 📚 4
وَبَرَزُواْ لِلَّهِ جَمِيعࣰ ا فَقَالَ ٱلضُّعَفَٰٓؤُاْ لِلَّذِينَ ٱسۡتَكۡبَرُوٓاْ إِنَّا كُنَّا لَكُمۡ تَبَعࣰ ا فَهَلۡ أَنتُم مُّغۡنُونَ عَنَّا مِنۡ عَذَابِ ٱللَّهِ مِن شَيۡءࣲۚ قَالُواْ لَوۡ هَدَىٰنَا ٱللَّهُ لَهَدَيۡنَٰكُمۡۖ سَوَآءٌ عَلَيۡنَآ أَجَزِعۡنَآ أَمۡ صَبَرۡنَا مَا لَنَا مِن مَّحِيصࣲ‏
وَبَرَزُوا۟
ve göründüler
لِلَّهِ
Allah'ın huzurunda
جَمِيعًۭا
hepsi
فَقَالَ
dediler ki
ٱلضُّعَفَـٰٓؤُا۟
zayıflar
لِلَّذِينَ
kimselere
ٱسْتَكْبَرُوٓا۟
büyüklük taslayan(lara)
إِنَّا
şüphesiz biz
كُنَّا
idik
لَكُمْ
size
تَبَعًۭا
tabi
فَهَلْ
misiniz?
أَنتُم
siz
مُّغْنُونَ
savabilir
عَنَّا
bizden
مِنْ
azabından
عَذَابِ
(the) punishment
ٱللَّهِ
Allah'ın
مِن
(en ufak)
شَىْءٍۢ ۚ
bir şey
قَالُوا۟
dediler ki
لَوْ
eğer
هَدَىٰنَا
bize yol gösterseydi
ٱللَّهُ
Allah
لَهَدَيْنَـٰكُمْ ۖ
biz de size yol gösterirdik
سَوَآءٌ
artık birdir
عَلَيْنَآ
bize
أَجَزِعْنَآ
sızlansak da
أَمْ
ya da
صَبَرْنَا
sabretsek de
مَا
yoktur
لَنَا
bize
مِن
hiç
مَّحِيصٍۢ
kaçıp sığınacak bir yer

Saheeh InternationalAnd they will come out [for judgement] before Allah all together, and the weak will say to those who were arrogant, "Indeed, we were your followers, so can you avail us anything against the punishment of Allah?" They will say, "If Allah had guided us, we would have guided you. It is all the same for us whether we show intolerance or are patient: there is for us no place of escape

Elmalılı Hamdi Yazır(Kıyamet günü) İnsanların hepsi Allah'ın huzuruna çıkacaklar. Ve zayıflar büyüklük taslayanlara şöyle diyecekler: "Bizler, sizlere uymuştuk. Şimdi siz, Allah'ın azabından en ufak bir şeyi bizden savabilir misiniz?" Onlar da diyecekler ki: "Allah bizi hidayete erdirseydi, biz de size doğru yol gösterirdik. Artık şimdi bizler sızlansak da sabretsek de birdir. Çünkü kaçacak yerimiz yoktur

Yusuf AliThey will all be marshalled before God together: then will the weak say to those who were arrogant, "For us, we but followed you; can ye then avail us to all against the wrath of God?" They will reply, "If we had received the Guidance of God, we should have given it to you: to us it makes no difference (now) whether we rage, or bear (these torments) with patience: for ourselves there is no way of escape

14:22 📚 1
وَقَالَ ٱلشَّيۡطَٰنُ لَمَّا قُضِيَ ٱلۡأَمۡرُ إِنَّ ٱللَّهَ وَعَدَكُمۡ وَعۡدَ ٱلۡحَقِّ وَوَعَدتُّكُمۡ فَأَخۡلَفۡتُكُمۡۖ وَمَا كَانَ لِيَ عَلَيۡكُم مِّن سُلۡطَٰنٍ إِلَّآ أَن دَعَوۡتُكُمۡ فَٱسۡتَجَبۡتُمۡ لِيۖ فَلَا تَلُومُونِي وَلُومُوٓاْ أَنفُسَكُمۖ مَّآ أَنَا۠ بِمُصۡرِخِكُمۡ وَمَآ أَنتُم بِمُصۡرِخِيَّ إِنِّي كَفَرۡتُ بِمَآ أَشۡرَكۡتُمُونِ مِن قَبۡلُۗ إِنَّ ٱلظَّٰلِمِينَ لَهُمۡ عَذَابٌ أَلِيمࣱ‏
وَقَالَ
şöyle dedi
ٱلشَّيْطَـٰنُ
şeytan
لَمَّا
ne zaman ki
قُضِىَ
bitirildi
ٱلْأَمْرُ
iş
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
وَعَدَكُمْ
size va'detti
وَعْدَ
va'di
ٱلْحَقِّ
gerçek
وَوَعَدتُّكُمْ
ve ben de size va'dettim
فَأَخْلَفْتُكُمْ ۖ
ama ben sözümden caydım
وَمَا
ve yoktur
كَانَ
benim
لِىَ
I had
عَلَيْكُم
size karşı
مِّن
hiç
سُلْطَـٰنٍ
bir güc(üm)
إِلَّآ
başka
أَن
sizi davet etmekten
دَعَوْتُكُمْ
I invited you
فَٱسْتَجَبْتُمْ
siz de da'vetime koştunuz
لِى ۖ
benim
فَلَا
o halde
تَلُومُونِى
beni kınamayın
وَلُومُوٓا۟
fakat kınayın
أَنفُسَكُم ۖ
kendi kendinizi
مَّآ
ne
أَنَا۠
ben
بِمُصْرِخِكُمْ
sizi kurtarabilirim
وَمَآ
ne de
أَنتُم
siz
بِمُصْرِخِىَّ ۖ
beni kurtarabilirsiniz
إِنِّى
şüphesiz ben
كَفَرْتُ
reddetmiştim
بِمَآ
beni ortak koşmanızı
أَشْرَكْتُمُونِ
your association of me (with Allah)
مِن
önceden
قَبْلُ ۗ
before
إِنَّ
doğrusu
ٱلظَّـٰلِمِينَ
zalimler
لَهُمْ
(onlar) için vardır
عَذَابٌ
bir azab
أَلِيمٌۭ
acıklı

Saheeh InternationalAnd Satan will say when the matter has been concluded, "Indeed, Allah had promised you the promise of truth. And I promised you, but I betrayed you. But I had no authority over you except that I invited you, and you responded to me. So do not blame me; but blame yourselves. I cannot be called to your aid, nor can you be called to my aid. Indeed, I deny your association of me [with Allah] before. Indeed, for the wrongdoers is a painful punishment

Elmalılı Hamdi Yazırİş bitince şeytan onlara şöyle diyecek: "Şüphesiz ki Allah size gerçek olanı vaad etti, ben de size vaad ettim, ama sonra caydım! Zaten benim size karşı bir gücüm yoktu. Ancak ben sizi (küfür ve isyana) çağırdım, siz de geldiniz. O halde beni kınamayın, kendi kendinizi kınayın! Ne ben sizi kurtarabilirim, ne de siz beni kurtarabilirsiniz! Ben, önceden beni Allah'a ortak koşmanızı da kabul etmemiştim." Doğrusu zalimler için acı bir azab vardır

Yusuf AliAnd Satan will say when the matter is decided: "It was God Who gave you a promise of Truth: I too promised, but I failed in my promise to you. I had no authority over you except to call you but ye listened to me: then reproach not me, but repro ach your own souls. I cannot listen to your cries, nor can ye listen to mine. I reject your former act in associating me with God. For wrong-doers there must be a grievous penalty

14:23
وَأُدۡخِلَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ جَنَّٰتࣲ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَا بِإِذۡنِ رَبِّهِمۡۖ تَحِيَّتُهُمۡ فِيهَا سَلَٰمٌ
وَأُدْخِلَ
ve sokuldular
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
وَعَمِلُوا۟
ve yapanlar
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
iyi işyer
جَنَّـٰتٍۢ
cennetlere
تَجْرِى
akan
مِن
altlarından
تَحْتِهَا
underneath it
ٱلْأَنْهَـٰرُ
ırmaklar
خَـٰلِدِينَ
sürekli kalacakları
فِيهَا
orada
بِإِذْنِ
izniyle
رَبِّهِمْ ۖ
Rablerinin
تَحِيَّتُهُمْ
onların dirlik temennileri
فِيهَا
orada
سَلَـٰمٌ
selamdır

Saheeh InternationalAnd those who believed and did righteous deeds will be admitted to gardens beneath which rivers flow, abiding eternally therein by permission of their Lord; and their greeting therein will be, "Peace

Elmalılı Hamdi Yazırİman edip salih ameller işleyenler ise, Rablerinin izniyle içinde sürekli kalacakları ve altından ırmaklar akan cennetlere konulurlar. Oradaki dirlik temennileri "selâm!"dır

Yusuf AliBut those who believe and work righteousness will be admitted to gardens beneath which rivers flow,- to dwell therein for aye with the leave of their Lord. Their greeting therein will be: "Peace

14:24 📚 5
أَلَمۡ تَرَ كَيۡفَ ضَرَبَ ٱللَّهُ مَثَلࣰ ا كَلِمَةࣰ طَيِّبَةࣰ كَشَجَرَةࣲ طَيِّبَةٍ أَصۡلُهَا ثَابِتࣱ وَفَرۡعُهَا فِي ٱلسَّمَآءِ
أَلَمْ
görmedin mi
تَرَ
you see
كَيْفَ
nasıl
ضَرَبَ
bir benzetme yaptı
ٱللَّهُ
Allah
مَثَلًۭا
benzeri
كَلِمَةًۭ
sözün
طَيِّبَةًۭ
güzel
كَشَجَرَةٍۢ
bir ağaç gibidir
طَيِّبَةٍ
güzel
أَصْلُهَا
kökü
ثَابِتٌۭ
sabit
وَفَرْعُهَا
ve dalları
فِى
olan
ٱلسَّمَآءِ
gökte

Saheeh InternationalHave you not considered how Allah presents an example, [making] a good word like a good tree, whose root is firmly fixed and its branches [high] in the sky

Elmalılı Hamdi YazırGörmedin mi? Allah nasıl bir misal verdi. Güzel bir söz, kökü (yerde) sabit, dalları gökte olan güzel bir ağaç gibidir

Yusuf AliSeest thou not how God sets forth a parable? - A goodly word like a goodly tree, whose root is firmly fixed, and its branches (reach) to the heavens,- of its Lord. So God sets forth parables for men, in order that they may receive admonition

14:25 📚 1
تُؤۡتِيٓ أُكُلَهَا كُلَّ حِينِۭ بِإِذۡنِ رَبِّهَاۗ وَيَضۡرِبُ ٱللَّهُ ٱلۡأَمۡثَالَ لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمۡ يَتَذَكَّرُونَ
تُؤْتِىٓ
verir
أُكُلَهَا
meyvesini
كُلَّ
her
حِينٍۭ
zaman
بِإِذْنِ
izniyle
رَبِّهَا ۗ
Rabbinin
وَيَضْرِبُ
benzetmeler yapar
ٱللَّهُ
Allah
ٱلْأَمْثَالَ
misallerle
لِلنَّاسِ
insanlara
لَعَلَّهُمْ
umulur ki
يَتَذَكَّرُونَ
öğüt alırlar (diye)

Saheeh InternationalIt produces its fruit all the time, by permission of its Lord. And Allah presents examples for the people that perhaps they will be reminded

Elmalılı Hamdi Yazır(O ağaç) Rabbinin izniyle her zaman meyve verir. Öğüt alsınlar diye Allah insanlara böyle misaller verir

Yusuf AliIt brings forth its fruit at all times, by the leave of its Lord. So God sets forth parables for men, in order that they may receive admonition

14:26 📚 1
وَمَثَلُ كَلِمَةٍ خَبِيثَةࣲ كَشَجَرَةٍ خَبِيثَةٍ ٱجۡتُثَّتۡ مِن فَوۡقِ ٱلۡأَرۡضِ مَا لَهَا مِن قَرَارࣲ‏
وَمَثَلُ
ve durumu da
كَلِمَةٍ
sözün
خَبِيثَةٍۢ
kötü
كَشَجَرَةٍ
bir ağaca benzer
خَبِيثَةٍ
kötü
ٱجْتُثَّتْ
gövdesi koparılmış
مِن
üstünden
فَوْقِ
the surface
ٱلْأَرْضِ
yerin
مَا
olmayan
لَهَا
onun
مِن
hiç
قَرَارٍۢ
kararı (kökü)

Saheeh InternationalAnd the example of a bad word is like a bad tree, uprooted from the surface of the earth, not having any stability

Elmalılı Hamdi YazırKötü sözün durumu da, yerden koparılmış, kökü olmayan kötü bir ağaca benzer

Yusuf AliAnd the parable of an evil Word is that of an evil tree: It is torn up by the root from the surface of the earth: it has no stability

14:27 📚 14
يُثَبِّتُ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ بِٱلۡقَوۡلِ ٱلثَّابِتِ فِي ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَا وَفِي ٱلۡأٓخِرَةِۖ وَيُضِلُّ ٱللَّهُ ٱلظَّٰلِمِينَۚ وَيَفۡعَلُ ٱللَّهُ مَا يَشَآءُ
يُثَبِّتُ
tesbit eder
ٱللَّهُ
Allah
ٱلَّذِينَ
kimseleri
ءَامَنُوا۟
inanan(ları)
بِٱلْقَوْلِ
söz ile
ٱلثَّابِتِ
sağlam
فِى
hayatında
ٱلْحَيَوٰةِ
the life
ٱلدُّنْيَا
dünya
وَفِى
ve
ٱلْـَٔاخِرَةِ ۖ
ahirette
وَيُضِلُّ
ve şaşırtır
ٱللَّهُ
Allah
ٱلظَّـٰلِمِينَ ۚ
zalimleri
وَيَفْعَلُ
ve yapar
ٱللَّهُ
Allah
مَا
ne
يَشَآءُ
diliyorsa

Saheeh InternationalAllah keeps firm those who believe, with the firm word, in worldly life and in the Hereafter. And Allah sends astray the wrongdoers. And Allah does what He wills

Elmalılı Hamdi YazırAllah, iman edenleri, dünya hayatında da, ahirette de sağlam bir söz üzerinde tutar; zalimleri de saptırır ve Allah, dilediğini yapar

Yusuf AliGod will establish in strength those who believe, with the word that stands firm, in this world and in the Hereafter; but God will leave, to stray, those who do wrong: God doeth what He willeth

14:28 📚 2
۞أَلَمۡ تَرَ إِلَى ٱلَّذِينَ بَدَّلُواْ نِعۡمَتَ ٱللَّهِ كُفۡرࣰ ا وَأَحَلُّواْ قَوۡمَهُمۡ دَارَ ٱلۡبَوَارِ
۞ أَلَمْ
görmedin mi?
تَرَ
you seen
إِلَى
kimseleri
ٱلَّذِينَ
those who
بَدَّلُوا۟
çeviren(leri)
نِعْمَتَ
ni'metini
ٱللَّهِ
Allah'ın
كُفْرًۭا
nankörlüğe
وَأَحَلُّوا۟
ve konduranları
قَوْمَهُمْ
kavimlerini
دَارَ
yurduna
ٱلْبَوَارِ
helak

Saheeh InternationalHave you not considered those who exchanged the favor of Allah for disbelief and settled their people [in] the home of ruin

Elmalılı Hamdi YazırAllah'ın nimetlerine nankörlükle karşılık veren ve sonunda milletlerini helak yurduna konduranları görmedin mi

Yusuf AliHast thou not turned thy vision to those who have changed the favour of God. Into blasphemy and caused their people to descend to the House of Perdition

14:29
جَهَنَّمَ يَصۡلَوۡنَهَاۖ وَبِئۡسَ ٱلۡقَرَارُ
جَهَنَّمَ
cehennemdir
يَصْلَوْنَهَا ۖ
yaslanacakları
وَبِئْسَ
ve ne kötü
ٱلْقَرَارُ
bir duraktır o

Saheeh International[It is] Hell, which they will [enter to] burn, and wretched is the settlement

Elmalılı Hamdi YazırOnlar, cehenneme girecekler. O ne kötü karargâhtır

Yusuf AliInto Hell? They will burn therein,- an evil place to stay in

14:30
وَجَعَلُواْ لِلَّهِ أَندَادࣰ ا لِّيُضِلُّواْ عَن سَبِيلِهِۦۗ قُلۡ تَمَتَّعُواْ فَإِنَّ مَصِيرَكُمۡ إِلَى ٱلنَّارِ
وَجَعَلُوا۟
ve koştular
لِلَّهِ
Allah'a
أَندَادًۭا
eşler
لِّيُضِلُّوا۟
saptırmak için
عَن
O'nun yolundan
سَبِيلِهِۦ ۗ
His Path
قُلْ
de ki
تَمَتَّعُوا۟
eğlenin
فَإِنَّ
şüphesiz
مَصِيرَكُمْ
gideceğiniz yer
إِلَى
ateştir
ٱلنَّارِ
the Fire

Saheeh InternationalAnd they have attributed to Allah equals to mislead [people] from His way. Say, "Enjoy yourselves, for indeed, your destination is the Fire

Elmalılı Hamdi YazırAllah'ın yolundan saptırmak için Allah'a eşler koştular. De ki: "Şimdilik eğleniniz! Çünkü varacağınız yer ateştir

Yusuf AliAnd they set up (idols) as equal to God, to mislead (men) from the Path! Say: "Enjoy (your brief power)! But verily ye are making straightway for Hell

14:31 📚 1
قُل لِّعِبَادِيَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ يُقِيمُواْ ٱلصَّلَوٰةَ وَيُنفِقُواْ مِمَّا رَزَقۡنَٰهُمۡ سِرࣰّ ا وَعَلَانِيَةࣰ مِّن قَبۡلِ أَن يَأۡتِيَ يَوۡمࣱ لَّا بَيۡعࣱ فِيهِ وَلَا خِلَٰلٌ
قُل
söyle
لِّعِبَادِىَ
kullarıma
ٱلَّذِينَ
inanan
ءَامَنُوا۟
believe
يُقِيمُوا۟
kılsınlar
ٱلصَّلَوٰةَ
namazı
وَيُنفِقُوا۟
ve infak etsinler
مِمَّا
verdiğimiz rızıktan
رَزَقْنَـٰهُمْ
We have provided them
سِرًّۭا
gizli
وَعَلَانِيَةًۭ
ve açık
مِّن
önce
قَبْلِ
before
أَن
gelmeden
يَأْتِىَ
comes
يَوْمٌۭ
bir gün
لَّا
ki yoktur
بَيْعٌۭ
bir alışveriş
فِيهِ
onda
وَلَا
ne yoktur
خِلَـٰلٌ
bir dostluk

Saheeh International[O Muhammad], tell My servants who have believed to establish prayer and spend from what We have provided them, secretly and publicly, before a Day comes in which there will be no exchange, nor any friendships

Elmalılı Hamdi Yazır(Ey Muhammed!) İman eden kullarıma söyle: "Namazı dosdoğru kılsınlar, alışveriş ve dostluğun olmadığı bir günün gelmesinden önce, kendilerine verdiğimiz rızıktan açık ve gizli (Allah için) harcasınlar

Yusuf AliSpeak to my servants who have believed, that they may establish regular prayers, and spend (in charity) out of the sustenance we have given them, secretly and openly, before the coming of a Day in which there will be neither mutual bargaining nor befriending

14:32 📚 2
ٱللَّهُ ٱلَّذِي خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ وَأَنزَلَ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءࣰ فَأَخۡرَجَ بِهِۦ مِنَ ٱلثَّمَرَٰتِ رِزۡقࣰ ا لَّكُمۡۖ وَسَخَّرَ لَكُمُ ٱلۡفُلۡكَ لِتَجۡرِيَ فِي ٱلۡبَحۡرِ بِأَمۡرِهِۦۖ وَسَخَّرَ لَكُمُ ٱلۡأَنۡهَٰرَ
ٱللَّهُ
Allah
ٱلَّذِى
O'dur ki
خَلَقَ
yarattı
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
gökleri
وَٱلْأَرْضَ
ve yeri
وَأَنزَلَ
ve indirdi
مِنَ
gökten
ٱلسَّمَآءِ
the sky
مَآءًۭ
su
فَأَخْرَجَ
ve çıkardı
بِهِۦ
onunla
مِنَ
(çeşitli)
ٱلثَّمَرَٰتِ
meyvalar
رِزْقًۭا
rızık olarak
لَّكُمْ ۖ
size
وَسَخَّرَ
ve emrinize verdi
لَكُمُ
sizin
ٱلْفُلْكَ
gemileri
لِتَجْرِىَ
akıp gitmesi için
فِى
denizde
ٱلْبَحْرِ
the sea
بِأَمْرِهِۦ ۖ
buyruğuyla
وَسَخَّرَ
ve emrinize verdi
لَكُمُ
sizin
ٱلْأَنْهَـٰرَ
ırmakları

Saheeh InternationalIt is Allah who created the heavens and the earth and sent down rain from the sky and produced thereby some fruits as provision for you and subjected for you the ships to sail through the sea by His command and subjected for you the rivers

Elmalılı Hamdi YazırAllah öyle bir Allah'tır ki; gökleri ve yeri yarattı, gökten su indirdi, onunla size rızık olarak çeşitli meyveler çıkardı; emri gereğince denizde yüzüp gitmeleri için gemileri emrinize verdi, ırmakları da emrinize verdi

Yusuf AliIt is God Who hath created the heavens and the earth and sendeth down rain from the skies, and with it bringeth out fruits wherewith to feed you; it is He Who hath made the ships subject to you, that they may sail through the sea by His comman d; and the rivers (also) hath He made subject to you

14:33
وَسَخَّرَ لَكُمُ ٱلشَّمۡسَ وَٱلۡقَمَرَ دَآئِبَيۡنِۖ وَسَخَّرَ لَكُمُ ٱلَّيۡلَ وَٱلنَّهَارَ
وَسَخَّرَ
ve emrinize verdi
لَكُمُ
sizin
ٱلشَّمْسَ
güneşi
وَٱلْقَمَرَ
ve ay'ı
دَآئِبَيْنِ ۖ
düzenli seyreden
وَسَخَّرَ
ve emrinize verdi
لَكُمُ
sizin
ٱلَّيْلَ
geceyi
وَٱلنَّهَارَ
ve gündüzü

Saheeh InternationalAnd He subjected for you the sun and the moon, continuous [in orbit], and subjected for you the night and the day

Elmalılı Hamdi YazırSürekli olarak yörüngelerinde hareket eden ay ve güneşi, geceyi ve gündüzü sizin emrinize verdi

Yusuf AliAnd He hath made subject to you the sun and the moon, both diligently pursuing their courses; and the night and the day hath he (also) made subject to you

14:34 📚 3
وَءَاتَىٰكُم مِّن كُلِّ مَا سَأَلۡتُمُوهُۚ وَإِن تَعُدُّواْ نِعۡمَتَ ٱللَّهِ لَا تُحۡصُوهَآۗ إِنَّ ٱلۡإِنسَٰنَ لَظَلُومࣱ كَفَّارࣱ‏
وَءَاتَىٰكُم
ve size verdi
مِّن
herşeyden
كُلِّ
all
مَا
ne varsa
سَأَلْتُمُوهُ ۚ
kendisinden istediğiniz
وَإِن
ve eğer
تَعُدُّوا۟
saymak isteseniz
نِعْمَتَ
ni'metini
ٱللَّهِ
Allah'ın
لَا
sayamazsınız
تُحْصُوهَآ ۗ
you will (be able to) count them
إِنَّ
doğrusu
ٱلْإِنسَـٰنَ
insan
لَظَلُومٌۭ
çok haksızlık edendir
كَفَّارٌۭ
çok nankördür

Saheeh InternationalAnd He gave you from all you asked of Him. And if you should count the favor of Allah, you could not enumerate them. Indeed, mankind is [generally] most unjust and ungrateful

Elmalılı Hamdi YazırO, Kendisinden isteyebileceğiniz her şeyi size verdi. Allah'ın nimetini saymak isterseniz sayamazsınız! Doğrusu insan çok zalim, çok nankördür

Yusuf AliAnd He giveth you of all that ye ask for. But if ye count the favours of God, never will ye be able to number them. Verily, man is given up to injustice and ingratitude

14:35
وَإِذۡ قَالَ إِبۡرَٰهِيمُ رَبِّ ٱجۡعَلۡ هَٰذَا ٱلۡبَلَدَ ءَامِنࣰ ا وَٱجۡنُبۡنِي وَبَنِيَّ أَن نَّعۡبُدَ ٱلۡأَصۡنَامَ
وَإِذْ
bir zaman
قَالَ
şöyle demişti
إِبْرَٰهِيمُ
İbrahim
رَبِّ
Rabbim
ٱجْعَلْ
kıl
هَـٰذَا
bu
ٱلْبَلَدَ
şehri
ءَامِنًۭا
güvenli
وَٱجْنُبْنِى
beni uzak tut
وَبَنِىَّ
ve oğullarımı
أَن
tapmaktan
نَّعْبُدَ
we worship
ٱلْأَصْنَامَ
putlara

Saheeh InternationalAnd [mention, O Muhammad], when Abraham said, "My Lord, make this city [Makkah] secure and keep me and my sons away from worshipping idols

Elmalılı Hamdi YazırHatırla ki; Bir zaman İbrahim şöyle demişti: "Rabbim! Bu şehri güvenli kıl! Beni ve oğullarımı putlara tapmaktan uzak tut

Yusuf AliRemember Abraham said: "O my Lord! make this city one of peace and security: and preserve me and my sons from worshipping idols

14:36 📚 5
رَبِّ إِنَّهُنَّ أَضۡلَلۡنَ كَثِيرࣰ ا مِّنَ ٱلنَّاسِۖ فَمَن تَبِعَنِي فَإِنَّهُۥ مِنِّيۖ وَمَنۡ عَصَانِي فَإِنَّكَ غَفُورࣱ رَّحِيمࣱ‏
رَبِّ
Rabbim
إِنَّهُنَّ
şüphesiz onlar
أَضْلَلْنَ
şaşırttılar
كَثِيرًۭا
birçoğunu
مِّنَ
insanlardan
ٱلنَّاسِ ۖ
the mankind
فَمَن
artık kim
تَبِعَنِى
bana uyarsa
فَإِنَّهُۥ
şüphsiz o
مِنِّى ۖ
bendendir
وَمَنْ
ve kim
عَصَانِى
bana karşı gelirse
فَإِنَّكَ
şüphesiz sen
غَفُورٌۭ
bağışlayansın
رَّحِيمٌۭ
esirgeyensin

Saheeh InternationalMy Lord, indeed they have led astray many among the people. So whoever follows me - then he is of me; and whoever disobeys me - indeed, You are [yet] Forgiving and Merciful

Elmalılı Hamdi YazırRabbim! Çünkü onlar (putlar) insanlardan birçoğunun sapmasına sebep oldular. Şimdi kim bana uyarsa, o bendendir; kim bana karşı gelirse, artık sen gerçekten çok bağışlayan ve çok merhamet edensin

Yusuf AliO my Lord! they have indeed led astray many among mankind; He then who follows my (ways) is of me, and he that disobeys me,- but Thou art indeed Oft- forgiving, Most Merciful

14:37 📚 1
رَّبَّنَآ إِنِّيٓ أَسۡكَنتُ مِن ذُرِّيَّتِي بِوَادٍ غَيۡرِ ذِي زَرۡعٍ عِندَ بَيۡتِكَ ٱلۡمُحَرَّمِ رَبَّنَا لِيُقِيمُواْ ٱلصَّلَوٰةَ فَٱجۡعَلۡ أَفۡـِٔدَةࣰ مِّنَ ٱلنَّاسِ تَهۡوِيٓ إِلَيۡهِمۡ وَٱرۡزُقۡهُم مِّنَ ٱلثَّمَرَٰتِ لَعَلَّهُمۡ يَشۡكُرُونَ
رَّبَّنَآ
Rabbimiz
إِنِّىٓ
ben
أَسْكَنتُ
yerleştirdim
مِن
(bazısını)
ذُرِّيَّتِى
çocuklarımdan
بِوَادٍ
bir vadiye
غَيْرِ
olmayan
ذِى
sahibi
زَرْعٍ
ekin
عِندَ
yanında
بَيْتِكَ
senin evinin
ٱلْمُحَرَّمِ
mukaddes
رَبَّنَا
Rabbimiz
لِيُقِيمُوا۟
kılsınlar diye
ٱلصَّلَوٰةَ
namazı
فَٱجْعَلْ
artık kıl
أَفْـِٔدَةًۭ
gönüllerini
مِّنَ
birtakım
ٱلنَّاسِ
insanların
تَهْوِىٓ
meylettir
إِلَيْهِمْ
onlara
وَٱرْزُقْهُم
ve onları rızıklandır
مِّنَ
(çeşitli)
ٱلثَّمَرَٰتِ
meyvalarla
لَعَلَّهُمْ
umulur ki
يَشْكُرُونَ
şükrederler

Saheeh InternationalOur Lord, I have settled some of my descendants in an uncultivated valley near Your sacred House, our Lord, that they may establish prayer. So make hearts among the people incline toward them and provide for them from the fruits that they might be grateful

Elmalılı Hamdi YazırRabbimiz! Ben çocuklarımdan bir kısmını namazı dosdoğru kılmaları için, senin Beyti Haram'ının yanında, ekinsiz bir vadiye yerleştirdim. Artık sen de insanlardan bir kısmını onlara meylettir. Ve onları bazı meyvelerle rızıklandır ki şükretsinler

Yusuf AliO our Lord! I have made some of my offspring to dwell in a valley without cultivation, by Thy Sacred House; in order, O our Lord, that they may establish regular Prayer: so fill the hearts of some among men with love towards them, and feed th em with fruits: so that they may give thanks

14:38 📚 17
رَبَّنَآ إِنَّكَ تَعۡلَمُ مَا نُخۡفِي وَمَا نُعۡلِنُۗ وَمَا يَخۡفَىٰ عَلَى ٱللَّهِ مِن شَيۡءࣲ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَلَا فِي ٱلسَّمَآءِ
رَبَّنَآ
Rabbimiz
إِنَّكَ
şüphesiz sen
تَعْلَمُ
bilirsin
مَا
şeyi
نُخْفِى
bizim gizlediğimiz
وَمَا
ve şeyi
نُعْلِنُ ۗ
açığa vurduğumuz
وَمَا
ve
يَخْفَىٰ
gizli kalmaz
عَلَى
Allah'a
ٱللَّهِ
Allah
مِن
hiçbir
شَىْءٍۢ
şey
فِى
yerde
ٱلْأَرْضِ
the earth
وَلَا
ve ne de
فِى
gökte
ٱلسَّمَآءِ
the heaven

Saheeh InternationalOur Lord, indeed You know what we conceal and what we declare, and nothing is hidden from Allah on the earth or in the heaven

Elmalılı Hamdi YazırEy Rabbimiz! Sen bizim gizlediğimizi de açığa vurduğumuzu da şüphesiz bilirsin. Çünkü yerde ve gökte, hiçbir şey Allah'tan gizli kalmaz

Yusuf AliO our Lord! truly Thou dost know what we conceal and what we reveal: for nothing whatever is hidden from God, whether on earth or in heaven

14:39 📚 1
ٱلۡحَمۡدُ لِلَّهِ ٱلَّذِي وَهَبَ لِي عَلَى ٱلۡكِبَرِ إِسۡمَٰعِيلَ وَإِسۡحَٰقَۚ إِنَّ رَبِّي لَسَمِيعُ ٱلدُّعَآءِ
ٱلْحَمْدُ
hamdolsun
لِلَّهِ
Allah'a
ٱلَّذِى
lutfeden
وَهَبَ
has granted
لِى
bana
عَلَى
ihtiyarlık çağımda
ٱلْكِبَرِ
the old age
إِسْمَـٰعِيلَ
İsma'il'i
وَإِسْحَـٰقَ ۚ
ve İshak'ı
إِنَّ
şüphesiz
رَبِّى
Rabbim
لَسَمِيعُ
işitendir
ٱلدُّعَآءِ
du'ayı

Saheeh InternationalPraise to Allah, who has granted to me in old age Ishmael and Isaac. Indeed, my Lord is the Hearer of supplication

Elmalılı Hamdi Yazırİhtiyarlık halimde bana İsmail'i ve İshak'ı lutfeden Allah'a hamd olsun. Şüphesiz ki Rabbim duamı çok iyi işitir

Yusuf AliPraise be to God, Who hath granted unto me in old age Isma'il and Isaac: for truly my Lord is He, the Hearer of Prayer

14:40 📚 1
رَبِّ ٱجۡعَلۡنِي مُقِيمَ ٱلصَّلَوٰةِ وَمِن ذُرِّيَّتِيۚ رَبَّنَا وَتَقَبَّلۡ دُعَآءِ
رَبِّ
Rabbim
ٱجْعَلْنِى
beni kıl
مُقِيمَ
kılanlardan
ٱلصَّلَوٰةِ
namazı
وَمِن
ve
ذُرِّيَّتِى ۚ
zürriyetimi
رَبَّنَا
Rabbimiz
وَتَقَبَّلْ
kabul buyur
دُعَآءِ
du'amı

Saheeh InternationalMy Lord, make me an establisher of prayer, and [many] from my descendants. Our Lord, and accept my supplication

Elmalılı Hamdi YazırEy Rabbim! Beni ve soyumdan gelecekleri namazını dosdoğru kılanlardan eyle! Ey Rabbimiz! duamı kabul et

Yusuf AliO my Lord! make me one who establishes regular Prayer, and also (raise such) among my offspring O our Lord! and accept Thou my Prayer

14:41
رَبَّنَا ٱغۡفِرۡ لِي وَلِوَٰلِدَيَّ وَلِلۡمُؤۡمِنِينَ يَوۡمَ يَقُومُ ٱلۡحِسَابُ
رَبَّنَا
Rabbimiz
ٱغْفِرْ
bağışla
لِى
beni
وَلِوَٰلِدَىَّ
anamı-babamı
وَلِلْمُؤْمِنِينَ
ve mü'minleri
يَوْمَ
gün
يَقُومُ
görüleceği
ٱلْحِسَابُ
hesabın

Saheeh InternationalOur Lord, forgive me and my parents and the believers the Day the account is established

Elmalılı Hamdi YazırEy Rabbimiz! Herkesin hesaba çekileceği günde beni, anababamı ve müminleri bağışla

Yusuf AliO our Lord! cover (us) with Thy Forgiveness - me, my parents, and (all) Believers, on the Day that the Reckoning will be established

14:42
وَلَا تَحۡسَبَنَّ ٱللَّهَ غَٰفِلًا عَمَّا يَعۡمَلُ ٱلظَّٰلِمُونَۚ إِنَّمَا يُؤَخِّرُهُمۡ لِيَوۡمࣲ تَشۡخَصُ فِيهِ ٱلۡأَبۡصَٰرُ
وَلَا
sanma
تَحْسَبَنَّ
think
ٱللَّهَ
Allah'ı
غَـٰفِلًا
gafil
عَمَّا
şeylerden
يَعْمَلُ
yaptığı
ٱلظَّـٰلِمُونَ ۚ
zalimlerin
إِنَّمَا
muhakkak O
يُؤَخِّرُهُمْ
ertelemektedir
لِيَوْمٍۢ
bir güne
تَشْخَصُ
(dehşetten) donup kalacağı
فِيهِ
onda
ٱلْأَبْصَـٰرُ
gözlerin

Saheeh InternationalAnd never think that Allah is unaware of what the wrongdoers do. He only delays them for a Day when eyes will stare [in horror]

Elmalılı Hamdi YazırEy Peygamber! Sakın zalimlerin yaptıklarından Allah'ın gâfil olduğunu sanma! Ancak Allah, onların cezalarını, gözlerin dışa fırlayacağı güne erteler

Yusuf AliThink not that God doth not heed the deeds of those who do wrong. He but giveth them respite against a Day when the eyes will fixedly stare in horror

14:43 📚 1
مُهۡطِعِينَ مُقۡنِعِي رُءُوسِهِمۡ لَا يَرۡتَدُّ إِلَيۡهِمۡ طَرۡفُهُمۡۖ وَأَفۡـِٔدَتُهُمۡ هَوَآءࣱ‏
مُهْطِعِينَ
koşarlar
مُقْنِعِى
dikerek
رُءُوسِهِمْ
başlarını
لَا
dönmez
يَرْتَدُّ
returning
إِلَيْهِمْ
kendilerine
طَرْفُهُمْ ۖ
bakışları
وَأَفْـِٔدَتُهُمْ
ve yüreklerinin içi de
هَوَآءٌۭ
bomboştur

Saheeh InternationalRacing ahead, their heads raised up, their glance does not come back to them, and their hearts are void

Elmalılı Hamdi YazırO gün, başlarını dikerek koşacaklar, gözleri kendilerine bile dönmeyecek ve gönülleri bomboş kalacaktır

Yusuf AliThey running forward with necks outstretched, their heads uplifted, their gaze returning not towards them, and their hearts a (gaping) void

14:44 📚 2
وَأَنذِرِ ٱلنَّاسَ يَوۡمَ يَأۡتِيهِمُ ٱلۡعَذَابُ فَيَقُولُ ٱلَّذِينَ ظَلَمُواْ رَبَّنَآ أَخِّرۡنَآ إِلَىٰٓ أَجَلࣲ قَرِيبࣲ نُّجِبۡ دَعۡوَتَكَ وَنَتَّبِعِ ٱلرُّسُلَۗ أَوَلَمۡ تَكُونُوٓاْ أَقۡسَمۡتُم مِّن قَبۡلُ مَا لَكُم مِّن زَوَالࣲ‏
وَأَنذِرِ
ve uyar
ٱلنَّاسَ
insanları
يَوْمَ
güne (karşı)
يَأْتِيهِمُ
kendilerine geleceği
ٱلْعَذَابُ
azabın
فَيَقُولُ
ve diyecekleri
ٱلَّذِينَ
zalimlerin
ظَلَمُوا۟
did wrong
رَبَّنَآ
Rabbimiz
أَخِّرْنَآ
bizi ertele
إِلَىٰٓ
bir süreye kadar
أَجَلٍۢ
a term
قَرِيبٍۢ
yakın
نُّجِبْ
gelelim
دَعْوَتَكَ
senin çağrına
وَنَتَّبِعِ
ve uyalım
ٱلرُّسُلَ ۗ
elçilere
أَوَلَمْ
etmemiş miydiniz?
تَكُونُوٓا۟
you
أَقْسَمْتُم
yemininizi
مِّن
önceden
قَبْلُ
before
مَا
olmadığına
لَكُم
sizin için
مِّن
hiçbir
زَوَالٍۢ
zeval

Saheeh InternationalAnd, [O Muhammad], warn the people of a Day when the punishment will come to them and those who did wrong will say, "Our Lord, delay us for a short term; we will answer Your call and follow the messengers." [But it will be said], "Had you not sworn, before, that for you there would be no cessation

Elmalılı Hamdi YazırEy Peygamber! İnsanları, azabın geleceği gün ile korkut. O gün, zalimler şöyle diyecekler: "Ey Rabbimiz! Bizi yakın bir zamana kadar ertele de senin davetine uyalım ve peygamberlere tâbi olalım." Onlara: "Daha önce ahirete intikal etmeyeceğinize dair yemin etmemiş miydiniz?" denilir

Yusuf AliSo warn mankind of the Day when the Wrath will reach them: then will the wrong-doers say: "Our Lord! respite us (if only) for a short term: we will answer Thy call, and follow the apostles!" "What! were ye not wont to swear aforetime that ye should suffer no decline

14:45
وَسَكَنتُمۡ فِي مَسَٰكِنِ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوٓاْ أَنفُسَهُمۡ وَتَبَيَّنَ لَكُمۡ كَيۡفَ فَعَلۡنَا بِهِمۡ وَضَرَبۡنَا لَكُمُ ٱلۡأَمۡثَالَ
وَسَكَنتُمْ
ve oturmuştunuz
فِى
yerlerinde
مَسَـٰكِنِ
the dwellings
ٱلَّذِينَ
kimselerin
ظَلَمُوٓا۟
zulmeden(lerin)
أَنفُسَهُمْ
kendilerine
وَتَبَيَّنَ
ve belli olmuştu
لَكُمْ
size
كَيْفَ
nasıl
فَعَلْنَا
yaptığımız
بِهِمْ
onlara
وَضَرَبْنَا
ve anlatmıştık
لَكُمُ
size
ٱلْأَمْثَالَ
misallerle

Saheeh InternationalAnd you lived among the dwellings of those who wronged themselves, and it had become clear to you how We dealt with them. And We presented for you [many] examples

Elmalılı Hamdi YazırSiz, kendilerine zulmedenlerin yurtlarında oturdunuz. Onlara nasıl azab ettiğimiz size apaçık belli oldu. Ve size misaller de vermiştik

Yusuf AliAnd ye dwelt in the dwellings of men who wronged their own souls; ye were clearly shown how We dealt with them; and We put forth (many) parables in your behoof

14:46
وَقَدۡ مَكَرُواْ مَكۡرَهُمۡ وَعِندَ ٱللَّهِ مَكۡرُهُمۡ وَإِن كَانَ مَكۡرُهُمۡ لِتَزُولَ مِنۡهُ ٱلۡجِبَالُ
وَقَدْ
ve kuşkusuz
مَكَرُوا۟
onlar kurdular
مَكْرَهُمْ
tuzaklarını
وَعِندَ
oysa yanındadır
ٱللَّهِ
Allah'ın
مَكْرُهُمْ
onların tuzakları
وَإِن
eğer
كَانَ
olsa bile
مَكْرُهُمْ
tuzakları
لِتَزُولَ
yerinden kaldıracak
مِنْهُ
dağları
ٱلْجِبَالُ
the mountains

Saheeh InternationalAnd they had planned their plan, but with Allah is [recorded] their plan, even if their plan had been [sufficient] to do away with the mountains

Elmalılı Hamdi YazırGerçekten onlar çeşitli hileler ve tuzaklar kurdular. Allah katında da onlara hilelerine karşı azab var; isterse onların hileleri dağları yerinden oynatacak olsun

Yusuf AliMighty indeed were the plots which they made, but their plots were (well) within the sight of God, even though they were such as to shake the hills

14:47 📚 1
فَلَا تَحۡسَبَنَّ ٱللَّهَ مُخۡلِفَ وَعۡدِهِۦ رُسُلَهُۥٓۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَزِيزࣱ ذُو ٱنتِقَامࣲ‏
فَلَا
sakın
تَحْسَبَنَّ
sanma
ٱللَّهَ
Allah'ı
مُخْلِفَ
cayar
وَعْدِهِۦ
verdiği sözden
رُسُلَهُۥٓ ۗ
elçilerine
إِنَّ
çünkü
ٱللَّهَ
Allah
عَزِيزٌۭ
daima üstündür
ذُو
sahibidir
ٱنتِقَامٍۢ
intikam

Saheeh InternationalSo never think that Allah will fail in His promise to His messengers. Indeed, Allah is Exalted in Might and Owner of Retribution

Elmalılı Hamdi YazırO halde sakın Allah'ın peygamberlerine olan vaadinden cayacağını sanma! Şüphesiz Allah her şeye galiptir, intikam sahibidir

Yusuf AliNever think that God would fail his apostles in His promise: for God is Exalted in power, - the Lord of Retribution

14:48
يَوۡمَ تُبَدَّلُ ٱلۡأَرۡضُ غَيۡرَ ٱلۡأَرۡضِ وَٱلسَّمَٰوَٰتُۖ وَبَرَزُواْ لِلَّهِ ٱلۡوَٰحِدِ ٱلۡقَهَّارِ
يَوْمَ
o gün
تُبَدَّلُ
değiştirilir
ٱلْأَرْضُ
yer
غَيْرَ
başka
ٱلْأَرْضِ
yere
وَٱلسَّمَـٰوَٰتُ ۖ
ve gökler de
وَبَرَزُوا۟
ve gelirler
لِلَّهِ
Allah'ın huzuruna
ٱلْوَٰحِدِ
tek (olan)
ٱلْقَهَّارِ
kahredici (olan)

Saheeh International[It will be] on the Day the earth will be replaced by another earth, and the heavens [as well], and all creatures will come out before Allah, the One, the Prevailing

Elmalılı Hamdi YazırO gün yeryüzü bir başka yere, gökler, başka göklere çevirilecek ve bütün varlıklar, kabirlerinden çıkıp bir ve gücüne karşı durulmaz olan Allah'ın huzuruna toplanacaklardır

Yusuf AliOne day the earth will be changed to a different earth, and so will be the heavens, and (men) will be marshalled forth, before God, the One, the Irresistible

14:49
وَتَرَى ٱلۡمُجۡرِمِينَ يَوۡمَئِذࣲ مُّقَرَّنِينَ فِي ٱلۡأَصۡفَادِ
وَتَرَى
ve görürsün
ٱلْمُجْرِمِينَ
suçluları
يَوْمَئِذٍۢ
o gün
مُّقَرَّنِينَ
birbirine yaklaştırılmış
فِى
içinde
ٱلْأَصْفَادِ
zincirler

Saheeh InternationalAnd you will see the criminals that Day bound together in shackles

Elmalılı Hamdi YazırO gün, suçluların zincire vurulmuş olduğunu görürsün

Yusuf AliAnd thou wilt see the sinners that day bound together in fetters

14:50 📚 1
سَرَابِيلُهُم مِّن قَطِرَانࣲ وَتَغۡشَىٰ وُجُوهَهُمُ ٱلنَّارُ
سَرَابِيلُهُم
gömlekleri
مِّن
katrandandır
قَطِرَانٍۢ
tar
وَتَغْشَىٰ
ve kaplamaktadır
وُجُوهَهُمُ
yüzlerini
ٱلنَّارُ
ateş

Saheeh InternationalTheir garments of liquid pitch and their faces covered by the Fire

Elmalılı Hamdi YazırGömlekleri katrandandır ve yüzlerini ateş kaplar

Yusuf AliTheir garments of liquid pitch, and their faces covered with Fire

14:51 📚 1
لِيَجۡزِيَ ٱللَّهُ كُلَّ نَفۡسࣲ مَّا كَسَبَتۡۚ إِنَّ ٱللَّهَ سَرِيعُ ٱلۡحِسَابِ
لِيَجْزِىَ
karşılığını verecektir
ٱللَّهُ
Allah
كُلَّ
her
نَفْسٍۢ
nefsin
مَّا
ne varsa
كَسَبَتْ ۚ
kazandığı
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
سَرِيعُ
çabuk görendir
ٱلْحِسَابِ
hesabı

Saheeh InternationalSo that Allah will recompense every soul for what it earned. Indeed, Allah is swift in account

Elmalılı Hamdi YazırÇünkü Allah, herkesi kazandığı ile cezalandıracaktır. Gerçekten Allah, hesabı çabuk görendir

Yusuf AliThat God may requite each soul according to its deserts; and verily God is swift in calling to account

14:52 📚 1
هَٰذَا بَلَٰغࣱ لِّلنَّاسِ وَلِيُنذَرُواْ بِهِۦ وَلِيَعۡلَمُوٓاْ أَنَّمَا هُوَ إِلَٰهࣱ وَٰحِدࣱ وَلِيَذَّكَّرَ أُوْلُواْ ٱلۡأَلۡبَٰبِ
هَـٰذَا
bu
بَلَـٰغٌۭ
bir tebliğdir
لِّلنَّاسِ
insanlara
وَلِيُنذَرُوا۟
uyarılsınlar diye
بِهِۦ
bununla
وَلِيَعْلَمُوٓا۟
ve bilsinler diye
أَنَّمَا
yalnızca
هُوَ
O
إِلَـٰهٌۭ
tanrıdır
وَٰحِدٌۭ
birtek
وَلِيَذَّكَّرَ
ve öğüt alsınlar diye
أُو۟لُوا۟
sahipleri
ٱلْأَلْبَـٰبِ
sağduyu

Saheeh InternationalThis [Qur'an] is notification for the people that they may be warned thereby and that they may know that He is but one God and that those of understanding will be reminded

Elmalılı Hamdi YazırBu Kur'ân, kendisiyle uyarılsınlar, Allah'ın ancak bir tek ilâh olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye insanlara gönderilmiş bir tebliğdir

Yusuf AliHere is a Message for mankind: Let them take warning therefrom, and let them know that He is (no other than) One God: let men of understanding take heed

← Önceki Sonraki →

14. Ibrahim Suresi | Anlam Arayışı