☪ Anlam Arayışı

14. Ibrahim سُورَةُ إِبۡرَاهِيمَ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
14:1
الٓرۚ كِتَٰبٌ أَنزَلۡنَٰهُ إِلَيۡكَ لِتُخۡرِجَ ٱلنَّاسَ مِنَ ٱلظُّلُمَٰتِ إِلَى ٱلنُّورِ بِإِذۡنِ رَبِّهِمۡ إِلَىٰ صِرَٰطِ ٱلۡعَزِيزِ ٱلۡحَمِيدِ
الٓر ۚ
Elif Lam Ra
كِتَـٰبٌ
(Bu) Kitaptır'
أَنزَلْنَـٰهُ
indirdiğimiz
إِلَيْكَ
sana
لِتُخْرِجَ
çıkarman için
ٱلنَّاسَ
insanları
مِنَ
karanlıklardan
ٱلظُّلُمَـٰتِ
the darkness[es]
إِلَى
aydınlığa
ٱلنُّورِ
the light
بِإِذْنِ
izniyle
رَبِّهِمْ
Rablerinin
إِلَىٰ
yoluna
صِرَٰطِ
the Path
ٱلْعَزِيزِ
Aziz
ٱلْحَمِيدِ
ve övgüye layık olanın

Diyanet İşleri MealiElif, Lam, Ra; Bu, Allah'ın izniyle, insanları karanlıklardan aydınlığa, güçlü ve övülmeğe layık, göklerde ve yerde olanların sahibi Allah'ın yoluna çıkarman için, sana indirdiğimiz Kitaptır. Uğrayacakları çetin azabdan dolayı vay kafirlerin haline

Ali BulaçElif, Lam, Ra. Bu bir Kitap'tır ki, Rabbinin izniyle insanları karanlıklardan nura, O güçlü ve övgüye layık olanın yoluna çıkarman için sana indirdik

14:2
ٱللَّهِ ٱلَّذِي لَهُۥ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِي ٱلۡأَرۡضِۗ وَوَيۡلࣱ لِّلۡكَٰفِرِينَ مِنۡ عَذَابࣲ شَدِيدٍ
ٱللَّهِ
Allah
ٱلَّذِى
ki
لَهُۥ
O'nundur
مَا
ne varsa
فِى
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
the heavens
وَمَا
ve ne varsa
فِى
yerde
ٱلْأَرْضِ ۗ
the earth
وَوَيْلٌۭ
vay haline
لِّلْكَـٰفِرِينَ
şu kafirlerin
مِنْ
dolayı
عَذَابٍۢ
azabdan
شَدِيدٍ
çetin

Diyanet İşleri MealiElif, Lam, Ra; Bu, Allah'ın izniyle, insanları karanlıklardan aydınlığa, güçlü ve övülmeğe layık, göklerde ve yerde olanların sahibi Allah'ın yoluna çıkarman için, sana indirdiğimiz Kitaptır. Uğrayacakları çetin azabdan dolayı vay kafirlerin haline

Ali BulaçO Allah ki, göklerde ve yerde ne varsa O'nundur. Şiddetli azap dolayısıyla vay inkar edenlere

14:3 📚 1
ٱلَّذِينَ يَسۡتَحِبُّونَ ٱلۡحَيَوٰةَ ٱلدُّنۡيَا عَلَى ٱلۡأٓخِرَةِ وَيَصُدُّونَ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ وَيَبۡغُونَهَا عِوَجًاۚ أُوْلَٰٓئِكَ فِي ضَلَٰلِۭ بَعِيدࣲ‏
ٱلَّذِينَ
ki onlar
يَسْتَحِبُّونَ
tercih ederler
ٱلْحَيَوٰةَ
hayatını
ٱلدُّنْيَا
dünya
عَلَى
karşılık
ٱلْـَٔاخِرَةِ
ahirete
وَيَصُدُّونَ
ve engel olurlar
عَن
yolundan
سَبِيلِ
(the) Path
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَيَبْغُونَهَا
ve onu isterler
عِوَجًا ۚ
eğrilmesini
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
فِى
içindedirler
ضَلَـٰلٍۭ
bir sapıklık
بَعِيدٍۢ
derin

Diyanet İşleri MealiOnlar dünya hayatını ahirete tercih ederler, Allah'ın yolundan alıkoyup onun eğriliğini isterler. İşte onlar uzak bir sapıklık içindedirler

Ali BulaçOnlar, dünya hayatını ahirete tercih ederler. Allah'ın yolundan alıkoyarlar ve onu çarpıtmak isterler (veya onda çarpıklık ararlar). İşte onlar, uzak bir sapıklık içindedirler

14:4 📚 10
وَمَآ أَرۡسَلۡنَا مِن رَّسُولٍ إِلَّا بِلِسَانِ قَوۡمِهِۦ لِيُبَيِّنَ لَهُمۡۖ فَيُضِلُّ ٱللَّهُ مَن يَشَآءُ وَيَهۡدِي مَن يَشَآءُۚ وَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡحَكِيمُ
وَمَآ
ve
أَرْسَلْنَا
biz göndermedik
مِن
her
رَّسُولٍ
elçiyi
إِلَّا
başka
بِلِسَانِ
dilinden
قَوْمِهِۦ
kendi kavminin
لِيُبَيِّنَ
açıklasın diye
لَهُمْ ۖ
olara
فَيُضِلُّ
şaşırtır
ٱللَّهُ
Allah
مَن
kimseyi
يَشَآءُ
dilediğin
وَيَهْدِى
ve yola iletir
مَن
kimseyi
يَشَآءُ ۚ
dilediği
وَهُوَ
ve O
ٱلْعَزِيزُ
azizdir
ٱلْحَكِيمُ
hüküm ve hikmet sahibidir

Diyanet İşleri MealiKendilerine apaçık anlatabilsin diye, her peygamberi kendi milletinin diliyle gönderdik. Allah dilediğini saptırır ve dilediğini de doğru yola eriştirir; güçlü olan, Hakim olan O'dur

Ali BulaçBiz hiçbir elçiyi, kendi kavminin dilinden başkasıyla göndermedik ki, onlara apaçık anlatsın. Böylece Allah, dilediğini şaşırtıp saptırır, dilediğini hidayete erdirir. O, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir

14:5
وَلَقَدۡ أَرۡسَلۡنَا مُوسَىٰ بِـَٔايَٰتِنَآ أَنۡ أَخۡرِجۡ قَوۡمَكَ مِنَ ٱلظُّلُمَٰتِ إِلَى ٱلنُّورِ وَذَكِّرۡهُم بِأَيَّىٰمِ ٱللَّهِۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَٰتࣲ لِّكُلِّ صَبَّارࣲ شَكُورࣲ‏
وَلَقَدْ
ve andolsun
أَرْسَلْنَا
göndermiştik
مُوسَىٰ
Musa'yı
بِـَٔايَـٰتِنَآ
ayetlerimizle birlikte
أَنْ
için
أَخْرِجْ
çıkarması
قَوْمَكَ
kavmini
مِنَ
karanlıklardan
ٱلظُّلُمَـٰتِ
the darkness[es]
إِلَى
aydınlığa
ٱلنُّورِ
the light
وَذَكِّرْهُم
ve onlara hatırlatması için
بِأَيَّىٰمِ
günlerini
ٱللَّهِ ۚ
Allah'ın
إِنَّ
şüphesiz
فِى
bunda
ذَٰلِكَ
that
لَـَٔايَـٰتٍۢ
ayetler vardır
لِّكُلِّ
herkes için
صَبَّارٍۢ
sabreden
شَكُورٍۢ
şükreden

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki Musa'yı ayetlerimizle, "Milletini karanlıklardan aydınlığa çıkar ve Allah'ın günlerini onlara hatırlat" diye göndermiştik. Bunlarda, çokça sabreden ve şükreden herkes için dersler vardır

Ali BulaçAndolsun Musa'yı: "Kavmini karanlıklardan nura çıkar ve onlara Allah'ın günlerini hatırlat" diye ayetlerimizle göndermiştik. Şüphesiz bunda çokça sabreden ve şükreden herkes için gerçekten ayetler vardır

14:6
وَإِذۡ قَالَ مُوسَىٰ لِقَوۡمِهِ ٱذۡكُرُواْ نِعۡمَةَ ٱللَّهِ عَلَيۡكُمۡ إِذۡ أَنجَىٰكُم مِّنۡ ءَالِ فِرۡعَوۡنَ يَسُومُونَكُمۡ سُوٓءَ ٱلۡعَذَابِ وَيُذَبِّحُونَ أَبۡنَآءَكُمۡ وَيَسۡتَحۡيُونَ نِسَآءَكُمۡۚ وَفِي ذَٰلِكُم بَلَآءࣱ مِّن رَّبِّكُمۡ عَظِيمࣱ‏
وَإِذْ
ve hani
قَالَ
demişti ki
مُوسَىٰ
Musa
لِقَوْمِهِ
kavmine
ٱذْكُرُوا۟
hatırlayın
نِعْمَةَ
ni'metini
ٱللَّهِ
Allah'ın
عَلَيْكُمْ
üzerinizdeki
إِذْ
zaman
أَنجَىٰكُم
sizi kurtardı
مِّنْ
soyundan
ءَالِ
(the) people
فِرْعَوْنَ
Fir'avn
يَسُومُونَكُمْ
onlar sizi sürüyorlardı
سُوٓءَ
en kötüsüne
ٱلْعَذَابِ
işkencenin
وَيُذَبِّحُونَ
ve kesiyorlardı
أَبْنَآءَكُمْ
oğullarınızı
وَيَسْتَحْيُونَ
ve sağ bırakıyorlardı
نِسَآءَكُمْ ۚ
kadınlarınızı
وَفِى
ve vardı
ذَٰلِكُم
bunda size
بَلَآءٌۭ
bir imtihan
مِّن
Rabbinizden
رَّبِّكُمْ
your Lord
عَظِيمٌۭ
büyük

Diyanet İşleri MealiMusa, milletine dedi ki: "Allah'ın size olan nimetlerini anın; size işkence eden, kadınlarınızı sağ bırakıp oğullarınızı boğazlayan Firavun ailesinden sizi kurtardı; bütün bunlarda Rabbinizden size büyük bir imtihan vardır

Ali BulaçHani Musa kavmine şöyle demişti: "Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın; hani O sizi Firavun ailesinden kurtarmıştı, onlar sizi en dayanılmaz işkencelere uğratıyor, kadınlarınızı sağ bırakıp erkek çocuklarınızı boğazlıyorlardı. Bunda sizin için Rabbinizden büyük bir sınav vardır

14:7
وَإِذۡ تَأَذَّنَ رَبُّكُمۡ لَئِن شَكَرۡتُمۡ لَأَزِيدَنَّكُمۡۖ وَلَئِن كَفَرۡتُمۡ إِنَّ عَذَابِي لَشَدِيدࣱ‏
وَإِذْ
ve hani
تَأَذَّنَ
size bildirmişti
رَبُّكُمْ
Rabbiniz
لَئِن
eğer
شَكَرْتُمْ
şükrederseniz
لَأَزِيدَنَّكُمْ ۖ
elbette size daha fazla veririm
وَلَئِن
ve eğer
كَفَرْتُمْ
nankörlük ederseniz
إِنَّ
şüphesiz
عَذَابِى
azabım
لَشَدِيدٌۭ
pek çetindir

Diyanet İşleri MealiRabbiniz: "Şükrederseniz and olsun ki, size karşılığını artıracağım; nankörlük ederseniz bilin ki azabım pek çetindir" diye bildirmişti

Ali BulaçRabbiniz şöyle buyurmuştu: “Andolsun, eğer şükrederseniz gerçekten size artırırım ve andolsun, eğer nankörlük ederseniz, şüphesiz, Benim azabım pek şiddetlidir

14:8
وَقَالَ مُوسَىٰٓ إِن تَكۡفُرُوٓاْ أَنتُمۡ وَمَن فِي ٱلۡأَرۡضِ جَمِيعࣰ ا فَإِنَّ ٱللَّهَ لَغَنِيٌّ حَمِيدٌ
وَقَالَ
ve dedi ki
مُوسَىٰٓ
Musa
إِن
eğer
تَكْفُرُوٓا۟
nankörlük etseniz
أَنتُمْ
siz
وَمَن
ve kimseler
فِى
yeryüzündeki
ٱلْأَرْضِ
the earth
جَمِيعًۭا
hepiniz
فَإِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
لَغَنِىٌّ
zengindir
حَمِيدٌ
övülmüştür

Diyanet İşleri MealiMusa: "Siz ve yeryüzünde olanlar, hepiniz nankörlük etseniz, Allah yine de müstağni ve övülmeğe layık olandır" demişti

Ali BulaçMusa demişti ki: "Eğer siz ve yeryüzündekilerin tümü inkar edecek olsanız bile şüphesiz Allah hiçbir şeye muhtaç değildir, övülmüştür

14:9
أَلَمۡ يَأۡتِكُمۡ نَبَؤُاْ ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِكُمۡ قَوۡمِ نُوحࣲ وَعَادࣲ وَثَمُودَ وَٱلَّذِينَ مِنۢ بَعۡدِهِمۡ لَا يَعۡلَمُهُمۡ إِلَّا ٱللَّهُۚ جَآءَتۡهُمۡ رُسُلُهُم بِٱلۡبَيِّنَٰتِ فَرَدُّوٓاْ أَيۡدِيَهُمۡ فِيٓ أَفۡوَٰهِهِمۡ وَقَالُوٓاْ إِنَّا كَفَرۡنَا بِمَآ أُرۡسِلۡتُم بِهِۦ وَإِنَّا لَفِي شَكࣲّ مِّمَّا تَدۡعُونَنَآ إِلَيۡهِ مُرِيبࣲ‏
أَلَمْ
size gelmedi mi?
يَأْتِكُمْ
come to you
نَبَؤُا۟
haberi
ٱلَّذِينَ
kimselerin
مِن
sizden öncekilerin
قَبْلِكُمْ
(were) before you
قَوْمِ
kavimlerinin
نُوحٍۢ
Nuh
وَعَادٍۢ
ve Ad
وَثَمُودَ ۛ
ve Semud
وَٱلَّذِينَ
ve kimselerin
مِنۢ
onlardan sonra gelen
بَعْدِهِمْ ۛ
(were) after them
لَا
onları kimse bilmez
يَعْلَمُهُمْ
knows them
إِلَّا
başka
ٱللَّهُ ۚ
Allah'tan
جَآءَتْهُمْ
onlara getirdi
رُسُلُهُم
elçileri
بِٱلْبَيِّنَـٰتِ
kanıtlar
فَرَدُّوٓا۟
fakat koydular
أَيْدِيَهُمْ
onlar ellerini
فِىٓ
ağızlarına
أَفْوَٰهِهِمْ
their mouths
وَقَالُوٓا۟
ve dediler ki
إِنَّا
muhakkak biz
كَفَرْنَا
tanımayız
بِمَآ
şeyi
أُرْسِلْتُم
sizinle gönderilen
بِهِۦ
onunla
وَإِنَّا
ve biz
لَفِى
içindeyiz
شَكٍّۢ
bir kuşku
مِّمَّا
şeye karşı
تَدْعُونَنَآ
bizi çağırdığınız
إِلَيْهِ
ona
مُرِيبٍۢ
derin

Diyanet İşleri MealiSizden önce gecen Nuh, Ad, Semud milletlerinin ve onlardan sonra gelenlerin haberleri ki onları Allah'tan başkası bilmez size ulaşmadı mı? Onlara peygamberleri belgelerle geldiler, fakat ellerini ağızlarına götürüp: "Biz sizinle gönderilene inanmıyoruz. Bizi çağırdığınız şeyden de şüphe ve endişe içindeyiz" dediler

Ali BulaçSizden öncekilerin, Nuh kavminin, Ad ve Semud ile onlardan sonra gelenlerin haberi size gelmedi mi? Ki onları, Allah'tan başkası bilmez. Elçileri onlara apaçık delillerle gelmişlerdi de, ellerini ağızlarına götürüp (öfkelerinden ısırdılar) ve dediler ki: "Tartışmasız, biz sizin kendisiyle gönderildiğiniz şeyleri inkar ettik ve bizi kendisine çağırdığınız şeyden de gerçekten kuşku verici bir tereddüt içindeyiz

14:10 📚 2
۞قَالَتۡ رُسُلُهُمۡ أَفِي ٱللَّهِ شَكࣱّ فَاطِرِ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۖ يَدۡعُوكُمۡ لِيَغۡفِرَ لَكُم مِّن ذُنُوبِكُمۡ وَيُؤَخِّرَكُمۡ إِلَىٰٓ أَجَلࣲ مُّسَمࣰّ ىۚ قَالُوٓاْ إِنۡ أَنتُمۡ إِلَّا بَشَرࣱ مِّثۡلُنَا تُرِيدُونَ أَن تَصُدُّونَا عَمَّا كَانَ يَعۡبُدُ ءَابَآؤُنَا فَأۡتُونَا بِسُلۡطَٰنࣲ مُّبِينࣲ‏
۞ قَالَتْ
dediler ki
رُسُلُهُمْ
elçileri
أَفِى
hakkında (edilir) mi?
ٱللَّهِ
Allah
شَكٌّۭ
şüphe
فَاطِرِ
yaratan
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
gökleri
وَٱلْأَرْضِ ۖ
ve yeri
يَدْعُوكُمْ
(O) sizi davet ediyor
لِيَغْفِرَ
bağışlamak için
لَكُم
sizin
مِّن
bir kısmını
ذُنُوبِكُمْ
günahlarınızdan
وَيُؤَخِّرَكُمْ
ve sizi ertelemek için
إِلَىٰٓ
kadar
أَجَلٍۢ
bir süreye
مُّسَمًّۭى ۚ
belirtilmiş
قَالُوٓا۟
onlar dediler
إِنْ
siz de
أَنتُمْ
you
إِلَّا
başka değilsiniz
بَشَرٌۭ
bir insandan
مِّثْلُنَا
bizim gibi
تُرِيدُونَ
istiyorsunuz
أَن
bizi çevirmek
تَصُدُّونَا
hinder us
عَمَّا
olduğundan
كَانَ
used to
يَعْبُدُ
tapıyor
ءَابَآؤُنَا
atalarımızın
فَأْتُونَا
o halde bize getirin
بِسُلْطَـٰنٍۢ
bir delil
مُّبِينٍۢ
açık

Diyanet İşleri MealiOnların peygamberleri: "Gökleri ve yeri yaratan, günahlarınızı bağışlamaya çağıran ve bir süreye kadar sizi erteleyen Allah'tan mı şüphe ediyorsunuz?" dediler. Onlar da: "Siz de sadece bizim gibi birer insansınız; bizi babalarımızın taptıklarından alıkoymak istiyorsunuz. Öyleyse bize apaçık bir delil getirmelisiniz" dediler

Ali BulaçResulleri dedi ki: "Allah hakkında mı şüphe (ediyorsunuz)? O, gökleri ve yeri yaratandır; O, sizi, günahlarınızı bağışlamak için davet etmekte ve sizi adı konulmuş bir süreye kadar erteliyor." Dediler ki: "Siz, bizim benzerimiz olan birer beşerden başkası değilsiniz. Siz bizi, babalarımızın taptıklarından çevirip-engellemek istiyorsunuz, öyleyse bize apaçık bir delil getirin

14:11 📚 3
قَالَتۡ لَهُمۡ رُسُلُهُمۡ إِن نَّحۡنُ إِلَّا بَشَرࣱ مِّثۡلُكُمۡ وَلَٰكِنَّ ٱللَّهَ يَمُنُّ عَلَىٰ مَن يَشَآءُ مِنۡ عِبَادِهِۦۖ وَمَا كَانَ لَنَآ أَن نَّأۡتِيَكُم بِسُلۡطَٰنٍ إِلَّا بِإِذۡنِ ٱللَّهِۚ وَعَلَى ٱللَّهِ فَلۡيَتَوَكَّلِ ٱلۡمُؤۡمِنُونَ
قَالَتْ
dediler ki
لَهُمْ
onlara
رُسُلُهُمْ
elçileri
إِن
değiliz
نَّحْنُ
biz (de)
إِلَّا
başka bir şey
بَشَرٌۭ
insandan
مِّثْلُكُمْ
sizin gibi
وَلَـٰكِنَّ
fakat
ٱللَّهَ
Allah
يَمُنُّ
lutfeder
عَلَىٰ
kimseye
مَن
whom
يَشَآءُ
dilediği
مِنْ
kullarından
عِبَادِهِۦ ۖ
His slaves
وَمَا
yoktur
كَانَ
imkanımız
لَنَآ
bizim
أَن
size getiremeye
نَّأْتِيَكُم
we bring you
بِسُلْطَـٰنٍ
bir delil
إِلَّا
olmadan
بِإِذْنِ
izni
ٱللَّهِ ۚ
Allah'ın
وَعَلَى
ve
ٱللَّهِ
Allah'a
فَلْيَتَوَكَّلِ
dayansınlar
ٱلْمُؤْمِنُونَ
inananlar

Diyanet İşleri MealiPeygamberleri onlara şöyle dedi: "Biz ancak sizin gibi birer insanız ama, Allah, kullarından dilediğine iyilikte bulunur. Allah'ın izni olmadıkça biz size delil getiremeyiz. İnananlar sadece Allah'a güvensin

Ali BulaçResulleri onlara dediler ki: "Doğrusu biz, sizin gibi yalnızca bir beşeriz, ancak Allah kullarından dilediğine lütufta bulunur. Allah'ın izni olmaksızın size bir delil getirmemiz bizim için olacak şey değil. Mü'minler, ancak Allah'a tevekkül etmelidirler

14:12 📚 2
وَمَا لَنَآ أَلَّا نَتَوَكَّلَ عَلَى ٱللَّهِ وَقَدۡ هَدَىٰنَا سُبُلَنَاۚ وَلَنَصۡبِرَنَّ عَلَىٰ مَآ ءَاذَيۡتُمُونَاۚ وَعَلَى ٱللَّهِ فَلۡيَتَوَكَّلِ ٱلۡمُتَوَكِّلُونَ
وَمَا
neden?
لَنَآ
biz
أَلَّا
dayanmayalım
نَتَوَكَّلَ
we put our trust
عَلَى
Allah'a
ٱللَّهِ
Allah
وَقَدْ
elbette
هَدَىٰنَا
bize göstermişken
سُبُلَنَا ۚ
yollarımızı
وَلَنَصْبِرَنَّ
ve katlanırız
عَلَىٰ
bize yaptığınız eziyetlere
مَآ
what
ءَاذَيْتُمُونَا ۚ
harm you may cause us
وَعَلَى
ve
ٱللَّهِ
Allah'a
فَلْيَتَوَكَّلِ
dayansınlar
ٱلْمُتَوَكِّلُونَ
tevekkül edenler

Diyanet İşleri MealiBize yollarımızı gösteren Allah'a niçin güvenmeyelim? Bize ettiğiniz eziyete elbette katlanacağız. Güvenenler ancak Allah'a güvensinler

Ali BulaçBize ne oluyor ki, Allah'a tevekkül etmeyelim? Bize doğru olan yolları O göstermiştir. Ve elbette bize yaptığınız işkencelere karşı sabredeceğiz. Tevekkül edenler Allah'a tevekkül etmelidirler

14:13 📚 1
وَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لِرُسُلِهِمۡ لَنُخۡرِجَنَّكُم مِّنۡ أَرۡضِنَآ أَوۡ لَتَعُودُنَّ فِي مِلَّتِنَاۖ فَأَوۡحَىٰٓ إِلَيۡهِمۡ رَبُّهُمۡ لَنُهۡلِكَنَّ ٱلظَّٰلِمِينَ
وَقَالَ
dediler ki
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوا۟
inkar eden(ler)
لِرُسُلِهِمْ
elçilerine
لَنُخْرِجَنَّكُم
ya sizi mutlaka çıkarırız
مِّنْ
yurdumuzdan
أَرْضِنَآ
our land
أَوْ
ya da
لَتَعُودُنَّ
dönersiniz
فِى
bizim dinimize
مِلَّتِنَا ۖ
our religion
فَأَوْحَىٰٓ
şöyle vahyetti
إِلَيْهِمْ
onlara
رَبُّهُمْ
Rableri
لَنُهْلِكَنَّ
mutlaka helak edeceğiz
ٱلظَّـٰلِمِينَ
zalimleri

Diyanet İşleri Mealiİnkar edenler, peygamberlerine: "Ya bizim dinimize dönersiniz ya da sizi memleketimizden çıkarırız" dediler. Rableri peygamberlere: "Biz, haksızlık edenleri yok edeceğiz, onlardan sonra yeryüzüne sizi yerleştireceğiz. Bu, makamımdan ve tehdidimden korkanlar içindir." diye vahyetti

Ali Bulaçİnkar edenler, resullerine dediler ki: "Muhakkak (ya) sizi kendi toprağımızdan süreceğiz veya dinimize geri döneceksiniz." Böylelikle Rableri kendilerine vahyetti ki: "Şüphesiz Biz, zulmedenleri helak edeceğiz

14:14 📚 8
وَلَنُسۡكِنَنَّكُمُ ٱلۡأَرۡضَ مِنۢ بَعۡدِهِمۡۚ ذَٰلِكَ لِمَنۡ خَافَ مَقَامِي وَخَافَ وَعِيدِ
وَلَنُسْكِنَنَّكُمُ
ve sizi yerleştireceğiz
ٱلْأَرْضَ
o yere
مِنۢ
onların ardından
بَعْدِهِمْ ۚ
after them
ذَٰلِكَ
bu
لِمَنْ
içindir
خَافَ
korkan
مَقَامِى
makamımdan
وَخَافَ
ve korkan içindir
وَعِيدِ
tehdidimden

Diyanet İşleri Mealiİnkar edenler, peygamberlerine: "Ya bizim dinimize dönersiniz ya da sizi memleketimizden çıkarırız" dediler. Rableri peygamberlere: "Biz, haksızlık edenleri yok edeceğiz, onlardan sonra yeryüzüne sizi yerleştireceğiz. Bu, makamımdan ve tehdidimden korkanlar içindir." diye vahyetti

Ali BulaçVe onlardan sonra sizi o arza mutlaka yerleştireceğiz. İşte bu, makamımdan korkana ve tehdidimden korkana ait (bir ayrıcalıktır)

14:15 📚 2
وَٱسۡتَفۡتَحُواْ وَخَابَ كُلُّ جَبَّارٍ عَنِيدࣲ‏
وَٱسْتَفْتَحُوا۟
fetih istediler
وَخَابَ
ve perişan oldu
كُلُّ
her
جَبَّارٍ
zorba
عَنِيدٍۢ
inatçı

Diyanet İşleri MealiPeygamberler yardım istediler ve her inatçı zorba hüsrana uğradı

Ali Bulaç(Peygamberler) Fetih istediler, (sonunda) her zorba inatçı bozguna uğrayıp -yok oldu- gitti

14:16
مِّن وَرَآئِهِۦ جَهَنَّمُ وَيُسۡقَىٰ مِن مَّآءࣲ صَدِيدࣲ‏
مِّن
ardından da
وَرَآئِهِۦ
Ahead
جَهَنَّمُ
cehennem
وَيُسْقَىٰ
kendisine içirilir
مِن
bir suy
مَّآءٍۢ
water
صَدِيدٍۢ
irin (gibi)

Diyanet İşleri MealiArdında cehennem vardır; orada kendisine irinli su içirilecektir

Ali Bulaç(Böylesinin) Önünde cehennem vardır ve (orada) irinli sudan içirilecektir

14:17 📚 2
يَتَجَرَّعُهُۥ وَلَا يَكَادُ يُسِيغُهُۥ وَيَأۡتِيهِ ٱلۡمَوۡتُ مِن كُلِّ مَكَانࣲ وَمَا هُوَ بِمَيِّتࣲۖ وَمِن وَرَآئِهِۦ عَذَابٌ غَلِيظࣱ‏
يَتَجَرَّعُهُۥ
onu yutmağa çalışır
وَلَا
fakat
يَكَادُ
geçiremez
يُسِيغُهُۥ
boğazından
وَيَأْتِيهِ
ve ona geldiği halde
ٱلْمَوْتُ
ölüm
مِن
her
كُلِّ
every
مَكَانٍۢ
yandan
وَمَا
ve yine
هُوَ
o
بِمَيِّتٍۢ ۖ
ölemez
وَمِن
bunun ardından
وَرَآئِهِۦ
And ahead of him
عَذَابٌ
bir azab
غَلِيظٌۭ
kaba

Diyanet İşleri MealiOnu yudum yudum alacak fakat yutamıyacaktır. Ölüm ona her taraftan geldiği halde, ölemiyecek, arkasından da çetin bir azap gelecektir

Ali BulaçYutkunmaya çabalayacak ve boğazından geçirmeyi başaramıyacak, ona her yandan ölüm gelecek, oysa ölmeyecek de. Ardından daha katı bir azap olacak

14:18 📚 1
مَّثَلُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ بِرَبِّهِمۡۖ أَعۡمَٰلُهُمۡ كَرَمَادٍ ٱشۡتَدَّتۡ بِهِ ٱلرِّيحُ فِي يَوۡمٍ عَاصِفࣲۖ لَّا يَقۡدِرُونَ مِمَّا كَسَبُواْ عَلَىٰ شَيۡءࣲۚ ذَٰلِكَ هُوَ ٱلضَّلَٰلُ ٱلۡبَعِيدُ
مَّثَلُ
durumu
ٱلَّذِينَ
kimselerin
كَفَرُوا۟
inkar eden(lerin)
بِرَبِّهِمْ ۖ
Rablerini
أَعْمَـٰلُهُمْ
işleri;
كَرَمَادٍ
küle benzer
ٱشْتَدَّتْ
savurduğu
بِهِ
onu
ٱلرِّيحُ
rüzgarın
فِى
bir günde
يَوْمٍ
a day
عَاصِفٍۢ ۖ
fırtınalı
لَّا
ele geçiremezler
يَقْدِرُونَ
control (they have)
مِمَّا
şeylerden
كَسَبُوا۟
kazandıkları
عَلَىٰ
hiçbir şeyi
شَىْءٍۢ ۚ
anything
ذَٰلِكَ
işte
هُوَ
o
ٱلضَّلَـٰلُ
sapıklıktır
ٱلْبَعِيدُ
derin

Diyanet İşleri MealiRablerini inkar edenlerin işleri, fırtınalı bir günde, rüzgarın şiddetle savurduğu küle benzer; yaptıklarından hiçbir şey elde edemezler. İşte bu uzak sapıklıktır

Ali BulaçRablerini inkar edenlerin durumu şudur: Onların yaptıkları, fırtınalı bir günde rüzgarın şiddetle savurduğu bir kül gibidir. Kazandıklarından hiçbir şeye güç yetiremezler. İşte uzak bir sapıklık (içinde olmak) budur

14:19 📚 1
أَلَمۡ تَرَ أَنَّ ٱللَّهَ خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ بِٱلۡحَقِّۚ إِن يَشَأۡ يُذۡهِبۡكُمۡ وَيَأۡتِ بِخَلۡقࣲ جَدِيدࣲ‏
أَلَمْ
görmedin mi?
تَرَ
you see
أَنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
خَلَقَ
yarattı
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
gökleri
وَٱلْأَرْضَ
ve yeri
بِٱلْحَقِّ ۚ
hak ile
إِن
eğer
يَشَأْ
dilerse
يُذْهِبْكُمْ
sizi götürür
وَيَأْتِ
ve getirir
بِخَلْقٍۢ
bir halk
جَدِيدٍۢ
yepyeni

Diyanet İşleri MealiGökleri ve yeri gerçekten Allah'ın yarattığını bilmiyor musun? Dilerse sizi yok edip yeni bir topluluk var eder

Ali BulaçAllah'ın gökleri ve yeri hak ile yarattığını görmüyor musunuz? Dilerse sizi giderir-yok eder ve yeni bir halk getirir

14:20 📚 5
وَمَا ذَٰلِكَ عَلَى ٱللَّهِ بِعَزِيزࣲ‏
وَمَا
ve değildir
ذَٰلِكَ
bu
عَلَى
karşı
ٱللَّهِ
Allah'a
بِعَزِيزٍۢ
güç

Diyanet İşleri MealiBu, Allah için güç değildir

Ali BulaçBu, Allah'a göre güç değildir

14:21 📚 4
وَبَرَزُواْ لِلَّهِ جَمِيعࣰ ا فَقَالَ ٱلضُّعَفَٰٓؤُاْ لِلَّذِينَ ٱسۡتَكۡبَرُوٓاْ إِنَّا كُنَّا لَكُمۡ تَبَعࣰ ا فَهَلۡ أَنتُم مُّغۡنُونَ عَنَّا مِنۡ عَذَابِ ٱللَّهِ مِن شَيۡءࣲۚ قَالُواْ لَوۡ هَدَىٰنَا ٱللَّهُ لَهَدَيۡنَٰكُمۡۖ سَوَآءٌ عَلَيۡنَآ أَجَزِعۡنَآ أَمۡ صَبَرۡنَا مَا لَنَا مِن مَّحِيصࣲ‏
وَبَرَزُوا۟
ve göründüler
لِلَّهِ
Allah'ın huzurunda
جَمِيعًۭا
hepsi
فَقَالَ
dediler ki
ٱلضُّعَفَـٰٓؤُا۟
zayıflar
لِلَّذِينَ
kimselere
ٱسْتَكْبَرُوٓا۟
büyüklük taslayan(lara)
إِنَّا
şüphesiz biz
كُنَّا
idik
لَكُمْ
size
تَبَعًۭا
tabi
فَهَلْ
misiniz?
أَنتُم
siz
مُّغْنُونَ
savabilir
عَنَّا
bizden
مِنْ
azabından
عَذَابِ
(the) punishment
ٱللَّهِ
Allah'ın
مِن
(en ufak)
شَىْءٍۢ ۚ
bir şey
قَالُوا۟
dediler ki
لَوْ
eğer
هَدَىٰنَا
bize yol gösterseydi
ٱللَّهُ
Allah
لَهَدَيْنَـٰكُمْ ۖ
biz de size yol gösterirdik
سَوَآءٌ
artık birdir
عَلَيْنَآ
bize
أَجَزِعْنَآ
sızlansak da
أَمْ
ya da
صَبَرْنَا
sabretsek de
مَا
yoktur
لَنَا
bize
مِن
hiç
مَّحِيصٍۢ
kaçıp sığınacak bir yer

Diyanet İşleri Mealiİnsanların hepsi Allah'ın huzuruna çıkarlar; güçsüzler, büyüklük taslayanlara: "Doğrusu biz size uymuştuk, Allah'ın azabından bizi koruyabilecek misiniz?" derler. Cevap olarak: "Allah bizi doğru yola eriştirseydi biz de sizi eriştirirdik. Artık sızlansak da sabretsek de birdir, çünkü kaçacak yerimiz yoktur" derler

Ali BulaçOnların tümü-toplanıp (kıyamette) Allah'ın huzuruna çıktılar da zayıflar (müstaz'aflar) büyüklük taslayanlara (müstekbirlere) dedi ki: "Şüphesiz, biz size tabi idik; şimdi siz, bizden Allah'ın azabından herhangi bir şeyi önleyebiliyor musunuz?" Dediler ki: "Eğer Allah bize doğru yolu gösterseydi biz de sizlere doğru yolu gösterirdik. Şimdi yakınsak da, sabretsek de fark etmez, bizim için kaçacak bir yer yoktur

14:22 📚 1
وَقَالَ ٱلشَّيۡطَٰنُ لَمَّا قُضِيَ ٱلۡأَمۡرُ إِنَّ ٱللَّهَ وَعَدَكُمۡ وَعۡدَ ٱلۡحَقِّ وَوَعَدتُّكُمۡ فَأَخۡلَفۡتُكُمۡۖ وَمَا كَانَ لِيَ عَلَيۡكُم مِّن سُلۡطَٰنٍ إِلَّآ أَن دَعَوۡتُكُمۡ فَٱسۡتَجَبۡتُمۡ لِيۖ فَلَا تَلُومُونِي وَلُومُوٓاْ أَنفُسَكُمۖ مَّآ أَنَا۠ بِمُصۡرِخِكُمۡ وَمَآ أَنتُم بِمُصۡرِخِيَّ إِنِّي كَفَرۡتُ بِمَآ أَشۡرَكۡتُمُونِ مِن قَبۡلُۗ إِنَّ ٱلظَّٰلِمِينَ لَهُمۡ عَذَابٌ أَلِيمࣱ‏
وَقَالَ
şöyle dedi
ٱلشَّيْطَـٰنُ
şeytan
لَمَّا
ne zaman ki
قُضِىَ
bitirildi
ٱلْأَمْرُ
iş
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
وَعَدَكُمْ
size va'detti
وَعْدَ
va'di
ٱلْحَقِّ
gerçek
وَوَعَدتُّكُمْ
ve ben de size va'dettim
فَأَخْلَفْتُكُمْ ۖ
ama ben sözümden caydım
وَمَا
ve yoktur
كَانَ
benim
لِىَ
I had
عَلَيْكُم
size karşı
مِّن
hiç
سُلْطَـٰنٍ
bir güc(üm)
إِلَّآ
başka
أَن
sizi davet etmekten
دَعَوْتُكُمْ
I invited you
فَٱسْتَجَبْتُمْ
siz de da'vetime koştunuz
لِى ۖ
benim
فَلَا
o halde
تَلُومُونِى
beni kınamayın
وَلُومُوٓا۟
fakat kınayın
أَنفُسَكُم ۖ
kendi kendinizi
مَّآ
ne
أَنَا۠
ben
بِمُصْرِخِكُمْ
sizi kurtarabilirim
وَمَآ
ne de
أَنتُم
siz
بِمُصْرِخِىَّ ۖ
beni kurtarabilirsiniz
إِنِّى
şüphesiz ben
كَفَرْتُ
reddetmiştim
بِمَآ
beni ortak koşmanızı
أَشْرَكْتُمُونِ
your association of me (with Allah)
مِن
önceden
قَبْلُ ۗ
before
إِنَّ
doğrusu
ٱلظَّـٰلِمِينَ
zalimler
لَهُمْ
(onlar) için vardır
عَذَابٌ
bir azab
أَلِيمٌۭ
acıklı

Diyanet İşleri Mealiİş olup bitince, şeytan: "Doğrusu Allah size gerçeği söz vermişti. Ben de size söz verdim ama, sonra caydım; esasen sizi zorlayacak bir nüfuzum yoktu; sadece çağırdım, siz de geldiniz. O halde, beni değil kendinizi kınayın. Artık ben sizi kurtaramam, siz de beni kurtaramazsınız. Beni Allah'a ortak koşmanızı daha önce kabul etmemiştim; doğrusu zalimlere can yakan bir azap vardır" der

Ali Bulaçİş hükme bağlanıp-bitince, şeytan der ki: "Doğrusu, Allah, size gerçek olan va'di va'detti, ben de size vaadde bulundum, fakat size yalan söyledim. Benim size karşı zorlayıcı bir gücüm yoktu, yalnızca sizi çağırdım, siz de bana icabet ettiniz. Öyleyse beni kınamayın, siz kendinizi kınayın. Ben sizi kurtaracak değilim, siz de beni kurtaracak değilsiniz. Doğrusu daha önce beni ortak koşmanızı da tanımamıştım. Gerçek şu ki, zalimlere acı bir azap vardır

14:23
وَأُدۡخِلَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ جَنَّٰتࣲ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَا بِإِذۡنِ رَبِّهِمۡۖ تَحِيَّتُهُمۡ فِيهَا سَلَٰمٌ
وَأُدْخِلَ
ve sokuldular
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
وَعَمِلُوا۟
ve yapanlar
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
iyi işyer
جَنَّـٰتٍۢ
cennetlere
تَجْرِى
akan
مِن
altlarından
تَحْتِهَا
underneath it
ٱلْأَنْهَـٰرُ
ırmaklar
خَـٰلِدِينَ
sürekli kalacakları
فِيهَا
orada
بِإِذْنِ
izniyle
رَبِّهِمْ ۖ
Rablerinin
تَحِيَّتُهُمْ
onların dirlik temennileri
فِيهَا
orada
سَلَـٰمٌ
selamdır

Diyanet İşleri Mealiİnanan ve yararlı işleri yapanlar, içlerinden ırmaklar akan cennetlere konulurlar, Rablerinin izniyle orada temelli kalırlar. Oradaki dirlik temennileri: "Selam!"dır

Ali Bulaçİman edip salih amellerde bulunanlar, Rablerinin izniyle altından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere konulmuşlardır. Orada birbirlerine olan dirlik temennileri: "Selam"dır

14:24 📚 5
أَلَمۡ تَرَ كَيۡفَ ضَرَبَ ٱللَّهُ مَثَلࣰ ا كَلِمَةࣰ طَيِّبَةࣰ كَشَجَرَةࣲ طَيِّبَةٍ أَصۡلُهَا ثَابِتࣱ وَفَرۡعُهَا فِي ٱلسَّمَآءِ
أَلَمْ
görmedin mi
تَرَ
you see
كَيْفَ
nasıl
ضَرَبَ
bir benzetme yaptı
ٱللَّهُ
Allah
مَثَلًۭا
benzeri
كَلِمَةًۭ
sözün
طَيِّبَةًۭ
güzel
كَشَجَرَةٍۢ
bir ağaç gibidir
طَيِّبَةٍ
güzel
أَصْلُهَا
kökü
ثَابِتٌۭ
sabit
وَفَرْعُهَا
ve dalları
فِى
olan
ٱلسَّمَآءِ
gökte

Diyanet İşleri MealiAllah'ın, hoş bir sözü; kökü sağlam, dalları göğe doğru olan, Rabbinin izniyle her zaman meyve veren hoş bir ağaca benzeterek nasıl misal verdiğini görmüyor musun? İnsanlar ibret alsın diye Allah onlara misal gösteriyor

Ali BulaçGörmedin mi ki, Allah nasıl bir örnek vermiştir: Güzel bir söz, güzel bir ağaç gibidir ki, onun kökü sabit, dalı ise göktedir

14:25 📚 1
تُؤۡتِيٓ أُكُلَهَا كُلَّ حِينِۭ بِإِذۡنِ رَبِّهَاۗ وَيَضۡرِبُ ٱللَّهُ ٱلۡأَمۡثَالَ لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمۡ يَتَذَكَّرُونَ
تُؤْتِىٓ
verir
أُكُلَهَا
meyvesini
كُلَّ
her
حِينٍۭ
zaman
بِإِذْنِ
izniyle
رَبِّهَا ۗ
Rabbinin
وَيَضْرِبُ
benzetmeler yapar
ٱللَّهُ
Allah
ٱلْأَمْثَالَ
misallerle
لِلنَّاسِ
insanlara
لَعَلَّهُمْ
umulur ki
يَتَذَكَّرُونَ
öğüt alırlar (diye)

Diyanet İşleri MealiAllah'ın, hoş bir sözü; kökü sağlam, dalları göğe doğru olan, Rabbinin izniyle her zaman meyve veren hoş bir ağaca benzeterek nasıl misal verdiğini görmüyor musun? İnsanlar ibret alsın diye Allah onlara misal gösteriyor

Ali BulaçRabbinin izniyle her zaman yemişini verir. Allah insanlar için örnekler verir; umulur ki onlar öğüt alır-düşünürler

14:26 📚 1
وَمَثَلُ كَلِمَةٍ خَبِيثَةࣲ كَشَجَرَةٍ خَبِيثَةٍ ٱجۡتُثَّتۡ مِن فَوۡقِ ٱلۡأَرۡضِ مَا لَهَا مِن قَرَارࣲ‏
وَمَثَلُ
ve durumu da
كَلِمَةٍ
sözün
خَبِيثَةٍۢ
kötü
كَشَجَرَةٍ
bir ağaca benzer
خَبِيثَةٍ
kötü
ٱجْتُثَّتْ
gövdesi koparılmış
مِن
üstünden
فَوْقِ
the surface
ٱلْأَرْضِ
yerin
مَا
olmayan
لَهَا
onun
مِن
hiç
قَرَارٍۢ
kararı (kökü)

Diyanet İşleri MealiÇirkin bir söz de, yerden koparılmış, kökü olmayan kötü bir ağaca benzer

Ali BulaçKötü (murdar) söz ise, kötü bir ağaç gibidir. Onun kökü yerin üstünden koparılmış, kararı (yerinde durma, tutunma imkanı) kalmamıştır

14:27 📚 14
يُثَبِّتُ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ بِٱلۡقَوۡلِ ٱلثَّابِتِ فِي ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَا وَفِي ٱلۡأٓخِرَةِۖ وَيُضِلُّ ٱللَّهُ ٱلظَّٰلِمِينَۚ وَيَفۡعَلُ ٱللَّهُ مَا يَشَآءُ
يُثَبِّتُ
tesbit eder
ٱللَّهُ
Allah
ٱلَّذِينَ
kimseleri
ءَامَنُوا۟
inanan(ları)
بِٱلْقَوْلِ
söz ile
ٱلثَّابِتِ
sağlam
فِى
hayatında
ٱلْحَيَوٰةِ
the life
ٱلدُّنْيَا
dünya
وَفِى
ve
ٱلْـَٔاخِرَةِ ۖ
ahirette
وَيُضِلُّ
ve şaşırtır
ٱللَّهُ
Allah
ٱلظَّـٰلِمِينَ ۚ
zalimleri
وَيَفْعَلُ
ve yapar
ٱللَّهُ
Allah
مَا
ne
يَشَآءُ
diliyorsa

Diyanet İşleri MealiAllah inananları, dünya hayatında ve ahirette sağlam bir söz üzerinde tutar; zalimleri de saptırır. Allah dilediğini yapar

Ali BulaçAllah, iman edenleri, dünya hayatında ve ahirette sapasağlam sözle sebat içinde kılar. Zalimleri de şaşırtıp-saptırır; Allah dilediğini yapar

14:28 📚 2
۞أَلَمۡ تَرَ إِلَى ٱلَّذِينَ بَدَّلُواْ نِعۡمَتَ ٱللَّهِ كُفۡرࣰ ا وَأَحَلُّواْ قَوۡمَهُمۡ دَارَ ٱلۡبَوَارِ
۞ أَلَمْ
görmedin mi?
تَرَ
you seen
إِلَى
kimseleri
ٱلَّذِينَ
those who
بَدَّلُوا۟
çeviren(leri)
نِعْمَتَ
ni'metini
ٱللَّهِ
Allah'ın
كُفْرًۭا
nankörlüğe
وَأَحَلُّوا۟
ve konduranları
قَوْمَهُمْ
kavimlerini
دَارَ
yurduna
ٱلْبَوَارِ
helak

Diyanet İşleri MealiAllah'ın verdiği nimeti nankörlükle karşılayanları ve milletlerini helak olacakları yere, yaslanacakları cehenneme götürenleri görmüyor musun

Ali BulaçAllah'ın bu nimetini inkara değiştirenleri ve kavimlerini 'yıkım ve azap' yurduna konduranları görmedin mi

14:29
جَهَنَّمَ يَصۡلَوۡنَهَاۖ وَبِئۡسَ ٱلۡقَرَارُ
جَهَنَّمَ
cehennemdir
يَصْلَوْنَهَا ۖ
yaslanacakları
وَبِئْسَ
ve ne kötü
ٱلْقَرَارُ
bir duraktır o

Diyanet İşleri MealiAllah'ın verdiği nimeti nankörlükle karşılayanları ve milletlerini helak olacakları yere, yaslanacakları cehenneme götürenleri görmüyor musun

Ali Bulaç(Ki bu) Cehennemdir. Ona yaslanırlar. Ne kötü bir karar (yeridir) o

14:30
وَجَعَلُواْ لِلَّهِ أَندَادࣰ ا لِّيُضِلُّواْ عَن سَبِيلِهِۦۗ قُلۡ تَمَتَّعُواْ فَإِنَّ مَصِيرَكُمۡ إِلَى ٱلنَّارِ
وَجَعَلُوا۟
ve koştular
لِلَّهِ
Allah'a
أَندَادًۭا
eşler
لِّيُضِلُّوا۟
saptırmak için
عَن
O'nun yolundan
سَبِيلِهِۦ ۗ
His Path
قُلْ
de ki
تَمَتَّعُوا۟
eğlenin
فَإِنَّ
şüphesiz
مَصِيرَكُمْ
gideceğiniz yer
إِلَى
ateştir
ٱلنَّارِ
the Fire

Diyanet İşleri MealiAllah'ın yolundan sapıtmak için O'na eşler koşmuşlardı. De ki: "Yaşayın bakalım, hiç şüphesiz varacağınız yer ateş olacaktır

Ali BulaçO'nun yolundan saptırmak için Allah'a eşler koştular. De ki: "Yararlanın. Çünkü elbette sizin varışınız ateşedir

14:31 📚 1
قُل لِّعِبَادِيَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ يُقِيمُواْ ٱلصَّلَوٰةَ وَيُنفِقُواْ مِمَّا رَزَقۡنَٰهُمۡ سِرࣰّ ا وَعَلَانِيَةࣰ مِّن قَبۡلِ أَن يَأۡتِيَ يَوۡمࣱ لَّا بَيۡعࣱ فِيهِ وَلَا خِلَٰلٌ
قُل
söyle
لِّعِبَادِىَ
kullarıma
ٱلَّذِينَ
inanan
ءَامَنُوا۟
believe
يُقِيمُوا۟
kılsınlar
ٱلصَّلَوٰةَ
namazı
وَيُنفِقُوا۟
ve infak etsinler
مِمَّا
verdiğimiz rızıktan
رَزَقْنَـٰهُمْ
We have provided them
سِرًّۭا
gizli
وَعَلَانِيَةًۭ
ve açık
مِّن
önce
قَبْلِ
before
أَن
gelmeden
يَأْتِىَ
comes
يَوْمٌۭ
bir gün
لَّا
ki yoktur
بَيْعٌۭ
bir alışveriş
فِيهِ
onda
وَلَا
ne yoktur
خِلَـٰلٌ
bir dostluk

Diyanet İşleri Mealiİnanan kullarıma söyle, namazı kılsınlar; alışveriş ve dostluğun olmayacağı günün gelmesinden önce, kendilerine verdiğimiz rızıktan açık ve gizli sarfetsinler

Ali Bulaçİman etmiş kullarıma söyle: "Alış-verişin ve dostluğun olmadığı o gün gelmezden evvel, dosdoğru namazı kılsınlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak etsinler

14:32 📚 2
ٱللَّهُ ٱلَّذِي خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ وَأَنزَلَ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءࣰ فَأَخۡرَجَ بِهِۦ مِنَ ٱلثَّمَرَٰتِ رِزۡقࣰ ا لَّكُمۡۖ وَسَخَّرَ لَكُمُ ٱلۡفُلۡكَ لِتَجۡرِيَ فِي ٱلۡبَحۡرِ بِأَمۡرِهِۦۖ وَسَخَّرَ لَكُمُ ٱلۡأَنۡهَٰرَ
ٱللَّهُ
Allah
ٱلَّذِى
O'dur ki
خَلَقَ
yarattı
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
gökleri
وَٱلْأَرْضَ
ve yeri
وَأَنزَلَ
ve indirdi
مِنَ
gökten
ٱلسَّمَآءِ
the sky
مَآءًۭ
su
فَأَخْرَجَ
ve çıkardı
بِهِۦ
onunla
مِنَ
(çeşitli)
ٱلثَّمَرَٰتِ
meyvalar
رِزْقًۭا
rızık olarak
لَّكُمْ ۖ
size
وَسَخَّرَ
ve emrinize verdi
لَكُمُ
sizin
ٱلْفُلْكَ
gemileri
لِتَجْرِىَ
akıp gitmesi için
فِى
denizde
ٱلْبَحْرِ
the sea
بِأَمْرِهِۦ ۖ
buyruğuyla
وَسَخَّرَ
ve emrinize verdi
لَكُمُ
sizin
ٱلْأَنْهَـٰرَ
ırmakları

Diyanet İşleri MealiGökleri ve yeri yaratan, yukardan indirdiği su ile rızık olarak ürünler yetiştiren, emri gereğince denizde yüzmek üzere gemileri, nehirleri, belli yörüngelerinde yürüyen ay ve güneşi, geceyle gündüzü sizin buyruğunuza veren Allah'tır

Ali BulaçAllah, gökleri ve yeri yaratan ve gökten su indirip onunla size rızık olarak türlü ürünler çıkarandır. Ve onun emriyle gemileri, denizde yüzmeleri için size, emre amade kılandır. Irmakları da sizin için emre amade kılandır

14:33
وَسَخَّرَ لَكُمُ ٱلشَّمۡسَ وَٱلۡقَمَرَ دَآئِبَيۡنِۖ وَسَخَّرَ لَكُمُ ٱلَّيۡلَ وَٱلنَّهَارَ
وَسَخَّرَ
ve emrinize verdi
لَكُمُ
sizin
ٱلشَّمْسَ
güneşi
وَٱلْقَمَرَ
ve ay'ı
دَآئِبَيْنِ ۖ
düzenli seyreden
وَسَخَّرَ
ve emrinize verdi
لَكُمُ
sizin
ٱلَّيْلَ
geceyi
وَٱلنَّهَارَ
ve gündüzü

Diyanet İşleri MealiGökleri ve yeri yaratan, yukardan indirdiği su ile rızık olarak ürünler yetiştiren, emri gereğince denizde yüzmek üzere gemileri, nehirleri, belli yörüngelerinde yürüyen ay ve güneşi, geceyle gündüzü sizin buyruğunuza veren Allah'tır

Ali BulaçGüneş'i ve Ay'ı hareketlerinde sürekli emrinize amade kılan, geceyi ve gündüzü de emrinize amade kılandır

14:34 📚 3
وَءَاتَىٰكُم مِّن كُلِّ مَا سَأَلۡتُمُوهُۚ وَإِن تَعُدُّواْ نِعۡمَتَ ٱللَّهِ لَا تُحۡصُوهَآۗ إِنَّ ٱلۡإِنسَٰنَ لَظَلُومࣱ كَفَّارࣱ‏
وَءَاتَىٰكُم
ve size verdi
مِّن
herşeyden
كُلِّ
all
مَا
ne varsa
سَأَلْتُمُوهُ ۚ
kendisinden istediğiniz
وَإِن
ve eğer
تَعُدُّوا۟
saymak isteseniz
نِعْمَتَ
ni'metini
ٱللَّهِ
Allah'ın
لَا
sayamazsınız
تُحْصُوهَآ ۗ
you will (be able to) count them
إِنَّ
doğrusu
ٱلْإِنسَـٰنَ
insan
لَظَلُومٌۭ
çok haksızlık edendir
كَفَّارٌۭ
çok nankördür

Diyanet İşleri MealiKendisinden isteyebileceğiniz her şeyi size vermiştir. Allah'ın nimetini sayacak olsanız bitiremezsiniz. Doğrusu insan pek zalim ve çok nankördür

Ali BulaçSize her istediğiniz şeyi verdi. Eğer Allah'ın nimetini saymaya kalkışırsanız, onu sayıp-bitirmeye güç yetiremezsiniz. Gerçek şu ki, insan pek zalimdir, pek nankördür

14:35
وَإِذۡ قَالَ إِبۡرَٰهِيمُ رَبِّ ٱجۡعَلۡ هَٰذَا ٱلۡبَلَدَ ءَامِنࣰ ا وَٱجۡنُبۡنِي وَبَنِيَّ أَن نَّعۡبُدَ ٱلۡأَصۡنَامَ
وَإِذْ
bir zaman
قَالَ
şöyle demişti
إِبْرَٰهِيمُ
İbrahim
رَبِّ
Rabbim
ٱجْعَلْ
kıl
هَـٰذَا
bu
ٱلْبَلَدَ
şehri
ءَامِنًۭا
güvenli
وَٱجْنُبْنِى
beni uzak tut
وَبَنِىَّ
ve oğullarımı
أَن
tapmaktan
نَّعْبُدَ
we worship
ٱلْأَصْنَامَ
putlara

Diyanet İşleri Mealiİbrahim şöyle demişti: "Rabbim! Bu şehri güvenli kıl; beni ve oğullarımı putlara tapmaktan uzak tut

Ali BulaçHani İbrahim şöyle demişti: "Bu şehri güvenli kıl, beni ve çocuklarımı putlara kulluk etmekten uzak tut

14:36 📚 5
رَبِّ إِنَّهُنَّ أَضۡلَلۡنَ كَثِيرࣰ ا مِّنَ ٱلنَّاسِۖ فَمَن تَبِعَنِي فَإِنَّهُۥ مِنِّيۖ وَمَنۡ عَصَانِي فَإِنَّكَ غَفُورࣱ رَّحِيمࣱ‏
رَبِّ
Rabbim
إِنَّهُنَّ
şüphesiz onlar
أَضْلَلْنَ
şaşırttılar
كَثِيرًۭا
birçoğunu
مِّنَ
insanlardan
ٱلنَّاسِ ۖ
the mankind
فَمَن
artık kim
تَبِعَنِى
bana uyarsa
فَإِنَّهُۥ
şüphsiz o
مِنِّى ۖ
bendendir
وَمَنْ
ve kim
عَصَانِى
bana karşı gelirse
فَإِنَّكَ
şüphesiz sen
غَفُورٌۭ
bağışlayansın
رَّحِيمٌۭ
esirgeyensin

Diyanet İşleri MealiRabbim! O putlar çok insanları saptırdı; bana uyan bendendir, bana karşı gelen kimseyi Sana bırakırım; Sen bağışlarsın, merhamet edersin

Ali BulaçRabbim, gerçekten onlar insanlardan birçoğunu şaşırtıp-saptırdı. Bundan böyle kim bana uyarsa, artık o bendendir, kim bana isyan ederse elbette Sen, bağışlayansın, esirgeyensin

14:37 📚 1
رَّبَّنَآ إِنِّيٓ أَسۡكَنتُ مِن ذُرِّيَّتِي بِوَادٍ غَيۡرِ ذِي زَرۡعٍ عِندَ بَيۡتِكَ ٱلۡمُحَرَّمِ رَبَّنَا لِيُقِيمُواْ ٱلصَّلَوٰةَ فَٱجۡعَلۡ أَفۡـِٔدَةࣰ مِّنَ ٱلنَّاسِ تَهۡوِيٓ إِلَيۡهِمۡ وَٱرۡزُقۡهُم مِّنَ ٱلثَّمَرَٰتِ لَعَلَّهُمۡ يَشۡكُرُونَ
رَّبَّنَآ
Rabbimiz
إِنِّىٓ
ben
أَسْكَنتُ
yerleştirdim
مِن
(bazısını)
ذُرِّيَّتِى
çocuklarımdan
بِوَادٍ
bir vadiye
غَيْرِ
olmayan
ذِى
sahibi
زَرْعٍ
ekin
عِندَ
yanında
بَيْتِكَ
senin evinin
ٱلْمُحَرَّمِ
mukaddes
رَبَّنَا
Rabbimiz
لِيُقِيمُوا۟
kılsınlar diye
ٱلصَّلَوٰةَ
namazı
فَٱجْعَلْ
artık kıl
أَفْـِٔدَةًۭ
gönüllerini
مِّنَ
birtakım
ٱلنَّاسِ
insanların
تَهْوِىٓ
meylettir
إِلَيْهِمْ
onlara
وَٱرْزُقْهُم
ve onları rızıklandır
مِّنَ
(çeşitli)
ٱلثَّمَرَٰتِ
meyvalarla
لَعَلَّهُمْ
umulur ki
يَشْكُرُونَ
şükrederler

Diyanet İşleri MealiRabbimiz! Ben çocuklarımdan kimini, namaz kılabilmeleri için Senin kutsal evinin yanında, ziraata elverişsiz bir vadiye yerleştirdim. Rabbimiz! İnsanların gönüllerini onlara meylettir, şükretmeleri için onları ürünlerle rızıklandır

Ali BulaçRabbimiz, gerçekten ben, çocuklarımdan bir kısmını Beyt-i Haram yanında ekini olmayan bir vadiye yerleştirdim; Rabbimiz, dosdoğru namazı kılsınlar diye (öyle yaptım), böylelikle Sen, insanların bir kısmının kalplerini onlara ilgi duyar kıl ve onları birtakım ürünlerden rızıklandır. Umulur ki şükrederler

14:38 📚 17
رَبَّنَآ إِنَّكَ تَعۡلَمُ مَا نُخۡفِي وَمَا نُعۡلِنُۗ وَمَا يَخۡفَىٰ عَلَى ٱللَّهِ مِن شَيۡءࣲ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَلَا فِي ٱلسَّمَآءِ
رَبَّنَآ
Rabbimiz
إِنَّكَ
şüphesiz sen
تَعْلَمُ
bilirsin
مَا
şeyi
نُخْفِى
bizim gizlediğimiz
وَمَا
ve şeyi
نُعْلِنُ ۗ
açığa vurduğumuz
وَمَا
ve
يَخْفَىٰ
gizli kalmaz
عَلَى
Allah'a
ٱللَّهِ
Allah
مِن
hiçbir
شَىْءٍۢ
şey
فِى
yerde
ٱلْأَرْضِ
the earth
وَلَا
ve ne de
فِى
gökte
ٱلسَّمَآءِ
the heaven

Diyanet İşleri MealiRabbimiz! Doğrusu Sen gizlediğimizi de, açığa vurduğumuzu da bilirsin. Yerde ve gökte hiçbir şey Allah'tan gizli kalmaz

Ali BulaçRabbimiz, şüphesiz Sen, bizim saklı tuttuklarımızı da, açığa vurduklarımızı da bilirsin. Yerde ve gökte hiçbir şey Allah'a gizli kalmaz

14:39 📚 1
ٱلۡحَمۡدُ لِلَّهِ ٱلَّذِي وَهَبَ لِي عَلَى ٱلۡكِبَرِ إِسۡمَٰعِيلَ وَإِسۡحَٰقَۚ إِنَّ رَبِّي لَسَمِيعُ ٱلدُّعَآءِ
ٱلْحَمْدُ
hamdolsun
لِلَّهِ
Allah'a
ٱلَّذِى
lutfeden
وَهَبَ
has granted
لِى
bana
عَلَى
ihtiyarlık çağımda
ٱلْكِبَرِ
the old age
إِسْمَـٰعِيلَ
İsma'il'i
وَإِسْحَـٰقَ ۚ
ve İshak'ı
إِنَّ
şüphesiz
رَبِّى
Rabbim
لَسَمِيعُ
işitendir
ٱلدُّعَآءِ
du'ayı

Diyanet İşleri MealiKocamışken, bana İsmail ve İshak'ı veren Allah'a hamdolsun. Doğrusu Rabbim duaları işitendir

Ali BulaçHamd, Allah'a aittir ki, O, bana ihtiyarlığa rağmen İsmail'i ve İshak'ı armağan etti. Şüphesiz Rabbim, gerçekten duayı işitendir

14:40 📚 1
رَبِّ ٱجۡعَلۡنِي مُقِيمَ ٱلصَّلَوٰةِ وَمِن ذُرِّيَّتِيۚ رَبَّنَا وَتَقَبَّلۡ دُعَآءِ
رَبِّ
Rabbim
ٱجْعَلْنِى
beni kıl
مُقِيمَ
kılanlardan
ٱلصَّلَوٰةِ
namazı
وَمِن
ve
ذُرِّيَّتِى ۚ
zürriyetimi
رَبَّنَا
Rabbimiz
وَتَقَبَّلْ
kabul buyur
دُعَآءِ
du'amı

Diyanet İşleri MealiRabbim! Beni ve çocuklarımı namaz kılanlardan eyle. Rabbimiz! Duamı kabul buyur

Ali BulaçRabbim, beni namazı(nda) sürekli kıl, soyumdan olanları da. Rabbimiz, duamı kabul buyur

14:41
رَبَّنَا ٱغۡفِرۡ لِي وَلِوَٰلِدَيَّ وَلِلۡمُؤۡمِنِينَ يَوۡمَ يَقُومُ ٱلۡحِسَابُ
رَبَّنَا
Rabbimiz
ٱغْفِرْ
bağışla
لِى
beni
وَلِوَٰلِدَىَّ
anamı-babamı
وَلِلْمُؤْمِنِينَ
ve mü'minleri
يَوْمَ
gün
يَقُومُ
görüleceği
ٱلْحِسَابُ
hesabın

Diyanet İşleri MealiRabbimiz! Hesap görülecek günde, beni, anamı babamı ve inananları bağışla

Ali BulaçRabbimiz, hesabın yapılacağı gün, beni, anne-babamı ve mü'minleri bağışla

14:42
وَلَا تَحۡسَبَنَّ ٱللَّهَ غَٰفِلًا عَمَّا يَعۡمَلُ ٱلظَّٰلِمُونَۚ إِنَّمَا يُؤَخِّرُهُمۡ لِيَوۡمࣲ تَشۡخَصُ فِيهِ ٱلۡأَبۡصَٰرُ
وَلَا
sanma
تَحْسَبَنَّ
think
ٱللَّهَ
Allah'ı
غَـٰفِلًا
gafil
عَمَّا
şeylerden
يَعْمَلُ
yaptığı
ٱلظَّـٰلِمُونَ ۚ
zalimlerin
إِنَّمَا
muhakkak O
يُؤَخِّرُهُمْ
ertelemektedir
لِيَوْمٍۢ
bir güne
تَشْخَصُ
(dehşetten) donup kalacağı
فِيهِ
onda
ٱلْأَبْصَـٰرُ
gözlerin

Diyanet İşleri MealiSakın Allah'ı, zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma; gözlerin dışarı fırlayacağı bir güne kadar onları ertelemektedir

Ali Bulaç(Ey Muhammed,) Allah'ı sakın zulmedenlerin yapmakta olduklarından habersiz sanma, onları yalnızca gözlerin dehşetle belireceği bir güne ertelemektedir

14:43 📚 1
مُهۡطِعِينَ مُقۡنِعِي رُءُوسِهِمۡ لَا يَرۡتَدُّ إِلَيۡهِمۡ طَرۡفُهُمۡۖ وَأَفۡـِٔدَتُهُمۡ هَوَآءࣱ‏
مُهْطِعِينَ
koşarlar
مُقْنِعِى
dikerek
رُءُوسِهِمْ
başlarını
لَا
dönmez
يَرْتَدُّ
returning
إِلَيْهِمْ
kendilerine
طَرْفُهُمْ ۖ
bakışları
وَأَفْـِٔدَتُهُمْ
ve yüreklerinin içi de
هَوَآءٌۭ
bomboştur

Diyanet İşleri MealiO gün başları kalkmış, gözleri kendilerine dönemeyecek şekilde sabit kalmış, gönülleri bomboş halde koşup duracaklardır

Ali BulaçBaşlarını dikerek koşarlar, gözleri kendilerine dönüp-çevrilmez. Kalpleri (sanki) bomboştur

14:44 📚 2
وَأَنذِرِ ٱلنَّاسَ يَوۡمَ يَأۡتِيهِمُ ٱلۡعَذَابُ فَيَقُولُ ٱلَّذِينَ ظَلَمُواْ رَبَّنَآ أَخِّرۡنَآ إِلَىٰٓ أَجَلࣲ قَرِيبࣲ نُّجِبۡ دَعۡوَتَكَ وَنَتَّبِعِ ٱلرُّسُلَۗ أَوَلَمۡ تَكُونُوٓاْ أَقۡسَمۡتُم مِّن قَبۡلُ مَا لَكُم مِّن زَوَالࣲ‏
وَأَنذِرِ
ve uyar
ٱلنَّاسَ
insanları
يَوْمَ
güne (karşı)
يَأْتِيهِمُ
kendilerine geleceği
ٱلْعَذَابُ
azabın
فَيَقُولُ
ve diyecekleri
ٱلَّذِينَ
zalimlerin
ظَلَمُوا۟
did wrong
رَبَّنَآ
Rabbimiz
أَخِّرْنَآ
bizi ertele
إِلَىٰٓ
bir süreye kadar
أَجَلٍۢ
a term
قَرِيبٍۢ
yakın
نُّجِبْ
gelelim
دَعْوَتَكَ
senin çağrına
وَنَتَّبِعِ
ve uyalım
ٱلرُّسُلَ ۗ
elçilere
أَوَلَمْ
etmemiş miydiniz?
تَكُونُوٓا۟
you
أَقْسَمْتُم
yemininizi
مِّن
önceden
قَبْلُ
before
مَا
olmadığına
لَكُم
sizin için
مِّن
hiçbir
زَوَالٍۢ
zeval

Diyanet İşleri Mealiİnsanları, kendilerine azabın geleceği gün ile uyar. Haksızlık edenler: "Rabbimiz! Bizi yakın bir süreye kadar ertele de çağrına gelelim, peygamberlere uyalım" derler. Siz daha önce, sonunuzun gelmeyeceğine yemin etmemiş miydiniz! Üstelik kendilerine yazık edenlerin yerlerinde oturdunuz. Onlara, yaptıklarımız da sizlere açıklanmıştı. Size misaller de vermiştik

Ali BulaçAzabın kendilerine geleceği gün (ile) insanları uyarıp-korkut ki, (o gün) zulmedenler, şöyle diyecekler: "Bizi yakın bir süreye kadar ertele ki, Senin çağrına cevap verelim ve elçilere uyalım." Oysa daha önce, kendiniz için hiç zeval yoktur diye and içenler, sizler değil miydiniz

14:45
وَسَكَنتُمۡ فِي مَسَٰكِنِ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوٓاْ أَنفُسَهُمۡ وَتَبَيَّنَ لَكُمۡ كَيۡفَ فَعَلۡنَا بِهِمۡ وَضَرَبۡنَا لَكُمُ ٱلۡأَمۡثَالَ
وَسَكَنتُمْ
ve oturmuştunuz
فِى
yerlerinde
مَسَـٰكِنِ
the dwellings
ٱلَّذِينَ
kimselerin
ظَلَمُوٓا۟
zulmeden(lerin)
أَنفُسَهُمْ
kendilerine
وَتَبَيَّنَ
ve belli olmuştu
لَكُمْ
size
كَيْفَ
nasıl
فَعَلْنَا
yaptığımız
بِهِمْ
onlara
وَضَرَبْنَا
ve anlatmıştık
لَكُمُ
size
ٱلْأَمْثَالَ
misallerle

Diyanet İşleri Mealiİnsanları, kendilerine azabın geleceği gün ile uyar. Haksızlık edenler: "Rabbimiz! Bizi yakın bir süreye kadar ertele de çağrına gelelim, peygamberlere uyalım" derler. Siz daha önce, sonunuzun gelmeyeceğine yemin etmemiş miydiniz! Üstelik kendilerine yazık edenlerin yerlerinde oturdunuz. Onlara, yaptıklarımız da sizlere açıklanmıştı. Size misaller de vermiştik

Ali BulaçSiz, kendi nefislerine zulmedenlerin yerleştikleri yerlerde oturmuştunuz. Onlara ne yaptığımız size açıklanmıştı ve size örnekler vermiştik

14:46
وَقَدۡ مَكَرُواْ مَكۡرَهُمۡ وَعِندَ ٱللَّهِ مَكۡرُهُمۡ وَإِن كَانَ مَكۡرُهُمۡ لِتَزُولَ مِنۡهُ ٱلۡجِبَالُ
وَقَدْ
ve kuşkusuz
مَكَرُوا۟
onlar kurdular
مَكْرَهُمْ
tuzaklarını
وَعِندَ
oysa yanındadır
ٱللَّهِ
Allah'ın
مَكْرُهُمْ
onların tuzakları
وَإِن
eğer
كَانَ
olsa bile
مَكْرُهُمْ
tuzakları
لِتَزُولَ
yerinden kaldıracak
مِنْهُ
dağları
ٱلْجِبَالُ
the mountains

Diyanet İşleri MealiŞüphesiz onlar düzenlerini kurdular; oysa dağları yerinden oynatacak olsa bile, bu düzenleri hep Allah'ın elindeydi

Ali BulaçGerçek şu ki, onlar hileli-düzenler kurdular. Oysa onların düzenleri, dağları yerlerinden oynatacak da olsa, Allah Katında onlara hazırlanmış düzen (kötü bir karşılık) vardır

14:47 📚 1
فَلَا تَحۡسَبَنَّ ٱللَّهَ مُخۡلِفَ وَعۡدِهِۦ رُسُلَهُۥٓۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَزِيزࣱ ذُو ٱنتِقَامࣲ‏
فَلَا
sakın
تَحْسَبَنَّ
sanma
ٱللَّهَ
Allah'ı
مُخْلِفَ
cayar
وَعْدِهِۦ
verdiği sözden
رُسُلَهُۥٓ ۗ
elçilerine
إِنَّ
çünkü
ٱللَّهَ
Allah
عَزِيزٌۭ
daima üstündür
ذُو
sahibidir
ٱنتِقَامٍۢ
intikam

Diyanet İşleri MealiYerin başka bir yerle, göklerin de başka göklerle değiştirildiği, her şeye üstün gelen tek Allah'ın huzuruna çıktıkları günde, sakın Allah'ın peygamberlerine verdiği sözden cayacağını sanma; doğrusu Allah güçlüdür, öç alandır

Ali BulaçAllah'ı, sakın elçilerine verdiği sözden dönen sanma. Gerçekten Allah Azizdir, intikam sahibidir

14:48
يَوۡمَ تُبَدَّلُ ٱلۡأَرۡضُ غَيۡرَ ٱلۡأَرۡضِ وَٱلسَّمَٰوَٰتُۖ وَبَرَزُواْ لِلَّهِ ٱلۡوَٰحِدِ ٱلۡقَهَّارِ
يَوْمَ
o gün
تُبَدَّلُ
değiştirilir
ٱلْأَرْضُ
yer
غَيْرَ
başka
ٱلْأَرْضِ
yere
وَٱلسَّمَـٰوَٰتُ ۖ
ve gökler de
وَبَرَزُوا۟
ve gelirler
لِلَّهِ
Allah'ın huzuruna
ٱلْوَٰحِدِ
tek (olan)
ٱلْقَهَّارِ
kahredici (olan)

Diyanet İşleri MealiYerin başka bir yerle, göklerin de başka göklerle değiştirildiği, her şeye üstün gelen tek Allah'ın huzuruna çıktıkları günde, sakın Allah'ın peygamberlerine verdiği sözden cayacağını sanma; doğrusu Allah güçlüdür, öç alandır

Ali BulaçYerin başka bir yere, göklerin de (başka göklere) dönüştürüldüğü gün, onlar tek olan, kahhar olan Allah'ın huzuruna çıka(rıla)caklardır

14:49
وَتَرَى ٱلۡمُجۡرِمِينَ يَوۡمَئِذࣲ مُّقَرَّنِينَ فِي ٱلۡأَصۡفَادِ
وَتَرَى
ve görürsün
ٱلْمُجْرِمِينَ
suçluları
يَوْمَئِذٍۢ
o gün
مُّقَرَّنِينَ
birbirine yaklaştırılmış
فِى
içinde
ٱلْأَصْفَادِ
zincirler

Diyanet İşleri MealiO gün, suçluları zincirlere vurulmuş olarak görürsün

Ali BulaçO gün suçlu-günahkarların (sıkı) bukağılara vurulduklarını görürsün

14:50 📚 1
سَرَابِيلُهُم مِّن قَطِرَانࣲ وَتَغۡشَىٰ وُجُوهَهُمُ ٱلنَّارُ
سَرَابِيلُهُم
gömlekleri
مِّن
katrandandır
قَطِرَانٍۢ
tar
وَتَغْشَىٰ
ve kaplamaktadır
وُجُوهَهُمُ
yüzlerini
ٱلنَّارُ
ateş

Diyanet İşleri MealiGömlekleri katrandan olacak, yüzlerini ateş bürüyecektir

Ali BulaçGiyimleri katrandandır, yüzlerini ateş bürümektedir

14:51 📚 1
لِيَجۡزِيَ ٱللَّهُ كُلَّ نَفۡسࣲ مَّا كَسَبَتۡۚ إِنَّ ٱللَّهَ سَرِيعُ ٱلۡحِسَابِ
لِيَجْزِىَ
karşılığını verecektir
ٱللَّهُ
Allah
كُلَّ
her
نَفْسٍۢ
nefsin
مَّا
ne varsa
كَسَبَتْ ۚ
kazandığı
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
سَرِيعُ
çabuk görendir
ٱلْحِسَابِ
hesabı

Diyanet İşleri MealiBu, Allah herkese yaptığının karşılığını vereceği için böyledir. Doğrusu Allah hesabı çabuk görür

Ali Bulaç(Bu azap,) Allah'ın her nefsi kendi kazandığıyla cezalandırması içindir. Şüphesiz Allah, hesabı pek çabuk görendir

14:52 📚 1
هَٰذَا بَلَٰغࣱ لِّلنَّاسِ وَلِيُنذَرُواْ بِهِۦ وَلِيَعۡلَمُوٓاْ أَنَّمَا هُوَ إِلَٰهࣱ وَٰحِدࣱ وَلِيَذَّكَّرَ أُوْلُواْ ٱلۡأَلۡبَٰبِ
هَـٰذَا
bu
بَلَـٰغٌۭ
bir tebliğdir
لِّلنَّاسِ
insanlara
وَلِيُنذَرُوا۟
uyarılsınlar diye
بِهِۦ
bununla
وَلِيَعْلَمُوٓا۟
ve bilsinler diye
أَنَّمَا
yalnızca
هُوَ
O
إِلَـٰهٌۭ
tanrıdır
وَٰحِدٌۭ
birtek
وَلِيَذَّكَّرَ
ve öğüt alsınlar diye
أُو۟لُوا۟
sahipleri
ٱلْأَلْبَـٰبِ
sağduyu

Diyanet İşleri MealiBu Kuran, onunla uyarılsınlar ve tek bir Tanrı bulunduğunu bilsinler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye insanlara tebliğ edilmiştir

Ali Bulaçİşte bu (Kur'an) uyarılıp korkutulsunlar, gerçekten O'nun yalnızca bir tek İlah olduğunu bilsinler ve temiz akıl sahipleri iyice öğüt alıp düşünsünler diye bir bildirip-duyurma (bir belağ)dır

← Önceki Sonraki →

14. Ibrahim Suresi | Anlam Arayışı