19. Maryam سُورَةُ مَرۡيَمَ 📕 Mushaf görünümünde aç
▶ Sureyi dinle Okuyan: Mişarî Râşid el-Afâsî Mahmûd Halîl el-Hüsarî Muhammed Siddîk el-Minşâvî Ebû Bekr eş-Şâtırî Mâhir el-Muaykılî Alî el-Huzeyfî Her ayeti bir kez 2 kez 3 kez 5 kez 10 kez oku
19:1 ▶ ⧉ ☆
كٓهيعٓصٓ
كٓهيعٓصٓ
Kaf ha ya 'ayn sad
Ali Bulaç Kaf, He, Ye, Ayn, Sad
19:2 ▶ ⧉ ☆
ذِكۡرُ رَحۡمَتِ رَبِّكَ عَبۡدَهُۥ زَكَرِيَّآ
Ali Bulaç (Bu,) Rabbinin, kulu Zekeriya'ya rahmetinin zikridir
19:3 ▶ ⧉ ☆
إِذۡ نَادَىٰ رَبَّهُۥ نِدَآءً خَفِيࣰّ ا
Ali Bulaç Hani o, Rabbine gizlice seslendiği zaman
قَالَ رَبِّ إِنِّي وَهَنَ ٱلۡعَظۡمُ مِنِّي وَٱشۡتَعَلَ ٱلرَّأۡسُ شَيۡبࣰ ا وَلَمۡ أَكُنۢ بِدُعَآئِكَ رَبِّ شَقِيࣰّ ا
شَيْبًۭا
ihtiyarlık aleviyle
بِدُعَآئِكَ
sana du'a ile
Ali Bulaç Demişti ki: "Rabbim, şüphesiz benim kemiklerim gevşedi ve baş, yaşlılık aleviyle tutuştu; ben Sana dua etmekle mutsuz olmadım
19:5 ▶ ⧉ ☆
وَإِنِّي خِفۡتُ ٱلۡمَوَٰلِيَ مِن وَرَآءِي وَكَانَتِ ٱمۡرَأَتِي عَاقِرࣰ ا فَهَبۡ لِي مِن لَّدُنكَ وَلِيࣰّ ا
ٱلْمَوَٰلِىَ
yerime geçecek yakınlarımdan
Ali Bulaç Doğrusu ben, arkamdan gelecek yakınlarım adına korkuya kapıldım, benim karım da bir kısır (kadın)dır. Artık bana Kendi Katından bir yardımcı armağan et
19:6 ▶ ⧉ ☆
يَرِثُنِي وَيَرِثُ مِنۡ ءَالِ يَعۡقُوبَۖ وَٱجۡعَلۡهُ رَبِّ رَضِيࣰّ ا
يَرِثُنِى
bana mirasçı olsun
رَضِيًّۭا
razı olduklarından
Ali Bulaç Bana mirasçı olsun. Yakup oğullarına da mirasçı olsun. Rabbim, onu (kendisinden) razı olunan(lardan) kıl
19:7 ▶ ⧉ ☆
يَٰزَكَرِيَّآ إِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلَٰمٍ ٱسۡمُهُۥ يَحۡيَىٰ لَمۡ نَجۡعَل لَّهُۥ مِن قَبۡلُ سَمِيࣰّ ا
يَـٰزَكَرِيَّآ
Ey Zekeriyya
نُبَشِّرُكَ
sana müjdeleriz
نَجْعَل
We (have) assigned
Ali Bulaç (Allah buyurdu:) "Ey Zekeriya, şüphesiz Biz seni, adı Yahya olan bir çocukla müjdelemekteyiz; Biz bundan önce ona hiçbir adaş kılmamışız
19:8 ▶ ⧉ ☆
قَالَ رَبِّ أَنَّىٰ يَكُونُ لِي غُلَٰمࣱ وَكَانَتِ ٱمۡرَأَتِي عَاقِرࣰ ا وَقَدۡ بَلَغۡتُ مِنَ ٱلۡكِبَرِ عِتِيࣰّ ا
Ali Bulaç Dedi ki: "Rabbim, karım kısır (bir kadın) iken, benim nasıl oğlum olabilir? Ben de yaşlılığın son basamağındayım
19:9 ▶ ⧉ ☆
قَالَ كَذَٰلِكَ قَالَ رَبُّكَ هُوَ عَلَيَّ هَيِّنࣱ وَقَدۡ خَلَقۡتُكَ مِن قَبۡلُ وَلَمۡ تَكُ شَيۡـࣰٔ ا
خَلَقْتُكَ
seni de yaratmıştım
Ali Bulaç (Ona gelen melek :) "İşte böyle" dedi. "Rabbin dedi ki: Bu Benim için kolaydır, daha önce sen hiçbir şey değil iken, seni yaratmıştım
19:10 ▶ ⧉ ☆
قَالَ رَبِّ ٱجۡعَل لِّيٓ ءَايَةࣰۖ قَالَ ءَايَتُكَ أَلَّا تُكَلِّمَ ٱلنَّاسَ ثَلَٰثَ لَيَالࣲ سَوِيࣰّ ا
سَوِيًّۭا
sapasağlam olduğun halde
Ali Bulaç Dedi ki: "Rabbim, bana bir alamet (ayet ) ver." Dedi ki: "Senin alametin, sapasağlam iken, üç tam gece insanlarla konuşmamandır
19:11 ▶ ⧉ ☆
فَخَرَجَ عَلَىٰ قَوۡمِهِۦ مِنَ ٱلۡمِحۡرَابِ فَأَوۡحَىٰٓ إِلَيۡهِمۡ أَن سَبِّحُواْ بُكۡرَةࣰ وَعَشِيࣰّ ا
ٱلْمِحْرَابِ
the prayer chamber
Ali Bulaç Böylelikle (Zekeriya) mescidten kavminin karşısına çıkıp onlara (şu anlamları) işaret etti: "Sabah akşam tesbih edin
19:12 ▶ ⧉ ☆
يَٰيَحۡيَىٰ خُذِ ٱلۡكِتَٰبَ بِقُوَّةࣲۖ وَءَاتَيۡنَٰهُ ٱلۡحُكۡمَ صَبِيࣰّ ا
وَءَاتَيْنَـٰهُ
ve ona verdik
Ali Bulaç (Çocuğun doğup büyümesinden sonra ona dedik ki:) "Ey Yahya, Kitabı kuvvetle tut." Daha çocuk iken ona hikmet verdik
19:13 ▶ ⧉ ☆
وَحَنَانࣰ ا مِّن لَّدُنَّا وَزَكَوٰةࣰۖ وَكَانَ تَقِيࣰّ ا
تَقِيًّۭا
sakınan (bir kimse)
Ali Bulaç Katımız'dan ona bir sevgi duyarlılığı ve temizlik (de verdik). O, çok takva sahibi biriydi
19:14 ▶ ⧉ ☆
وَبَرَّۢا بِوَٰلِدَيۡهِ وَلَمۡ يَكُن جَبَّارًا عَصِيࣰّ ا
وَبَرًّۢا
ve iyilik ediciydi
بِوَٰلِدَيْهِ
ana babasına
Ali Bulaç Ana ve babasına itaatkardı ve isyan eden bir zorba değildi
وَسَلَٰمٌ عَلَيۡهِ يَوۡمَ وُلِدَ وَيَوۡمَ يَمُوتُ وَيَوۡمَ يُبۡعَثُ حَيࣰّ ا
Ali Bulaç Ona selam olsun; doğduğu gün, öleceği gün ve diri olarak yeniden-kaldırılacağı gün de
19:16 ▶ ⧉ ☆
وَٱذۡكُرۡ فِي ٱلۡكِتَٰبِ مَرۡيَمَ إِذِ ٱنتَبَذَتۡ مِنۡ أَهۡلِهَا مَكَانࣰ ا شَرۡقِيࣰّ ا
ٱنتَبَذَتْ
o ayrılıp çekilmişti
Ali Bulaç Kitap'ta Meryem'i de zikret . Hani o, ailesinden kopup doğu tarafında bir yere çekilmişti
19:17 ▶ ⧉ ☆
فَٱتَّخَذَتۡ مِن دُونِهِمۡ حِجَابࣰ ا فَأَرۡسَلۡنَآ إِلَيۡهَا رُوحَنَا فَتَمَثَّلَ لَهَا بَشَرࣰ ا سَوِيࣰّ ا
فَأَرْسَلْنَآ
biz de gönderdik
رُوحَنَا
ruhumuzu (Cebrail'i)
بَشَرًۭا
bir insan şeklinde
Ali Bulaç Sonra onlardan yana (kendini gizleyen) bir perde çekmişti. Böylece ona ruhumuz (Cibril'i) göndermiştik, o da, düzgün bir beşer kılığında görünmüştü
قَالَتۡ إِنِّيٓ أَعُوذُ بِٱلرَّحۡمَٰنِ مِنكَ إِن كُنتَ تَقِيࣰّ ا
Ali Bulaç Demişti ki: "Gerçekten ben, senden Rahman (olan Allah)a sığınırım. Eğer takva sahibiysen (bana yaklaşma)
قَالَ إِنَّمَآ أَنَا۠ رَسُولُ رَبِّكِ لِأَهَبَ لَكِ غُلَٰمࣰ ا زَكِيࣰّ ا
لِأَهَبَ
hediye edeyim diye
غُلَـٰمًۭا
bir erkek çocuğu
Ali Bulaç Demişti ki: "Ben, yalnızca Rabbinden (gelen) bir elçiyim; sana tertemiz bir erkek çocuk armağan etmek için (buradayım)
19:20 ▶ ⧉ ☆
قَالَتۡ أَنَّىٰ يَكُونُ لِي غُلَٰمࣱ وَلَمۡ يَمۡسَسۡنِي بَشَرࣱ وَلَمۡ أَكُ بَغِيࣰّ ا
يَمْسَسْنِى
has touched me
Ali Bulaç O: "Benim nasıl bir erkek çocuğum olabilir? Bana hiçbir beşer dokunmamışken ve ben azgın utanmaz (bir kadın) değilken" dedi
19:21 ▶ ⧉ ☆
قَالَ كَذَٰلِكِ قَالَ رَبُّكِ هُوَ عَلَيَّ هَيِّنࣱۖ وَلِنَجۡعَلَهُۥٓ ءَايَةࣰ لِّلنَّاسِ وَرَحۡمَةࣰ مِّنَّاۚ وَكَانَ أَمۡرࣰ ا مَّقۡضِيࣰّ ا
وَلِنَجْعَلَهُۥٓ
onu kılmak için
مَّقْضِيًّۭا
karara bağlanarak
Ali Bulaç İşte böyle" dedi. "Rabbin, dedi ki: -Bu Benim için kolaydır. Onu insanlara bir ayet ve Bizden bir rahmet kılmak için (bu çocuk olacaktır)." Ve iş de olup bitmişti
19:22 ▶ ⧉ ☆
۞فَحَمَلَتۡهُ فَٱنتَبَذَتۡ بِهِۦ مَكَانࣰ ا قَصِيࣰّ ا
۞ فَحَمَلَتْهُ
ona gebe kaldı
Ali Bulaç Böylelikle ona gebe kaldı, sonra onunla ıssız bir yere çekildi
19:23 ▶ ⧉ ☆
فَأَجَآءَهَا ٱلۡمَخَاضُ إِلَىٰ جِذۡعِ ٱلنَّخۡلَةِ قَالَتۡ يَٰلَيۡتَنِي مِتُّ قَبۡلَ هَٰذَا وَكُنتُ نَسۡيࣰ ا مَّنسِيࣰّ ا
فَأَجَآءَهَا
ve onu getirdi
مَّنسِيًّۭا
unutulanlar gibi
Ali Bulaç Derken doğum sancısı onu bir hurma dalına sürükledi. Dedi ki: "Keşke bundan önce ölseydim de, hafızalardan silinip unutuluverseydim
فَنَادَىٰهَا مِن تَحۡتِهَآ أَلَّا تَحۡزَنِي قَدۡ جَعَلَ رَبُّكِ تَحۡتَكِ سَرِيࣰّ ا
فَنَادَىٰهَا
ona şöyle seslendi
Ali Bulaç Altından (bir ses) ona seslendi: "Hüzne kapılma, Rabbin senin alt (yan)ında bir ark kılmıştır
19:25 ▶ ⧉ ☆
وَهُزِّيٓ إِلَيۡكِ بِجِذۡعِ ٱلنَّخۡلَةِ تُسَٰقِطۡ عَلَيۡكِ رُطَبࣰ ا جَنِيࣰّ ا
Ali Bulaç Hurma dalını kendine doğru salla, üzerine henüz oluşmuş-taze hurma dökülüversin
19:26 ▶ ⧉ ☆
فَكُلِي وَٱشۡرَبِي وَقَرِّي عَيۡنࣰ اۖ فَإِمَّا تَرَيِنَّ مِنَ ٱلۡبَشَرِ أَحَدࣰ ا فَقُولِيٓ إِنِّي نَذَرۡتُ لِلرَّحۡمَٰنِ صَوۡمࣰ ا فَلَنۡ أُكَلِّمَ ٱلۡيَوۡمَ إِنسِيࣰّ ا
لِلرَّحْمَـٰنِ
Rahman için
Ali Bulaç Artık, ye, iç, gözün aydın olsun. Eğer herhangi bir beşer görecek olursan, de ki: "Ben Rahman (olan Allah)' a oruç adadım, bugün hiç kimseyle konuşmayacağım
19:27 ▶ ⧉ ☆
فَأَتَتۡ بِهِۦ قَوۡمَهَا تَحۡمِلُهُۥۖ قَالُواْ يَٰمَرۡيَمُ لَقَدۡ جِئۡتِ شَيۡـࣰٔ ا فَرِيࣰّ ا
Ali Bulaç Böylece onu taşıyarak kavmine geldi. Dediler ki: "Ey Meryem, sen gerçekten şaşırtıcı bir şey yaptın
يَٰٓأُخۡتَ هَٰرُونَ مَا كَانَ أَبُوكِ ٱمۡرَأَ سَوۡءࣲ وَمَا كَانَتۡ أُمُّكِ بَغِيࣰّ ا
Ali Bulaç Ey Harun'un kız kardeşi, senin baban kötü bir kişi değildi ve annen de azgın, utanmaz (bir kadın) değildi
فَأَشَارَتۡ إِلَيۡهِۖ قَالُواْ كَيۡفَ نُكَلِّمُ مَن كَانَ فِي ٱلۡمَهۡدِ صَبِيࣰّ ا
فَأَشَارَتْ
(çocuğu) gösterdi
Ali Bulaç Bunun üzerine ona (çocuğa) işaret etti. Dediler ki: "Henüz beşikte olan bir çocukla biz nasıl konuşabiliriz
19:30 ▶ ⧉ ☆
قَالَ إِنِّي عَبۡدُ ٱللَّهِ ءَاتَىٰنِيَ ٱلۡكِتَٰبَ وَجَعَلَنِي نَبِيࣰّ ا
Ali Bulaç (İsa) Dedi ki: "Şüphesiz ben Allah'ın kuluyum. (Allah) Bana kitabı verdi ve beni peygamber kıldı
19:31 ▶ ⧉ ☆
وَجَعَلَنِي مُبَارَكًا أَيۡنَ مَا كُنتُ وَأَوۡصَٰنِي بِٱلصَّلَوٰةِ وَٱلزَّكَوٰةِ مَا دُمۡتُ حَيࣰّ ا
وَأَوْصَـٰنِى
ve bana emretti
بِٱلصَّلَوٰةِ
namaz kılmayı
وَٱلزَّكَوٰةِ
ve zekat vermeyi
Ali Bulaç Nerede olursam (olayım,) beni kutlu kıldı ve hayat sürdüğüm müddetçe, bana namazı ve zekatı vasiyet (emr) etti
19:32 ▶ ⧉ ☆
وَبَرَّۢا بِوَٰلِدَتِي وَلَمۡ يَجۡعَلۡنِي جَبَّارࣰ ا شَقِيࣰّ ا
وَبَرًّۢا
ve iyilik eder (kıldı)
يَجْعَلْنِى
He (has) made me
Ali Bulaç Anneme itati de. Ve beni mutsuz bir zorba kılmadı
وَٱلسَّلَٰمُ عَلَيَّ يَوۡمَ وُلِدتُّ وَيَوۡمَ أَمُوتُ وَيَوۡمَ أُبۡعَثُ حَيࣰّ ا
وَٱلسَّلَـٰمُ
ve esenlik verilmiştir
Ali Bulaç Selam üzerimedir; doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak yeniden-kaldırılacağım gün de
19:34 ▶ ⧉ ☆
ذَٰلِكَ عِيسَى ٱبۡنُ مَرۡيَمَۖ قَوۡلَ ٱلۡحَقِّ ٱلَّذِي فِيهِ يَمۡتَرُونَ
يَمْتَرُونَ
şüphe edip ayrılığa düştükleri
Ali Bulaç İşte Meryem oğlu İsa; hakkında kuşkuya düştükleri "Hak Söz
19:35 ▶ ⧉ ☆
مَا كَانَ لِلَّهِ أَن يَتَّخِذَ مِن وَلَدࣲۖ سُبۡحَٰنَهُۥٓۚ إِذَا قَضَىٰٓ أَمۡرࣰ ا فَإِنَّمَا يَقُولُ لَهُۥ كُن فَيَكُونُ
سُبْحَـٰنَهُۥٓ ۚ
O'nun şanı yücedir
Ali Bulaç Allah'ın çocuk edinmesi olacak şey değil. O Yücedir. Bir işin olmasına karar verirse, ancak ona: "Ol" der, o da hemen oluverir
19:36 ▶ ⧉ ☆
وَإِنَّ ٱللَّهَ رَبِّي وَرَبُّكُمۡ فَٱعۡبُدُوهُۚ هَٰذَا صِرَٰطࣱ مُّسۡتَقِيمࣱ
وَرَبُّكُمْ
ve sizin Rabbinizdir
فَٱعْبُدُوهُ ۚ
O'na kulluk edin
Ali Bulaç Gerçek şu ki, Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyleyse O'na kulluk edin. Dosdoğru yol budur
19:37 ▶ ⧉ ☆
فَٱخۡتَلَفَ ٱلۡأَحۡزَابُ مِنۢ بَيۡنِهِمۡۖ فَوَيۡلࣱ لِّلَّذِينَ كَفَرُواْ مِن مَّشۡهَدِ يَوۡمٍ عَظِيمٍ
فَٱخْتَلَفَ
ayrılığa düştüler
بَيْنِهِمْ ۖ
from among them
فَوَيْلٌۭ
artık vay haline
Ali Bulaç İçlerinden (birtakım) gruplar ayrılığa düştüler. Artık büyük bir günü görmekten dolayı, vay inkar edenlere
19:38 ▶ ⧉ ☆
أَسۡمِعۡ بِهِمۡ وَأَبۡصِرۡ يَوۡمَ يَأۡتُونَنَا لَٰكِنِ ٱلظَّٰلِمُونَ ٱلۡيَوۡمَ فِي ضَلَٰلࣲ مُّبِينࣲ
أَسْمِعْ
ne güzel işitirler
وَأَبْصِرْ
ne güzel görürler
يَأْتُونَنَا ۖ
bize geldikleri
Ali Bulaç Bize gelecekleri gün, neler işitecekler, neler görecekler. Ama bugün o zalimler apaçık bir sapıklık içindedirler
وَأَنذِرۡهُمۡ يَوۡمَ ٱلۡحَسۡرَةِ إِذۡ قُضِيَ ٱلۡأَمۡرُ وَهُمۡ فِي غَفۡلَةࣲ وَهُمۡ لَا يُؤۡمِنُونَ
Ali Bulaç İş(in) hükme bağlanıp biteceği, hasret gününe karşı onları uyar; onlar bir gaflet içindedirler ve onlar inanmıyorlar
إِنَّا نَحۡنُ نَرِثُ ٱلۡأَرۡضَ وَمَنۡ عَلَيۡهَا وَإِلَيۡنَا يُرۡجَعُونَ
Ali Bulaç Elbette, yeryüzünde ve onun üzerindekilere Biz varis olacağız ve onlar Bize döndürülecekler
19:41 ▶ ⧉ ☆
وَٱذۡكُرۡ فِي ٱلۡكِتَٰبِ إِبۡرَٰهِيمَۚ إِنَّهُۥ كَانَ صِدِّيقࣰ ا نَّبِيًّا
Ali Bulaç Kitap'ta İbrahim'i de zikret . Gerçekten o, doğruyu-söyleyen bir peygamberdi
إِذۡ قَالَ لِأَبِيهِ يَٰٓأَبَتِ لِمَ تَعۡبُدُ مَا لَا يَسۡمَعُ وَلَا يُبۡصِرُ وَلَا يُغۡنِي عَنكَ شَيۡـࣰٔ ا
Ali Bulaç Hani babasına demişti: "Babacığım, işitmeyen, görmeyen ve seni herhangi bir şeyden bağımsızlaştırmayan şeylere niye tapıyorsun
19:43 ▶ ⧉ ☆
يَٰٓأَبَتِ إِنِّي قَدۡ جَآءَنِي مِنَ ٱلۡعِلۡمِ مَا لَمۡ يَأۡتِكَ فَٱتَّبِعۡنِيٓ أَهۡدِكَ صِرَٰطࣰ ا سَوِيࣰّ ا
Ali Bulaç Babacığım, gerçek şu ki, bana, sana gelmeyen bir ilim geldi. Artık bana tabi ol, seni düzgün bir yola ulaştırayım
19:44 ▶ ⧉ ☆
يَٰٓأَبَتِ لَا تَعۡبُدِ ٱلشَّيۡطَٰنَۖ إِنَّ ٱلشَّيۡطَٰنَ كَانَ لِلرَّحۡمَٰنِ عَصِيࣰّ ا
لِلرَّحْمَـٰنِ
to the Most Gracious
Ali Bulaç Babacığım, şeytana kulluk etme, kuşkusuz şeytan , Rahman (olan Allah)a başkaldırandır
19:45 ▶ ⧉ ☆
يَٰٓأَبَتِ إِنِّيٓ أَخَافُ أَن يَمَسَّكَ عَذَابࣱ مِّنَ ٱلرَّحۡمَٰنِ فَتَكُونَ لِلشَّيۡطَٰنِ وَلِيࣰّ ا
ٱلرَّحْمَـٰنِ
the Most Gracious
Ali Bulaç Babacığım, gerçekten ben, sana Rahman tarafından bir azabın dokunacağından korkuyorum, o zaman şeytanın velisi olursun
19:46 ▶ ⧉ ☆
قَالَ أَرَاغِبٌ أَنتَ عَنۡ ءَالِهَتِي يَٰٓإِبۡرَٰهِيمُۖ لَئِن لَّمۡ تَنتَهِ لَأَرۡجُمَنَّكَۖ وَٱهۡجُرۡنِي مَلِيࣰّ ا
أَرَاغِبٌ
yüz mü çeviriyorsun?
يَـٰٓإِبْرَٰهِيمُ ۖ
Ey İbrahim
لَأَرْجُمَنَّكَ ۖ
andolsun seni taşlarım
وَٱهْجُرْنِى
benden ayrıl git'
Ali Bulaç (Babası) Demişti ki: "İbrahim, sen benim ilahlarımdan yüz mü çeviriyorsun? Eğer (bu tutumuna) bir son vermeyecek olursan, andolsun, seni taşa tutarım; uzun bir süre benden uzaklaş, (bir yerlere) git
قَالَ سَلَٰمٌ عَلَيۡكَۖ سَأَسۡتَغۡفِرُ لَكَ رَبِّيٓۖ إِنَّهُۥ كَانَ بِي حَفِيࣰّ ا
سَأَسْتَغْفِرُ
mağfiret dileyeceğim
Ali Bulaç (İbrahim:) "Selam üzerine olsun, senin için Rabbimden bağışlanma dileyeceğim, çünkü, O, bana pek lütufkardır" dedi
وَأَعۡتَزِلُكُمۡ وَمَا تَدۡعُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ وَأَدۡعُواْ رَبِّي عَسَىٰٓ أَلَّآ أَكُونَ بِدُعَآءِ رَبِّي شَقِيࣰّ ا
وَأَعْتَزِلُكُمْ
sizden ayrılıyorum
تَدْعُونَ
yalvardıklarınızdan
وَأَدْعُوا۟
ve yalnız yalvarıyorum
Ali Bulaç Sizden ve Allah'tan başka taptıklarınızdan kopup-ayrılıyorum ve Rabbime dua ediyorum. Umulur ki, Rabbime dua etmekle mutsuz olmayacağım
فَلَمَّا ٱعۡتَزَلَهُمۡ وَمَا يَعۡبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ وَهَبۡنَا لَهُۥٓ إِسۡحَٰقَ وَيَعۡقُوبَۖ وَكُلࣰّ ا جَعَلۡنَا نَبِيࣰّ ا
ٱعْتَزَلَهُمْ
onlardan ayrıldı
يَعْبُدُونَ
onların taptıklarından
وَهَبْنَا
biz armağan ettik
Ali Bulaç Böylelikle, onlardan ve Allah'tan başka taptıklarından kopup-ayrılınca ona İshak'ı ve (oğlu) Yakup'u armağan ettik ve her birini peygamber kıldık
19:50 ▶ ⧉ ☆
وَوَهَبۡنَا لَهُم مِّن رَّحۡمَتِنَا وَجَعَلۡنَا لَهُمۡ لِسَانَ صِدۡقٍ عَلِيࣰّ ا
Ali Bulaç Onlara rahmetimizden armağan(lar) bağışladık ve onlar için yüce bir doğruluk dili verdik
19:51 ▶ ⧉ ☆
وَٱذۡكُرۡ فِي ٱلۡكِتَٰبِ مُوسَىٰٓۚ إِنَّهُۥ كَانَ مُخۡلَصࣰ ا وَكَانَ رَسُولࣰ ا نَّبِيࣰّ ا
Ali Bulaç Kitap'ta Musa'yı da zikret . Çünkü o, ihlasa erdirilmiş ve gönderilmiş (Resul) bir peygamberdi
19:52 ▶ ⧉ ☆
وَنَٰدَيۡنَٰهُ مِن جَانِبِ ٱلطُّورِ ٱلۡأَيۡمَنِ وَقَرَّبۡنَٰهُ نَجِيࣰّ ا
وَنَـٰدَيْنَـٰهُ
ve ona seslendik
وَقَرَّبْنَـٰهُ
ve onu yaklaştırdık
نَجِيًّۭا
özel konuşmak için
Ali Bulaç Ona, Tur'un sağ yanından seslendik ve onu (kendisiyle) gizlice söyleşmek için yakınlaştırdık
19:53 ▶ ⧉ ☆
وَوَهَبۡنَا لَهُۥ مِن رَّحۡمَتِنَآ أَخَاهُ هَٰرُونَ نَبِيࣰّ ا
وَوَهَبْنَا
ve armağan ettik
رَّحْمَتِنَآ
acıdığımızdan
نَبِيًّۭا
peygamber olarak
Ali Bulaç Ona Rahmetimiz'den kardeşi Harun'u da bir peygamber olarak armağan ettik
وَٱذۡكُرۡ فِي ٱلۡكِتَٰبِ إِسۡمَٰعِيلَۚ إِنَّهُۥ كَانَ صَادِقَ ٱلۡوَعۡدِ وَكَانَ رَسُولࣰ ا نَّبِيࣰّ ا
إِسْمَـٰعِيلَ ۚ
İsma'il'i de
Ali Bulaç Kitap'ta İsmail'i de zikret . Çünkü o, va'dinde doğruydu ve gönderilmiş (Resul) bir peygamberdi
19:55 ▶ ⧉ ☆
وَكَانَ يَأۡمُرُ أَهۡلَهُۥ بِٱلصَّلَوٰةِ وَٱلزَّكَوٰةِ وَكَانَ عِندَ رَبِّهِۦ مَرۡضِيࣰّ ا
بِٱلصَّلَوٰةِ
namaz kılmayı
وَٱلزَّكَوٰةِ
zekat vermeyi
مَرْضِيًّۭا
beğenilmişlerden
Ali Bulaç Halkına , namazı ve zekatı emrediyordu ve o, Rabbi Katında kendisinden razı olunan (bir insan)dı
19:56 ▶ ⧉ ☆
وَٱذۡكُرۡ فِي ٱلۡكِتَٰبِ إِدۡرِيسَۚ إِنَّهُۥ كَانَ صِدِّيقࣰ ا نَّبِيࣰّ ا
Ali Bulaç Kitap'ta İdris'i de zikret . Çünkü o, doğru olan bir peygamberdi
وَرَفَعۡنَٰهُ مَكَانًا عَلِيًّا
وَرَفَعْنَـٰهُ
onu yükseltmiştik
Ali Bulaç Biz onu yüce bir mekan (makam )a yükseltmiştik
أُوْلَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ أَنۡعَمَ ٱللَّهُ عَلَيۡهِم مِّنَ ٱلنَّبِيِّـۧنَ مِن ذُرِّيَّةِ ءَادَمَ وَمِمَّنۡ حَمَلۡنَا مَعَ نُوحࣲ وَمِن ذُرِّيَّةِ إِبۡرَٰهِيمَ وَإِسۡرَٰٓءِيلَ وَمِمَّنۡ هَدَيۡنَا وَٱجۡتَبَيۡنَآۚ إِذَا تُتۡلَىٰ عَلَيۡهِمۡ ءَايَٰتُ ٱلرَّحۡمَٰنِ خَرُّواْۤ سُجَّدࣰ اۤ وَبُكِيࣰّ ا۩
ٱلنَّبِيِّـۧنَ
the Prophets
ذُرِّيَّةِ
(the) offspring
وَمِمَّنْ
ve kimselerdendir
وَإِسْرَٰٓءِيلَ
ve İsrail (Ya'kub)
وَمِمَّنْ
ve kimselerdendir
هَدَيْنَا
yol gösterdiğimiz
وَٱجْتَبَيْنَآ ۚ
ve seçtiğimiz
Ali Bulaç İşte bunlar; kendilerine Allah'ın nimet verdiği peygamberlerdendir; Adem'in soyundan, Nuh ile birlikte taşıdıklarımız (insan nesillerin)den, İbrahim ve İsrail (Yakup)in soyundan, doğru yola eriştirdiklerimizden ve seçtiklerimizdendirler. Onlara Rahman (olan Allah')ın ayetleri okunduğunda, ağlayarak secdeye kapanırlar
۞فَخَلَفَ مِنۢ بَعۡدِهِمۡ خَلۡفٌ أَضَاعُواْ ٱلصَّلَوٰةَ وَٱتَّبَعُواْ ٱلشَّهَوَٰتِۖ فَسَوۡفَ يَلۡقَوۡنَ غَيًّا
۞ فَخَلَفَ
yerlerine geldi
أَضَاعُوا۟
onlar zayi ettiler
ٱلشَّهَوَٰتِ ۖ
şehvetlerine
يَلْقَوْنَ
onlar bulacaklardır
Ali Bulaç Sonra onların arkasından öyle nesiller türedi ki, namaz (kılma duyarlılığın)ı kaybettiler ve şehvetlerine kapılıp-uydular. Böylece bunlar azgınlıklarının cezasıyla karşılaşacaklardır
19:60 ▶ ⧉ ☆
إِلَّا مَن تَابَ وَءَامَنَ وَعَمِلَ صَٰلِحࣰ ا فَأُوْلَٰٓئِكَ يَدۡخُلُونَ ٱلۡجَنَّةَ وَلَا يُظۡلَمُونَ شَيۡـࣰٔ ا
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
يُظْلَمُونَ
haksızlığa uğratılmayacaklardır
Ali Bulaç Ancak tevbe eden, iman eden ve salih amellerde bulunanlar (onların dışındadır); işte bunlar, cennete girecekler ve hiçbir şeyle zulme uğratılmayacaklar
19:61 ▶ ⧉ ☆
جَنَّٰتِ عَدۡنٍ ٱلَّتِي وَعَدَ ٱلرَّحۡمَٰنُ عِبَادَهُۥ بِٱلۡغَيۡبِۚ إِنَّهُۥ كَانَ وَعۡدُهُۥ مَأۡتِيࣰّ ا
جَنَّـٰتِ
cennetleri(ne gireceklerdir)
مَأْتِيًّۭا
yerine gelecektir
Ali Bulaç Adn cennetleri (onlarındır) ki, Rahman (olan Allah, onu) Kendi kullarına gaybtan vadetmiştir. Şüphesiz O'nun va'di yerine gelecektir
19:62 ▶ ⧉ ☆
لَّا يَسۡمَعُونَ فِيهَا لَغۡوًا إِلَّا سَلَٰمࣰ اۖ وَلَهُمۡ رِزۡقُهُمۡ فِيهَا بُكۡرَةࣰ وَعَشِيࣰّ ا
يَسْمَعُونَ
they will hear
Ali Bulaç Onda ‘boş bir söz’ işitmezler; sadece selam (ı işitirler). Sabah akşam, onların rızıkları orda (bulunmakta)dır
19:63 ▶ ⧉ ☆
تِلۡكَ ٱلۡجَنَّةُ ٱلَّتِي نُورِثُ مِنۡ عِبَادِنَا مَن كَانَ تَقِيࣰّ ا
نُورِثُ
We give (as) inheritance
Ali Bulaç O cennet ; Biz, kullarımızdan takva sahibi olanları (ona) varisçi kılacağız
وَمَا نَتَنَزَّلُ إِلَّا بِأَمۡرِ رَبِّكَۖ لَهُۥ مَا بَيۡنَ أَيۡدِينَا وَمَا خَلۡفَنَا وَمَا بَيۡنَ ذَٰلِكَۚ وَمَا كَانَ رَبُّكَ نَسِيࣰّ ا
Ali Bulaç Biz (elçiler) ancak Rabbiniz emriyle ineriz. Önümüzde, ardımızda ve bunlar arasında olan herşey O'nundur. Senin Rabbin kesinlikle unutkan değildir
19:65 ▶ ⧉ ☆
رَّبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَمَا بَيۡنَهُمَا فَٱعۡبُدۡهُ وَٱصۡطَبِرۡ لِعِبَٰدَتِهِۦۚ هَلۡ تَعۡلَمُ لَهُۥ سَمِيࣰّ ا
بَيْنَهُمَا
bunlar arasında bulunan
فَٱعْبُدْهُ
O'na kulluk et
لِعِبَـٰدَتِهِۦ ۚ
O'na kullukta
Ali Bulaç Göklerin, yerin ve her ikisi arasındakilerin Rabbidir; şu halde O'na ibadet et ve O'na ibadette kararlı ol. Hiç O'nun adaşı olan birini biliyor musun
19:66 ▶ ⧉ ☆
وَيَقُولُ ٱلۡإِنسَٰنُ أَءِذَا مَا مِتُّ لَسَوۡفَ أُخۡرَجُ حَيًّا
Ali Bulaç İnsan demektedir ki: "Ben öldükten sonra mı, gerçekten diri olarak çıkarılacağım
19:67 ▶ ⧉ ☆
أَوَلَا يَذۡكُرُ ٱلۡإِنسَٰنُ أَنَّا خَلَقۡنَٰهُ مِن قَبۡلُ وَلَمۡ يَكُ شَيۡـࣰٔ ا
خَلَقْنَـٰهُ
onu yarattığımızı
Ali Bulaç İnsan önceden, hiçbir şey değilken, gerçekten Bizim onu yaratmış bulunduğumuzu (hiç) düşünmüyor mu
19:68 ▶ ⧉ ☆
فَوَرَبِّكَ لَنَحۡشُرَنَّهُمۡ وَٱلشَّيَٰطِينَ ثُمَّ لَنُحۡضِرَنَّهُمۡ حَوۡلَ جَهَنَّمَ جِثِيࣰّ ا
فَوَرَبِّكَ
Rabbine andolsun ki
لَنَحْشُرَنَّهُمْ
onları mutlaka toplayacağız
وَٱلشَّيَـٰطِينَ
ve şeytanları
لَنُحْضِرَنَّهُمْ
onları bulunduracağız
جِثِيًّۭا
diz çökmüş vaziyette
Ali Bulaç Andolsun Rabbine, Biz onları da, şeytanları da mutlaka haşredeceğiz, sonra onları cehennemin çevresinde diz üstü çökmüş olarak hazır bulunduracağız
ثُمَّ لَنَنزِعَنَّ مِن كُلِّ شِيعَةٍ أَيُّهُمۡ أَشَدُّ عَلَى ٱلرَّحۡمَٰنِ عِتِيࣰّ ا
Ali Bulaç Sonra, her bir gruptan Rahman (olan Allah)a karşı azgınlık göstermek bakımından en şiddetli olanını ayıracağız
19:70 ▶ ⧉ ☆
ثُمَّ لَنَحۡنُ أَعۡلَمُ بِٱلَّذِينَ هُمۡ أَوۡلَىٰ بِهَا صِلِيࣰّ ا
Ali Bulaç Sonra Biz ona (cehenneme ) girmeye kimlerin en çok uygun olduğunu daha iyi biliriz
وَإِن مِّنكُمۡ إِلَّا وَارِدُهَاۚ كَانَ عَلَىٰ رَبِّكَ حَتۡمࣰ ا مَّقۡضِيࣰّ ا
وَارِدُهَا ۚ
oraya gitmeyecek
Ali Bulaç Sizden ona girmeyecek hiç kimse yoktur. Bu, Rabbinin kesin olarak üzerine aldığı bir karardır
19:72 ▶ ⧉ ☆
ثُمَّ نُنَجِّي ٱلَّذِينَ ٱتَّقَواْ وَّنَذَرُ ٱلظَّٰلِمِينَ فِيهَا جِثِيࣰّ ا
ٱتَّقَوا۟
muttakileri (sakınanları)
جِثِيًّۭا
diz üstü çökmüş olarak
Ali Bulaç Sonra, takva sahiplerini kurtarırız ve zulmedenleri diz üstü çökmüş olarak bırakıveririz
19:73 ▶ ⧉ ☆
وَإِذَا تُتۡلَىٰ عَلَيۡهِمۡ ءَايَٰتُنَا بَيِّنَٰتࣲ قَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لِلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ أَيُّ ٱلۡفَرِيقَيۡنِ خَيۡرࣱ مَّقَامࣰ ا وَأَحۡسَنُ نَدِيࣰّ ا
ٱلْفَرِيقَيْنِ
iki topluluktan
وَأَحْسَنُ
ve daha güzeldir?
نَدِيًّۭا
meclisi (mevkii)
Ali Bulaç Onlara apaçık ayetlerimiz okunduğunda, o inkar edenler, iman edenlere derler ki: "İki gruptan hangisi, makam bakımından daha iyi, topluluk bakımından daha güzeldir
19:74 ▶ ⧉ ☆
وَكَمۡ أَهۡلَكۡنَا قَبۡلَهُم مِّن قَرۡنٍ هُمۡ أَحۡسَنُ أَثَٰثࣰ ا وَرِءۡيࣰ ا
Ali Bulaç Onlardan önce nice insan- nesillerini yıkıma uğrattık, onlar mal (giyim, kuşam ve tefriş) bakımından da, gösteriş bakımından da daha güzeldiler
19:75 ▶ ⧉ ☆
قُلۡ مَن كَانَ فِي ٱلضَّلَٰلَةِ فَلۡيَمۡدُدۡ لَهُ ٱلرَّحۡمَٰنُ مَدًّاۚ حَتَّىٰٓ إِذَا رَأَوۡاْ مَا يُوعَدُونَ إِمَّا ٱلۡعَذَابَ وَإِمَّا ٱلسَّاعَةَ فَسَيَعۡلَمُونَ مَنۡ هُوَ شَرࣱّ مَّكَانࣰ ا وَأَضۡعَفُ جُندࣰ ا
يُوعَدُونَ
va'dedildikleri
ٱلسَّاعَةَ
(duruşma) sa'ati(ni)
فَسَيَعْلَمُونَ
bileceklerdir
وَأَضْعَفُ
ve daha zayıftır
Ali Bulaç De ki: "Kim sapıklık içindeyse, Rahman (olan Allah), ona süre tanıdıkça tanır; kendilerine va'dedileni -ya azabı veya kıyamet saatini- gördükleri zaman artık kimin yeri (makam , mevki) daha kötü, kimin askeri- gücü daha zayıfmış, öğreneceklerdir
19:76 ▶ ⧉ ☆
وَيَزِيدُ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ ٱهۡتَدَوۡاْ هُدࣰ ىۗ وَٱلۡبَٰقِيَٰتُ ٱلصَّٰلِحَٰتُ خَيۡرٌ عِندَ رَبِّكَ ثَوَابࣰ ا وَخَيۡرࣱ مَّرَدًّا
ٱهْتَدَوْا۟
yola gelen(lerin)
وَٱلْبَـٰقِيَـٰتُ
ve kalıcı olan
ٱلصَّـٰلِحَـٰتُ
yararlı işler
ثَوَابًۭا
mükafat bakımından
مَّرَدًّا
varılacak yer bakımından
Ali Bulaç Allah, hidayet bulanlara hidayeti arttırır. Sürekli olan salih davranışlar, Rabbinin Katında sevap bakımından daha hayırlı, varılacak sonuç bakımından da daha hayırlıdır
19:77 ▶ ⧉ ☆
أَفَرَءَيۡتَ ٱلَّذِي كَفَرَ بِـَٔايَٰتِنَا وَقَالَ لَأُوتَيَنَّ مَالࣰ ا وَوَلَدًا
بِـَٔايَـٰتِنَا
ayetlerimizi
لَأُوتَيَنَّ
bana verilecek
Ali Bulaç Ayetlerimizi inkar edip, bana: "Elbette mal ve çocuklar verilecektir" diyeni gördün mü
أَطَّلَعَ ٱلۡغَيۡبَ أَمِ ٱتَّخَذَ عِندَ ٱلرَّحۡمَٰنِ عَهۡدࣰ ا
Ali Bulaç O, gayba mı tanık oldu, yoksa Rahman (olan Allah)ın Katında(n) bir ahid mi aldı
19:79 ▶ ⧉ ☆
كَلَّاۚ سَنَكۡتُبُ مَا يَقُولُ وَنَمُدُّ لَهُۥ مِنَ ٱلۡعَذَابِ مَدࣰّ ا
Ali Bulaç Asla; demekte olduğunu yazacağız ve onun için azapta(n) da süre tanıdıkça tanıyacağız
19:80 ▶ ⧉ ☆
وَنَرِثُهُۥ مَا يَقُولُ وَيَأۡتِينَا فَرۡدࣰ ا
وَنَرِثُهُۥ
ve varis olacağız
وَيَأْتِينَا
ve o bize gelecek
Ali Bulaç Onun söylemekte olduğuna Biz mirasçı olacağız; o Bize, 'yapayalnız tek başına' gelecektir
19:81 ▶ ⧉ ☆
وَٱتَّخَذُواْ مِن دُونِ ٱللَّهِ ءَالِهَةࣰ لِّيَكُونُواْ لَهُمۡ عِزࣰّ ا
وَٱتَّخَذُوا۟
ve edindiler
Ali Bulaç Kendilerine güç (izzet) sağlasınlar diye, Allah'tan başka ilahlar edindiler
19:82 ▶ ⧉ ☆
كَلَّاۚ سَيَكۡفُرُونَ بِعِبَادَتِهِمۡ وَيَكُونُونَ عَلَيۡهِمۡ ضِدًّا
سَيَكْفُرُونَ
inkar edecekler
بِعِبَادَتِهِمْ
bunların tapmalarını
وَيَكُونُونَ
ve olacaklardır
Ali Bulaç Hayır; (o yalancı ilahlar) onların tapınışlarını inkar edecekler ve onlara karşı çelişkiye düşecekler
19:83 ▶ ⧉ ☆
أَلَمۡ تَرَ أَنَّآ أَرۡسَلۡنَا ٱلشَّيَٰطِينَ عَلَى ٱلۡكَٰفِرِينَ تَؤُزُّهُمۡ أَزࣰّ ا
تَؤُزُّهُمْ
onları kışkırtıyorlar
Ali Bulaç Görmedin mi, Biz gerçekten şeytanları , kafirlerin üzerine gönderdik, onları tahrik edip kışkırtıyorlar
19:84 ▶ ⧉ ☆
فَلَا تَعۡجَلۡ عَلَيۡهِمۡۖ إِنَّمَا نَعُدُّ لَهُمۡ عَدࣰّ ا
عَلَيْهِمْ ۖ
onlar hakkında
Ali Bulaç Onlara karşı acele davranma; Biz onlar için ancak saydıkça sayıyoruz
19:85 ▶ ⧉ ☆
يَوۡمَ نَحۡشُرُ ٱلۡمُتَّقِينَ إِلَى ٱلرَّحۡمَٰنِ وَفۡدࣰ ا
ٱلْمُتَّقِينَ
muttakileri (sakınanları)
Ali Bulaç Takva sahiplerini bir heyet halinde Rahman (olan Allah'ın huzurun)a toplayacağımız gün
19:86 ▶ ⧉ ☆
وَنَسُوقُ ٱلۡمُجۡرِمِينَ إِلَىٰ جَهَنَّمَ وِرۡدࣰ ا
ٱلْمُجْرِمِينَ
suçluları da
وِرْدًۭا
yaya ve susuz olarak
Ali Bulaç Suçlu-günahkarları susamışlar olarak cehenneme süreceğiz
19:87 ▶ ⧉ ☆
لَّا يَمۡلِكُونَ ٱلشَّفَٰعَةَ إِلَّا مَنِ ٱتَّخَذَ عِندَ ٱلرَّحۡمَٰنِ عَهۡدࣰ ا
يَمْلِكُونَ
güçleri yetmeyecektir
Ali Bulaç Rahmanın Katında ahid almışların dışında (onlar) şefaate malik olmayacaklardır
19:88 ▶ ⧉ ☆
وَقَالُواْ ٱتَّخَذَ ٱلرَّحۡمَٰنُ وَلَدࣰ ا
Ali Bulaç Rahman çocuk edinmiştir" dediler
19:89 ▶ ⧉ ☆
لَّقَدۡ جِئۡتُمۡ شَيۡـًٔا إِدࣰّ ا
شَيْـًٔا
bir şeyde (cür'ette)
Ali Bulaç Andolsun, siz oldukça çirkin bir cesarette bulunup-geldiniz
تَكَادُ ٱلسَّمَٰوَٰتُ يَتَفَطَّرۡنَ مِنۡهُ وَتَنشَقُّ ٱلۡأَرۡضُ وَتَخِرُّ ٱلۡجِبَالُ هَدًّا
Ali Bulaç Neredeyse bundan dolayı, gökler paramparça olacak, yer çatlayacak ve dağlar yıkılıp göçüverecekti
19:91 ▶ ⧉ ☆
أَن دَعَوۡاْ لِلرَّحۡمَٰنِ وَلَدࣰ ا
لِلرَّحْمَـٰنِ
Rahman için
Ali Bulaç Rahman adına çocuk öne sürdüklerinden (ötürü bunlar olacaktı)
19:92 ▶ ⧉ ☆
وَمَا يَنۢبَغِي لِلرَّحۡمَٰنِ أَن يَتَّخِذَ وَلَدًا
Ali Bulaç Rahman (olan Allah)a çocuk edinmek yaraşmaz
19:93 ▶ ⧉ ☆
إِن كُلُّ مَن فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ إِلَّآ ءَاتِي ٱلرَّحۡمَٰنِ عَبۡدࣰ ا
Ali Bulaç Göklerde ve yerde olan (herkesin ve herşeyin) tümü Rahman (olan Allah)a, yalnızca kul olarak gelecektir
19:94 ▶ ⧉ ☆
لَّقَدۡ أَحۡصَىٰهُمۡ وَعَدَّهُمۡ عَدࣰّ ا
أَحْصَىٰهُمْ
onları kuşatmış
وَعَدَّهُمْ
ve onları saymıştır
Ali Bulaç Andolsun, onların tümünü kuşatmış ve onları sayı olarak saymış bulunmaktadır
19:95 ▶ ⧉ ☆
وَكُلُّهُمۡ ءَاتِيهِ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ فَرۡدًا
وَكُلُّهُمْ
ve onların hepsi
Ali Bulaç Ve onların hepsi, kıyamet günü O'na, 'yapayalnız, tek başlarına' geleceklerdir
19:96 ▶ ⧉ ☆
إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ سَيَجۡعَلُ لَهُمُ ٱلرَّحۡمَٰنُ وُدࣰّ ا
وَعَمِلُوا۟
ve yapanlar (için)
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
faydalı işler
Ali Bulaç İman edenler ve salih amellerde bulunanlar ise, Rahman (olan Allah), onlar için bir sevgi kılacaktır
فَإِنَّمَا يَسَّرۡنَٰهُ بِلِسَانِكَ لِتُبَشِّرَ بِهِ ٱلۡمُتَّقِينَ وَتُنذِرَ بِهِۦ قَوۡمࣰ ا لُّدࣰّ ا
يَسَّرْنَـٰهُ
O'nu kolaylaştırdık
لِتُبَشِّرَ
müjdelemen için
ٱلْمُتَّقِينَ
muttakileri (sakınanları)
Ali Bulaç Biz bunu (Kur'an'ı) senin dilinle kolaylaştırdık, takva sahiplerine müjde vermen ve direnen bir kavmi uyarıp-korkutman için
وَكَمۡ أَهۡلَكۡنَا قَبۡلَهُم مِّن قَرۡنٍ هَلۡ تُحِسُّ مِنۡهُم مِّنۡ أَحَدٍ أَوۡ تَسۡمَعُ لَهُمۡ رِكۡزَۢا
تَسْمَعُ
işitiyor (musun?)
Ali Bulaç Biz, onlardan önce nice insan nesillerini yıkıma uğrattık; (şimdiyse) onlardan hiçbirini hissediyor veya onların fısıltılarını duyuyor musun
← Önceki Sonraki →