☪ Anlam Arayışı

19. Maryam سُورَةُ مَرۡيَمَ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
19:1
كٓهيعٓصٓ
كٓهيعٓصٓ
Kaf ha ya 'ayn sad

Diyanet İşleri MealiKaf, Ha, Ya, Ayn, Sad

Ali BulaçKaf, He, Ye, Ayn, Sad

19:2
ذِكۡرُ رَحۡمَتِ رَبِّكَ عَبۡدَهُۥ زَكَرِيَّآ
ذِكْرُ
bu anmasıdır'
رَحْمَتِ
rahmetini
رَبِّكَ
Rabbinin
عَبْدَهُۥ
kulu
زَكَرِيَّآ
Zekeriyya'ya

Diyanet İşleri MealiBu, Rabbinin kulu Zekeriya'ya olan rahmetini anmadır

Ali Bulaç(Bu,) Rabbinin, kulu Zekeriya'ya rahmetinin zikridir

19:3
إِذۡ نَادَىٰ رَبَّهُۥ نِدَآءً خَفِيࣰّ ا
إِذْ
hani
نَادَىٰ
yalvarmıştı
رَبَّهُۥ
Rabbine
نِدَآءً
bir seslenişle
خَفِيًّۭا
gizli

Diyanet İşleri MealiO Rabbine içinden yalvarmıştı

Ali BulaçHani o, Rabbine gizlice seslendiği zaman

19:4 📚 1
قَالَ رَبِّ إِنِّي وَهَنَ ٱلۡعَظۡمُ مِنِّي وَٱشۡتَعَلَ ٱلرَّأۡسُ شَيۡبࣰ ا وَلَمۡ أَكُنۢ بِدُعَآئِكَ رَبِّ شَقِيࣰّ ا
قَالَ
dedi
رَبِّ
Rabbim
إِنِّى
şüphesiz ben
وَهَنَ
gevşedi
ٱلْعَظْمُ
kemik(lerim)
مِنِّى
benim
وَٱشْتَعَلَ
ve tutuştu
ٱلرَّأْسُ
başım
شَيْبًۭا
ihtiyarlık aleviyle
وَلَمْ
ve
أَكُنۢ
olmadım
بِدُعَآئِكَ
sana du'a ile
رَبِّ
Rabbim
شَقِيًّۭا
bahtsız

Diyanet İşleri MealiŞöyle demişti: "Rabbim! Gerçekten kemiklerim zayıfladı, saçlarım ağardı. Rabbim! Sana yalvarmakla şimdiye kadar bedbaht olup bir şeyden mahrum kalmadım

Ali BulaçDemişti ki: "Rabbim, şüphesiz benim kemiklerim gevşedi ve baş, yaşlılık aleviyle tutuştu; ben Sana dua etmekle mutsuz olmadım

19:5
وَإِنِّي خِفۡتُ ٱلۡمَوَٰلِيَ مِن وَرَآءِي وَكَانَتِ ٱمۡرَأَتِي عَاقِرࣰ ا فَهَبۡ لِي مِن لَّدُنكَ وَلِيࣰّ ا
وَإِنِّى
doğrusu ben
خِفْتُ
korktum
ٱلْمَوَٰلِىَ
yerime geçecek yakınlarımdan
مِن
arkamdan
وَرَآءِى
after me
وَكَانَتِ
ve
ٱمْرَأَتِى
karım da
عَاقِرًۭا
kısırdır
فَهَبْ
(Ne olur) lutfet
لِى
bana
مِن
katından
لَّدُنكَ
Yourself
وَلِيًّۭا
bir veli(aht)

Diyanet İşleri MealiDoğrusu, benden sonra yerime geçecek yakınlarımın iyi hareket etmeyeceklerinden korkuyorum. Karım da kısırdır. Katından bana bir oğul bağışla ki, bana ve Yakub oğullarına mirasçı olsun. Rabbim! Onun, rızanı kazanmasını da sağla

Ali BulaçDoğrusu ben, arkamdan gelecek yakınlarım adına korkuya kapıldım, benim karım da bir kısır (kadın)dır. Artık bana Kendi Katından bir yardımcı armağan et

19:6
يَرِثُنِي وَيَرِثُ مِنۡ ءَالِ يَعۡقُوبَۖ وَٱجۡعَلۡهُ رَبِّ رَضِيࣰّ ا
يَرِثُنِى
bana mirasçı olsun
وَيَرِثُ
ve mirasçı olsun
مِنْ
oğullarına
ءَالِ
(the) family
يَعْقُوبَ ۖ
Ya'kub
وَٱجْعَلْهُ
ve onu yap
رَبِّ
Rabbim
رَضِيًّۭا
razı olduklarından

Diyanet İşleri MealiDoğrusu, benden sonra yerime geçecek yakınlarımın iyi hareket etmeyeceklerinden korkuyorum. Karım da kısırdır. Katından bana bir oğul bağışla ki, bana ve Yakub oğullarına mirasçı olsun. Rabbim! Onun, rızanı kazanmasını da sağla

Ali BulaçBana mirasçı olsun. Yakup oğullarına da mirasçı olsun. Rabbim, onu (kendisinden) razı olunan(lardan) kıl

19:7
يَٰزَكَرِيَّآ إِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلَٰمٍ ٱسۡمُهُۥ يَحۡيَىٰ لَمۡ نَجۡعَل لَّهُۥ مِن قَبۡلُ سَمِيࣰّ ا
يَـٰزَكَرِيَّآ
Ey Zekeriyya
إِنَّا
şüphesiz biz
نُبَشِّرُكَ
sana müjdeleriz
بِغُلَـٰمٍ
bir oğul
ٱسْمُهُۥ
onun adı
يَحْيَىٰ
Yahya'dır
لَمْ
yapmadık
نَجْعَل
We (have) assigned
لَّهُۥ
ona
مِن
daha önce
قَبْلُ
before
سَمِيًّۭا
adaş

Diyanet İşleri MealiAllah: "Ey Zekeriya! Sana, Yahya isminde bir oğlanı müjdeliyoruz. Bu adı daha önce kimseye vermemiştik" buyurdu

Ali Bulaç(Allah buyurdu:) "Ey Zekeriya, şüphesiz Biz seni, adı Yahya olan bir çocukla müjdelemekteyiz; Biz bundan önce ona hiçbir adaş kılmamışız

19:8
قَالَ رَبِّ أَنَّىٰ يَكُونُ لِي غُلَٰمࣱ وَكَانَتِ ٱمۡرَأَتِي عَاقِرࣰ ا وَقَدۡ بَلَغۡتُ مِنَ ٱلۡكِبَرِ عِتِيࣰّ ا
قَالَ
dedi ki
رَبِّ
Rabbim
أَنَّىٰ
nasıl olur?
يَكُونُ
benim
لِى
I have
غُلَـٰمٌۭ
oğlum
وَكَانَتِ
ve
ٱمْرَأَتِى
karım da
عَاقِرًۭا
kısırdır
وَقَدْ
ve gerçekten
بَلَغْتُ
ben ulaştım
مِنَ
ihtiyarlığın
ٱلْكِبَرِ
the old age
عِتِيًّۭا
son sınırına

Diyanet İşleri MealiZekeriya: "Rabbim! Karım kısır, ben de son derece kocamışken nasıl oğlum olabilir?" dedi

Ali BulaçDedi ki: "Rabbim, karım kısır (bir kadın) iken, benim nasıl oğlum olabilir? Ben de yaşlılığın son basamağındayım

19:9
قَالَ كَذَٰلِكَ قَالَ رَبُّكَ هُوَ عَلَيَّ هَيِّنࣱ وَقَدۡ خَلَقۡتُكَ مِن قَبۡلُ وَلَمۡ تَكُ شَيۡـࣰٔ ا
قَالَ
dedi ki
كَذَٰلِكَ
öyledir
قَالَ
dedi;
رَبُّكَ
senin Rabbin
هُوَ
O
عَلَىَّ
bana
هَيِّنٌۭ
kolaydır
وَقَدْ
ve gerçekten
خَلَقْتُكَ
seni de yaratmıştım
مِن
daha önce
قَبْلُ
before
وَلَمْ
ve değilken
تَكُ
sen
شَيْـًۭٔا
hiçbir şey

Diyanet İşleri MealiAllah: "Rabbin böyle buyurdu; Çünkü bu bana kolaydır, nitekim sen yokken daha önce seni yaratmıştım" dedi

Ali Bulaç(Ona gelen melek:) "İşte böyle" dedi. "Rabbin dedi ki: Bu Benim için kolaydır, daha önce sen hiçbir şey değil iken, seni yaratmıştım

19:10
قَالَ رَبِّ ٱجۡعَل لِّيٓ ءَايَةࣰۖ قَالَ ءَايَتُكَ أَلَّا تُكَلِّمَ ٱلنَّاسَ ثَلَٰثَ لَيَالࣲ سَوِيࣰّ ا
قَالَ
dedi
رَبِّ
Rabbim
ٱجْعَل
(öyle ise) ver
لِّىٓ
bana
ءَايَةًۭ ۚ
bir işaret
قَالَ
dedi
ءَايَتُكَ
senin işaretin
أَلَّا
konuşamamandır
تُكَلِّمَ
you will speak
ٱلنَّاسَ
insanlarla
ثَلَـٰثَ
üç
لَيَالٍۢ
gece
سَوِيًّۭا
sapasağlam olduğun halde

Diyanet İşleri MealiZekeriya "Rabbim! Öyleyse bana bir alamet ver" dedi. Allah: "Senin alametin, sağlam ve sıhhatli olduğun halde üç gün üç gece insanlarla konuşamamandır" buyurdu

Ali BulaçDedi ki: "Rabbim, bana bir alamet (ayet) ver." Dedi ki: "Senin alametin, sapasağlam iken, üç tam gece insanlarla konuşmamandır

19:11
فَخَرَجَ عَلَىٰ قَوۡمِهِۦ مِنَ ٱلۡمِحۡرَابِ فَأَوۡحَىٰٓ إِلَيۡهِمۡ أَن سَبِّحُواْ بُكۡرَةࣰ وَعَشِيࣰّ ا
فَخَرَجَ
çıkıp
عَلَىٰ
karşısına
قَوْمِهِۦ
kavminin
مِنَ
ma'bedden
ٱلْمِحْرَابِ
the prayer chamber
فَأَوْحَىٰٓ
işaret etti
إِلَيْهِمْ
onlara
أَن
diye
سَبِّحُوا۟
tesbih edin
بُكْرَةًۭ
sabah
وَعَشِيًّۭا
ve akşam

Diyanet İşleri MealiZekeriya bunun üzerine mabedden çıkıp milletine: "Sabah akşam Allah'ı tesbih edin" diye işarette bulundu

Ali BulaçBöylelikle (Zekeriya) mescidten kavminin karşısına çıkıp onlara (şu anlamları) işaret etti: "Sabah akşam tesbih edin

19:12
يَٰيَحۡيَىٰ خُذِ ٱلۡكِتَٰبَ بِقُوَّةࣲۖ وَءَاتَيۡنَٰهُ ٱلۡحُكۡمَ صَبِيࣰّ ا
يَـٰيَحْيَىٰ
Ey Yahya
خُذِ
tut
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitabı
بِقُوَّةٍۢ ۖ
kuvvetle
وَءَاتَيْنَـٰهُ
ve ona verdik
ٱلْحُكْمَ
hikmet
صَبِيًّۭا
çocuk iken

Diyanet İşleri MealiEy Yahya! Kitaba kuvvetle sarıl" deyip daha çocukken ona hikmet, katımızdan kalp yumuşaklığı ve safiyet verdik. O, Allah'tan sakınan ve anasına babasına karşı iyi davranan bir kimse idi, baş kaldıran bir zorba değildi

Ali Bulaç(Çocuğun doğup büyümesinden sonra ona dedik ki:) "Ey Yahya, Kitabı kuvvetle tut." Daha çocuk iken ona hikmet verdik

19:13
وَحَنَانࣰ ا مِّن لَّدُنَّا وَزَكَوٰةࣰۖ وَكَانَ تَقِيࣰّ ا
وَحَنَانًۭا
ve bir rahmet
مِّن
katımızdan
لَّدُنَّا
Us
وَزَكَوٰةًۭ ۖ
ve temizlik
وَكَانَ
ve oldu
تَقِيًّۭا
sakınan (bir kimse)

Diyanet İşleri MealiEy Yahya! Kitaba kuvvetle sarıl" deyip daha çocukken ona hikmet, katımızdan kalp yumuşaklığı ve safiyet verdik. O, Allah'tan sakınan ve anasına babasına karşı iyi davranan bir kimse idi, baş kaldıran bir zorba değildi

Ali BulaçKatımız'dan ona bir sevgi duyarlılığı ve temizlik (de verdik). O, çok takva sahibi biriydi

19:14
وَبَرَّۢا بِوَٰلِدَيۡهِ وَلَمۡ يَكُن جَبَّارًا عَصِيࣰّ ا
وَبَرًّۢا
ve iyilik ediciydi
بِوَٰلِدَيْهِ
ana babasına
وَلَمْ
ve
يَكُن
değildi
جَبَّارًا
baş kaldıran
عَصِيًّۭا
bir zorba

Diyanet İşleri MealiEy Yahya! Kitaba kuvvetle sarıl" deyip daha çocukken ona hikmet, katımızdan kalp yumuşaklığı ve safiyet verdik. O, Allah'tan sakınan ve anasına babasına karşı iyi davranan bir kimse idi, baş kaldıran bir zorba değildi

Ali BulaçAna ve babasına itaatkardı ve isyan eden bir zorba değildi

19:15 📚 1
وَسَلَٰمٌ عَلَيۡهِ يَوۡمَ وُلِدَ وَيَوۡمَ يَمُوتُ وَيَوۡمَ يُبۡعَثُ حَيࣰّ ا
وَسَلَـٰمٌ
selam olsun!
عَلَيْهِ
ona
يَوْمَ
gün
وُلِدَ
doğduğu
وَيَوْمَ
ve gün
يَمُوتُ
öleceği
وَيَوْمَ
ve gün
يُبْعَثُ
kaldırılacağı
حَيًّۭا
diri olarak

Diyanet İşleri MealiDoğduğu günde, öleceği günde ve dirileceği günde ona selam olsun

Ali BulaçOna selam olsun; doğduğu gün, öleceği gün ve diri olarak yeniden-kaldırılacağı gün de

19:16
وَٱذۡكُرۡ فِي ٱلۡكِتَٰبِ مَرۡيَمَ إِذِ ٱنتَبَذَتۡ مِنۡ أَهۡلِهَا مَكَانࣰ ا شَرۡقِيࣰّ ا
وَٱذْكُرْ
an (hatırla)
فِى
Kitapta
ٱلْكِتَـٰبِ
the Book
مَرْيَمَ
Meryem'i
إِذِ
bir zaman
ٱنتَبَذَتْ
o ayrılıp çekilmişti
مِنْ
ailesinden
أَهْلِهَا
her family
مَكَانًۭا
bir yere
شَرْقِيًّۭا
doğu yönünde

Diyanet İşleri MealiKitabda Meryem'i de an. O, ailesinden ayrılarak, doğu yönünde bir yere çekilmişti

Ali BulaçKitap'ta Meryem'i de zikret. Hani o, ailesinden kopup doğu tarafında bir yere çekilmişti

19:17
فَٱتَّخَذَتۡ مِن دُونِهِمۡ حِجَابࣰ ا فَأَرۡسَلۡنَآ إِلَيۡهَا رُوحَنَا فَتَمَثَّلَ لَهَا بَشَرࣰ ا سَوِيࣰّ ا
فَٱتَّخَذَتْ
çekmişti
مِن
onlarla arasına
دُونِهِمْ
from them
حِجَابًۭا
bir perde
فَأَرْسَلْنَآ
biz de gönderdik
إِلَيْهَا
ona
رُوحَنَا
ruhumuzu (Cebrail'i)
فَتَمَثَّلَ
göründü
لَهَا
ona
بَشَرًۭا
bir insan şeklinde
سَوِيًّۭا
düzgün

Diyanet İşleri MealiSonra, insanlardan gizlenmek için bir perde germişti. Cebrail'i göndermiştik de ona tam bir insan olarak görünmüştü

Ali BulaçSonra onlardan yana (kendini gizleyen) bir perde çekmişti. Böylece ona ruhumuz (Cibril'i) göndermiştik, o da, düzgün bir beşer kılığında görünmüştü

19:18 📚 3
قَالَتۡ إِنِّيٓ أَعُوذُ بِٱلرَّحۡمَٰنِ مِنكَ إِن كُنتَ تَقِيࣰّ ا
قَالَتْ
(Meryem) dedi ki
إِنِّىٓ
şüphesiz ben
أَعُوذُ
sığınırım
بِٱلرَّحْمَـٰنِ
Rahman'a
مِنكَ
senden
إِن
eğer
كُنتَ
isen
تَقِيًّۭا
korkuyor

Diyanet İşleri MealiMeryem: "Eğer Allah'tan sakınan bir kimse isen, senden Rahman'a sığınırım" dedi

Ali BulaçDemişti ki: "Gerçekten ben, senden Rahman (olan Allah)a sığınırım. Eğer takva sahibiysen (bana yaklaşma)

19:19 📚 1
قَالَ إِنَّمَآ أَنَا۠ رَسُولُ رَبِّكِ لِأَهَبَ لَكِ غُلَٰمࣰ ا زَكِيࣰّ ا
قَالَ
dedi ki
إِنَّمَآ
sadece
أَنَا۠
ben
رَسُولُ
elçisiyim
رَبِّكِ
Rabbinin
لِأَهَبَ
hediye edeyim diye
لَكِ
sana
غُلَـٰمًۭا
bir erkek çocuğu
زَكِيًّۭا
tertemiz

Diyanet İşleri MealiCebrail: "Ben temiz bir oğlan bağışlamak için Rabbinin sana gönderdiği elçiden başkası değilim" dedi

Ali BulaçDemişti ki: "Ben, yalnızca Rabbinden (gelen) bir elçiyim; sana tertemiz bir erkek çocuk armağan etmek için (buradayım)

19:20
قَالَتۡ أَنَّىٰ يَكُونُ لِي غُلَٰمࣱ وَلَمۡ يَمۡسَسۡنِي بَشَرࣱ وَلَمۡ أَكُ بَغِيࣰّ ا
قَالَتْ
dedi
أَنَّىٰ
nasıl
يَكُونُ
olur
لِى
benim
غُلَـٰمٌۭ
oğlum
وَلَمْ
bana dokunmadı
يَمْسَسْنِى
has touched me
بَشَرٌۭ
bir insan
وَلَمْ
ve
أَكُ
ben değilim
بَغِيًّۭا
iffetsiz

Diyanet İşleri MealiMeryem: "Bana bir insan temas etmemişken, ben kötü kadın da olmadığım halde nasıl oğlum olabilir?" dedi

Ali BulaçO: "Benim nasıl bir erkek çocuğum olabilir? Bana hiçbir beşer dokunmamışken ve ben azgın utanmaz (bir kadın) değilken" dedi

19:21
قَالَ كَذَٰلِكِ قَالَ رَبُّكِ هُوَ عَلَيَّ هَيِّنࣱۖ وَلِنَجۡعَلَهُۥٓ ءَايَةࣰ لِّلنَّاسِ وَرَحۡمَةࣰ مِّنَّاۚ وَكَانَ أَمۡرࣰ ا مَّقۡضِيࣰّ ا
قَالَ
dedi
كَذَٰلِكِ
öyledir
قَالَ
dedi
رَبُّكِ
Rabbin
هُوَ
O
عَلَىَّ
bana
هَيِّنٌۭ ۖ
kolaydır
وَلِنَجْعَلَهُۥٓ
onu kılmak için
ءَايَةًۭ
bir mu'cize
لِّلنَّاسِ
insanlara
وَرَحْمَةًۭ
ve bir rahmet
مِّنَّا ۚ
bizden
وَكَانَ
ve olup
أَمْرًۭا
iş
مَّقْضِيًّۭا
karara bağlanarak

Diyanet İşleri MealiCebrail: "Bu böyledir, çünkü Rabbin, 'Bu bana kolaydır, onu insanlar için bir mucize ve katımızdan da bir rahmet kılacağız; hem bu önceden kararlaştırılmış bir iştir' diyor" dedi

Ali Bulaçİşte böyle" dedi. "Rabbin, dedi ki: -Bu Benim için kolaydır. Onu insanlara bir ayet ve Bizden bir rahmet kılmak için (bu çocuk olacaktır)." Ve iş de olup bitmişti

19:22
۞فَحَمَلَتۡهُ فَٱنتَبَذَتۡ بِهِۦ مَكَانࣰ ا قَصِيࣰّ ا
۞ فَحَمَلَتْهُ
ona gebe kaldı
فَٱنتَبَذَتْ
ve çekildi
بِهِۦ
onunla
مَكَانًۭا
bir yere
قَصِيًّۭا
uzak

Diyanet İşleri MealiMeryem oğlana gebe kaldı, o haliyle uzak bir yere çekildi

Ali BulaçBöylelikle ona gebe kaldı, sonra onunla ıssız bir yere çekildi

19:23
فَأَجَآءَهَا ٱلۡمَخَاضُ إِلَىٰ جِذۡعِ ٱلنَّخۡلَةِ قَالَتۡ يَٰلَيۡتَنِي مِتُّ قَبۡلَ هَٰذَا وَكُنتُ نَسۡيࣰ ا مَّنسِيࣰّ ا
فَأَجَآءَهَا
ve onu getirdi
ٱلْمَخَاضُ
doğum sancısı
إِلَىٰ
dalı(nın altı)na
جِذْعِ
(the) trunk
ٱلنَّخْلَةِ
bir hurma
قَالَتْ
dedi
يَـٰلَيْتَنِى
ey keşke
مِتُّ
ölseydim
قَبْلَ
önce
هَـٰذَا
bundan
وَكُنتُ
ve idim
نَسْيًۭا
unutulsa
مَّنسِيًّۭا
unutulanlar gibi

Diyanet İşleri MealiDoğum sancısı onu bir hurma ağacının dibine gitmeğe mecbur etti. "Keşke ben bundan önce ölmüş olsaydım da unutulup gitseydim" dedi

Ali BulaçDerken doğum sancısı onu bir hurma dalına sürükledi. Dedi ki: "Keşke bundan önce ölseydim de, hafızalardan silinip unutuluverseydim

19:24 📚 1
فَنَادَىٰهَا مِن تَحۡتِهَآ أَلَّا تَحۡزَنِي قَدۡ جَعَلَ رَبُّكِ تَحۡتَكِ سَرِيࣰّ ا
فَنَادَىٰهَا
ona şöyle seslendi
مِن
altından
تَحْتِهَآ
beneath her
أَلَّا
üzülme
تَحْزَنِى
grieve
قَدْ
gerçekten
جَعَلَ
var etti
رَبُّكِ
Rabbin
تَحْتَكِ
alt tarafında
سَرِيًّۭا
bir su arkı

Diyanet İşleri MealiOnun altından bir ses kendisine şöyle seslendi: "Sakın üzülme, Rabbin içinde bulunanı şerefli kılmıştır. Hurma ağacını kendine doğru silkele, üstüne taze hurma dökülsün

Ali BulaçAltından (bir ses) ona seslendi: "Hüzne kapılma, Rabbin senin alt (yan)ında bir ark kılmıştır

19:25
وَهُزِّيٓ إِلَيۡكِ بِجِذۡعِ ٱلنَّخۡلَةِ تُسَٰقِطۡ عَلَيۡكِ رُطَبࣰ ا جَنِيࣰّ ا
وَهُزِّىٓ
silkele
إِلَيْكِ
sana doğru
بِجِذْعِ
dalını
ٱلنَّخْلَةِ
hurma
تُسَـٰقِطْ
dökülsün
عَلَيْكِ
üzerine
رُطَبًۭا
olgun hurma
جَنِيًّۭا
taze

Diyanet İşleri MealiOnun altından bir ses kendisine şöyle seslendi: "Sakın üzülme, Rabbin içinde bulunanı şerefli kılmıştır. Hurma ağacını kendine doğru silkele, üstüne taze hurma dökülsün

Ali BulaçHurma dalını kendine doğru salla, üzerine henüz oluşmuş-taze hurma dökülüversin

19:26
فَكُلِي وَٱشۡرَبِي وَقَرِّي عَيۡنࣰ اۖ فَإِمَّا تَرَيِنَّ مِنَ ٱلۡبَشَرِ أَحَدࣰ ا فَقُولِيٓ إِنِّي نَذَرۡتُ لِلرَّحۡمَٰنِ صَوۡمࣰ ا فَلَنۡ أُكَلِّمَ ٱلۡيَوۡمَ إِنسِيࣰّ ا
فَكُلِى
ye
وَٱشْرَبِى
ve iç
وَقَرِّى
ve aydın olsun
عَيْنًۭا ۖ
gözün
فَإِمَّا
eğer
تَرَيِنَّ
görürsen
مِنَ
insanlardan
ٱلْبَشَرِ
human being
أَحَدًۭا
birini
فَقُولِىٓ
de ki
إِنِّى
şüphesiz ben
نَذَرْتُ
adadım
لِلرَّحْمَـٰنِ
Rahman için
صَوْمًۭا
oruç
فَلَنْ
asla
أُكَلِّمَ
konuşmayacağım
ٱلْيَوْمَ
bugün
إِنسِيًّۭا
hiçbir insanla

Diyanet İşleri MealiYe iç, gözün aydın olsun. İnsanlardan birini görecek olursan 'Ben Rahman için oruç adadım, bugün hiçbir insanla konuşmayacağım' de

Ali BulaçArtık, ye, iç, gözün aydın olsun. Eğer herhangi bir beşer görecek olursan, de ki: "Ben Rahman (olan Allah)' a oruç adadım, bugün hiç kimseyle konuşmayacağım

19:27
فَأَتَتۡ بِهِۦ قَوۡمَهَا تَحۡمِلُهُۥۖ قَالُواْ يَٰمَرۡيَمُ لَقَدۡ جِئۡتِ شَيۡـࣰٔ ا فَرِيࣰّ ا
فَأَتَتْ
getirdi
بِهِۦ
onu
قَوْمَهَا
kavmine
تَحْمِلُهُۥ ۖ
taşıyarak
قَالُوا۟
dediler
يَـٰمَرْيَمُ
Ey Meryem
لَقَدْ
gerçekten
جِئْتِ
sen yaptın
شَيْـًۭٔا
bir iş
فَرِيًّۭا
tuhaf korkunç'

Diyanet İşleri MealiÇocuğu alıp kavmine getirdi, onlar: "Meryem! Utanılacak bir şey yaptın. Ey Harun'un kızkardeşi! Baban kötü bir kimse değildi, annen de iffetsiz değildi" dediler

Ali BulaçBöylece onu taşıyarak kavmine geldi. Dediler ki: "Ey Meryem, sen gerçekten şaşırtıcı bir şey yaptın

19:28 📚 1
يَٰٓأُخۡتَ هَٰرُونَ مَا كَانَ أَبُوكِ ٱمۡرَأَ سَوۡءࣲ وَمَا كَانَتۡ أُمُّكِ بَغِيࣰّ ا
يَـٰٓأُخْتَ
ey kızkardeşi
هَـٰرُونَ
Harun'un
مَا
değildi
كَانَ
was
أَبُوكِ
baban
ٱمْرَأَ
bir adam
سَوْءٍۢ
kötü
وَمَا
ve
كَانَتْ
değildi
أُمُّكِ
annen de
بَغِيًّۭا
iffetsiz

Diyanet İşleri MealiÇocuğu alıp kavmine getirdi, onlar: "Meryem! Utanılacak bir şey yaptın. Ey Harun'un kızkardeşi! Baban kötü bir kimse değildi, annen de iffetsiz değildi" dediler

Ali BulaçEy Harun'un kız kardeşi, senin baban kötü bir kişi değildi ve annen de azgın, utanmaz (bir kadın) değildi

19:29 📚 2
فَأَشَارَتۡ إِلَيۡهِۖ قَالُواْ كَيۡفَ نُكَلِّمُ مَن كَانَ فِي ٱلۡمَهۡدِ صَبِيࣰّ ا
فَأَشَارَتْ
(çocuğu) gösterdi
إِلَيْهِ ۖ
onlara
قَالُوا۟
dediler ki
كَيْفَ
nasıl
نُكَلِّمُ
konuşuruz
مَن
kimseyle
كَانَ
olan
فِى
beşikte
ٱلْمَهْدِ
the cradle
صَبِيًّۭا
çocukla

Diyanet İşleri MealiMeryem çocuğu gösterdi. "Biz beşikteki çocukla nasıl konuşabiliriz?" dediler

Ali BulaçBunun üzerine ona (çocuğa) işaret etti. Dediler ki: "Henüz beşikte olan bir çocukla biz nasıl konuşabiliriz

19:30
قَالَ إِنِّي عَبۡدُ ٱللَّهِ ءَاتَىٰنِيَ ٱلۡكِتَٰبَ وَجَعَلَنِي نَبِيࣰّ ا
قَالَ
(Çocuk) dedi
إِنِّى
şüphesiz ben
عَبْدُ
kuluyum
ٱللَّهِ
Allah'ın
ءَاتَىٰنِىَ
bana verdi
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitabı
وَجَعَلَنِى
ve beni yaptı
نَبِيًّۭا
peygamber

Diyanet İşleri MealiÇocuk: "Ben şüphesiz Allah'ın kuluyum. Bana kitap verdi ve beni peygamber yaptı, nerede olursam olayım beni mübarek kıldı. Yaşadığım müddetçe namaz kılmamı, zekat vermemi ve anneme iyi davranmamı emretti. Beni bedbaht bir zorba kılmadı. Doğduğum günde, öleceğim günde, dirileceğim günde bana selam olsun" dedi

Ali Bulaç(İsa) Dedi ki: "Şüphesiz ben Allah'ın kuluyum. (Allah) Bana kitabı verdi ve beni peygamber kıldı

19:31
وَجَعَلَنِي مُبَارَكًا أَيۡنَ مَا كُنتُ وَأَوۡصَٰنِي بِٱلصَّلَوٰةِ وَٱلزَّكَوٰةِ مَا دُمۡتُ حَيࣰّ ا
وَجَعَلَنِى
ve beni kıldı
مُبَارَكًا
bereketli
أَيْنَ
nerede
مَا
olursam
كُنتُ
I am
وَأَوْصَـٰنِى
ve bana emretti
بِٱلصَّلَوٰةِ
namaz kılmayı
وَٱلزَّكَوٰةِ
ve zekat vermeyi
مَا
olduğum sürece
دُمْتُ
as long as I am
حَيًّۭا
sağ

Diyanet İşleri MealiÇocuk: "Ben şüphesiz Allah'ın kuluyum. Bana kitap verdi ve beni peygamber yaptı, nerede olursam olayım beni mübarek kıldı. Yaşadığım müddetçe namaz kılmamı, zekat vermemi ve anneme iyi davranmamı emretti. Beni bedbaht bir zorba kılmadı. Doğduğum günde, öleceğim günde, dirileceğim günde bana selam olsun" dedi

Ali BulaçNerede olursam (olayım,) beni kutlu kıldı ve hayat sürdüğüm müddetçe, bana namazı ve zekatı vasiyet (emr) etti

19:32
وَبَرَّۢا بِوَٰلِدَتِي وَلَمۡ يَجۡعَلۡنِي جَبَّارࣰ ا شَقِيࣰّ ا
وَبَرًّۢا
ve iyilik eder (kıldı)
بِوَٰلِدَتِى
anneme
وَلَمْ
ve beni yapmadı
يَجْعَلْنِى
He (has) made me
جَبَّارًۭا
bir zorba
شَقِيًّۭا
baş kaldıran

Diyanet İşleri MealiÇocuk: "Ben şüphesiz Allah'ın kuluyum. Bana kitap verdi ve beni peygamber yaptı, nerede olursam olayım beni mübarek kıldı. Yaşadığım müddetçe namaz kılmamı, zekat vermemi ve anneme iyi davranmamı emretti. Beni bedbaht bir zorba kılmadı. Doğduğum günde, öleceğim günde, dirileceğim günde bana selam olsun" dedi

Ali BulaçAnneme itati de. Ve beni mutsuz bir zorba kılmadı

19:33 📚 1
وَٱلسَّلَٰمُ عَلَيَّ يَوۡمَ وُلِدتُّ وَيَوۡمَ أَمُوتُ وَيَوۡمَ أُبۡعَثُ حَيࣰّ ا
وَٱلسَّلَـٰمُ
ve esenlik verilmiştir
عَلَىَّ
bana
يَوْمَ
gün
وُلِدتُّ
doğduğum
وَيَوْمَ
ve gün
أَمُوتُ
öleceğim
وَيَوْمَ
ve gün
أُبْعَثُ
kaldırılacağım
حَيًّۭا
diri olarak

Diyanet İşleri MealiÇocuk: "Ben şüphesiz Allah'ın kuluyum. Bana kitap verdi ve beni peygamber yaptı, nerede olursam olayım beni mübarek kıldı. Yaşadığım müddetçe namaz kılmamı, zekat vermemi ve anneme iyi davranmamı emretti. Beni bedbaht bir zorba kılmadı. Doğduğum günde, öleceğim günde, dirileceğim günde bana selam olsun" dedi

Ali BulaçSelam üzerimedir; doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak yeniden-kaldırılacağım gün de

19:34
ذَٰلِكَ عِيسَى ٱبۡنُ مَرۡيَمَۖ قَوۡلَ ٱلۡحَقِّ ٱلَّذِي فِيهِ يَمۡتَرُونَ
ذَٰلِكَ
işte
عِيسَى
Îsa
ٱبْنُ
oğlu
مَرْيَمَ ۚ
Meryem
قَوْلَ
söz
ٱلْحَقِّ
gerçek
ٱلَّذِى
hakkında
فِيهِ
about it
يَمْتَرُونَ
şüphe edip ayrılığa düştükleri

Diyanet İşleri Mealiİşte hakkında şüpheye düştükleri Meryem oğlu İsa gerçek söze göre budur

Ali Bulaçİşte Meryem oğlu İsa; hakkında kuşkuya düştükleri "Hak Söz

19:35
مَا كَانَ لِلَّهِ أَن يَتَّخِذَ مِن وَلَدࣲۖ سُبۡحَٰنَهُۥٓۚ إِذَا قَضَىٰٓ أَمۡرࣰ ا فَإِنَّمَا يَقُولُ لَهُۥ كُن فَيَكُونُ
مَا
yakışmaz
كَانَ
(it) is
لِلَّهِ
Allah'a
أَن
edinmek
يَتَّخِذَ
He should take
مِن
hiçbir
وَلَدٍۢ ۖ
çocuk
سُبْحَـٰنَهُۥٓ ۚ
O'nun şanı yücedir
إِذَا
zaman
قَضَىٰٓ
hükmettiği
أَمْرًۭا
bir işi
فَإِنَّمَا
sadece
يَقُولُ
der
لَهُۥ
ona
كُن
ol!
فَيَكُونُ
(o da) olur

Diyanet İşleri MealiAllah çocuk edinmez, O münezzehtir. Bir işin olmasına hükmederse ona ancak "Ol" der, o da olur

Ali BulaçAllah'ın çocuk edinmesi olacak şey değil. O Yücedir. Bir işin olmasına karar verirse, ancak ona: "Ol" der, o da hemen oluverir

19:36
وَإِنَّ ٱللَّهَ رَبِّي وَرَبُّكُمۡ فَٱعۡبُدُوهُۚ هَٰذَا صِرَٰطࣱ مُّسۡتَقِيمࣱ‏
وَإِنَّ
ve şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
رَبِّى
benim Rabbimdir
وَرَبُّكُمْ
ve sizin Rabbinizdir
فَٱعْبُدُوهُ ۚ
O'na kulluk edin
هَـٰذَا
işte budur
صِرَٰطٌۭ
yol
مُّسْتَقِيمٌۭ
dosdoğru

Diyanet İşleri MealiDoğrusu Allah benim de sizin de Rabbinizdir. O'na kulluk edin, bu doğru yoldur

Ali BulaçGerçek şu ki, Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyleyse O'na kulluk edin. Dosdoğru yol budur

19:37
فَٱخۡتَلَفَ ٱلۡأَحۡزَابُ مِنۢ بَيۡنِهِمۡۖ فَوَيۡلࣱ لِّلَّذِينَ كَفَرُواْ مِن مَّشۡهَدِ يَوۡمٍ عَظِيمٍ
فَٱخْتَلَفَ
ayrılığa düştüler
ٱلْأَحْزَابُ
hizipler
مِنۢ
kendi aralarından
بَيْنِهِمْ ۖ
from among them
فَوَيْلٌۭ
artık vay haline
لِّلَّذِينَ
kimselerin
كَفَرُوا۟
inkar eden
مِن
ötürü
مَّشْهَدِ
görmekten
يَوْمٍ
bir günü
عَظِيمٍ
büyük

Diyanet İşleri MealiFırkalar, kendi aralarında anlaşmazlığa düştüler. Vay o büyük günü görecek kafirlerin haline

Ali Bulaçİçlerinden (birtakım) gruplar ayrılığa düştüler. Artık büyük bir günü görmekten dolayı, vay inkar edenlere

19:38
أَسۡمِعۡ بِهِمۡ وَأَبۡصِرۡ يَوۡمَ يَأۡتُونَنَا لَٰكِنِ ٱلظَّٰلِمُونَ ٱلۡيَوۡمَ فِي ضَلَٰلࣲ مُّبِينࣲ‏
أَسْمِعْ
ne güzel işitirler
بِهِمْ
onlar
وَأَبْصِرْ
ne güzel görürler
يَوْمَ
gün
يَأْتُونَنَا ۖ
bize geldikleri
لَـٰكِنِ
ama
ٱلظَّـٰلِمُونَ
zalimler
ٱلْيَوْمَ
bugün
فِى
içindedirler
ضَلَـٰلٍۢ
sapıklık
مُّبِينٍۢ
apaçık

Diyanet İşleri MealiBize geldikleri gün neler görüp neler işitecekler! Ama zalimler bugün apaçık bir sapıklık içindedirler

Ali BulaçBize gelecekleri gün, neler işitecekler, neler görecekler. Ama bugün o zalimler apaçık bir sapıklık içindedirler

19:39 📚 5
وَأَنذِرۡهُمۡ يَوۡمَ ٱلۡحَسۡرَةِ إِذۡ قُضِيَ ٱلۡأَمۡرُ وَهُمۡ فِي غَفۡلَةࣲ وَهُمۡ لَا يُؤۡمِنُونَ
وَأَنذِرْهُمْ
onları uyar
يَوْمَ
gününe (karşı)
ٱلْحَسْرَةِ
hasret
إِذْ
o zaman
قُضِىَ
hükmedilir
ٱلْأَمْرُ
işe
وَهُمْ
onlar
فِى
içinde iken
غَفْلَةٍۢ
gaflet
وَهُمْ
ve onlar
لَا
iman etmezlerken
يُؤْمِنُونَ
believe

Diyanet İşleri MealiHala gaflet içinde bulunanları ve hala inanmayanları işin bitmiş olacağı o hasret günü ile uyar

Ali Bulaçİş(in) hükme bağlanıp biteceği, hasret gününe karşı onları uyar; onlar bir gaflet içindedirler ve onlar inanmıyorlar

19:40 📚 2
إِنَّا نَحۡنُ نَرِثُ ٱلۡأَرۡضَ وَمَنۡ عَلَيۡهَا وَإِلَيۡنَا يُرۡجَعُونَ
إِنَّا
ancak biz
نَحْنُ
biz
نَرِثُ
varis oluruz
ٱلْأَرْضَ
dünyaya
وَمَنْ
ve bulunanlara
عَلَيْهَا
onun üzerinde
وَإِلَيْنَا
ve bize
يُرْجَعُونَ
döndürülürler

Diyanet İşleri MealiŞüphesiz Biz bütün yeryüzüne ve üzerinde bulunanlara varis olacağız. Onlar Bize döneceklerdir

Ali BulaçElbette, yeryüzünde ve onun üzerindekilere Biz varis olacağız ve onlar Bize döndürülecekler

19:41
وَٱذۡكُرۡ فِي ٱلۡكِتَٰبِ إِبۡرَٰهِيمَۚ إِنَّهُۥ كَانَ صِدِّيقࣰ ا نَّبِيًّا
وَٱذْكُرْ
an (hatırla)
فِى
Kitapta
ٱلْكِتَـٰبِ
the Book
إِبْرَٰهِيمَ ۚ
İbrahim'i
إِنَّهُۥ
gerçekten o
كَانَ
idi
صِدِّيقًۭا
çok doğru
نَّبِيًّا
bir peygamber

Diyanet İşleri MealiKitap'da İbrahim'e dair anlattıklarımızı da an, o şüphesiz dosdoğru bir peygamberdi

Ali BulaçKitap'ta İbrahim'i de zikret. Gerçekten o, doğruyu-söyleyen bir peygamberdi

19:42 📚 6
إِذۡ قَالَ لِأَبِيهِ يَٰٓأَبَتِ لِمَ تَعۡبُدُ مَا لَا يَسۡمَعُ وَلَا يُبۡصِرُ وَلَا يُغۡنِي عَنكَ شَيۡـࣰٔ ا
إِذْ
hani
قَالَ
demişti ki
لِأَبِيهِ
babasına
يَـٰٓأَبَتِ
ey babacığım
لِمَ
niçin?
تَعْبُدُ
tapıyorsun
مَا
şeylere
لَا
işitmeyen
يَسْمَعُ
hears
وَلَا
ve
يُبْصِرُ
görmeyen
وَلَا
ve
يُغْنِى
yararı olmayan
عَنكَ
sana
شَيْـًۭٔا
hiçbir

Diyanet İşleri MealiBabasına şöyle demişti: "Babacığım! İşitmeyen, görmeyen ve sana bir faydası olmayan şeylere niçin tapıyorsun

Ali BulaçHani babasına demişti: "Babacığım, işitmeyen, görmeyen ve seni herhangi bir şeyden bağımsızlaştırmayan şeylere niye tapıyorsun

19:43
يَٰٓأَبَتِ إِنِّي قَدۡ جَآءَنِي مِنَ ٱلۡعِلۡمِ مَا لَمۡ يَأۡتِكَ فَٱتَّبِعۡنِيٓ أَهۡدِكَ صِرَٰطࣰ ا سَوِيࣰّ ا
يَـٰٓأَبَتِ
ey babacığım
إِنِّى
bana
قَدْ
elbette
جَآءَنِى
bana geldi
مِنَ
bir bilgi
ٱلْعِلْمِ
the knowledge
مَا
sana gelmeyen
لَمْ
not
يَأْتِكَ
came to you
فَٱتَّبِعْنِىٓ
bana uy
أَهْدِكَ
seni ileteyim
صِرَٰطًۭا
bir yola
سَوِيًّۭا
düzgün

Diyanet İşleri MealiBabacığım! Doğrusu sana gelmeyen bir ilim bana geldi. Bana uy, seni doğru yola eriştireyim

Ali BulaçBabacığım, gerçek şu ki, bana, sana gelmeyen bir ilim geldi. Artık bana tabi ol, seni düzgün bir yola ulaştırayım

19:44
يَٰٓأَبَتِ لَا تَعۡبُدِ ٱلشَّيۡطَٰنَۖ إِنَّ ٱلشَّيۡطَٰنَ كَانَ لِلرَّحۡمَٰنِ عَصِيࣰّ ا
يَـٰٓأَبَتِ
ey babacığım
لَا
tapma
تَعْبُدِ
worship
ٱلشَّيْطَـٰنَ ۖ
şeytana
إِنَّ
çünkü
ٱلشَّيْطَـٰنَ
şeytan
كَانَ
Rahman'a
لِلرَّحْمَـٰنِ
to the Most Gracious
عَصِيًّۭا
isyan etmiştir

Diyanet İşleri MealiBabacığım! Şeytana tapma, çünkü şeytan Rahman'a baş kaldırmıştır

Ali BulaçBabacığım, şeytana kulluk etme, kuşkusuz şeytan, Rahman (olan Allah)a başkaldırandır

19:45
يَٰٓأَبَتِ إِنِّيٓ أَخَافُ أَن يَمَسَّكَ عَذَابࣱ مِّنَ ٱلرَّحۡمَٰنِ فَتَكُونَ لِلشَّيۡطَٰنِ وَلِيࣰّ ا
يَـٰٓأَبَتِ
ey babacığım
إِنِّىٓ
elbette ben
أَخَافُ
korkuyorum
أَن
diye
يَمَسَّكَ
sana dokunacak
عَذَابٌۭ
bir azab
مِّنَ
Rahmandan
ٱلرَّحْمَـٰنِ
the Most Gracious
فَتَكُونَ
o zaman olursun
لِلشَّيْطَـٰنِ
şeytanın
وَلِيًّۭا
dostu

Diyanet İşleri MealiBabacığım! Doğrusu sana Rahman katından bir azabın gelmesinden korkuyorum ki böylece şeytanın dostu olarak kalırsın

Ali BulaçBabacığım, gerçekten ben, sana Rahman tarafından bir azabın dokunacağından korkuyorum, o zaman şeytanın velisi olursun

19:46
قَالَ أَرَاغِبٌ أَنتَ عَنۡ ءَالِهَتِي يَٰٓإِبۡرَٰهِيمُۖ لَئِن لَّمۡ تَنتَهِ لَأَرۡجُمَنَّكَۖ وَٱهۡجُرۡنِي مَلِيࣰّ ا
قَالَ
dedi ki
أَرَاغِبٌ
yüz mü çeviriyorsun?
أَنتَ
sen
عَنْ
benim tanrılarımdan
ءَالِهَتِى
my gods
يَـٰٓإِبْرَٰهِيمُ ۖ
Ey İbrahim
لَئِن
eğer
لَّمْ
vazgeçmezsen
تَنتَهِ
you desist
لَأَرْجُمَنَّكَ ۖ
andolsun seni taşlarım
وَٱهْجُرْنِى
benden ayrıl git'
مَلِيًّۭا
uzun süre

Diyanet İşleri MealiBabası: "Ey İbrahim! Sen benim tanrılarımdan yüz çevirmek mi istiyorsun? Bundan vazgeçmezsen mutlaka seni taşlarım; uzun bir süre benden uzaklaş git." dedi

Ali Bulaç(Babası) Demişti ki: "İbrahim, sen benim ilahlarımdan yüz mü çeviriyorsun? Eğer (bu tutumuna) bir son vermeyecek olursan, andolsun, seni taşa tutarım; uzun bir süre benden uzaklaş, (bir yerlere) git

19:47 📚 1
قَالَ سَلَٰمٌ عَلَيۡكَۖ سَأَسۡتَغۡفِرُ لَكَ رَبِّيٓۖ إِنَّهُۥ كَانَ بِي حَفِيࣰّ ا
قَالَ
dedi
سَلَـٰمٌ
selam
عَلَيْكَ ۖ
sana
سَأَسْتَغْفِرُ
mağfiret dileyeceğim
لَكَ
senin için
رَبِّىٓ ۖ
Rabbimden
إِنَّهُۥ
çünkü O
كَانَ
bana
بِى
to me
حَفِيًّۭا
çok lutufkardır

Diyanet İşleri Mealiİbrahim şöyle cevap verdi: "Sana selam olsun. Senin için Rabbim'den mağfiret dileyeceğim, çünkü O, bana karşı çok lütufkardır

Ali Bulaç(İbrahim:) "Selam üzerine olsun, senin için Rabbimden bağışlanma dileyeceğim, çünkü, O, bana pek lütufkardır" dedi

19:48 📚 1
وَأَعۡتَزِلُكُمۡ وَمَا تَدۡعُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ وَأَدۡعُواْ رَبِّي عَسَىٰٓ أَلَّآ أَكُونَ بِدُعَآءِ رَبِّي شَقِيࣰّ ا
وَأَعْتَزِلُكُمْ
sizden ayrılıyorum
وَمَا
ve
تَدْعُونَ
yalvardıklarınızdan
مِن
başka
دُونِ
besides
ٱللَّهِ
Allah'tan
وَأَدْعُوا۟
ve yalnız yalvarıyorum
رَبِّى
Rabbime
عَسَىٰٓ
umarım ki
أَلَّآ
olmam
أَكُونَ
I will be
بِدُعَآءِ
yalvarmakla
رَبِّى
Rabbime
شَقِيًّۭا
bahtsız

Diyanet İşleri MealiSizi Allah'tan başka taptıklarınızla bırakıp çekilir, Rabbime yalvarırım. Rabbime yalvarışımda mahrum kalmayacağımı umarım

Ali BulaçSizden ve Allah'tan başka taptıklarınızdan kopup-ayrılıyorum ve Rabbime dua ediyorum. Umulur ki, Rabbime dua etmekle mutsuz olmayacağım

19:49 📚 1
فَلَمَّا ٱعۡتَزَلَهُمۡ وَمَا يَعۡبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ وَهَبۡنَا لَهُۥٓ إِسۡحَٰقَ وَيَعۡقُوبَۖ وَكُلࣰّ ا جَعَلۡنَا نَبِيࣰّ ا
فَلَمَّا
ne zaman ki
ٱعْتَزَلَهُمْ
onlardan ayrıldı
وَمَا
ve
يَعْبُدُونَ
onların taptıklarından
مِن
başka
دُونِ
besides Allah
ٱللَّهِ
Allah'tan
وَهَبْنَا
biz armağan ettik
لَهُۥٓ
ona
إِسْحَـٰقَ
İshak'ı
وَيَعْقُوبَ ۖ
ve Ya'kub'u
وَكُلًّۭا
ve hepsini
جَعَلْنَا
yaptık
نَبِيًّۭا
peygamber

Diyanet İşleri Mealiİbrahim onları Allah'tan başka taptıklarıyla başbaşa bırakıp çekilince ona İshak ve Yakub'u bahşettik ve her birini peygamber yaptık

Ali BulaçBöylelikle, onlardan ve Allah'tan başka taptıklarından kopup-ayrılınca ona İshak'ı ve (oğlu) Yakup'u armağan ettik ve her birini peygamber kıldık

19:50
وَوَهَبۡنَا لَهُم مِّن رَّحۡمَتِنَا وَجَعَلۡنَا لَهُمۡ لِسَانَ صِدۡقٍ عَلِيࣰّ ا
وَوَهَبْنَا
ve lutfettik
لَهُم
onlara
مِّن
rahmetimizden
رَّحْمَتِنَا
Our Mercy
وَجَعَلْنَا
ve verdik
لَهُمْ
onlar için
لِسَانَ
dili
صِدْقٍ
bir doğruluk
عَلِيًّۭا
yüce

Diyanet İşleri MealiOnlara rahmetimizden bağışta bulunduk. Onların her dilde üstün şekilde anılmalarını sağladık

Ali BulaçOnlara rahmetimizden armağan(lar) bağışladık ve onlar için yüce bir doğruluk dili verdik

19:51
وَٱذۡكُرۡ فِي ٱلۡكِتَٰبِ مُوسَىٰٓۚ إِنَّهُۥ كَانَ مُخۡلَصࣰ ا وَكَانَ رَسُولࣰ ا نَّبِيࣰّ ا
وَٱذْكُرْ
an
فِى
Kitapta
ٱلْكِتَـٰبِ
the Book
مُوسَىٰٓ ۚ
Musa'yı da
إِنَّهُۥ
çünkü o
كَانَ
idi
مُخْلَصًۭا
içi temiz
وَكَانَ
ve idi
رَسُولًۭا
bir peygamber
نَّبِيًّۭا
nebi

Diyanet İşleri MealiKitap'da Musa'ya dair anlattıklarımızı da an. O seçkin kılınmış bir insan, tarafımızdan gönderilmiş bir peygamberdi

Ali BulaçKitap'ta Musa'yı da zikret. Çünkü o, ihlasa erdirilmiş ve gönderilmiş (Resul) bir peygamberdi

19:52
وَنَٰدَيۡنَٰهُ مِن جَانِبِ ٱلطُّورِ ٱلۡأَيۡمَنِ وَقَرَّبۡنَٰهُ نَجِيࣰّ ا
وَنَـٰدَيْنَـٰهُ
ve ona seslendik
مِن
tarafından
جَانِبِ
(the) side
ٱلطُّورِ
Tur'un
ٱلْأَيْمَنِ
sağ
وَقَرَّبْنَـٰهُ
ve onu yaklaştırdık
نَجِيًّۭا
özel konuşmak için

Diyanet İşleri MealiOna Tur'un sağ yanından seslenmiş ve konuşmak için onu yaklaştırmıştık

Ali BulaçOna, Tur'un sağ yanından seslendik ve onu (kendisiyle) gizlice söyleşmek için yakınlaştırdık

19:53
وَوَهَبۡنَا لَهُۥ مِن رَّحۡمَتِنَآ أَخَاهُ هَٰرُونَ نَبِيࣰّ ا
وَوَهَبْنَا
ve armağan ettik
لَهُۥ
ona
مِن
dolayı
رَّحْمَتِنَآ
acıdığımızdan
أَخَاهُ
kardeşi
هَـٰرُونَ
Harun'u
نَبِيًّۭا
peygamber olarak

Diyanet İşleri MealiRahmetimizden, kardeşi Harun'u bir peygamber olarak ona bağışladık

Ali BulaçOna Rahmetimiz'den kardeşi Harun'u da bir peygamber olarak armağan ettik

19:54 📚 1
وَٱذۡكُرۡ فِي ٱلۡكِتَٰبِ إِسۡمَٰعِيلَۚ إِنَّهُۥ كَانَ صَادِقَ ٱلۡوَعۡدِ وَكَانَ رَسُولࣰ ا نَّبِيࣰّ ا
وَٱذْكُرْ
an
فِى
Kitapta
ٱلْكِتَـٰبِ
the Book
إِسْمَـٰعِيلَ ۚ
İsma'il'i de
إِنَّهُۥ
çünkü o
كَانَ
idi
صَادِقَ
sadık
ٱلْوَعْدِ
sözünde
وَكَانَ
ve idi
رَسُولًۭا
bir peygamber
نَّبِيًّۭا
nebi

Diyanet İşleri MealiKitap'da İsmail'e dair anlattıklarımızı da an. Çünkü o sözünde doğru bir kimse idi, tarafımızdan gönderilmiş bir peygamberdi

Ali BulaçKitap'ta İsmail'i de zikret. Çünkü o, va'dinde doğruydu ve gönderilmiş (Resul) bir peygamberdi

19:55
وَكَانَ يَأۡمُرُ أَهۡلَهُۥ بِٱلصَّلَوٰةِ وَٱلزَّكَوٰةِ وَكَانَ عِندَ رَبِّهِۦ مَرۡضِيࣰّ ا
وَكَانَ
ve
يَأْمُرُ
emrederdi
أَهْلَهُۥ
halkına
بِٱلصَّلَوٰةِ
namaz kılmayı
وَٱلزَّكَوٰةِ
zekat vermeyi
وَكَانَ
ve idi
عِندَ
yanında
رَبِّهِۦ
Rabbi
مَرْضِيًّۭا
beğenilmişlerden

Diyanet İşleri MealiÇevresinde bulunanlara namaz kılmalarını, zekat vermelerini emrederdi. Rabbinin katında hoşnutluğa ermişti

Ali BulaçHalkına, namazı ve zekatı emrediyordu ve o, Rabbi Katında kendisinden razı olunan (bir insan)dı

19:56
وَٱذۡكُرۡ فِي ٱلۡكِتَٰبِ إِدۡرِيسَۚ إِنَّهُۥ كَانَ صِدِّيقࣰ ا نَّبِيࣰّ ا
وَٱذْكُرْ
ve an
فِى
Kitapta
ٱلْكِتَـٰبِ
the Book
إِدْرِيسَ ۚ
İdris'i de
إِنَّهُۥ
çünkü o
كَانَ
idi
صِدِّيقًۭا
çok doğru
نَّبِيًّۭا
bir peygamber

Diyanet İşleri MealiKitap'da İdris'i de zikret, çünkü o dosdoğru bir peygamberdi

Ali BulaçKitap'ta İdris'i de zikret. Çünkü o, doğru olan bir peygamberdi

19:57 📚 1
وَرَفَعۡنَٰهُ مَكَانًا عَلِيًّا
وَرَفَعْنَـٰهُ
onu yükseltmiştik
مَكَانًا
bir yere
عَلِيًّا
yüce

Diyanet İşleri MealiBiz onu yüce bir yere yükselttik

Ali BulaçBiz onu yüce bir mekan (makam)a yükseltmiştik

19:58 📚 1
أُوْلَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ أَنۡعَمَ ٱللَّهُ عَلَيۡهِم مِّنَ ٱلنَّبِيِّـۧنَ مِن ذُرِّيَّةِ ءَادَمَ وَمِمَّنۡ حَمَلۡنَا مَعَ نُوحࣲ وَمِن ذُرِّيَّةِ إِبۡرَٰهِيمَ وَإِسۡرَٰٓءِيلَ وَمِمَّنۡ هَدَيۡنَا وَٱجۡتَبَيۡنَآۚ إِذَا تُتۡلَىٰ عَلَيۡهِمۡ ءَايَٰتُ ٱلرَّحۡمَٰنِ خَرُّواْۤ سُجَّدࣰ اۤ وَبُكِيࣰّ ا۩
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte bunlar
ٱلَّذِينَ
kimselerdir
أَنْعَمَ
ni'met verdiği
ٱللَّهُ
Allah'ın
عَلَيْهِم
kendilerine
مِّنَ
peygamberlerden
ٱلنَّبِيِّـۧنَ
the Prophets
مِن
neslinden
ذُرِّيَّةِ
(the) offspring
ءَادَمَ
Adem
وَمِمَّنْ
ve kimselerdendir
حَمَلْنَا
taşıdıklarımız
مَعَ
ile beraber
نُوحٍۢ
Nuh
وَمِن
ve
ذُرِّيَّةِ
neslindendir
إِبْرَٰهِيمَ
İbrahim
وَإِسْرَٰٓءِيلَ
ve İsrail (Ya'kub)
وَمِمَّنْ
ve kimselerdendir
هَدَيْنَا
yol gösterdiğimiz
وَٱجْتَبَيْنَآ ۚ
ve seçtiğimiz
إِذَا
zaman
تُتْلَىٰ
okunduğu
عَلَيْهِمْ
onlara
ءَايَـٰتُ
ayetleri
ٱلرَّحْمَـٰنِ
Rahman'ın
خَرُّوا۟
kapanırlardı
سُجَّدًۭا
secdeye
وَبُكِيًّۭا ۩
ağlayarak

Diyanet İşleri Mealiİşte bunlar Allah'ın kendilerine nimetler sunduğu peygamberler; Adem'in soyundan, Nuh ile beraber taşıdıklarımızdan; İbrahim ve İsmail'in neslinden ve doğru yola erdirdiğimizden, seçip beğendiklerimizdendirler. Rahman'ın ayetleri onlara okunduğu zaman ağlayarak secdeye kapanırlardı

Ali Bulaçİşte bunlar; kendilerine Allah'ın nimet verdiği peygamberlerdendir; Adem'in soyundan, Nuh ile birlikte taşıdıklarımız (insan nesillerin)den, İbrahim ve İsrail (Yakup)in soyundan, doğru yola eriştirdiklerimizden ve seçtiklerimizdendirler. Onlara Rahman (olan Allah')ın ayetleri okunduğunda, ağlayarak secdeye kapanırlar

19:59 📚 4
۞فَخَلَفَ مِنۢ بَعۡدِهِمۡ خَلۡفٌ أَضَاعُواْ ٱلصَّلَوٰةَ وَٱتَّبَعُواْ ٱلشَّهَوَٰتِۖ فَسَوۡفَ يَلۡقَوۡنَ غَيًّا
۞ فَخَلَفَ
yerlerine geldi
مِنۢ
onlardan sonra
بَعْدِهِمْ
after them
خَلْفٌ
öyle bir nesil
أَضَاعُوا۟
onlar zayi ettiler
ٱلصَّلَوٰةَ
namazı
وَٱتَّبَعُوا۟
ve uydular
ٱلشَّهَوَٰتِ ۖ
şehvetlerine
فَسَوْفَ
yakında
يَلْقَوْنَ
onlar bulacaklardır
غَيًّا
kötülük

Diyanet İşleri MealiOnların ardından, namazı bırakan, şehvetlerine uyan bir nesil geldi. İşte bunlar azgınlıklarının karşılığını göreceklerdir

Ali BulaçSonra onların arkasından öyle nesiller türedi ki, namaz (kılma duyarlılığın)ı kaybettiler ve şehvetlerine kapılıp-uydular. Böylece bunlar azgınlıklarının cezasıyla karşılaşacaklardır

19:60
إِلَّا مَن تَابَ وَءَامَنَ وَعَمِلَ صَٰلِحࣰ ا فَأُوْلَٰٓئِكَ يَدۡخُلُونَ ٱلۡجَنَّةَ وَلَا يُظۡلَمُونَ شَيۡـࣰٔ ا
إِلَّا
ancak
مَن
kimseler
تَابَ
tevbe eden
وَءَامَنَ
ve inananlar
وَعَمِلَ
ve yapanlar
صَـٰلِحًۭا
iyi işler
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
يَدْخُلُونَ
girecekler
ٱلْجَنَّةَ
cennete
وَلَا
ve
يُظْلَمُونَ
haksızlığa uğratılmayacaklardır
شَيْـًۭٔا
hiç

Diyanet İşleri MealiAncak tevbe eden, inanıp yararlı iş yapanlar bunun dışındadır. Bunlar hiçbir haksızlığa uğratılmadan, Rahman'ın kullarına gaybde vadettiği cennete, Adn cennetlerine gireceklerdir. Şüphesiz, O'nun sözü yerini bulacaktır

Ali BulaçAncak tevbe eden, iman eden ve salih amellerde bulunanlar (onların dışındadır); işte bunlar, cennete girecekler ve hiçbir şeyle zulme uğratılmayacaklar

19:61
جَنَّٰتِ عَدۡنٍ ٱلَّتِي وَعَدَ ٱلرَّحۡمَٰنُ عِبَادَهُۥ بِٱلۡغَيۡبِۚ إِنَّهُۥ كَانَ وَعۡدُهُۥ مَأۡتِيࣰّ ا
جَنَّـٰتِ
cennetleri(ne gireceklerdir)
عَدْنٍ
Adn
ٱلَّتِى
va'dettiği
وَعَدَ
promised
ٱلرَّحْمَـٰنُ
Rahman'ın
عِبَادَهُۥ
kullarına
بِٱلْغَيْبِ ۚ
gıyaben
إِنَّهُۥ
şüphesiz O'nun
كَانَ
va'di
وَعْدُهُۥ
His promise
مَأْتِيًّۭا
yerine gelecektir

Diyanet İşleri MealiAncak tevbe eden, inanıp yararlı iş yapanlar bunun dışındadır. Bunlar hiçbir haksızlığa uğratılmadan, Rahman'ın kullarına gaybde vadettiği cennete, Adn cennetlerine gireceklerdir. Şüphesiz, O'nun sözü yerini bulacaktır

Ali BulaçAdn cennetleri (onlarındır) ki, Rahman (olan Allah, onu) Kendi kullarına gaybtan vadetmiştir. Şüphesiz O'nun va'di yerine gelecektir

19:62
لَّا يَسۡمَعُونَ فِيهَا لَغۡوًا إِلَّا سَلَٰمࣰ اۖ وَلَهُمۡ رِزۡقُهُمۡ فِيهَا بُكۡرَةࣰ وَعَشِيࣰّ ا
لَّا
işitmezler
يَسْمَعُونَ
they will hear
فِيهَا
orada
لَغْوًا
boş söz
إِلَّا
yalnızca
سَلَـٰمًۭا ۖ
selam
وَلَهُمْ
ve hazırdır
رِزْقُهُمْ
rızıkları da
فِيهَا
orada
بُكْرَةًۭ
sabah
وَعَشِيًّۭا
ve akşam

Diyanet İşleri MealiOrada boş sözler değil sadece esenlik veren sözler işitirler. Orada rızıklarını sabah akşam hazır bulurlar

Ali BulaçOnda ‘boş bir söz’ işitmezler; sadece selam (ı işitirler). Sabah akşam, onların rızıkları orda (bulunmakta)dır

19:63
تِلۡكَ ٱلۡجَنَّةُ ٱلَّتِي نُورِثُ مِنۡ عِبَادِنَا مَن كَانَ تَقِيࣰّ ا
تِلْكَ
işte budur
ٱلْجَنَّةُ
cennet
ٱلَّتِى
vereceğimiz
نُورِثُ
We give (as) inheritance
مِنْ
kullarımızdan
عِبَادِنَا
Our slaves
مَن
korunanlara
كَانَ
is
تَقِيًّۭا
righteous

Diyanet İşleri MealiKullarımızdan Allah'a karşı gelmekten sakınanları mirasçı kılacağımız Cennet işte budur

Ali BulaçO cennet; Biz, kullarımızdan takva sahibi olanları (ona) varisçi kılacağız

19:64 📚 5
وَمَا نَتَنَزَّلُ إِلَّا بِأَمۡرِ رَبِّكَۖ لَهُۥ مَا بَيۡنَ أَيۡدِينَا وَمَا خَلۡفَنَا وَمَا بَيۡنَ ذَٰلِكَۚ وَمَا كَانَ رَبُّكَ نَسِيࣰّ ا
وَمَا
ve
نَتَنَزَّلُ
biz inmeyiz
إِلَّا
dışında
بِأَمْرِ
emri
رَبِّكَ ۖ
Rabbinin
لَهُۥ
O'na aittir
مَا
olan herşey
بَيْنَ
önümüzde
أَيْدِينَا
(is) before us
وَمَا
ve olan
خَلْفَنَا
arkamızda
وَمَا
ve olan
بَيْنَ
arasında
ذَٰلِكَ ۚ
bunlar
وَمَا
asla değildir
كَانَ
Rabbin
رَبُّكَ
your Lord
نَسِيًّۭا
unutkan

Diyanet İşleri MealiCebrail: "Biz ancak Rabbinin buyruğu ile ineriz, geçmişimizi geleceğimizi ve ikisinin arasındakileri bilmek O'na mahsustur. Rabbin unutkan değildir

Ali BulaçBiz (elçiler) ancak Rabbiniz emriyle ineriz. Önümüzde, ardımızda ve bunlar arasında olan herşey O'nundur. Senin Rabbin kesinlikle unutkan değildir

19:65
رَّبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَمَا بَيۡنَهُمَا فَٱعۡبُدۡهُ وَٱصۡطَبِرۡ لِعِبَٰدَتِهِۦۚ هَلۡ تَعۡلَمُ لَهُۥ سَمِيࣰّ ا
رَّبُّ
Rabbidir
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerin
وَٱلْأَرْضِ
yerin
وَمَا
ve şeylerin
بَيْنَهُمَا
bunlar arasında bulunan
فَٱعْبُدْهُ
O'na kulluk et
وَٱصْطَبِرْ
ve sabret
لِعِبَـٰدَتِهِۦ ۚ
O'na kullukta
هَلْ
biliyormusun?
تَعْلَمُ
you know
لَهُۥ
O'nun
سَمِيًّۭا
adaşını

Diyanet İşleri MealiO, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir. Öyleyse Ona ibadette sabırlı ol. Hiç O'na benzeyen bir şey bilir misin

Ali BulaçGöklerin, yerin ve her ikisi arasındakilerin Rabbidir; şu halde O'na ibadet et ve O'na ibadette kararlı ol. Hiç O'nun adaşı olan birini biliyor musun

19:66
وَيَقُولُ ٱلۡإِنسَٰنُ أَءِذَا مَا مِتُّ لَسَوۡفَ أُخۡرَجُ حَيًّا
وَيَقُولُ
ve diyor ki
ٱلْإِنسَـٰنُ
insan
أَءِذَا
zaman mı?
مَا
öldüğüm
مِتُّ
I am dead
لَسَوْفَ
muhakkak
أُخْرَجُ
çıkarılacağım
حَيًّا
diri olarak

Diyanet İşleri Mealiİnsan: "Ben öldüğümde mi diriltileceğim?" der

Ali Bulaçİnsan demektedir ki: "Ben öldükten sonra mı, gerçekten diri olarak çıkarılacağım

19:67
أَوَلَا يَذۡكُرُ ٱلۡإِنسَٰنُ أَنَّا خَلَقۡنَٰهُ مِن قَبۡلُ وَلَمۡ يَكُ شَيۡـࣰٔ ا
أَوَلَا
düşünmüyor mu?
يَذْكُرُ
remember
ٱلْإِنسَـٰنُ
insan
أَنَّا
bizim
خَلَقْنَـٰهُ
onu yarattığımızı
مِن
önceden
قَبْلُ
before
وَلَمْ
ve
يَكُ
değilken
شَيْـًۭٔا
hiçbir şey

Diyanet İşleri MealiBu insan kendisi önceden bir şey değilken onu yaratmış olduğumuzu hatırlamaz mi

Ali Bulaçİnsan önceden, hiçbir şey değilken, gerçekten Bizim onu yaratmış bulunduğumuzu (hiç) düşünmüyor mu

19:68
فَوَرَبِّكَ لَنَحۡشُرَنَّهُمۡ وَٱلشَّيَٰطِينَ ثُمَّ لَنُحۡضِرَنَّهُمۡ حَوۡلَ جَهَنَّمَ جِثِيࣰّ ا
فَوَرَبِّكَ
Rabbine andolsun ki
لَنَحْشُرَنَّهُمْ
onları mutlaka toplayacağız
وَٱلشَّيَـٰطِينَ
ve şeytanları
ثُمَّ
sonra
لَنُحْضِرَنَّهُمْ
onları bulunduracağız
حَوْلَ
çevresinde
جَهَنَّمَ
cehennemin
جِثِيًّۭا
diz çökmüş vaziyette

Diyanet İşleri MealiRabbine and olsun ki Biz onları mutlaka uydukları şeytanlarla beraber haşredeceğiz. Sonra cehennemin yanında diz çöktürerek hazır bulunduracağız

Ali BulaçAndolsun Rabbine, Biz onları da, şeytanları da mutlaka haşredeceğiz, sonra onları cehennemin çevresinde diz üstü çökmüş olarak hazır bulunduracağız

19:69 📚 3
ثُمَّ لَنَنزِعَنَّ مِن كُلِّ شِيعَةٍ أَيُّهُمۡ أَشَدُّ عَلَى ٱلرَّحۡمَٰنِ عِتِيࣰّ ا
ثُمَّ
sonra
لَنَنزِعَنَّ
ayıracağız
مِن
her
كُلِّ
every
شِيعَةٍ
milletten
أَيُّهُمْ
hangisinin
أَشَدُّ
en çok
عَلَى
karşı
ٱلرَّحْمَـٰنِ
Rahman'a
عِتِيًّۭا
isyan edeni

Diyanet İşleri MealiSonra her toplumdan Rahman'a en çok kimin baş kaldırdığını ortaya koyacağız

Ali BulaçSonra, her bir gruptan Rahman (olan Allah)a karşı azgınlık göstermek bakımından en şiddetli olanını ayıracağız

19:70
ثُمَّ لَنَحۡنُ أَعۡلَمُ بِٱلَّذِينَ هُمۡ أَوۡلَىٰ بِهَا صِلِيࣰّ ا
ثُمَّ
sonra
لَنَحْنُ
elbette biz
أَعْلَمُ
daha iyi biliriz
بِٱلَّذِينَ
kimlerin
هُمْ
onlar
أَوْلَىٰ
uygun olduğunu
بِهَا
oraya
صِلِيًّۭا
girmeğe

Diyanet İşleri MealiCehenneme girmeye en layık olanları Biz biliriz

Ali BulaçSonra Biz ona (cehenneme) girmeye kimlerin en çok uygun olduğunu daha iyi biliriz

19:71 📚 14
وَإِن مِّنكُمۡ إِلَّا وَارِدُهَاۚ كَانَ عَلَىٰ رَبِّكَ حَتۡمࣰ ا مَّقۡضِيࣰّ ا
وَإِن
ve yoktur
مِّنكُمْ
içinizden
إِلَّا
hiç kimse
وَارِدُهَا ۚ
oraya gitmeyecek
كَانَ
(bu)
عَلَىٰ
üzerine
رَبِّكَ
Rabbinin
حَتْمًۭا
bir borçtur
مَّقْضِيًّۭا
kesin

Diyanet İşleri MealiSizden cehenneme uğramayacak yoktur. Bu, Rabbinin yapmayı üzerine aldığı kesinleşmiş bir hükümdür

Ali BulaçSizden ona girmeyecek hiç kimse yoktur. Bu, Rabbinin kesin olarak üzerine aldığı bir karardır

19:72
ثُمَّ نُنَجِّي ٱلَّذِينَ ٱتَّقَواْ وَّنَذَرُ ٱلظَّٰلِمِينَ فِيهَا جِثِيࣰّ ا
ثُمَّ
sonra
نُنَجِّى
kurtarırız
ٱلَّذِينَ
kimseleri
ٱتَّقَوا۟
muttakileri (sakınanları)
وَّنَذَرُ
ve bırakırız
ٱلظَّـٰلِمِينَ
zalimleri
فِيهَا
orada
جِثِيًّۭا
diz üstü çökmüş olarak

Diyanet İşleri MealiSonra Biz Allah'a karşı gelmekten sakınmış olanları kurtarır, zalimleri de orada diz üstü çökmüş olarak bırakırız

Ali BulaçSonra, takva sahiplerini kurtarırız ve zulmedenleri diz üstü çökmüş olarak bırakıveririz

19:73
وَإِذَا تُتۡلَىٰ عَلَيۡهِمۡ ءَايَٰتُنَا بَيِّنَٰتࣲ قَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لِلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ أَيُّ ٱلۡفَرِيقَيۡنِ خَيۡرࣱ مَّقَامࣰ ا وَأَحۡسَنُ نَدِيࣰّ ا
وَإِذَا
ve zaman
تُتْلَىٰ
okunduğu
عَلَيْهِمْ
onlara
ءَايَـٰتُنَا
ayetlerimiz
بَيِّنَـٰتٍۢ
açık açık
قَالَ
derler
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوا۟
inkar edenler
لِلَّذِينَ
kimseler için
ءَامَنُوٓا۟
inanan(lar)
أَىُّ
hangisinin
ٱلْفَرِيقَيْنِ
iki topluluktan
خَيْرٌۭ
daha hayırlıdır
مَّقَامًۭا
makamı
وَأَحْسَنُ
ve daha güzeldir?
نَدِيًّۭا
meclisi (mevkii)

Diyanet İşleri MealiAyetlerimiz kendilerine apaçık okunduğu zaman inkar edenler inananlara: "Bu iki takımın hangisinin makamı daha iyi ve yeri daha güzeldir?" derler

Ali BulaçOnlara apaçık ayetlerimiz okunduğunda, o inkar edenler, iman edenlere derler ki: "İki gruptan hangisi, makam bakımından daha iyi, topluluk bakımından daha güzeldir

19:74
وَكَمۡ أَهۡلَكۡنَا قَبۡلَهُم مِّن قَرۡنٍ هُمۡ أَحۡسَنُ أَثَٰثࣰ ا وَرِءۡيࣰ ا
وَكَمْ
ve nice
أَهْلَكْنَا
helak ettik
قَبْلَهُم
onlardan önce
مِّن
nesiller
قَرْنٍ
a generation
هُمْ
onlar
أَحْسَنُ
daha güzeldi
أَثَـٰثًۭا
eşyaca
وَرِءْيًۭا
ve gösterişce

Diyanet İşleri MealiOnlardan önce nice nesilleri yok ettik ki, onlar varlıkça ve gösterişçe bunlardan daha üstündüler

Ali BulaçOnlardan önce nice insan- nesillerini yıkıma uğrattık, onlar mal (giyim, kuşam ve tefriş) bakımından da, gösteriş bakımından da daha güzeldiler

19:75
قُلۡ مَن كَانَ فِي ٱلضَّلَٰلَةِ فَلۡيَمۡدُدۡ لَهُ ٱلرَّحۡمَٰنُ مَدًّاۚ حَتَّىٰٓ إِذَا رَأَوۡاْ مَا يُوعَدُونَ إِمَّا ٱلۡعَذَابَ وَإِمَّا ٱلسَّاعَةَ فَسَيَعۡلَمُونَ مَنۡ هُوَ شَرࣱّ مَّكَانࣰ ا وَأَضۡعَفُ جُندࣰ ا
قُلْ
de ki
مَن
kim
كَانَ
ise
فِى
içinde
ٱلضَّلَـٰلَةِ
sapıklık
فَلْيَمْدُدْ
süre versin
لَهُ
ona
ٱلرَّحْمَـٰنُ
Rahman
مَدًّا ۚ
bi süre
حَتَّىٰٓ
nihayet;
إِذَا
zaman
رَأَوْا۟
gördükleri
مَا
şeyleri
يُوعَدُونَ
va'dedildikleri
إِمَّا
ya
ٱلْعَذَابَ
azabı
وَإِمَّا
veya
ٱلسَّاعَةَ
(duruşma) sa'ati(ni)
فَسَيَعْلَمُونَ
bileceklerdir
مَنْ
kimin
هُوَ
o
شَرٌّۭ
daha kötüdür
مَّكَانًۭا
mekanı
وَأَضْعَفُ
ve daha zayıftır
جُندًۭا
adamları

Diyanet İşleri MealiDe ki: "Sapıklıkta olanı Rahman ne kadar ertelese bile, sonunda tehdit edildikleri azabı ya da kıyamet gününü gördükleri zaman onlar kimin yerinin daha kötü ve taraftarlarının daha güçsüz olduğunu bilecektir

Ali BulaçDe ki: "Kim sapıklık içindeyse, Rahman (olan Allah), ona süre tanıdıkça tanır; kendilerine va'dedileni -ya azabı veya kıyamet saatini- gördükleri zaman artık kimin yeri (makam, mevki) daha kötü, kimin askeri- gücü daha zayıfmış, öğreneceklerdir

19:76
وَيَزِيدُ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ ٱهۡتَدَوۡاْ هُدࣰ ىۗ وَٱلۡبَٰقِيَٰتُ ٱلصَّٰلِحَٰتُ خَيۡرٌ عِندَ رَبِّكَ ثَوَابࣰ ا وَخَيۡرࣱ مَّرَدًّا
وَيَزِيدُ
ve artırır
ٱللَّهُ
Allah
ٱلَّذِينَ
kimselerin
ٱهْتَدَوْا۟
yola gelen(lerin)
هُدًۭى ۗ
hidayetini
وَٱلْبَـٰقِيَـٰتُ
ve kalıcı olan
ٱلصَّـٰلِحَـٰتُ
yararlı işler
خَيْرٌ
daha hayırlıdır
عِندَ
yanında
رَبِّكَ
Rabbinin
ثَوَابًۭا
mükafat bakımından
وَخَيْرٌۭ
ve daha iyidir
مَّرَدًّا
varılacak yer bakımından

Diyanet İşleri MealiAllah doğru yolda olanların doğruluğunu artırır. Baki kalacak yararlı işler Rabbinin katında sevap olarak da daha iyidir, sonuç olarak da daha iyidir

Ali BulaçAllah, hidayet bulanlara hidayeti arttırır. Sürekli olan salih davranışlar, Rabbinin Katında sevap bakımından daha hayırlı, varılacak sonuç bakımından da daha hayırlıdır

19:77
أَفَرَءَيۡتَ ٱلَّذِي كَفَرَ بِـَٔايَٰتِنَا وَقَالَ لَأُوتَيَنَّ مَالࣰ ا وَوَلَدًا
أَفَرَءَيْتَ
gördün mü?
ٱلَّذِى
kimseleri
كَفَرَ
inkar eden(leri)
بِـَٔايَـٰتِنَا
ayetlerimizi
وَقَالَ
ve diyeni
لَأُوتَيَنَّ
bana verilecek
مَالًۭا
mal
وَوَلَدًا
ve evlad

Diyanet İşleri MealiAyetlerimizi inkar eden ve "bana elbette mal ve çocuk verilecektir" diyeni gördün mu

Ali BulaçAyetlerimizi inkar edip, bana: "Elbette mal ve çocuklar verilecektir" diyeni gördün mü

19:78 📚 3
أَطَّلَعَ ٱلۡغَيۡبَ أَمِ ٱتَّخَذَ عِندَ ٱلرَّحۡمَٰنِ عَهۡدࣰ ا
أَطَّلَعَ
bildi mi?
ٱلْغَيْبَ
gaybı
أَمِ
yoksa
ٱتَّخَذَ
aldı mı?
عِندَ
huzurunda
ٱلرَّحْمَـٰنِ
Rahman'ın
عَهْدًۭا
bir söz

Diyanet İşleri MealiO görülmeyeni mi biliyor, yoksa Rahman katından bir söz mü almıştır

Ali BulaçO, gayba mı tanık oldu, yoksa Rahman (olan Allah)ın Katında(n) bir ahid mi aldı

19:79
كَلَّاۚ سَنَكۡتُبُ مَا يَقُولُ وَنَمُدُّ لَهُۥ مِنَ ٱلۡعَذَابِ مَدࣰّ ا
كَلَّا ۚ
hayır
سَنَكْتُبُ
biz yazacağız
مَا
şeyi
يَقُولُ
onun dediği
وَنَمُدُّ
ve uzatacağız
لَهُۥ
onun için
مِنَ
azabı
ٱلْعَذَابِ
the punishment
مَدًّۭا
uzattıkça

Diyanet İşleri MealiHayır, söylediğini yazacağız ve onun azabını uzattıkça uzatacağız

Ali BulaçAsla; demekte olduğunu yazacağız ve onun için azapta(n) da süre tanıdıkça tanıyacağız

19:80
وَنَرِثُهُۥ مَا يَقُولُ وَيَأۡتِينَا فَرۡدࣰ ا
وَنَرِثُهُۥ
ve varis olacağız
مَا
şeye
يَقُولُ
dediği
وَيَأْتِينَا
ve o bize gelecek
فَرْدًۭا
tek başına

Diyanet İşleri MealiBahsettikleri şeyler Bize kalacaktır, kendisi Bize tek olarak gelecektir

Ali BulaçOnun söylemekte olduğuna Biz mirasçı olacağız; o Bize, 'yapayalnız tek başına' gelecektir

19:81
وَٱتَّخَذُواْ مِن دُونِ ٱللَّهِ ءَالِهَةࣰ لِّيَكُونُواْ لَهُمۡ عِزࣰّ ا
وَٱتَّخَذُوا۟
ve edindiler
مِن
başka
دُونِ
besides Allah
ٱللَّهِ
Allah'tan
ءَالِهَةًۭ
tanrılar
لِّيَكُونُوا۟
olsun diye
لَهُمْ
kendilerine
عِزًّۭا
itibar

Diyanet İşleri MealiOnlar kendilerine kuvvet ve şeref kazandırsın diye, Allah'ı bırakarak tanrılar edindiler

Ali BulaçKendilerine güç (izzet) sağlasınlar diye, Allah'tan başka ilahlar edindiler

19:82
كَلَّاۚ سَيَكۡفُرُونَ بِعِبَادَتِهِمۡ وَيَكُونُونَ عَلَيۡهِمۡ ضِدًّا
كَلَّا ۚ
hayır
سَيَكْفُرُونَ
inkar edecekler
بِعِبَادَتِهِمْ
bunların tapmalarını
وَيَكُونُونَ
ve olacaklardır
عَلَيْهِمْ
bunlara
ضِدًّا
zıd

Diyanet İşleri MealiHayır, tanrıları kendilerinin ibadetlerini inkar edecekler ve onlara düşman olacaklardır

Ali BulaçHayır; (o yalancı ilahlar) onların tapınışlarını inkar edecekler ve onlara karşı çelişkiye düşecekler

19:83
أَلَمۡ تَرَ أَنَّآ أَرۡسَلۡنَا ٱلشَّيَٰطِينَ عَلَى ٱلۡكَٰفِرِينَ تَؤُزُّهُمۡ أَزࣰّ ا
أَلَمْ
görmedin mi?
تَرَ
you see
أَنَّآ
biz
أَرْسَلْنَا
gönderdik
ٱلشَّيَـٰطِينَ
şeytanları
عَلَى
üzerine
ٱلْكَـٰفِرِينَ
kafirler
تَؤُزُّهُمْ
onları kışkırtıyorlar
أَزًّۭا
kışkırttıkça

Diyanet İşleri MealiKafirlerin üzerine onları kışkırtan şeytanlar gönderdiğimizi bilmiyor musun

Ali BulaçGörmedin mi, Biz gerçekten şeytanları, kafirlerin üzerine gönderdik, onları tahrik edip kışkırtıyorlar

19:84
فَلَا تَعۡجَلۡ عَلَيۡهِمۡۖ إِنَّمَا نَعُدُّ لَهُمۡ عَدࣰّ ا
فَلَا
asla
تَعْجَلْ
acele etme
عَلَيْهِمْ ۖ
onlar hakkında
إِنَّمَا
elbette
نَعُدُّ
biz sayıyoruz
لَهُمْ
onlar için
عَدًّۭا
saydıkça

Diyanet İşleri MealiÖyleyse onların acele yok olmalarını isteme. Biz onların günlerini saydıkça sayıyoruz

Ali BulaçOnlara karşı acele davranma; Biz onlar için ancak saydıkça sayıyoruz

19:85
يَوۡمَ نَحۡشُرُ ٱلۡمُتَّقِينَ إِلَى ٱلرَّحۡمَٰنِ وَفۡدࣰ ا
يَوْمَ
o gün
نَحْشُرُ
toplayacağız
ٱلْمُتَّقِينَ
muttakileri (sakınanları)
إِلَى
huzurunda
ٱلرَّحْمَـٰنِ
Rahmanın
وَفْدًۭا
konuk olarak

Diyanet İşleri Mealisakınanları o gün Rahman'ın huzurunda O'na gelmiş konuklar olarak toplarız, suçluları suya götürür gibi cehenneme süreriz

Ali BulaçTakva sahiplerini bir heyet halinde Rahman (olan Allah'ın huzurun)a toplayacağımız gün

19:86
وَنَسُوقُ ٱلۡمُجۡرِمِينَ إِلَىٰ جَهَنَّمَ وِرۡدࣰ ا
وَنَسُوقُ
ve süreceğiz
ٱلْمُجْرِمِينَ
suçluları da
إِلَىٰ
cehenneme
جَهَنَّمَ
Hell
وِرْدًۭا
yaya ve susuz olarak

Diyanet İşleri Mealisakınanları o gün Rahman'ın huzurunda O'na gelmiş konuklar olarak toplarız, suçluları suya götürür gibi cehenneme süreriz

Ali BulaçSuçlu-günahkarları susamışlar olarak cehenneme süreceğiz

19:87
لَّا يَمۡلِكُونَ ٱلشَّفَٰعَةَ إِلَّا مَنِ ٱتَّخَذَ عِندَ ٱلرَّحۡمَٰنِ عَهۡدࣰ ا
لَّا
asla
يَمْلِكُونَ
güçleri yetmeyecektir
ٱلشَّفَـٰعَةَ
şefa'ate
إِلَّا
dışındakilerin
مَنِ
kimselerin
ٱتَّخَذَ
alan
عِندَ
huzurunda
ٱلرَّحْمَـٰنِ
Rahman'ın
عَهْدًۭا
söz

Diyanet İşleri MealiRahman'ın katında bir ahd almış olandan başkası asla şefaatte bulunamıyacaktır

Ali BulaçRahmanın Katında ahid almışların dışında (onlar) şefaate malik olmayacaklardır

19:88
وَقَالُواْ ٱتَّخَذَ ٱلرَّحۡمَٰنُ وَلَدࣰ ا
وَقَالُوا۟
ve dediler
ٱتَّخَذَ
edindi
ٱلرَّحْمَـٰنُ
Rahman
وَلَدًۭا
çocuk

Diyanet İşleri MealiBazı kimseler: "Rahman çocuk edindi" dediler

Ali BulaçRahman çocuk edinmiştir" dediler

19:89
لَّقَدۡ جِئۡتُمۡ شَيۡـًٔا إِدࣰّ ا
لَّقَدْ
andolsun ki
جِئْتُمْ
siz bulundunuz
شَيْـًٔا
bir şeyde (cür'ette)
إِدًّۭا
pek kötü

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, ortaya pek kötü bir şey attınız

Ali BulaçAndolsun, siz oldukça çirkin bir cesarette bulunup-geldiniz

19:90 📚 2
تَكَادُ ٱلسَّمَٰوَٰتُ يَتَفَطَّرۡنَ مِنۡهُ وَتَنشَقُّ ٱلۡأَرۡضُ وَتَخِرُّ ٱلۡجِبَالُ هَدًّا
تَكَادُ
neredeyse
ٱلسَّمَـٰوَٰتُ
gökler
يَتَفَطَّرْنَ
çatlayacak
مِنْهُ
ondan dolayı
وَتَنشَقُّ
ve yarılacak
ٱلْأَرْضُ
yer
وَتَخِرُّ
ve dağılacak
ٱلْجِبَالُ
dağlar
هَدًّا
yıkılıp

Diyanet İşleri MealiRahman'a çocuk isnat etmelerinden ötürü neredeyse gökler parçalanacak, yer yarılacak, dağlar göçecekti

Ali BulaçNeredeyse bundan dolayı, gökler paramparça olacak, yer çatlayacak ve dağlar yıkılıp göçüverecekti

19:91
أَن دَعَوۡاْ لِلرَّحۡمَٰنِ وَلَدࣰ ا
أَن
iddia etmelerinden
دَعَوْا۟
they invoke
لِلرَّحْمَـٰنِ
Rahman için
وَلَدًۭا
çocuk

Diyanet İşleri MealiRahman'a çocuk isnat etmelerinden ötürü neredeyse gökler parçalanacak, yer yarılacak, dağlar göçecekti

Ali BulaçRahman adına çocuk öne sürdüklerinden (ötürü bunlar olacaktı)

19:92
وَمَا يَنۢبَغِي لِلرَّحۡمَٰنِ أَن يَتَّخِذَ وَلَدًا
وَمَا
ve
يَنۢبَغِى
yakışmaz
لِلرَّحْمَـٰنِ
Rahman'a
أَن
edinmek
يَتَّخِذَ
He should take
وَلَدًا
çocuk

Diyanet İşleri MealiOysa Rahman'a çocuk edinmek yaraşmaz, çünkü göklerde ve yerde olan her şey Rahman'a baş eğmiş kul olarak gelecektir

Ali BulaçRahman (olan Allah)a çocuk edinmek yaraşmaz

19:93
إِن كُلُّ مَن فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ إِلَّآ ءَاتِي ٱلرَّحۡمَٰنِ عَبۡدࣰ ا
إِن
hepsi
كُلُّ
all
مَن
kimselerin
فِى
bulunan
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerde
وَٱلْأَرْضِ
ve yerde
إِلَّآ
ancak
ءَاتِى
gelecektir
ٱلرَّحْمَـٰنِ
Rahman'a
عَبْدًۭا
kul olarak

Diyanet İşleri MealiOysa Rahman'a çocuk edinmek yaraşmaz, çünkü göklerde ve yerde olan her şey Rahman'a baş eğmiş kul olarak gelecektir

Ali BulaçGöklerde ve yerde olan (herkesin ve herşeyin) tümü Rahman (olan Allah)a, yalnızca kul olarak gelecektir

19:94
لَّقَدۡ أَحۡصَىٰهُمۡ وَعَدَّهُمۡ عَدࣰّ ا
لَّقَدْ
muhakkak
أَحْصَىٰهُمْ
onları kuşatmış
وَعَدَّهُمْ
ve onları saymıştır
عَدًّۭا
bir bir

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki onların adedini bilmiş ve teker teker saymıştır

Ali BulaçAndolsun, onların tümünü kuşatmış ve onları sayı olarak saymış bulunmaktadır

19:95
وَكُلُّهُمۡ ءَاتِيهِ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ فَرۡدًا
وَكُلُّهُمْ
ve onların hepsi
ءَاتِيهِ
O'na gelecektir
يَوْمَ
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ
kıyamet
فَرْدًا
tek başına

Diyanet İşleri MealiKıyamet günü hepsi O'na tek olarak gelecektir

Ali BulaçVe onların hepsi, kıyamet günü O'na, 'yapayalnız, tek başlarına' geleceklerdir

19:96
إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ سَيَجۡعَلُ لَهُمُ ٱلرَّحۡمَٰنُ وُدࣰّ ا
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
kimseler (için)
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
وَعَمِلُوا۟
ve yapanlar (için)
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
faydalı işler
سَيَجْعَلُ
yaratacaktır
لَهُمُ
onlar için
ٱلرَّحْمَـٰنُ
Rahman
وُدًّۭا
bir sevgi

Diyanet İşleri Mealiİnanıp yararlı iş işleyenleri Rahman sevgili kılacaktır

Ali Bulaçİman edenler ve salih amellerde bulunanlar ise, Rahman (olan Allah), onlar için bir sevgi kılacaktır

19:97 📚 1
فَإِنَّمَا يَسَّرۡنَٰهُ بِلِسَانِكَ لِتُبَشِّرَ بِهِ ٱلۡمُتَّقِينَ وَتُنذِرَ بِهِۦ قَوۡمࣰ ا لُّدࣰّ ا
فَإِنَّمَا
şüphesiz biz
يَسَّرْنَـٰهُ
O'nu kolaylaştırdık
بِلِسَانِكَ
senin diline
لِتُبَشِّرَ
müjdelemen için
بِهِ
onunla
ٱلْمُتَّقِينَ
muttakileri (sakınanları)
وَتُنذِرَ
ve uyarman için
بِهِۦ
onunla
قَوْمًۭا
bir kavmi
لُّدًّۭا
inatçı

Diyanet İşleri MealiBiz Kuran'ı Allah'a karşı gelmekten sakınanları müjdelemen ve inatçı milleti uyarman için senin dilinde indirerek kolaylaştırdık

Ali BulaçBiz bunu (Kur'an'ı) senin dilinle kolaylaştırdık, takva sahiplerine müjde vermen ve direnen bir kavmi uyarıp-korkutman için

19:98 📚 6
وَكَمۡ أَهۡلَكۡنَا قَبۡلَهُم مِّن قَرۡنٍ هَلۡ تُحِسُّ مِنۡهُم مِّنۡ أَحَدٍ أَوۡ تَسۡمَعُ لَهُمۡ رِكۡزَۢا
وَكَمْ
ve nicesini
أَهْلَكْنَا
helak ettik
قَبْلَهُم
onlardan önce
مِّن
nesillerden
قَرْنٍ
a generation
هَلْ
hissediyormusun?
تُحِسُّ
you perceive
مِنْهُم
onlardan
مِّنْ
hiç
أَحَدٍ
birini
أَوْ
yahut
تَسْمَعُ
işitiyor (musun?)
لَهُمْ
onların
رِكْزًۢا
cılız bir sesini

Diyanet İşleri MealiOnlardan önce nice nesilleri yok ettik, şimdi onlardan hiçbirini duyuyor veya bir ses işitiyor musun

Ali BulaçBiz, onlardan önce nice insan nesillerini yıkıma uğrattık; (şimdiyse) onlardan hiçbirini hissediyor veya onların fısıltılarını duyuyor musun

← Önceki Sonraki →

19. Maryam Suresi | Anlam Arayışı