19. Maryam سُورَةُ مَرۡيَمَ
Süleyman AteşKaf ha ya 'ayn sad
Saheeh InternationalKaf, Ha, Ya, 'Ayn, Sad
«كَهيعَص» الله أعلم بمراده بذلك.
Süleyman AteşBu, Rabbinin, kulu Zekeriyya'ya rahmetini anıştır
Saheeh International[This is] a mention of the mercy of your Lord to His servant Zechariah
هذا «ذكر رحمة ربك عبده» مفعول رحمة «زكريا» بيان له.
Süleyman AteşO, Rabbine gizli bir seslenişle yalvarmıştı
Saheeh InternationalWhen he called to his Lord a private supplication
«إذ» متعلق برحمة «نادى ربه نداءً» مشتملاً على دعاء «خفيا» سرا جوف الليل لأنه أسرع للإجابة.
Süleyman AteşRabbim, demişti, ben, bende kemik gevşedi; baş, ihtiyarlk aleviyle tutuştu. Rabbim, sana du'a ile hiçbir zaman bahtsız olmadım (her du'a ettikçe kabul buyurdun, beni istediğimden mahrum etmedin)
Saheeh InternationalHe said, "My Lord, indeed my bones have weakened, and my head has filled with white, and never have I been in my supplication to You, my Lord, unhappy
«قال رب إني وهن» ضعف «العظم» جميعه «مني واشتعل الرأس» مني «شيبا» تمييز محوَّل عن الفاعل أي: انتشر الشيب في شعره كما ينتشر شعاع النار في الحطب وإني أريد أن أدعوك «ولم أكن بدعائك» أي: بدعائي إياك «ربّ شقيا» أي: خائبا فيما مضى فلا تخيبني فيما يأتي.
Süleyman AteşDoğrusu ben arkamdan, yerime geçecek yakınlar(ımın iyi hareket etmeycekler)inden korktum; karım da kısır. (Ne olur) katından bana yerime geçecek bir veli lutfet
Saheeh InternationalAnd indeed, I fear the successors after me, and my wife has been barren, so give me from Yourself an heir
«وإني خفت الموالي» أي الذين يلوني في النسب كبني العم «من ورائي» أي بعد موتي على الدين أن يُضيعوه كما شاهدته في بني إسرائيل من تبديل الدين «وكانت امرأتي عاقرا» لا تلد «فهب لي من لدنك» من عندك «وليا» ابنا.
Süleyman AteşKi, (o), bana ve Ya'kub oğullarına mirasçı olsun. Rabbim, onu beğendiğin bir insan yap
Saheeh InternationalWho will inherit me and inherit from the family of Jacob. And make him, my Lord, pleasing [to You]
«يَرثني» بالجزم جواب الأمر وبالرفع صفة وليا «ويرث» بالوجهين «من آل يعقوب» جدّي، العلم والنبوة «واجعله رب رضيا» أي: مرضيا عندك. قال تعالى في إجابة طلبه الابن الحاصل به رحمته:
Süleyman Ateş(Allah buyurdu): Ey Zekeriyya, biz sana bir oğul müjdeleriz, adı Yahya'dır. Daha önce ona hiç kimseyi adaş yapmadık (ondan önce kimseye bu adı vermedik)
Saheeh International[He was told], "O Zechariah, indeed We give you good tidings of a boy whose name will be John. We have not assigned to any before [this] name
«يا زكريا إنا نبشرك بغلامِ» يَرثُ كما سألت «اسمه يحيى لم نجعل له من قبل سميا» أي: مسمى بيحيى.
Süleyman Ateş(Zekeriyya): "Rabbim, dedi benim nasıl oğlum olur? Karım da kısırdır. Ben ise ihtiyarlığın son sınırına vardım
Saheeh InternationalHe said, "My Lord, how will I have a boy when my wife has been barren and I have reached extreme old age
«قال ربّ أنَّى» كيف «يكون لي غلام وكانت امرأتي عاقرا وقد بلغت من الكبر عتيا» من عتا: يبس، أي نهاية السن مائة وعشرين سنة وبلغت امرأته ثمانية وتسعين سنة وأصل عتى: عتو وكسرت التاء تخفيفا وقلبت الواو الأولى ياء لمناسبة الكسرة والثانية ياء لتدغم فيها الياء.
Süleyman AteşDedi: "Öyledir, ama Rabbin: 'O bana kolaydır, daha önce sen de hiçbir şey değilken seni de yaratmıştım' dedi
Saheeh International[An angel] said, "Thus [it will be]; your Lord says, 'It is easy for Me, for I created you before, while you were nothing
«قال» الأمر «كذلك» من خلق غلام منكما «قال ربك هو عليَّ هين» أي: بأن أرد عليك قوة الجماع وأفتق رحم امرأتك للعلوق «وقد خلقتك من قبل ولم تكُ شيئا» قبل خلقك ولإظهار الله هذه القدرة العظيمة ألهمه السؤال ليجاب بما يدل عليها ولما تاقت نفسه إلى سرعة المبشر به.
Süleyman AteşRabbim, dedi, (öyle ise) bana bir işaret ver. "Senin işaretin, sapasağlam olduğun halde tam üç gece (ve gündüz) insanlarla konuşamamandır." dedi
Saheeh International[Zechariah] said, "My Lord, make for me a sign." He said, "Your sign is that you will not speak to the people for three nights, [being] sound
«قال رب اجعل آية» أي علامة على حمل امرأتي «قال آيتك» عليه «ألا تكلم الناس» أي تمتنع من كلامهم بخلاف ذكر الله «ثلاث ليال» أي بأيامها كما في آل عمران ثلاثة أيام «سَويا» حال من فاعل تكلم أي بلا علة.
Süleyman Ateş(Zekeriyya), ma'bedden kavminin karşısına çıkıp onlara: "Sabah akşam (Rabbinizi) tesbih edin!" diye işaret etti
Saheeh InternationalSo he came out to his people from the prayer chamber and signaled to them to exalt [Allah] in the morning and afternoon
«فخرج على قومه من المحراب» أي المسجد وكانوا ينتظرون فتحه ليصلوا فيه بأمره على العادة «فأوحى» أشار «إليهم أن سبحوا» صلوا «بُكرة وعشيا» أوائل النهار وأواخره على العادة فعلم بمنعه من كلامهم حملها بيحيى، وبعد ولادته بسنتين قال الله تعالى له:
Süleyman AteşEy Yahya, Kitabı kuvvetle tut (Onun emirlerini uygula). (dedik) ve ona çocuk iken hikmet verdik
Saheeh International[Allah] said, "O John, take the Scripture with determination." And We gave him judgement [while yet] a boy
«يا يحيى خذ الكتاب» أي: التوراة «بقوة» بجد «وآتيناه الحكم» النبوة «صبيا» ابن ثلاث سنين.
Süleyman AteşKatımızdan bir rahmet (bir acıma duygusu) ve temizlik de (verdik; o günahlardan) korunan oldu
Saheeh InternationalAnd affection from Us and purity, and he was fearing of Allah
«وحنانا» رحمة للناس «من لدنا» من عندنا «وزكاة» صدقة عليهم «وكان تقيا» روي أنه لم يعمل خطيئة ولم يهم بها.
Süleyman AteşAna babasına iyilik ediciydi, baş kaldıran bir zorba değildi
Saheeh InternationalAnd dutiful to his parents, and he was not a disobedient tyrant
«وبرّا بوالديه» أي: محسنا إليهما «ولم يكن جبارا» متكبرا «عصيا» عاصيا لربه.
Süleyman AteşDoğduğu gün, öleceği gün ve diri olarak kaldırılacağı gün ona selam olsun
Saheeh InternationalAnd peace be upon him the day he was born and the day he dies and the day he is raised alive
«وسلامٌ» منا «عليه يوم وُلد ويوم يموت ويوم يُبعث حيا» أي: في هذه الأيام المخوفة التي يرى ما لم يره قبلها فهو آمن فيها.
Süleyman AteşKitapta Meryem'i de an. Bir zaman o ailesinden ayrılıp doğu yönünde bir yere çekilmişti
Saheeh InternationalAnd mention, [O Muhammad], in the Book [the story of] Mary, when she withdrew from her family to a place toward the east
«واذكر في الكتاب» القرآن «مريم» أي: خبرها «إذ» حين «انتبذت من أهلها مكانا شرقيا» أي: اعتزلت في مكان نحو الشرق من الدار.
Süleyman AteşOnlarla kendisi arasına bir perde çekmişti. Biz de ruhumuzu (Cebrail'i) ona gönderdik. (O) ona düzgün bir insan şeklinde göründü
Saheeh InternationalAnd she took, in seclusion from them, a screen. Then We sent to her Our Angel, and he represented himself to her as a well-proportioned man
«فاتخذت من دونهم حجابا» أرسلت سترا تستتر به لتفلي رأسها أو ثيابها أو تغسل من حيضها «فأرسلنا إليها روحنا» جبريل «فتمثل لها» ب لبسها ثيابها «بشرا سويا» تام الخلق.
Süleyman Ateş(Meryem) dedi ki: "Ben senden, çok esirgeyen(Allah)'a sığınırım. Eğer (Allah'tan) korkuyorsan (bana dokunma)
Saheeh InternationalShe said, "Indeed, I seek refuge in the Most Merciful from you, [so leave me], if you should be fearing of Allah
«قالت إني أعوذ بالرحمن منك إن كنت تقيا» فتنتهي عني بتعوذي.
Süleyman Ateş(Ruh): "Ben, dedi, sadece Rabbinin elçisiyim. Sana tertemiz bir erkek çocuğu hediye edeyim diye (geldim)
Saheeh InternationalHe said, "I am only the messenger of your Lord to give you [news of] a pure boy
«قال إنما أنا رسول ربك ليهب لك غلاما زكيا» بالنبوة.
Süleyman AteşBenim nasıl oğlum olur, dedi, bana bir insan dokunmadı ve ben bir kahpe de değilim
Saheeh InternationalShe said, "How can I have a boy while no man has touched me and I have not been unchaste
«قالت أنَّى يكون لي غلام ولم يمسسني بشر» يتزوج «ولم أك بغيّا» زانية.
Süleyman Ateş(Ruh): "Öyledir, dedi, Rabbin: 'O bana kolaydır. Onu insanlara bir mu'cize ve bizden bir rahmet kılmak için (bunu yapacağız)' dedi" ve iş olup bitti
Saheeh InternationalHe said, "Thus [it will be]; your Lord says, 'It is easy for Me, and We will make him a sign to the people and a mercy from Us. And it is a matter [already] decreed
«قال» الأمر «كذلك» من خلق غلام منك من غير أب «قال ربك هو عليَّ هينٌ» أي: بأن ينفخ بأمري جبريل فيك فتحملي به ولكون ما ذكر في معنى العلة عطف عليه «ولنجعله آيةً للناس» على قدرتنا «ورحمة منا» لمن آمن به «وكان» خلقه «أمرا مقضيا» به في علمي فنفخ جبريل في جيب درعها فأحست بالحمل في بطنها مصورا.
Süleyman Ateş(Meryem), ona gebe kaldı. Onunla uzak bir yere çekildi
Saheeh InternationalSo she conceived him, and she withdrew with him to a remote place
«فحملته فانتبذت» تنحَّت «به مكانا قصيا» بعيدا من أهلها.
Süleyman AteşDoğum sancısı onu, bir hurma dalı(nın altı)na getirdi. "Keşke dedi, bundan önce ölseydim, unutulup gitseydim
Saheeh InternationalAnd the pains of childbirth drove her to the trunk of a palm tree. She said, "Oh, I wish I had died before this and was in oblivion, forgotten
«فأجاءَها» جاءَ بها «المخاض» وجع الولادة «إلى جذع النخلة» لتعتمد عليه فولدت والحمل والتصوير والولادة في ساعة «قالت يا» للتنبيه «ليتني متُّ قبل هذا» الأمر «وكنت نسيا منسيا» شيئا متروكا لا يعرف ولا يذكر.
Süleyman AteşAltından (Ruh) ona şöyle seslendi: "Üzülme Rabbin alt tarafında bir su arkı var etti
Saheeh InternationalBut he called her from below her, "Do not grieve; your Lord has provided beneath you a stream
«فناداها من تحتها» أي: جبريل وكان أسفل منها «ألا تحزني قد جعل ربك تحتك سريا» نهر ماء كان قد انقطع.
Süleyman AteşHurma dalını sana doğru silkele, üzerine olmuş, taze hurma dökülsün
Saheeh InternationalAnd shake toward you the trunk of the palm tree; it will drop upon you ripe, fresh dates
«وهزي إليك بجذع النخلة» كانت يابسة والباء زائدة «تساقط» أصله بتاءين قلبت الثانية سينا وأدغمت في السين، وفى قراءة تركها «عليك رطبا» تمييز «جنيا» صفته.
Süleyman AteşYe, iç, gözün aydın olsun! Eğer insanlardan birini görürsen: Ben Rahman için (susma) oruc(u) adadım, bugün hiçbir insanla konuşmayacağım" de
Saheeh InternationalSo eat and drink and be contented. And if you see from among humanity anyone, say, 'Indeed, I have vowed to the Most Merciful abstention, so I will not speak today to [any] man
«فكلي» من الرطب «واشربي» من السري «وقري عينا» بالولد تمييز محول من الفاعل أي: لتقر عينك به أي: تسكن فلا تطمح إلى غيره «فإما» فيه إدغام نون إن الشرطية في ما الزائدة «ترين» حذفت منه لام الفعل وعينه وألقيت حركتها على الراء وكسرت ياء الضمير لالتقاء الساكنين «من البشر أحدا» فيسألك عن ولدك «فقولي إني نذرت للرحمن صوما» أي إمساكا عن الكلام في شأنه وغيره من الأناسي بدليل «فلن أكلم اليوم إنسا» أي: بعد ذلك.
Süleyman Ateş(Meryem) onu taşıyarak kavmine getirdi: "Ey Meryem, dediler, sen tuhaf bir iş yaptın
Saheeh InternationalThen she brought him to her people, carrying him. They said, "O Mary, you have certainly done a thing unprecedented
«فأتت به قومها تحمله» حال فرأوه «قالوا يا مريم لقد جئت شيئا فريا» عظيما حيث أتيت بولد من غير أب.
Süleyman AteşEy Harun'un kızkardeşi, baban kötü bir adam değildi, annen de fahişe değildi (sen ne yaptın böyle)
Saheeh InternationalO sister of Aaron, your father was not a man of evil, nor was your mother unchaste
«يا أخت هارون» هو رجل صالح أي: يا شبيهته في العفة «ما كان أبوك أمرأ سوء» أي: زانيا «وما كانت أمك بغيا» زانية فمن أين لك هذا الولد.
Süleyman Ateş(Meryem), çocuğu gösterdi. Dediler ki: "Beşikteki çocukla nasıl konuşuruz
Saheeh InternationalSo she pointed to him. They said, "How can we speak to one who is in the cradle a child
«فأشارت» لهم «إليه» أن كلموه «قالوا كيف نكلم من كان» أي وجد «في المهد صبيا.
Süleyman Ateş(Çocuk): "Ben Allah'ın kuluyum, dedi, (O) bana Kitabı verdi, beni peygamber yaptı
Saheeh International[Jesus] said, "Indeed, I am the servant of Allah. He has given me the Scripture and made me a prophet
«قال إني عبد الله آتاني الكتاب» أي: الإنجيل «وجعلني نبيا».
Süleyman AteşBeni bulunduğum her yerde yararlı kıldı. Sağ olduğum sürece bana namaz kılmayı, zekat vermeyi emretti
Saheeh InternationalAnd He has made me blessed wherever I am and has enjoined upon me prayer and zakah as long as I remain alive
«وجعلني مباركا أينما كنت» أي: نفاعا للناس إخبار بما كتب له «وأوصاني بالصلاة والزكاة» أمرني بهما «ما دمت حيا».
Süleyman Ateş(Beni) anneme iyilik eder (kıldı), beni baş kaldıran bir zorba yapmadı
Saheeh InternationalAnd [made me] dutiful to my mother, and He has not made me a wretched tyrant
«وبرا بوالدتي» منصوب بجعلني مقدرا «ولم يجعلني جبارا» متعاظما «شقيا» عاصيا لربه.
Süleyman AteşDoğduğum gün de, öleceğim gün de ve diri olarak kaldırılacağım gün de bana esenlik verilmiştir. Peace on me the day I was born, and the day I die, and the day I shall be raised alive
Saheeh InternationalAnd peace is on me the day I was born and the day I will die and the day I am raised alive
«والسلام» من الله «عليّ يوم ولدت ويوم أموت ويوم أبعث حيا» يقال فيه ما تقدم في السيد يحيى. قال تعالى:
Süleyman Ateşİşte Meryem oğlu Îsa. Şüphe edip ayrılığa düştükleri şey, "gerçek söz"e göre budur
Saheeh InternationalThat is Jesus, the son of Mary - the word of truth about which they are in dispute
«ذلك عيسى ابن مريم قولُ الحق» بالرفع خبر مبتدأ مقدر أي: قول ابن مريم وبالنصب بتقدير قلت، والمعنى القول الحق «الذي فيه يمترون» من المرية أي: يشكون وهم النصارى: قالوا إن عيسى ابن الله، كذبوا.
Süleyman AteşÇocuk edinmek, Allah'a yakışmaz. O'nun şanı yücedir. Bir işi yapmak istedi mi ona sadece "ol" der, (o da) olur
Saheeh InternationalIt is not [befitting] for Allah to take a son; exalted is He! When He decrees an affair, He only says to it, "Be," and it is
«ما كان لله أن يتخذ من ولد سبحانه» تنزيها له عن ذلك «إذا قضى أمرا» أي: أراد أن يحدثه «فإنما يقول له كن في فيكونُ» بالرفع بتقدير هو، وبالنصب بتقدير أن ومن ذلك خلق عيسى من غير أب.
Süleyman AteşŞüphesiz, Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir, O'na kulluk edin. İşte doğru yol budur
Saheeh International[Jesus said], "And indeed, Allah is my Lord and your Lord, so worship Him. That is a straight path
(وأن الله ربي وربكم فاعبدوه) بفتح أن بتقدير اذكر، وبكسرها بتقدير قل بدليل "" ما قلت لهم إلا ما أمرتني به أن اعبدوا الله ربي وربكم "" (هذا) المذكور (صراط) طريق (مستقيم) مؤد إلى الجنة.
Süleyman AteşKendi aralarından hizipler, ayrılığa düştüler. Artık büyük bir günü görmekten ötürü vay kafirlerin haline
Saheeh InternationalThen the factions differed [concerning Jesus] from among them, so woe to those who disbelieved - from the scene of a tremendous Day
«فاختلف الأحزاب من بينهم» أي النصارى في عيسى أهو ابن الله أو إله معه أو ثالث ثلاثة «فويل» فشدة عذاب «للذين كفروا» بما ذكر وغيره «من مشهد يوم عظيم» أي: حضور يوم القيامة وأهواله.
Süleyman AteşBize geldikleri gün ne güzel işitir, ne güzel görürler. Ama o zalimler, bugün apaçık sapıklık içindedirler
Saheeh InternationalHow [clearly] they will hear and see the Day they come to Us, but the wrongdoers today are in clear error
«أسمع بهم وأبصر» بهم صيغتا تعجب بمعنى ما أسمعهم وما أبصرهم «يوم يأتوننا» في الآخرة «لكن الظالمون» من إقامة الظاهر مقام المضمر «اليوم» أي: في الدنيا «في ضلال مبين» أي بين به صموا عن سماع الحق وعموا عن إبصاره أي: اعجب منهم يا مخاطب في سمعهم وإبصارهم في الآخرة بعد أن كانوا في الدنيا صما عميا.
Süleyman AteşOnları şu hasret gününe karşı uyar ki, o zaman kendileri gaflet içinde inanmamakta ısrar ederlerken iş bitirilmiş olur (yaptıklarına pişman olup hasret çeker dururlar, ama iş işten geçmiştir artık)
Saheeh InternationalAnd warn them, [O Muhammad], of the Day of Regret, when the matter will be concluded; and [yet], they are in [a state of] heedlessness, and they do not believe
«وأنذرهم» خوّف يا محمد كفار مكة «يوم الحسرة» هو يوم القيامة يتحسر فيه المسيء على ترك الإحسان في الدنيا «إذ قُضي الأمر» لهم فيه بالعذاب «وهم» في الدنيا «في غفلة» عنه «وهم لا يؤمنون» به.
Süleyman AteşDünyaya ve üzerinde bulunanlara biz varis oluruz biz, ve bize döndürülürler
Saheeh InternationalIndeed, it is We who will inherit the earth and whoever is on it, and to Us they will be returned
«إنا نحن» تأكيد «نرث الأرض ومن عليها» من العقلاء وغيرهم بإهلاكهم «وإلينا يرجعون» فيه للجزاء.
Süleyman AteşKitapta İbrahim'i de an; gerçekten o, çok doğru bir peygamberdi
Saheeh InternationalAnd mention in the Book [the story of] Abraham. Indeed, he was a man of truth and a prophet
«واذكر» لهم «في الكتاب إبراهيم» أي: خبره «إنه كان صديقا» مبالغا في الصدق «نبيا» ويبدل من خبره.
Süleyman AteşBabasına demişti ki: "Babacığım, işitmeyen görmeyen ve sana hiçbir yararı olmayan şeylere niçin tapıyorsun
Saheeh International[Mention] when he said to his father, "O my father, why do you worship that which does not hear and does not see and will not benefit you at all
«إذ قال لأبيه» آزر «يا أبت» التاء عوض عن ياء الإضافة ولا يجمع بينهما وكان يعبد الأصنام «لمَ تعبد مالا يسمع ولا يبصر ولا يغني عنك» لا يكفيك «شيئا» من نفع أو ضر.
Süleyman AteşBabacığım, bana sana, gelmeyen bir bilgi geldi; bana uy, seni düzgün bir yola ileteyim
Saheeh InternationalO my father, indeed there has come to me of knowledge that which has not come to you, so follow me; I will guide you to an even path
«يا أبت إني قد جاءني من العلم ما لم يأتك فاتبعني أهدك صراطا» طريقا «سويا» مستقيما.
Süleyman AteşBabacığım, şeytana tapma, çünkü şeytan, Rahman'a isyan etmiştir
Saheeh InternationalO my father, do not worship Satan. Indeed Satan has ever been, to the Most Merciful, disobedient
«يا أبت لا تعبد الشيطان» بطاعتك إياه في عبادة الأصنام «إن الشيطان كان للرحمن عصيا» كثير العصيان.
Süleyman AteşBabacığım, ben sana Rahman'dan bir azabın dokunmasından korkuyorum. O zaman, şeytanın dostu olursun
Saheeh InternationalO my father, indeed I fear that there will touch you a punishment from the Most Merciful so you would be to Satan a companion [in Hellfire]
«يا أبت إني أخاف أن يمسك عذاب من الرحمن» إن لم تتب «فتكون للشيطان وليا» ناصرا وقرينا في النار.
Süleyman Ateş(Babası): "Ey İbrahim, dedi, sen benim tanrılarımdan yüz mü çeviriyorsun? Eğer (onlara dil uzatmaktan) vazgeçmezsen, andolsun seni taşlarım. Uzun süre benden ayrıl, git
Saheeh International[His father] said, "Have you no desire for my gods, O Abraham? If you do not desist, I will surely stone you, so avoid me a prolonged time
«قال أراغب أنت عن آلهتي يا إبراهيم» فتعيبها «لئن لم تنته» عن التعرض لها «لأرجمنَّك» بالحجارة أو بالكلام القبيح فاحذرني «واهجرني مليّا» دهرا طويلاً.
Süleyman Ateş(İbrahim): "Selam sana, (esenlik içinde kal), dedi, senin için Rabbimden mağfiret dileyeceğim. Çünkü O, bana çok lutufkardır
Saheeh International[Abraham] said, "Peace will be upon you. I will ask forgiveness for you of my Lord. Indeed, He is ever gracious to me
(قال سلام عليك) مني أي لا أصيبك بمكروه (سأستغفر لك ربي إنه كان بي حفيا) من حفي أي بارا فيجيب دعائي وقد أوفى بوعده المذكور في الشعراء "" واغفر لأبي "" وهذا قبل أن يتبين له أنه عدو الله كما ذكره في براءة.
Süleyman AteşSizden de, Allah'tan başka yalvardıklarınızdan da ayrılıyor ve yalnız Rabbime yalvarıyorum. Umarım ki Rabbime yalvarmakla bahtsız olmam (istediklerimden mahrum bırakılmam)
Saheeh InternationalAnd I will leave you and those you invoke other than Allah and will invoke my Lord. I expect that I will not be in invocation to my Lord unhappy
«وأعتزلكم وما تدعون» تعبدون «من دون الله وأدعو» أعبد «ربي عسى أ» ن «لا أكون بدعاء ربي» بعبادته «شقيا» كما شقيتم بعبادة الأصنام.
Süleyman Ateşİşte onlardan ve onların Allah'tan başka taptıklarından ayrılınca biz ona İshak'ı ve (İshak'ın oğlu) Ya'kub'u armağan ettik ve hepsini de peygamber yaptık
Saheeh InternationalSo when he had left them and those they worshipped other than Allah, We gave him Isaac and Jacob, and each [of them] We made a prophet
«فلما اعتزلهم وما يعبدون من دون الله» بأن ذهب إلى الأرض المقدسة «وهبنا له» ابنين يأنس بهما «إسحاق ويعقوب وكلا» منهما «جعلنا نبيا».
Süleyman AteşOnlara rahmetimizden (mal ve çocuk) lutfettik ve onlar için yüce bir doğruluk dili verdik
Saheeh InternationalAnd We gave them of Our mercy, and we made for them a reputation of high honor
«ووهبنا لهم» للثلاثة «من رحمتنا» المال والولد «وجعلنا لهم لسان صدق عليا» رفيعا هو الثناء الحسن في جميع أهل الأديان.
Süleyman AteşKitapta Musa'yı da an, çünkü o, içi temiz (bir insan)dı ve elçi bir peygamberdi
Saheeh InternationalAnd mention in the Book, Moses. Indeed, he was chosen, and he was a messenger and a prophet
«واذكر في الكتاب موسى إنه كان مخلصا» بكسر اللام وفتحها من أخلص في عبادته وخلصه الله من الدنس «وكان رسولاً نبيا».
Süleyman AteşOna Tur'un sağ tarafından seslendik ve onu, özel konuşmak için (kendimize) yaklaştırdık
Saheeh InternationalAnd We called him from the side of the mount at [his] right and brought him near, confiding [to him]
(وناديناه) بقول "" يا موسى إني أنا الله "" (من جانب الطور) اسم جبل (الأيمن) أي الذي يلي يمين موسى حين أقبل من مدين (وقربناه نجيا) مناجيا بأن أسمعه الله تعالى كلامه.
Süleyman AteşOna, acıdığımızdan dolayı kardeşi Harun'u da peygamber olarak armağan ettik
Saheeh InternationalAnd We gave him out of Our mercy his brother Aaron as a prophet
«ووهينا له من رحمتنا» نعمتنا «أخاه هارون» بدل أو عطف بيان «نبيا» حال هي المقصودة بالهبة إجابة لسؤاله أن يرسل أخاه معه وكان أسنَّ منه.
Süleyman AteşKitapta İsma'il'i de an. Çünkü o sözünde duran, elçi bir peygamberdi
Saheeh InternationalAnd mention in the Book, Ishmael. Indeed, he was true to his promise, and he was a messenger and a prophet
«واذكر في الكتاب إسماعيل إنه كان صادق الوعد» لم يعد شيئا إلا وفى به وانتظر من وعده ثلاثة أيام أيام أو حولاً حتى رجع إليه في مكانه «وكان رسولاً» إلى جُرهم «نبيا».
Süleyman AteşHalkına namaz kılmayı, zekat vermeyi emrederdi. Rabbi yanında beğenilmişti
Saheeh InternationalAnd he used to enjoin on his people prayer and zakah and was to his Lord pleasing
«وكان يأمر أهله» أي قومه «بالصلاة والزكاة وكان عند ربه مرضيا» أصله مرضوو قبلت الواوان ياءين والضمة كسرة.
Süleyman AteşKitapta İdris'i de an: Çünkü o, çok doğru bir peygamberdi
Saheeh InternationalAnd mention in the Book, Idrees. Indeed, he was a man of truth and a prophet
«واذكر في الكتاب إدريس» هو جدّ أبي نوح «إنه كان صديقا نبيا».
Süleyman AteşOnu yüce bir yere yükseltmiştik
Saheeh InternationalAnd We raised him to a high station
«ورفعناه مكانا عليا» هو حي في السماء الرابعة أو السادسة أو السابعة أو في الجنة أدخلها بعد أن أذيق الموت وأحيي ولم يخرج منها.
Süleyman Ateşİşte bunlar; Allah'ın ni'met verdiği peygamberlerden, Adem, neslinden, Nuh ile beraber gemide taşıdıklarımızın neslinden, İbrahim ve İsrail (Ya'kub) neslinden, yol gösterdiğimiz ve seçtiğimiz kimselerdendir. Onlara Rahman'ın ayetleri okunduğu zaman ağlayarak secdeye kapanırlardı
Saheeh InternationalThose were the ones upon whom Allah bestowed favor from among the prophets of the descendants of Adam and of those We carried [in the ship] with Noah, and of the descendants of Abraham and Israel, and of those whom We guided and chose. When the verses of the Most Merciful were recited to them, they fell in prostration and weeping
«أولئك» مبتدأ «الذين أنعم الله عليهم» صفة له «من النبيين» بيان له وهو في معنى الصفة وما بعده إلى جملة الشرط صفة للنبيين فقوله «من ذرية آدم» أي إدريس «وممن حملنا مع نوح» في السفينة أي إبراهيم ابن ابنه سام «ومن ذرية إبراهيم» أي إسماعيل وإسحاق ويعقوب «و» من ذرية «إسرائيل» هو يعقوب أي موسى وهارون وزكريا ويحيى وعيسى «وممن هدينا واجتبينا» أي من جملتهم وخبر أولئك «إذا تتلى عليهم آيات الرحمن خروا سجدا وبكيا» جمع ساجد وباك أي فكونوا مثلهم وأصل بكي بكوي قبلت الواو ياء والضمة كسرة.
Süleyman AteşOnlardan sonra yerlerine öyle bir nesil geldi ki, namazı zayi ettiler, şehvetlerine uydular. Onlar kötülük bulacaklardır
Saheeh InternationalBut there came after them successors who neglected prayer and pursued desires; so they are going to meet evil
«فخلف من بعدهم خلف أضاعوا الصلاة» بتركها كاليهود والنصارى «واتبعوا الشهوات» من المعاصي «فسوف يلقون غيّا» هو واد في جهنم، أي يقعون فيه.
Süleyman AteşAncak tevbe eden, inanan ve iyi işler yapanlar, cennete girecekler ve hiç haksızlığa uğratılmayacaklardır
Saheeh InternationalExcept those who repent, believe and do righteousness; for those will enter Paradise and will not be wronged at all
«إلا» لكن «من تاب وآمن وعمل صالحا فأولئك يدخلون الجنة ولا يظلمون» ينقصون «شيئا» من ثوابهم.
Süleyman AteşRahman'ın kullarına gıyaben va'dettiği Adn cennetleri(ne gireceklerdir). Şüphesiz O'nun va'di yerine gelecektir
Saheeh International[Therein are] gardens of perpetual residence which the Most Merciful has promised His servants in the unseen. Indeed, His promise has ever been coming
«جنات عدن» إقامة بدل من الجنة «التي وعد الرحمن عباده بالغيب» حال، أي غائبين عنها «إنه كان وعده» أي موعده «مأتيا» بمعنى آتيا وأصله مأتوي أو موعوده هنا الجنة يأتيه أهله.
Süleyman AteşOrada boş söz değil, yalnız selam işitirler. Orada sabah akşam rızıkları da hazırdır
Saheeh InternationalThey will not hear therein any ill speech - only [greetings of] peace - and they will have their provision therein, morning and afternoon
«لا يسمعون فيها لغوا» من الكلام «إلا» لكن يسمعون «سلاما» من الملائكة عليهم أو من بعضهم على بعض «ولهم رزقهم فيها بكرة وعشيا» أي على قدرهما في الدنيا، وليس في الجنة نهار ولا ليل بل ضوء ونور أبدا.
Süleyman Ateşİşte kullarımızdan, korunanlara vereceğimiz cennet budur
Saheeh InternationalThat is Paradise, which We give as inheritance to those of Our servants who were fearing of Allah
«تلك الجنة التي نورث» نعطي وننزل «من عبادنا من كان تقيا» بطاعته، ونزل لما تأخر الوحي أياما وقال النبي صلى الله عليه وسلم لجبريل: ما يمنعك أن تزورنا أكثر مما تزورنا؟.
Süleyman AteşBiz ancak Rabbinin emriyle ineriz. Önümüzde, arkamızda ve bunlar arasında olan herşey O'na aittir. Rabbin, asla unutkan değildir
Saheeh International[Gabriel said], "And we [angels] descend not except by the order of your Lord. To Him belongs that before us and that behind us and what is in between. And never is your Lord forgetful
«وما نتنزل إلا بأمر ربك له ما بين أيدينا» أي أمامنا من أمور الآخرة «وما خلفنا» من أمور الدنيا «وما بين ذلك» أي: ما يكون في هذا الوقت إلى قيام الساعة أي له علم ذلك جمعيه «وما كان ربك نسيّا» بمعنى ناسيا أي: تاركا لك بتأخير الوحي عنك.
Süleyman Ateşgöklerin, yerin ve bunlar arasında bulunan şeylerin Rabbidir. O'na kulluk et ve O'na kullukta sabret. Hiç O'nun adıyla anılan birini biliyor musun
Saheeh InternationalLord of the heavens and the earth and whatever is between them - so worship Him and have patience for His worship. Do you know of any similarity to Him
هو «ربّ» مالك «السماوات والأرض وما بينهما فاعبده واصطبر لعبادته» أي: اصبر عليها «هل تعلم له سميا» مسمى بذلك؟ لا.
Süleyman Ateşİnsan: "Ben öldükten sonra mı diri olarak çıkarılacağım?" diyor
Saheeh InternationalAnd the disbeliever says, "When I have died, am I going to be brought forth alive
«ويقول الإنسان» المنكر للبعث أبي بن خلف أو الوليد بن المغيرة النازل فيه الآية: «أئذا» بتحقيق الهمزة الثانية وإدخال ألف بينها بوجهيها وبين الأخرى «ما متّ لسوف أخرج حيا» من القبر كما يقول محمد، فالاستفهام بمعنى النفي أي: لا أحيا بعد الموت وما زائدة للتأكيد وكذا اللام ورد عليه بقوله تعالى:
Süleyman Ateşİnsan önceden hiçbir şey değilken kendisini nasıl yarattığımızı düşünmüyor mu
Saheeh InternationalDoes man not remember that We created him before, while he was nothing
«أولا يَذكرُ الإنسان» أصله يتذكر أبدلت التاء ذالا وأدغمت في الذال وفي قراءة تركها وسكون الذال وضم الكاف «أنا خلقناه من قبل ولم يك شيئا» فيستدل بالابتداء على الإعادة.
Süleyman AteşRabbine andolsun ki, onları ve şeytanları mutlaka toplayacağız, sonra onları diz çökmüş vaziyette cehennemin çevresinde bulunduracağız
Saheeh InternationalSo by your Lord, We will surely gather them and the devils; then We will bring them to be present around Hell upon their knees
«فوربك لنحشرنهم» أي المنكرين للبعث «والشياطين» أي نجمع كلا منهم وشيطانه في سلسلة «ثم لنحضرنهم حول جهنم» من خارجها «جثيا» على الركب جمع جاث وأصله جثوو أو جثوي من جثا يجثو أو يجثي لغتان.
Süleyman AteşSonra her milletten Rahman'a en çok karşı geleni ayıracağız
Saheeh InternationalThen We will surely extract from every sect those of them who were worst against the Most Merciful in insolence
«ثم لننزعن من كل شيعة» فرقة منهم «أيهم أشد على الرحمن عتيا» جراءة.
Süleyman AteşSonra, elbette biz, kimlerin oraya girmeğe uygun olduğunu daha iyi biliriz
Saheeh InternationalThen, surely it is We who are most knowing of those most worthy of burning therein
«ثم لنحن أعلم بالذين هم أولى بها» أحق بجهنم الأشد وغيره منهم «صليا» دخولا واحتراقا فنبدأ بهم وأصله صلوي من صلي بكسر اللام وفتحها.
Süleyman Ateşİçinizden oraya gitmeyecek hiç kimse yoktur. Bu, Rabbinin üzerine aldığı kesin borçtur
Saheeh InternationalAnd there is none of you except he will come to it. This is upon your Lord an inevitability decreed
«وإن» أي ما «منكم» أحد «إلا واردها» أي داخل جهنم «كان على ربك حتما مقضيا» حتمه وقضى به لا يتركه.
Süleyman AteşSonra korunanları kurtarırız ve zalimleri öyle diz üstü çökmüş olarak bırakırız
Saheeh InternationalThen We will save those who feared Allah and leave the wrongdoers within it, on their knees
«ثم ننجِّي» مشددا ومخففا «الذين اتقوا» الشرك والكفر منها «ونذر الظالمين» بالشرك والكفر «فيها جثيا» على الركب.
Süleyman AteşOnlara açık açık ayetlerimiz okunduğu zaman, inkar edenler, inananlar için "İki topluluktan hangisinin makamı daha hayırlı, meclisi (mevkii) daha güzeldir?" derler
Saheeh InternationalAnd when Our verses are recited to them as clear evidences, those who disbelieve say to those who believe, "Which of [our] two parties is best in position and best in association
«وإذا تتلى عليهم» أي المؤمنين والكافرين «آياتنا» من القرآن «بينات» واضحات حال «قال الذين كفروا للذين آمنوا أيُّ الفريقين» نحن وأنتم «خير مقاما» منزلا ومسكنا بالفتح من قام وبالضم من أقام «وأحسن نديا» بمعنى النادي وهو مجتمع القوم يتحدثون فيه، يعنون نحن فنكون خيرا منكم قال تعالى:
Süleyman AteşOnlardan önce nice nesiller helak ettik ki onlar eşyaca ve gösterişce daha güzeldi
Saheeh InternationalAnd how many a generation have We destroyed before them who were better in possessions and [outward] appearance
«وكم» أي كثيرا «أهلكنا قبلهم من قرن» أي أمة من الأمم الماضية «هم أحسن أثاثا» مالاً ومتاعا «ورئيا» منظرا من الرؤية فكما أهلكناهم لكفرهم هلك هؤلاء.
Süleyman AteşDe ki: "Kim sapıklık içinde ise Rahman ona süre versin (ne çıkar). Nihayet va'dedildiklerini Ğazabı veya (Duruşma) sa'ati(ni)Ğ gördükleri zaman, kimin yerce daha kötü ve adamca daha zayıf olduğunu bileceklerdir
Saheeh InternationalSay, "Whoever is in error - let the Most Merciful extend for him an extension [in wealth and time] until, when they see that which they were promised - either punishment [in this world] or the Hour [of resurrection] - they will come to know who is worst in position and weaker in soldiers
«قل من كان في الضلالة» شرط جوابه «فليمدد» بمعنى الخبر أي يمد «له الرحمن مدا» في الدنيا يستدرجه «حتى إذا رأوا ما يوعدون إما العذاب» كالقتل والأسر «وإما الساعة» المشتملة على جهنم فيدخلونها «فسيعلمون من هو شر مكانا وأضعف جندا» أعوانا أهم أم المؤمنون وجندهم الشياطين وجند المؤمنين عليهم الملائكة.
Süleyman AteşAllah, yola gelenlerin hidayetini artırır. Kalıcı olan yararlı işler, Rabbinin yanında hem mükafat bakımından daha iyidir, hem varılacak yer bakımından daha iyidir
Saheeh InternationalAnd Allah increases those who were guided, in guidance, and the enduring good deeds are better to your Lord for reward and better for recourse
«ويزيد الله الذين اهتدوا» بالإيمان «هدى» يما ينزل عليهم من الآيات «والباقيات الصالحات» هي الطاعة تبقى لصاحبها «خير عند ربك ثوابا وخير مردّا» أي ما يرد إليه ويرجع بخلاف أعمال الكفار والخيرية منا في مقابلة قولهم أي الفرقين خير مقاما.
Süleyman AteşAyetlerimizi inkar edip: "Bana mal ve evlad verilecek" diyen adamı gördün mü
Saheeh InternationalThen, have you seen he who disbelieved in Our verses and said, "I will surely be given wealth and children [in the next life]
«أفرأيت الذي كفر بآياتنا» العاص بن وائل «وقال» لخباب بن الأرث القائل له نبعث بعد الموت والمطالب له بمال «لأوتينَّ» على تقدير البعث «مالاً وولدا» فأقضيك، قال تعالى:
Süleyman AteşGaybe mi çık(ıp bak)tı, yoksa Rahman'ın huzurunda bir söz mü aldı (Allah ile bir andlaşma mı yaptı)
Saheeh InternationalHas he looked into the unseen, or has he taken from the Most Merciful a promise
«أطلع الغيب» أي أعلمه وأن يؤتى ما قاله واستغنى بهمزة الاستفهام عن همزة الوصل فحذفت «أم اتخذ عند الرحمن عهدا» بأن يؤتى ما قاله.
Süleyman AteşHayır (yanılıyor), biz onun dediğini yazacağız ve onun için azabı uzattıkça uzatacağız
Saheeh InternationalNo! We will record what he says and extend for him from the punishment extensively
«كلا» أي لا يؤتى ذلك «سنكتب» نأمر بكتب «ما يقول ونمدّ له العذاب مدا» نزيده بذلك عذابا فوق عذاب كفره.
Süleyman AteşO dediği(malı ve evladı)na biz varis olacağız (nesi varsa hepsi bize kalacak) ve o, bize tek başına gelecek (yanında ne malı, ne de evladı olmayacak)
Saheeh InternationalAnd We will inherit him [in] what he mentions, and he will come to Us alone
«ونرثه ما يقول» من المال والولد «ويأتينا» يوم القيامة «فردا» لا مال له ولا ولد.
Süleyman AteşKendilerine destek olsunlar diye Allah'tan başka tanrılar edindiler
Saheeh InternationalAnd they have taken besides Allah [false] deities that they would be for them [a source of] honor
«واتخذوا» أي كفار مكة «من دون الله» الأوثان «آلهة» يعبدونهم «ليكونوا لهم عزا» شفعاء عند الله بألا يعذبوا.
Süleyman AteşHayır, (yarın o taptıkları tanrılar), bunların tapmalarını inkar edecekler ve bunlara zıd olacaklardır
Saheeh InternationalNo! Those "gods" will deny their worship of them and will be against them opponents [on the Day of Judgement]
(كلا) أي لا مانع من عذابهم (سيكفرون) أي الآلهة (بعبادتهم) أي ينفونها كما في آية أخرى "" ما كانوا إيانا يعبدون "" (ويكونون عليهم ضدا) أعوانا وأعداء.
Süleyman AteşGörmedin mi biz kafirlere şeytanları gönderdik, onları oynatıp duruyorlar
Saheeh InternationalDo you not see that We have sent the devils upon the disbelievers, inciting them to [evil] with [constant] incitement
«ألم تر أنا أرسلنا الشياطين» سلطانهم «على الكافرين تؤزهم» تهيجهم إلى المعاصي «أزّا».
Süleyman AteşOnlar hakkında acele etme, biz onlar(ın günlerini ve nefeslerini doldurmaları) için saydıkça sayıyoruz
Saheeh InternationalSo be not impatient over them. We only count out to them a [limited] number
«فلا تعجل عليهم» بطلب العذاب «إنما نعد لهم» الأيام والليالي أو الأنفاس «عدا» إلى وقت عذابهم.
Süleyman AteşKorunanları, binek üzerinde ikram ile Rahman'a götürdüğümüz gün
Saheeh InternationalOn the Day We will gather the righteous to the Most Merciful as a delegation
اذكر «يوم نحشر المتقين» بإيمانهم «إلى الرحمن وفدا» جمع وافد بمعنى: راكب.
Süleyman AteşSuçluları da yaya ve susuz olarak cehenneme sürdüğümüz (gün)
Saheeh InternationalAnd will drive the criminals to Hell in thirst
«ونسوق المجرمين» بكفرهم «إلى جهنم وردا» جمع وارد بمعنى ماش عطشان.
Süleyman AteşYalnız Rahman'ın huzurunda söz almış olanlardan başkaları şefa'at edemezler
Saheeh InternationalNone will have [power of] intercession except he who had taken from the Most Merciful a covenant
«لا يملكون» أي الناس «الشفاعة إلا من اتخذ عند الرحمن عهدا» أي شهادة أن لا إله إلا الله ولا حول ولا قوة إلا بالله.
Süleyman AteşRahman çocuk edindi dediler
Saheeh InternationalAnd they say, "The Most Merciful has taken [for Himself] a son
«وقالوا» أي اليهود والنصارى ومن زعم أن الملائكة بنات الله «اتخذ الرحمن ولدا» قال تعالى لهم:
Süleyman AteşAndolsun ki, "Siz pek kötü bir cür'ette bulundunuz
Saheeh InternationalYou have done an atrocious thing
«لقد جئتم شيئا إدا» أي منكرا عظيما.
Süleyman AteşNeredeyse o(sözün dehşeti)nden gökler çatlayacak, yer yarılacak ve dağlar yıkılıp dağılacaktır
Saheeh InternationalThe heavens almost rupture therefrom and the earth splits open and the mountains collapse in devastation
«تكاد» بالتاء والياء «السماوات يتفطرن» بالتاء وتشديد الطاء بالانشقاق وفي قراءة بالنون «منه وتنشق الأرض وتخر الجبال هدّا» أي تنطبق عليهم من أجل.
Süleyman AteşRahman için çocuk iddia ettiklerinden ötürü
Saheeh InternationalThat they attribute to the Most Merciful a son
«أن دعوا للرحمن ولدا» قال تعالى:
Süleyman AteşÇocuk edinmek Rahman'a yakışmaz
Saheeh InternationalAnd it is not appropriate for the Most Merciful that He should take a son
«وما ينبغي للرحمن أن يتخذ ولدا» أي ما يليق به ذلك.
Süleyman AteşGöklerde ve yerde bulunan herkes Rahman'a kul olarak gelecektir
Saheeh InternationalThere is no one in the heavens and earth but that he comes to the Most Merciful as a servant
«إن» أي ما «كل من في السماوات والأرض إلا آتي للرحمن عبداً» ذليلا خاضعا يوم القيامة منهم عزير وعيسى.
Süleyman AteşO, onların hepsini kuşatmış ve onları bir bir saymıştır
Saheeh InternationalHe has enumerated them and counted them a [full] counting
«لقد أحصاهم وعدهم عدا» فلا يخفى عليه مبلغ جميعهم ولا واحد منهم
Süleyman AteşOnların hepsi, kıyamet günü O'na tek başına gelecektir
Saheeh InternationalAnd all of them are coming to Him on the Day of Resurrection alone
«وكلهم آتيه يوم القيامة فردا» بلا مال ولا نصير يمنعه.
Süleyman Ateşİnanıp faydalı işler yapanlar için Rahman, (gönüllerde) bir sevgi yaratacak(onları herkese sevdirecek)tir
Saheeh InternationalIndeed, those who have believed and done righteous deeds - the Most Merciful will appoint for them affection
«إن الذين آمنوا وعملوا الصالحات سيجعل لهم الرحمن وُدّا» فيما بينهم يتوادون ويتحابون ويحبهم الله تعالى.
Süleyman AteşBiz o(Kur'a)n'ı senin diline kolaylaştırdık ki, onunla korunanları müjdeleyesin ve inatçı bir kavmi onunla uyarasın
Saheeh InternationalSo, [O Muhammad], We have only made Qur'an easy in the Arabic language that you may give good tidings thereby to the righteous and warn thereby a hostile people
«فإنما يسرناه» أي القرآن «بلسانك» العربي «لتبشر به المتقين» الفائزين بالإيمان «وتنذر» تخوف «به قوما لُدّا» جمع ألد أي جدل بالباطل وهم كفار مكة.
Süleyman AteşBiz onlardan önce nice nesilleri helak ettik. Şimdi onlardan hiçbirini duyuyor musun, yahut onların gizli bir sesini işitiyor musun
Saheeh InternationalAnd how many have We destroyed before them of generations? Do you perceive of them anyone or hear from them a sound
«وكم» أي كثيرا «أهلكنا قبلهم من قرن» أي أمة من الأمم الماضية بتكذيبهم الرسل «هل تحس» تجد «منهم من أحد أو تسمع لهم ركزا» صوتا خفيا؟ لا، فكما أهلكنا أولئك نهلك هؤلاء.