19. Maryam سُورَةُ مَرۡيَمَ
Süleyman AteşKaf ha ya 'ayn sad
Diyanet İşleri MealiKaf, Ha, Ya, Ayn, Sad
Yusuf AliKaf. Ha. Ya. 'Ain. Sad
Süleyman AteşBu, Rabbinin, kulu Zekeriyya'ya rahmetini anıştır
Diyanet İşleri MealiBu, Rabbinin kulu Zekeriya'ya olan rahmetini anmadır
Yusuf Ali(This is) a recital of the Mercy of thy Lord to His servant Zakariya
Süleyman AteşO, Rabbine gizli bir seslenişle yalvarmıştı
Diyanet İşleri MealiO Rabbine içinden yalvarmıştı
Yusuf AliBehold! he cried to his Lord in secret
Süleyman AteşRabbim, demişti, ben, bende kemik gevşedi; baş, ihtiyarlk aleviyle tutuştu. Rabbim, sana du'a ile hiçbir zaman bahtsız olmadım (her du'a ettikçe kabul buyurdun, beni istediğimden mahrum etmedin)
Diyanet İşleri MealiŞöyle demişti: "Rabbim! Gerçekten kemiklerim zayıfladı, saçlarım ağardı. Rabbim! Sana yalvarmakla şimdiye kadar bedbaht olup bir şeyden mahrum kalmadım
Yusuf AliPraying: "O my Lord! infirm indeed are my bones, and the hair of my head doth glisten with grey: but never am I unblest, O my Lord, in my prayer to Thee
Süleyman AteşDoğrusu ben arkamdan, yerime geçecek yakınlar(ımın iyi hareket etmeycekler)inden korktum; karım da kısır. (Ne olur) katından bana yerime geçecek bir veli lutfet
Diyanet İşleri MealiDoğrusu, benden sonra yerime geçecek yakınlarımın iyi hareket etmeyeceklerinden korkuyorum. Karım da kısırdır. Katından bana bir oğul bağışla ki, bana ve Yakub oğullarına mirasçı olsun. Rabbim! Onun, rızanı kazanmasını da sağla
Yusuf AliNow I fear (what) my relatives (and colleagues) (will do) after me: but my wife is barren: so give me an heir as from Thyself
Süleyman AteşKi, (o), bana ve Ya'kub oğullarına mirasçı olsun. Rabbim, onu beğendiğin bir insan yap
Diyanet İşleri MealiDoğrusu, benden sonra yerime geçecek yakınlarımın iyi hareket etmeyeceklerinden korkuyorum. Karım da kısırdır. Katından bana bir oğul bağışla ki, bana ve Yakub oğullarına mirasçı olsun. Rabbim! Onun, rızanı kazanmasını da sağla
Yusuf Ali(One that) will (truly) represent me, and represent the posterity of Jacob; and make him, O my Lord! one with whom Thou art well-pleased
Süleyman Ateş(Allah buyurdu): Ey Zekeriyya, biz sana bir oğul müjdeleriz, adı Yahya'dır. Daha önce ona hiç kimseyi adaş yapmadık (ondan önce kimseye bu adı vermedik)
Diyanet İşleri MealiAllah: "Ey Zekeriya! Sana, Yahya isminde bir oğlanı müjdeliyoruz. Bu adı daha önce kimseye vermemiştik" buyurdu
Yusuf Ali(His prayer was answered): "O Zakariya! We give thee good news of a son: His name shall be Yahya: on none by that name have We conferred distinction before
Süleyman Ateş(Zekeriyya): "Rabbim, dedi benim nasıl oğlum olur? Karım da kısırdır. Ben ise ihtiyarlığın son sınırına vardım
Diyanet İşleri MealiZekeriya: "Rabbim! Karım kısır, ben de son derece kocamışken nasıl oğlum olabilir?" dedi
Yusuf AliHe said: "O my Lord! How shall I have a son, when my wife is barren and I have grown quite decrepit from old age
Süleyman AteşDedi: "Öyledir, ama Rabbin: 'O bana kolaydır, daha önce sen de hiçbir şey değilken seni de yaratmıştım' dedi
Diyanet İşleri MealiAllah: "Rabbin böyle buyurdu; Çünkü bu bana kolaydır, nitekim sen yokken daha önce seni yaratmıştım" dedi
Yusuf AliHe said: "So (it will be) thy Lord saith, 'that is easy for Me: I did indeed create thee before, when thou hadst been nothing
Süleyman AteşRabbim, dedi, (öyle ise) bana bir işaret ver. "Senin işaretin, sapasağlam olduğun halde tam üç gece (ve gündüz) insanlarla konuşamamandır." dedi
Diyanet İşleri MealiZekeriya "Rabbim! Öyleyse bana bir alamet ver" dedi. Allah: "Senin alametin, sağlam ve sıhhatli olduğun halde üç gün üç gece insanlarla konuşamamandır" buyurdu
Yusuf Ali(Zakariya) said: "O my Lord! give me a Sign." "Thy Sign," was the answer, "Shall be that thou shalt speak to no man for three nights, although thou art not dumb
Süleyman Ateş(Zekeriyya), ma'bedden kavminin karşısına çıkıp onlara: "Sabah akşam (Rabbinizi) tesbih edin!" diye işaret etti
Diyanet İşleri MealiZekeriya bunun üzerine mabedden çıkıp milletine: "Sabah akşam Allah'ı tesbih edin" diye işarette bulundu
Yusuf AliSo Zakariya came out to his people from him chamber: He told them by signs to celebrate God's praises in the morning and in the evening
Süleyman AteşEy Yahya, Kitabı kuvvetle tut (Onun emirlerini uygula). (dedik) ve ona çocuk iken hikmet verdik
Diyanet İşleri MealiEy Yahya! Kitaba kuvvetle sarıl" deyip daha çocukken ona hikmet, katımızdan kalp yumuşaklığı ve safiyet verdik. O, Allah'tan sakınan ve anasına babasına karşı iyi davranan bir kimse idi, baş kaldıran bir zorba değildi
Yusuf Ali(To his son came the command): "O Yahya! take hold of the Book with might": and We gave him Wisdom even as a youth
Süleyman AteşKatımızdan bir rahmet (bir acıma duygusu) ve temizlik de (verdik; o günahlardan) korunan oldu
Diyanet İşleri MealiEy Yahya! Kitaba kuvvetle sarıl" deyip daha çocukken ona hikmet, katımızdan kalp yumuşaklığı ve safiyet verdik. O, Allah'tan sakınan ve anasına babasına karşı iyi davranan bir kimse idi, baş kaldıran bir zorba değildi
Yusuf AliAnd piety (for all creatures) as from Us, and purity: He was devout
Süleyman AteşAna babasına iyilik ediciydi, baş kaldıran bir zorba değildi
Diyanet İşleri MealiEy Yahya! Kitaba kuvvetle sarıl" deyip daha çocukken ona hikmet, katımızdan kalp yumuşaklığı ve safiyet verdik. O, Allah'tan sakınan ve anasına babasına karşı iyi davranan bir kimse idi, baş kaldıran bir zorba değildi
Yusuf AliAnd kind to his parents, and he was not overbearing or rebellious
Süleyman AteşDoğduğu gün, öleceği gün ve diri olarak kaldırılacağı gün ona selam olsun
Diyanet İşleri MealiDoğduğu günde, öleceği günde ve dirileceği günde ona selam olsun
Yusuf AliSo Peace on him the day he was born, the day that he dies, and the day that he will be raised up to life (again)
Süleyman AteşKitapta Meryem'i de an. Bir zaman o ailesinden ayrılıp doğu yönünde bir yere çekilmişti
Diyanet İşleri MealiKitabda Meryem'i de an. O, ailesinden ayrılarak, doğu yönünde bir yere çekilmişti
Yusuf AliRelate in the Book (the story of) Mary, when she withdrew from her family to a place in the East
Süleyman AteşOnlarla kendisi arasına bir perde çekmişti. Biz de ruhumuzu (Cebrail'i) ona gönderdik. (O) ona düzgün bir insan şeklinde göründü
Diyanet İşleri MealiSonra, insanlardan gizlenmek için bir perde germişti. Cebrail'i göndermiştik de ona tam bir insan olarak görünmüştü
Yusuf AliShe placed a screen (to screen herself) from them; then We sent her our angel, and he appeared before her as a man in all respects
Süleyman Ateş(Meryem) dedi ki: "Ben senden, çok esirgeyen(Allah)'a sığınırım. Eğer (Allah'tan) korkuyorsan (bana dokunma)
Diyanet İşleri MealiMeryem: "Eğer Allah'tan sakınan bir kimse isen, senden Rahman'a sığınırım" dedi
Yusuf AliShe said: "I seek refuge from thee to (God) Most Gracious: (come not near) if thou dost fear God
Süleyman Ateş(Ruh): "Ben, dedi, sadece Rabbinin elçisiyim. Sana tertemiz bir erkek çocuğu hediye edeyim diye (geldim)
Diyanet İşleri MealiCebrail: "Ben temiz bir oğlan bağışlamak için Rabbinin sana gönderdiği elçiden başkası değilim" dedi
Yusuf AliHe said: "Nay, I am only a messenger from thy Lord, (to announce) to thee the gift of a holy son
Süleyman AteşBenim nasıl oğlum olur, dedi, bana bir insan dokunmadı ve ben bir kahpe de değilim
Diyanet İşleri MealiMeryem: "Bana bir insan temas etmemişken, ben kötü kadın da olmadığım halde nasıl oğlum olabilir?" dedi
Yusuf AliShe said: "How shall I have a son, seeing that no man has touched me, and I am not unchaste
Süleyman Ateş(Ruh): "Öyledir, dedi, Rabbin: 'O bana kolaydır. Onu insanlara bir mu'cize ve bizden bir rahmet kılmak için (bunu yapacağız)' dedi" ve iş olup bitti
Diyanet İşleri MealiCebrail: "Bu böyledir, çünkü Rabbin, 'Bu bana kolaydır, onu insanlar için bir mucize ve katımızdan da bir rahmet kılacağız; hem bu önceden kararlaştırılmış bir iştir' diyor" dedi
Yusuf AliHe said: "So (it will be): Thy Lord saith, 'that is easy for Me: and (We wish) to appoint him as a Sign unto men and a Mercy from Us':It is a matter (so) decreed
Süleyman Ateş(Meryem), ona gebe kaldı. Onunla uzak bir yere çekildi
Diyanet İşleri MealiMeryem oğlana gebe kaldı, o haliyle uzak bir yere çekildi
Yusuf AliSo she conceived him, and she retired with him to a remote place
Süleyman AteşDoğum sancısı onu, bir hurma dalı(nın altı)na getirdi. "Keşke dedi, bundan önce ölseydim, unutulup gitseydim
Diyanet İşleri MealiDoğum sancısı onu bir hurma ağacının dibine gitmeğe mecbur etti. "Keşke ben bundan önce ölmüş olsaydım da unutulup gitseydim" dedi
Yusuf AliAnd the pains of childbirth drove her to the trunk of a palm-tree: She cried (in her anguish): "Ah! would that I had died before this! would that I had been a thing forgotten and out of sight
Süleyman AteşAltından (Ruh) ona şöyle seslendi: "Üzülme Rabbin alt tarafında bir su arkı var etti
Diyanet İşleri MealiOnun altından bir ses kendisine şöyle seslendi: "Sakın üzülme, Rabbin içinde bulunanı şerefli kılmıştır. Hurma ağacını kendine doğru silkele, üstüne taze hurma dökülsün
Yusuf AliBut (a voice) cried to her from beneath the (palm-tree): "Grieve not! for thy Lord hath provided a rivulet beneath thee
Süleyman AteşHurma dalını sana doğru silkele, üzerine olmuş, taze hurma dökülsün
Diyanet İşleri MealiOnun altından bir ses kendisine şöyle seslendi: "Sakın üzülme, Rabbin içinde bulunanı şerefli kılmıştır. Hurma ağacını kendine doğru silkele, üstüne taze hurma dökülsün
Yusuf AliAnd shake towards thyself the trunk of the palm-tree: It will let fall fresh ripe dates upon thee
Süleyman AteşYe, iç, gözün aydın olsun! Eğer insanlardan birini görürsen: Ben Rahman için (susma) oruc(u) adadım, bugün hiçbir insanla konuşmayacağım" de
Diyanet İşleri MealiYe iç, gözün aydın olsun. İnsanlardan birini görecek olursan 'Ben Rahman için oruç adadım, bugün hiçbir insanla konuşmayacağım' de
Yusuf AliSo eat and drink and cool (thine) eye. And if thou dost see any man, say, 'I have vowed a fast to (God) Most Gracious, and this day will I enter into not talk with any human being
Süleyman Ateş(Meryem) onu taşıyarak kavmine getirdi: "Ey Meryem, dediler, sen tuhaf bir iş yaptın
Diyanet İşleri MealiÇocuğu alıp kavmine getirdi, onlar: "Meryem! Utanılacak bir şey yaptın. Ey Harun'un kızkardeşi! Baban kötü bir kimse değildi, annen de iffetsiz değildi" dediler
Yusuf AliAt length she brought the (babe) to her people, carrying him (in her arms). They said: "O Mary! truly an amazing thing hast thou brought
Süleyman AteşEy Harun'un kızkardeşi, baban kötü bir adam değildi, annen de fahişe değildi (sen ne yaptın böyle)
Diyanet İşleri MealiÇocuğu alıp kavmine getirdi, onlar: "Meryem! Utanılacak bir şey yaptın. Ey Harun'un kızkardeşi! Baban kötü bir kimse değildi, annen de iffetsiz değildi" dediler
Yusuf AliO sister of Aaron! Thy father was not a man of evil, nor thy mother a woman unchaste
Süleyman Ateş(Meryem), çocuğu gösterdi. Dediler ki: "Beşikteki çocukla nasıl konuşuruz
Diyanet İşleri MealiMeryem çocuğu gösterdi. "Biz beşikteki çocukla nasıl konuşabiliriz?" dediler
Yusuf AliBut she pointed to the babe. They said: "How can we talk to one who is a child in the cradle
Süleyman Ateş(Çocuk): "Ben Allah'ın kuluyum, dedi, (O) bana Kitabı verdi, beni peygamber yaptı
Diyanet İşleri MealiÇocuk: "Ben şüphesiz Allah'ın kuluyum. Bana kitap verdi ve beni peygamber yaptı, nerede olursam olayım beni mübarek kıldı. Yaşadığım müddetçe namaz kılmamı, zekat vermemi ve anneme iyi davranmamı emretti. Beni bedbaht bir zorba kılmadı. Doğduğum günde, öleceğim günde, dirileceğim günde bana selam olsun" dedi
Yusuf AliHe said: "I am indeed a servant of God: He hath given me revelation and made me a prophet
Süleyman AteşBeni bulunduğum her yerde yararlı kıldı. Sağ olduğum sürece bana namaz kılmayı, zekat vermeyi emretti
Diyanet İşleri MealiÇocuk: "Ben şüphesiz Allah'ın kuluyum. Bana kitap verdi ve beni peygamber yaptı, nerede olursam olayım beni mübarek kıldı. Yaşadığım müddetçe namaz kılmamı, zekat vermemi ve anneme iyi davranmamı emretti. Beni bedbaht bir zorba kılmadı. Doğduğum günde, öleceğim günde, dirileceğim günde bana selam olsun" dedi
Yusuf AliAnd He hath made me blessed wheresoever I be, and hath enjoined on me Prayer and Charity as long as I live
Süleyman Ateş(Beni) anneme iyilik eder (kıldı), beni baş kaldıran bir zorba yapmadı
Diyanet İşleri MealiÇocuk: "Ben şüphesiz Allah'ın kuluyum. Bana kitap verdi ve beni peygamber yaptı, nerede olursam olayım beni mübarek kıldı. Yaşadığım müddetçe namaz kılmamı, zekat vermemi ve anneme iyi davranmamı emretti. Beni bedbaht bir zorba kılmadı. Doğduğum günde, öleceğim günde, dirileceğim günde bana selam olsun" dedi
Yusuf Ali(He) hath made me kind to my mother, and not overbearing or miserable
Süleyman AteşDoğduğum gün de, öleceğim gün de ve diri olarak kaldırılacağım gün de bana esenlik verilmiştir. Peace on me the day I was born, and the day I die, and the day I shall be raised alive
Diyanet İşleri MealiÇocuk: "Ben şüphesiz Allah'ın kuluyum. Bana kitap verdi ve beni peygamber yaptı, nerede olursam olayım beni mübarek kıldı. Yaşadığım müddetçe namaz kılmamı, zekat vermemi ve anneme iyi davranmamı emretti. Beni bedbaht bir zorba kılmadı. Doğduğum günde, öleceğim günde, dirileceğim günde bana selam olsun" dedi
Yusuf AliSo peace is on me the day I was born, the day that I die, and the day that I shall be raised up to life (again)
Süleyman Ateşİşte Meryem oğlu Îsa. Şüphe edip ayrılığa düştükleri şey, "gerçek söz"e göre budur
Diyanet İşleri Mealiİşte hakkında şüpheye düştükleri Meryem oğlu İsa gerçek söze göre budur
Yusuf AliSuch (was) Jesus the son of Mary: (it is) a statement of truth, about which they (vainly) dispute
Süleyman AteşÇocuk edinmek, Allah'a yakışmaz. O'nun şanı yücedir. Bir işi yapmak istedi mi ona sadece "ol" der, (o da) olur
Diyanet İşleri MealiAllah çocuk edinmez, O münezzehtir. Bir işin olmasına hükmederse ona ancak "Ol" der, o da olur
Yusuf AliIt is not befitting to (the majesty of) God that He should beget a son. Glory be to Him! when He determines a matter, He only says to it, "Be", and it is
Süleyman AteşŞüphesiz, Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir, O'na kulluk edin. İşte doğru yol budur
Diyanet İşleri MealiDoğrusu Allah benim de sizin de Rabbinizdir. O'na kulluk edin, bu doğru yoldur
Yusuf AliVerily God is my Lord and your Lord: Him therefore serve ye: this is a Way that is straight
Süleyman AteşKendi aralarından hizipler, ayrılığa düştüler. Artık büyük bir günü görmekten ötürü vay kafirlerin haline
Diyanet İşleri MealiFırkalar, kendi aralarında anlaşmazlığa düştüler. Vay o büyük günü görecek kafirlerin haline
Yusuf AliBut the sects differ among themselves: and woe to the unbelievers because of the (coming) Judgment of a Momentous Day
Süleyman AteşBize geldikleri gün ne güzel işitir, ne güzel görürler. Ama o zalimler, bugün apaçık sapıklık içindedirler
Diyanet İşleri MealiBize geldikleri gün neler görüp neler işitecekler! Ama zalimler bugün apaçık bir sapıklık içindedirler
Yusuf AliHow plainly will they see and hear, the Day that they will appear before Us! but the unjust today are in error manifest
Süleyman AteşOnları şu hasret gününe karşı uyar ki, o zaman kendileri gaflet içinde inanmamakta ısrar ederlerken iş bitirilmiş olur (yaptıklarına pişman olup hasret çeker dururlar, ama iş işten geçmiştir artık)
Diyanet İşleri MealiHala gaflet içinde bulunanları ve hala inanmayanları işin bitmiş olacağı o hasret günü ile uyar
Yusuf AliBut warn them of the Day of Distress, when the matter will be determined: for (behold,) they are negligent and they do not believe
Süleyman AteşDünyaya ve üzerinde bulunanlara biz varis oluruz biz, ve bize döndürülürler
Diyanet İşleri MealiŞüphesiz Biz bütün yeryüzüne ve üzerinde bulunanlara varis olacağız. Onlar Bize döneceklerdir
Yusuf AliIt is We Who will inherit the earth, and all beings thereon: to Us will they all be returned
Süleyman AteşKitapta İbrahim'i de an; gerçekten o, çok doğru bir peygamberdi
Diyanet İşleri MealiKitap'da İbrahim'e dair anlattıklarımızı da an, o şüphesiz dosdoğru bir peygamberdi
Yusuf AliAlso mention in the Book (the story of) Abraham: He was a man of Truth, a prophet
Süleyman AteşBabasına demişti ki: "Babacığım, işitmeyen görmeyen ve sana hiçbir yararı olmayan şeylere niçin tapıyorsun
Diyanet İşleri MealiBabasına şöyle demişti: "Babacığım! İşitmeyen, görmeyen ve sana bir faydası olmayan şeylere niçin tapıyorsun
Yusuf AliBehold, he said to his father: "O my father! why worship that which heareth not and seeth not, and can profit thee nothing
Süleyman AteşBabacığım, bana sana, gelmeyen bir bilgi geldi; bana uy, seni düzgün bir yola ileteyim
Diyanet İşleri MealiBabacığım! Doğrusu sana gelmeyen bir ilim bana geldi. Bana uy, seni doğru yola eriştireyim
Yusuf AliO my father! to me hath come knowledge which hath not reached thee: so follow me: I will guide thee to a way that is even and straight
Süleyman AteşBabacığım, şeytana tapma, çünkü şeytan, Rahman'a isyan etmiştir
Diyanet İşleri MealiBabacığım! Şeytana tapma, çünkü şeytan Rahman'a baş kaldırmıştır
Yusuf AliO my father! serve not Satan: for Satan is a rebel against (God) Most Gracious
Süleyman AteşBabacığım, ben sana Rahman'dan bir azabın dokunmasından korkuyorum. O zaman, şeytanın dostu olursun
Diyanet İşleri MealiBabacığım! Doğrusu sana Rahman katından bir azabın gelmesinden korkuyorum ki böylece şeytanın dostu olarak kalırsın
Yusuf AliO my father! I fear lest a Penalty afflict thee from (God) Most Gracious, so that thou become to Satan a friend
Süleyman Ateş(Babası): "Ey İbrahim, dedi, sen benim tanrılarımdan yüz mü çeviriyorsun? Eğer (onlara dil uzatmaktan) vazgeçmezsen, andolsun seni taşlarım. Uzun süre benden ayrıl, git
Diyanet İşleri MealiBabası: "Ey İbrahim! Sen benim tanrılarımdan yüz çevirmek mi istiyorsun? Bundan vazgeçmezsen mutlaka seni taşlarım; uzun bir süre benden uzaklaş git." dedi
Yusuf Ali(The father) replied: "Dost thou hate my gods, O Abraham? If thou forbear not, I will indeed stone thee: Now get away from me for a good long while
Süleyman Ateş(İbrahim): "Selam sana, (esenlik içinde kal), dedi, senin için Rabbimden mağfiret dileyeceğim. Çünkü O, bana çok lutufkardır
Diyanet İşleri Mealiİbrahim şöyle cevap verdi: "Sana selam olsun. Senin için Rabbim'den mağfiret dileyeceğim, çünkü O, bana karşı çok lütufkardır
Yusuf AliAbraham said: "Peace be on thee: I will pray to my Lord for thy forgiveness: for He is to me Most Gracious
Süleyman AteşSizden de, Allah'tan başka yalvardıklarınızdan da ayrılıyor ve yalnız Rabbime yalvarıyorum. Umarım ki Rabbime yalvarmakla bahtsız olmam (istediklerimden mahrum bırakılmam)
Diyanet İşleri MealiSizi Allah'tan başka taptıklarınızla bırakıp çekilir, Rabbime yalvarırım. Rabbime yalvarışımda mahrum kalmayacağımı umarım
Yusuf AliAnd I will turn away from you (all) and from those whom ye invoke besides God: I will call on my Lord: perhaps, by my prayer to my Lord, I shall be not unblest
Süleyman Ateşİşte onlardan ve onların Allah'tan başka taptıklarından ayrılınca biz ona İshak'ı ve (İshak'ın oğlu) Ya'kub'u armağan ettik ve hepsini de peygamber yaptık
Diyanet İşleri Mealiİbrahim onları Allah'tan başka taptıklarıyla başbaşa bırakıp çekilince ona İshak ve Yakub'u bahşettik ve her birini peygamber yaptık
Yusuf AliWhen he had turned away from them and from those whom they worshipped besides God, We bestowed on him Isaac and Jacob, and each one of them We made a prophet
Süleyman AteşOnlara rahmetimizden (mal ve çocuk) lutfettik ve onlar için yüce bir doğruluk dili verdik
Diyanet İşleri MealiOnlara rahmetimizden bağışta bulunduk. Onların her dilde üstün şekilde anılmalarını sağladık
Yusuf AliAnd We bestowed of Our Mercy on them, and We granted them lofty honour on the tongue of truth
Süleyman AteşKitapta Musa'yı da an, çünkü o, içi temiz (bir insan)dı ve elçi bir peygamberdi
Diyanet İşleri MealiKitap'da Musa'ya dair anlattıklarımızı da an. O seçkin kılınmış bir insan, tarafımızdan gönderilmiş bir peygamberdi
Yusuf AliAlso mention in the Book (the story of) Moses: for he was specially chosen, and he was an apostle (and) a prophet
Süleyman AteşOna Tur'un sağ tarafından seslendik ve onu, özel konuşmak için (kendimize) yaklaştırdık
Diyanet İşleri MealiOna Tur'un sağ yanından seslenmiş ve konuşmak için onu yaklaştırmıştık
Yusuf AliAnd we called him from the right side of Mount (Sinai), and made him draw near to Us, for mystic (converse)
Süleyman AteşOna, acıdığımızdan dolayı kardeşi Harun'u da peygamber olarak armağan ettik
Diyanet İşleri MealiRahmetimizden, kardeşi Harun'u bir peygamber olarak ona bağışladık
Yusuf AliAnd, out of Our Mercy, We gave him his brother Aaron, (also) a prophet
Süleyman AteşKitapta İsma'il'i de an. Çünkü o sözünde duran, elçi bir peygamberdi
Diyanet İşleri MealiKitap'da İsmail'e dair anlattıklarımızı da an. Çünkü o sözünde doğru bir kimse idi, tarafımızdan gönderilmiş bir peygamberdi
Yusuf AliAlso mention in the Book (the story of) Isma'il: He was (strictly) true to what he promised, and he was an apostle (and) a prophet
Süleyman AteşHalkına namaz kılmayı, zekat vermeyi emrederdi. Rabbi yanında beğenilmişti
Diyanet İşleri MealiÇevresinde bulunanlara namaz kılmalarını, zekat vermelerini emrederdi. Rabbinin katında hoşnutluğa ermişti
Yusuf AliHe used to enjoin on his people Prayer and Charity, and he was most acceptable in the sight of his Lord
Süleyman AteşKitapta İdris'i de an: Çünkü o, çok doğru bir peygamberdi
Diyanet İşleri MealiKitap'da İdris'i de zikret, çünkü o dosdoğru bir peygamberdi
Yusuf AliAlso mention in the Book the case of Idris: He was a man of truth (and sincerity), (and) a prophet
Süleyman AteşOnu yüce bir yere yükseltmiştik
Diyanet İşleri MealiBiz onu yüce bir yere yükselttik
Yusuf AliAnd We raised him to a lofty station
Süleyman Ateşİşte bunlar; Allah'ın ni'met verdiği peygamberlerden, Adem, neslinden, Nuh ile beraber gemide taşıdıklarımızın neslinden, İbrahim ve İsrail (Ya'kub) neslinden, yol gösterdiğimiz ve seçtiğimiz kimselerdendir. Onlara Rahman'ın ayetleri okunduğu zaman ağlayarak secdeye kapanırlardı
Diyanet İşleri Mealiİşte bunlar Allah'ın kendilerine nimetler sunduğu peygamberler; Adem'in soyundan, Nuh ile beraber taşıdıklarımızdan; İbrahim ve İsmail'in neslinden ve doğru yola erdirdiğimizden, seçip beğendiklerimizdendirler. Rahman'ın ayetleri onlara okunduğu zaman ağlayarak secdeye kapanırlardı
Yusuf AliThose were some of the prophets on whom God did bestow His Grace,- of the posterity of Adam, and of those who We carried (in the Ark) with Noah, and of the posterity of Abraham and Israel of those whom We guided and chose. Whenever the Signs o f (God) Most Gracious were rehearsed to them, they would fall down in prostrate adoration and in tears
Süleyman AteşOnlardan sonra yerlerine öyle bir nesil geldi ki, namazı zayi ettiler, şehvetlerine uydular. Onlar kötülük bulacaklardır
Diyanet İşleri MealiOnların ardından, namazı bırakan, şehvetlerine uyan bir nesil geldi. İşte bunlar azgınlıklarının karşılığını göreceklerdir
Yusuf AliBut after them there followed a posterity who missed prayers and followed after lusts soon, then, will they face Destruction
Süleyman AteşAncak tevbe eden, inanan ve iyi işler yapanlar, cennete girecekler ve hiç haksızlığa uğratılmayacaklardır
Diyanet İşleri MealiAncak tevbe eden, inanıp yararlı iş yapanlar bunun dışındadır. Bunlar hiçbir haksızlığa uğratılmadan, Rahman'ın kullarına gaybde vadettiği cennete, Adn cennetlerine gireceklerdir. Şüphesiz, O'nun sözü yerini bulacaktır
Yusuf AliExcept those who repent and believe, and work righteousness: for these will enter the Garden and will not be wronged in the least
Süleyman AteşRahman'ın kullarına gıyaben va'dettiği Adn cennetleri(ne gireceklerdir). Şüphesiz O'nun va'di yerine gelecektir
Diyanet İşleri MealiAncak tevbe eden, inanıp yararlı iş yapanlar bunun dışındadır. Bunlar hiçbir haksızlığa uğratılmadan, Rahman'ın kullarına gaybde vadettiği cennete, Adn cennetlerine gireceklerdir. Şüphesiz, O'nun sözü yerini bulacaktır
Yusuf AliGardens of Eternity, those which (God) Most Gracious has promised to His servants in the Unseen: for His promise must (necessarily) come to pass
Süleyman AteşOrada boş söz değil, yalnız selam işitirler. Orada sabah akşam rızıkları da hazırdır
Diyanet İşleri MealiOrada boş sözler değil sadece esenlik veren sözler işitirler. Orada rızıklarını sabah akşam hazır bulurlar
Yusuf AliThey will not there hear any vain discourse, but only salutations of Peace: And they will have therein their sustenance, morning and evening
Süleyman Ateşİşte kullarımızdan, korunanlara vereceğimiz cennet budur
Diyanet İşleri MealiKullarımızdan Allah'a karşı gelmekten sakınanları mirasçı kılacağımız Cennet işte budur
Yusuf AliSuch is the Garden which We give as an inheritance to those of Our servants who guard against Evil
Süleyman AteşBiz ancak Rabbinin emriyle ineriz. Önümüzde, arkamızda ve bunlar arasında olan herşey O'na aittir. Rabbin, asla unutkan değildir
Diyanet İşleri MealiCebrail: "Biz ancak Rabbinin buyruğu ile ineriz, geçmişimizi geleceğimizi ve ikisinin arasındakileri bilmek O'na mahsustur. Rabbin unutkan değildir
Yusuf Ali(The angels say:) "We descend not but by command of thy Lord: to Him belongeth what is before us and what is behind us, and what is between: and thy Lord never doth forget
Süleyman Ateşgöklerin, yerin ve bunlar arasında bulunan şeylerin Rabbidir. O'na kulluk et ve O'na kullukta sabret. Hiç O'nun adıyla anılan birini biliyor musun
Diyanet İşleri MealiO, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir. Öyleyse Ona ibadette sabırlı ol. Hiç O'na benzeyen bir şey bilir misin
Yusuf AliLord of the heavens and of the earth, and of all that is between them; so worship Him, and be constant and patient in His worship: knowest thou of any who is worthy of the same Name as He
Süleyman Ateşİnsan: "Ben öldükten sonra mı diri olarak çıkarılacağım?" diyor
Diyanet İşleri Mealiİnsan: "Ben öldüğümde mi diriltileceğim?" der
Yusuf AliMan says: "What! When I am dead, shall I then be raised up alive
Süleyman Ateşİnsan önceden hiçbir şey değilken kendisini nasıl yarattığımızı düşünmüyor mu
Diyanet İşleri MealiBu insan kendisi önceden bir şey değilken onu yaratmış olduğumuzu hatırlamaz mi
Yusuf AliBut does not man call to mind that We created him before out of nothing
Süleyman AteşRabbine andolsun ki, onları ve şeytanları mutlaka toplayacağız, sonra onları diz çökmüş vaziyette cehennemin çevresinde bulunduracağız
Diyanet İşleri MealiRabbine and olsun ki Biz onları mutlaka uydukları şeytanlarla beraber haşredeceğiz. Sonra cehennemin yanında diz çöktürerek hazır bulunduracağız
Yusuf AliSo, by thy Lord, without doubt, We shall gather them together, and (also) the Evil Ones (with them); then shall We bring them forth on their knees round about Hell
Süleyman AteşSonra her milletten Rahman'a en çok karşı geleni ayıracağız
Diyanet İşleri MealiSonra her toplumdan Rahman'a en çok kimin baş kaldırdığını ortaya koyacağız
Yusuf AliThen shall We certainly drag out from every sect all those who were worst in obstinate rebellion against (God) Most Gracious
Süleyman AteşSonra, elbette biz, kimlerin oraya girmeğe uygun olduğunu daha iyi biliriz
Diyanet İşleri MealiCehenneme girmeye en layık olanları Biz biliriz
Yusuf AliAnd certainly We know best those who are most worthy of being burned therein
Süleyman Ateşİçinizden oraya gitmeyecek hiç kimse yoktur. Bu, Rabbinin üzerine aldığı kesin borçtur
Diyanet İşleri MealiSizden cehenneme uğramayacak yoktur. Bu, Rabbinin yapmayı üzerine aldığı kesinleşmiş bir hükümdür
Yusuf AliNot one of you but will pass over it: this is, with thy Lord, a Decree which must be accomplished
Süleyman AteşSonra korunanları kurtarırız ve zalimleri öyle diz üstü çökmüş olarak bırakırız
Diyanet İşleri MealiSonra Biz Allah'a karşı gelmekten sakınmış olanları kurtarır, zalimleri de orada diz üstü çökmüş olarak bırakırız
Yusuf AliBut We shall save those who guarded against evil, and We shall leave the wrong-doers therein, (humbled) to their knees
Süleyman AteşOnlara açık açık ayetlerimiz okunduğu zaman, inkar edenler, inananlar için "İki topluluktan hangisinin makamı daha hayırlı, meclisi (mevkii) daha güzeldir?" derler
Diyanet İşleri MealiAyetlerimiz kendilerine apaçık okunduğu zaman inkar edenler inananlara: "Bu iki takımın hangisinin makamı daha iyi ve yeri daha güzeldir?" derler
Yusuf AliWhen Our Clear Signs are rehearsed to them, the Unbelievers say to those who believe, "Which of the two sides is best in point of position? Which makes the best show in council
Süleyman AteşOnlardan önce nice nesiller helak ettik ki onlar eşyaca ve gösterişce daha güzeldi
Diyanet İşleri MealiOnlardan önce nice nesilleri yok ettik ki, onlar varlıkça ve gösterişçe bunlardan daha üstündüler
Yusuf AliBut how many (countless) generations before them have we destroyed, who were even better in equipment and in glitter to the eye
Süleyman AteşDe ki: "Kim sapıklık içinde ise Rahman ona süre versin (ne çıkar). Nihayet va'dedildiklerini Ğazabı veya (Duruşma) sa'ati(ni)Ğ gördükleri zaman, kimin yerce daha kötü ve adamca daha zayıf olduğunu bileceklerdir
Diyanet İşleri MealiDe ki: "Sapıklıkta olanı Rahman ne kadar ertelese bile, sonunda tehdit edildikleri azabı ya da kıyamet gününü gördükleri zaman onlar kimin yerinin daha kötü ve taraftarlarının daha güçsüz olduğunu bilecektir
Yusuf AliSay: "If any men go astray, (God) Most Gracious extends (the rope) to them, until, when they see the warning of God (being fulfilled) - either in punishment or in (the approach of) the Hour,- they will at length realise who is worst in position , and (who) weakest in forces
Süleyman AteşAllah, yola gelenlerin hidayetini artırır. Kalıcı olan yararlı işler, Rabbinin yanında hem mükafat bakımından daha iyidir, hem varılacak yer bakımından daha iyidir
Diyanet İşleri MealiAllah doğru yolda olanların doğruluğunu artırır. Baki kalacak yararlı işler Rabbinin katında sevap olarak da daha iyidir, sonuç olarak da daha iyidir
Yusuf AliAnd God doth advance in guidance those who seek guidance: and the things that endure, Good Deeds, are best in the sight of thy Lord, as rewards, and best in respect of (their) eventual return
Süleyman AteşAyetlerimizi inkar edip: "Bana mal ve evlad verilecek" diyen adamı gördün mü
Diyanet İşleri MealiAyetlerimizi inkar eden ve "bana elbette mal ve çocuk verilecektir" diyeni gördün mu
Yusuf AliHast thou then seen the (sort of) man who rejects Our Signs, yet says: "I shall certainly be given wealth and children
Süleyman AteşGaybe mi çık(ıp bak)tı, yoksa Rahman'ın huzurunda bir söz mü aldı (Allah ile bir andlaşma mı yaptı)
Diyanet İşleri MealiO görülmeyeni mi biliyor, yoksa Rahman katından bir söz mü almıştır
Yusuf AliHas he penetrated to the Unseen, or has he taken a contract with (God) Most Gracious
Süleyman AteşHayır (yanılıyor), biz onun dediğini yazacağız ve onun için azabı uzattıkça uzatacağız
Diyanet İşleri MealiHayır, söylediğini yazacağız ve onun azabını uzattıkça uzatacağız
Yusuf AliNay! We shall record what he says, and We shall add and add to his punishment
Süleyman AteşO dediği(malı ve evladı)na biz varis olacağız (nesi varsa hepsi bize kalacak) ve o, bize tek başına gelecek (yanında ne malı, ne de evladı olmayacak)
Diyanet İşleri MealiBahsettikleri şeyler Bize kalacaktır, kendisi Bize tek olarak gelecektir
Yusuf AliTo Us shall return all that he talks of and he shall appear before Us bare and alone
Süleyman AteşKendilerine destek olsunlar diye Allah'tan başka tanrılar edindiler
Diyanet İşleri MealiOnlar kendilerine kuvvet ve şeref kazandırsın diye, Allah'ı bırakarak tanrılar edindiler
Yusuf AliAnd they have taken (for worship) gods other than God, to give them power and glory
Süleyman AteşHayır, (yarın o taptıkları tanrılar), bunların tapmalarını inkar edecekler ve bunlara zıd olacaklardır
Diyanet İşleri MealiHayır, tanrıları kendilerinin ibadetlerini inkar edecekler ve onlara düşman olacaklardır
Yusuf AliInstead, they shall reject their worship, and become adversaries against them
Süleyman AteşGörmedin mi biz kafirlere şeytanları gönderdik, onları oynatıp duruyorlar
Diyanet İşleri MealiKafirlerin üzerine onları kışkırtan şeytanlar gönderdiğimizi bilmiyor musun
Yusuf AliSeest thou not that We have set the Evil Ones on against the unbelievers, to incite them with fury
Süleyman AteşOnlar hakkında acele etme, biz onlar(ın günlerini ve nefeslerini doldurmaları) için saydıkça sayıyoruz
Diyanet İşleri MealiÖyleyse onların acele yok olmalarını isteme. Biz onların günlerini saydıkça sayıyoruz
Yusuf AliSo make no haste against them, for We but count out to them a (limited) number (of days)
Süleyman AteşKorunanları, binek üzerinde ikram ile Rahman'a götürdüğümüz gün
Diyanet İşleri Mealisakınanları o gün Rahman'ın huzurunda O'na gelmiş konuklar olarak toplarız, suçluları suya götürür gibi cehenneme süreriz
Yusuf AliThe day We shall gather the righteous to (God) Most Gracious, like a band presented before a king for honours
Süleyman AteşSuçluları da yaya ve susuz olarak cehenneme sürdüğümüz (gün)
Diyanet İşleri Mealisakınanları o gün Rahman'ın huzurunda O'na gelmiş konuklar olarak toplarız, suçluları suya götürür gibi cehenneme süreriz
Yusuf AliAnd We shall drive the sinners to Hell, like thirsty cattle driven down to water
Süleyman AteşYalnız Rahman'ın huzurunda söz almış olanlardan başkaları şefa'at edemezler
Diyanet İşleri MealiRahman'ın katında bir ahd almış olandan başkası asla şefaatte bulunamıyacaktır
Yusuf AliNone shall have the power of intercession, but such a one as has received permission (or promise) from (God) Most Gracious
Süleyman AteşRahman çocuk edindi dediler
Diyanet İşleri MealiBazı kimseler: "Rahman çocuk edindi" dediler
Yusuf AliThey say: "(God) Most Gracious has begotten a son
Süleyman AteşAndolsun ki, "Siz pek kötü bir cür'ette bulundunuz
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, ortaya pek kötü bir şey attınız
Yusuf AliIndeed ye have put forth a thing most monstrous
Süleyman AteşNeredeyse o(sözün dehşeti)nden gökler çatlayacak, yer yarılacak ve dağlar yıkılıp dağılacaktır
Diyanet İşleri MealiRahman'a çocuk isnat etmelerinden ötürü neredeyse gökler parçalanacak, yer yarılacak, dağlar göçecekti
Yusuf AliAt it the skies are ready to burst, the earth to split asunder, and the mountains to fall down in utter ruin
Süleyman AteşRahman için çocuk iddia ettiklerinden ötürü
Diyanet İşleri MealiRahman'a çocuk isnat etmelerinden ötürü neredeyse gökler parçalanacak, yer yarılacak, dağlar göçecekti
Yusuf AliThat they should invoke a son for (God) Most Gracious
Süleyman AteşÇocuk edinmek Rahman'a yakışmaz
Diyanet İşleri MealiOysa Rahman'a çocuk edinmek yaraşmaz, çünkü göklerde ve yerde olan her şey Rahman'a baş eğmiş kul olarak gelecektir
Yusuf AliFor it is not consonant with the majesty of (God) Most Gracious that He should beget a son
Süleyman AteşGöklerde ve yerde bulunan herkes Rahman'a kul olarak gelecektir
Diyanet İşleri MealiOysa Rahman'a çocuk edinmek yaraşmaz, çünkü göklerde ve yerde olan her şey Rahman'a baş eğmiş kul olarak gelecektir
Yusuf AliNot one of the beings in the heavens and the earth but must come to (God) Most Gracious as a servant
Süleyman AteşO, onların hepsini kuşatmış ve onları bir bir saymıştır
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki onların adedini bilmiş ve teker teker saymıştır
Yusuf AliHe does take an account of them (all), and hath numbered them (all) exactly
Süleyman AteşOnların hepsi, kıyamet günü O'na tek başına gelecektir
Diyanet İşleri MealiKıyamet günü hepsi O'na tek olarak gelecektir
Yusuf AliAnd everyone of them will come to Him singly on the Day of Judgment
Süleyman Ateşİnanıp faydalı işler yapanlar için Rahman, (gönüllerde) bir sevgi yaratacak(onları herkese sevdirecek)tir
Diyanet İşleri Mealiİnanıp yararlı iş işleyenleri Rahman sevgili kılacaktır
Yusuf AliOn those who believe and work deeds of righteousness, will (God) Most Gracious bestow love
Süleyman AteşBiz o(Kur'a)n'ı senin diline kolaylaştırdık ki, onunla korunanları müjdeleyesin ve inatçı bir kavmi onunla uyarasın
Diyanet İşleri MealiBiz Kuran'ı Allah'a karşı gelmekten sakınanları müjdelemen ve inatçı milleti uyarman için senin dilinde indirerek kolaylaştırdık
Yusuf AliSo have We made the (Qur'an) easy in thine own tongue, that with it thou mayest give Glad Tidings to the righteous, and warnings to people given to contention
Süleyman AteşBiz onlardan önce nice nesilleri helak ettik. Şimdi onlardan hiçbirini duyuyor musun, yahut onların gizli bir sesini işitiyor musun
Diyanet İşleri MealiOnlardan önce nice nesilleri yok ettik, şimdi onlardan hiçbirini duyuyor veya bir ses işitiyor musun
Yusuf AliBut how many (countless) generations before them have We destroyed? Canst thou find a single one of them (now) or hear (so much as) a whisper of them