☪ Anlam Arayışı

20. Taa-Haa سُورَةُ طه

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
20:1
طه
طه
Ta Ha.'

Saheeh InternationalTa, Ha

Ali BulaçTa, Ha

Süleyman AteşTa, Ha

20:2
مَآ أَنزَلۡنَا عَلَيۡكَ ٱلۡقُرۡءَانَ لِتَشۡقَىٰٓ
مَآ
biz indirmedik
أَنزَلْنَا
We (have) sent down
عَلَيْكَ
sana
ٱلْقُرْءَانَ
(bu) Kur'an'ı
لِتَشْقَىٰٓ
güçlük çekesin diye

Saheeh InternationalWe have not sent down to you the Qur'an that you be distressed

Ali BulaçBiz sana bu Kur'an'ı güçlük çekmen için indirmedik

Süleyman AteşBiz bu Kur'an'ı sana güçlük çekesin diye indirmedik

20:3 📚 1
إِلَّا تَذۡكِرَةࣰ لِّمَن يَخۡشَىٰ
إِلَّا
ancak (indirdik)
تَذْكِرَةًۭ
bir öğüt
لِّمَن
kimseler için
يَخْشَىٰ
korkan(lar)

Saheeh InternationalBut only as a reminder for those who fear [Allah]

Ali Bulaçİçi titreyerek korku duyanlara' ancak öğütle-hatırlatma (olsun diye indirdik)

Süleyman AteşAncak (Allah'tan) korkanlara bir öğüt (olarak indirdik)

20:4
تَنزِيلࣰ ا مِّمَّنۡ خَلَقَ ٱلۡأَرۡضَ وَٱلسَّمَٰوَٰتِ ٱلۡعُلَى
تَنزِيلًۭا
(O) indirilmiştir
مِّمَّنْ
tarafından
خَلَقَ
yaratan
ٱلْأَرْضَ
yeri
وَٱلسَّمَـٰوَٰتِ
ve gökleri
ٱلْعُلَى
yüce

Saheeh InternationalA revelation from He who created the earth and highest heavens

Ali BulaçYeri ve yüksek gökleri yaratan tarafından bir indirmedir

Süleyman Ateşyeri ve yüce gökleri yaratan tarafından azar azar indirilmiştir

20:5 📚 23
ٱلرَّحۡمَٰنُ عَلَى ٱلۡعَرۡشِ ٱسۡتَوَىٰ
ٱلرَّحْمَـٰنُ
Rahman
عَلَى
üzerine
ٱلْعَرْشِ
Arş
ٱسْتَوَىٰ
istiva etmiş(kurulmuş)tur

Saheeh InternationalThe Most Merciful [who is] above the Throne established

Ali BulaçRahman (olan Allah) arşa istiva etmiştir

Süleyman AteşRahman Arş'a istiva etmiş(kurulmuş)tur

20:6 📚 1
لَهُۥ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِي ٱلۡأَرۡضِ وَمَا بَيۡنَهُمَا وَمَا تَحۡتَ ٱلثَّرَىٰ
لَهُۥ
hep O'nundur
مَا
ne varsa
فِى
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
the heavens
وَمَا
ve ne varsa
فِى
yerde
ٱلْأَرْضِ
the earth
وَمَا
ve ne varsa
بَيْنَهُمَا
ikisinin arasında
وَمَا
ve ne varsa
تَحْتَ
altında
ٱلثَّرَىٰ
toprağın

Saheeh InternationalTo Him belongs what is in the heavens and what is on the earth and what is between them and what is under the soil

Ali BulaçGöklerde, yerde, bu ikisinin arasında ve nemli toprağın altında olanların tümü O'nundur

Süleyman AteşGöklerde, yerde, ikisinin arasında ve toprağın altında bulunanlar hep O'nundur (ne kadar kapalı olursa olsun, O'ndan hiçbir şey gizli kalmaz)

20:7 📚 1
وَإِن تَجۡهَرۡ بِٱلۡقَوۡلِ فَإِنَّهُۥ يَعۡلَمُ ٱلسِّرَّ وَأَخۡفَى
وَإِن
ve eğer
تَجْهَرْ
açık da söylesen
بِٱلْقَوْلِ
sözü
فَإِنَّهُۥ
muhakkak O
يَعْلَمُ
bilir
ٱلسِّرَّ
gizliyi
وَأَخْفَى
ve daha gizlisini

Saheeh InternationalAnd if you speak aloud - then indeed, He knows the secret and what is [even] more hidden

Ali BulaçSözü açığa vursan da, (gizlesen de birdir). Çünkü şüphesiz O, gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilmektedir

Süleyman AteşSözü açık söylesen de (gizli söylesen de) muhakkak O, gizliyi de ondan daha gizlisini de bilir

20:8 📚 4
ٱللَّهُ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَۖ لَهُ ٱلۡأَسۡمَآءُ ٱلۡحُسۡنَىٰ
ٱللَّهُ
Allah (ki)
لَآ
yoktur
إِلَـٰهَ
tanrı
إِلَّا
başka
هُوَ ۖ
O'ndan
لَهُ
O'nundur
ٱلْأَسْمَآءُ
isimler
ٱلْحُسْنَىٰ
en güzel

Saheeh InternationalAllah - there is no deity except Him. To Him belong the best names

Ali BulaçAllah; O'ndan başka İlah yoktur. En güzel isimler O'nundur

Süleyman AteşAllah ki, O'ndan başka tanrı yoktur. En güzel isimler O'nundur

20:9
وَهَلۡ أَتَىٰكَ حَدِيثُ مُوسَىٰٓ
وَهَلْ
mi?
أَتَىٰكَ
sana geldi
حَدِيثُ
haberi
مُوسَىٰٓ
Musa'nın

Saheeh InternationalAnd has the story of Moses reached you

Ali BulaçSana Musa'nın haberi geldi mi

Süleyman AteşMusa'nın haberi sana geldi mi

20:10
إِذۡ رَءَا نَارࣰ ا فَقَالَ لِأَهۡلِهِ ٱمۡكُثُوٓاْ إِنِّيٓ ءَانَسۡتُ نَارࣰ ا لَّعَلِّيٓ ءَاتِيكُم مِّنۡهَا بِقَبَسٍ أَوۡ أَجِدُ عَلَى ٱلنَّارِ هُدࣰ ى
إِذْ
hani
رَءَا
görmüştü
نَارًۭا
bir ateş
فَقَالَ
demişti
لِأَهْلِهِ
ailesine
ٱمْكُثُوٓا۟
siz durun
إِنِّىٓ
elbette ben
ءَانَسْتُ
gördüm
نَارًۭا
bir ateş
لَّعَلِّىٓ
belki
ءَاتِيكُم
size getiririm
مِّنْهَا
ondan
بِقَبَسٍ
bir kor
أَوْ
yahut
أَجِدُ
bulurum
عَلَى
(yanında)
ٱلنَّارِ
ateşin
هُدًۭى
bir yol gösteren

Saheeh InternationalWhen he saw a fire and said to his family, "Stay here; indeed, I have perceived a fire; perhaps I can bring you a torch or find at the fire some guidance

Ali BulaçHani bir ateş görmüştü de, ailesine şöyle demişti: "Durun, bir ateş gördüm; umulur ki size ondan bir kor getiririm veya ateşin yanında bir yol-gösterici bulurum

Süleyman AteşHani (o) bir ateş görmüştü de ailesine: "Siz durun ben bir ateş gördüm, belki ondan size bir kor getiririm, yahut ateşin yanında bir yol gösteren bulurum" demişti

20:11
فَلَمَّآ أَتَىٰهَا نُودِيَ يَٰمُوسَىٰٓ
فَلَمَّآ
ne zaman ki
أَتَىٰهَا
o(ateşin yanı)na gelince
نُودِىَ
kendisine seslenildi
يَـٰمُوسَىٰٓ
Ey! Musa

Saheeh InternationalAnd when he came to it, he was called, "O Moses

Ali BulaçNitekim ona gidince, kendisine seslenildi: "Ey Musa

Süleyman Ateş(Musa), o(ateşin yanı)na gelince kendisine "Ey Musa!" diye seslenildi

20:12
إِنِّيٓ أَنَا۠ رَبُّكَ فَٱخۡلَعۡ نَعۡلَيۡكَ إِنَّكَ بِٱلۡوَادِ ٱلۡمُقَدَّسِ طُوࣰ ى
إِنِّىٓ
şüphesiz ben
أَنَا۠
ben
رَبُّكَ
senin Rabbinim
فَٱخْلَعْ
çıkar
نَعْلَيْكَ ۖ
pabuçlarını
إِنَّكَ
çünkü sen
بِٱلْوَادِ
vadide
ٱلْمُقَدَّسِ
kutsal
طُوًۭى
Tuva'dasın

Saheeh InternationalIndeed, I am your Lord, so remove your sandals. Indeed, you are in the sacred valley of Tuwa

Ali BulaçGerçekten Ben, Ben senin Rabbinim. Ayakkabılarını çıkar; çünkü sen, kutsal vadi olan Tuva'dasın

Süleyman AteşBen, (evet) ben senin Rabbinim! Pabuçlarını çıkar. Çünkü sen, kutsal vadide, Tuva'dasın

20:13 📚 1
وَأَنَا ٱخۡتَرۡتُكَ فَٱسۡتَمِعۡ لِمَا يُوحَىٰٓ
وَأَنَا
ve ben
ٱخْتَرْتُكَ
seni seçtim
فَٱسْتَمِعْ
şimdi dinle
لِمَا
vahyolunanı
يُوحَىٰٓ
is revealed

Saheeh InternationalAnd I have chosen you, so listen to what is revealed [to you]

Ali BulaçBen seni seçmiş bulunuyorum; bundan böyle vahyolunanı dinle

Süleyman AteşBen seni seçtim, şimdi vahyolunanı dinle

20:14 📚 20
إِنَّنِيٓ أَنَا ٱللَّهُ لَآ إِلَٰهَ إِلَّآ أَنَا۠ فَٱعۡبُدۡنِي وَأَقِمِ ٱلصَّلَوٰةَ لِذِكۡرِيٓ
إِنَّنِىٓ
muhakkak ben
أَنَا
ben
ٱللَّهُ
Allah'ım
لَآ
yoktur
إِلَـٰهَ
tanrı
إِلَّآ
başka
أَنَا۠
benden
فَٱعْبُدْنِى
bana kulluk et
وَأَقِمِ
ve kıl
ٱلصَّلَوٰةَ
namaz
لِذِكْرِىٓ
beni anmak için

Saheeh InternationalIndeed, I am Allah. There is no deity except Me, so worship Me and establish prayer for My remembrance

Ali BulaçGerçekten Ben, Ben Allah'ım, Benden başka İlah yoktur; şu halde Bana ibadet et ve Beni zikretmek için dosdoğru namaz kıl

Süleyman AteşMuhakkak ben, (evet) ben Allah'ım, benden başka tanrı yoktur. (Yalnız) bana kulluk et ve beni anmak için namaz kıl

20:15 📚 1
إِنَّ ٱلسَّاعَةَ ءَاتِيَةٌ أَكَادُ أُخۡفِيهَا لِتُجۡزَىٰ كُلُّ نَفۡسِۭ بِمَا تَسۡعَىٰ
إِنَّ
mutlaka
ٱلسَّاعَةَ
Sa'at
ءَاتِيَةٌ
gelecektir
أَكَادُ
neredeyse
أُخْفِيهَا
onu gizleyeceğim
لِتُجْزَىٰ
cezalanması için
كُلُّ
her
نَفْسٍۭ
nefsin
بِمَا
şeylerle
تَسْعَىٰ
peşinde koştuğu

Saheeh InternationalIndeed, the Hour is coming - I almost conceal it - so that every soul may be recompensed according to that for which it strives

Ali BulaçŞüphesiz, kıyamet-saati yaklaşarak gelmektedir. Herkesin harcadığı çabanın karşılığını alması için, onun (koşup haberini) neredeyse gizleyeceğim

Süleyman Ateş(Kıyamet) Sa'at(i) mutlaka gelecektir. Herkesin, peşinde koştuğu işlerle cezalanması için, neredeyse onu gizleyeceğim

20:16
فَلَا يَصُدَّنَّكَ عَنۡهَا مَن لَّا يُؤۡمِنُ بِهَا وَٱتَّبَعَ هَوَىٰهُ فَتَرۡدَىٰ
فَلَا
asla
يَصُدَّنَّكَ
seni alıkoymasın
عَنْهَا
on(a inanmak)dan
مَن
kimse
لَّا
inanmayan
يُؤْمِنُ
believe
بِهَا
ona
وَٱتَّبَعَ
ve uyan
هَوَىٰهُ
keyfine
فَتَرْدَىٰ
sonra helak olursun

Saheeh InternationalSo do not let one avert you from it who does not believe in it and follows his desire, for you [then] would perish

Ali BulaçÖyleyse, ona inanmayıp kendi hevasına uyan, sakın seni ondan alıkoymasın; sonra yıkıma uğrarsın

Süleyman AteşOna inanmayıp keyfine uyan kimse, seni on(a inanmak)dan alıkoymasın, sonra helak olursun

20:17
وَمَا تِلۡكَ بِيَمِينِكَ يَٰمُوسَىٰ
وَمَا
nedir?
تِلْكَ
şu
بِيَمِينِكَ
sağ elindeki
يَـٰمُوسَىٰ
ey Musa

Saheeh InternationalAnd what is that in your right hand, O Moses

Ali BulaçSağ elindeki nedir ey Musa

Süleyman AteşSağ elindeki nedir ey Musa

20:18 📚 2
قَالَ هِيَ عَصَايَ أَتَوَكَّؤُاْ عَلَيۡهَا وَأَهُشُّ بِهَا عَلَىٰ غَنَمِي وَلِيَ فِيهَا مَـَٔارِبُ أُخۡرَىٰ
قَالَ
dedi ki
هِىَ
O
عَصَاىَ
asa'mdır
أَتَوَكَّؤُا۟
dayanıyorum
عَلَيْهَا
ona
وَأَهُشُّ
ve yaprak silkeliyorum
بِهَا
onunla
عَلَىٰ
için
غَنَمِى
davarım
وَلِىَ
ve benim var
فِيهَا
onda
مَـَٔارِبُ
ihtiyaçlarım
أُخْرَىٰ
daha başka

Saheeh InternationalHe said, "It is my staff; I lean upon it, and I bring down leaves for my sheep and I have therein other uses

Ali BulaçDedi ki: "O, benim asamdır; ona dayanmakta, onunla davarlarım için ağaçlardan yaprak düşürmekteyim, onda benim için daha başka yararlar da var

Süleyman Ateş(Musa) dedi: "O, asa'mdır. Ona dayanıyorum ve onunla davarıma yaprak silkeliyorum ve onda benim daha birçok ihtiyaçlarım var (onunla birçok ihtiyacımı gideririm)

20:19
قَالَ أَلۡقِهَا يَٰمُوسَىٰ
قَالَ
(Allah) buyurdu
أَلْقِهَا
(yere) at onu
يَـٰمُوسَىٰ
ey Musa

Saheeh International[Allah] said, "Throw it down, O Moses

Ali BulaçDedi ki: "Onu at, ey Musa

Süleyman Ateş(Allah) buyurdu; "(Yere) at onu ey Musa

20:20
فَأَلۡقَىٰهَا فَإِذَا هِيَ حَيَّةࣱ تَسۡعَىٰ
فَأَلْقَىٰهَا
onu attı
فَإِذَا
(bir de ne görsün)
هِىَ
o
حَيَّةٌۭ
kocaman bir yılan
تَسْعَىٰ
koşan

Saheeh InternationalSo he threw it down, and thereupon it was a snake, moving swiftly

Ali BulaçBöylece, onu attı; (bir de ne görsün) o hemen hızla koşan (kocaman) bir yılan (oluvermiş)

Süleyman Ateş(Musa) attı, bir de ne görsün o, koşan kocaman bir yılan

20:21
قَالَ خُذۡهَا وَلَا تَخَفۡۖ سَنُعِيدُهَا سِيرَتَهَا ٱلۡأُولَىٰ
قَالَ
dedi
خُذْهَا
al onu
وَلَا
ve
تَخَفْ ۖ
korkma
سَنُعِيدُهَا
biz onu sokacağız
سِيرَتَهَا
durumuna
ٱلْأُولَىٰ
ilk

Saheeh International[Allah] said, "Seize it and fear not; We will return it to its former condition

Ali BulaçDedi ki: "Onu al ve korkma, Biz onu ilk durumuna çevireceğiz

Süleyman Ateş(Allah): "Al onu, dedi, korkma biz onu yine ilk durumuna sokacağız

20:22
وَٱضۡمُمۡ يَدَكَ إِلَىٰ جَنَاحِكَ تَخۡرُجۡ بَيۡضَآءَ مِنۡ غَيۡرِ سُوٓءٍ ءَايَةً أُخۡرَىٰ
وَٱضْمُمْ
ve sok
يَدَكَ
elini
إِلَىٰ
böğrüne
جَنَاحِكَ
your side
تَخْرُجْ
çıksın
بَيْضَآءَ
bembeyaz olarak
مِنْ
olmadan
غَيْرِ
without any
سُوٓءٍ
bir hastalık
ءَايَةً
bir mu'cize olarak
أُخْرَىٰ
ayrı

Saheeh InternationalAnd draw in your hand to your side; it will come out white without disease - another sign

Ali BulaçElini koltuğuna sok, bir hastalık olmadan, başka bir mucize (ayet) olarak bembeyaz bir durumda çıksın

Süleyman AteşElini böğrüne sok; bir hastalık olmadan, ayrı bir mu'cize olarak bembeyaz bir durumda çıksın

20:23
لِنُرِيَكَ مِنۡ ءَايَٰتِنَا ٱلۡكُبۡرَى
لِنُرِيَكَ
sana göstermek için
مِنْ
bazılarını
ءَايَـٰتِنَا
mu'cizelerimizden
ٱلْكُبْرَى
en büyük

Saheeh InternationalThat We may show you [some] of Our greater signs

Ali BulaçÖyle ki, sana büyük mucizelerimizden (birini) göstermiş olalım

Süleyman AteşKi sana en büyük mu'cizelerimizden bazılarını göstermiş olalım

20:24 📚 2
ٱذۡهَبۡ إِلَىٰ فِرۡعَوۡنَ إِنَّهُۥ طَغَىٰ
ٱذْهَبْ
sen git
إِلَىٰ
Fir'avn'e
فِرْعَوْنَ
Firaun
إِنَّهُۥ
çünkü o
طَغَىٰ
azdı

Saheeh InternationalGo to Pharaoh. Indeed, he has transgressed

Ali BulaçFiravun'a git, çünkü o azmış bulunuyor

Süleyman Ateşİmdi sen Fir'avn'e git: çünkü o azdı

20:25 📚 1
قَالَ رَبِّ ٱشۡرَحۡ لِي صَدۡرِي
قَالَ
dedi ki
رَبِّ
Rabbim
ٱشْرَحْ
aç
لِى
benim
صَدْرِى
göğsümü

Saheeh International[Moses] said, "My Lord, expand for me my breast [with assurance]

Ali BulaçDedi ki: "Rabbim, benim göğsümü aç

Süleyman Ateş(Musa) dedi ki: "Rabbim, benim göğsümü aç (risalet görevini yüklenebilmesi için yüreğimi genişlet)

20:26 📚 6
وَيَسِّرۡ لِيٓ أَمۡرِي
وَيَسِّرْ
ve kolaylaştır
لِىٓ
bana
أَمْرِى
işimi

Saheeh InternationalAnd ease for me my task

Ali BulaçBana işimi kolaylaştır

Süleyman AteşBana işimi kolaylaştır

20:27 📚 1
وَٱحۡلُلۡ عُقۡدَةࣰ مِّن لِّسَانِي
وَٱحْلُلْ
ve çöz
عُقْدَةًۭ
düğümünü
مِّن
dilimin
لِّسَانِى
my tongue

Saheeh InternationalAnd untie the knot from my tongue

Ali BulaçDilimden düğümü çöz

Süleyman AteşDilimin düğümünü çöz

20:28
يَفۡقَهُواْ قَوۡلِي
يَفْقَهُوا۟
anlasınlar
قَوْلِى
sözümü

Saheeh InternationalThat they may understand my speech

Ali BulaçKi söyleyeceklerimi kavrasınlar

Süleyman AteşKi sözümü anlasınlar

20:29
وَٱجۡعَل لِّي وَزِيرࣰ ا مِّنۡ أَهۡلِي
وَٱجْعَل
ve ver
لِّى
bana
وَزِيرًۭا
bir vezir
مِّنْ
ailemden
أَهْلِى
my family

Saheeh InternationalAnd appoint for me a minister from my family

Ali BulaçAilemden bana bir yardımcı kıl

Süleyman AteşBana ailemden bir vezir ver

20:30
هَٰرُونَ أَخِي
هَـٰرُونَ
Harun'u
أَخِى
kardeşim

Saheeh InternationalAaron, my brother

Ali BulaçKardeşim Harun'u

Süleyman AteşKardeşim Harun'u

20:31 📚 1
ٱشۡدُدۡ بِهِۦٓ أَزۡرِي
ٱشْدُدْ
kuvvetlendir
بِهِۦٓ
onunla
أَزْرِى
arkamı

Saheeh InternationalIncrease through him my strength

Ali BulaçOnunla arkamı kuvvetlendir

Süleyman AteşOnunla arkamı kuvvetlendir

20:32
وَأَشۡرِكۡهُ فِيٓ أَمۡرِي
وَأَشْرِكْهُ
ve onu ortak yap
فِىٓ
işime
أَمْرِى
my task

Saheeh InternationalAnd let him share my task

Ali BulaçOnu işimde ortak kıl

Süleyman AteşOnu da işime ortak yap

20:33
كَيۡ نُسَبِّحَكَ كَثِيرࣰ ا
كَىْ
ki
نُسَبِّحَكَ
seni tesbih edelim
كَثِيرًۭا
çok

Saheeh InternationalThat we may exalt You much

Ali BulaçBöylece Seni çok tesbih edelim

Süleyman AteşKi seni çok tesbih edelim

20:34
وَنَذۡكُرَكَ كَثِيرًا
وَنَذْكُرَكَ
ve seni analım
كَثِيرًا
çok

Saheeh InternationalAnd remember You much

Ali BulaçVe Seni çok zikredelim

Süleyman AteşVe seni çok analım

20:35
إِنَّكَ كُنتَ بِنَا بَصِيرࣰ ا
إِنَّكَ
şüphesiz sen
كُنتَ
sensin
بِنَا
bizi
بَصِيرًۭا
gören

Saheeh InternationalIndeed, You are of us ever Seeing

Ali BulaçŞüphesiz Sen bizi görüyorsun

Süleyman AteşŞüphesiz sen, bizi görmektesin

20:36
قَالَ قَدۡ أُوتِيتَ سُؤۡلَكَ يَٰمُوسَىٰ
قَالَ
buyurdu ki
قَدْ
muhakkak
أُوتِيتَ
sana verildi
سُؤْلَكَ
istediğin
يَـٰمُوسَىٰ
Ey Musa

Saheeh International[Allah] said, "You have been granted your request, O Moses

Ali Bulaç(Allah) Dedi ki: "Ey Musa istediğin sana verilmiştir

Süleyman Ateş(Allah) buyurdu: "Ey Musa, istediğin sana verildi

20:37 📚 1
وَلَقَدۡ مَنَنَّا عَلَيۡكَ مَرَّةً أُخۡرَىٰٓ
وَلَقَدْ
zaten
مَنَنَّا
biz lutufta bulunmuştuk
عَلَيْكَ
sana
مَرَّةً
bir kez
أُخْرَىٰٓ
daha

Saheeh InternationalAnd We had already conferred favor upon you another time

Ali BulaçAndolsun, Biz sana bir defa daha lütufta bulunmuştuk

Süleyman AteşZaten biz sana bir kez daha lutufta bulunmuştuk

20:38
إِذۡ أَوۡحَيۡنَآ إِلَىٰٓ أُمِّكَ مَا يُوحَىٰٓ
إِذْ
hani
أَوْحَيْنَآ
vahyetmiştik
إِلَىٰٓ
annene
أُمِّكَ
your mother
مَا
şeyi
يُوحَىٰٓ
vahyedilen

Saheeh InternationalWhen We inspired to your mother what We inspired

Ali BulaçHani, annene vahyolunan şeyi vahyetmiştik, (şöyle ki)

Süleyman Ateş(Sen doğduğun zaman,) Annene vahyedileni vahyetmiştik

20:39 📚 2
أَنِ ٱقۡذِفِيهِ فِي ٱلتَّابُوتِ فَٱقۡذِفِيهِ فِي ٱلۡيَمِّ فَلۡيُلۡقِهِ ٱلۡيَمُّ بِٱلسَّاحِلِ يَأۡخُذۡهُ عَدُوࣱّ لِّي وَعَدُوࣱّ لَّهُۥۚ وَأَلۡقَيۡتُ عَلَيۡكَ مَحَبَّةࣰ مِّنِّي وَلِتُصۡنَعَ عَلَىٰ عَيۡنِيٓ
أَنِ
ki
ٱقْذِفِيهِ
onu koy
فِى
sandığa
ٱلتَّابُوتِ
the chest
فَٱقْذِفِيهِ
ve at
فِى
suya
ٱلْيَمِّ
the river
فَلْيُلْقِهِ
onu bıraksın
ٱلْيَمُّ
su
بِٱلسَّاحِلِ
sahile
يَأْخُذْهُ
onu alacaktır
عَدُوٌّۭ
düşman olan
لِّى
bana
وَعَدُوٌّۭ
ve düşman olan
لَّهُۥ ۚ
ona
وَأَلْقَيْتُ
ve koydum
عَلَيْكَ
senin üzerine
مَحَبَّةًۭ
bir sevgi
مِّنِّى
benden
وَلِتُصْنَعَ
yetiştirilmen için
عَلَىٰ
önünde
عَيْنِىٓ
gözümün

Saheeh International[Saying], 'Cast him into the chest and cast it into the river, and the river will throw it onto the bank; there will take him an enemy to Me and an enemy to him.' And I bestowed upon you love from Me that you would be brought up under My eye

Ali BulaçOnu sandığın içine koy, suya bırak, böylece su onu sahile bıraksın; onu Benim de düşmanım, onun da düşmanı olan biri alacaktır. Gözümün önünde yetiştirilmen için, Kendim'den sana bir sevgi yönelttim

Süleyman AteşOnu sandığa koy, suya at; su onu sahile bıraksın; onu benim de düşmanım onun da düşmanı olan biri alacaktır. "Gözümün önünde yetiştirilmen için senin üzerine benden bir sevgi koydum (görenler senin üzerine koyduğum bu sevgiden ötürü sana meftun oldular)

20:40
إِذۡ تَمۡشِيٓ أُخۡتُكَ فَتَقُولُ هَلۡ أَدُلُّكُمۡ عَلَىٰ مَن يَكۡفُلُهُۥۖ فَرَجَعۡنَٰكَ إِلَىٰٓ أُمِّكَ كَيۡ تَقَرَّ عَيۡنُهَا وَلَا تَحۡزَنَۚ وَقَتَلۡتَ نَفۡسࣰ ا فَنَجَّيۡنَٰكَ مِنَ ٱلۡغَمِّ وَفَتَنَّٰكَ فُتُونࣰ اۚ فَلَبِثۡتَ سِنِينَ فِيٓ أَهۡلِ مَدۡيَنَ ثُمَّ جِئۡتَ عَلَىٰ قَدَرࣲ يَٰمُوسَىٰ
إِذْ
hani
تَمْشِىٓ
gidiyordu
أُخْتُكَ
kızkardeşin
فَتَقُولُ
ve diyordu
هَلْ
mi?
أَدُلُّكُمْ
size göstereyim
عَلَىٰ
birini
مَن
(one) who
يَكْفُلُهُۥ ۖ
ona bakacak
فَرَجَعْنَـٰكَ
böylece seni geri verdik
إِلَىٰٓ
annene
أُمِّكَ
your mother
كَىْ
ki
تَقَرَّ
aydın olsun
عَيْنُهَا
gözü
وَلَا
ve asla
تَحْزَنَ ۚ
üzülmesin
وَقَتَلْتَ
ve sen öldürmüştün
نَفْسًۭا
bir adam
فَنَجَّيْنَـٰكَ
seni kurtarmıştık
مِنَ
tasadan
ٱلْغَمِّ
the distress
وَفَتَنَّـٰكَ
ve seni denemiştik
فُتُونًۭا ۚ
(iyi bir) deneyişle
فَلَبِثْتَ
sonra kaldın
سِنِينَ
yıllarca
فِىٓ
arasında
أَهْلِ
halkı
مَدْيَنَ
Medyen
ثُمَّ
sonra
جِئْتَ
bize geldin
عَلَىٰ
belirlediğimiz vakitte
قَدَرٍۢ
the decreed (time)
يَـٰمُوسَىٰ
ey Musa

Saheeh International[And We favored you] when your sister went and said, 'Shall I direct you to someone who will be responsible for him?' So We restored you to your mother that she might be content and not grieve. And you killed someone, but We saved you from retaliation and tried you with a [severe] trial. And you remained [some] years among the people of Madyan. Then you came [here] at the decreed time, O Moses

Ali BulaçHani kız kardeşin gezinip; "Onu(n bakımını) üstlenecek birini size haber vereyim mi?" demekteydi. Böylece, seni annene geri çevirmiş olduk ki, gözü aydın olsun ve hüzne kapılmasın. Sen bir insan öldürmüştün de, Biz seni tasadan kurtarmış ve seni 'esaslı bir denemeden geçirip-denemiştik.' Medyen halkı arasında da yıllarca kalmıştın, sonra bir kader üzerine (buraya) geldin ey Musa

Süleyman AteşKızkardeşin ona bakacak birini size göstereyim mi? diyordu. Böylece seni annene geri verdik ki gözü aydın olsun, üzülmesin. Sen bir de adam öldürmüştün. O zaman da seni tasadan kurtarmış ve seni iyice denemiştik. Medyen halkı arasında yıllarca kaldın. Sonra belirlediğimiz bir vakitte bize geldin ey Musa

20:41
وَٱصۡطَنَعۡتُكَ لِنَفۡسِي
وَٱصْطَنَعْتُكَ
ve seni yetiştirdim
لِنَفْسِى
kendim için

Saheeh InternationalAnd I produced you for Myself

Ali BulaçSeni Kendim için seçtim

Süleyman AteşSeni kendim için yetiştirdim

20:42
ٱذۡهَبۡ أَنتَ وَأَخُوكَ بِـَٔايَٰتِي وَلَا تَنِيَا فِي ذِكۡرِي
ٱذْهَبْ
götürün
أَنتَ
sen
وَأَخُوكَ
ve kardeşin
بِـَٔايَـٰتِى
ayetlerimi
وَلَا
ve asla
تَنِيَا
gevşeklik etmeyin
فِى
beni anmakta
ذِكْرِى
My remembrance

Saheeh InternationalGo, you and your brother, with My signs and do not slacken in My remembrance

Ali BulaçSen ve kardeşin ayetlerimle gidin ve Beni zikretmede gevşek davranmayın

Süleyman AteşSen ve kardeşin, ayetlerimi götürün, beni anmakta gevşeklik etmeyin

20:43 📚 1
ٱذۡهَبَآ إِلَىٰ فِرۡعَوۡنَ إِنَّهُۥ طَغَىٰ
ٱذْهَبَآ
ikiniz gidin
إِلَىٰ
Fir'avn'a
فِرْعَوْنَ
Firaun
إِنَّهُۥ
çünkü o
طَغَىٰ
azdı

Saheeh InternationalGo, both of you, to Pharaoh. Indeed, he has transgressed

Ali Bulaçİkiniz Firavun'a gidin, çünkü o, azmış bulunuyor

Süleyman AteşFir'avn'e gidin, çünkü o azdı

20:44
فَقُولَا لَهُۥ قَوۡلࣰ ا لَّيِّنࣰ ا لَّعَلَّهُۥ يَتَذَكَّرُ أَوۡ يَخۡشَىٰ
فَقُولَا
ve söyleyin
لَهُۥ
ona
قَوْلًۭا
bir söz
لَّيِّنًۭا
yumuşak
لَّعَلَّهُۥ
belki
يَتَذَكَّرُ
öğüt alır
أَوْ
veya
يَخْشَىٰ
korkar

Saheeh InternationalAnd speak to him with gentle speech that perhaps he may be reminded or fear [Allah]

Ali BulaçOna yumuşak söz söyleyin, umulur ki öğüt alıp-düşünür veya içi titrer-korkar

Süleyman AteşOna yumuşak söz söyleyin, belki öğüt alır veya korkar

20:45 📚 2
قَالَا رَبَّنَآ إِنَّنَا نَخَافُ أَن يَفۡرُطَ عَلَيۡنَآ أَوۡ أَن يَطۡغَىٰ
قَالَا
dediler ki
رَبَّنَآ
Rabbimiz
إِنَّنَا
şüphesiz biz
نَخَافُ
korkuyoruz
أَن
diye
يَفْرُطَ
taşkınlık eder
عَلَيْنَآ
bize
أَوْ
yahut
أَن
diye
يَطْغَىٰ
iyice azar

Saheeh InternationalThey said, "Our Lord, indeed we are afraid that he will hasten [punishment] against us or that he will transgress

Ali BulaçDediler ki: "Rabbimiz, gerçekten, onun bize karşı 'taşkın bir tutum takınmasından' ya da 'azgın davranmasından' korkuyoruz

Süleyman AteşDediler ki: "Rabbimiz, onun bize taşkınlık etmesinden, yahut iyice azmasından korkuyoruz

20:46 📚 1
قَالَ لَا تَخَافَآۖ إِنَّنِي مَعَكُمَآ أَسۡمَعُ وَأَرَىٰ
قَالَ
dedi
لَا
korkmayın
تَخَافَآ ۖ
fear
إِنَّنِى
ben
مَعَكُمَآ
sizinle beraberim
أَسْمَعُ
işitir
وَأَرَىٰ
ve görürüm

Saheeh International[Allah] said, "Fear not. Indeed, I am with you both; I hear and I see

Ali BulaçDedi ki: "Korkmayın, çünkü Ben sizinle birlikteyim; işitiyorum ve görüyorum

Süleyman AteşKorkmayın, dedi, ben sizinle beraberim, işitir ve görürüm

20:47
فَأۡتِيَاهُ فَقُولَآ إِنَّا رَسُولَا رَبِّكَ فَأَرۡسِلۡ مَعَنَا بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ وَلَا تُعَذِّبۡهُمۡۖ قَدۡ جِئۡنَٰكَ بِـَٔايَةࣲ مِّن رَّبِّكَۖ وَٱلسَّلَٰمُ عَلَىٰ مَنِ ٱتَّبَعَ ٱلۡهُدَىٰٓ
فَأْتِيَاهُ
haydi varın ona
فَقُولَآ
deyin ki
إِنَّا
şüphesiz biz
رَسُولَا
elçileriyiz
رَبِّكَ
senin Rabbinin
فَأَرْسِلْ
gönder
مَعَنَا
bizimle
بَنِىٓ
oğullarını
إِسْرَٰٓءِيلَ
İsrail
وَلَا
ve
تُعَذِّبْهُمْ ۖ
onlara azab etme
قَدْ
kuşkusuz
جِئْنَـٰكَ
biz sana getirdik
بِـَٔايَةٍۢ
bir ayet
مِّن
Rabbinden
رَّبِّكَ ۖ
your Lord
وَٱلسَّلَـٰمُ
ve Esenlik
عَلَىٰ
üzerinedir
مَنِ
kimseler
ٱتَّبَعَ
uyan
ٱلْهُدَىٰٓ
hidayete

Saheeh InternationalSo go to him and say, 'Indeed, we are messengers of your Lord, so send with us the Children of Israel and do not torment them. We have come to you with a sign from your Lord. And peace will be upon he who follows the guidance

Ali BulaçHaydi ona gidin de deyin ki: Biz senin Rabbinin elçileriyiz, İsrailoğulları'nı bizimle birlikte gönder ve onlara (artık) azap verme. Sana Rabbinden bir ayetle geldik. Selam, hidayete tabi olanların üzerine olsun

Süleyman AteşHaydi, varın ona, deyin ki: Biz senin Rabbinin elçileriyiz; İsrail oğullarını bizimle gönder, onlara azab etme. Biz Rabbinden sana bir ayet getirdik. Esenlik, hidayete uyanlaradır

20:48 📚 2
إِنَّا قَدۡ أُوحِيَ إِلَيۡنَآ أَنَّ ٱلۡعَذَابَ عَلَىٰ مَن كَذَّبَ وَتَوَلَّىٰ
إِنَّا
gerçekten biz
قَدْ
doğrusu
أُوحِىَ
vahyolundu
إِلَيْنَآ
bize
أَنَّ
muhakkak
ٱلْعَذَابَ
azabın
عَلَىٰ
üzerine (olacağı)
مَن
kimsenin
كَذَّبَ
yalanlayan
وَتَوَلَّىٰ
ve yüz çevirenin

Saheeh InternationalIndeed, it has been revealed to us that the punishment will be upon whoever denies and turns away

Ali BulaçGerçekten bize vahyolundu ki: Doğrusu azap, yalanlayan ve yüz çevirenlerin üstünedir

Süleyman AteşBize, yalanlayıp yüz çevirenin, azaba uğrayacağı vahyolundu

20:49
قَالَ فَمَن رَّبُّكُمَا يَٰمُوسَىٰ
قَالَ
dedi ki
فَمَن
kimdir?
رَّبُّكُمَا
Rabbiniz
يَـٰمُوسَىٰ
ey Musa

Saheeh International[Pharaoh] said, "So who is the Lord of you two, O Moses

Ali Bulaç(Ona gidip aynı şeyleri tekrarladıklarında, Firavun onlara) Dedi ki: "Sizin Rabbiniz kim ey Musa

Süleyman Ateş(Fir'avn): "Rabbiniz kimdir ey Musa?" dedi

20:50 📚 10
قَالَ رَبُّنَا ٱلَّذِيٓ أَعۡطَىٰ كُلَّ شَيۡءٍ خَلۡقَهُۥ ثُمَّ هَدَىٰ
قَالَ
dedi
رَبُّنَا
Rabbimiz
ٱلَّذِىٓ
o ki
أَعْطَىٰ
verendir
كُلَّ
her
شَىْءٍ
şeye
خَلْقَهُۥ
yaratılışını
ثُمَّ
sonra
هَدَىٰ
onu doğru yola iletendir

Saheeh InternationalHe said, "Our Lord is He who gave each thing its form and then guided [it]

Ali BulaçDedi ki: "Bizim Rabbimiz, herşeye yaratılışını veren, sonra doğru yolunu gösterendir

Süleyman Ateş(Musa): "Rabbimiz, her şeye yaratılışını (varlığını ve biçimini) verip sonra onu doğru yola ileten (yaratılış gayesine uygun yola yönelten)dir." dedi

20:51 📚 2
قَالَ فَمَا بَالُ ٱلۡقُرُونِ ٱلۡأُولَىٰ
قَالَ
(Fir'avn) dedi
فَمَا
ne olacak?
بَالُ
hali
ٱلْقُرُونِ
nesillerin
ٱلْأُولَىٰ
ilk

Saheeh International[Pharaoh] said, "Then what is the case of the former generations

Ali Bulaç(Firavun) Dedi ki: "İlk çağlardaki nesillerin durumu nedir öyleyse

Süleyman Ateş(Fir'avn): "Peki ya ilk nesillerin hali ne olacak?" dedi

20:52
قَالَ عِلۡمُهَا عِندَ رَبِّي فِي كِتَٰبࣲۖ لَّا يَضِلُّ رَبِّي وَلَا يَنسَى
قَالَ
dedi ki
عِلْمُهَا
onların bilgisi
عِندَ
yanında
رَبِّى
Rabbimin
فِى
bir
كِتَـٰبٍۢ ۖ
Kitaptadır
لَّا
asla
يَضِلُّ
şaşmaz
رَبِّى
Rabbim
وَلَا
ve
يَنسَى
unutmaz

Saheeh International[Moses] said, "The knowledge thereof is with my Lord in a record. My Lord neither errs nor forgets

Ali BulaçDedi ki: "Bunun bilgisi Rabbimin Katında bir kitaptadır. Benim Rabbim şaşırmaz ve unutmaz

Süleyman AteşDedi ki: "Onların bilgisi Rabbimin yanında bir Kitaptadır. Rabbim şaşmaz ve unutmaz

20:53 📚 1
ٱلَّذِي جَعَلَ لَكُمُ ٱلۡأَرۡضَ مَهۡدࣰ ا وَسَلَكَ لَكُمۡ فِيهَا سُبُلࣰ ا وَأَنزَلَ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءࣰ فَأَخۡرَجۡنَا بِهِۦٓ أَزۡوَٰجࣰ ا مِّن نَّبَاتࣲ شَتَّىٰ
ٱلَّذِى
o ki
جَعَلَ
yaptı
لَكُمُ
size
ٱلْأَرْضَ
yeri
مَهْدًۭا
beşik
وَسَلَكَ
ve açtı
لَكُمْ
sizin için
فِيهَا
onda
سُبُلًۭا
yollar
وَأَنزَلَ
ve indirdi
مِنَ
gökten
ٱلسَّمَآءِ
the sky
مَآءًۭ
bir su
فَأَخْرَجْنَا
ve çıkardık
بِهِۦٓ
onunla
أَزْوَٰجًۭا
çiftler
مِّن
bitkiden
نَّبَاتٍۢ
plants
شَتَّىٰ
her çeşit

Saheeh International[It is He] who has made for you the earth as a bed [spread out] and inserted therein for you roadways and sent down from the sky, rain and produced thereby categories of various plants

Ali BulaçKi (Rabbim), yeryüzünü sizin için bir beşik kıldı, onda sizin için yollar döşedi ve gökten su indirdi; böylelikle bununla her tür bitkiden çiftler çıkardık

Süleyman AteşO ki, yeri size beşik yaptı ve onda sizin için yollar açtı, gökten bir su indirdi. Onunla her çeşit bitkiden çiftler çıkardık

20:54
كُلُواْ وَٱرۡعَوۡاْ أَنۡعَٰمَكُمۡۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَٰتࣲ لِّأُوْلِي ٱلنُّهَىٰ
كُلُوا۟
yeyin
وَٱرْعَوْا۟
ve otlatın
أَنْعَـٰمَكُمْ ۗ
hayvanlarınızı
إِنَّ
şüphesiz
فِى
vardır
ذَٰلِكَ
bunda
لَـَٔايَـٰتٍۢ
ibretler
لِّأُو۟لِى
sahipleri için
ٱلنُّهَىٰ
akıl

Saheeh InternationalEat [therefrom] and pasture your livestock. Indeed, in that are signs for those of intelligence

Ali BulaçYiyin ve hayvanlarınızı otlatın. Şüphesiz, bunda sağduyu sahipleri için elbette ayetler vardır

Süleyman AteşYeyin, hayvanlarınızı otlatın. Şüphesiz bunda, akıl sahipleri için ibretler vardır

20:55 📚 7
۞مِنۡهَا خَلَقۡنَٰكُمۡ وَفِيهَا نُعِيدُكُمۡ وَمِنۡهَا نُخۡرِجُكُمۡ تَارَةً أُخۡرَىٰ
۞ مِنْهَا
ondan (topraktan)
خَلَقْنَـٰكُمْ
sizi yarattık
وَفِيهَا
yine oraya
نُعِيدُكُمْ
döndürürüz
وَمِنْهَا
ve ondan
نُخْرِجُكُمْ
sizi çıkarırız
تَارَةً
bir kez daha
أُخْرَىٰ
sonra

Saheeh InternationalFrom the earth We created you, and into it We will return you, and from it We will extract you another time

Ali BulaçSizi ondan yarattık, ona geri vereceğiz ve sizi bir kere daha ondan çıkaracağız

Süleyman AteşSizi topraktan yarattık, yine oraya döndürürüz ve sizi bir kez daha ondan çıkarırız

20:56
وَلَقَدۡ أَرَيۡنَٰهُ ءَايَٰتِنَا كُلَّهَا فَكَذَّبَ وَأَبَىٰ
وَلَقَدْ
ve andolsun
أَرَيْنَـٰهُ
biz ona gösterdik
ءَايَـٰتِنَا
ayetlerimizin
كُلَّهَا
hepsini
فَكَذَّبَ
yine de yalanladı
وَأَبَىٰ
ve dayattı

Saheeh InternationalAnd We certainly showed Pharaoh Our signs - all of them - but he denied and refused

Ali BulaçAndolsun, Biz ona ayetlerimizin tümünü gösterdik; fakat o, yalanladı ve ayak diretti

Süleyman AteşAndolsun biz o(Fir'av)n'a ayetlerimizin hepsini gösterdik, yine de yalanladı ve dayattı

20:57
قَالَ أَجِئۡتَنَا لِتُخۡرِجَنَا مِنۡ أَرۡضِنَا بِسِحۡرِكَ يَٰمُوسَىٰ
قَالَ
dedi ki
أَجِئْتَنَا
mi geldin?
لِتُخْرِجَنَا
bizi çıkarmak için
مِنْ
yurdumuzdan
أَرْضِنَا
our land
بِسِحْرِكَ
büyünle
يَـٰمُوسَىٰ
ey Musa

Saheeh InternationalHe said, "Have you come to us to drive us out of our land with your magic, O Moses

Ali BulaçDedi ki: "Ey Musa, sen bizi sihrinle yurdumuzdan sürüp çıkarmaya mı gelmiş bulunuyorsun

Süleyman AteşVe: "Sen bizi büyünle yurdumuzdan çıkarasın diye mi geldin ey Musa?" dedi

20:58
فَلَنَأۡتِيَنَّكَ بِسِحۡرࣲ مِّثۡلِهِۦ فَٱجۡعَلۡ بَيۡنَنَا وَبَيۡنَكَ مَوۡعِدࣰ ا لَّا نُخۡلِفُهُۥ نَحۡنُ وَلَآ أَنتَ مَكَانࣰ ا سُوࣰ ى
فَلَنَأْتِيَنَّكَ
biz de mutlaka sana getireceğiz
بِسِحْرٍۢ
bir büyü
مِّثْلِهِۦ
onun benzeri
فَٱجْعَلْ
tayin et
بَيْنَنَا
bizimle
وَبَيْنَكَ
sizin aranızda
مَوْعِدًۭا
buluşma zamanı
لَّا
asla
نُخْلِفُهُۥ
caymayacağımız
نَحْنُ
bizim
وَلَآ
ne de
أَنتَ
senin
مَكَانًۭا
bir yer olsun
سُوًۭى
uygun

Saheeh InternationalThen we will surely bring you magic like it, so make between us and you an appointment, which we will not fail to keep and neither will you, in a place assigned

Ali BulaçMadem böyle, biz de sana buna benzer bir sihirle geleceğiz; şimdi sen, bir 'buluşma zamanı ve yeri' tespit et, bizim de, senin de karşı olamayacağımız açık, geniş bir yer olsun" dedi

Süleyman AteşBiz de mutlaka sana o(se)nin (büyün) gibi bir büyü getireceğiz. Sen şimdi seninle bizim aramızda bir buluşma zamanı ve yeri tayin et; ne senin, ne de bizim caymayacağımız uygun bir yer olsun

20:59
قَالَ مَوۡعِدُكُمۡ يَوۡمُ ٱلزِّينَةِ وَأَن يُحۡشَرَ ٱلنَّاسُ ضُحࣰ ى
قَالَ
(Musa) dedi ki
مَوْعِدُكُمْ
buluşma zamanınız
يَوْمُ
günü
ٱلزِّينَةِ
süs (bayram)
وَأَن
ve
يُحْشَرَ
toplanacağı
ٱلنَّاسُ
insanaların
ضُحًۭى
kuşluk vakti

Saheeh International[Moses] said, "Your appointment is on the day of the festival when the people assemble at mid-morning

Ali Bulaç(Musa) Dedi ki: "Buluşma zamanımız, (ülkenin ulusal) bayram günü ve insanların toplanacağı kuşluk vakti (olsun)

Süleyman Ateş(Musa): "Buluşma zamanınız, Süs (bayram) günü ve insanaların toplanacağı kuşluk vakti olsun" dedi

20:60
فَتَوَلَّىٰ فِرۡعَوۡنُ فَجَمَعَ كَيۡدَهُۥ ثُمَّ أَتَىٰ
فَتَوَلَّىٰ
dönüp gitti
فِرْعَوْنُ
Fir'avn
فَجَمَعَ
ve topladı
كَيْدَهُۥ
hilesini
ثُمَّ
sonra
أَتَىٰ
geldi

Saheeh InternationalSo Pharaoh went away, put together his plan, and then came [to Moses]

Ali BulaçBöylelikle Firavun arkasını dönüp gitti, hileli düzenini (yürütecek büyücüleri) biraraya getirdi, sonra geldi

Süleyman AteşFir'avn, dönüp gitti, hilesini (büyücüleri ve onların aletlerini) topladı, sonra (belirtilen yere) geldi

20:61 📚 1
قَالَ لَهُم مُّوسَىٰ وَيۡلَكُمۡ لَا تَفۡتَرُواْ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبࣰ ا فَيُسۡحِتَكُم بِعَذَابࣲۖ وَقَدۡ خَابَ مَنِ ٱفۡتَرَىٰ
قَالَ
dedi
لَهُم
onlara
مُّوسَىٰ
Musa
وَيْلَكُمْ
yazık size
لَا
uydurmayın
تَفْتَرُوا۟
invent
عَلَى
karşı
ٱللَّهِ
Allah'a
كَذِبًۭا
yalan
فَيُسْحِتَكُم
sonra kökünüzü keser
بِعَذَابٍۢ ۖ
bir azab ile
وَقَدْ
ve doğrusu
خَابَ
perişan olmuştur
مَنِ
kimse
ٱفْتَرَىٰ
iftira eden

Saheeh InternationalMoses said to the magicians summoned by Pharaoh, "Woe to you! Do not invent a lie against Allah or He will exterminate you with a punishment; and he has failed who invents [such falsehood]

Ali BulaçMusa onlara dedi ki: "Size yazıklar olsun, Allah'a karşı yalan düzüp uydurmayın, sonra bir azap ile kökünüzü kurutur. Yalan düzüp uyduran gerçekten yok olup gitmiştir

Süleyman AteşMusa onlara: "Yazık size, dedi, Allah'a yalan uydurmayın, sonra (O), bir azab ile kökünüzü keser, doğrusu iftira eden perişan olmuştur

20:62
فَتَنَٰزَعُوٓاْ أَمۡرَهُم بَيۡنَهُمۡ وَأَسَرُّواْ ٱلنَّجۡوَىٰ
فَتَنَـٰزَعُوٓا۟
sonra tartıştılar
أَمْرَهُم
işlerini
بَيْنَهُمْ
kendi aralarında
وَأَسَرُّوا۟
ve gizlice
ٱلنَّجْوَىٰ
konuştular

Saheeh InternationalSo they disputed over their affair among themselves and concealed their private conversation

Ali BulaçBunun üzerine, kendi aralarında durumlarını tartışmaya başladılar ve gizli konuşmalara geçtiler

Süleyman Ateş(Fir'avn'ın topladığı büyücüler), işlerini kendi aralarında tartıştılar ve gizli konuştular

20:63 📚 1
قَالُوٓاْ إِنۡ هَٰذَٰنِ لَسَٰحِرَٰنِ يُرِيدَانِ أَن يُخۡرِجَاكُم مِّنۡ أَرۡضِكُم بِسِحۡرِهِمَا وَيَذۡهَبَا بِطَرِيقَتِكُمُ ٱلۡمُثۡلَىٰ
قَالُوٓا۟
dediler ki
إِنْ
gerçekten
هَـٰذَٰنِ
bunlar
لَسَـٰحِرَٰنِ
iki büyücüdür
يُرِيدَانِ
istiyorlar
أَن
ki
يُخْرِجَاكُم
sizi çıkarsınlar
مِّنْ
yurdunuzdan
أَرْضِكُم
your land
بِسِحْرِهِمَا
büyüleriyle
وَيَذْهَبَا
ve gidersinler
بِطَرِيقَتِكُمُ
sizin yolunuzu
ٱلْمُثْلَىٰ
örnek

Saheeh InternationalThey said, "Indeed, these are two magicians who want to drive you out of your land with their magic and do away with your most exemplary way

Ali BulaçDediler ki: "Bunlar herhalde iki sihirbazdır, sizi sihirleriyle yurdunuzdan sürüp-çıkarmak ve örnek olarak tutturduğunuz yolunuzu (dininizi) yok etmek istemektedirler

Süleyman AteşDediler ki: "Bunlar iki büyücü, başka bir şey değil. Büyüleriyle sizi yurdunuzdan çıkarmak ve sizin örnek yolunuzu, (üstün dininizi) gidermek istiyorlar

20:64
فَأَجۡمِعُواْ كَيۡدَكُمۡ ثُمَّ ٱئۡتُواْ صَفࣰّ اۚ وَقَدۡ أَفۡلَحَ ٱلۡيَوۡمَ مَنِ ٱسۡتَعۡلَىٰ
فَأَجْمِعُوا۟
siz toplayın
كَيْدَكُمْ
hilenizi
ثُمَّ
sonra
ٱئْتُوا۟
gelin
صَفًّۭا ۚ
sıra halinde
وَقَدْ
ve muhakkak
أَفْلَحَ
başarmıştır
ٱلْيَوْمَ
bugün
مَنِ
kimse
ٱسْتَعْلَىٰ
üstün gelen

Saheeh InternationalSo resolve upon your plan and then come [forward] in line. And he has succeeded today who overcomes

Ali BulaçBundan ötürü, tuzaklarınızı biraraya getirin, sonra gruplar halinde gelin; bugün üstünlük sağlayan, gerçekten kurtuluşu bulmuştur

Süleyman AteşOnun için siz hilenizi toplayın, sonra sıra halinde gelin. Bugün üstün gelen başarmıştır

20:65 📚 2
قَالُواْ يَٰمُوسَىٰٓ إِمَّآ أَن تُلۡقِيَ وَإِمَّآ أَن نَّكُونَ أَوَّلَ مَنۡ أَلۡقَىٰ
قَالُوا۟
dediler ki
يَـٰمُوسَىٰٓ
Ey Musa
إِمَّآ
ya
أَن
(ki)
تُلْقِىَ
sen at
وَإِمَّآ
yahut
أَن
(ki)
نَّكُونَ
biz olalım
أَوَّلَ
önce
مَنْ
kimse
أَلْقَىٰ
atan

Saheeh InternationalThey said, "O Moses, either you throw or we will be the first to throw

Ali BulaçEy Musa" dediler. Ya sen (asanı) at veya önce biz atalım

Süleyman Ateş(Büyücüler önce Musa'nın işe başlamasını istediler) Dediler ki: "Ey Musa, ya sen at, yahut önce atan biz olalım

20:66 📚 1
قَالَ بَلۡ أَلۡقُواْۖ فَإِذَا حِبَالُهُمۡ وَعِصِيُّهُمۡ يُخَيَّلُ إِلَيۡهِ مِن سِحۡرِهِمۡ أَنَّهَا تَسۡعَىٰ
قَالَ
(Musa) dedi ki
بَلْ
hayır
أَلْقُوا۟ ۖ
siz atın
فَإِذَا
(bir de ne görsün)
حِبَالُهُمْ
onların ipleri
وَعِصِيُّهُمْ
ve sopaları
يُخَيَّلُ
gibi görünüyor
إِلَيْهِ
ona
مِن
ötürü
سِحْرِهِمْ
büyülerinden
أَنَّهَا
gerçekten
تَسْعَىٰ
koşuyor

Saheeh InternationalHe said, "Rather, you throw." And suddenly their ropes and staffs seemed to him from their magic that they were moving [like snakes]

Ali BulaçDedi ki: "Hayır, siz atın." Sonra hemen (ne görsün), sihirlerinden dolayı, onların ipleri ve asaları kendisine gerçekten koşuyormuş gibi göründü

Süleyman Ateş(Musa): "Hayır siz atın!" dedi. (Attılar. Musa) bir de ne görsün: Büyülerinden ötürü onların ipleri ve sopaları gerçekten koşuyor gibi görünüyor

20:67 📚 4
فَأَوۡجَسَ فِي نَفۡسِهِۦ خِيفَةࣰ مُّوسَىٰ
فَأَوْجَسَ
bu yüzden duydu
فِى
içinde
نَفْسِهِۦ
himself
خِيفَةًۭ
bir korku
مُّوسَىٰ
Musa

Saheeh InternationalAnd he sensed within himself apprehension, did Moses

Ali BulaçMusa, bu yüzden kendi içinde bir tür korku duymaya başladı

Süleyman AteşBu yüzden Musa, içinde bir korku duydu

20:68
قُلۡنَا لَا تَخَفۡ إِنَّكَ أَنتَ ٱلۡأَعۡلَىٰ
قُلْنَا
dedik
لَا
korkma
تَخَفْ
fear
إِنَّكَ
şüphesiz sensin
أَنتَ
sen
ٱلْأَعْلَىٰ
üstün gelecek

Saheeh InternationalAllah said, "Fear not. Indeed, it is you who are superior

Ali BulaçKorkma" dedik. "Muhakkak sen üstün geleceksin

Süleyman Ateş(Biz kendisine): "Korkma, dedik, üstün gelecek sensin, sen

20:69
وَأَلۡقِ مَا فِي يَمِينِكَ تَلۡقَفۡ مَا صَنَعُوٓاْۖ إِنَّمَا صَنَعُواْ كَيۡدُ سَٰحِرࣲۖ وَلَا يُفۡلِحُ ٱلسَّاحِرُ حَيۡثُ أَتَىٰ
وَأَلْقِ
ve at
مَا
olanı
فِى
sağ elinde
يَمِينِكَ
your right hand
تَلْقَفْ
yutsun
مَا
şeyleri
صَنَعُوٓا۟ ۖ
onların yaptıkları
إِنَّمَا
çünkü
صَنَعُوا۟
onların yaptıkları
كَيْدُ
hilesidir
سَـٰحِرٍۢ ۖ
bir büyücünün
وَلَا
ve asla
يُفْلِحُ
iflah olmaz
ٱلسَّاحِرُ
büyücü
حَيْثُ
nereye
أَتَىٰ
varsa

Saheeh InternationalAnd throw what is in your right hand; it will swallow up what they have crafted. What they have crafted is but the trick of a magician, and the magician will not succeed wherever he is

Ali BulaçSağ elindekini atıver, onların yaptıklarını yutacaktır; çünkü onların yaptıkları yalnızca bir büyücü hilesidir. Büyücü ise nereye varsa kurtulamaz

Süleyman AteşSağ elindekini at! Onların yaptıklarını yutsun. Çünkü onların yaptıkları, bir büyücünün hilesidir. Büyücü de nereye varsa iflah olmaz

20:70
فَأُلۡقِيَ ٱلسَّحَرَةُ سُجَّدࣰ ا قَالُوٓاْ ءَامَنَّا بِرَبِّ هَٰرُونَ وَمُوسَىٰ
فَأُلْقِىَ
sonra kapandılar
ٱلسَّحَرَةُ
büyücüler
سُجَّدًۭا
secdeye
قَالُوٓا۟
dediler
ءَامَنَّا
inandık
بِرَبِّ
Rabbine
هَـٰرُونَ
Harun'un
وَمُوسَىٰ
ve Musa'nın

Saheeh InternationalSo the magicians fell down in prostration. They said, "We have believed in the Lord of Aaron and Moses

Ali BulaçBunun üzerine büyücüler, secdeye kapandılar: "Harun'un ve Musa'nın Rabbine iman ettik" dediler

Süleyman AteşBunun üzerine büyücüler secdeye kapandılar: "Harun'un ve Musa'nın Rabbine inandık!" dediler

20:71
قَالَ ءَامَنتُمۡ لَهُۥ قَبۡلَ أَنۡ ءَاذَنَ لَكُمۡۖ إِنَّهُۥ لَكَبِيرُكُمُ ٱلَّذِي عَلَّمَكُمُ ٱلسِّحۡرَۖ فَلَأُقَطِّعَنَّ أَيۡدِيَكُمۡ وَأَرۡجُلَكُم مِّنۡ خِلَٰفࣲ وَلَأُصَلِّبَنَّكُمۡ فِي جُذُوعِ ٱلنَّخۡلِ وَلَتَعۡلَمُنَّ أَيُّنَآ أَشَدُّ عَذَابࣰ ا وَأَبۡقَىٰ
قَالَ
(Fir'avn) dedi ki
ءَامَنتُمْ
inandınız mı?
لَهُۥ
ona
قَبْلَ
önce
أَنْ
ki
ءَاذَنَ
ben izin vermeden
لَكُمْ ۖ
size
إِنَّهُۥ
şüphesiz O
لَكَبِيرُكُمُ
büyüğünüzdür
ٱلَّذِى
kimsedir
عَلَّمَكُمُ
size öğreten
ٱلسِّحْرَ ۖ
büyüyü
فَلَأُقَطِّعَنَّ
öyleyse ben keseceğim
أَيْدِيَكُمْ
sizin ellerinizi
وَأَرْجُلَكُم
ve ayaklarınızı
مِّنْ
çapraz
خِلَـٰفٍۢ
opposite sides
وَلَأُصَلِّبَنَّكُمْ
ve sizi asacağım
فِى
dallarına
جُذُوعِ
(the) trunks
ٱلنَّخْلِ
hurma
وَلَتَعْلَمُنَّ
ve bileceksiniz
أَيُّنَآ
hangimizin
أَشَدُّ
daha çetinmiş
عَذَابًۭا
azabı
وَأَبْقَىٰ
ve sürekli imiş

Saheeh International[Pharaoh] said, "You believed him before I gave you permission. Indeed, he is your leader who has taught you magic. So I will surely cut off your hands and your feet on opposite sides, and I will crucify you on the trunks of palm trees, and you will surely know which of us is more severe in [giving] punishment and more enduring

Ali Bulaç(Firavun) Dedi ki: "Ben size izin vermeden önce ona inandınız öyle mi? Şüphesiz o, size büyüyü öğreten büyüğünüzdür. O halde ben de sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çapraz olarak keseceğim ve sizi hurma dallarında sallandıracağım. Siz de elbette, hangimizin azabı daha şiddetliymiş ve daha sürekliymiş öğrenmiş olacaksınız

Süleyman Ateş(Fir'avn): "Ben size izin vermeden ona inandınız ha? O, size büyü öğreten büyüğünüzdür. Öyleyse ben de sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çapraz keseceğim ve sizi hurma dallarına asacağım, hangimizin azabı daha çetin ve sürekli imiş bileceksiniz!" dedi

20:72 📚 3
قَالُواْ لَن نُّؤۡثِرَكَ عَلَىٰ مَا جَآءَنَا مِنَ ٱلۡبَيِّنَٰتِ وَٱلَّذِي فَطَرَنَاۖ فَٱقۡضِ مَآ أَنتَ قَاضٍۖ إِنَّمَا تَقۡضِي هَٰذِهِ ٱلۡحَيَوٰةَ ٱلدُّنۡيَآ
قَالُوا۟
dediler ki
لَن
asla
نُّؤْثِرَكَ
seni tercih edemeyiz
عَلَىٰ
bize gelene
مَا
what
جَآءَنَا
has come to us
مِنَ
açık delillere
ٱلْبَيِّنَـٰتِ
the clear proofs
وَٱلَّذِى
ve kimseye
فَطَرَنَا ۖ
bizi yaratan
فَٱقْضِ
o halde yap
مَآ
şeyi
أَنتَ
sen
قَاضٍ ۖ
yapacağın
إِنَّمَا
ancak
تَقْضِى
(istediğini) yapabilirsin
هَـٰذِهِ
bu
ٱلْحَيَوٰةَ
hayatında
ٱلدُّنْيَآ
dünya

Saheeh InternationalThey said, "Never will we prefer you over what has come to us of clear proofs and [over] He who created us. So decree whatever you are to decree. You can only decree for this worldly life

Ali BulaçDediler ki: "Bize gelen apaçık delillere ve bizi yaratana seni asla 'tercih edip-seçmeyiz." Neyde hükmünü yürütebileceksen, durmaksızın hükmünü yürüt; sen, yalnızca bu dünya hayatında hükmünü yürütebilirsin

Süleyman AteşDediler ki: "Biz, seni, bize gelen açık delillere ve bizi yaratana tercih edemeyiz. Yapacağını yap, sen ancak bu dünya hayatında istediğini yapabilirsin

20:73 📚 1
إِنَّآ ءَامَنَّا بِرَبِّنَا لِيَغۡفِرَ لَنَا خَطَٰيَٰنَا وَمَآ أَكۡرَهۡتَنَا عَلَيۡهِ مِنَ ٱلسِّحۡرِۗ وَٱللَّهُ خَيۡرࣱ وَأَبۡقَىٰٓ
إِنَّآ
kuşkusuz biz
ءَامَنَّا
inandık
بِرَبِّنَا
Rabbimize
لِيَغْفِرَ
bağışlaması için
لَنَا
bizim
خَطَـٰيَـٰنَا
günahlarımızı
وَمَآ
ve şeyleri
أَكْرَهْتَنَا
bizi yapmaya zorladığın
عَلَيْهِ
üzerine
مِنَ
büyüyü
ٱلسِّحْرِ ۗ
the magic
وَٱللَّهُ
Allah
خَيْرٌۭ
daha hayırlıdır
وَأَبْقَىٰٓ
ve daha süreklidir

Saheeh InternationalIndeed, we have believed in our Lord that He may forgive us our sins and what you compelled us [to do] of magic. And Allah is better and more enduring

Ali BulaçGerçekten biz Rabbimiz'e iman ettik; günahlarımızı ve sihir dolayısıyla bizi kendisine karşı zorlayarak-sürüklediğin (suçumuzu) bağışlasın. Allah, daha hayırlıdır ve daha süreklidir

Süleyman AteşBiz Rabbimize inandık ki (O) bizim günahlarımızı ve senin bizi yapmaya zorladığın büyüyü bağışlasın. (Elbette) Allah daha hayırlı ve (O'nun mükafatı ve cezası) daha süreklidir

20:74 📚 1
إِنَّهُۥ مَن يَأۡتِ رَبَّهُۥ مُجۡرِمࣰ ا فَإِنَّ لَهُۥ جَهَنَّمَ لَا يَمُوتُ فِيهَا وَلَا يَحۡيَىٰ
إِنَّهُۥ
şüphesiz
مَن
kim
يَأْتِ
gelirse
رَبَّهُۥ
Rabbine
مُجْرِمًۭا
suçlu olarak
فَإِنَّ
şüphesiz
لَهُۥ
onun için vardır
جَهَنَّمَ
cehennem
لَا
ölemez
يَمُوتُ
he will die
فِيهَا
orada
وَلَا
ve
يَحْيَىٰ
yaşayamaz

Saheeh InternationalIndeed, whoever comes to his Lord as a criminal - indeed, for him is Hell; he will neither die therein nor live

Ali BulaçGerçek şu ki, kim Rabbine suçlu-günahkar olarak gelirse, hiç şüphe yok, onun için cehennem vardır. Onun içinde ise, ne ölebilir, ne dirilebilir

Süleyman AteşKim Rabbine suçlu olarak gelirse onun için cehennem vardır; orada ne ölür ne de yaşar

20:75
وَمَن يَأۡتِهِۦ مُؤۡمِنࣰ ا قَدۡ عَمِلَ ٱلصَّٰلِحَٰتِ فَأُوْلَٰٓئِكَ لَهُمُ ٱلدَّرَجَٰتُ ٱلۡعُلَىٰ
وَمَن
ve kim
يَأْتِهِۦ
O'na gelirse
مُؤْمِنًۭا
bir mü'min
قَدْ
muhakkak
عَمِلَ
yapmış olarak
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
iyi işler
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
لَهُمُ
onlar için vardır
ٱلدَّرَجَـٰتُ
dereceler
ٱلْعُلَىٰ
yüksek

Saheeh InternationalBut whoever comes to Him as a believer having done righteous deeds - for those will be the highest degrees [in position]

Ali BulaçKim O'na iman edip salih amellerde bulunarak O'na gelirse, işte onlar, onlar için de yüksek dereceler vardır

Süleyman AteşKim de iyi işler yapmış bir mü'min olarak O'na gelirse, işte onlar için de yüksek dereceler vardır

20:76
جَنَّٰتُ عَدۡنࣲ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَاۚ وَذَٰلِكَ جَزَآءُ مَن تَزَكَّىٰ
جَنَّـٰتُ
cennetleri
عَدْنٍۢ
Adn
تَجْرِى
akan
مِن
altlarından
تَحْتِهَا
underneath them
ٱلْأَنْهَـٰرُ
ırmaklar
خَـٰلِدِينَ
sürekli olarak kalırlar
فِيهَا ۚ
orada
وَذَٰلِكَ
ve işte budur
جَزَآءُ
mükafatı
مَن
kimselerin
تَزَكَّىٰ
arınan

Saheeh InternationalGardens of perpetual residence beneath which rivers flow, wherein they abide eternally. And that is the reward of one who purifies himself

Ali Bulaçİçlerinde ebedi kalacakları altından ırmaklar akan Adn cennetleri de (onlarındır). Ve işte bu, arınmış olanın karşılığıdır

Süleyman AteşAltlarından ırmaklar akan Adn cennetleri. Orada sürekli olarak kalırlar. İşte arınanların mükafatı budur

20:77
وَلَقَدۡ أَوۡحَيۡنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰٓ أَنۡ أَسۡرِ بِعِبَادِي فَٱضۡرِبۡ لَهُمۡ طَرِيقࣰ ا فِي ٱلۡبَحۡرِ يَبَسࣰ ا لَّا تَخَٰفُ دَرَكࣰ ا وَلَا تَخۡشَىٰ
وَلَقَدْ
ve andolsun
أَوْحَيْنَآ
biz vahyetmiştik
إِلَىٰ
Musa'ya
مُوسَىٰٓ
Musa
أَنْ
diye
أَسْرِ
geceleyin yürüt
بِعِبَادِى
kullarımı
فَٱضْرِبْ
ve vur
لَهُمْ
onlar için
طَرِيقًۭا
bir yol
فِى
denizde
ٱلْبَحْرِ
the sea
يَبَسًۭا
kuru
لَّا
korkma
تَخَـٰفُ
fearing
دَرَكًۭا
yetişme(sin)den
وَلَا
ve
تَخْشَىٰ
endişe etme

Saheeh InternationalAnd We had inspired to Moses, "Travel by night with My servants and strike for them a dry path through the sea; you will not fear being overtaken [by Pharaoh] nor be afraid [of drowning]

Ali BulaçAndolsun, Biz Musa'ya vahyetmiştik: "Kullarımı geceleyin yürüyüşe geçir, onlara denizde kuru bir yol aç, yetişilmekten korkmadan ve endişeye kapılmadan

Süleyman AteşAndolsun biz Musa'ya: "Kullarımı geceleyin (Mısır'dan çıkarıp) yürüt; (asanla suya) vur, denizde onlar için kuru bir yol (aç). (Fir'avn'ın sana) yetişme(sin)den korkma, (boğulmaktan) endişe etme." diye vahyetmiştik

20:78
فَأَتۡبَعَهُمۡ فِرۡعَوۡنُ بِجُنُودِهِۦ فَغَشِيَهُم مِّنَ ٱلۡيَمِّ مَا غَشِيَهُمۡ
فَأَتْبَعَهُمْ
onların ardına düştü
فِرْعَوْنُ
Fir'avn
بِجُنُودِهِۦ
askerleriyle
فَغَشِيَهُم
örttü (boğdu)
مِّنَ
denizden
ٱلْيَمِّ
the sea
مَا
şey
غَشِيَهُمْ
onları örten

Saheeh InternationalSo Pharaoh pursued them with his soldiers, and there covered them from the sea that which covered them

Ali BulaçFiravun ise, ordularıyla peşlerine düştü; sulardan onları kaplayıveren kaplayıverdi

Süleyman AteşFir'avn, askerleriyle onların ardına düştü, denizden onları örten örttü (deniz onları örtüp boğdu)

20:79
وَأَضَلَّ فِرۡعَوۡنُ قَوۡمَهُۥ وَمَا هَدَىٰ
وَأَضَلَّ
ve saptırdı
فِرْعَوْنُ
Fir'avn
قَوْمَهُۥ
toplumunu
وَمَا
ve
هَدَىٰ
doğru yola iletmedi

Saheeh InternationalAnd Pharaoh led his people astray and did not guide [them]

Ali BulaçFiravun, kendi kavmini şaşırtıp saptırdı ve onları doğruya yöneltmedi

Süleyman AteşFir'avn toplumunu saptırdı, doğru yola iletmedi

20:80
يَٰبَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ قَدۡ أَنجَيۡنَٰكُم مِّنۡ عَدُوِّكُمۡ وَوَٰعَدۡنَٰكُمۡ جَانِبَ ٱلطُّورِ ٱلۡأَيۡمَنَ وَنَزَّلۡنَا عَلَيۡكُمُ ٱلۡمَنَّ وَٱلسَّلۡوَىٰ
يَـٰبَنِىٓ
Ey oğulları
إِسْرَٰٓءِيلَ
İsrail
قَدْ
andolsun
أَنجَيْنَـٰكُم
biz sizi kurtardık
مِّنْ
düşmanınızdan
عَدُوِّكُمْ
your enemy
وَوَٰعَدْنَـٰكُمْ
ve size va'dettik
جَانِبَ
yanında
ٱلطُّورِ
Tur'un
ٱلْأَيْمَنَ
sağ
وَنَزَّلْنَا
ve indirdik
عَلَيْكُمُ
üzerinize
ٱلْمَنَّ
kudret helvası
وَٱلسَّلْوَىٰ
ve bıldırcın

Saheeh InternationalO Children of Israel, We delivered you from your enemy, and We made an appointment with you at the right side of the mount, and We sent down to you manna and quails

Ali BulaçEy İsrailoğulları, andolsun, sizi düşmanlarınızdan kurtardık. Tur'un sağ yanında sizinle vaadleştik ve üzerinize kudret helvasıyla bıldırcın indirdik

Süleyman AteşEy İsrail oğulları, biz sizi düşmanınızdan kurtardık ve Tur'un sağ yanında, (Musa ile konuşmayı) size va'dettik; üzerinize kudret helvasıyle bıldırcın indirdik

20:81 📚 1
كُلُواْ مِن طَيِّبَٰتِ مَا رَزَقۡنَٰكُمۡ وَلَا تَطۡغَوۡاْ فِيهِ فَيَحِلَّ عَلَيۡكُمۡ غَضَبِيۖ وَمَن يَحۡلِلۡ عَلَيۡهِ غَضَبِي فَقَدۡ هَوَىٰ
كُلُوا۟
yeyin
مِن
temizlerinden
طَيِّبَـٰتِ
(the) good things
مَا
şeylerin
رَزَقْنَـٰكُمْ
sizi rızıklandırdığımız
وَلَا
ama
تَطْغَوْا۟
taşkınlık etmeyin
فِيهِ
bu hususta
فَيَحِلَّ
sonra iner
عَلَيْكُمْ
üzerinize
غَضَبِى ۖ
gazabım
وَمَن
ve kimin
يَحْلِلْ
inerse
عَلَيْهِ
üstüne
غَضَبِى
gazabım
فَقَدْ
andolsun o
هَوَىٰ
düşmüş(mahvolmuş)tur

Saheeh International[Saying], "Eat from the good things with which We have provided you and do not transgress [or oppress others] therein, lest My anger should descend upon you. And he upon whom My anger descends has certainly fallen

Ali BulaçSize, rızık olarak verdiklerimizden temiz olanlarından yiyin, bu konuda azgınlık yapmayın, yoksa gazabım üzerinize kaçınılmaz olarak iner: Benim gazabım, kimin üzerine inerse, muhakkak o, tepetaklak düşmüştür

Süleyman AteşSize verdiğimiz rızkın temizlerinden yeyin, ama bu hususta taşkınlık etmeyin; sonra gazabım üzerinize iner, kimin üstüne gazabım inerse o, düşmüş(mahvolmuş)tur

20:82
وَإِنِّي لَغَفَّارࣱ لِّمَن تَابَ وَءَامَنَ وَعَمِلَ صَٰلِحࣰ ا ثُمَّ ٱهۡتَدَىٰ
وَإِنِّى
ve ben
لَغَفَّارٌۭ
çok bağışlayıcıyımdır
لِّمَن
kimseye karşı
تَابَ
tevbe eden
وَءَامَنَ
ve inanan
وَعَمِلَ
ve iş yapan
صَـٰلِحًۭا
yararlı
ثُمَّ
sonra da
ٱهْتَدَىٰ
yola gelen

Saheeh InternationalBut indeed, I am the Perpetual Forgiver of whoever repents and believes and does righteousness and then continues in guidance

Ali BulaçGerçekten Ben, tevbe eden, inanan, salih amellerde bulunup da sonra doğru yola erişen kimseyi şüphesiz bağışlayıcıyım

Süleyman AteşVe Ben, tevbe eden, inanan ve yararlı iş yapan, sonra da yola gelen kimseye karşı çok bağışlayıcıyımdır

20:83
۞وَمَآ أَعۡجَلَكَ عَن قَوۡمِكَ يَٰمُوسَىٰ
۞ وَمَآ
nedir?
أَعْجَلَكَ
seni aceleyle sevk eden
عَن
kavminden (ayrılmaya)
قَوْمِكَ
your people
يَـٰمُوسَىٰ
ey Musa

Saheeh International[Allah] said, "And what made you hasten from your people, O Moses

Ali BulaçSeni kavminden 'çarçabuk ayrılmaya iten' nedir ey Musa

Süleyman AteşSeni kavminden çabucak ayrıl(ıp gel)meğe sevk eden nedir? (Niçin onları hemen bırakıp geldin) ey Musa? (dedik)

20:84
قَالَ هُمۡ أُوْلَآءِ عَلَىٰٓ أَثَرِي وَعَجِلۡتُ إِلَيۡكَ رَبِّ لِتَرۡضَىٰ
قَالَ
dedi ki
هُمْ
onlar
أُو۟لَآءِ
işte
عَلَىٰٓ
üzerindeler
أَثَرِى
benim izim
وَعَجِلْتُ
ve ben acele ettim
إِلَيْكَ
sana
رَبِّ
Rabbim
لِتَرْضَىٰ
razı olman için

Saheeh InternationalHe said, "They are close upon my tracks, and I hastened to You, my Lord, that You be pleased

Ali BulaçDedi ki: "Onlar arkamda izim üzerindedirler, hoşnut kalman için, Sana gelmekte acele ettim Rabbim

Süleyman AteşDedi: "Onlar benim arkamdan geliyorlar, ya Rabbi razı olman için sana çabuk geldim

20:85 📚 1
قَالَ فَإِنَّا قَدۡ فَتَنَّا قَوۡمَكَ مِنۢ بَعۡدِكَ وَأَضَلَّهُمُ ٱلسَّامِرِيُّ
قَالَ
dedi
فَإِنَّا
ama biz
قَدْ
muhakkak
فَتَنَّا
sınadık
قَوْمَكَ
kavmini
مِنۢ
senden sonra
بَعْدِكَ
after you
وَأَضَلَّهُمُ
ve onları saptırdı
ٱلسَّامِرِىُّ
Samiri

Saheeh International[Allah] said, "But indeed, We have tried your people after you [departed], and the Samiri has led them astray

Ali BulaçDedi ki: "Biz senden sonra kavmini deneme (fitne)den geçirdik, Samiri onları şaşırtıp-saptırdı

Süleyman Ateş(Allah): "Ama biz senden sonra kavmini sınadık. Samiri onları saptırdı" dedi

20:86
فَرَجَعَ مُوسَىٰٓ إِلَىٰ قَوۡمِهِۦ غَضۡبَٰنَ أَسِفࣰ اۚ قَالَ يَٰقَوۡمِ أَلَمۡ يَعِدۡكُمۡ رَبُّكُمۡ وَعۡدًا حَسَنًاۚ أَفَطَالَ عَلَيۡكُمُ ٱلۡعَهۡدُ أَمۡ أَرَدتُّمۡ أَن يَحِلَّ عَلَيۡكُمۡ غَضَبࣱ مِّن رَّبِّكُمۡ فَأَخۡلَفۡتُم مَّوۡعِدِي
فَرَجَعَ
bunun üzerine döndü
مُوسَىٰٓ
Musa
إِلَىٰ
kavmine
قَوْمِهِۦ
his people
غَضْبَـٰنَ
çok kızgın bir halde
أَسِفًۭا ۚ
üzüntülü
قَالَ
dedi
يَـٰقَوْمِ
ey Kavmim
أَلَمْ
size va'detmemiş miydi?
يَعِدْكُمْ
promise you
رَبُّكُمْ
Rabbiniz
وَعْدًا
bir va'adle
حَسَنًا ۚ
güzel
أَفَطَالَ
uzun mu geldi?
عَلَيْكُمُ
size
ٱلْعَهْدُ
süre
أَمْ
yoksa
أَرَدتُّمْ
mi istediniz?
أَن
diye
يَحِلَّ
insin
عَلَيْكُمْ
üstünüze
غَضَبٌۭ
bir gazabın
مِّن
Rabbinizden
رَّبِّكُمْ
your Lord
فَأَخْلَفْتُم
bu yüzden caydınız
مَّوْعِدِى
bana verdiğiniz sözden

Saheeh InternationalSo Moses returned to his people, angry and grieved. He said, "O my people, did your Lord not make you a good promise? Then, was the time [of its fulfillment] too long for you, or did you wish that wrath from your Lord descend upon you, so you broke your promise [of obedience] to me

Ali BulaçBunun üzerine Musa, kavmine oldukça kızgın, üzgün olarak döndü. Dedi ki: "Ey kavmim, Rabbiniz size güzel bir vaadde bulunmadı mı? Size (verilen) söz (ya da süre) pek uzun mu geldi? Yoksa Rabbinizden üzerinize kaçınılmaz bir gazabın inmesini mi istediniz de bana verdiğiniz sözden caydınız

Süleyman AteşBunun üzerine Musa, çok kızgın ve üzüntülü bir halde kavmine döndü: "Ey Kavmim, dedi, Rabbiniz size güzel bir va'idde bulunmamış mıydı? Süre mi size uzun geldi (zamanla verdiğiniz sözü unuttunuz mu)? Yoksa Rabbinizden bir gazabın üstünüze inmesini mi istediniz ki, bana verdiğiniz sözden caydınız (beni izlemediniz)

20:87
قَالُواْ مَآ أَخۡلَفۡنَا مَوۡعِدَكَ بِمَلۡكِنَا وَلَٰكِنَّا حُمِّلۡنَآ أَوۡزَارࣰ ا مِّن زِينَةِ ٱلۡقَوۡمِ فَقَذَفۡنَٰهَا فَكَذَٰلِكَ أَلۡقَى ٱلسَّامِرِيُّ
قَالُوا۟
dediler ki
مَآ
çıkmadık
أَخْلَفْنَا
we broke
مَوْعِدَكَ
senin sözünden
بِمَلْكِنَا
kendi malımızla
وَلَـٰكِنَّا
fakat
حُمِّلْنَآ
bize yükletilmişti
أَوْزَارًۭا
yükler (günahlar)
مِّن
süs(eşyas)ından
زِينَةِ
ornaments
ٱلْقَوْمِ
o milletin
فَقَذَفْنَـٰهَا
onları attık
فَكَذَٰلِكَ
aynı şekilde
أَلْقَى
attı
ٱلسَّامِرِىُّ
Samiri de

Saheeh InternationalThey said, "We did not break our promise to you by our will, but we were made to carry burdens from the ornaments of the people [of Pharaoh], so we threw them [into the fire], and thus did the Samiri throw

Ali BulaçDediler ki: "Biz sana verdiğimiz sözden kendiliğimizden dönmedik, ancak o kavmin (Mısır halkının) süs eşyalarından birtakım yükler yüklenmiştik, onları (ateşe) attık, böylece Samiri de attı

Süleyman AteşDediler ki: "Kendi malımızla senin sözünden çıkmadık", fakat o milletin (yani Mısırlıların) süs(eşyas)ından bize yükler yükletilmişti. Onları (ateşe) attık. Aynı şekilde Samiri de attı

20:88
فَأَخۡرَجَ لَهُمۡ عِجۡلࣰ ا جَسَدࣰ ا لَّهُۥ خُوَارࣱ فَقَالُواْ هَٰذَآ إِلَٰهُكُمۡ وَإِلَٰهُ مُوسَىٰ فَنَسِيَ
فَأَخْرَجَ
sonra ortaya çıkardı
لَهُمْ
onlara
عِجْلًۭا
bir buzağı
جَسَدًۭا
heykeli
لَّهُۥ
onun
خُوَارٌۭ
böğürmesi olan
فَقَالُوا۟
dediler ki
هَـٰذَآ
bu
إِلَـٰهُكُمْ
sizin tanrınız
وَإِلَـٰهُ
ve tanrısıdır
مُوسَىٰ
Musa'nın
فَنَسِىَ
fakat o unuttu

Saheeh InternationalAnd he extracted for them [the statue of] a calf which had a lowing sound, and they said, "This is your god and the god of Moses, but he forgot

Ali BulaçBöylece onlara böğüren bir buzağı heykeli döküp çıkardı, "İşte, sizin de ilahınız, Musa'nın ilahı budur; fakat (Musa) unuttu" dediler

Süleyman AteşOnlara, böğürmesi olan bir buzağı heykeli ortaya çıkardı. Dediler ki, "Bu sizin de tanrınız, Musa'nın da tanrısıdır, fakat o unuttu

20:89
أَفَلَا يَرَوۡنَ أَلَّا يَرۡجِعُ إِلَيۡهِمۡ قَوۡلࣰ ا وَلَا يَمۡلِكُ لَهُمۡ ضَرࣰّ ا وَلَا نَفۡعࣰ ا
أَفَلَا
onlar görmüyorlar mı?
يَرَوْنَ
they see
أَلَّا
asla
يَرْجِعُ
dönemez
إِلَيْهِمْ
kendilerine
قَوْلًۭا
bir sözle
وَلَا
ve değildir
يَمْلِكُ
malik
لَهُمْ
onlara
ضَرًّۭا
bir zarar vermeye
وَلَا
ve
نَفْعًۭا
yarar

Saheeh InternationalDid they not see that it could not return to them any speech and that it did not possess for them any harm or benefit

Ali BulaçOnun kendilerine bir sözle cevap vermediğini ve onlara bir zarar veya fayda sağlamaya gücü olmadığını görmüyorlar mı

Süleyman AteşOnlar görmüyorlar mı ki o (buzağı) kendilerine bir söz söyleyemez; bir zarar, ve yarar veremez

20:90
وَلَقَدۡ قَالَ لَهُمۡ هَٰرُونُ مِن قَبۡلُ يَٰقَوۡمِ إِنَّمَا فُتِنتُم بِهِۦۖ وَإِنَّ رَبَّكُمُ ٱلرَّحۡمَٰنُ فَٱتَّبِعُونِي وَأَطِيعُوٓاْ أَمۡرِي
وَلَقَدْ
andolsun
قَالَ
demişti
لَهُمْ
kendilerine
هَـٰرُونُ
Harun
مِن
önceden
قَبْلُ
before
يَـٰقَوْمِ
ey kavmim
إِنَّمَا
şüphesiz
فُتِنتُم
siz sınandınız
بِهِۦ ۖ
bununla
وَإِنَّ
ve şüphesiz
رَبَّكُمُ
Rabbiniz
ٱلرَّحْمَـٰنُ
çok esirgeyendir
فَٱتَّبِعُونِى
bana tâbi olun
وَأَطِيعُوٓا۟
ve ita'at edin
أَمْرِى
buyruğuma

Saheeh InternationalAnd Aaron had already told them before [the return of Moses], "O my people, you are only being tested by it, and indeed, your Lord is the Most Merciful, so follow me and obey my order

Ali BulaçAndolsun, Harun bundan önce onlara: "Ey kavmim, gerçekten siz bununla fitneye düşürüldünüz (denendiniz). Sizin asıl Rabbiniz Rahman (olan Allah)dır; şu halde bana uyun ve emrime itaat edin" demişti

Süleyman AteşÖnceden Harun, kendilerine: "Ey kavmim, andolsun siz bununla sınandınız. Rabbiniz, o çok esirgeyendir. Bana uyun, buyruğuma ita'at edin!" demişti

20:91
قَالُواْ لَن نَّبۡرَحَ عَلَيۡهِ عَٰكِفِينَ حَتَّىٰ يَرۡجِعَ إِلَيۡنَا مُوسَىٰ
قَالُوا۟
dediler
لَن
asla
نَّبْرَحَ
vazgeçmeyeceğiz
عَلَيْهِ
buna
عَـٰكِفِينَ
tapmaktan
حَتَّىٰ
kadar
يَرْجِعَ
dönünceye
إِلَيْنَا
bize
مُوسَىٰ
Musa

Saheeh InternationalThey said, "We will never cease being devoted to the calf until Moses returns to us

Ali BulaçDemişlerdi ki: "Musa bize geri gelinceye kadar ona (buzağıya) karşı bel büküp önünde eğilmekten kesinlikle ayrılmayacağız

Süleyman AteşDediler: "Musa bize dönünceye kadar buna tapmaktan vazgeçmeyeceğiz

20:92
قَالَ يَٰهَٰرُونُ مَا مَنَعَكَ إِذۡ رَأَيۡتَهُمۡ ضَلُّوٓاْ
قَالَ
dedi
يَـٰهَـٰرُونُ
Ey Harun
مَا
nedir?
مَنَعَكَ
sana engel olan
إِذْ
zaman
رَأَيْتَهُمْ
gördüğünde onların
ضَلُّوٓا۟
saptıklarını

Saheeh International[Moses] said, "O Aaron, what prevented you, when you saw them going astray

Ali Bulaç(Musa da gelince:) "Ey Harun" demişti. "Onların saptıklarını gördüğün zaman seni (Onlara müdahale etmekten) alıkoyan neydi

Süleyman Ateş(Musa) "Ey Harun, oların saptıklarını gördüğün zaman sana ne engel oldu (da önlemedin)? dedi

20:93 📚 1
أَلَّا تَتَّبِعَنِۖ أَفَعَصَيۡتَ أَمۡرِي
أَلَّا
neden bana uymadın?
تَتَّبِعَنِ ۖ
you follow me
أَفَعَصَيْتَ
karşı mı geldin?
أَمْرِى
buyruğuma

Saheeh InternationalFrom following me? Then have you disobeyed my order

Ali BulaçNiye bana uymadın, emrime baş mı kaldırdın

Süleyman AteşNeden bana uymadın, buyruğuma karşı mı geldin? (Ve kardeşinin sakalından tutup çekmeğe başladı)

20:94
قَالَ يَبۡنَؤُمَّ لَا تَأۡخُذۡ بِلِحۡيَتِي وَلَا بِرَأۡسِيٓۖ إِنِّي خَشِيتُ أَن تَقُولَ فَرَّقۡتَ بَيۡنَ بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ وَلَمۡ تَرۡقُبۡ قَوۡلِي
قَالَ
dedi
يَبْنَؤُمَّ
(ey) anamın oğlu
لَا
tutma
تَأْخُذْ
seize (me)
بِلِحْيَتِى
sakalımı
وَلَا
ve
بِرَأْسِىٓ ۖ
başımı
إِنِّى
muhakkak ki ben
خَشِيتُ
korktum
أَن
diye
تَقُولَ
diyeceksin
فَرَّقْتَ
ayrılık çıkardın
بَيْنَ
arasında
بَنِىٓ
oğulları
إِسْرَٰٓءِيلَ
İsrail
وَلَمْ
ve
تَرْقُبْ
tutmadın
قَوْلِى
sözümü

Saheeh International[Aaron] said, "O son of my mother, do not seize [me] by my beard or by my head. Indeed, I feared that you would say, 'You caused division among the Children of Israel, and you did not observe [or await] my word

Ali BulaçDedi ki: "Ey annemin oğlu, sakalımı ve başımı tutup-yolma. Ben, senin: "İsrailoğulları arasında ayrılık çıkardın, sözümü önemsemedin" demenden endişe edip korktum

Süleyman Ateş(Harun, kardeşini yumuşatabilmek için): "Ey anamın oğlu, dedi, sakalımı, başımı tutma. Ben senin 'İsrail oğulları arasında ayrılık çıkardın, sözümü tutmadın' diyeceğinden korktum (da onun için idare yoluna gittim)

20:95
قَالَ فَمَا خَطۡبُكَ يَٰسَٰمِرِيُّ
قَالَ
dedi ki
فَمَا
nedir?
خَطْبُكَ
senin amacın
يَـٰسَـٰمِرِىُّ
Ey Samiri

Saheeh International[Moses] said, "And what is your case, O Samiri

Ali Bulaç(Musa) Dedi ki: "Ya senin amacın nedir ey Samiri

Süleyman Ateş(Musa, Samiri'ye döndü): "Ey Samiri, ya senin amacın nedir?" dedi

20:96
قَالَ بَصُرۡتُ بِمَا لَمۡ يَبۡصُرُواْ بِهِۦ فَقَبَضۡتُ قَبۡضَةࣰ مِّنۡ أَثَرِ ٱلرَّسُولِ فَنَبَذۡتُهَا وَكَذَٰلِكَ سَوَّلَتۡ لِي نَفۡسِي
قَالَ
dedi ki
بَصُرْتُ
ben gördüm
بِمَا
şeyleri
لَمْ
onların görmedikleri
يَبْصُرُوا۟
they perceive
بِهِۦ
onda
فَقَبَضْتُ
sonra aldım
قَبْضَةًۭ
bir avuç
مِّنْ
eserinden
أَثَرِ
(the) track
ٱلرَّسُولِ
Elçinin
فَنَبَذْتُهَا
ve onu attım
وَكَذَٰلِكَ
ve böyle (yapmayı)
سَوَّلَتْ
hoş gösterdi
لِى
bana
نَفْسِى
nefsim

Saheeh InternationalHe said, "I saw what they did not see, so I took a handful [of dust] from the track of the messenger and threw it, and thus did my soul entice me

Ali BulaçDedi ki: "Ben onların görmediklerini gördüm, böylece elçinin izinden bir avuç alıp atıverdim; böylelikle bana bunu nefsim hoşa giden (bir şey) gösterdi

Süleyman Ateş(Samiri): "Ben dedi, onların görmediklerini gördüm. Elçinin eserinden bir avuç aldım da attım; nefsim bana böyle (yapmayı) hoş gösterdi

20:97 📚 2
قَالَ فَٱذۡهَبۡ فَإِنَّ لَكَ فِي ٱلۡحَيَوٰةِ أَن تَقُولَ لَا مِسَاسَۖ وَإِنَّ لَكَ مَوۡعِدࣰ ا لَّن تُخۡلَفَهُۥۖ وَٱنظُرۡ إِلَىٰٓ إِلَٰهِكَ ٱلَّذِي ظَلۡتَ عَلَيۡهِ عَاكِفࣰ اۖ لَّنُحَرِّقَنَّهُۥ ثُمَّ لَنَنسِفَنَّهُۥ فِي ٱلۡيَمِّ نَسۡفًا
قَالَ
(Musa) dedi
فَٱذْهَبْ
git (defol)
فَإِنَّ
artık
لَكَ
sen
فِى
hayat boyunca
ٱلْحَيَوٰةِ
the life
أَن
diyeceksin
تَقُولَ
you will say
لَا
bana dokunmayın!
مِسَاسَ ۖ
touch
وَإِنَّ
ve şüphesiz
لَكَ
sana
مَوْعِدًۭا
va'dedilenden (cezadan)
لَّن
asla
تُخْلَفَهُۥ ۖ
kurtulamayacaksın
وَٱنظُرْ
şimdi bak
إِلَىٰٓ
tanrına
إِلَـٰهِكَ
your god
ٱلَّذِى
durup ısrarla
ظَلْتَ
you have remained
عَلَيْهِ
ona
عَاكِفًۭا ۖ
taptığın
لَّنُحَرِّقَنَّهُۥ
biz onu yakacağız
ثُمَّ
sonra
لَنَنسِفَنَّهُۥ
onu savuracağız
فِى
denize
ٱلْيَمِّ
the sea
نَسْفًا
ufalayıp

Saheeh International[Moses] said, "Then go. And indeed, it is [decreed] for you in [this] life to say, 'No contact.' And indeed, you have an appointment [in the Hereafter] you will not fail to keep. And look at your 'god' to which you remained devoted. We will surely burn it and blow it into the sea with a blast

Ali BulaçDedi ki: “Haydi çekip git, artık senin hayatta (hakettiğin ceza: "Bana dokunulmasın") deyip yerinmendir." Ve şüphesiz senin için kendisinden asla kaçınamayacağın (azap dolu) bir buluşma zamanı vardır. Üstüne kapanıp bel bükerek önünde eğildiğin ilahına bir bak; biz onu mutlaka yakacağız, sonra darmadağın edip denizde savuracağız

Süleyman Ateş(Musa): "Git, dedi. Artık hayat boyunca sen: 'Bana dokunmayın!' diyeceksin (toplumdan refüze edilip yalnız başına kalacaksın), sana va'dedilen bir ceza var ki ondan asla şaşırılmayacaksın (mutlaka o cezanı tam zamanında bulacaksın). Şimdi durup taptığın tanrına bak. Biz onu yakacağız, sonra onu ufalayıp denize savuracağız

20:98 📚 42
إِنَّمَآ إِلَٰهُكُمُ ٱللَّهُ ٱلَّذِي لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَۚ وَسِعَ كُلَّ شَيۡءٍ عِلۡمࣰ ا
إِنَّمَآ
ancak
إِلَـٰهُكُمُ
tanrınız
ٱللَّهُ
Allah'tır
ٱلَّذِى
olmayan
لَآ
(there is) no
إِلَـٰهَ
tanrı
إِلَّا
başka
هُوَ ۚ
O'ndan
وَسِعَ
kuşatmıştır
كُلَّ
her
شَىْءٍ
şeyi
عِلْمًۭا
O'nun bilgisi

Saheeh InternationalYour god is only Allah, except for whom there is no deity. He has encompassed all things in knowledge

Ali BulaçSizin İlahınız yalnızca Allah'tır ki, O'nun dışında İlah yoktur. O, ilim bakımından herşeyi kuşatmıştır

Süleyman AteşTanrınız ancak kendisinden başka tanrı olmayan Allah'tır. O'nun bilgisi her şeyi kuşatmıştır

20:99
كَذَٰلِكَ نَقُصُّ عَلَيۡكَ مِنۡ أَنۢبَآءِ مَا قَدۡ سَبَقَۚ وَقَدۡ ءَاتَيۡنَٰكَ مِن لَّدُنَّا ذِكۡرࣰ ا
كَذَٰلِكَ
böylece
نَقُصُّ
anlatıyoruz
عَلَيْكَ
sana
مِنْ
haberlerinden
أَنۢبَآءِ
(the) news
مَا
geçmişlerin
قَدْ
has preceded
سَبَقَ ۚ
has preceded
وَقَدْ
gerçekten
ءَاتَيْنَـٰكَ
sana verdik
مِن
katımızdan
لَّدُنَّا
Us
ذِكْرًۭا
bir Zikir

Saheeh InternationalThus, [O Muhammad], We relate to you from the news of what has preceded. And We have certainly given you from Us the Qur'an

Ali BulaçSana geçmişlerin haberlerinden bir bölümünü böylece aktarıyoruz. Gerçekten, sana Katımız'dan bir zikir verdik

Süleyman AteşBöylece sana geçmişlerin haberlerinden bir miktar anlatıyoruz. Gerçekten sana katımızdan bir Zikir (geçmiş olaylardan bir anı) verdik

20:100
مَّنۡ أَعۡرَضَ عَنۡهُ فَإِنَّهُۥ يَحۡمِلُ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ وِزۡرًا
مَّنْ
kim
أَعْرَضَ
yüz çevirirse
عَنْهُ
ondan
فَإِنَّهُۥ
şüphesiz o
يَحْمِلُ
yüklenecektir
يَوْمَ
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ
kıyamet
وِزْرًا
(ağır) bir günah

Saheeh InternationalWhoever turns away from it - then indeed, he will bear on the Day of Resurrection a burden

Ali BulaçKim bundan yüz çevirirse, şüphesiz kıyamet günü o, bir günah-yükü yüklenecektir

Süleyman AteşKim ondan yüz çevirirse o, kıyamet günü (ağır) bir günah yüklenecekdir

20:101
خَٰلِدِينَ فِيهِۖ وَسَآءَ لَهُمۡ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ حِمۡلࣰ ا
خَـٰلِدِينَ
sürekli olarak kalacaklardır
فِيهِ ۖ
orada
وَسَآءَ
ve ne kötü
لَهُمْ
onlar için
يَوْمَ
gününde
ٱلْقِيَـٰمَةِ
kıyamet
حِمْلًۭا
bir yüktür

Saheeh International[Abiding] eternally therein, and evil it is for them on the Day of Resurrection as a load

Ali BulaçO (yükün altı)nda ebedi olarak kalıcıdırlar. Bu, kıyamet günü onlar için ne kötü bir yüktür

Süleyman AteşSürekli olarak o yükün altında kalacaklardır. Kıyamet gününde bu, onlar için ne kötü bir yüktür

20:102 📚 1
يَوۡمَ يُنفَخُ فِي ٱلصُّورِۚ وَنَحۡشُرُ ٱلۡمُجۡرِمِينَ يَوۡمَئِذࣲ زُرۡقࣰ ا
يَوْمَ
o gün
يُنفَخُ
üflenir
فِى
Sur'a
ٱلصُّورِ ۚ
the Trumpet
وَنَحْشُرُ
ve toplarız
ٱلْمُجْرِمِينَ
suçluları
يَوْمَئِذٍۢ
o gün
زُرْقًۭا
kör bir durumda

Saheeh InternationalThe Day the Horn will be blown. And We will gather the criminals, that Day, blue-eyed

Ali BulaçSur'a üfürüleceği gün, Biz suçlu-günahkarları o gün, (yüzleri kara, gözleri) gömgök (kaskatı ve kör) olarak' toplayacağız

Süleyman AteşO gün Sur'a üflenir ve o gün suçluları, gömgök (kör bir durumda) süreriz

20:103
يَتَخَٰفَتُونَ بَيۡنَهُمۡ إِن لَّبِثۡتُمۡ إِلَّا عَشۡرࣰ ا
يَتَخَـٰفَتُونَ
gizli gizli derler
بَيْنَهُمْ
kendi aralarında
إِن
kalmadınız
لَّبِثْتُمْ
you remained
إِلَّا
başka
عَشْرًۭا
on gün(den)

Saheeh InternationalThey will murmur among themselves, "You remained not but ten [days in the world]

Ali Bulaç(Dünyada) Yalnızca on (gün) kaldınız" diye kendi aralarında fısıldaşacaklar

Süleyman AteşKendi aralarında gizli gizli, "(dünyada) On günden fazla kalmadınız" derler

20:104
نَّحۡنُ أَعۡلَمُ بِمَا يَقُولُونَ إِذۡ يَقُولُ أَمۡثَلُهُمۡ طَرِيقَةً إِن لَّبِثۡتُمۡ إِلَّا يَوۡمࣰ ا
نَّحْنُ
biz
أَعْلَمُ
daha iyi biliriz
بِمَا
şeyleri
يَقُولُونَ
onların dedikleri
إِذْ
o zaman
يَقُولُ
der ki
أَمْثَلُهُمْ
onların seçkinleri
طَرِيقَةً
yol (hayat tarzı) bakımından
إِن
siz kalmadınız
لَّبِثْتُمْ
you remained
إِلَّا
başkaca
يَوْمًۭا
bir gün(den)

Saheeh InternationalWe are most knowing of what they say when the best of them in manner will say, "You remained not but one day

Ali BulaçOnların sözünü ettiklerini Biz daha iyi biliyoruz. Tutulan yol bakımından onların daha üst olanları ise: "Siz yalnızca bir gün kaldınız" derler

Süleyman AteşOnların dedikleri(kalış süresi)ni biz daha iyi biliriz. En akıllıları ise: "Siz yalnız bir gün kaldınız," der

20:105
وَيَسۡـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلۡجِبَالِ فَقُلۡ يَنسِفُهَا رَبِّي نَسۡفࣰ ا
وَيَسْـَٔلُونَكَ
ve sana soruyorlar
عَنِ
dağlardan
ٱلْجِبَالِ
the mountains
فَقُلْ
de ki
يَنسِفُهَا
onları savuracak
رَبِّى
Rabbim
نَسْفًۭا
ufalayıp

Saheeh InternationalAnd they ask you about the mountains, so say, "My Lord will blow them away with a blast

Ali BulaçSana dağlar hakkında soruyorlar. De ki: "Benim Rabbim, onları darmadağın edip savuracak

Süleyman AteşSana dağlardan soruyorlar. De ki: "Rabbim onları ufalayıp savuracak

20:106
فَيَذَرُهَا قَاعࣰ ا صَفۡصَفࣰ ا
فَيَذَرُهَا
bırakacaktır
قَاعًۭا
yerlerini
صَفْصَفًۭا
boş dümdüz'

Saheeh InternationalAnd He will leave the earth a level plain

Ali BulaçYerlerini bomboş, çırçıplak bırakacaktır

Süleyman AteşYerlerini boş, dümdüz bırakacaktır

20:107
لَّا تَرَىٰ فِيهَا عِوَجࣰ ا وَلَآ أَمۡتࣰ ا
لَّا
görmeyeceksin
تَرَىٰ
you will see
فِيهَا
orada
عِوَجًۭا
bir eğrilik
وَلَآ
ne de
أَمْتًۭا
bir tümsek

Saheeh InternationalYou will not see therein a depression or an elevation

Ali BulaçOrada ne bir eğrilik göreceksin, ne de bir tümsek

Süleyman AteşOrada ne bir eğrilik, ne de bir tümsek görmeyeceksin

20:108 📚 4
يَوۡمَئِذࣲ يَتَّبِعُونَ ٱلدَّاعِيَ لَا عِوَجَ لَهُۥۖ وَخَشَعَتِ ٱلۡأَصۡوَاتُ لِلرَّحۡمَٰنِ فَلَا تَسۡمَعُ إِلَّا هَمۡسࣰ ا
يَوْمَئِذٍۢ
o gün
يَتَّبِعُونَ
uyarlar
ٱلدَّاعِىَ
çağrıcıya
لَا
hiç pürüzü olmayan
عِوَجَ
deviation
لَهُۥ ۖ
onun
وَخَشَعَتِ
ve kısılır
ٱلْأَصْوَاتُ
sesler
لِلرَّحْمَـٰنِ
Rahman'ın huzurunda
فَلَا
işitemezsin
تَسْمَعُ
you will hear
إِلَّا
başka bir şey
هَمْسًۭا
fısıltıdan

Saheeh InternationalThat Day, everyone will follow [the call of] the Caller [with] no deviation therefrom, and [all] voices will be stilled before the Most Merciful, so you will not hear except a whisper [of footsteps]

Ali BulaçO gün, kendisinden sapma imkanı olamayan çağırıcıya uyacaklar. Rahman (olan Allah)a karşı sesler kısılmıştır; artık bir hırıltıdan başka bir şey işitemezsin

Süleyman AteşO gün hiç pürüzü olmayan çağrıcıya uyarlar; (ondan sapma imkanı yoktur). Rahman'ın huzurunda sesler kısılır, fısıltıdan başka bir şey işitemezsin

20:109 📚 2
يَوۡمَئِذࣲ لَّا تَنفَعُ ٱلشَّفَٰعَةُ إِلَّا مَنۡ أَذِنَ لَهُ ٱلرَّحۡمَٰنُ وَرَضِيَ لَهُۥ قَوۡلࣰ ا
يَوْمَئِذٍۢ
o gün
لَّا
yoktur
تَنفَعُ
faydası
ٱلشَّفَـٰعَةُ
şefa'atinin
إِلَّا
başkasının
مَنْ
kimseden
أَذِنَ
izin verdiği
لَهُ
kendisine
ٱلرَّحْمَـٰنُ
Rahman'ın
وَرَضِىَ
ve hoşlandığı
لَهُۥ
onun
قَوْلًۭا
sözünden

Saheeh InternationalThat Day, no intercession will benefit except [that of] one to whom the Most Merciful has given permission and has accepted his word

Ali BulaçO gün, Rahman (olan Allah)'ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseden başkasının şefaati bir yarar sağlamaz

Süleyman AteşO gün Rahman'ın izin verip sözünden hoşlandığı kimseden başkasının şefa'ati fayda vermez

20:110 📚 6
يَعۡلَمُ مَا بَيۡنَ أَيۡدِيهِمۡ وَمَا خَلۡفَهُمۡ وَلَا يُحِيطُونَ بِهِۦ عِلۡمࣰ ا
يَعْلَمُ
O bilir
مَا
olanı
بَيْنَ
arasında (önlerinde)
أَيْدِيهِمْ
ellerinin (önlerinde)
وَمَا
ve olanı
خَلْفَهُمْ
arkalarında
وَلَا
ve
يُحِيطُونَ
onlar ise kavrayamazlar
بِهِۦ
O'nu
عِلْمًۭا
bilgice

Saheeh InternationalAllah knows what is [presently] before them and what will be after them, but they do not encompass it in knowledge

Ali BulaçO, önlerindekini de, arkalarındakini de bilir. Onlar ise, bilgi bakımından O'nu kavrayıp kuşatamazlar

Süleyman AteşO, onların önlerindekini ve arkalarındakini (geçmişlerini ve geleceklerini) bilir; onlar ise bilgice O'nu kavrayamazlar

20:111 📚 1
۞وَعَنَتِ ٱلۡوُجُوهُ لِلۡحَيِّ ٱلۡقَيُّومِۖ وَقَدۡ خَابَ مَنۡ حَمَلَ ظُلۡمࣰ ا
۞ وَعَنَتِ
boyun eğmiştir
ٱلْوُجُوهُ
bütün yüzler
لِلْحَىِّ
o diri olana
ٱلْقَيُّومِ ۖ
ve herşeye hakim olana
وَقَدْ
ve muhakkak
خَابَ
perişan olmuştur
مَنْ
kimse
حَمَلَ
yüklenen
ظُلْمًۭا
zulüm

Saheeh InternationalAnd [all] faces will be humbled before the Ever-Living, the Sustainer of existence. And he will have failed who carries injustice

Ali Bulaç(Artık bütün) Yüzler, diri, kaim olanın önünde eğik durmuştur ve zulüm yüklenen ise yok olup gitmiştir

Süleyman AteşBütün yüzler, o diri ve yöneticiye boyun eğmiştir. Zulüm yüklenen perişan olmuştur

20:112
وَمَن يَعۡمَلۡ مِنَ ٱلصَّٰلِحَٰتِ وَهُوَ مُؤۡمِنࣱ فَلَا يَخَافُ ظُلۡمࣰ ا وَلَا هَضۡمࣰ ا
وَمَن
ve kim
يَعْمَلْ
yaparsa
مِنَ
iyi olan işlerden
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
the righteous deeds
وَهُوَ
ve o
مُؤْمِنٌۭ
inanırsa
فَلَا
artık
يَخَافُ
korkmaz
ظُلْمًۭا
zulümden
وَلَا
ne de
هَضْمًۭا
hakkının çiğnenmesinden

Saheeh InternationalBut he who does of righteous deeds while he is a believer - he will neither fear injustice nor deprivation

Ali BulaçKim de bir mü'min olarak, salih olan amellerde bulunursa, artık o, ne zulümden korksun, ne hakkının eksik tutulmasından

Süleyman AteşKim inanarak iyi olan işlerden yaparsa artık o, ne zulümden, ne de hakkının çiğnenmesinden korkar

20:113 📚 1
وَكَذَٰلِكَ أَنزَلۡنَٰهُ قُرۡءَانًا عَرَبِيࣰّ ا وَصَرَّفۡنَا فِيهِ مِنَ ٱلۡوَعِيدِ لَعَلَّهُمۡ يَتَّقُونَ أَوۡ يُحۡدِثُ لَهُمۡ ذِكۡرࣰ ا
وَكَذَٰلِكَ
ve böyle
أَنزَلْنَـٰهُ
sana onu indirdik
قُرْءَانًا
bir Kur'an olarak
عَرَبِيًّۭا
Arapça
وَصَرَّفْنَا
ve türlü biçimlere açıkladık
فِيهِ
onda
مِنَ
tehditleri
ٱلْوَعِيدِ
the warnings
لَعَلَّهُمْ
umulur ki
يَتَّقُونَ
korunurlar
أَوْ
yahut
يُحْدِثُ
(Kur'an) yaptırır
لَهُمْ
onlara
ذِكْرًۭا
bir hatırlama

Saheeh InternationalAnd thus We have sent it down as an Arabic Qur'an and have diversified therein the warnings that perhaps they will avoid [sin] or it would cause them remembrance

Ali BulaçBöylece Biz onu, Arapça bir Kur'an olarak indirdik ve onda korkulacak şeyleri türlü şekillerde açıkladık; umulur ki korkup-sakınırlar ya da onlar için düşünme (yeteneğini) oluşturur

Süleyman AteşBiz sana onu böyle Arapça bir Kur'an olarak indirdik ve onda tehditleri türlü biçimlere çevirip açıkladık ki korunsunlar. Yahut (Kur'an,) onlara bir hatırlama yaptırsın

20:114 📚 2
فَتَعَٰلَى ٱللَّهُ ٱلۡمَلِكُ ٱلۡحَقُّۗ وَلَا تَعۡجَلۡ بِٱلۡقُرۡءَانِ مِن قَبۡلِ أَن يُقۡضَىٰٓ إِلَيۡكَ وَحۡيُهُۥۖ وَقُل رَّبِّ زِدۡنِي عِلۡمࣰ ا
فَتَعَـٰلَى
yücedir
ٱللَّهُ
Allah
ٱلْمَلِكُ
hükümdar olan
ٱلْحَقُّ ۗ
gerçek
وَلَا
asla
تَعْجَلْ
acele etme
بِٱلْقُرْءَانِ
Kur'an'ı (okumaya)
مِن
önce
قَبْلِ
before
أَن
diye
يُقْضَىٰٓ
tamamlansın
إِلَيْكَ
sana
وَحْيُهُۥ ۖ
vahyedilmesi
وَقُل
ve de ki
رَّبِّ
Rabbim
زِدْنِى
artır bana
عِلْمًۭا
ilmimi

Saheeh InternationalSo high [above all] is Allah, the Sovereign, the Truth. And, [O Muhammad], do not hasten with [recitation of] the Qur'an before its revelation is completed to you, and say, "My Lord, increase me in knowledge

Ali BulaçHak olan, biricik hükümdar olan Allah Yücedir. Onun vahyi sana gelip-tamamlanmadan evvel, Kur'an'ı (okumada) acele etme ve de ki: "Rabbim, ilmimi arttır

Süleyman AteşGerçek hükümdar olan Allah, yücedir. Sana vahyedilmesi henüz tamamlanmadan Kur'an'ı acele okumağa kalkma; "Rabbim, ilmimi artır!" de

20:115 📚 2
وَلَقَدۡ عَهِدۡنَآ إِلَىٰٓ ءَادَمَ مِن قَبۡلُ فَنَسِيَ وَلَمۡ نَجِدۡ لَهُۥ عَزۡمࣰ ا
وَلَقَدْ
ve andolsun
عَهِدْنَآ
biz emretmiştik
إِلَىٰٓ
Adem'e
ءَادَمَ
Adam
مِن
önceden
قَبْلُ
before
فَنَسِىَ
fakat unuttu
وَلَمْ
ve
نَجِدْ
biz bulmadık
لَهُۥ
onda
عَزْمًۭا
bir azim

Saheeh InternationalAnd We had already taken a promise from Adam before, but he forgot; and We found not in him determination

Ali BulaçAndolsun, Biz bundan önce Adem'e ahid vermiştik, fakat o, unutuverdi. Biz onda bir kararlılık bulmadık

Süleyman AteşAndolsun biz, önceden Adem'e (o ağaçtan yememesini) emretmiştik, unuttu. Biz onda bir azim (ve sebat) bulmadık

20:116
وَإِذۡ قُلۡنَا لِلۡمَلَٰٓئِكَةِ ٱسۡجُدُواْ لِأٓدَمَ فَسَجَدُوٓاْ إِلَّآ إِبۡلِيسَ أَبَىٰ
وَإِذْ
ve hani
قُلْنَا
demiştik
لِلْمَلَـٰٓئِكَةِ
meleklere
ٱسْجُدُوا۟
secede edin
لِـَٔادَمَ
Adem'e
فَسَجَدُوٓا۟
secde ettiler
إِلَّآ
yalnız
إِبْلِيسَ
İblis
أَبَىٰ
diretti

Saheeh InternationalAnd [mention] when We said to the angels, "Prostrate to Adam," and they prostrated, except Iblees; he refused

Ali BulaçHani Biz meleklere: "Adem'e secde edin" demiştik, İblis'in dışında (diğerleri) secde etmişlerdi, o, ayak diremişti

Süleyman AteşMeleklere: "Adem'e secede edin," demiştik, secde ettiler, yalnız İblis diretti

20:117 📚 2
فَقُلۡنَا يَٰٓـَٔادَمُ إِنَّ هَٰذَا عَدُوࣱّ لَّكَ وَلِزَوۡجِكَ فَلَا يُخۡرِجَنَّكُمَا مِنَ ٱلۡجَنَّةِ فَتَشۡقَىٰٓ
فَقُلْنَا
dedik ki
يَـٰٓـَٔادَمُ
ey Adem
إِنَّ
şüphesiz
هَـٰذَا
bu
عَدُوٌّۭ
düşmandır
لَّكَ
sena
وَلِزَوْجِكَ
ve eşine
فَلَا
sakın
يُخْرِجَنَّكُمَا
sizi çıkarmasın
مِنَ
cennetten
ٱلْجَنَّةِ
Paradise
فَتَشْقَىٰٓ
sonra yorulursun

Saheeh InternationalSo We said, "O Adam, indeed this is an enemy to you and to your wife. Then let him not remove you from Paradise so you would suffer

Ali BulaçBunun üzerine dedik ki: "Ey Adem, bu gerçekten sana ve eşine düşmandır; sakın sizi cennetten sürüp çıkarmasın, sonra mutsuz olursun

Süleyman AteşDedik ki: "Ey Adem, bu, senin ve eşinin düşmanıdır. Sakın, sizi cennetten çıkarmasın, sonra yorulursun

20:118 📚 3
إِنَّ لَكَ أَلَّا تَجُوعَ فِيهَا وَلَا تَعۡرَىٰ
إِنَّ
şüphesiz
لَكَ
senin için
أَلَّا
yoktur
تَجُوعَ
acıkmak
فِيهَا
burada
وَلَا
ve yoktur
تَعْرَىٰ
çıplak kalmak

Saheeh InternationalIndeed, it is [promised] for you not to be hungry therein or be unclothed

Ali BulaçŞüphesiz ki, senin acıkmaman ve çıplak kalmaman orda (cennette kalmana bağlı)dır

Süleyman AteşŞimdi burada acıkmayacaksın, çıplak kalmayacaksını

20:119
وَأَنَّكَ لَا تَظۡمَؤُاْ فِيهَا وَلَا تَضۡحَىٰ
وَأَنَّكَ
ve şüphesiz sen
لَا
susamayacaksın
تَظْمَؤُا۟
will suffer from thirst
فِيهَا
burada
وَلَا
ve
تَضْحَىٰ
sıcaktan etkilenmeyeceksin

Saheeh InternationalAnd indeed, you will not be thirsty therein or be hot from the sun

Ali BulaçVe gerçekten sen burada susamayacaksın ve güneş altında yanmayacaksın da

Süleyman AteşVe sen susamayacaksın, kuşluk vakti güneşi(nin ısısı)ndan etkilenmeyeceksin

20:120
فَوَسۡوَسَ إِلَيۡهِ ٱلشَّيۡطَٰنُ قَالَ يَٰٓـَٔادَمُ هَلۡ أَدُلُّكَ عَلَىٰ شَجَرَةِ ٱلۡخُلۡدِ وَمُلۡكࣲ لَّا يَبۡلَىٰ
فَوَسْوَسَ
nihayet fısıldadı
إِلَيْهِ
ona
ٱلشَّيْطَـٰنُ
şeytan
قَالَ
dedi ki
يَـٰٓـَٔادَمُ
ey Adem
هَلْ
mi?
أَدُلُّكَ
sana göstereyim
عَلَىٰ
ağacını
شَجَرَةِ
(the) tree
ٱلْخُلْدِ
ebedilik
وَمُلْكٍۢ
ve bir hükümranlığı
لَّا
yok olmayacak
يَبْلَىٰ
(that will) deteriorate

Saheeh InternationalThen Satan whispered to him; he said, "O Adam, shall I direct you to the tree of eternity and possession that will not deteriorate

Ali BulaçSonunda şeytan ona vesvese verdi; dedi ki: "Sana sonsuzluk ağacını ve yok olmayacak bir mülkü haber vereyim mi

Süleyman AteşNihayet şeytan ona fısıldayıp: "Ey Adem, sana ebedilik ağacını ve yok olmayacak bir hükümranlığı göstereyim mi? dedi

20:121 📚 2
فَأَكَلَا مِنۡهَا فَبَدَتۡ لَهُمَا سَوۡءَٰتُهُمَا وَطَفِقَا يَخۡصِفَانِ عَلَيۡهِمَا مِن وَرَقِ ٱلۡجَنَّةِۚ وَعَصَىٰٓ ءَادَمُ رَبَّهُۥ فَغَوَىٰ
فَأَكَلَا
yediler
مِنْهَا
o(ağaç)tan
فَبَدَتْ
böylece göründü
لَهُمَا
kendilerine
سَوْءَٰتُهُمَا
kötü yerleri
وَطَفِقَا
ve başladılar
يَخْصِفَانِ
örtmeğe
عَلَيْهِمَا
üstlerini
مِن
yaprağından
وَرَقِ
(the) leaves
ٱلْجَنَّةِ ۚ
cennet
وَعَصَىٰٓ
ve karşı geldi
ءَادَمُ
Adem
رَبَّهُۥ
Rabbine
فَغَوَىٰ
ve şaşırdı

Saheeh InternationalAnd Adam and his wife ate of it, and their private parts became apparent to them, and they began to fasten over themselves from the leaves of Paradise. And Adam disobeyed his Lord and erred

Ali BulaçBöylece ikisi ondan yediler, hemen ardından ayıp yerleri kendilerine açılıverdi, üzerlerini cennet yapraklarından yamayıp-örtmeye başladılar. Adem, Rabbine karşı gelmiş oldu da şaşırıp-kaldı

Süleyman AteşO ağaçtan yediler. Böylece kendilerine kötü yerleri göründü (üreme organları ortaya çıktı). Üstlerini cennet yaprağıyle örtmeğe başladılar. Adem Rabbinin buyruğuna karşı geldi de şaşırdı

20:122
ثُمَّ ٱجۡتَبَٰهُ رَبُّهُۥ فَتَابَ عَلَيۡهِ وَهَدَىٰ
ثُمَّ
sonra
ٱجْتَبَـٰهُ
onu seçti
رَبُّهُۥ
Rabbi
فَتَابَ
tevbesini kabul etti
عَلَيْهِ
onun
وَهَدَىٰ
ve doğru yola iletti

Saheeh InternationalThen his Lord chose him and turned to him in forgiveness and guided [him]

Ali BulaçSonra Rabbi onu seçti, tevbesini kabul etti ve doğru yola iletti

Süleyman AteşSonra Rabbi onu seçti, tevbesini kabul etti, doğru yola iletti

20:123 📚 1
قَالَ ٱهۡبِطَا مِنۡهَا جَمِيعَۢاۖ بَعۡضُكُمۡ لِبَعۡضٍ عَدُوࣱّۖ فَإِمَّا يَأۡتِيَنَّكُم مِّنِّي هُدࣰ ى فَمَنِ ٱتَّبَعَ هُدَايَ فَلَا يَضِلُّ وَلَا يَشۡقَىٰ
قَالَ
dedi ki
ٱهْبِطَا
inin
مِنْهَا
oradan
جَمِيعًۢا ۖ
hepiniz
بَعْضُكُمْ
bir kısmınız
لِبَعْضٍ
diğerinize
عَدُوٌّۭ ۖ
düşmansınız
فَإِمَّا
artık
يَأْتِيَنَّكُم
size geldiği zaman
مِّنِّى
benden
هُدًۭى
bir hidayet
فَمَنِ
sonra kim
ٱتَّبَعَ
uyarsa
هُدَاىَ
benim hidayetime
فَلَا
yoktur (ona)
يَضِلُّ
sapkınlık
وَلَا
ve yoktur
يَشْقَىٰ
bir sıkıntı

Saheeh International[Allah] said, "Descend from Paradise - all, [your descendants] being enemies to one another. And if there should come to you guidance from Me - then whoever follows My guidance will neither go astray [in the world] nor suffer [in the Hereafter]

Ali BulaçDedi ki: "Kiminiz kiminize düşman olarak, hepiniz ordan inin. Artık size Benden bir yol gösterici gelecektir; kim Benim hidayetime uyarsa artık o şaşırıp sapmaz ve mutsuz olmaz

Süleyman AteşDedi ki: "Hepiniz oradan inin, birbirinize düşmansınız. İmdi benden size bir hidayet geldiği zaman kim benim hidayetime uyarsa o, sapmaz ve sıkıntıya düşmez

20:124 📚 3
وَمَنۡ أَعۡرَضَ عَن ذِكۡرِي فَإِنَّ لَهُۥ مَعِيشَةࣰ ضَنكࣰ ا وَنَحۡشُرُهُۥ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ أَعۡمَىٰ
وَمَنْ
ama kim
أَعْرَضَ
yüz çevirirse
عَن
beni anmaktan
ذِكْرِى
My remembrance
فَإِنَّ
şüphesiz ki
لَهُۥ
onun için vardır
مَعِيشَةًۭ
bir geçim
ضَنكًۭا
dar
وَنَحْشُرُهُۥ
ve onu haşrederiz
يَوْمَ
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ
kıyamet
أَعْمَىٰ
kör olarak

Saheeh InternationalAnd whoever turns away from My remembrance - indeed, he will have a depressed life, and We will gather him on the Day of Resurrection blind

Ali BulaçKim de Benim zikrimden yüz çevirirse, artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır ve Biz onu kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz

Süleyman AteşAma kim beni anmaktan yüz çevirirse, onun için de dar bir geçim var. Kıyamet günü onu kör olarak (yüce Divana) süreriz

20:125 📚 2
قَالَ رَبِّ لِمَ حَشَرۡتَنِيٓ أَعۡمَىٰ وَقَدۡ كُنتُ بَصِيرࣰ ا
قَالَ
der ki
رَبِّ
Rabbim
لِمَ
niçin?
حَشَرْتَنِىٓ
beni haşrettin
أَعْمَىٰ
kör olarak
وَقَدْ
andolsun
كُنتُ
ben idim
بَصِيرًۭا
görüyor

Saheeh InternationalHe will say, "My Lord, why have you raised me blind while I was [once] seeing

Ali BulaçO da (şöyle) demiş olur: -Ben görmekte olan biriyken, beni niye kör olarak haşrettin Rabbim

Süleyman AteşRabbim der, niçin beni kör sürdün, oysa ben görür idim

20:126
قَالَ كَذَٰلِكَ أَتَتۡكَ ءَايَٰتُنَا فَنَسِيتَهَاۖ وَكَذَٰلِكَ ٱلۡيَوۡمَ تُنسَىٰ
قَالَ
(Allah) buyurur ki
كَذَٰلِكَ
nasıl ki
أَتَتْكَ
sana geldiğinde
ءَايَـٰتُنَا
ayetlerimiz
فَنَسِيتَهَا ۖ
sen onları unuttuysan
وَكَذَٰلِكَ
öylece
ٱلْيَوْمَ
bugün
تُنسَىٰ
sen unutulursun

Saheeh International[Allah] will say, "Thus did Our signs come to you, and you forgot them; and thus will you this Day be forgotten

Ali Bulaç(Allah da) Der ki: "İşte böyle, sana ayetlerimiz gelmişti, fakat sen onları unuttun, bugün de sen işte böyle unutulmaktasın

Süleyman Ateş(Allah) buyurur ki: "Nasıl sana ayetlerimiz geldiği zaman, sen onları unuttuysan, bugün de sen öyle unutulursun

20:127
وَكَذَٰلِكَ نَجۡزِي مَنۡ أَسۡرَفَ وَلَمۡ يُؤۡمِنۢ بِـَٔايَٰتِ رَبِّهِۦۚ وَلَعَذَابُ ٱلۡأٓخِرَةِ أَشَدُّ وَأَبۡقَىٰٓ
وَكَذَٰلِكَ
işte böyle
نَجْزِى
cezalandırırız
مَنْ
kimseleri
أَسْرَفَ
israf eden
وَلَمْ
ve
يُؤْمِنۢ
inanmayanları
بِـَٔايَـٰتِ
ayetlerine
رَبِّهِۦ ۚ
Rabbinin
وَلَعَذَابُ
ve elbette azabı
ٱلْـَٔاخِرَةِ
ahiretin
أَشَدُّ
daha çetindir
وَأَبْقَىٰٓ
ve daha süreklidir

Saheeh InternationalAnd thus do We recompense he who transgressed and did not believe in the signs of his Lord. And the punishment of the Hereafter is more severe and more enduring

Ali Bulaçİşte Biz ölçüsüzce davrananları ve Rabbinin ayetlerine inanmayanları böyle cezalandırırız; ahiretin azabı ise gerçekten daha şiddetli ve daha süreklidir

Süleyman Ateşİşte israf eden ve Rabbinin ayetlerine inanmayanları böyle cezalandırırız. Elbette ahiretin azabı daha çetin ve daha süreklidir

20:128 📚 1
أَفَلَمۡ يَهۡدِ لَهُمۡ كَمۡ أَهۡلَكۡنَا قَبۡلَهُم مِّنَ ٱلۡقُرُونِ يَمۡشُونَ فِي مَسَٰكِنِهِمۡۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَٰتࣲ لِّأُوْلِي ٱلنُّهَىٰ
أَفَلَمْ
yola getirmedi mi?
يَهْدِ
it guided
لَهُمْ
onları;
كَمْ
nicelerini
أَهْلَكْنَا
yok edişimiz
قَبْلَهُم
kendilerinden önce
مِّنَ
nesillerden
ٱلْقُرُونِ
the generations
يَمْشُونَ
dolaştıkları
فِى
meskenlerinde
مَسَـٰكِنِهِمْ ۗ
their dwellings
إِنَّ
elbette
فِى
bunda vardır
ذَٰلِكَ
that
لَـَٔايَـٰتٍۢ
ibretler
لِّأُو۟لِى
sahipleri için
ٱلنُّهَىٰ
akıl

Saheeh InternationalThen, has it not become clear to them how many generations We destroyed before them as they walk among their dwellings? Indeed in that are signs for those of intelligence

Ali BulaçKendilerinden önceki nesillerden nicelerini yıkıma uğratmamız, onları doğruya yöneltmedi mi? (Oysa bugün kendileri) onların kaldıkları yerlerde (tarihi kalıntıları üzerinde) gezinip duruyorlar. Şüphesiz bunda sağduyu sahipleri için ayetler vardır

Süleyman Ateş(Bugün) meskenlerinde dolaştıkları, kendilerinden önce yaşamış nice nesilleri yok edişimiz onları hala yola getirmedi mi? Elbette bunda akıl sahipleri için ibretler vardır

20:129 📚 6
وَلَوۡلَا كَلِمَةࣱ سَبَقَتۡ مِن رَّبِّكَ لَكَانَ لِزَامࣰ ا وَأَجَلࣱ مُّسَمࣰّ ى
وَلَوْلَا
eğer olmasaydı
كَلِمَةٌۭ
söylenmiş bir söz
سَبَقَتْ
daha önce
مِن
tarafından
رَّبِّكَ
Rabbin
لَكَانَ
şüphesiz olurdu
لِزَامًۭا
(azap) gerekli
وَأَجَلٌۭ
ve bir süre
مُّسَمًّۭى
belirtilmiş

Saheeh InternationalAnd if not for a word that preceded from your Lord, punishment would have been an obligation [due immediately], and [if not for] a specified term [decreed]

Ali BulaçEğer Rabbinden geçmiş bir söz ve adı konulmuş (belirlenmiş) bir süre (ecel) olmasaydı muhakkak (yıkım azabı) kaçınılmaz olurdu

Süleyman AteşEğer Rabbin tarafından söylenmiş bir söz ve belirtilmiş bir süre olmasaydı. (bunların da hemen helak edilmeleri) gerekli olurdu

20:130 📚 14
فَٱصۡبِرۡ عَلَىٰ مَا يَقُولُونَ وَسَبِّحۡ بِحَمۡدِ رَبِّكَ قَبۡلَ طُلُوعِ ٱلشَّمۡسِ وَقَبۡلَ غُرُوبِهَاۖ وَمِنۡ ءَانَآيِٕ ٱلَّيۡلِ فَسَبِّحۡ وَأَطۡرَافَ ٱلنَّهَارِ لَعَلَّكَ تَرۡضَىٰ
فَٱصْبِرْ
o halde sabret
عَلَىٰ
şeylere
مَا
what
يَقُولُونَ
onların dedikleri
وَسَبِّحْ
ve tesbih et
بِحَمْدِ
överek
رَبِّكَ
Rabbini
قَبْلَ
önce
طُلُوعِ
doğmasından
ٱلشَّمْسِ
güneşin
وَقَبْلَ
ve önce
غُرُوبِهَا ۖ
batmasından
وَمِنْ
bir kısmında
ءَانَآئِ
sa'atlerinden
ٱلَّيْلِ
gece
فَسَبِّحْ
tesbih et
وَأَطْرَافَ
ve taraflarında
ٱلنَّهَارِ
gündüzün
لَعَلَّكَ
umulur ki
تَرْضَىٰ
hoşnut olursun

Saheeh InternationalSo be patient over what they say and exalt [Allah] with praise of your Lord before the rising of the sun and before its setting; and during periods of the night [exalt Him] and at the ends of the day, that you may be satisfied

Ali BulaçŞu halde onların söylediklerine karşı sabırlı ol, güneşin doğuşundan ve batışından önce Rabbini hamd ile tesbih et (yücelt). Gecenin bir bölümünde ve gündüzün uçlarında da tesbihte bulun ki hoşnut olabilesin

Süleyman AteşOnların dediklerine sabret, güneşin doğmasından ve batmasından önce Rabbini överek tesbih et; gece sa'atlerinden bir kısmında ve gündüzün taraflarında da tesbih et ki memnun olasın

20:131 📚 14
وَلَا تَمُدَّنَّ عَيۡنَيۡكَ إِلَىٰ مَا مَتَّعۡنَا بِهِۦٓ أَزۡوَٰجࣰ ا مِّنۡهُمۡ زَهۡرَةَ ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَا لِنَفۡتِنَهُمۡ فِيهِۚ وَرِزۡقُ رَبِّكَ خَيۡرࣱ وَأَبۡقَىٰ
وَلَا
ve asla
تَمُدَّنَّ
dikme
عَيْنَيْكَ
gözlerini
إِلَىٰ
doğru
مَا
şeylere
مَتَّعْنَا
faydalandırdığımız
بِهِۦٓ
onunla
أَزْوَٰجًۭا
bazı zümreleri
مِّنْهُمْ
onlardan
زَهْرَةَ
süsüne
ٱلْحَيَوٰةِ
hayatının
ٱلدُّنْيَا
dünya
لِنَفْتِنَهُمْ
kendilerini denemek için
فِيهِ ۚ
o konuda
وَرِزْقُ
ve rızkı
رَبِّكَ
Rabbinin
خَيْرٌۭ
daha hayırlıdır
وَأَبْقَىٰ
ve daha süreklidir

Saheeh InternationalAnd do not extend your eyes toward that by which We have given enjoyment to [some] categories of them, [its being but] the splendor of worldly life by which We test them. And the provision of your Lord is better and more enduring

Ali BulaçOnlardan bazı gruplara, kendilerini denemek için yararlandırdığımız dünya hayatının süsüne gözünü dikme. Senin Rabbinin rızkı daha hayırlı ve daha süreklidir

Süleyman AteşOnlardan bazı zümrelere kendilerini denemek için verdiğimiz dünya hayatının süsüne gözlerini dikme. Rabbinin rızkı daha hayırlı ve daha süreklidir

20:132 📚 5
وَأۡمُرۡ أَهۡلَكَ بِٱلصَّلَوٰةِ وَٱصۡطَبِرۡ عَلَيۡهَاۖ لَا نَسۡـَٔلُكَ رِزۡقࣰ اۖ نَّحۡنُ نَرۡزُقُكَۗ وَٱلۡعَٰقِبَةُ لِلتَّقۡوَىٰ
وَأْمُرْ
ve emret
أَهْلَكَ
ailene
بِٱلصَّلَوٰةِ
namazı
وَٱصْطَبِرْ
ve dayan
عَلَيْهَا ۖ
ona (namaz kılmaya)
لَا
biz senden istemiyoruz
نَسْـَٔلُكَ
We ask you
رِزْقًۭا ۖ
rızık
نَّحْنُ
biz
نَرْزُقُكَ ۗ
seni besliyoruz
وَٱلْعَـٰقِبَةُ
ve akıbet
لِلتَّقْوَىٰ
takva(sahipleri)nindir

Saheeh InternationalAnd enjoin prayer upon your family [and people] and be steadfast therein. We ask you not for provision; We provide for you, and the [best] outcome is for [those of] righteousness

Ali BulaçEhline (ümmetine) namazı emret ve onda kararlı davran. Biz senden rızık istemiyoruz, Biz sana rızık veriyoruz. Sonuç da takvanındır

Süleyman AteşAilene namazı emret, kendin de namaz kılmaya dayan. Biz senden rızık istemiyoruz. Seni biz besliyoruz. Sonuç takva(sahipleri)nindir

20:133
وَقَالُواْ لَوۡلَا يَأۡتِينَا بِـَٔايَةࣲ مِّن رَّبِّهِۦٓۚ أَوَلَمۡ تَأۡتِهِم بَيِّنَةُ مَا فِي ٱلصُّحُفِ ٱلۡأُولَىٰ
وَقَالُوا۟
ve dediler ki
لَوْلَا
değil mi?
يَأْتِينَا
bize getirmeli
بِـَٔايَةٍۢ
bir ayet (mu'cize)
مِّن
Rabbinden
رَّبِّهِۦٓ ۚ
his Lord
أَوَلَمْ
onlara gelmedi mi?
تَأْتِهِم
come to them
بَيِّنَةُ
kanıt
مَا
bulunan
فِى
(was) in
ٱلصُّحُفِ
Kitap'larda
ٱلْأُولَىٰ
önceki

Saheeh InternationalAnd they say, "Why does he not bring us a sign from his Lord?" Has there not come to them evidence of what was in the former scriptures

Ali BulaçDediler ki: "Bize kendi Rabbinden bir ayet (mucize) getirmesi gerekmez miydi?" Onlara önceki kitaplarda açık belgeler gelmedi mi

Süleyman AteşDediler ki: "Rabbinden bize bir ayet (mu'cize) getirmeli değil mi?" Onlara, önceki Kitap'larda bulunan kanıt gelmedi mi

20:134 📚 1
وَلَوۡ أَنَّآ أَهۡلَكۡنَٰهُم بِعَذَابࣲ مِّن قَبۡلِهِۦ لَقَالُواْ رَبَّنَا لَوۡلَآ أَرۡسَلۡتَ إِلَيۡنَا رَسُولࣰ ا فَنَتَّبِعَ ءَايَٰتِكَ مِن قَبۡلِ أَن نَّذِلَّ وَنَخۡزَىٰ
وَلَوْ
şayet
أَنَّآ
şüphesiz biz
أَهْلَكْنَـٰهُم
onları helak etseydik
بِعَذَابٍۢ
bir azab ile
مِّن
ondan önce
قَبْلِهِۦ
before him
لَقَالُوا۟
elbette derlerdi
رَبَّنَا
Rabbimiz
لَوْلَآ
keşke
أَرْسَلْتَ
gönderseydin
إِلَيْنَا
bize
رَسُولًۭا
bir elçi
فَنَتَّبِعَ
uysaydık
ءَايَـٰتِكَ
senin ayetlerine
مِن
önce
قَبْلِ
before
أَن
rezil olmadan
نَّذِلَّ
we were humiliated
وَنَخْزَىٰ
ve alçak (olmadan)

Saheeh InternationalAnd if We had destroyed them with a punishment before him, they would have said, "Our Lord, why did You not send to us a messenger so we could have followed Your verses before we were humiliated and disgraced

Ali BulaçEğer Biz onları bundan önceki bir azap ile yıkıma uğratmış olsaydık, şüphesiz diyeceklerdi ki: "Rabbimiz, bize bir elçi gönderseydin de, küçülmeden ve aşağılanmadan önce Senin ayetlerine tabi olsaydık

Süleyman AteşŞayet onları, ondan önce bir azab ile helak etseydik: "Rabbimiz, bize bir elçi gönderseydin de böyle alçak ve rezil olmadan önce senin ayetlerine uysaydık!" derlerdi

20:135
قُلۡ كُلࣱّ مُّتَرَبِّصࣱ فَتَرَبَّصُواْۖ فَسَتَعۡلَمُونَ مَنۡ أَصۡحَٰبُ ٱلصِّرَٰطِ ٱلسَّوِيِّ وَمَنِ ٱهۡتَدَىٰ
قُلْ
de ki
كُلٌّۭ
herkes
مُّتَرَبِّصٌۭ
gözetlemektedir
فَتَرَبَّصُوا۟ ۖ
gözetleyin
فَسَتَعْلَمُونَ
bileceksiniz
مَنْ
kimdir
أَصْحَـٰبُ
sahipleri
ٱلصِّرَٰطِ
yolun
ٱلسَّوِىِّ
düzgün
وَمَنِ
ve kimdir
ٱهْتَدَىٰ
doğru yolda olan

Saheeh InternationalSay, "Each [of us] is waiting; so wait. For you will know who are the companions of the sound path and who is guided

Ali BulaçDe ki: "Herkes gözetlemektedir; siz de gözleyip durun. Sonunda, dümdüz (dosdoğru) yolun sahipleri kimlermiş ve doğru yola ulaşan kimlermiş, pek yakında öğreneceksiniz

Süleyman AteşDe ki: "Herkes gözetlemektedir. Gözetleyin, düzgün yolun sahipleri kimdir, doğru yolda olan kimdir, bileceksiniz

← Önceki Sonraki →

20. Taa-Haa Suresi | Anlam Arayışı