20. Taa-Haa سُورَةُ طه 📕 Mushaf görünümünde aç
▶ Sureyi dinle Okuyan: Mişarî Râşid el-Afâsî Mahmûd Halîl el-Hüsarî Muhammed Siddîk el-Minşâvî Ebû Bekr eş-Şâtırî Mâhir el-Muaykılî Alî el-Huzeyfî Her ayeti bir kez 2 kez 3 kez 5 kez 10 kez oku
20:1 ▶ ⧉ ☆
طه
Ali Bulaç Ta, Ha
20:2 ▶ ⧉ ☆
مَآ أَنزَلۡنَا عَلَيۡكَ ٱلۡقُرۡءَانَ لِتَشۡقَىٰٓ
أَنزَلْنَا
We (have) sent down
ٱلْقُرْءَانَ
(bu) Kur'an'ı
لِتَشْقَىٰٓ
güçlük çekesin diye
Ali Bulaç Biz sana bu Kur'an'ı güçlük çekmen için indirmedik
إِلَّا تَذۡكِرَةࣰ لِّمَن يَخۡشَىٰ
Ali Bulaç İçi titreyerek korku duyanlara' ancak öğütle-hatırlatma (olsun diye indirdik)
20:4 ▶ ⧉ ☆
تَنزِيلࣰ ا مِّمَّنۡ خَلَقَ ٱلۡأَرۡضَ وَٱلسَّمَٰوَٰتِ ٱلۡعُلَى
تَنزِيلًۭا
(O) indirilmiştir
وَٱلسَّمَـٰوَٰتِ
ve gökleri
Ali Bulaç Yeri ve yüksek gökleri yaratan tarafından bir indirmedir
ٱلرَّحۡمَٰنُ عَلَى ٱلۡعَرۡشِ ٱسۡتَوَىٰ
ٱسْتَوَىٰ
istiva etmiş(kurulmuş)tur
Ali Bulaç Rahman (olan Allah) arşa istiva etmiştir
لَهُۥ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِي ٱلۡأَرۡضِ وَمَا بَيۡنَهُمَا وَمَا تَحۡتَ ٱلثَّرَىٰ
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
the heavens
بَيْنَهُمَا
ikisinin arasında
Ali Bulaç Göklerde, yerde, bu ikisinin arasında ve nemli toprağın altında olanların tümü O'nundur
وَإِن تَجۡهَرۡ بِٱلۡقَوۡلِ فَإِنَّهُۥ يَعۡلَمُ ٱلسِّرَّ وَأَخۡفَى
وَأَخْفَى
ve daha gizlisini
Ali Bulaç Sözü açığa vursan da, (gizlesen de birdir). Çünkü şüphesiz O, gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilmektedir
ٱللَّهُ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَۖ لَهُ ٱلۡأَسۡمَآءُ ٱلۡحُسۡنَىٰ
Ali Bulaç Allah; O'ndan başka İlah yoktur. En güzel isimler O'nundur
20:9 ▶ ⧉ ☆
وَهَلۡ أَتَىٰكَ حَدِيثُ مُوسَىٰٓ
Ali Bulaç Sana Musa'nın haberi geldi mi
20:10 ▶ ⧉ ☆
إِذۡ رَءَا نَارࣰ ا فَقَالَ لِأَهۡلِهِ ٱمۡكُثُوٓاْ إِنِّيٓ ءَانَسۡتُ نَارࣰ ا لَّعَلِّيٓ ءَاتِيكُم مِّنۡهَا بِقَبَسٍ أَوۡ أَجِدُ عَلَى ٱلنَّارِ هُدࣰ ى
Ali Bulaç Hani bir ateş görmüştü de, ailesine şöyle demişti: "Durun, bir ateş gördüm; umulur ki size ondan bir kor getiririm veya ateşin yanında bir yol-gösterici bulurum
20:11 ▶ ⧉ ☆
فَلَمَّآ أَتَىٰهَا نُودِيَ يَٰمُوسَىٰٓ
أَتَىٰهَا
o(ateşin yanı)na gelince
نُودِىَ
kendisine seslenildi
Ali Bulaç Nitekim ona gidince, kendisine seslenildi: "Ey Musa
20:12 ▶ ⧉ ☆
إِنِّيٓ أَنَا۠ رَبُّكَ فَٱخۡلَعۡ نَعۡلَيۡكَ إِنَّكَ بِٱلۡوَادِ ٱلۡمُقَدَّسِ طُوࣰ ى
Ali Bulaç Gerçekten Ben, Ben senin Rabbinim. Ayakkabılarını çıkar; çünkü sen, kutsal vadi olan Tuva'dasın
وَأَنَا ٱخۡتَرۡتُكَ فَٱسۡتَمِعۡ لِمَا يُوحَىٰٓ
Ali Bulaç Ben seni seçmiş bulunuyorum; bundan böyle vahyolunanı dinle
إِنَّنِيٓ أَنَا ٱللَّهُ لَآ إِلَٰهَ إِلَّآ أَنَا۠ فَٱعۡبُدۡنِي وَأَقِمِ ٱلصَّلَوٰةَ لِذِكۡرِيٓ
فَٱعْبُدْنِى
bana kulluk et
لِذِكْرِىٓ
beni anmak için
Ali Bulaç Gerçekten Ben, Ben Allah'ım, Benden başka İlah yoktur; şu halde Bana ibadet et ve Beni zikretmek için dosdoğru namaz kıl
إِنَّ ٱلسَّاعَةَ ءَاتِيَةٌ أَكَادُ أُخۡفِيهَا لِتُجۡزَىٰ كُلُّ نَفۡسِۭ بِمَا تَسۡعَىٰ
أُخْفِيهَا
onu gizleyeceğim
لِتُجْزَىٰ
cezalanması için
Ali Bulaç Şüphesiz, kıyamet -saati yaklaşarak gelmektedir. Herkesin harcadığı çabanın karşılığını alması için, onun (koşup haberini) neredeyse gizleyeceğim
20:16 ▶ ⧉ ☆
فَلَا يَصُدَّنَّكَ عَنۡهَا مَن لَّا يُؤۡمِنُ بِهَا وَٱتَّبَعَ هَوَىٰهُ فَتَرۡدَىٰ
يَصُدَّنَّكَ
seni alıkoymasın
فَتَرْدَىٰ
sonra helak olursun
Ali Bulaç Öyleyse, ona inanmayıp kendi hevasına uyan, sakın seni ondan alıkoymasın; sonra yıkıma uğrarsın
20:17 ▶ ⧉ ☆
وَمَا تِلۡكَ بِيَمِينِكَ يَٰمُوسَىٰ
Ali Bulaç Sağ elindeki nedir ey Musa
قَالَ هِيَ عَصَايَ أَتَوَكَّؤُاْ عَلَيۡهَا وَأَهُشُّ بِهَا عَلَىٰ غَنَمِي وَلِيَ فِيهَا مَـَٔارِبُ أُخۡرَىٰ
وَأَهُشُّ
ve yaprak silkeliyorum
Ali Bulaç Dedi ki: "O, benim asamdır; ona dayanmakta, onunla davarlarım için ağaçlardan yaprak düşürmekteyim, onda benim için daha başka yararlar da var
20:19 ▶ ⧉ ☆
قَالَ أَلۡقِهَا يَٰمُوسَىٰ
Ali Bulaç Dedi ki: "Onu at, ey Musa
20:20 ▶ ⧉ ☆
فَأَلۡقَىٰهَا فَإِذَا هِيَ حَيَّةࣱ تَسۡعَىٰ
فَإِذَا
(bir de ne görsün)
حَيَّةٌۭ
kocaman bir yılan
Ali Bulaç Böylece, onu attı; (bir de ne görsün) o hemen hızla koşan (kocaman) bir yılan (oluvermiş)
20:21 ▶ ⧉ ☆
قَالَ خُذۡهَا وَلَا تَخَفۡۖ سَنُعِيدُهَا سِيرَتَهَا ٱلۡأُولَىٰ
سَنُعِيدُهَا
biz onu sokacağız
Ali Bulaç Dedi ki: "Onu al ve korkma, Biz onu ilk durumuna çevireceğiz
20:22 ▶ ⧉ ☆
وَٱضۡمُمۡ يَدَكَ إِلَىٰ جَنَاحِكَ تَخۡرُجۡ بَيۡضَآءَ مِنۡ غَيۡرِ سُوٓءٍ ءَايَةً أُخۡرَىٰ
بَيْضَآءَ
bembeyaz olarak
ءَايَةً
bir mu'cize olarak
Ali Bulaç Elini koltuğuna sok, bir hastalık olmadan, başka bir mucize (ayet ) olarak bembeyaz bir durumda çıksın
20:23 ▶ ⧉ ☆
لِنُرِيَكَ مِنۡ ءَايَٰتِنَا ٱلۡكُبۡرَى
لِنُرِيَكَ
sana göstermek için
ءَايَـٰتِنَا
mu'cizelerimizden
Ali Bulaç Öyle ki, sana büyük mucizelerimizden (birini) göstermiş olalım
ٱذۡهَبۡ إِلَىٰ فِرۡعَوۡنَ إِنَّهُۥ طَغَىٰ
Ali Bulaç Firavun'a git, çünkü o azmış bulunuyor
قَالَ رَبِّ ٱشۡرَحۡ لِي صَدۡرِي
Ali Bulaç Dedi ki: "Rabbim, benim göğsümü aç
وَيَسِّرۡ لِيٓ أَمۡرِي
Ali Bulaç Bana işimi kolaylaştır
وَٱحۡلُلۡ عُقۡدَةࣰ مِّن لِّسَانِي
Ali Bulaç Dilimden düğümü çöz
20:28 ▶ ⧉ ☆
يَفۡقَهُواْ قَوۡلِي
Ali Bulaç Ki söyleyeceklerimi kavrasınlar
20:29 ▶ ⧉ ☆
وَٱجۡعَل لِّي وَزِيرࣰ ا مِّنۡ أَهۡلِي
Ali Bulaç Ailemden bana bir yardımcı kıl
20:30 ▶ ⧉ ☆
هَٰرُونَ أَخِي
Ali Bulaç Kardeşim Harun'u
ٱشۡدُدۡ بِهِۦٓ أَزۡرِي
Ali Bulaç Onunla arkamı kuvvetlendir
20:32 ▶ ⧉ ☆
وَأَشۡرِكۡهُ فِيٓ أَمۡرِي
وَأَشْرِكْهُ
ve onu ortak yap
Ali Bulaç Onu işimde ortak kıl
20:33 ▶ ⧉ ☆
كَيۡ نُسَبِّحَكَ كَثِيرࣰ ا
نُسَبِّحَكَ
seni tesbih edelim
Ali Bulaç Böylece Seni çok tesbih edelim
20:34 ▶ ⧉ ☆
وَنَذۡكُرَكَ كَثِيرًا
وَنَذْكُرَكَ
ve seni analım
Ali Bulaç Ve Seni çok zikredelim
20:35 ▶ ⧉ ☆
إِنَّكَ كُنتَ بِنَا بَصِيرࣰ ا
Ali Bulaç Şüphesiz Sen bizi görüyorsun
20:36 ▶ ⧉ ☆
قَالَ قَدۡ أُوتِيتَ سُؤۡلَكَ يَٰمُوسَىٰ
Ali Bulaç (Allah) Dedi ki: "Ey Musa istediğin sana verilmiştir
وَلَقَدۡ مَنَنَّا عَلَيۡكَ مَرَّةً أُخۡرَىٰٓ
مَنَنَّا
biz lutufta bulunmuştuk
Ali Bulaç Andolsun, Biz sana bir defa daha lütufta bulunmuştuk
20:38 ▶ ⧉ ☆
إِذۡ أَوۡحَيۡنَآ إِلَىٰٓ أُمِّكَ مَا يُوحَىٰٓ
Ali Bulaç Hani, annene vahyolunan şeyi vahyetmiştik, (şöyle ki)
أَنِ ٱقۡذِفِيهِ فِي ٱلتَّابُوتِ فَٱقۡذِفِيهِ فِي ٱلۡيَمِّ فَلۡيُلۡقِهِ ٱلۡيَمُّ بِٱلسَّاحِلِ يَأۡخُذۡهُ عَدُوࣱّ لِّي وَعَدُوࣱّ لَّهُۥۚ وَأَلۡقَيۡتُ عَلَيۡكَ مَحَبَّةࣰ مِّنِّي وَلِتُصۡنَعَ عَلَىٰ عَيۡنِيٓ
وَلِتُصْنَعَ
yetiştirilmen için
Ali Bulaç Onu sandığın içine koy, suya bırak, böylece su onu sahile bıraksın; onu Benim de düşmanım, onun da düşmanı olan biri alacaktır. Gözümün önünde yetiştirilmen için, Kendim'den sana bir sevgi yönelttim
20:40 ▶ ⧉ ☆
إِذۡ تَمۡشِيٓ أُخۡتُكَ فَتَقُولُ هَلۡ أَدُلُّكُمۡ عَلَىٰ مَن يَكۡفُلُهُۥۖ فَرَجَعۡنَٰكَ إِلَىٰٓ أُمِّكَ كَيۡ تَقَرَّ عَيۡنُهَا وَلَا تَحۡزَنَۚ وَقَتَلۡتَ نَفۡسࣰ ا فَنَجَّيۡنَٰكَ مِنَ ٱلۡغَمِّ وَفَتَنَّٰكَ فُتُونࣰ اۚ فَلَبِثۡتَ سِنِينَ فِيٓ أَهۡلِ مَدۡيَنَ ثُمَّ جِئۡتَ عَلَىٰ قَدَرࣲ يَٰمُوسَىٰ
أَدُلُّكُمْ
size göstereyim
فَرَجَعْنَـٰكَ
böylece seni geri verdik
وَقَتَلْتَ
ve sen öldürmüştün
فَنَجَّيْنَـٰكَ
seni kurtarmıştık
وَفَتَنَّـٰكَ
ve seni denemiştik
فُتُونًۭا ۚ
(iyi bir) deneyişle
عَلَىٰ
belirlediğimiz vakitte
قَدَرٍۢ
the decreed (time)
Ali Bulaç Hani kız kardeşin gezinip; "Onu(n bakımını) üstlenecek birini size haber vereyim mi?" demekteydi. Böylece, seni annene geri çevirmiş olduk ki, gözü aydın olsun ve hüzne kapılmasın. Sen bir insan öldürmüştün de, Biz seni tasadan kurtarmış ve seni 'esaslı bir denemeden geçirip-denemiştik.' Medyen halkı arasında da yıllarca kalmıştın, sonra bir kader üzerine (buraya) geldin ey Musa
20:41 ▶ ⧉ ☆
وَٱصۡطَنَعۡتُكَ لِنَفۡسِي
وَٱصْطَنَعْتُكَ
ve seni yetiştirdim
Ali Bulaç Seni Kendim için seçtim
20:42 ▶ ⧉ ☆
ٱذۡهَبۡ أَنتَ وَأَخُوكَ بِـَٔايَٰتِي وَلَا تَنِيَا فِي ذِكۡرِي
Ali Bulaç Sen ve kardeşin ayetlerimle gidin ve Beni zikretmede gevşek davranmayın
ٱذۡهَبَآ إِلَىٰ فِرۡعَوۡنَ إِنَّهُۥ طَغَىٰ
Ali Bulaç İkiniz Firavun'a gidin, çünkü o, azmış bulunuyor
20:44 ▶ ⧉ ☆
فَقُولَا لَهُۥ قَوۡلࣰ ا لَّيِّنࣰ ا لَّعَلَّهُۥ يَتَذَكَّرُ أَوۡ يَخۡشَىٰ
Ali Bulaç Ona yumuşak söz söyleyin, umulur ki öğüt alıp-düşünür veya içi titrer-korkar
قَالَا رَبَّنَآ إِنَّنَا نَخَافُ أَن يَفۡرُطَ عَلَيۡنَآ أَوۡ أَن يَطۡغَىٰ
Ali Bulaç Dediler ki: "Rabbimiz, gerçekten, onun bize karşı 'taşkın bir tutum takınmasından' ya da 'azgın davranmasından' korkuyoruz
قَالَ لَا تَخَافَآۖ إِنَّنِي مَعَكُمَآ أَسۡمَعُ وَأَرَىٰ
مَعَكُمَآ
sizinle beraberim
Ali Bulaç Dedi ki: "Korkmayın, çünkü Ben sizinle birlikteyim; işitiyorum ve görüyorum
20:47 ▶ ⧉ ☆
فَأۡتِيَاهُ فَقُولَآ إِنَّا رَسُولَا رَبِّكَ فَأَرۡسِلۡ مَعَنَا بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ وَلَا تُعَذِّبۡهُمۡۖ قَدۡ جِئۡنَٰكَ بِـَٔايَةࣲ مِّن رَّبِّكَۖ وَٱلسَّلَٰمُ عَلَىٰ مَنِ ٱتَّبَعَ ٱلۡهُدَىٰٓ
فَأْتِيَاهُ
haydi varın ona
تُعَذِّبْهُمْ ۖ
onlara azab etme
جِئْنَـٰكَ
biz sana getirdik
Ali Bulaç Haydi ona gidin de deyin ki: Biz senin Rabbinin elçileriyiz, İsrailoğulları'nı bizimle birlikte gönder ve onlara (artık) azap verme. Sana Rabbinden bir ayetle geldik. Selam, hidayete tabi olanların üzerine olsun
إِنَّا قَدۡ أُوحِيَ إِلَيۡنَآ أَنَّ ٱلۡعَذَابَ عَلَىٰ مَن كَذَّبَ وَتَوَلَّىٰ
وَتَوَلَّىٰ
ve yüz çevirenin
Ali Bulaç Gerçekten bize vahyolundu ki: Doğrusu azap, yalanlayan ve yüz çevirenlerin üstünedir
20:49 ▶ ⧉ ☆
قَالَ فَمَن رَّبُّكُمَا يَٰمُوسَىٰ
Ali Bulaç (Ona gidip aynı şeyleri tekrarladıklarında, Firavun onlara) Dedi ki: "Sizin Rabbiniz kim ey Musa
قَالَ رَبُّنَا ٱلَّذِيٓ أَعۡطَىٰ كُلَّ شَيۡءٍ خَلۡقَهُۥ ثُمَّ هَدَىٰ
هَدَىٰ
onu doğru yola iletendir
Ali Bulaç Dedi ki: "Bizim Rabbimiz, herşeye yaratılışını veren, sonra doğru yolunu gösterendir
قَالَ فَمَا بَالُ ٱلۡقُرُونِ ٱلۡأُولَىٰ
Ali Bulaç (Firavun) Dedi ki: "İlk çağlardaki nesillerin durumu nedir öyleyse
20:52 ▶ ⧉ ☆
قَالَ عِلۡمُهَا عِندَ رَبِّي فِي كِتَٰبࣲۖ لَّا يَضِلُّ رَبِّي وَلَا يَنسَى
Ali Bulaç Dedi ki: "Bunun bilgisi Rabbimin Katında bir kitaptadır. Benim Rabbim şaşırmaz ve unutmaz
ٱلَّذِي جَعَلَ لَكُمُ ٱلۡأَرۡضَ مَهۡدࣰ ا وَسَلَكَ لَكُمۡ فِيهَا سُبُلࣰ ا وَأَنزَلَ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءࣰ فَأَخۡرَجۡنَا بِهِۦٓ أَزۡوَٰجࣰ ا مِّن نَّبَاتࣲ شَتَّىٰ
Ali Bulaç Ki (Rabbim), yeryüzünü sizin için bir beşik kıldı, onda sizin için yollar döşedi ve gökten su indirdi; böylelikle bununla her tür bitkiden çiftler çıkardık
20:54 ▶ ⧉ ☆
كُلُواْ وَٱرۡعَوۡاْ أَنۡعَٰمَكُمۡۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَٰتࣲ لِّأُوْلِي ٱلنُّهَىٰ
أَنْعَـٰمَكُمْ ۗ
hayvanlarınızı
Ali Bulaç Yiyin ve hayvanlarınızı otlatın. Şüphesiz, bunda sağduyu sahipleri için elbette ayetler vardır
۞مِنۡهَا خَلَقۡنَٰكُمۡ وَفِيهَا نُعِيدُكُمۡ وَمِنۡهَا نُخۡرِجُكُمۡ تَارَةً أُخۡرَىٰ
۞ مِنْهَا
ondan (topraktan)
خَلَقْنَـٰكُمْ
sizi yarattık
نُخْرِجُكُمْ
sizi çıkarırız
Ali Bulaç Sizi ondan yarattık, ona geri vereceğiz ve sizi bir kere daha ondan çıkaracağız
20:56 ▶ ⧉ ☆
وَلَقَدۡ أَرَيۡنَٰهُ ءَايَٰتِنَا كُلَّهَا فَكَذَّبَ وَأَبَىٰ
أَرَيْنَـٰهُ
biz ona gösterdik
ءَايَـٰتِنَا
ayetlerimizin
فَكَذَّبَ
yine de yalanladı
Ali Bulaç Andolsun, Biz ona ayetlerimizin tümünü gösterdik; fakat o, yalanladı ve ayak diretti
20:57 ▶ ⧉ ☆
قَالَ أَجِئۡتَنَا لِتُخۡرِجَنَا مِنۡ أَرۡضِنَا بِسِحۡرِكَ يَٰمُوسَىٰ
لِتُخْرِجَنَا
bizi çıkarmak için
Ali Bulaç Dedi ki: "Ey Musa, sen bizi sihrinle yurdumuzdan sürüp çıkarmaya mı gelmiş bulunuyorsun
20:58 ▶ ⧉ ☆
فَلَنَأۡتِيَنَّكَ بِسِحۡرࣲ مِّثۡلِهِۦ فَٱجۡعَلۡ بَيۡنَنَا وَبَيۡنَكَ مَوۡعِدࣰ ا لَّا نُخۡلِفُهُۥ نَحۡنُ وَلَآ أَنتَ مَكَانࣰ ا سُوࣰ ى
فَلَنَأْتِيَنَّكَ
biz de mutlaka sana getireceğiz
نُخْلِفُهُۥ
caymayacağımız
Ali Bulaç Madem böyle, biz de sana buna benzer bir sihirle geleceğiz; şimdi sen, bir 'buluşma zamanı ve yeri' tespit et, bizim de, senin de karşı olamayacağımız açık, geniş bir yer olsun" dedi
20:59 ▶ ⧉ ☆
قَالَ مَوۡعِدُكُمۡ يَوۡمُ ٱلزِّينَةِ وَأَن يُحۡشَرَ ٱلنَّاسُ ضُحࣰ ى
مَوْعِدُكُمْ
buluşma zamanınız
Ali Bulaç (Musa) Dedi ki: "Buluşma zamanımız, (ülkenin ulusal) bayram günü ve insanların toplanacağı kuşluk vakti (olsun)
20:60 ▶ ⧉ ☆
فَتَوَلَّىٰ فِرۡعَوۡنُ فَجَمَعَ كَيۡدَهُۥ ثُمَّ أَتَىٰ
Ali Bulaç Böylelikle Firavun arkasını dönüp gitti, hileli düzenini (yürütecek büyücüleri) biraraya getirdi, sonra geldi
قَالَ لَهُم مُّوسَىٰ وَيۡلَكُمۡ لَا تَفۡتَرُواْ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبࣰ ا فَيُسۡحِتَكُم بِعَذَابࣲۖ وَقَدۡ خَابَ مَنِ ٱفۡتَرَىٰ
فَيُسْحِتَكُم
sonra kökünüzü keser
Ali Bulaç Musa onlara dedi ki: "Size yazıklar olsun, Allah'a karşı yalan düzüp uydurmayın, sonra bir azap ile kökünüzü kurutur. Yalan düzüp uyduran gerçekten yok olup gitmiştir
20:62 ▶ ⧉ ☆
فَتَنَٰزَعُوٓاْ أَمۡرَهُم بَيۡنَهُمۡ وَأَسَرُّواْ ٱلنَّجۡوَىٰ
فَتَنَـٰزَعُوٓا۟
sonra tartıştılar
بَيْنَهُمْ
kendi aralarında
Ali Bulaç Bunun üzerine, kendi aralarında durumlarını tartışmaya başladılar ve gizli konuşmalara geçtiler
قَالُوٓاْ إِنۡ هَٰذَٰنِ لَسَٰحِرَٰنِ يُرِيدَانِ أَن يُخۡرِجَاكُم مِّنۡ أَرۡضِكُم بِسِحۡرِهِمَا وَيَذۡهَبَا بِطَرِيقَتِكُمُ ٱلۡمُثۡلَىٰ
لَسَـٰحِرَٰنِ
iki büyücüdür
يُخْرِجَاكُم
sizi çıkarsınlar
وَيَذْهَبَا
ve gidersinler
بِطَرِيقَتِكُمُ
sizin yolunuzu
Ali Bulaç Dediler ki: "Bunlar herhalde iki sihirbazdır, sizi sihirleriyle yurdunuzdan sürüp-çıkarmak ve örnek olarak tutturduğunuz yolunuzu (dininizi) yok etmek istemektedirler
20:64 ▶ ⧉ ☆
فَأَجۡمِعُواْ كَيۡدَكُمۡ ثُمَّ ٱئۡتُواْ صَفࣰّ اۚ وَقَدۡ أَفۡلَحَ ٱلۡيَوۡمَ مَنِ ٱسۡتَعۡلَىٰ
فَأَجْمِعُوا۟
siz toplayın
Ali Bulaç Bundan ötürü, tuzaklarınızı biraraya getirin, sonra gruplar halinde gelin; bugün üstünlük sağlayan, gerçekten kurtuluşu bulmuştur
قَالُواْ يَٰمُوسَىٰٓ إِمَّآ أَن تُلۡقِيَ وَإِمَّآ أَن نَّكُونَ أَوَّلَ مَنۡ أَلۡقَىٰ
Ali Bulaç Ey Musa" dediler. Ya sen (asanı) at veya önce biz atalım
قَالَ بَلۡ أَلۡقُواْۖ فَإِذَا حِبَالُهُمۡ وَعِصِيُّهُمۡ يُخَيَّلُ إِلَيۡهِ مِن سِحۡرِهِمۡ أَنَّهَا تَسۡعَىٰ
فَإِذَا
(bir de ne görsün)
حِبَالُهُمْ
onların ipleri
Ali Bulaç Dedi ki: "Hayır, siz atın." Sonra hemen (ne görsün), sihirlerinden dolayı, onların ipleri ve asaları kendisine gerçekten koşuyormuş gibi göründü
فَأَوۡجَسَ فِي نَفۡسِهِۦ خِيفَةࣰ مُّوسَىٰ
فَأَوْجَسَ
bu yüzden duydu
Ali Bulaç Musa, bu yüzden kendi içinde bir tür korku duymaya başladı
20:68 ▶ ⧉ ☆
قُلۡنَا لَا تَخَفۡ إِنَّكَ أَنتَ ٱلۡأَعۡلَىٰ
Ali Bulaç Korkma" dedik. "Muhakkak sen üstün geleceksin
20:69 ▶ ⧉ ☆
وَأَلۡقِ مَا فِي يَمِينِكَ تَلۡقَفۡ مَا صَنَعُوٓاْۖ إِنَّمَا صَنَعُواْ كَيۡدُ سَٰحِرࣲۖ وَلَا يُفۡلِحُ ٱلسَّاحِرُ حَيۡثُ أَتَىٰ
صَنَعُوٓا۟ ۖ
onların yaptıkları
صَنَعُوا۟
onların yaptıkları
Ali Bulaç Sağ elindekini atıver, onların yaptıklarını yutacaktır; çünkü onların yaptıkları yalnızca bir büyücü hilesidir. Büyücü ise nereye varsa kurtulamaz
20:70 ▶ ⧉ ☆
فَأُلۡقِيَ ٱلسَّحَرَةُ سُجَّدࣰ ا قَالُوٓاْ ءَامَنَّا بِرَبِّ هَٰرُونَ وَمُوسَىٰ
فَأُلْقِىَ
sonra kapandılar
Ali Bulaç Bunun üzerine büyücüler, secdeye kapandılar: "Harun'un ve Musa'nın Rabbine iman ettik" dediler
20:71 ▶ ⧉ ☆
قَالَ ءَامَنتُمۡ لَهُۥ قَبۡلَ أَنۡ ءَاذَنَ لَكُمۡۖ إِنَّهُۥ لَكَبِيرُكُمُ ٱلَّذِي عَلَّمَكُمُ ٱلسِّحۡرَۖ فَلَأُقَطِّعَنَّ أَيۡدِيَكُمۡ وَأَرۡجُلَكُم مِّنۡ خِلَٰفࣲ وَلَأُصَلِّبَنَّكُمۡ فِي جُذُوعِ ٱلنَّخۡلِ وَلَتَعۡلَمُنَّ أَيُّنَآ أَشَدُّ عَذَابࣰ ا وَأَبۡقَىٰ
لَكَبِيرُكُمُ
büyüğünüzdür
فَلَأُقَطِّعَنَّ
öyleyse ben keseceğim
أَيْدِيَكُمْ
sizin ellerinizi
وَأَرْجُلَكُم
ve ayaklarınızı
وَلَأُصَلِّبَنَّكُمْ
ve sizi asacağım
وَلَتَعْلَمُنَّ
ve bileceksiniz
وَأَبْقَىٰ
ve sürekli imiş
Ali Bulaç (Firavun) Dedi ki: "Ben size izin vermeden önce ona inandınız öyle mi? Şüphesiz o, size büyüyü öğreten büyüğünüzdür. O halde ben de sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çapraz olarak keseceğim ve sizi hurma dallarında sallandıracağım. Siz de elbette, hangimizin azabı daha şiddetliymiş ve daha sürekliymiş öğrenmiş olacaksınız
قَالُواْ لَن نُّؤۡثِرَكَ عَلَىٰ مَا جَآءَنَا مِنَ ٱلۡبَيِّنَٰتِ وَٱلَّذِي فَطَرَنَاۖ فَٱقۡضِ مَآ أَنتَ قَاضٍۖ إِنَّمَا تَقۡضِي هَٰذِهِ ٱلۡحَيَوٰةَ ٱلدُّنۡيَآ
نُّؤْثِرَكَ
seni tercih edemeyiz
ٱلْبَيِّنَـٰتِ
the clear proofs
تَقْضِى
(istediğini) yapabilirsin
Ali Bulaç Dediler ki: "Bize gelen apaçık delillere ve bizi yaratana seni asla 'tercih edip-seçmeyiz." Neyde hükmünü yürütebileceksen, durmaksızın hükmünü yürüt; sen, yalnızca bu dünya hayatında hükmünü yürütebilirsin
إِنَّآ ءَامَنَّا بِرَبِّنَا لِيَغۡفِرَ لَنَا خَطَٰيَٰنَا وَمَآ أَكۡرَهۡتَنَا عَلَيۡهِ مِنَ ٱلسِّحۡرِۗ وَٱللَّهُ خَيۡرࣱ وَأَبۡقَىٰٓ
لِيَغْفِرَ
bağışlaması için
خَطَـٰيَـٰنَا
günahlarımızı
أَكْرَهْتَنَا
bizi yapmaya zorladığın
وَأَبْقَىٰٓ
ve daha süreklidir
Ali Bulaç Gerçekten biz Rabbimiz'e iman ettik; günahlarımızı ve sihir dolayısıyla bizi kendisine karşı zorlayarak-sürüklediğin (suçumuzu) bağışlasın. Allah, daha hayırlıdır ve daha süreklidir
إِنَّهُۥ مَن يَأۡتِ رَبَّهُۥ مُجۡرِمࣰ ا فَإِنَّ لَهُۥ جَهَنَّمَ لَا يَمُوتُ فِيهَا وَلَا يَحۡيَىٰ
Ali Bulaç Gerçek şu ki, kim Rabbine suçlu-günahkar olarak gelirse, hiç şüphe yok, onun için cehennem vardır. Onun içinde ise, ne ölebilir, ne dirilebilir
20:75 ▶ ⧉ ☆
وَمَن يَأۡتِهِۦ مُؤۡمِنࣰ ا قَدۡ عَمِلَ ٱلصَّٰلِحَٰتِ فَأُوْلَٰٓئِكَ لَهُمُ ٱلدَّرَجَٰتُ ٱلۡعُلَىٰ
Ali Bulaç Kim O'na iman edip salih amellerde bulunarak O'na gelirse, işte onlar, onlar için de yüksek dereceler vardır
20:76 ▶ ⧉ ☆
جَنَّٰتُ عَدۡنࣲ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَاۚ وَذَٰلِكَ جَزَآءُ مَن تَزَكَّىٰ
خَـٰلِدِينَ
sürekli olarak kalırlar
Ali Bulaç İçlerinde ebedi kalacakları altından ırmaklar akan Adn cennetleri de (onlarındır). Ve işte bu, arınmış olanın karşılığıdır
20:77 ▶ ⧉ ☆
وَلَقَدۡ أَوۡحَيۡنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰٓ أَنۡ أَسۡرِ بِعِبَادِي فَٱضۡرِبۡ لَهُمۡ طَرِيقࣰ ا فِي ٱلۡبَحۡرِ يَبَسࣰ ا لَّا تَخَٰفُ دَرَكࣰ ا وَلَا تَخۡشَىٰ
أَوْحَيْنَآ
biz vahyetmiştik
Ali Bulaç Andolsun, Biz Musa'ya vahyetmiştik: "Kullarımı geceleyin yürüyüşe geçir, onlara denizde kuru bir yol aç, yetişilmekten korkmadan ve endişeye kapılmadan
20:78 ▶ ⧉ ☆
فَأَتۡبَعَهُمۡ فِرۡعَوۡنُ بِجُنُودِهِۦ فَغَشِيَهُم مِّنَ ٱلۡيَمِّ مَا غَشِيَهُمۡ
فَأَتْبَعَهُمْ
onların ardına düştü
Ali Bulaç Firavun ise, ordularıyla peşlerine düştü; sulardan onları kaplayıveren kaplayıverdi
20:79 ▶ ⧉ ☆
وَأَضَلَّ فِرۡعَوۡنُ قَوۡمَهُۥ وَمَا هَدَىٰ
هَدَىٰ
doğru yola iletmedi
Ali Bulaç Firavun, kendi kavmini şaşırtıp saptırdı ve onları doğruya yöneltmedi
20:80 ▶ ⧉ ☆
يَٰبَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ قَدۡ أَنجَيۡنَٰكُم مِّنۡ عَدُوِّكُمۡ وَوَٰعَدۡنَٰكُمۡ جَانِبَ ٱلطُّورِ ٱلۡأَيۡمَنَ وَنَزَّلۡنَا عَلَيۡكُمُ ٱلۡمَنَّ وَٱلسَّلۡوَىٰ
أَنجَيْنَـٰكُم
biz sizi kurtardık
وَوَٰعَدْنَـٰكُمْ
ve size va'dettik
وَٱلسَّلْوَىٰ
ve bıldırcın
Ali Bulaç Ey İsrailoğulları, andolsun, sizi düşmanlarınızdan kurtardık. Tur'un sağ yanında sizinle vaadleştik ve üzerinize kudret helvasıyla bıldırcın indirdik
كُلُواْ مِن طَيِّبَٰتِ مَا رَزَقۡنَٰكُمۡ وَلَا تَطۡغَوۡاْ فِيهِ فَيَحِلَّ عَلَيۡكُمۡ غَضَبِيۖ وَمَن يَحۡلِلۡ عَلَيۡهِ غَضَبِي فَقَدۡ هَوَىٰ
طَيِّبَـٰتِ
(the) good things
رَزَقْنَـٰكُمْ
sizi rızıklandırdığımız
تَطْغَوْا۟
taşkınlık etmeyin
هَوَىٰ
düşmüş(mahvolmuş)tur
Ali Bulaç Size, rızık olarak verdiklerimizden temiz olanlarından yiyin, bu konuda azgınlık yapmayın, yoksa gazabım üzerinize kaçınılmaz olarak iner: Benim gazabım, kimin üzerine inerse, muhakkak o, tepetaklak düşmüştür
20:82 ▶ ⧉ ☆
وَإِنِّي لَغَفَّارࣱ لِّمَن تَابَ وَءَامَنَ وَعَمِلَ صَٰلِحࣰ ا ثُمَّ ٱهۡتَدَىٰ
لَغَفَّارٌۭ
çok bağışlayıcıyımdır
Ali Bulaç Gerçekten Ben, tevbe eden, inanan, salih amellerde bulunup da sonra doğru yola erişen kimseyi şüphesiz bağışlayıcıyım
20:83 ▶ ⧉ ☆
۞وَمَآ أَعۡجَلَكَ عَن قَوۡمِكَ يَٰمُوسَىٰ
أَعْجَلَكَ
seni aceleyle sevk eden
Ali Bulaç Seni kavminden 'çarçabuk ayrılmaya iten' nedir ey Musa
20:84 ▶ ⧉ ☆
قَالَ هُمۡ أُوْلَآءِ عَلَىٰٓ أَثَرِي وَعَجِلۡتُ إِلَيۡكَ رَبِّ لِتَرۡضَىٰ
وَعَجِلْتُ
ve ben acele ettim
لِتَرْضَىٰ
razı olman için
Ali Bulaç Dedi ki: "Onlar arkamda izim üzerindedirler, hoşnut kalman için, Sana gelmekte acele ettim Rabbim
قَالَ فَإِنَّا قَدۡ فَتَنَّا قَوۡمَكَ مِنۢ بَعۡدِكَ وَأَضَلَّهُمُ ٱلسَّامِرِيُّ
وَأَضَلَّهُمُ
ve onları saptırdı
Ali Bulaç Dedi ki: "Biz senden sonra kavmini deneme (fitne)den geçirdik, Samiri onları şaşırtıp-saptırdı
20:86 ▶ ⧉ ☆
فَرَجَعَ مُوسَىٰٓ إِلَىٰ قَوۡمِهِۦ غَضۡبَٰنَ أَسِفࣰ اۚ قَالَ يَٰقَوۡمِ أَلَمۡ يَعِدۡكُمۡ رَبُّكُمۡ وَعۡدًا حَسَنًاۚ أَفَطَالَ عَلَيۡكُمُ ٱلۡعَهۡدُ أَمۡ أَرَدتُّمۡ أَن يَحِلَّ عَلَيۡكُمۡ غَضَبࣱ مِّن رَّبِّكُمۡ فَأَخۡلَفۡتُم مَّوۡعِدِي
فَرَجَعَ
bunun üzerine döndü
غَضْبَـٰنَ
çok kızgın bir halde
أَلَمْ
size va'detmemiş miydi?
فَأَخْلَفْتُم
bu yüzden caydınız
مَّوْعِدِى
bana verdiğiniz sözden
Ali Bulaç Bunun üzerine Musa, kavmine oldukça kızgın, üzgün olarak döndü. Dedi ki: "Ey kavmim, Rabbiniz size güzel bir vaadde bulunmadı mı? Size (verilen) söz (ya da süre) pek uzun mu geldi? Yoksa Rabbinizden üzerinize kaçınılmaz bir gazabın inmesini mi istediniz de bana verdiğiniz sözden caydınız
20:87 ▶ ⧉ ☆
قَالُواْ مَآ أَخۡلَفۡنَا مَوۡعِدَكَ بِمَلۡكِنَا وَلَٰكِنَّا حُمِّلۡنَآ أَوۡزَارࣰ ا مِّن زِينَةِ ٱلۡقَوۡمِ فَقَذَفۡنَٰهَا فَكَذَٰلِكَ أَلۡقَى ٱلسَّامِرِيُّ
بِمَلْكِنَا
kendi malımızla
حُمِّلْنَآ
bize yükletilmişti
أَوْزَارًۭا
yükler (günahlar)
فَقَذَفْنَـٰهَا
onları attık
Ali Bulaç Dediler ki: "Biz sana verdiğimiz sözden kendiliğimizden dönmedik, ancak o kavmin (Mısır halkının ) süs eşyalarından birtakım yükler yüklenmiştik, onları (ateşe) attık, böylece Samiri de attı
20:88 ▶ ⧉ ☆
فَأَخۡرَجَ لَهُمۡ عِجۡلࣰ ا جَسَدࣰ ا لَّهُۥ خُوَارࣱ فَقَالُواْ هَٰذَآ إِلَٰهُكُمۡ وَإِلَٰهُ مُوسَىٰ فَنَسِيَ
فَأَخْرَجَ
sonra ortaya çıkardı
إِلَـٰهُكُمْ
sizin tanrınız
Ali Bulaç Böylece onlara böğüren bir buzağı heykeli döküp çıkardı, "İşte, sizin de ilahınız, Musa'nın ilahı budur; fakat (Musa) unuttu" dediler
20:89 ▶ ⧉ ☆
أَفَلَا يَرَوۡنَ أَلَّا يَرۡجِعُ إِلَيۡهِمۡ قَوۡلࣰ ا وَلَا يَمۡلِكُ لَهُمۡ ضَرࣰّ ا وَلَا نَفۡعࣰ ا
أَفَلَا
onlar görmüyorlar mı?
Ali Bulaç Onun kendilerine bir sözle cevap vermediğini ve onlara bir zarar veya fayda sağlamaya gücü olmadığını görmüyorlar mı
20:90 ▶ ⧉ ☆
وَلَقَدۡ قَالَ لَهُمۡ هَٰرُونُ مِن قَبۡلُ يَٰقَوۡمِ إِنَّمَا فُتِنتُم بِهِۦۖ وَإِنَّ رَبَّكُمُ ٱلرَّحۡمَٰنُ فَٱتَّبِعُونِي وَأَطِيعُوٓاْ أَمۡرِي
ٱلرَّحْمَـٰنُ
çok esirgeyendir
فَٱتَّبِعُونِى
bana tâbi olun
وَأَطِيعُوٓا۟
ve ita'at edin
Ali Bulaç Andolsun, Harun bundan önce onlara: "Ey kavmim, gerçekten siz bununla fitneye düşürüldünüz (denendiniz). Sizin asıl Rabbiniz Rahman (olan Allah)dır; şu halde bana uyun ve emrime itaat edin" demişti
20:91 ▶ ⧉ ☆
قَالُواْ لَن نَّبۡرَحَ عَلَيۡهِ عَٰكِفِينَ حَتَّىٰ يَرۡجِعَ إِلَيۡنَا مُوسَىٰ
Ali Bulaç Demişlerdi ki: "Musa bize geri gelinceye kadar ona (buzağıya) karşı bel büküp önünde eğilmekten kesinlikle ayrılmayacağız
20:92 ▶ ⧉ ☆
قَالَ يَٰهَٰرُونُ مَا مَنَعَكَ إِذۡ رَأَيۡتَهُمۡ ضَلُّوٓاْ
رَأَيْتَهُمْ
gördüğünde onların
Ali Bulaç (Musa da gelince:) "Ey Harun" demişti. "Onların saptıklarını gördüğün zaman seni (Onlara müdahale etmekten) alıkoyan neydi
أَلَّا تَتَّبِعَنِۖ أَفَعَصَيۡتَ أَمۡرِي
أَلَّا
neden bana uymadın?
تَتَّبِعَنِ ۖ
you follow me
أَفَعَصَيْتَ
karşı mı geldin?
Ali Bulaç Niye bana uymadın, emrime baş mı kaldırdın
20:94 ▶ ⧉ ☆
قَالَ يَبۡنَؤُمَّ لَا تَأۡخُذۡ بِلِحۡيَتِي وَلَا بِرَأۡسِيٓۖ إِنِّي خَشِيتُ أَن تَقُولَ فَرَّقۡتَ بَيۡنَ بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ وَلَمۡ تَرۡقُبۡ قَوۡلِي
يَبْنَؤُمَّ
(ey) anamın oğlu
فَرَّقْتَ
ayrılık çıkardın
Ali Bulaç Dedi ki: "Ey annemin oğlu, sakalımı ve başımı tutup-yolma. Ben, senin: "İsrailoğulları arasında ayrılık çıkardın, sözümü önemsemedin" demenden endişe edip korktum
20:95 ▶ ⧉ ☆
قَالَ فَمَا خَطۡبُكَ يَٰسَٰمِرِيُّ
Ali Bulaç (Musa) Dedi ki: "Ya senin amacın nedir ey Samiri
20:96 ▶ ⧉ ☆
قَالَ بَصُرۡتُ بِمَا لَمۡ يَبۡصُرُواْ بِهِۦ فَقَبَضۡتُ قَبۡضَةࣰ مِّنۡ أَثَرِ ٱلرَّسُولِ فَنَبَذۡتُهَا وَكَذَٰلِكَ سَوَّلَتۡ لِي نَفۡسِي
فَنَبَذْتُهَا
ve onu attım
وَكَذَٰلِكَ
ve böyle (yapmayı)
Ali Bulaç Dedi ki: "Ben onların görmediklerini gördüm, böylece elçinin izinden bir avuç alıp atıverdim; böylelikle bana bunu nefsim hoşa giden (bir şey) gösterdi
قَالَ فَٱذۡهَبۡ فَإِنَّ لَكَ فِي ٱلۡحَيَوٰةِ أَن تَقُولَ لَا مِسَاسَۖ وَإِنَّ لَكَ مَوۡعِدࣰ ا لَّن تُخۡلَفَهُۥۖ وَٱنظُرۡ إِلَىٰٓ إِلَٰهِكَ ٱلَّذِي ظَلۡتَ عَلَيۡهِ عَاكِفࣰ اۖ لَّنُحَرِّقَنَّهُۥ ثُمَّ لَنَنسِفَنَّهُۥ فِي ٱلۡيَمِّ نَسۡفًا
مَوْعِدًۭا
va'dedilenden (cezadan)
تُخْلَفَهُۥ ۖ
kurtulamayacaksın
لَّنُحَرِّقَنَّهُۥ
biz onu yakacağız
لَنَنسِفَنَّهُۥ
onu savuracağız
Ali Bulaç Dedi ki: “Haydi çekip git, artık senin hayatta (hakettiğin ceza: "Bana dokunulmasın") deyip yerinmendir." Ve şüphesiz senin için kendisinden asla kaçınamayacağın (azap dolu) bir buluşma zamanı vardır. Üstüne kapanıp bel bükerek önünde eğildiğin ilahına bir bak; biz onu mutlaka yakacağız, sonra darmadağın edip denizde savuracağız
إِنَّمَآ إِلَٰهُكُمُ ٱللَّهُ ٱلَّذِي لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَۚ وَسِعَ كُلَّ شَيۡءٍ عِلۡمࣰ ا
Ali Bulaç Sizin İlahınız yalnızca Allah'tır ki, O'nun dışında İlah yoktur. O, ilim bakımından herşeyi kuşatmıştır
20:99 ▶ ⧉ ☆
كَذَٰلِكَ نَقُصُّ عَلَيۡكَ مِنۡ أَنۢبَآءِ مَا قَدۡ سَبَقَۚ وَقَدۡ ءَاتَيۡنَٰكَ مِن لَّدُنَّا ذِكۡرࣰ ا
Ali Bulaç Sana geçmişlerin haberlerinden bir bölümünü böylece aktarıyoruz. Gerçekten, sana Katımız'dan bir zikir verdik
20:100 ▶ ⧉ ☆
مَّنۡ أَعۡرَضَ عَنۡهُ فَإِنَّهُۥ يَحۡمِلُ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ وِزۡرًا
Ali Bulaç Kim bundan yüz çevirirse, şüphesiz kıyamet günü o, bir günah -yükü yüklenecektir
20:101 ▶ ⧉ ☆
خَٰلِدِينَ فِيهِۖ وَسَآءَ لَهُمۡ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ حِمۡلࣰ ا
خَـٰلِدِينَ
sürekli olarak kalacaklardır
Ali Bulaç O (yükün altı)nda ebedi olarak kalıcıdırlar. Bu, kıyamet günü onlar için ne kötü bir yüktür
يَوۡمَ يُنفَخُ فِي ٱلصُّورِۚ وَنَحۡشُرُ ٱلۡمُجۡرِمِينَ يَوۡمَئِذࣲ زُرۡقࣰ ا
Ali Bulaç Sur'a üfürüleceği gün, Biz suçlu-günahkarları o gün, (yüzleri kara, gözleri) gömgök (kaskatı ve kör) olarak' toplayacağız
20:103 ▶ ⧉ ☆
يَتَخَٰفَتُونَ بَيۡنَهُمۡ إِن لَّبِثۡتُمۡ إِلَّا عَشۡرࣰ ا
يَتَخَـٰفَتُونَ
gizli gizli derler
بَيْنَهُمْ
kendi aralarında
Ali Bulaç (Dünyada) Yalnızca on (gün) kaldınız" diye kendi aralarında fısıldaşacaklar
20:104 ▶ ⧉ ☆
نَّحۡنُ أَعۡلَمُ بِمَا يَقُولُونَ إِذۡ يَقُولُ أَمۡثَلُهُمۡ طَرِيقَةً إِن لَّبِثۡتُمۡ إِلَّا يَوۡمࣰ ا
يَقُولُونَ
onların dedikleri
أَمْثَلُهُمْ
onların seçkinleri
طَرِيقَةً
yol (hayat tarzı) bakımından
Ali Bulaç Onların sözünü ettiklerini Biz daha iyi biliyoruz. Tutulan yol bakımından onların daha üst olanları ise: "Siz yalnızca bir gün kaldınız" derler
20:105 ▶ ⧉ ☆
وَيَسۡـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلۡجِبَالِ فَقُلۡ يَنسِفُهَا رَبِّي نَسۡفࣰ ا
وَيَسْـَٔلُونَكَ
ve sana soruyorlar
يَنسِفُهَا
onları savuracak
Ali Bulaç Sana dağlar hakkında soruyorlar. De ki: "Benim Rabbim, onları darmadağın edip savuracak
20:106 ▶ ⧉ ☆
فَيَذَرُهَا قَاعࣰ ا صَفۡصَفࣰ ا
Ali Bulaç Yerlerini bomboş, çırçıplak bırakacaktır
20:107 ▶ ⧉ ☆
لَّا تَرَىٰ فِيهَا عِوَجࣰ ا وَلَآ أَمۡتࣰ ا
Ali Bulaç Orada ne bir eğrilik göreceksin, ne de bir tümsek
يَوۡمَئِذࣲ يَتَّبِعُونَ ٱلدَّاعِيَ لَا عِوَجَ لَهُۥۖ وَخَشَعَتِ ٱلۡأَصۡوَاتُ لِلرَّحۡمَٰنِ فَلَا تَسۡمَعُ إِلَّا هَمۡسࣰ ا
لِلرَّحْمَـٰنِ
Rahman'ın huzurunda
Ali Bulaç O gün, kendisinden sapma imkanı olamayan çağırıcıya uyacaklar. Rahman (olan Allah)a karşı sesler kısılmıştır; artık bir hırıltıdan başka bir şey işitemezsin
يَوۡمَئِذࣲ لَّا تَنفَعُ ٱلشَّفَٰعَةُ إِلَّا مَنۡ أَذِنَ لَهُ ٱلرَّحۡمَٰنُ وَرَضِيَ لَهُۥ قَوۡلࣰ ا
Ali Bulaç O gün, Rahman (olan Allah)'ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseden başkasının şefaati bir yarar sağlamaz
يَعۡلَمُ مَا بَيۡنَ أَيۡدِيهِمۡ وَمَا خَلۡفَهُمۡ وَلَا يُحِيطُونَ بِهِۦ عِلۡمࣰ ا
بَيْنَ
arasında (önlerinde)
أَيْدِيهِمْ
ellerinin (önlerinde)
يُحِيطُونَ
onlar ise kavrayamazlar
Ali Bulaç O, önlerindekini de, arkalarındakini de bilir. Onlar ise, bilgi bakımından O'nu kavrayıp kuşatamazlar
۞وَعَنَتِ ٱلۡوُجُوهُ لِلۡحَيِّ ٱلۡقَيُّومِۖ وَقَدۡ خَابَ مَنۡ حَمَلَ ظُلۡمࣰ ا
ٱلْقَيُّومِ ۖ
ve herşeye hakim olana
Ali Bulaç (Artık bütün) Yüzler, diri, kaim olanın önünde eğik durmuştur ve zulüm yüklenen ise yok olup gitmiştir
20:112 ▶ ⧉ ☆
وَمَن يَعۡمَلۡ مِنَ ٱلصَّٰلِحَٰتِ وَهُوَ مُؤۡمِنࣱ فَلَا يَخَافُ ظُلۡمࣰ ا وَلَا هَضۡمࣰ ا
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
the righteous deeds
هَضْمًۭا
hakkının çiğnenmesinden
Ali Bulaç Kim de bir mü'min olarak, salih olan amellerde bulunursa, artık o, ne zulümden korksun, ne hakkının eksik tutulmasından
وَكَذَٰلِكَ أَنزَلۡنَٰهُ قُرۡءَانًا عَرَبِيࣰّ ا وَصَرَّفۡنَا فِيهِ مِنَ ٱلۡوَعِيدِ لَعَلَّهُمۡ يَتَّقُونَ أَوۡ يُحۡدِثُ لَهُمۡ ذِكۡرࣰ ا
أَنزَلْنَـٰهُ
sana onu indirdik
قُرْءَانًا
bir Kur'an olarak
وَصَرَّفْنَا
ve türlü biçimlere açıkladık
يُحْدِثُ
(Kur'an) yaptırır
Ali Bulaç Böylece Biz onu, Arapça bir Kur'an olarak indirdik ve onda korkulacak şeyleri türlü şekillerde açıkladık; umulur ki korkup-sakınırlar ya da onlar için düşünme (yeteneğini) oluşturur
فَتَعَٰلَى ٱللَّهُ ٱلۡمَلِكُ ٱلۡحَقُّۗ وَلَا تَعۡجَلۡ بِٱلۡقُرۡءَانِ مِن قَبۡلِ أَن يُقۡضَىٰٓ إِلَيۡكَ وَحۡيُهُۥۖ وَقُل رَّبِّ زِدۡنِي عِلۡمࣰ ا
بِٱلْقُرْءَانِ
Kur'an'ı (okumaya)
Ali Bulaç Hak olan, biricik hükümdar olan Allah Yücedir. Onun vahyi sana gelip-tamamlanmadan evvel, Kur'an'ı (okumada) acele etme ve de ki: "Rabbim, ilmimi arttır
وَلَقَدۡ عَهِدۡنَآ إِلَىٰٓ ءَادَمَ مِن قَبۡلُ فَنَسِيَ وَلَمۡ نَجِدۡ لَهُۥ عَزۡمࣰ ا
عَهِدْنَآ
biz emretmiştik
Ali Bulaç Andolsun, Biz bundan önce Adem'e ahid vermiştik, fakat o, unutuverdi. Biz onda bir kararlılık bulmadık
20:116 ▶ ⧉ ☆
وَإِذۡ قُلۡنَا لِلۡمَلَٰٓئِكَةِ ٱسۡجُدُواْ لِأٓدَمَ فَسَجَدُوٓاْ إِلَّآ إِبۡلِيسَ أَبَىٰ
لِلْمَلَـٰٓئِكَةِ
meleklere
فَسَجَدُوٓا۟
secde ettiler
Ali Bulaç Hani Biz meleklere : "Adem'e secde edin" demiştik, İblis'in dışında (diğerleri) secde etmişlerdi, o, ayak diremişti
فَقُلۡنَا يَٰٓـَٔادَمُ إِنَّ هَٰذَا عَدُوࣱّ لَّكَ وَلِزَوۡجِكَ فَلَا يُخۡرِجَنَّكُمَا مِنَ ٱلۡجَنَّةِ فَتَشۡقَىٰٓ
يُخْرِجَنَّكُمَا
sizi çıkarmasın
فَتَشْقَىٰٓ
sonra yorulursun
Ali Bulaç Bunun üzerine dedik ki: "Ey Adem, bu gerçekten sana ve eşine düşmandır; sakın sizi cennetten sürüp çıkarmasın, sonra mutsuz olursun
إِنَّ لَكَ أَلَّا تَجُوعَ فِيهَا وَلَا تَعۡرَىٰ
Ali Bulaç Şüphesiz ki, senin acıkmaman ve çıplak kalmaman orda (cennette kalmana bağlı)dır
20:119 ▶ ⧉ ☆
وَأَنَّكَ لَا تَظۡمَؤُاْ فِيهَا وَلَا تَضۡحَىٰ
تَظْمَؤُا۟
will suffer from thirst
تَضْحَىٰ
sıcaktan etkilenmeyeceksin
Ali Bulaç Ve gerçekten sen burada susamayacaksın ve güneş altında yanmayacaksın da
20:120 ▶ ⧉ ☆
فَوَسۡوَسَ إِلَيۡهِ ٱلشَّيۡطَٰنُ قَالَ يَٰٓـَٔادَمُ هَلۡ أَدُلُّكَ عَلَىٰ شَجَرَةِ ٱلۡخُلۡدِ وَمُلۡكࣲ لَّا يَبۡلَىٰ
فَوَسْوَسَ
nihayet fısıldadı
وَمُلْكٍۢ
ve bir hükümranlığı
يَبْلَىٰ
(that will) deteriorate
Ali Bulaç Sonunda şeytan ona vesvese verdi; dedi ki: "Sana sonsuzluk ağacını ve yok olmayacak bir mülkü haber vereyim mi
فَأَكَلَا مِنۡهَا فَبَدَتۡ لَهُمَا سَوۡءَٰتُهُمَا وَطَفِقَا يَخۡصِفَانِ عَلَيۡهِمَا مِن وَرَقِ ٱلۡجَنَّةِۚ وَعَصَىٰٓ ءَادَمُ رَبَّهُۥ فَغَوَىٰ
سَوْءَٰتُهُمَا
kötü yerleri
Ali Bulaç Böylece ikisi ondan yediler, hemen ardından ayıp yerleri kendilerine açılıverdi, üzerlerini cennet yapraklarından yamayıp-örtmeye başladılar. Adem, Rabbine karşı gelmiş oldu da şaşırıp-kaldı
20:122 ▶ ⧉ ☆
ثُمَّ ٱجۡتَبَٰهُ رَبُّهُۥ فَتَابَ عَلَيۡهِ وَهَدَىٰ
فَتَابَ
tevbesini kabul etti
وَهَدَىٰ
ve doğru yola iletti
Ali Bulaç Sonra Rabbi onu seçti, tevbesini kabul etti ve doğru yola iletti
قَالَ ٱهۡبِطَا مِنۡهَا جَمِيعَۢاۖ بَعۡضُكُمۡ لِبَعۡضٍ عَدُوࣱّۖ فَإِمَّا يَأۡتِيَنَّكُم مِّنِّي هُدࣰ ى فَمَنِ ٱتَّبَعَ هُدَايَ فَلَا يَضِلُّ وَلَا يَشۡقَىٰ
يَأْتِيَنَّكُم
size geldiği zaman
Ali Bulaç Dedi ki: "Kiminiz kiminize düşman olarak, hepiniz ordan inin. Artık size Benden bir yol gösterici gelecektir; kim Benim hidayetime uyarsa artık o şaşırıp sapmaz ve mutsuz olmaz
وَمَنۡ أَعۡرَضَ عَن ذِكۡرِي فَإِنَّ لَهُۥ مَعِيشَةࣰ ضَنكࣰ ا وَنَحۡشُرُهُۥ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ أَعۡمَىٰ
وَنَحْشُرُهُۥ
ve onu haşrederiz
Ali Bulaç Kim de Benim zikrimden yüz çevirirse, artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır ve Biz onu kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz
قَالَ رَبِّ لِمَ حَشَرۡتَنِيٓ أَعۡمَىٰ وَقَدۡ كُنتُ بَصِيرࣰ ا
حَشَرْتَنِىٓ
beni haşrettin
Ali Bulaç O da (şöyle) demiş olur: -Ben görmekte olan biriyken, beni niye kör olarak haşrettin Rabbim
20:126 ▶ ⧉ ☆
قَالَ كَذَٰلِكَ أَتَتۡكَ ءَايَٰتُنَا فَنَسِيتَهَاۖ وَكَذَٰلِكَ ٱلۡيَوۡمَ تُنسَىٰ
فَنَسِيتَهَا ۖ
sen onları unuttuysan
Ali Bulaç (Allah da) Der ki: "İşte böyle, sana ayetlerimiz gelmişti, fakat sen onları unuttun, bugün de sen işte böyle unutulmaktasın
20:127 ▶ ⧉ ☆
وَكَذَٰلِكَ نَجۡزِي مَنۡ أَسۡرَفَ وَلَمۡ يُؤۡمِنۢ بِـَٔايَٰتِ رَبِّهِۦۚ وَلَعَذَابُ ٱلۡأٓخِرَةِ أَشَدُّ وَأَبۡقَىٰٓ
وَلَعَذَابُ
ve elbette azabı
وَأَبْقَىٰٓ
ve daha süreklidir
Ali Bulaç İşte Biz ölçüsüzce davrananları ve Rabbinin ayetlerine inanmayanları böyle cezalandırırız; ahiretin azabı ise gerçekten daha şiddetli ve daha süreklidir
أَفَلَمۡ يَهۡدِ لَهُمۡ كَمۡ أَهۡلَكۡنَا قَبۡلَهُم مِّنَ ٱلۡقُرُونِ يَمۡشُونَ فِي مَسَٰكِنِهِمۡۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَٰتࣲ لِّأُوْلِي ٱلنُّهَىٰ
أَفَلَمْ
yola getirmedi mi?
قَبْلَهُم
kendilerinden önce
ٱلْقُرُونِ
the generations
مَسَـٰكِنِهِمْ ۗ
their dwellings
Ali Bulaç Kendilerinden önceki nesillerden nicelerini yıkıma uğratmamız, onları doğruya yöneltmedi mi? (Oysa bugün kendileri) onların kaldıkları yerlerde (tarihi kalıntıları üzerinde) gezinip duruyorlar. Şüphesiz bunda sağduyu sahipleri için ayetler vardır
وَلَوۡلَا كَلِمَةࣱ سَبَقَتۡ مِن رَّبِّكَ لَكَانَ لِزَامࣰ ا وَأَجَلࣱ مُّسَمࣰّ ى
كَلِمَةٌۭ
söylenmiş bir söz
Ali Bulaç Eğer Rabbinden geçmiş bir söz ve adı konulmuş (belirlenmiş) bir süre (ecel) olmasaydı muhakkak (yıkım azabı) kaçınılmaz olurdu
فَٱصۡبِرۡ عَلَىٰ مَا يَقُولُونَ وَسَبِّحۡ بِحَمۡدِ رَبِّكَ قَبۡلَ طُلُوعِ ٱلشَّمۡسِ وَقَبۡلَ غُرُوبِهَاۖ وَمِنۡ ءَانَآيِٕ ٱلَّيۡلِ فَسَبِّحۡ وَأَطۡرَافَ ٱلنَّهَارِ لَعَلَّكَ تَرۡضَىٰ
يَقُولُونَ
onların dedikleri
وَأَطْرَافَ
ve taraflarında
Ali Bulaç Şu halde onların söylediklerine karşı sabırlı ol, güneşin doğuşundan ve batışından önce Rabbini hamd ile tesbih et (yücelt). Gecenin bir bölümünde ve gündüzün uçlarında da tesbihte bulun ki hoşnut olabilesin
وَلَا تَمُدَّنَّ عَيۡنَيۡكَ إِلَىٰ مَا مَتَّعۡنَا بِهِۦٓ أَزۡوَٰجࣰ ا مِّنۡهُمۡ زَهۡرَةَ ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَا لِنَفۡتِنَهُمۡ فِيهِۚ وَرِزۡقُ رَبِّكَ خَيۡرࣱ وَأَبۡقَىٰ
مَتَّعْنَا
faydalandırdığımız
أَزْوَٰجًۭا
bazı zümreleri
لِنَفْتِنَهُمْ
kendilerini denemek için
وَأَبْقَىٰ
ve daha süreklidir
Ali Bulaç Onlardan bazı gruplara, kendilerini denemek için yararlandırdığımız dünya hayatının süsüne gözünü dikme. Senin Rabbinin rızkı daha hayırlı ve daha süreklidir
وَأۡمُرۡ أَهۡلَكَ بِٱلصَّلَوٰةِ وَٱصۡطَبِرۡ عَلَيۡهَاۖ لَا نَسۡـَٔلُكَ رِزۡقࣰ اۖ نَّحۡنُ نَرۡزُقُكَۗ وَٱلۡعَٰقِبَةُ لِلتَّقۡوَىٰ
عَلَيْهَا ۖ
ona (namaz kılmaya)
لَا
biz senden istemiyoruz
نَرْزُقُكَ ۗ
seni besliyoruz
لِلتَّقْوَىٰ
takva(sahipleri)nindir
Ali Bulaç Ehline (ümmetine ) namazı emret ve onda kararlı davran. Biz senden rızık istemiyoruz, Biz sana rızık veriyoruz. Sonuç da takvanındır
20:133 ▶ ⧉ ☆
وَقَالُواْ لَوۡلَا يَأۡتِينَا بِـَٔايَةࣲ مِّن رَّبِّهِۦٓۚ أَوَلَمۡ تَأۡتِهِم بَيِّنَةُ مَا فِي ٱلصُّحُفِ ٱلۡأُولَىٰ
بِـَٔايَةٍۢ
bir ayet (mu'cize)
أَوَلَمْ
onlara gelmedi mi?
Ali Bulaç Dediler ki: "Bize kendi Rabbinden bir ayet (mucize ) getirmesi gerekmez miydi?" Onlara önceki kitaplarda açık belgeler gelmedi mi
وَلَوۡ أَنَّآ أَهۡلَكۡنَٰهُم بِعَذَابࣲ مِّن قَبۡلِهِۦ لَقَالُواْ رَبَّنَا لَوۡلَآ أَرۡسَلۡتَ إِلَيۡنَا رَسُولࣰ ا فَنَتَّبِعَ ءَايَٰتِكَ مِن قَبۡلِ أَن نَّذِلَّ وَنَخۡزَىٰ
أَهْلَكْنَـٰهُم
onları helak etseydik
لَقَالُوا۟
elbette derlerdi
ءَايَـٰتِكَ
senin ayetlerine
نَّذِلَّ
we were humiliated
وَنَخْزَىٰ
ve alçak (olmadan)
Ali Bulaç Eğer Biz onları bundan önceki bir azap ile yıkıma uğratmış olsaydık, şüphesiz diyeceklerdi ki: "Rabbimiz, bize bir elçi gönderseydin de, küçülmeden ve aşağılanmadan önce Senin ayetlerine tabi olsaydık
20:135 ▶ ⧉ ☆
قُلۡ كُلࣱّ مُّتَرَبِّصࣱ فَتَرَبَّصُواْۖ فَسَتَعۡلَمُونَ مَنۡ أَصۡحَٰبُ ٱلصِّرَٰطِ ٱلسَّوِيِّ وَمَنِ ٱهۡتَدَىٰ
مُّتَرَبِّصٌۭ
gözetlemektedir
فَتَرَبَّصُوا۟ ۖ
gözetleyin
فَسَتَعْلَمُونَ
bileceksiniz
ٱهْتَدَىٰ
doğru yolda olan
Ali Bulaç De ki: "Herkes gözetlemektedir; siz de gözleyip durun. Sonunda, dümdüz (dosdoğru) yolun sahipleri kimlermiş ve doğru yola ulaşan kimlermiş, pek yakında öğreneceksiniz
← Önceki Sonraki →