☪ Anlam Arayışı

20. Taa-Haa سُورَةُ طه

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
20:1
طه
طه
Ta Ha.'

Ali BulaçTa, Ha

Elmalılı Hamdi YazırTâ, Hâ

20:2
مَآ أَنزَلۡنَا عَلَيۡكَ ٱلۡقُرۡءَانَ لِتَشۡقَىٰٓ
مَآ
biz indirmedik
أَنزَلْنَا
We (have) sent down
عَلَيْكَ
sana
ٱلْقُرْءَانَ
(bu) Kur'an'ı
لِتَشْقَىٰٓ
güçlük çekesin diye

Ali BulaçBiz sana bu Kur'an'ı güçlük çekmen için indirmedik

Elmalılı Hamdi YazırEy Muhammed! Kur'ân'ı sana sıkıntıya düşesin diye indirmedik

20:3 📚 1
إِلَّا تَذۡكِرَةࣰ لِّمَن يَخۡشَىٰ
إِلَّا
ancak (indirdik)
تَذْكِرَةًۭ
bir öğüt
لِّمَن
kimseler için
يَخْشَىٰ
korkan(lar)

Ali Bulaçİçi titreyerek korku duyanlara' ancak öğütle-hatırlatma (olsun diye indirdik)

Elmalılı Hamdi YazırAncak Allah'tan korkan kimse için bir öğüt olarak (indirdik)

20:4
تَنزِيلࣰ ا مِّمَّنۡ خَلَقَ ٱلۡأَرۡضَ وَٱلسَّمَٰوَٰتِ ٱلۡعُلَى
تَنزِيلًۭا
(O) indirilmiştir
مِّمَّنْ
tarafından
خَلَقَ
yaratan
ٱلْأَرْضَ
yeri
وَٱلسَّمَـٰوَٰتِ
ve gökleri
ٱلْعُلَى
yüce

Ali BulaçYeri ve yüksek gökleri yaratan tarafından bir indirmedir

Elmalılı Hamdi YazırYeri ve yüce gökleri yaratanın katından yavaş yavaş bir indirilişle (onu) indirdik

20:5 📚 23
ٱلرَّحۡمَٰنُ عَلَى ٱلۡعَرۡشِ ٱسۡتَوَىٰ
ٱلرَّحْمَـٰنُ
Rahman
عَلَى
üzerine
ٱلْعَرْشِ
Arş
ٱسْتَوَىٰ
istiva etmiş(kurulmuş)tur

Ali BulaçRahman (olan Allah) arşa istiva etmiştir

Elmalılı Hamdi YazırO Rahmân (kudret ve hakimiyyetiyle) Arş'a hakim oldu

20:6 📚 1
لَهُۥ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِي ٱلۡأَرۡضِ وَمَا بَيۡنَهُمَا وَمَا تَحۡتَ ٱلثَّرَىٰ
لَهُۥ
hep O'nundur
مَا
ne varsa
فِى
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
the heavens
وَمَا
ve ne varsa
فِى
yerde
ٱلْأَرْضِ
the earth
وَمَا
ve ne varsa
بَيْنَهُمَا
ikisinin arasında
وَمَا
ve ne varsa
تَحْتَ
altında
ٱلثَّرَىٰ
toprağın

Ali BulaçGöklerde, yerde, bu ikisinin arasında ve nemli toprağın altında olanların tümü O'nundur

Elmalılı Hamdi YazırBütün göklerde olanlar, bütün yerdekiler, bu ikisinin arasında ve toprağın altıda bulunanlar O'nundur

20:7 📚 1
وَإِن تَجۡهَرۡ بِٱلۡقَوۡلِ فَإِنَّهُۥ يَعۡلَمُ ٱلسِّرَّ وَأَخۡفَى
وَإِن
ve eğer
تَجْهَرْ
açık da söylesen
بِٱلْقَوْلِ
sözü
فَإِنَّهُۥ
muhakkak O
يَعْلَمُ
bilir
ٱلسِّرَّ
gizliyi
وَأَخْفَى
ve daha gizlisini

Ali BulaçSözü açığa vursan da, (gizlesen de birdir). Çünkü şüphesiz O, gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilmektedir

Elmalılı Hamdi YazırSen (Allah'a ettiğin dua ve zikirle) sesini yükseltirsen (bilki Allah bundan mustağnîdir.). Çünkü O şüphesiz gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilir

20:8 📚 4
ٱللَّهُ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَۖ لَهُ ٱلۡأَسۡمَآءُ ٱلۡحُسۡنَىٰ
ٱللَّهُ
Allah (ki)
لَآ
yoktur
إِلَـٰهَ
tanrı
إِلَّا
başka
هُوَ ۖ
O'ndan
لَهُ
O'nundur
ٱلْأَسْمَآءُ
isimler
ٱلْحُسْنَىٰ
en güzel

Ali BulaçAllah; O'ndan başka İlah yoktur. En güzel isimler O'nundur

Elmalılı Hamdi YazırAllah O'dur ki, kendisinden başka hiçbir ilâh yoktur. En güzel isimler O'nundur

20:9
وَهَلۡ أَتَىٰكَ حَدِيثُ مُوسَىٰٓ
وَهَلْ
mi?
أَتَىٰكَ
sana geldi
حَدِيثُ
haberi
مُوسَىٰٓ
Musa'nın

Ali BulaçSana Musa'nın haberi geldi mi

Elmalılı Hamdi Yazır(Habîbim!) Musa'nın (başından geçen hayat) hikayesi sana geldi mi

20:10
إِذۡ رَءَا نَارࣰ ا فَقَالَ لِأَهۡلِهِ ٱمۡكُثُوٓاْ إِنِّيٓ ءَانَسۡتُ نَارࣰ ا لَّعَلِّيٓ ءَاتِيكُم مِّنۡهَا بِقَبَسٍ أَوۡ أَجِدُ عَلَى ٱلنَّارِ هُدࣰ ى
إِذْ
hani
رَءَا
görmüştü
نَارًۭا
bir ateş
فَقَالَ
demişti
لِأَهْلِهِ
ailesine
ٱمْكُثُوٓا۟
siz durun
إِنِّىٓ
elbette ben
ءَانَسْتُ
gördüm
نَارًۭا
bir ateş
لَّعَلِّىٓ
belki
ءَاتِيكُم
size getiririm
مِّنْهَا
ondan
بِقَبَسٍ
bir kor
أَوْ
yahut
أَجِدُ
bulurum
عَلَى
(yanında)
ٱلنَّارِ
ateşin
هُدًۭى
bir yol gösteren

Ali BulaçHani bir ateş görmüştü de, ailesine şöyle demişti: "Durun, bir ateş gördüm; umulur ki size ondan bir kor getiririm veya ateşin yanında bir yol-gösterici bulurum

Elmalılı Hamdi YazırHani o bir ateş görmüştü de, ailesine: "Yerinizde durun, benim gözüme bir ateş ilişti, belki size bir kor getiririm, yahut ateşin yanında bir yol gösterici bulurum" demişti

20:11
فَلَمَّآ أَتَىٰهَا نُودِيَ يَٰمُوسَىٰٓ
فَلَمَّآ
ne zaman ki
أَتَىٰهَا
o(ateşin yanı)na gelince
نُودِىَ
kendisine seslenildi
يَـٰمُوسَىٰٓ
Ey! Musa

Ali BulaçNitekim ona gidince, kendisine seslenildi: "Ey Musa

Elmalılı Hamdi YazırAteşe vardığı zaman şöyle çağrıldı: "Ey Musa

20:12
إِنِّيٓ أَنَا۠ رَبُّكَ فَٱخۡلَعۡ نَعۡلَيۡكَ إِنَّكَ بِٱلۡوَادِ ٱلۡمُقَدَّسِ طُوࣰ ى
إِنِّىٓ
şüphesiz ben
أَنَا۠
ben
رَبُّكَ
senin Rabbinim
فَٱخْلَعْ
çıkar
نَعْلَيْكَ ۖ
pabuçlarını
إِنَّكَ
çünkü sen
بِٱلْوَادِ
vadide
ٱلْمُقَدَّسِ
kutsal
طُوًۭى
Tuva'dasın

Ali BulaçGerçekten Ben, Ben senin Rabbinim. Ayakkabılarını çıkar; çünkü sen, kutsal vadi olan Tuva'dasın

Elmalılı Hamdi YazırBen şüphesiz senin Rabbinim. Hemen ayakkabılarını çıkar, çünkü sen kutsal bir vadi olan Tuvâ'dasın

20:13 📚 1
وَأَنَا ٱخۡتَرۡتُكَ فَٱسۡتَمِعۡ لِمَا يُوحَىٰٓ
وَأَنَا
ve ben
ٱخْتَرْتُكَ
seni seçtim
فَٱسْتَمِعْ
şimdi dinle
لِمَا
vahyolunanı
يُوحَىٰٓ
is revealed

Ali BulaçBen seni seçmiş bulunuyorum; bundan böyle vahyolunanı dinle

Elmalılı Hamdi YazırBen seni seçtim, şimdi (sana) vahyolunacak şeyleri dinle

20:14 📚 20
إِنَّنِيٓ أَنَا ٱللَّهُ لَآ إِلَٰهَ إِلَّآ أَنَا۠ فَٱعۡبُدۡنِي وَأَقِمِ ٱلصَّلَوٰةَ لِذِكۡرِيٓ
إِنَّنِىٓ
muhakkak ben
أَنَا
ben
ٱللَّهُ
Allah'ım
لَآ
yoktur
إِلَـٰهَ
tanrı
إِلَّآ
başka
أَنَا۠
benden
فَٱعْبُدْنِى
bana kulluk et
وَأَقِمِ
ve kıl
ٱلصَّلَوٰةَ
namaz
لِذِكْرِىٓ
beni anmak için

Ali BulaçGerçekten Ben, Ben Allah'ım, Benden başka İlah yoktur; şu halde Bana ibadet et ve Beni zikretmek için dosdoğru namaz kıl

Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz ben Allah'ım, benden başka hiçbir ilâh yoktur. Onun için bana kulluk et ve beni anmak için namaz kıl

20:15 📚 1
إِنَّ ٱلسَّاعَةَ ءَاتِيَةٌ أَكَادُ أُخۡفِيهَا لِتُجۡزَىٰ كُلُّ نَفۡسِۭ بِمَا تَسۡعَىٰ
إِنَّ
mutlaka
ٱلسَّاعَةَ
Sa'at
ءَاتِيَةٌ
gelecektir
أَكَادُ
neredeyse
أُخْفِيهَا
onu gizleyeceğim
لِتُجْزَىٰ
cezalanması için
كُلُّ
her
نَفْسٍۭ
nefsin
بِمَا
şeylerle
تَسْعَىٰ
peşinde koştuğu

Ali BulaçŞüphesiz, kıyamet-saati yaklaşarak gelmektedir. Herkesin harcadığı çabanın karşılığını alması için, onun (koşup haberini) neredeyse gizleyeceğim

Elmalılı Hamdi YazırÇünkü kıyamet muhakkak gelecektir. Onun vaktini gizli tutuyorum ki, herkes yaptığının karşılığını görsün

20:16
فَلَا يَصُدَّنَّكَ عَنۡهَا مَن لَّا يُؤۡمِنُ بِهَا وَٱتَّبَعَ هَوَىٰهُ فَتَرۡدَىٰ
فَلَا
asla
يَصُدَّنَّكَ
seni alıkoymasın
عَنْهَا
on(a inanmak)dan
مَن
kimse
لَّا
inanmayan
يُؤْمِنُ
believe
بِهَا
ona
وَٱتَّبَعَ
ve uyan
هَوَىٰهُ
keyfine
فَتَرْدَىٰ
sonra helak olursun

Ali BulaçÖyleyse, ona inanmayıp kendi hevasına uyan, sakın seni ondan alıkoymasın; sonra yıkıma uğrarsın

Elmalılı Hamdi YazırSakın kıyamete inanmayıp, kendi heva ve hevesine uyan kimse seni, ona iman etmekten alıkoymasın; sonra helak olursun

20:17
وَمَا تِلۡكَ بِيَمِينِكَ يَٰمُوسَىٰ
وَمَا
nedir?
تِلْكَ
şu
بِيَمِينِكَ
sağ elindeki
يَـٰمُوسَىٰ
ey Musa

Ali BulaçSağ elindeki nedir ey Musa

Elmalılı Hamdi YazırEy Musa! Sağ elindeki nedir

20:18 📚 2
قَالَ هِيَ عَصَايَ أَتَوَكَّؤُاْ عَلَيۡهَا وَأَهُشُّ بِهَا عَلَىٰ غَنَمِي وَلِيَ فِيهَا مَـَٔارِبُ أُخۡرَىٰ
قَالَ
dedi ki
هِىَ
O
عَصَاىَ
asa'mdır
أَتَوَكَّؤُا۟
dayanıyorum
عَلَيْهَا
ona
وَأَهُشُّ
ve yaprak silkeliyorum
بِهَا
onunla
عَلَىٰ
için
غَنَمِى
davarım
وَلِىَ
ve benim var
فِيهَا
onda
مَـَٔارِبُ
ihtiyaçlarım
أُخْرَىٰ
daha başka

Ali BulaçDedi ki: "O, benim asamdır; ona dayanmakta, onunla davarlarım için ağaçlardan yaprak düşürmekteyim, onda benim için daha başka yararlar da var

Elmalılı Hamdi YazırMusa dedi: "O benim asâm (değneğim) dır, ona dayanırım, onunla davarlarıma yaprak silkerim ve onda başka hacetlerim (faydalanacağım şeyler) de var

20:19
قَالَ أَلۡقِهَا يَٰمُوسَىٰ
قَالَ
(Allah) buyurdu
أَلْقِهَا
(yere) at onu
يَـٰمُوسَىٰ
ey Musa

Ali BulaçDedi ki: "Onu at, ey Musa

Elmalılı Hamdi YazırAllah: "Ey Musa! onu (yere) bırak"dedi

20:20
فَأَلۡقَىٰهَا فَإِذَا هِيَ حَيَّةࣱ تَسۡعَىٰ
فَأَلْقَىٰهَا
onu attı
فَإِذَا
(bir de ne görsün)
هِىَ
o
حَيَّةٌۭ
kocaman bir yılan
تَسْعَىٰ
koşan

Ali BulaçBöylece, onu attı; (bir de ne görsün) o hemen hızla koşan (kocaman) bir yılan (oluvermiş)

Elmalılı Hamdi YazırMusa da onu bıraktı, bir de ne görsün! o bir yılan olmuş koşuyor

20:21
قَالَ خُذۡهَا وَلَا تَخَفۡۖ سَنُعِيدُهَا سِيرَتَهَا ٱلۡأُولَىٰ
قَالَ
dedi
خُذْهَا
al onu
وَلَا
ve
تَخَفْ ۖ
korkma
سَنُعِيدُهَا
biz onu sokacağız
سِيرَتَهَا
durumuna
ٱلْأُولَىٰ
ilk

Ali BulaçDedi ki: "Onu al ve korkma, Biz onu ilk durumuna çevireceğiz

Elmalılı Hamdi YazırAllah buyurdu ki: "Tut onu, korkma; biz onu yine eski durumuna çevireceğiz

20:22
وَٱضۡمُمۡ يَدَكَ إِلَىٰ جَنَاحِكَ تَخۡرُجۡ بَيۡضَآءَ مِنۡ غَيۡرِ سُوٓءٍ ءَايَةً أُخۡرَىٰ
وَٱضْمُمْ
ve sok
يَدَكَ
elini
إِلَىٰ
böğrüne
جَنَاحِكَ
your side
تَخْرُجْ
çıksın
بَيْضَآءَ
bembeyaz olarak
مِنْ
olmadan
غَيْرِ
without any
سُوٓءٍ
bir hastalık
ءَايَةً
bir mu'cize olarak
أُخْرَىٰ
ayrı

Ali BulaçElini koltuğuna sok, bir hastalık olmadan, başka bir mucize (ayet) olarak bembeyaz bir durumda çıksın

Elmalılı Hamdi YazırBir de diğer bir mucize olmak üzere elini koynuna koy ki, kusursuz olarak bembeyaz çıksın

20:23
لِنُرِيَكَ مِنۡ ءَايَٰتِنَا ٱلۡكُبۡرَى
لِنُرِيَكَ
sana göstermek için
مِنْ
bazılarını
ءَايَـٰتِنَا
mu'cizelerimizden
ٱلْكُبْرَى
en büyük

Ali BulaçÖyle ki, sana büyük mucizelerimizden (birini) göstermiş olalım

Elmalılı Hamdi YazırBunları sana en büyük mucizelerimizden (bir kısmını) gösterelim diye yaptık

20:24 📚 2
ٱذۡهَبۡ إِلَىٰ فِرۡعَوۡنَ إِنَّهُۥ طَغَىٰ
ٱذْهَبْ
sen git
إِلَىٰ
Fir'avn'e
فِرْعَوْنَ
Firaun
إِنَّهُۥ
çünkü o
طَغَىٰ
azdı

Ali BulaçFiravun'a git, çünkü o azmış bulunuyor

Elmalılı Hamdi YazırFiravun'a git, çünkü o hakikaten azdı

20:25 📚 1
قَالَ رَبِّ ٱشۡرَحۡ لِي صَدۡرِي
قَالَ
dedi ki
رَبِّ
Rabbim
ٱشْرَحْ
aç
لِى
benim
صَدْرِى
göğsümü

Ali BulaçDedi ki: "Rabbim, benim göğsümü aç

Elmalılı Hamdi YazırMusa dedi ki: "Ey Rabbim! Benim göğsüme genişlik ver

20:26 📚 6
وَيَسِّرۡ لِيٓ أَمۡرِي
وَيَسِّرْ
ve kolaylaştır
لِىٓ
bana
أَمْرِى
işimi

Ali BulaçBana işimi kolaylaştır

Elmalılı Hamdi Yazırİşimi kolaylaştır

20:27 📚 1
وَٱحۡلُلۡ عُقۡدَةࣰ مِّن لِّسَانِي
وَٱحْلُلْ
ve çöz
عُقْدَةًۭ
düğümünü
مِّن
dilimin
لِّسَانِى
my tongue

Ali BulaçDilimden düğümü çöz

Elmalılı Hamdi YazırDilimden düğümü çöz

20:28
يَفۡقَهُواْ قَوۡلِي
يَفْقَهُوا۟
anlasınlar
قَوْلِى
sözümü

Ali BulaçKi söyleyeceklerimi kavrasınlar

Elmalılı Hamdi YazırKi, sözümü iyi anlasınlar

20:29
وَٱجۡعَل لِّي وَزِيرࣰ ا مِّنۡ أَهۡلِي
وَٱجْعَل
ve ver
لِّى
bana
وَزِيرًۭا
bir vezir
مِّنْ
ailemden
أَهْلِى
my family

Ali BulaçAilemden bana bir yardımcı kıl

Elmalılı Hamdi YazırBir de bana ailemden bir vezir ver

20:30
هَٰرُونَ أَخِي
هَـٰرُونَ
Harun'u
أَخِى
kardeşim

Ali BulaçKardeşim Harun'u

Elmalılı Hamdi YazırKardeşim Harun'u (ver)

20:31 📚 1
ٱشۡدُدۡ بِهِۦٓ أَزۡرِي
ٱشْدُدْ
kuvvetlendir
بِهِۦٓ
onunla
أَزْرِى
arkamı

Ali BulaçOnunla arkamı kuvvetlendir

Elmalılı Hamdi YazırOnunla arkamı kuvvetlendir

20:32
وَأَشۡرِكۡهُ فِيٓ أَمۡرِي
وَأَشْرِكْهُ
ve onu ortak yap
فِىٓ
işime
أَمْرِى
my task

Ali BulaçOnu işimde ortak kıl

Elmalılı Hamdi Yazır(Elçilik) işimde onu bana ortak et

20:33
كَيۡ نُسَبِّحَكَ كَثِيرࣰ ا
كَىْ
ki
نُسَبِّحَكَ
seni tesbih edelim
كَثِيرًۭا
çok

Ali BulaçBöylece Seni çok tesbih edelim

Elmalılı Hamdi YazırKi seni çok tesbih edelim

20:34
وَنَذۡكُرَكَ كَثِيرًا
وَنَذْكُرَكَ
ve seni analım
كَثِيرًا
çok

Ali BulaçVe Seni çok zikredelim

Elmalılı Hamdi YazırSeni çok analım

20:35
إِنَّكَ كُنتَ بِنَا بَصِيرࣰ ا
إِنَّكَ
şüphesiz sen
كُنتَ
sensin
بِنَا
bizi
بَصِيرًۭا
gören

Ali BulaçŞüphesiz Sen bizi görüyorsun

Elmalılı Hamdi YazırŞüphe yok ki sen bizi görüp duruyorsun

20:36
قَالَ قَدۡ أُوتِيتَ سُؤۡلَكَ يَٰمُوسَىٰ
قَالَ
buyurdu ki
قَدْ
muhakkak
أُوتِيتَ
sana verildi
سُؤْلَكَ
istediğin
يَـٰمُوسَىٰ
Ey Musa

Ali Bulaç(Allah) Dedi ki: "Ey Musa istediğin sana verilmiştir

Elmalılı Hamdi YazırAllah buyurdu: "Ey Musa! Dilediğin (şeyler) sana verildi

20:37 📚 1
وَلَقَدۡ مَنَنَّا عَلَيۡكَ مَرَّةً أُخۡرَىٰٓ
وَلَقَدْ
zaten
مَنَنَّا
biz lutufta bulunmuştuk
عَلَيْكَ
sana
مَرَّةً
bir kez
أُخْرَىٰٓ
daha

Ali BulaçAndolsun, Biz sana bir defa daha lütufta bulunmuştuk

Elmalılı Hamdi YazırAnd olsun biz, sana diğer bir defa daha ihsan etmiştik

20:38
إِذۡ أَوۡحَيۡنَآ إِلَىٰٓ أُمِّكَ مَا يُوحَىٰٓ
إِذْ
hani
أَوْحَيْنَآ
vahyetmiştik
إِلَىٰٓ
annene
أُمِّكَ
your mother
مَا
şeyi
يُوحَىٰٓ
vahyedilen

Ali BulaçHani, annene vahyolunan şeyi vahyetmiştik, (şöyle ki)

Elmalılı Hamdi YazırHani bir vakit ilham edilmesi gereken (ancak ilham ile bilinebilen) şu ilhamı annene verdik

20:39 📚 2
أَنِ ٱقۡذِفِيهِ فِي ٱلتَّابُوتِ فَٱقۡذِفِيهِ فِي ٱلۡيَمِّ فَلۡيُلۡقِهِ ٱلۡيَمُّ بِٱلسَّاحِلِ يَأۡخُذۡهُ عَدُوࣱّ لِّي وَعَدُوࣱّ لَّهُۥۚ وَأَلۡقَيۡتُ عَلَيۡكَ مَحَبَّةࣰ مِّنِّي وَلِتُصۡنَعَ عَلَىٰ عَيۡنِيٓ
أَنِ
ki
ٱقْذِفِيهِ
onu koy
فِى
sandığa
ٱلتَّابُوتِ
the chest
فَٱقْذِفِيهِ
ve at
فِى
suya
ٱلْيَمِّ
the river
فَلْيُلْقِهِ
onu bıraksın
ٱلْيَمُّ
su
بِٱلسَّاحِلِ
sahile
يَأْخُذْهُ
onu alacaktır
عَدُوٌّۭ
düşman olan
لِّى
bana
وَعَدُوٌّۭ
ve düşman olan
لَّهُۥ ۚ
ona
وَأَلْقَيْتُ
ve koydum
عَلَيْكَ
senin üzerine
مَحَبَّةًۭ
bir sevgi
مِّنِّى
benden
وَلِتُصْنَعَ
yetiştirilmen için
عَلَىٰ
önünde
عَيْنِىٓ
gözümün

Ali BulaçOnu sandığın içine koy, suya bırak, böylece su onu sahile bıraksın; onu Benim de düşmanım, onun da düşmanı olan biri alacaktır. Gözümün önünde yetiştirilmen için, Kendim'den sana bir sevgi yönelttim

Elmalılı Hamdi YazırOnu (Musa'yı) tabut içine koy da denize bırak. Deniz de onu sahile atsın. Onu hem bana düşman, hem ona düşman olan biri alsın." Bir de benim gözetimim altında yetiştirilmen için, üzerine katımdan bir sevgi bırakmıştım. (Ey Musa)

20:40
إِذۡ تَمۡشِيٓ أُخۡتُكَ فَتَقُولُ هَلۡ أَدُلُّكُمۡ عَلَىٰ مَن يَكۡفُلُهُۥۖ فَرَجَعۡنَٰكَ إِلَىٰٓ أُمِّكَ كَيۡ تَقَرَّ عَيۡنُهَا وَلَا تَحۡزَنَۚ وَقَتَلۡتَ نَفۡسࣰ ا فَنَجَّيۡنَٰكَ مِنَ ٱلۡغَمِّ وَفَتَنَّٰكَ فُتُونࣰ اۚ فَلَبِثۡتَ سِنِينَ فِيٓ أَهۡلِ مَدۡيَنَ ثُمَّ جِئۡتَ عَلَىٰ قَدَرࣲ يَٰمُوسَىٰ
إِذْ
hani
تَمْشِىٓ
gidiyordu
أُخْتُكَ
kızkardeşin
فَتَقُولُ
ve diyordu
هَلْ
mi?
أَدُلُّكُمْ
size göstereyim
عَلَىٰ
birini
مَن
(one) who
يَكْفُلُهُۥ ۖ
ona bakacak
فَرَجَعْنَـٰكَ
böylece seni geri verdik
إِلَىٰٓ
annene
أُمِّكَ
your mother
كَىْ
ki
تَقَرَّ
aydın olsun
عَيْنُهَا
gözü
وَلَا
ve asla
تَحْزَنَ ۚ
üzülmesin
وَقَتَلْتَ
ve sen öldürmüştün
نَفْسًۭا
bir adam
فَنَجَّيْنَـٰكَ
seni kurtarmıştık
مِنَ
tasadan
ٱلْغَمِّ
the distress
وَفَتَنَّـٰكَ
ve seni denemiştik
فُتُونًۭا ۚ
(iyi bir) deneyişle
فَلَبِثْتَ
sonra kaldın
سِنِينَ
yıllarca
فِىٓ
arasında
أَهْلِ
halkı
مَدْيَنَ
Medyen
ثُمَّ
sonra
جِئْتَ
bize geldin
عَلَىٰ
belirlediğimiz vakitte
قَدَرٍۢ
the decreed (time)
يَـٰمُوسَىٰ
ey Musa

Ali BulaçHani kız kardeşin gezinip; "Onu(n bakımını) üstlenecek birini size haber vereyim mi?" demekteydi. Böylece, seni annene geri çevirmiş olduk ki, gözü aydın olsun ve hüzne kapılmasın. Sen bir insan öldürmüştün de, Biz seni tasadan kurtarmış ve seni 'esaslı bir denemeden geçirip-denemiştik.' Medyen halkı arasında da yıllarca kalmıştın, sonra bir kader üzerine (buraya) geldin ey Musa

Elmalılı Hamdi YazırHani kız kardeşin (Firavun'un sarayına) giderek: "Ona bakacak birini size buluvereyim mi? diyordu. Böylece seni tekrar annene verdik ki, gözü aydın olsun da kederlenmesin. Hem sen, bir adam öldürdün de seni gamdan kurtardık. Seni çeşitli musibetlerle imtihan ettik. Bu sebeple yıllarca Medyen halkı içinde kaldın. Sonra ey Musa! Belli bir çağa (peygamberlik görevini yüklenecek bir yaşa) geldin

20:41
وَٱصۡطَنَعۡتُكَ لِنَفۡسِي
وَٱصْطَنَعْتُكَ
ve seni yetiştirdim
لِنَفْسِى
kendim için

Ali BulaçSeni Kendim için seçtim

Elmalılı Hamdi YazırBen, seni kendime (peygamber) seçtim

20:42
ٱذۡهَبۡ أَنتَ وَأَخُوكَ بِـَٔايَٰتِي وَلَا تَنِيَا فِي ذِكۡرِي
ٱذْهَبْ
götürün
أَنتَ
sen
وَأَخُوكَ
ve kardeşin
بِـَٔايَـٰتِى
ayetlerimi
وَلَا
ve asla
تَنِيَا
gevşeklik etmeyin
فِى
beni anmakta
ذِكْرِى
My remembrance

Ali BulaçSen ve kardeşin ayetlerimle gidin ve Beni zikretmede gevşek davranmayın

Elmalılı Hamdi YazırSen kardeşinle birlikte mucizelerimle git. İkiniz de beni anmakta gevşeklik etmeyin

20:43 📚 1
ٱذۡهَبَآ إِلَىٰ فِرۡعَوۡنَ إِنَّهُۥ طَغَىٰ
ٱذْهَبَآ
ikiniz gidin
إِلَىٰ
Fir'avn'a
فِرْعَوْنَ
Firaun
إِنَّهُۥ
çünkü o
طَغَىٰ
azdı

Ali Bulaçİkiniz Firavun'a gidin, çünkü o, azmış bulunuyor

Elmalılı Hamdi YazırFiravun'a gidin, çünkü o gerçekten azdı

20:44
فَقُولَا لَهُۥ قَوۡلࣰ ا لَّيِّنࣰ ا لَّعَلَّهُۥ يَتَذَكَّرُ أَوۡ يَخۡشَىٰ
فَقُولَا
ve söyleyin
لَهُۥ
ona
قَوْلًۭا
bir söz
لَّيِّنًۭا
yumuşak
لَّعَلَّهُۥ
belki
يَتَذَكَّرُ
öğüt alır
أَوْ
veya
يَخْشَىٰ
korkar

Ali BulaçOna yumuşak söz söyleyin, umulur ki öğüt alıp-düşünür veya içi titrer-korkar

Elmalılı Hamdi YazırVarın da ona yumuşak söz söyleyin; olur ki, öğüt dinler, yahut korkar

20:45 📚 2
قَالَا رَبَّنَآ إِنَّنَا نَخَافُ أَن يَفۡرُطَ عَلَيۡنَآ أَوۡ أَن يَطۡغَىٰ
قَالَا
dediler ki
رَبَّنَآ
Rabbimiz
إِنَّنَا
şüphesiz biz
نَخَافُ
korkuyoruz
أَن
diye
يَفْرُطَ
taşkınlık eder
عَلَيْنَآ
bize
أَوْ
yahut
أَن
diye
يَطْغَىٰ
iyice azar

Ali BulaçDediler ki: "Rabbimiz, gerçekten, onun bize karşı 'taşkın bir tutum takınmasından' ya da 'azgın davranmasından' korkuyoruz

Elmalılı Hamdi Yazır(Musa ile Harun) "Rabbimiz! Onun bize kötülük yapmasından veya azgınlığını artırmasından korkarız" dediler

20:46 📚 1
قَالَ لَا تَخَافَآۖ إِنَّنِي مَعَكُمَآ أَسۡمَعُ وَأَرَىٰ
قَالَ
dedi
لَا
korkmayın
تَخَافَآ ۖ
fear
إِنَّنِى
ben
مَعَكُمَآ
sizinle beraberim
أَسْمَعُ
işitir
وَأَرَىٰ
ve görürüm

Ali BulaçDedi ki: "Korkmayın, çünkü Ben sizinle birlikteyim; işitiyorum ve görüyorum

Elmalılı Hamdi YazırAllah buyurdu ki: "Korkmayın, zira ben sizinle beraberim, işitir ve görürüm

20:47
فَأۡتِيَاهُ فَقُولَآ إِنَّا رَسُولَا رَبِّكَ فَأَرۡسِلۡ مَعَنَا بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ وَلَا تُعَذِّبۡهُمۡۖ قَدۡ جِئۡنَٰكَ بِـَٔايَةࣲ مِّن رَّبِّكَۖ وَٱلسَّلَٰمُ عَلَىٰ مَنِ ٱتَّبَعَ ٱلۡهُدَىٰٓ
فَأْتِيَاهُ
haydi varın ona
فَقُولَآ
deyin ki
إِنَّا
şüphesiz biz
رَسُولَا
elçileriyiz
رَبِّكَ
senin Rabbinin
فَأَرْسِلْ
gönder
مَعَنَا
bizimle
بَنِىٓ
oğullarını
إِسْرَٰٓءِيلَ
İsrail
وَلَا
ve
تُعَذِّبْهُمْ ۖ
onlara azab etme
قَدْ
kuşkusuz
جِئْنَـٰكَ
biz sana getirdik
بِـَٔايَةٍۢ
bir ayet
مِّن
Rabbinden
رَّبِّكَ ۖ
your Lord
وَٱلسَّلَـٰمُ
ve Esenlik
عَلَىٰ
üzerinedir
مَنِ
kimseler
ٱتَّبَعَ
uyan
ٱلْهُدَىٰٓ
hidayete

Ali BulaçHaydi ona gidin de deyin ki: Biz senin Rabbinin elçileriyiz, İsrailoğulları'nı bizimle birlikte gönder ve onlara (artık) azap verme. Sana Rabbinden bir ayetle geldik. Selam, hidayete tabi olanların üzerine olsun

Elmalılı Hamdi YazırHemen gidin de Firavun'a deyin ki: "Biz Rabbinin (sana gönderilen) elçileriyiz. Artık İsrailoğulları'nı bizimle gönder, onlara azab etme; biz sana Rabbinden bir mucize ile geldik. Selam doğru yolda gidenleredir

20:48 📚 2
إِنَّا قَدۡ أُوحِيَ إِلَيۡنَآ أَنَّ ٱلۡعَذَابَ عَلَىٰ مَن كَذَّبَ وَتَوَلَّىٰ
إِنَّا
gerçekten biz
قَدْ
doğrusu
أُوحِىَ
vahyolundu
إِلَيْنَآ
bize
أَنَّ
muhakkak
ٱلْعَذَابَ
azabın
عَلَىٰ
üzerine (olacağı)
مَن
kimsenin
كَذَّبَ
yalanlayan
وَتَوَلَّىٰ
ve yüz çevirenin

Ali BulaçGerçekten bize vahyolundu ki: Doğrusu azap, yalanlayan ve yüz çevirenlerin üstünedir

Elmalılı Hamdi YazırBize kesin olarak vahyolundu ki, azab şüphesiz (gerçeği) inkâr edip ona sırt çevirenleredir

20:49
قَالَ فَمَن رَّبُّكُمَا يَٰمُوسَىٰ
قَالَ
dedi ki
فَمَن
kimdir?
رَّبُّكُمَا
Rabbiniz
يَـٰمُوسَىٰ
ey Musa

Ali Bulaç(Ona gidip aynı şeyleri tekrarladıklarında, Firavun onlara) Dedi ki: "Sizin Rabbiniz kim ey Musa

Elmalılı Hamdi YazırFiravun: "Ey Musa! Sizin Rabbiniz kimdir?" dedi

20:50 📚 10
قَالَ رَبُّنَا ٱلَّذِيٓ أَعۡطَىٰ كُلَّ شَيۡءٍ خَلۡقَهُۥ ثُمَّ هَدَىٰ
قَالَ
dedi
رَبُّنَا
Rabbimiz
ٱلَّذِىٓ
o ki
أَعْطَىٰ
verendir
كُلَّ
her
شَىْءٍ
şeye
خَلْقَهُۥ
yaratılışını
ثُمَّ
sonra
هَدَىٰ
onu doğru yola iletendir

Ali BulaçDedi ki: "Bizim Rabbimiz, herşeye yaratılışını veren, sonra doğru yolunu gösterendir

Elmalılı Hamdi YazırMusa: "Bizim Rabbimiz her şeye şeklini veren, sonra da yolunu gösterendir." dedi

20:51 📚 2
قَالَ فَمَا بَالُ ٱلۡقُرُونِ ٱلۡأُولَىٰ
قَالَ
(Fir'avn) dedi
فَمَا
ne olacak?
بَالُ
hali
ٱلْقُرُونِ
nesillerin
ٱلْأُولَىٰ
ilk

Ali Bulaç(Firavun) Dedi ki: "İlk çağlardaki nesillerin durumu nedir öyleyse

Elmalılı Hamdi YazırFiravun: "Öyleyse geçmiş asırlar (daki insanlar)ın durumu nedir?" dedi

20:52
قَالَ عِلۡمُهَا عِندَ رَبِّي فِي كِتَٰبࣲۖ لَّا يَضِلُّ رَبِّي وَلَا يَنسَى
قَالَ
dedi ki
عِلْمُهَا
onların bilgisi
عِندَ
yanında
رَبِّى
Rabbimin
فِى
bir
كِتَـٰبٍۢ ۖ
Kitaptadır
لَّا
asla
يَضِلُّ
şaşmaz
رَبِّى
Rabbim
وَلَا
ve
يَنسَى
unutmaz

Ali BulaçDedi ki: "Bunun bilgisi Rabbimin Katında bir kitaptadır. Benim Rabbim şaşırmaz ve unutmaz

Elmalılı Hamdi YazırMusa dedi ki: "Onların bilgisi Rabbimin katında bir kitapta (yazılı)dır. Rabbim yanlış yapmaz ve unutmaz

20:53 📚 1
ٱلَّذِي جَعَلَ لَكُمُ ٱلۡأَرۡضَ مَهۡدࣰ ا وَسَلَكَ لَكُمۡ فِيهَا سُبُلࣰ ا وَأَنزَلَ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءࣰ فَأَخۡرَجۡنَا بِهِۦٓ أَزۡوَٰجࣰ ا مِّن نَّبَاتࣲ شَتَّىٰ
ٱلَّذِى
o ki
جَعَلَ
yaptı
لَكُمُ
size
ٱلْأَرْضَ
yeri
مَهْدًۭا
beşik
وَسَلَكَ
ve açtı
لَكُمْ
sizin için
فِيهَا
onda
سُبُلًۭا
yollar
وَأَنزَلَ
ve indirdi
مِنَ
gökten
ٱلسَّمَآءِ
the sky
مَآءًۭ
bir su
فَأَخْرَجْنَا
ve çıkardık
بِهِۦٓ
onunla
أَزْوَٰجًۭا
çiftler
مِّن
bitkiden
نَّبَاتٍۢ
plants
شَتَّىٰ
her çeşit

Ali BulaçKi (Rabbim), yeryüzünü sizin için bir beşik kıldı, onda sizin için yollar döşedi ve gökten su indirdi; böylelikle bununla her tür bitkiden çiftler çıkardık

Elmalılı Hamdi YazırYeryüzünü sizin için bir döşek yapan, oradan sizin için yollar açan ve gökten bir su indiren O'dur." İşte biz o su ile türlü türlü bitkilerden çiftler çıkardık

20:54
كُلُواْ وَٱرۡعَوۡاْ أَنۡعَٰمَكُمۡۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَٰتࣲ لِّأُوْلِي ٱلنُّهَىٰ
كُلُوا۟
yeyin
وَٱرْعَوْا۟
ve otlatın
أَنْعَـٰمَكُمْ ۗ
hayvanlarınızı
إِنَّ
şüphesiz
فِى
vardır
ذَٰلِكَ
bunda
لَـَٔايَـٰتٍۢ
ibretler
لِّأُو۟لِى
sahipleri için
ٱلنُّهَىٰ
akıl

Ali BulaçYiyin ve hayvanlarınızı otlatın. Şüphesiz, bunda sağduyu sahipleri için elbette ayetler vardır

Elmalılı Hamdi YazırHem siz yiyin, hem de hayvanlarınızı otlatın. Akıl sahibleri için bunda nice ibretler vardır

20:55 📚 7
۞مِنۡهَا خَلَقۡنَٰكُمۡ وَفِيهَا نُعِيدُكُمۡ وَمِنۡهَا نُخۡرِجُكُمۡ تَارَةً أُخۡرَىٰ
۞ مِنْهَا
ondan (topraktan)
خَلَقْنَـٰكُمْ
sizi yarattık
وَفِيهَا
yine oraya
نُعِيدُكُمْ
döndürürüz
وَمِنْهَا
ve ondan
نُخْرِجُكُمْ
sizi çıkarırız
تَارَةً
bir kez daha
أُخْرَىٰ
sonra

Ali BulaçSizi ondan yarattık, ona geri vereceğiz ve sizi bir kere daha ondan çıkaracağız

Elmalılı Hamdi YazırSizi yerden (topraktan) yarattık, yine (ölümünüzden sonra) ona döndüreceğiz. Hem de ondan sizi bir kere daha çıkaracağız

20:56
وَلَقَدۡ أَرَيۡنَٰهُ ءَايَٰتِنَا كُلَّهَا فَكَذَّبَ وَأَبَىٰ
وَلَقَدْ
ve andolsun
أَرَيْنَـٰهُ
biz ona gösterdik
ءَايَـٰتِنَا
ayetlerimizin
كُلَّهَا
hepsini
فَكَذَّبَ
yine de yalanladı
وَأَبَىٰ
ve dayattı

Ali BulaçAndolsun, Biz ona ayetlerimizin tümünü gösterdik; fakat o, yalanladı ve ayak diretti

Elmalılı Hamdi YazırAnd olsun ki, biz, Firavun'a mucizelerimizin hepsini gösterdik. Böyle iken o yine onları yalan sayıp kabulden çekindi

20:57
قَالَ أَجِئۡتَنَا لِتُخۡرِجَنَا مِنۡ أَرۡضِنَا بِسِحۡرِكَ يَٰمُوسَىٰ
قَالَ
dedi ki
أَجِئْتَنَا
mi geldin?
لِتُخْرِجَنَا
bizi çıkarmak için
مِنْ
yurdumuzdan
أَرْضِنَا
our land
بِسِحْرِكَ
büyünle
يَـٰمُوسَىٰ
ey Musa

Ali BulaçDedi ki: "Ey Musa, sen bizi sihrinle yurdumuzdan sürüp çıkarmaya mı gelmiş bulunuyorsun

Elmalılı Hamdi Yazır(Firavun Musa'ya şöyle) dedi: "Ey Musa! Sen sihrinle bizi yerimizden çıkarmak için mi geldin bize

20:58
فَلَنَأۡتِيَنَّكَ بِسِحۡرࣲ مِّثۡلِهِۦ فَٱجۡعَلۡ بَيۡنَنَا وَبَيۡنَكَ مَوۡعِدࣰ ا لَّا نُخۡلِفُهُۥ نَحۡنُ وَلَآ أَنتَ مَكَانࣰ ا سُوࣰ ى
فَلَنَأْتِيَنَّكَ
biz de mutlaka sana getireceğiz
بِسِحْرٍۢ
bir büyü
مِّثْلِهِۦ
onun benzeri
فَٱجْعَلْ
tayin et
بَيْنَنَا
bizimle
وَبَيْنَكَ
sizin aranızda
مَوْعِدًۭا
buluşma zamanı
لَّا
asla
نُخْلِفُهُۥ
caymayacağımız
نَحْنُ
bizim
وَلَآ
ne de
أَنتَ
senin
مَكَانًۭا
bir yer olsun
سُوًۭى
uygun

Ali BulaçMadem böyle, biz de sana buna benzer bir sihirle geleceğiz; şimdi sen, bir 'buluşma zamanı ve yeri' tespit et, bizim de, senin de karşı olamayacağımız açık, geniş bir yer olsun" dedi

Elmalılı Hamdi YazırO halde biz de senin sihrin gibi bir sihirle sana geleceğiz (karşına çıkacağız); şimdi bizimle senin aranda bir vakit ve bir buluşma yeri tayin et ki; ne senin, ne bizim caymayacağımız uygun bir yer olsun

20:59
قَالَ مَوۡعِدُكُمۡ يَوۡمُ ٱلزِّينَةِ وَأَن يُحۡشَرَ ٱلنَّاسُ ضُحࣰ ى
قَالَ
(Musa) dedi ki
مَوْعِدُكُمْ
buluşma zamanınız
يَوْمُ
günü
ٱلزِّينَةِ
süs (bayram)
وَأَن
ve
يُحْشَرَ
toplanacağı
ٱلنَّاسُ
insanaların
ضُحًۭى
kuşluk vakti

Ali Bulaç(Musa) Dedi ki: "Buluşma zamanımız, (ülkenin ulusal) bayram günü ve insanların toplanacağı kuşluk vakti (olsun)

Elmalılı Hamdi YazırMusa: "Sizinle buluşma zamanı, süs (bayramı) günü ve insanların toplanacağı kuşluk vaktidir." dedi

20:60
فَتَوَلَّىٰ فِرۡعَوۡنُ فَجَمَعَ كَيۡدَهُۥ ثُمَّ أَتَىٰ
فَتَوَلَّىٰ
dönüp gitti
فِرْعَوْنُ
Fir'avn
فَجَمَعَ
ve topladı
كَيْدَهُۥ
hilesini
ثُمَّ
sonra
أَتَىٰ
geldi

Ali BulaçBöylelikle Firavun arkasını dönüp gitti, hileli düzenini (yürütecek büyücüleri) biraraya getirdi, sonra geldi

Elmalılı Hamdi YazırBunun üzerine Firavun döndü gitti ve bütün hile vasıtalarını topladıktan sonra geldi

20:61 📚 1
قَالَ لَهُم مُّوسَىٰ وَيۡلَكُمۡ لَا تَفۡتَرُواْ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبࣰ ا فَيُسۡحِتَكُم بِعَذَابࣲۖ وَقَدۡ خَابَ مَنِ ٱفۡتَرَىٰ
قَالَ
dedi
لَهُم
onlara
مُّوسَىٰ
Musa
وَيْلَكُمْ
yazık size
لَا
uydurmayın
تَفْتَرُوا۟
invent
عَلَى
karşı
ٱللَّهِ
Allah'a
كَذِبًۭا
yalan
فَيُسْحِتَكُم
sonra kökünüzü keser
بِعَذَابٍۢ ۖ
bir azab ile
وَقَدْ
ve doğrusu
خَابَ
perişan olmuştur
مَنِ
kimse
ٱفْتَرَىٰ
iftira eden

Ali BulaçMusa onlara dedi ki: "Size yazıklar olsun, Allah'a karşı yalan düzüp uydurmayın, sonra bir azap ile kökünüzü kurutur. Yalan düzüp uyduran gerçekten yok olup gitmiştir

Elmalılı Hamdi YazırMusa onlara dedi ki: "Yazıklar olsun size! Allah'a yalan uydur mayın. Sonra bir azab ile kökünüzü keser. Gerçekten (Allah'a) iftira eden hüsrana uğramıştır

20:62
فَتَنَٰزَعُوٓاْ أَمۡرَهُم بَيۡنَهُمۡ وَأَسَرُّواْ ٱلنَّجۡوَىٰ
فَتَنَـٰزَعُوٓا۟
sonra tartıştılar
أَمْرَهُم
işlerini
بَيْنَهُمْ
kendi aralarında
وَأَسَرُّوا۟
ve gizlice
ٱلنَّجْوَىٰ
konuştular

Ali BulaçBunun üzerine, kendi aralarında durumlarını tartışmaya başladılar ve gizli konuşmalara geçtiler

Elmalılı Hamdi YazırSihirbazlar aralarında işlerini tartıştılar ve konuşmalarını gizli tuttular

20:63 📚 1
قَالُوٓاْ إِنۡ هَٰذَٰنِ لَسَٰحِرَٰنِ يُرِيدَانِ أَن يُخۡرِجَاكُم مِّنۡ أَرۡضِكُم بِسِحۡرِهِمَا وَيَذۡهَبَا بِطَرِيقَتِكُمُ ٱلۡمُثۡلَىٰ
قَالُوٓا۟
dediler ki
إِنْ
gerçekten
هَـٰذَٰنِ
bunlar
لَسَـٰحِرَٰنِ
iki büyücüdür
يُرِيدَانِ
istiyorlar
أَن
ki
يُخْرِجَاكُم
sizi çıkarsınlar
مِّنْ
yurdunuzdan
أَرْضِكُم
your land
بِسِحْرِهِمَا
büyüleriyle
وَيَذْهَبَا
ve gidersinler
بِطَرِيقَتِكُمُ
sizin yolunuzu
ٱلْمُثْلَىٰ
örnek

Ali BulaçDediler ki: "Bunlar herhalde iki sihirbazdır, sizi sihirleriyle yurdunuzdan sürüp-çıkarmak ve örnek olarak tutturduğunuz yolunuzu (dininizi) yok etmek istemektedirler

Elmalılı Hamdi Yazır(Sihirbazlar daha sonra Musa ve Harun'u göstererek şöyle) dediler: "Bu ikisi muhakkak sihirbazdır; büyüleriyle sizi yurdunuzdan çıkarmak ve de örnek dininizi yok etmek istiyorlar

20:64
فَأَجۡمِعُواْ كَيۡدَكُمۡ ثُمَّ ٱئۡتُواْ صَفࣰّ اۚ وَقَدۡ أَفۡلَحَ ٱلۡيَوۡمَ مَنِ ٱسۡتَعۡلَىٰ
فَأَجْمِعُوا۟
siz toplayın
كَيْدَكُمْ
hilenizi
ثُمَّ
sonra
ٱئْتُوا۟
gelin
صَفًّۭا ۚ
sıra halinde
وَقَدْ
ve muhakkak
أَفْلَحَ
başarmıştır
ٱلْيَوْمَ
bugün
مَنِ
kimse
ٱسْتَعْلَىٰ
üstün gelen

Ali BulaçBundan ötürü, tuzaklarınızı biraraya getirin, sonra gruplar halinde gelin; bugün üstünlük sağlayan, gerçekten kurtuluşu bulmuştur

Elmalılı Hamdi YazırOnun için bütün tuzaklarınızı bir araya getirin, sonra hep bir sıra halinde gelin. Bugün üstün gelen muhakkak zafer kazanmıştır

20:65 📚 2
قَالُواْ يَٰمُوسَىٰٓ إِمَّآ أَن تُلۡقِيَ وَإِمَّآ أَن نَّكُونَ أَوَّلَ مَنۡ أَلۡقَىٰ
قَالُوا۟
dediler ki
يَـٰمُوسَىٰٓ
Ey Musa
إِمَّآ
ya
أَن
(ki)
تُلْقِىَ
sen at
وَإِمَّآ
yahut
أَن
(ki)
نَّكُونَ
biz olalım
أَوَّلَ
önce
مَنْ
kimse
أَلْقَىٰ
atan

Ali BulaçEy Musa" dediler. Ya sen (asanı) at veya önce biz atalım

Elmalılı Hamdi YazırSihirbazlar: "Ey Musa! Ya sen at, yahud ilk atan biz olalım" dediler

20:66 📚 1
قَالَ بَلۡ أَلۡقُواْۖ فَإِذَا حِبَالُهُمۡ وَعِصِيُّهُمۡ يُخَيَّلُ إِلَيۡهِ مِن سِحۡرِهِمۡ أَنَّهَا تَسۡعَىٰ
قَالَ
(Musa) dedi ki
بَلْ
hayır
أَلْقُوا۟ ۖ
siz atın
فَإِذَا
(bir de ne görsün)
حِبَالُهُمْ
onların ipleri
وَعِصِيُّهُمْ
ve sopaları
يُخَيَّلُ
gibi görünüyor
إِلَيْهِ
ona
مِن
ötürü
سِحْرِهِمْ
büyülerinden
أَنَّهَا
gerçekten
تَسْعَىٰ
koşuyor

Ali BulaçDedi ki: "Hayır, siz atın." Sonra hemen (ne görsün), sihirlerinden dolayı, onların ipleri ve asaları kendisine gerçekten koşuyormuş gibi göründü

Elmalılı Hamdi YazırMusa dedi ki: "Hayır, siz atın." Bir de ne görsün! Onların ipleri ve değnekleri, yaptıkları sihirden ötürü kendisine sanki yürüyorlarmış gibi geldi

20:67 📚 4
فَأَوۡجَسَ فِي نَفۡسِهِۦ خِيفَةࣰ مُّوسَىٰ
فَأَوْجَسَ
bu yüzden duydu
فِى
içinde
نَفْسِهِۦ
himself
خِيفَةًۭ
bir korku
مُّوسَىٰ
Musa

Ali BulaçMusa, bu yüzden kendi içinde bir tür korku duymaya başladı

Elmalılı Hamdi YazırBu yüzden Musa içinde bir korku hissetti

20:68
قُلۡنَا لَا تَخَفۡ إِنَّكَ أَنتَ ٱلۡأَعۡلَىٰ
قُلْنَا
dedik
لَا
korkma
تَخَفْ
fear
إِنَّكَ
şüphesiz sensin
أَنتَ
sen
ٱلْأَعْلَىٰ
üstün gelecek

Ali BulaçKorkma" dedik. "Muhakkak sen üstün geleceksin

Elmalılı Hamdi YazırBiz dedik ki: "Korkma, çünkü sen muhakkak üstünsün (galib geleceksin)

20:69
وَأَلۡقِ مَا فِي يَمِينِكَ تَلۡقَفۡ مَا صَنَعُوٓاْۖ إِنَّمَا صَنَعُواْ كَيۡدُ سَٰحِرࣲۖ وَلَا يُفۡلِحُ ٱلسَّاحِرُ حَيۡثُ أَتَىٰ
وَأَلْقِ
ve at
مَا
olanı
فِى
sağ elinde
يَمِينِكَ
your right hand
تَلْقَفْ
yutsun
مَا
şeyleri
صَنَعُوٓا۟ ۖ
onların yaptıkları
إِنَّمَا
çünkü
صَنَعُوا۟
onların yaptıkları
كَيْدُ
hilesidir
سَـٰحِرٍۢ ۖ
bir büyücünün
وَلَا
ve asla
يُفْلِحُ
iflah olmaz
ٱلسَّاحِرُ
büyücü
حَيْثُ
nereye
أَتَىٰ
varsa

Ali BulaçSağ elindekini atıver, onların yaptıklarını yutacaktır; çünkü onların yaptıkları yalnızca bir büyücü hilesidir. Büyücü ise nereye varsa kurtulamaz

Elmalılı Hamdi YazırSağ elindekini atıver, o, onların yaptıklarını yutar. Çünkü onların yaptıkları ancak bir büyücü tuzağıdır. Büyücü ise, her nerede olursa olsun başarıya ulaşamaz

20:70
فَأُلۡقِيَ ٱلسَّحَرَةُ سُجَّدࣰ ا قَالُوٓاْ ءَامَنَّا بِرَبِّ هَٰرُونَ وَمُوسَىٰ
فَأُلْقِىَ
sonra kapandılar
ٱلسَّحَرَةُ
büyücüler
سُجَّدًۭا
secdeye
قَالُوٓا۟
dediler
ءَامَنَّا
inandık
بِرَبِّ
Rabbine
هَـٰرُونَ
Harun'un
وَمُوسَىٰ
ve Musa'nın

Ali BulaçBunun üzerine büyücüler, secdeye kapandılar: "Harun'un ve Musa'nın Rabbine iman ettik" dediler

Elmalılı Hamdi YazırSonunda bütün sihirbazlar secdeye kapandılar, "Musa ile Harun'un Rabbine iman ettik" dediler

20:71
قَالَ ءَامَنتُمۡ لَهُۥ قَبۡلَ أَنۡ ءَاذَنَ لَكُمۡۖ إِنَّهُۥ لَكَبِيرُكُمُ ٱلَّذِي عَلَّمَكُمُ ٱلسِّحۡرَۖ فَلَأُقَطِّعَنَّ أَيۡدِيَكُمۡ وَأَرۡجُلَكُم مِّنۡ خِلَٰفࣲ وَلَأُصَلِّبَنَّكُمۡ فِي جُذُوعِ ٱلنَّخۡلِ وَلَتَعۡلَمُنَّ أَيُّنَآ أَشَدُّ عَذَابࣰ ا وَأَبۡقَىٰ
قَالَ
(Fir'avn) dedi ki
ءَامَنتُمْ
inandınız mı?
لَهُۥ
ona
قَبْلَ
önce
أَنْ
ki
ءَاذَنَ
ben izin vermeden
لَكُمْ ۖ
size
إِنَّهُۥ
şüphesiz O
لَكَبِيرُكُمُ
büyüğünüzdür
ٱلَّذِى
kimsedir
عَلَّمَكُمُ
size öğreten
ٱلسِّحْرَ ۖ
büyüyü
فَلَأُقَطِّعَنَّ
öyleyse ben keseceğim
أَيْدِيَكُمْ
sizin ellerinizi
وَأَرْجُلَكُم
ve ayaklarınızı
مِّنْ
çapraz
خِلَـٰفٍۢ
opposite sides
وَلَأُصَلِّبَنَّكُمْ
ve sizi asacağım
فِى
dallarına
جُذُوعِ
(the) trunks
ٱلنَّخْلِ
hurma
وَلَتَعْلَمُنَّ
ve bileceksiniz
أَيُّنَآ
hangimizin
أَشَدُّ
daha çetinmiş
عَذَابًۭا
azabı
وَأَبْقَىٰ
ve sürekli imiş

Ali Bulaç(Firavun) Dedi ki: "Ben size izin vermeden önce ona inandınız öyle mi? Şüphesiz o, size büyüyü öğreten büyüğünüzdür. O halde ben de sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çapraz olarak keseceğim ve sizi hurma dallarında sallandıracağım. Siz de elbette, hangimizin azabı daha şiddetliymiş ve daha sürekliymiş öğrenmiş olacaksınız

Elmalılı Hamdi YazırFiravun: "Ben size izin vermeden mi ona iman ettiniz? O, muhakkak size sihir öğreten büyüğünüzdür. And olsun ki, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve muhakkak sizi hurma dallarına asacağım. Böylece hangimizin azabının daha şiddetli ve devamlı olduğunu bileceksiniz" dedi

20:72 📚 3
قَالُواْ لَن نُّؤۡثِرَكَ عَلَىٰ مَا جَآءَنَا مِنَ ٱلۡبَيِّنَٰتِ وَٱلَّذِي فَطَرَنَاۖ فَٱقۡضِ مَآ أَنتَ قَاضٍۖ إِنَّمَا تَقۡضِي هَٰذِهِ ٱلۡحَيَوٰةَ ٱلدُّنۡيَآ
قَالُوا۟
dediler ki
لَن
asla
نُّؤْثِرَكَ
seni tercih edemeyiz
عَلَىٰ
bize gelene
مَا
what
جَآءَنَا
has come to us
مِنَ
açık delillere
ٱلْبَيِّنَـٰتِ
the clear proofs
وَٱلَّذِى
ve kimseye
فَطَرَنَا ۖ
bizi yaratan
فَٱقْضِ
o halde yap
مَآ
şeyi
أَنتَ
sen
قَاضٍ ۖ
yapacağın
إِنَّمَا
ancak
تَقْضِى
(istediğini) yapabilirsin
هَـٰذِهِ
bu
ٱلْحَيَوٰةَ
hayatında
ٱلدُّنْيَآ
dünya

Ali BulaçDediler ki: "Bize gelen apaçık delillere ve bizi yaratana seni asla 'tercih edip-seçmeyiz." Neyde hükmünü yürütebileceksen, durmaksızın hükmünü yürüt; sen, yalnızca bu dünya hayatında hükmünü yürütebilirsin

Elmalılı Hamdi Yazır(İman eden sihirbazlar şöyle) dediler: "Bize gelen bu açık mucizeler ve bizi yaratana karşı, asla seni tercih edemeyiz. Ne hüküm vereceksen ver. Sen, ancak bu dünya hayatına hükmedebilirsin

20:73 📚 1
إِنَّآ ءَامَنَّا بِرَبِّنَا لِيَغۡفِرَ لَنَا خَطَٰيَٰنَا وَمَآ أَكۡرَهۡتَنَا عَلَيۡهِ مِنَ ٱلسِّحۡرِۗ وَٱللَّهُ خَيۡرࣱ وَأَبۡقَىٰٓ
إِنَّآ
kuşkusuz biz
ءَامَنَّا
inandık
بِرَبِّنَا
Rabbimize
لِيَغْفِرَ
bağışlaması için
لَنَا
bizim
خَطَـٰيَـٰنَا
günahlarımızı
وَمَآ
ve şeyleri
أَكْرَهْتَنَا
bizi yapmaya zorladığın
عَلَيْهِ
üzerine
مِنَ
büyüyü
ٱلسِّحْرِ ۗ
the magic
وَٱللَّهُ
Allah
خَيْرٌۭ
daha hayırlıdır
وَأَبْقَىٰٓ
ve daha süreklidir

Ali BulaçGerçekten biz Rabbimiz'e iman ettik; günahlarımızı ve sihir dolayısıyla bizi kendisine karşı zorlayarak-sürüklediğin (suçumuzu) bağışlasın. Allah, daha hayırlıdır ve daha süreklidir

Elmalılı Hamdi YazırDoğrusu biz hem günahlarımıza, hem bizi zorladığın sihre karşı, bizi bağışlasın diye, Rabbimize iman ettik. Allah (sevabça senden) daha hayırlı ve (azab verme bakımından da) daha devamlıdır

20:74 📚 1
إِنَّهُۥ مَن يَأۡتِ رَبَّهُۥ مُجۡرِمࣰ ا فَإِنَّ لَهُۥ جَهَنَّمَ لَا يَمُوتُ فِيهَا وَلَا يَحۡيَىٰ
إِنَّهُۥ
şüphesiz
مَن
kim
يَأْتِ
gelirse
رَبَّهُۥ
Rabbine
مُجْرِمًۭا
suçlu olarak
فَإِنَّ
şüphesiz
لَهُۥ
onun için vardır
جَهَنَّمَ
cehennem
لَا
ölemez
يَمُوتُ
he will die
فِيهَا
orada
وَلَا
ve
يَحْيَىٰ
yaşayamaz

Ali BulaçGerçek şu ki, kim Rabbine suçlu-günahkar olarak gelirse, hiç şüphe yok, onun için cehennem vardır. Onun içinde ise, ne ölebilir, ne dirilebilir

Elmalılı Hamdi YazırHer kim Rabbine suçlu olarak varırsa, şüphesiz ki ona cehennem vardır. Orada ne ölür, ne de dirilir

20:75
وَمَن يَأۡتِهِۦ مُؤۡمِنࣰ ا قَدۡ عَمِلَ ٱلصَّٰلِحَٰتِ فَأُوْلَٰٓئِكَ لَهُمُ ٱلدَّرَجَٰتُ ٱلۡعُلَىٰ
وَمَن
ve kim
يَأْتِهِۦ
O'na gelirse
مُؤْمِنًۭا
bir mü'min
قَدْ
muhakkak
عَمِلَ
yapmış olarak
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
iyi işler
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
لَهُمُ
onlar için vardır
ٱلدَّرَجَـٰتُ
dereceler
ٱلْعُلَىٰ
yüksek

Ali BulaçKim O'na iman edip salih amellerde bulunarak O'na gelirse, işte onlar, onlar için de yüksek dereceler vardır

Elmalılı Hamdi YazırKim de ona bir mümin olarak salih ameller işlemiş olduğu halde varırsa, işte onlara en yüksek dereceler vardır

20:76
جَنَّٰتُ عَدۡنࣲ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَاۚ وَذَٰلِكَ جَزَآءُ مَن تَزَكَّىٰ
جَنَّـٰتُ
cennetleri
عَدْنٍۢ
Adn
تَجْرِى
akan
مِن
altlarından
تَحْتِهَا
underneath them
ٱلْأَنْهَـٰرُ
ırmaklar
خَـٰلِدِينَ
sürekli olarak kalırlar
فِيهَا ۚ
orada
وَذَٰلِكَ
ve işte budur
جَزَآءُ
mükafatı
مَن
kimselerin
تَزَكَّىٰ
arınan

Ali Bulaçİçlerinde ebedi kalacakları altından ırmaklar akan Adn cennetleri de (onlarındır). Ve işte bu, arınmış olanın karşılığıdır

Elmalılı Hamdi YazırAdn cennetleri vardır ki, altlarından ırmaklar akar, onlar, orada ebedî olarak kalacaklardır. Ve işte bu, (küfür ve isyandan) arınanların mükafatıdır. Meâli Şerifi

20:77
وَلَقَدۡ أَوۡحَيۡنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰٓ أَنۡ أَسۡرِ بِعِبَادِي فَٱضۡرِبۡ لَهُمۡ طَرِيقࣰ ا فِي ٱلۡبَحۡرِ يَبَسࣰ ا لَّا تَخَٰفُ دَرَكࣰ ا وَلَا تَخۡشَىٰ
وَلَقَدْ
ve andolsun
أَوْحَيْنَآ
biz vahyetmiştik
إِلَىٰ
Musa'ya
مُوسَىٰٓ
Musa
أَنْ
diye
أَسْرِ
geceleyin yürüt
بِعِبَادِى
kullarımı
فَٱضْرِبْ
ve vur
لَهُمْ
onlar için
طَرِيقًۭا
bir yol
فِى
denizde
ٱلْبَحْرِ
the sea
يَبَسًۭا
kuru
لَّا
korkma
تَخَـٰفُ
fearing
دَرَكًۭا
yetişme(sin)den
وَلَا
ve
تَخْشَىٰ
endişe etme

Ali BulaçAndolsun, Biz Musa'ya vahyetmiştik: "Kullarımı geceleyin yürüyüşe geçir, onlara denizde kuru bir yol aç, yetişilmekten korkmadan ve endişeye kapılmadan

Elmalılı Hamdi YazırGerçekten Musa'ya şöyle vahyettik: "Kullarımla geceleyin yürü (Mısır'dan çık) de (asânı vurarak) onlara denizde kuru bir yol aç; (artık firavun tarafından) yetişilmekten korkmazsın ve (boğulmaktan) endişe de etmezsin

20:78
فَأَتۡبَعَهُمۡ فِرۡعَوۡنُ بِجُنُودِهِۦ فَغَشِيَهُم مِّنَ ٱلۡيَمِّ مَا غَشِيَهُمۡ
فَأَتْبَعَهُمْ
onların ardına düştü
فِرْعَوْنُ
Fir'avn
بِجُنُودِهِۦ
askerleriyle
فَغَشِيَهُم
örttü (boğdu)
مِّنَ
denizden
ٱلْيَمِّ
the sea
مَا
şey
غَشِيَهُمْ
onları örten

Ali BulaçFiravun ise, ordularıyla peşlerine düştü; sulardan onları kaplayıveren kaplayıverdi

Elmalılı Hamdi YazırFiravun ordularıyla hemen onları takip etti, denizden kendilerini sarıveren (korkunç boğulma) sarıverdi

20:79
وَأَضَلَّ فِرۡعَوۡنُ قَوۡمَهُۥ وَمَا هَدَىٰ
وَأَضَلَّ
ve saptırdı
فِرْعَوْنُ
Fir'avn
قَوْمَهُۥ
toplumunu
وَمَا
ve
هَدَىٰ
doğru yola iletmedi

Ali BulaçFiravun, kendi kavmini şaşırtıp saptırdı ve onları doğruya yöneltmedi

Elmalılı Hamdi YazırBöylece Firavun kavmini yanlış yola sürükledi ve doğru yola götürmedi

20:80
يَٰبَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ قَدۡ أَنجَيۡنَٰكُم مِّنۡ عَدُوِّكُمۡ وَوَٰعَدۡنَٰكُمۡ جَانِبَ ٱلطُّورِ ٱلۡأَيۡمَنَ وَنَزَّلۡنَا عَلَيۡكُمُ ٱلۡمَنَّ وَٱلسَّلۡوَىٰ
يَـٰبَنِىٓ
Ey oğulları
إِسْرَٰٓءِيلَ
İsrail
قَدْ
andolsun
أَنجَيْنَـٰكُم
biz sizi kurtardık
مِّنْ
düşmanınızdan
عَدُوِّكُمْ
your enemy
وَوَٰعَدْنَـٰكُمْ
ve size va'dettik
جَانِبَ
yanında
ٱلطُّورِ
Tur'un
ٱلْأَيْمَنَ
sağ
وَنَزَّلْنَا
ve indirdik
عَلَيْكُمُ
üzerinize
ٱلْمَنَّ
kudret helvası
وَٱلسَّلْوَىٰ
ve bıldırcın

Ali BulaçEy İsrailoğulları, andolsun, sizi düşmanlarınızdan kurtardık. Tur'un sağ yanında sizinle vaadleştik ve üzerinize kudret helvasıyla bıldırcın indirdik

Elmalılı Hamdi YazırEy İsrailoğulları! Sizleri düşmanınızdan kurtardık ve Tûr dağının sağ yanında size söz verdik, üzerinize de kudret helvası ve bıldırcın indirdik

20:81 📚 1
كُلُواْ مِن طَيِّبَٰتِ مَا رَزَقۡنَٰكُمۡ وَلَا تَطۡغَوۡاْ فِيهِ فَيَحِلَّ عَلَيۡكُمۡ غَضَبِيۖ وَمَن يَحۡلِلۡ عَلَيۡهِ غَضَبِي فَقَدۡ هَوَىٰ
كُلُوا۟
yeyin
مِن
temizlerinden
طَيِّبَـٰتِ
(the) good things
مَا
şeylerin
رَزَقْنَـٰكُمْ
sizi rızıklandırdığımız
وَلَا
ama
تَطْغَوْا۟
taşkınlık etmeyin
فِيهِ
bu hususta
فَيَحِلَّ
sonra iner
عَلَيْكُمْ
üzerinize
غَضَبِى ۖ
gazabım
وَمَن
ve kimin
يَحْلِلْ
inerse
عَلَيْهِ
üstüne
غَضَبِى
gazabım
فَقَدْ
andolsun o
هَوَىٰ
düşmüş(mahvolmuş)tur

Ali BulaçSize, rızık olarak verdiklerimizden temiz olanlarından yiyin, bu konuda azgınlık yapmayın, yoksa gazabım üzerinize kaçınılmaz olarak iner: Benim gazabım, kimin üzerine inerse, muhakkak o, tepetaklak düşmüştür

Elmalılı Hamdi YazırSize verdiğimiz rızıkların en temizlerinden yiyin ve bunda taşkınlık etmeyin, sonra üzerinize gazabım iner. Kimin üzerine de gazabım inerse, muhakkak o mahvolur

20:82
وَإِنِّي لَغَفَّارࣱ لِّمَن تَابَ وَءَامَنَ وَعَمِلَ صَٰلِحࣰ ا ثُمَّ ٱهۡتَدَىٰ
وَإِنِّى
ve ben
لَغَفَّارٌۭ
çok bağışlayıcıyımdır
لِّمَن
kimseye karşı
تَابَ
tevbe eden
وَءَامَنَ
ve inanan
وَعَمِلَ
ve iş yapan
صَـٰلِحًۭا
yararlı
ثُمَّ
sonra da
ٱهْتَدَىٰ
yola gelen

Ali BulaçGerçekten Ben, tevbe eden, inanan, salih amellerde bulunup da sonra doğru yola erişen kimseyi şüphesiz bağışlayıcıyım

Elmalılı Hamdi YazırBununla beraber, şüphe yok ki ben, tevbe eden, iman edip salih amel işleyen, sonra da hak yolda sebat gösteren kimse için çok bağışlayıcıyım

20:83
۞وَمَآ أَعۡجَلَكَ عَن قَوۡمِكَ يَٰمُوسَىٰ
۞ وَمَآ
nedir?
أَعْجَلَكَ
seni aceleyle sevk eden
عَن
kavminden (ayrılmaya)
قَوْمِكَ
your people
يَـٰمُوسَىٰ
ey Musa

Ali BulaçSeni kavminden 'çarçabuk ayrılmaya iten' nedir ey Musa

Elmalılı Hamdi YazırEy Musa! Seni kavminden (ayırıp) daha çabuk (gelmeye) sevkeden nedir?" (dedik)

20:84
قَالَ هُمۡ أُوْلَآءِ عَلَىٰٓ أَثَرِي وَعَجِلۡتُ إِلَيۡكَ رَبِّ لِتَرۡضَىٰ
قَالَ
dedi ki
هُمْ
onlar
أُو۟لَآءِ
işte
عَلَىٰٓ
üzerindeler
أَثَرِى
benim izim
وَعَجِلْتُ
ve ben acele ettim
إِلَيْكَ
sana
رَبِّ
Rabbim
لِتَرْضَىٰ
razı olman için

Ali BulaçDedi ki: "Onlar arkamda izim üzerindedirler, hoşnut kalman için, Sana gelmekte acele ettim Rabbim

Elmalılı Hamdi YazırMusa: "Onlar benim izimdeler (arkamdan beni takip edip geliyorlar). Ben sana acele ettim (geldim) ki, hoşnud olasın" dedi

20:85 📚 1
قَالَ فَإِنَّا قَدۡ فَتَنَّا قَوۡمَكَ مِنۢ بَعۡدِكَ وَأَضَلَّهُمُ ٱلسَّامِرِيُّ
قَالَ
dedi
فَإِنَّا
ama biz
قَدْ
muhakkak
فَتَنَّا
sınadık
قَوْمَكَ
kavmini
مِنۢ
senden sonra
بَعْدِكَ
after you
وَأَضَلَّهُمُ
ve onları saptırdı
ٱلسَّامِرِىُّ
Samiri

Ali BulaçDedi ki: "Biz senden sonra kavmini deneme (fitne)den geçirdik, Samiri onları şaşırtıp-saptırdı

Elmalılı Hamdi YazırAllah: "Doğrusu biz senden sonra kavmini imtihan ettik. Sâmirî onları saptırdı" dedi

20:86
فَرَجَعَ مُوسَىٰٓ إِلَىٰ قَوۡمِهِۦ غَضۡبَٰنَ أَسِفࣰ اۚ قَالَ يَٰقَوۡمِ أَلَمۡ يَعِدۡكُمۡ رَبُّكُمۡ وَعۡدًا حَسَنًاۚ أَفَطَالَ عَلَيۡكُمُ ٱلۡعَهۡدُ أَمۡ أَرَدتُّمۡ أَن يَحِلَّ عَلَيۡكُمۡ غَضَبࣱ مِّن رَّبِّكُمۡ فَأَخۡلَفۡتُم مَّوۡعِدِي
فَرَجَعَ
bunun üzerine döndü
مُوسَىٰٓ
Musa
إِلَىٰ
kavmine
قَوْمِهِۦ
his people
غَضْبَـٰنَ
çok kızgın bir halde
أَسِفًۭا ۚ
üzüntülü
قَالَ
dedi
يَـٰقَوْمِ
ey Kavmim
أَلَمْ
size va'detmemiş miydi?
يَعِدْكُمْ
promise you
رَبُّكُمْ
Rabbiniz
وَعْدًا
bir va'adle
حَسَنًا ۚ
güzel
أَفَطَالَ
uzun mu geldi?
عَلَيْكُمُ
size
ٱلْعَهْدُ
süre
أَمْ
yoksa
أَرَدتُّمْ
mi istediniz?
أَن
diye
يَحِلَّ
insin
عَلَيْكُمْ
üstünüze
غَضَبٌۭ
bir gazabın
مِّن
Rabbinizden
رَّبِّكُمْ
your Lord
فَأَخْلَفْتُم
bu yüzden caydınız
مَّوْعِدِى
bana verdiğiniz sözden

Ali BulaçBunun üzerine Musa, kavmine oldukça kızgın, üzgün olarak döndü. Dedi ki: "Ey kavmim, Rabbiniz size güzel bir vaadde bulunmadı mı? Size (verilen) söz (ya da süre) pek uzun mu geldi? Yoksa Rabbinizden üzerinize kaçınılmaz bir gazabın inmesini mi istediniz de bana verdiğiniz sözden caydınız

Elmalılı Hamdi YazırHemen Musa öfkeli ve üzgün olarak kavmine döndü (onlara şöyle) dedi: "Ey kavmim! Rabbiniz size güzel bir vaad ile söz vermedi mi? Size bu süre mi çok uzun geldi, yoksa Rabbinizden size bir gazab inmesini arzu ettiniz de mi, bana olan vaadinizden caydınız

20:87
قَالُواْ مَآ أَخۡلَفۡنَا مَوۡعِدَكَ بِمَلۡكِنَا وَلَٰكِنَّا حُمِّلۡنَآ أَوۡزَارࣰ ا مِّن زِينَةِ ٱلۡقَوۡمِ فَقَذَفۡنَٰهَا فَكَذَٰلِكَ أَلۡقَى ٱلسَّامِرِيُّ
قَالُوا۟
dediler ki
مَآ
çıkmadık
أَخْلَفْنَا
we broke
مَوْعِدَكَ
senin sözünden
بِمَلْكِنَا
kendi malımızla
وَلَـٰكِنَّا
fakat
حُمِّلْنَآ
bize yükletilmişti
أَوْزَارًۭا
yükler (günahlar)
مِّن
süs(eşyas)ından
زِينَةِ
ornaments
ٱلْقَوْمِ
o milletin
فَقَذَفْنَـٰهَا
onları attık
فَكَذَٰلِكَ
aynı şekilde
أَلْقَى
attı
ٱلسَّامِرِىُّ
Samiri de

Ali BulaçDediler ki: "Biz sana verdiğimiz sözden kendiliğimizden dönmedik, ancak o kavmin (Mısır halkının) süs eşyalarından birtakım yükler yüklenmiştik, onları (ateşe) attık, böylece Samiri de attı

Elmalılı Hamdi YazırOnlar dediler ki: "Biz sana verdiğimiz sözden, kendiliğimizden caymadık. Fakat biz o (Kıbtî) kavminin süs eşyasından bir takım ağırlıklar yüklenmiştik. Onları (ateşe) attık. Sâmirî de (kendi mücevheratını) böylece atmıştı

20:88
فَأَخۡرَجَ لَهُمۡ عِجۡلࣰ ا جَسَدࣰ ا لَّهُۥ خُوَارࣱ فَقَالُواْ هَٰذَآ إِلَٰهُكُمۡ وَإِلَٰهُ مُوسَىٰ فَنَسِيَ
فَأَخْرَجَ
sonra ortaya çıkardı
لَهُمْ
onlara
عِجْلًۭا
bir buzağı
جَسَدًۭا
heykeli
لَّهُۥ
onun
خُوَارٌۭ
böğürmesi olan
فَقَالُوا۟
dediler ki
هَـٰذَآ
bu
إِلَـٰهُكُمْ
sizin tanrınız
وَإِلَـٰهُ
ve tanrısıdır
مُوسَىٰ
Musa'nın
فَنَسِىَ
fakat o unuttu

Ali BulaçBöylece onlara böğüren bir buzağı heykeli döküp çıkardı, "İşte, sizin de ilahınız, Musa'nın ilahı budur; fakat (Musa) unuttu" dediler

Elmalılı Hamdi YazırNihayet Sâmirî onlara böğüren bir buzağı heykeli ortaya çıkardı. Bunun üzerine Sâmirî ve adamları: "İşte sizin de, Musa'nın da ilâhı budur, ama o unuttu" dediler

20:89
أَفَلَا يَرَوۡنَ أَلَّا يَرۡجِعُ إِلَيۡهِمۡ قَوۡلࣰ ا وَلَا يَمۡلِكُ لَهُمۡ ضَرࣰّ ا وَلَا نَفۡعࣰ ا
أَفَلَا
onlar görmüyorlar mı?
يَرَوْنَ
they see
أَلَّا
asla
يَرْجِعُ
dönemez
إِلَيْهِمْ
kendilerine
قَوْلًۭا
bir sözle
وَلَا
ve değildir
يَمْلِكُ
malik
لَهُمْ
onlara
ضَرًّۭا
bir zarar vermeye
وَلَا
ve
نَفْعًۭا
yarar

Ali BulaçOnun kendilerine bir sözle cevap vermediğini ve onlara bir zarar veya fayda sağlamaya gücü olmadığını görmüyorlar mı

Elmalılı Hamdi YazırOnlar görmüyorlar mıydı ki, o buzağı, kendilerine hiçbir sözle karşılık veremiyor; onlara ne bir zarar, ne de bir yarar vermeye sahip bulunamıyordu

20:90
وَلَقَدۡ قَالَ لَهُمۡ هَٰرُونُ مِن قَبۡلُ يَٰقَوۡمِ إِنَّمَا فُتِنتُم بِهِۦۖ وَإِنَّ رَبَّكُمُ ٱلرَّحۡمَٰنُ فَٱتَّبِعُونِي وَأَطِيعُوٓاْ أَمۡرِي
وَلَقَدْ
andolsun
قَالَ
demişti
لَهُمْ
kendilerine
هَـٰرُونُ
Harun
مِن
önceden
قَبْلُ
before
يَـٰقَوْمِ
ey kavmim
إِنَّمَا
şüphesiz
فُتِنتُم
siz sınandınız
بِهِۦ ۖ
bununla
وَإِنَّ
ve şüphesiz
رَبَّكُمُ
Rabbiniz
ٱلرَّحْمَـٰنُ
çok esirgeyendir
فَٱتَّبِعُونِى
bana tâbi olun
وَأَطِيعُوٓا۟
ve ita'at edin
أَمْرِى
buyruğuma

Ali BulaçAndolsun, Harun bundan önce onlara: "Ey kavmim, gerçekten siz bununla fitneye düşürüldünüz (denendiniz). Sizin asıl Rabbiniz Rahman (olan Allah)dır; şu halde bana uyun ve emrime itaat edin" demişti

Elmalılı Hamdi YazırAnd olsun ki Harun daha önce onlara: "Ey kavmim! Siz bununla (buzağı ile) imtihana çekildiniz. Sizin gerçek Rabbiniz Rahmân'dır. Gelin bana uyun ve emrime itaat edin" demişti

20:91
قَالُواْ لَن نَّبۡرَحَ عَلَيۡهِ عَٰكِفِينَ حَتَّىٰ يَرۡجِعَ إِلَيۡنَا مُوسَىٰ
قَالُوا۟
dediler
لَن
asla
نَّبْرَحَ
vazgeçmeyeceğiz
عَلَيْهِ
buna
عَـٰكِفِينَ
tapmaktan
حَتَّىٰ
kadar
يَرْجِعَ
dönünceye
إِلَيْنَا
bize
مُوسَىٰ
Musa

Ali BulaçDemişlerdi ki: "Musa bize geri gelinceye kadar ona (buzağıya) karşı bel büküp önünde eğilmekten kesinlikle ayrılmayacağız

Elmalılı Hamdi YazırOnlar (cevap olarak şöyle) demişlerdi: "Musa bize dönüp gelinceye kadar, biz ona tapmaya elbette devam edeceğiz

20:92
قَالَ يَٰهَٰرُونُ مَا مَنَعَكَ إِذۡ رَأَيۡتَهُمۡ ضَلُّوٓاْ
قَالَ
dedi
يَـٰهَـٰرُونُ
Ey Harun
مَا
nedir?
مَنَعَكَ
sana engel olan
إِذْ
zaman
رَأَيْتَهُمْ
gördüğünde onların
ضَلُّوٓا۟
saptıklarını

Ali Bulaç(Musa da gelince:) "Ey Harun" demişti. "Onların saptıklarını gördüğün zaman seni (Onlara müdahale etmekten) alıkoyan neydi

Elmalılı Hamdi Yazır(Musa gelince kardeşine şöyle) dedi: "Ey Harun! bunların sapıklığa düştüğünü gördüğün vakit, seni engelleyen ne oldu

20:93 📚 1
أَلَّا تَتَّبِعَنِۖ أَفَعَصَيۡتَ أَمۡرِي
أَلَّا
neden bana uymadın?
تَتَّبِعَنِ ۖ
you follow me
أَفَعَصَيْتَ
karşı mı geldin?
أَمْرِى
buyruğuma

Ali BulaçNiye bana uymadın, emrime baş mı kaldırdın

Elmalılı Hamdi Yazır(Neden) benim yolumu takip etmedin, benim emrime karşı mı geldin

20:94
قَالَ يَبۡنَؤُمَّ لَا تَأۡخُذۡ بِلِحۡيَتِي وَلَا بِرَأۡسِيٓۖ إِنِّي خَشِيتُ أَن تَقُولَ فَرَّقۡتَ بَيۡنَ بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ وَلَمۡ تَرۡقُبۡ قَوۡلِي
قَالَ
dedi
يَبْنَؤُمَّ
(ey) anamın oğlu
لَا
tutma
تَأْخُذْ
seize (me)
بِلِحْيَتِى
sakalımı
وَلَا
ve
بِرَأْسِىٓ ۖ
başımı
إِنِّى
muhakkak ki ben
خَشِيتُ
korktum
أَن
diye
تَقُولَ
diyeceksin
فَرَّقْتَ
ayrılık çıkardın
بَيْنَ
arasında
بَنِىٓ
oğulları
إِسْرَٰٓءِيلَ
İsrail
وَلَمْ
ve
تَرْقُبْ
tutmadın
قَوْلِى
sözümü

Ali BulaçDedi ki: "Ey annemin oğlu, sakalımı ve başımı tutup-yolma. Ben, senin: "İsrailoğulları arasında ayrılık çıkardın, sözümü önemsemedin" demenden endişe edip korktum

Elmalılı Hamdi YazırHarun: "Ey anamın oğlu! Sakalımı ve başımı (saçımı) tutma. Ben senin 'İsrailoğulları arasında ayrılık çıkardın, sözüme bakmadın' diyeceğinden korktum." dedi

20:95
قَالَ فَمَا خَطۡبُكَ يَٰسَٰمِرِيُّ
قَالَ
dedi ki
فَمَا
nedir?
خَطْبُكَ
senin amacın
يَـٰسَـٰمِرِىُّ
Ey Samiri

Ali Bulaç(Musa) Dedi ki: "Ya senin amacın nedir ey Samiri

Elmalılı Hamdi Yazır(Hz. Musa bu defa Sâmirî'ye dönerek) "Ey Sâmirî! Senin bu yaptığın nedir?" dedi

20:96
قَالَ بَصُرۡتُ بِمَا لَمۡ يَبۡصُرُواْ بِهِۦ فَقَبَضۡتُ قَبۡضَةࣰ مِّنۡ أَثَرِ ٱلرَّسُولِ فَنَبَذۡتُهَا وَكَذَٰلِكَ سَوَّلَتۡ لِي نَفۡسِي
قَالَ
dedi ki
بَصُرْتُ
ben gördüm
بِمَا
şeyleri
لَمْ
onların görmedikleri
يَبْصُرُوا۟
they perceive
بِهِۦ
onda
فَقَبَضْتُ
sonra aldım
قَبْضَةًۭ
bir avuç
مِّنْ
eserinden
أَثَرِ
(the) track
ٱلرَّسُولِ
Elçinin
فَنَبَذْتُهَا
ve onu attım
وَكَذَٰلِكَ
ve böyle (yapmayı)
سَوَّلَتْ
hoş gösterdi
لِى
bana
نَفْسِى
nefsim

Ali BulaçDedi ki: "Ben onların görmediklerini gördüm, böylece elçinin izinden bir avuç alıp atıverdim; böylelikle bana bunu nefsim hoşa giden (bir şey) gösterdi

Elmalılı Hamdi YazırSâmirî: "Onların görmedikleri bir şey gördüm: (Sana gelen) ilâhî elçinin (Cebrail'in) izinden bir avuç (toprak) aldım ve onu (erimiş mücevheratın içine) attım. Bunu, bana böylece nefsim hoş gösterdi" dedi

20:97 📚 2
قَالَ فَٱذۡهَبۡ فَإِنَّ لَكَ فِي ٱلۡحَيَوٰةِ أَن تَقُولَ لَا مِسَاسَۖ وَإِنَّ لَكَ مَوۡعِدࣰ ا لَّن تُخۡلَفَهُۥۖ وَٱنظُرۡ إِلَىٰٓ إِلَٰهِكَ ٱلَّذِي ظَلۡتَ عَلَيۡهِ عَاكِفࣰ اۖ لَّنُحَرِّقَنَّهُۥ ثُمَّ لَنَنسِفَنَّهُۥ فِي ٱلۡيَمِّ نَسۡفًا
قَالَ
(Musa) dedi
فَٱذْهَبْ
git (defol)
فَإِنَّ
artık
لَكَ
sen
فِى
hayat boyunca
ٱلْحَيَوٰةِ
the life
أَن
diyeceksin
تَقُولَ
you will say
لَا
bana dokunmayın!
مِسَاسَ ۖ
touch
وَإِنَّ
ve şüphesiz
لَكَ
sana
مَوْعِدًۭا
va'dedilenden (cezadan)
لَّن
asla
تُخْلَفَهُۥ ۖ
kurtulamayacaksın
وَٱنظُرْ
şimdi bak
إِلَىٰٓ
tanrına
إِلَـٰهِكَ
your god
ٱلَّذِى
durup ısrarla
ظَلْتَ
you have remained
عَلَيْهِ
ona
عَاكِفًۭا ۖ
taptığın
لَّنُحَرِّقَنَّهُۥ
biz onu yakacağız
ثُمَّ
sonra
لَنَنسِفَنَّهُۥ
onu savuracağız
فِى
denize
ٱلْيَمِّ
the sea
نَسْفًا
ufalayıp

Ali BulaçDedi ki: “Haydi çekip git, artık senin hayatta (hakettiğin ceza: "Bana dokunulmasın") deyip yerinmendir." Ve şüphesiz senin için kendisinden asla kaçınamayacağın (azap dolu) bir buluşma zamanı vardır. Üstüne kapanıp bel bükerek önünde eğildiğin ilahına bir bak; biz onu mutlaka yakacağız, sonra darmadağın edip denizde savuracağız

Elmalılı Hamdi Yazır(Musa ona şöyle) dedi: "Haydi çekil git. Artık senin için hayat boyunca, 'benimle temas yok' diye söylemen var (bir vahşi gibi yapayalnız yaşamağa mahkum olacaksın). Hem senin için asla kaçamayacağın bir ceza daha vardır. Bir de ibadet edip durduğun ilâhına bak; elbette biz onu yakacağız, sonra da kül edip muhakkak onu denize savuracağız

20:98 📚 42
إِنَّمَآ إِلَٰهُكُمُ ٱللَّهُ ٱلَّذِي لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَۚ وَسِعَ كُلَّ شَيۡءٍ عِلۡمࣰ ا
إِنَّمَآ
ancak
إِلَـٰهُكُمُ
tanrınız
ٱللَّهُ
Allah'tır
ٱلَّذِى
olmayan
لَآ
(there is) no
إِلَـٰهَ
tanrı
إِلَّا
başka
هُوَ ۚ
O'ndan
وَسِعَ
kuşatmıştır
كُلَّ
her
شَىْءٍ
şeyi
عِلْمًۭا
O'nun bilgisi

Ali BulaçSizin İlahınız yalnızca Allah'tır ki, O'nun dışında İlah yoktur. O, ilim bakımından herşeyi kuşatmıştır

Elmalılı Hamdi YazırSizin ilâhınız, ancak kendisinden başka hiçbir ilâh bulunmayan Allah'dır. Onun ilmi her şeyi kuşatmıştır

20:99
كَذَٰلِكَ نَقُصُّ عَلَيۡكَ مِنۡ أَنۢبَآءِ مَا قَدۡ سَبَقَۚ وَقَدۡ ءَاتَيۡنَٰكَ مِن لَّدُنَّا ذِكۡرࣰ ا
كَذَٰلِكَ
böylece
نَقُصُّ
anlatıyoruz
عَلَيْكَ
sana
مِنْ
haberlerinden
أَنۢبَآءِ
(the) news
مَا
geçmişlerin
قَدْ
has preceded
سَبَقَ ۚ
has preceded
وَقَدْ
gerçekten
ءَاتَيْنَـٰكَ
sana verdik
مِن
katımızdan
لَّدُنَّا
Us
ذِكْرًۭا
bir Zikir

Ali BulaçSana geçmişlerin haberlerinden bir bölümünü böylece aktarıyoruz. Gerçekten, sana Katımız'dan bir zikir verdik

Elmalılı Hamdi Yazır(Ey Muhammed!) Sana geçmişin haberlerinden bir kısmını böylece anlatıyoruz. Şüphe yok ki, sana katımızdan bir zikir (düşünüp kendisinden ibret alınacak bir kitab) verdik

20:100
مَّنۡ أَعۡرَضَ عَنۡهُ فَإِنَّهُۥ يَحۡمِلُ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ وِزۡرًا
مَّنْ
kim
أَعْرَضَ
yüz çevirirse
عَنْهُ
ondan
فَإِنَّهُۥ
şüphesiz o
يَحْمِلُ
yüklenecektir
يَوْمَ
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ
kıyamet
وِزْرًا
(ağır) bir günah

Ali BulaçKim bundan yüz çevirirse, şüphesiz kıyamet günü o, bir günah-yükü yüklenecektir

Elmalılı Hamdi YazırKim ondan yüz çevirirse, şüphesiz o, kıyamet günü bir günah yüklenecektir

20:101
خَٰلِدِينَ فِيهِۖ وَسَآءَ لَهُمۡ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ حِمۡلࣰ ا
خَـٰلِدِينَ
sürekli olarak kalacaklardır
فِيهِ ۖ
orada
وَسَآءَ
ve ne kötü
لَهُمْ
onlar için
يَوْمَ
gününde
ٱلْقِيَـٰمَةِ
kıyamet
حِمْلًۭا
bir yüktür

Ali BulaçO (yükün altı)nda ebedi olarak kalıcıdırlar. Bu, kıyamet günü onlar için ne kötü bir yüktür

Elmalılı Hamdi YazırDevamlı o azabın altında kalacaklar. Kıyamet günü onlar için, bu ne fena bir yüktür

20:102 📚 1
يَوۡمَ يُنفَخُ فِي ٱلصُّورِۚ وَنَحۡشُرُ ٱلۡمُجۡرِمِينَ يَوۡمَئِذࣲ زُرۡقࣰ ا
يَوْمَ
o gün
يُنفَخُ
üflenir
فِى
Sur'a
ٱلصُّورِ ۚ
the Trumpet
وَنَحْشُرُ
ve toplarız
ٱلْمُجْرِمِينَ
suçluları
يَوْمَئِذٍۢ
o gün
زُرْقًۭا
kör bir durumda

Ali BulaçSur'a üfürüleceği gün, Biz suçlu-günahkarları o gün, (yüzleri kara, gözleri) gömgök (kaskatı ve kör) olarak' toplayacağız

Elmalılı Hamdi YazırSûr'a üfürüleceği gün ki biz suçluları o gün, (gözleri korkudan) göğermiş olarak mahşerde toplayacağız

20:103
يَتَخَٰفَتُونَ بَيۡنَهُمۡ إِن لَّبِثۡتُمۡ إِلَّا عَشۡرࣰ ا
يَتَخَـٰفَتُونَ
gizli gizli derler
بَيْنَهُمْ
kendi aralarında
إِن
kalmadınız
لَّبِثْتُمْ
you remained
إِلَّا
başka
عَشْرًۭا
on gün(den)

Ali Bulaç(Dünyada) Yalnızca on (gün) kaldınız" diye kendi aralarında fısıldaşacaklar

Elmalılı Hamdi YazırSiz dünyada sadece on(gün) kaldınız" diye kendi aralarında gizli gizli konuşurlar

20:104
نَّحۡنُ أَعۡلَمُ بِمَا يَقُولُونَ إِذۡ يَقُولُ أَمۡثَلُهُمۡ طَرِيقَةً إِن لَّبِثۡتُمۡ إِلَّا يَوۡمࣰ ا
نَّحْنُ
biz
أَعْلَمُ
daha iyi biliriz
بِمَا
şeyleri
يَقُولُونَ
onların dedikleri
إِذْ
o zaman
يَقُولُ
der ki
أَمْثَلُهُمْ
onların seçkinleri
طَرِيقَةً
yol (hayat tarzı) bakımından
إِن
siz kalmadınız
لَّبِثْتُمْ
you remained
إِلَّا
başkaca
يَوْمًۭا
bir gün(den)

Ali BulaçOnların sözünü ettiklerini Biz daha iyi biliyoruz. Tutulan yol bakımından onların daha üst olanları ise: "Siz yalnızca bir gün kaldınız" derler

Elmalılı Hamdi YazırAralarında ne konuşacaklarını biz çok iyi biliriz. Görüşü en üstün olan: "Ancak bir gün kaldınız" diyecektir

20:105
وَيَسۡـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلۡجِبَالِ فَقُلۡ يَنسِفُهَا رَبِّي نَسۡفࣰ ا
وَيَسْـَٔلُونَكَ
ve sana soruyorlar
عَنِ
dağlardan
ٱلْجِبَالِ
the mountains
فَقُلْ
de ki
يَنسِفُهَا
onları savuracak
رَبِّى
Rabbim
نَسْفًۭا
ufalayıp

Ali BulaçSana dağlar hakkında soruyorlar. De ki: "Benim Rabbim, onları darmadağın edip savuracak

Elmalılı Hamdi Yazır(Ey Muhammed!) Sana dağlar(ın kıyametteki durumunu) sorarlar, de ki: "Rabbim onları ufalayıp savuracak

20:106
فَيَذَرُهَا قَاعࣰ ا صَفۡصَفࣰ ا
فَيَذَرُهَا
bırakacaktır
قَاعًۭا
yerlerini
صَفْصَفًۭا
boş dümdüz'

Ali BulaçYerlerini bomboş, çırçıplak bırakacaktır

Elmalılı Hamdi YazırBöylece yerlerini dümdüz boş bir halde bırakacak

20:107
لَّا تَرَىٰ فِيهَا عِوَجࣰ ا وَلَآ أَمۡتࣰ ا
لَّا
görmeyeceksin
تَرَىٰ
you will see
فِيهَا
orada
عِوَجًۭا
bir eğrilik
وَلَآ
ne de
أَمْتًۭا
bir tümsek

Ali BulaçOrada ne bir eğrilik göreceksin, ne de bir tümsek

Elmalılı Hamdi YazırOrada ne bir çukur, ne de bir tümsek göreceksin

20:108 📚 4
يَوۡمَئِذࣲ يَتَّبِعُونَ ٱلدَّاعِيَ لَا عِوَجَ لَهُۥۖ وَخَشَعَتِ ٱلۡأَصۡوَاتُ لِلرَّحۡمَٰنِ فَلَا تَسۡمَعُ إِلَّا هَمۡسࣰ ا
يَوْمَئِذٍۢ
o gün
يَتَّبِعُونَ
uyarlar
ٱلدَّاعِىَ
çağrıcıya
لَا
hiç pürüzü olmayan
عِوَجَ
deviation
لَهُۥ ۖ
onun
وَخَشَعَتِ
ve kısılır
ٱلْأَصْوَاتُ
sesler
لِلرَّحْمَـٰنِ
Rahman'ın huzurunda
فَلَا
işitemezsin
تَسْمَعُ
you will hear
إِلَّا
başka bir şey
هَمْسًۭا
fısıltıdan

Ali BulaçO gün, kendisinden sapma imkanı olamayan çağırıcıya uyacaklar. Rahman (olan Allah)a karşı sesler kısılmıştır; artık bir hırıltıdan başka bir şey işitemezsin

Elmalılı Hamdi YazırO gün, hiçbir tarafa sapmadan o davetçiye (Sûr'a üfleyenin çağrısına) uyarlar. Öyleki, Rahmân'ın heybetinden sesler kısılmıştır. Artık bir fısıltıdan başka hiçbir şey işitemezsin

20:109 📚 2
يَوۡمَئِذࣲ لَّا تَنفَعُ ٱلشَّفَٰعَةُ إِلَّا مَنۡ أَذِنَ لَهُ ٱلرَّحۡمَٰنُ وَرَضِيَ لَهُۥ قَوۡلࣰ ا
يَوْمَئِذٍۢ
o gün
لَّا
yoktur
تَنفَعُ
faydası
ٱلشَّفَـٰعَةُ
şefa'atinin
إِلَّا
başkasının
مَنْ
kimseden
أَذِنَ
izin verdiği
لَهُ
kendisine
ٱلرَّحْمَـٰنُ
Rahman'ın
وَرَضِىَ
ve hoşlandığı
لَهُۥ
onun
قَوْلًۭا
sözünden

Ali BulaçO gün, Rahman (olan Allah)'ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseden başkasının şefaati bir yarar sağlamaz

Elmalılı Hamdi YazırO gün, Rahmân'ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnud olduğu kimselerden başkasının şefaatı fayda vermez

20:110 📚 6
يَعۡلَمُ مَا بَيۡنَ أَيۡدِيهِمۡ وَمَا خَلۡفَهُمۡ وَلَا يُحِيطُونَ بِهِۦ عِلۡمࣰ ا
يَعْلَمُ
O bilir
مَا
olanı
بَيْنَ
arasında (önlerinde)
أَيْدِيهِمْ
ellerinin (önlerinde)
وَمَا
ve olanı
خَلْفَهُمْ
arkalarında
وَلَا
ve
يُحِيطُونَ
onlar ise kavrayamazlar
بِهِۦ
O'nu
عِلْمًۭا
bilgice

Ali BulaçO, önlerindekini de, arkalarındakini de bilir. Onlar ise, bilgi bakımından O'nu kavrayıp kuşatamazlar

Elmalılı Hamdi YazırAllah, onların geleceklerini de, geçmişlerini de bilir. Onlar ise O'nu ilmen kavrayamazlar

20:111 📚 1
۞وَعَنَتِ ٱلۡوُجُوهُ لِلۡحَيِّ ٱلۡقَيُّومِۖ وَقَدۡ خَابَ مَنۡ حَمَلَ ظُلۡمࣰ ا
۞ وَعَنَتِ
boyun eğmiştir
ٱلْوُجُوهُ
bütün yüzler
لِلْحَىِّ
o diri olana
ٱلْقَيُّومِ ۖ
ve herşeye hakim olana
وَقَدْ
ve muhakkak
خَابَ
perişan olmuştur
مَنْ
kimse
حَمَلَ
yüklenen
ظُلْمًۭا
zulüm

Ali Bulaç(Artık bütün) Yüzler, diri, kaim olanın önünde eğik durmuştur ve zulüm yüklenen ise yok olup gitmiştir

Elmalılı Hamdi YazırBütün yüzler, diri ve bütün yarattıklarını gözetip duran Allah'a baş eğmiştir. Bir zulüm yüklenen gerçekten hüsrana uğramıştır

20:112
وَمَن يَعۡمَلۡ مِنَ ٱلصَّٰلِحَٰتِ وَهُوَ مُؤۡمِنࣱ فَلَا يَخَافُ ظُلۡمࣰ ا وَلَا هَضۡمࣰ ا
وَمَن
ve kim
يَعْمَلْ
yaparsa
مِنَ
iyi olan işlerden
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
the righteous deeds
وَهُوَ
ve o
مُؤْمِنٌۭ
inanırsa
فَلَا
artık
يَخَافُ
korkmaz
ظُلْمًۭا
zulümden
وَلَا
ne de
هَضْمًۭا
hakkının çiğnenmesinden

Ali BulaçKim de bir mü'min olarak, salih olan amellerde bulunursa, artık o, ne zulümden korksun, ne hakkının eksik tutulmasından

Elmalılı Hamdi YazırHer kim de mümin olarak salih amelleri işlerse, artık o, ne bir haksızlıktan ve ne de çiğnenmekden korkar

20:113 📚 1
وَكَذَٰلِكَ أَنزَلۡنَٰهُ قُرۡءَانًا عَرَبِيࣰّ ا وَصَرَّفۡنَا فِيهِ مِنَ ٱلۡوَعِيدِ لَعَلَّهُمۡ يَتَّقُونَ أَوۡ يُحۡدِثُ لَهُمۡ ذِكۡرࣰ ا
وَكَذَٰلِكَ
ve böyle
أَنزَلْنَـٰهُ
sana onu indirdik
قُرْءَانًا
bir Kur'an olarak
عَرَبِيًّۭا
Arapça
وَصَرَّفْنَا
ve türlü biçimlere açıkladık
فِيهِ
onda
مِنَ
tehditleri
ٱلْوَعِيدِ
the warnings
لَعَلَّهُمْ
umulur ki
يَتَّقُونَ
korunurlar
أَوْ
yahut
يُحْدِثُ
(Kur'an) yaptırır
لَهُمْ
onlara
ذِكْرًۭا
bir hatırlama

Ali BulaçBöylece Biz onu, Arapça bir Kur'an olarak indirdik ve onda korkulacak şeyleri türlü şekillerde açıkladık; umulur ki korkup-sakınırlar ya da onlar için düşünme (yeteneğini) oluşturur

Elmalılı Hamdi Yazırİşte böylece biz onu Arapça bir Kur'ân olarak indirdik. Onda tehditlerden nice türlüsünü tekrar tekrar açıkladık ki belki sakınırlar, yahut onlara bir ibret ve uyanış verir

20:114 📚 2
فَتَعَٰلَى ٱللَّهُ ٱلۡمَلِكُ ٱلۡحَقُّۗ وَلَا تَعۡجَلۡ بِٱلۡقُرۡءَانِ مِن قَبۡلِ أَن يُقۡضَىٰٓ إِلَيۡكَ وَحۡيُهُۥۖ وَقُل رَّبِّ زِدۡنِي عِلۡمࣰ ا
فَتَعَـٰلَى
yücedir
ٱللَّهُ
Allah
ٱلْمَلِكُ
hükümdar olan
ٱلْحَقُّ ۗ
gerçek
وَلَا
asla
تَعْجَلْ
acele etme
بِٱلْقُرْءَانِ
Kur'an'ı (okumaya)
مِن
önce
قَبْلِ
before
أَن
diye
يُقْضَىٰٓ
tamamlansın
إِلَيْكَ
sana
وَحْيُهُۥ ۖ
vahyedilmesi
وَقُل
ve de ki
رَّبِّ
Rabbim
زِدْنِى
artır bana
عِلْمًۭا
ilmimi

Ali BulaçHak olan, biricik hükümdar olan Allah Yücedir. Onun vahyi sana gelip-tamamlanmadan evvel, Kur'an'ı (okumada) acele etme ve de ki: "Rabbim, ilmimi arttır

Elmalılı Hamdi YazırHükmü her yerde geçerli gerçek hükümdar olan Allah yücedir. (Ey Muhammed!) Kur'ân sana vahyedilirken, vahiy bitmeden önce (unutma korkusu ile) Kur'ân'ı okumada acele etme; "Rabbim! benim ilmimi artır" de

20:115 📚 2
وَلَقَدۡ عَهِدۡنَآ إِلَىٰٓ ءَادَمَ مِن قَبۡلُ فَنَسِيَ وَلَمۡ نَجِدۡ لَهُۥ عَزۡمࣰ ا
وَلَقَدْ
ve andolsun
عَهِدْنَآ
biz emretmiştik
إِلَىٰٓ
Adem'e
ءَادَمَ
Adam
مِن
önceden
قَبْلُ
before
فَنَسِىَ
fakat unuttu
وَلَمْ
ve
نَجِدْ
biz bulmadık
لَهُۥ
onda
عَزْمًۭا
bir azim

Ali BulaçAndolsun, Biz bundan önce Adem'e ahid vermiştik, fakat o, unutuverdi. Biz onda bir kararlılık bulmadık

Elmalılı Hamdi YazırDoğrusu bundan önce Âdem'e (bu ağaçtan yeme diye) emrettik, fakat unuttu ve biz onda bir azim (bir kararlılık) bulmadık

20:116
وَإِذۡ قُلۡنَا لِلۡمَلَٰٓئِكَةِ ٱسۡجُدُواْ لِأٓدَمَ فَسَجَدُوٓاْ إِلَّآ إِبۡلِيسَ أَبَىٰ
وَإِذْ
ve hani
قُلْنَا
demiştik
لِلْمَلَـٰٓئِكَةِ
meleklere
ٱسْجُدُوا۟
secede edin
لِـَٔادَمَ
Adem'e
فَسَجَدُوٓا۟
secde ettiler
إِلَّآ
yalnız
إِبْلِيسَ
İblis
أَبَىٰ
diretti

Ali BulaçHani Biz meleklere: "Adem'e secde edin" demiştik, İblis'in dışında (diğerleri) secde etmişlerdi, o, ayak diremişti

Elmalılı Hamdi YazırBir vakit meleklere: "Âdem(e hürmet) için secde edin" demiştik; İblis'ten başka hepsi secde etmiş, o çekinmişti

20:117 📚 2
فَقُلۡنَا يَٰٓـَٔادَمُ إِنَّ هَٰذَا عَدُوࣱّ لَّكَ وَلِزَوۡجِكَ فَلَا يُخۡرِجَنَّكُمَا مِنَ ٱلۡجَنَّةِ فَتَشۡقَىٰٓ
فَقُلْنَا
dedik ki
يَـٰٓـَٔادَمُ
ey Adem
إِنَّ
şüphesiz
هَـٰذَا
bu
عَدُوٌّۭ
düşmandır
لَّكَ
sena
وَلِزَوْجِكَ
ve eşine
فَلَا
sakın
يُخْرِجَنَّكُمَا
sizi çıkarmasın
مِنَ
cennetten
ٱلْجَنَّةِ
Paradise
فَتَشْقَىٰٓ
sonra yorulursun

Ali BulaçBunun üzerine dedik ki: "Ey Adem, bu gerçekten sana ve eşine düşmandır; sakın sizi cennetten sürüp çıkarmasın, sonra mutsuz olursun

Elmalılı Hamdi YazırBiz de (Âdem'e) şöyle demiştik: "Ey Âdem! Şüphesiz bu (İblis) sana ve eşine düşmandır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın, sonra bedbaht olursun (sıkıntı çeker, perişan olursun)

20:118 📚 3
إِنَّ لَكَ أَلَّا تَجُوعَ فِيهَا وَلَا تَعۡرَىٰ
إِنَّ
şüphesiz
لَكَ
senin için
أَلَّا
yoktur
تَجُوعَ
acıkmak
فِيهَا
burada
وَلَا
ve yoktur
تَعْرَىٰ
çıplak kalmak

Ali BulaçŞüphesiz ki, senin acıkmaman ve çıplak kalmaman orda (cennette kalmana bağlı)dır

Elmalılı Hamdi YazırDoğrusu senin acıkmaman ve çıplak kalmaman (ancak) cennettedir

20:119
وَأَنَّكَ لَا تَظۡمَؤُاْ فِيهَا وَلَا تَضۡحَىٰ
وَأَنَّكَ
ve şüphesiz sen
لَا
susamayacaksın
تَظْمَؤُا۟
will suffer from thirst
فِيهَا
burada
وَلَا
ve
تَضْحَىٰ
sıcaktan etkilenmeyeceksin

Ali BulaçVe gerçekten sen burada susamayacaksın ve güneş altında yanmayacaksın da

Elmalılı Hamdi YazırVe sen orada ne susarsın, ne de güneşin sıcağında kalırsın

20:120
فَوَسۡوَسَ إِلَيۡهِ ٱلشَّيۡطَٰنُ قَالَ يَٰٓـَٔادَمُ هَلۡ أَدُلُّكَ عَلَىٰ شَجَرَةِ ٱلۡخُلۡدِ وَمُلۡكࣲ لَّا يَبۡلَىٰ
فَوَسْوَسَ
nihayet fısıldadı
إِلَيْهِ
ona
ٱلشَّيْطَـٰنُ
şeytan
قَالَ
dedi ki
يَـٰٓـَٔادَمُ
ey Adem
هَلْ
mi?
أَدُلُّكَ
sana göstereyim
عَلَىٰ
ağacını
شَجَرَةِ
(the) tree
ٱلْخُلْدِ
ebedilik
وَمُلْكٍۢ
ve bir hükümranlığı
لَّا
yok olmayacak
يَبْلَىٰ
(that will) deteriorate

Ali BulaçSonunda şeytan ona vesvese verdi; dedi ki: "Sana sonsuzluk ağacını ve yok olmayacak bir mülkü haber vereyim mi

Elmalılı Hamdi YazırNihayet şeytan ona vesvese verdi. Şöyle dedi: "Ey Âdem! Sana sonsuzluk ağacını ve çökmesi olmayan bir saltanatı göstereyim mi

20:121 📚 2
فَأَكَلَا مِنۡهَا فَبَدَتۡ لَهُمَا سَوۡءَٰتُهُمَا وَطَفِقَا يَخۡصِفَانِ عَلَيۡهِمَا مِن وَرَقِ ٱلۡجَنَّةِۚ وَعَصَىٰٓ ءَادَمُ رَبَّهُۥ فَغَوَىٰ
فَأَكَلَا
yediler
مِنْهَا
o(ağaç)tan
فَبَدَتْ
böylece göründü
لَهُمَا
kendilerine
سَوْءَٰتُهُمَا
kötü yerleri
وَطَفِقَا
ve başladılar
يَخْصِفَانِ
örtmeğe
عَلَيْهِمَا
üstlerini
مِن
yaprağından
وَرَقِ
(the) leaves
ٱلْجَنَّةِ ۚ
cennet
وَعَصَىٰٓ
ve karşı geldi
ءَادَمُ
Adem
رَبَّهُۥ
Rabbine
فَغَوَىٰ
ve şaşırdı

Ali BulaçBöylece ikisi ondan yediler, hemen ardından ayıp yerleri kendilerine açılıverdi, üzerlerini cennet yapraklarından yamayıp-örtmeye başladılar. Adem, Rabbine karşı gelmiş oldu da şaşırıp-kaldı

Elmalılı Hamdi YazırBunun üzerine ikisi de o ağaçtan yediler. Hemen ayıp yerleri kendilerine açılıp görünüverdi. Ve üzerlerine cennet yaprağından örtüp yamamaya başladılar. Âdem Rabbinin emrinden çıktı da şaşırdı

20:122
ثُمَّ ٱجۡتَبَٰهُ رَبُّهُۥ فَتَابَ عَلَيۡهِ وَهَدَىٰ
ثُمَّ
sonra
ٱجْتَبَـٰهُ
onu seçti
رَبُّهُۥ
Rabbi
فَتَابَ
tevbesini kabul etti
عَلَيْهِ
onun
وَهَدَىٰ
ve doğru yola iletti

Ali BulaçSonra Rabbi onu seçti, tevbesini kabul etti ve doğru yola iletti

Elmalılı Hamdi YazırSonra Rabbi, onu seçti de tevbesini kabul buyurdu ve ona doğru yolu gösterdi

20:123 📚 1
قَالَ ٱهۡبِطَا مِنۡهَا جَمِيعَۢاۖ بَعۡضُكُمۡ لِبَعۡضٍ عَدُوࣱّۖ فَإِمَّا يَأۡتِيَنَّكُم مِّنِّي هُدࣰ ى فَمَنِ ٱتَّبَعَ هُدَايَ فَلَا يَضِلُّ وَلَا يَشۡقَىٰ
قَالَ
dedi ki
ٱهْبِطَا
inin
مِنْهَا
oradan
جَمِيعًۢا ۖ
hepiniz
بَعْضُكُمْ
bir kısmınız
لِبَعْضٍ
diğerinize
عَدُوٌّۭ ۖ
düşmansınız
فَإِمَّا
artık
يَأْتِيَنَّكُم
size geldiği zaman
مِّنِّى
benden
هُدًۭى
bir hidayet
فَمَنِ
sonra kim
ٱتَّبَعَ
uyarsa
هُدَاىَ
benim hidayetime
فَلَا
yoktur (ona)
يَضِلُّ
sapkınlık
وَلَا
ve yoktur
يَشْقَىٰ
bir sıkıntı

Ali BulaçDedi ki: "Kiminiz kiminize düşman olarak, hepiniz ordan inin. Artık size Benden bir yol gösterici gelecektir; kim Benim hidayetime uyarsa artık o şaşırıp sapmaz ve mutsuz olmaz

Elmalılı Hamdi YazırAllah (onlara) şöyle dedi: "Birbirinize düşman olmak üzere hepiniz oradan (cennetten) inin. Artık benden size bir hidayet (kitab) geldiği zaman, kim benim hidayetime uyarsa işte o, sapıklığa düşmez ve (ahirette) zahmet çekmez

20:124 📚 3
وَمَنۡ أَعۡرَضَ عَن ذِكۡرِي فَإِنَّ لَهُۥ مَعِيشَةࣰ ضَنكࣰ ا وَنَحۡشُرُهُۥ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ أَعۡمَىٰ
وَمَنْ
ama kim
أَعْرَضَ
yüz çevirirse
عَن
beni anmaktan
ذِكْرِى
My remembrance
فَإِنَّ
şüphesiz ki
لَهُۥ
onun için vardır
مَعِيشَةًۭ
bir geçim
ضَنكًۭا
dar
وَنَحْشُرُهُۥ
ve onu haşrederiz
يَوْمَ
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ
kıyamet
أَعْمَىٰ
kör olarak

Ali BulaçKim de Benim zikrimden yüz çevirirse, artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır ve Biz onu kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz

Elmalılı Hamdi YazırHer kim de benim zikrimden (Kur'ân'dan) yüz çevirirse, (bilsin ki) ona dar bir geçim vardır ve onu kıyamet günü kör olarak haşrederiz

20:125 📚 2
قَالَ رَبِّ لِمَ حَشَرۡتَنِيٓ أَعۡمَىٰ وَقَدۡ كُنتُ بَصِيرࣰ ا
قَالَ
der ki
رَبِّ
Rabbim
لِمَ
niçin?
حَشَرْتَنِىٓ
beni haşrettin
أَعْمَىٰ
kör olarak
وَقَدْ
andolsun
كُنتُ
ben idim
بَصِيرًۭا
görüyor

Ali BulaçO da (şöyle) demiş olur: -Ben görmekte olan biriyken, beni niye kör olarak haşrettin Rabbim

Elmalılı Hamdi Yazır(O zaman Kur'ândan yüz çeviren kimse) "Rabbim! beni niçin kör olarak haşrettin, oysa ben gören bir kimseydim" der

20:126
قَالَ كَذَٰلِكَ أَتَتۡكَ ءَايَٰتُنَا فَنَسِيتَهَاۖ وَكَذَٰلِكَ ٱلۡيَوۡمَ تُنسَىٰ
قَالَ
(Allah) buyurur ki
كَذَٰلِكَ
nasıl ki
أَتَتْكَ
sana geldiğinde
ءَايَـٰتُنَا
ayetlerimiz
فَنَسِيتَهَا ۖ
sen onları unuttuysan
وَكَذَٰلِكَ
öylece
ٱلْيَوْمَ
bugün
تُنسَىٰ
sen unutulursun

Ali Bulaç(Allah da) Der ki: "İşte böyle, sana ayetlerimiz gelmişti, fakat sen onları unuttun, bugün de sen işte böyle unutulmaktasın

Elmalılı Hamdi YazırAllah: "Böyledir, sana âyetlerimiz gelmişti de onları sen unutmuştun, bugün de öylece unutulursun" der

20:127
وَكَذَٰلِكَ نَجۡزِي مَنۡ أَسۡرَفَ وَلَمۡ يُؤۡمِنۢ بِـَٔايَٰتِ رَبِّهِۦۚ وَلَعَذَابُ ٱلۡأٓخِرَةِ أَشَدُّ وَأَبۡقَىٰٓ
وَكَذَٰلِكَ
işte böyle
نَجْزِى
cezalandırırız
مَنْ
kimseleri
أَسْرَفَ
israf eden
وَلَمْ
ve
يُؤْمِنۢ
inanmayanları
بِـَٔايَـٰتِ
ayetlerine
رَبِّهِۦ ۚ
Rabbinin
وَلَعَذَابُ
ve elbette azabı
ٱلْـَٔاخِرَةِ
ahiretin
أَشَدُّ
daha çetindir
وَأَبْقَىٰٓ
ve daha süreklidir

Ali Bulaçİşte Biz ölçüsüzce davrananları ve Rabbinin ayetlerine inanmayanları böyle cezalandırırız; ahiretin azabı ise gerçekten daha şiddetli ve daha süreklidir

Elmalılı Hamdi Yazırİşte haddi aşanları, Rabbinin âyetlerine inanmayanları biz böyle cezalandırırız. Ve muhakkak ki ahiret azabı (dünya azabından) daha şiddetli ve daha devamlıdır

20:128 📚 1
أَفَلَمۡ يَهۡدِ لَهُمۡ كَمۡ أَهۡلَكۡنَا قَبۡلَهُم مِّنَ ٱلۡقُرُونِ يَمۡشُونَ فِي مَسَٰكِنِهِمۡۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَٰتࣲ لِّأُوْلِي ٱلنُّهَىٰ
أَفَلَمْ
yola getirmedi mi?
يَهْدِ
it guided
لَهُمْ
onları;
كَمْ
nicelerini
أَهْلَكْنَا
yok edişimiz
قَبْلَهُم
kendilerinden önce
مِّنَ
nesillerden
ٱلْقُرُونِ
the generations
يَمْشُونَ
dolaştıkları
فِى
meskenlerinde
مَسَـٰكِنِهِمْ ۗ
their dwellings
إِنَّ
elbette
فِى
bunda vardır
ذَٰلِكَ
that
لَـَٔايَـٰتٍۢ
ibretler
لِّأُو۟لِى
sahipleri için
ٱلنُّهَىٰ
akıl

Ali BulaçKendilerinden önceki nesillerden nicelerini yıkıma uğratmamız, onları doğruya yöneltmedi mi? (Oysa bugün kendileri) onların kaldıkları yerlerde (tarihi kalıntıları üzerinde) gezinip duruyorlar. Şüphesiz bunda sağduyu sahipleri için ayetler vardır

Elmalılı Hamdi YazırOnları, yerlerinde gezip durdukları şu kendilerinden önce yok ettiğimiz bunca nesiller(in o korkunç akibeti) doğru yola sevk etmedi mi? Doğrusu bunda ibret alacak aklı olanlar için nice deliller vardır

20:129 📚 6
وَلَوۡلَا كَلِمَةࣱ سَبَقَتۡ مِن رَّبِّكَ لَكَانَ لِزَامࣰ ا وَأَجَلࣱ مُّسَمࣰّ ى
وَلَوْلَا
eğer olmasaydı
كَلِمَةٌۭ
söylenmiş bir söz
سَبَقَتْ
daha önce
مِن
tarafından
رَّبِّكَ
Rabbin
لَكَانَ
şüphesiz olurdu
لِزَامًۭا
(azap) gerekli
وَأَجَلٌۭ
ve bir süre
مُّسَمًّۭى
belirtilmiş

Ali BulaçEğer Rabbinden geçmiş bir söz ve adı konulmuş (belirlenmiş) bir süre (ecel) olmasaydı muhakkak (yıkım azabı) kaçınılmaz olurdu

Elmalılı Hamdi YazırEğer Rabbinin verdiği bir hüküm ve tayin ettiği bir süre olmasaydı, hemen azaba uğrarlardı

20:130 📚 14
فَٱصۡبِرۡ عَلَىٰ مَا يَقُولُونَ وَسَبِّحۡ بِحَمۡدِ رَبِّكَ قَبۡلَ طُلُوعِ ٱلشَّمۡسِ وَقَبۡلَ غُرُوبِهَاۖ وَمِنۡ ءَانَآيِٕ ٱلَّيۡلِ فَسَبِّحۡ وَأَطۡرَافَ ٱلنَّهَارِ لَعَلَّكَ تَرۡضَىٰ
فَٱصْبِرْ
o halde sabret
عَلَىٰ
şeylere
مَا
what
يَقُولُونَ
onların dedikleri
وَسَبِّحْ
ve tesbih et
بِحَمْدِ
överek
رَبِّكَ
Rabbini
قَبْلَ
önce
طُلُوعِ
doğmasından
ٱلشَّمْسِ
güneşin
وَقَبْلَ
ve önce
غُرُوبِهَا ۖ
batmasından
وَمِنْ
bir kısmında
ءَانَآئِ
sa'atlerinden
ٱلَّيْلِ
gece
فَسَبِّحْ
tesbih et
وَأَطْرَافَ
ve taraflarında
ٱلنَّهَارِ
gündüzün
لَعَلَّكَ
umulur ki
تَرْضَىٰ
hoşnut olursun

Ali BulaçŞu halde onların söylediklerine karşı sabırlı ol, güneşin doğuşundan ve batışından önce Rabbini hamd ile tesbih et (yücelt). Gecenin bir bölümünde ve gündüzün uçlarında da tesbihte bulun ki hoşnut olabilesin

Elmalılı Hamdi YazırO halde, dediklerine sabret; güneşin doğmasından önce ve batmasından önce Rabbini hamd ile tesbih et. Gecenin bir kısım vakitlerinde ve gündüzün etrafında da tesbih et ki hoşnudluğa eresin

20:131 📚 14
وَلَا تَمُدَّنَّ عَيۡنَيۡكَ إِلَىٰ مَا مَتَّعۡنَا بِهِۦٓ أَزۡوَٰجࣰ ا مِّنۡهُمۡ زَهۡرَةَ ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَا لِنَفۡتِنَهُمۡ فِيهِۚ وَرِزۡقُ رَبِّكَ خَيۡرࣱ وَأَبۡقَىٰ
وَلَا
ve asla
تَمُدَّنَّ
dikme
عَيْنَيْكَ
gözlerini
إِلَىٰ
doğru
مَا
şeylere
مَتَّعْنَا
faydalandırdığımız
بِهِۦٓ
onunla
أَزْوَٰجًۭا
bazı zümreleri
مِّنْهُمْ
onlardan
زَهْرَةَ
süsüne
ٱلْحَيَوٰةِ
hayatının
ٱلدُّنْيَا
dünya
لِنَفْتِنَهُمْ
kendilerini denemek için
فِيهِ ۚ
o konuda
وَرِزْقُ
ve rızkı
رَبِّكَ
Rabbinin
خَيْرٌۭ
daha hayırlıdır
وَأَبْقَىٰ
ve daha süreklidir

Ali BulaçOnlardan bazı gruplara, kendilerini denemek için yararlandırdığımız dünya hayatının süsüne gözünü dikme. Senin Rabbinin rızkı daha hayırlı ve daha süreklidir

Elmalılı Hamdi YazırKâfirlerden bir kısmına, onları sınamak için dünya hayatının zineti olarak verdiğimiz ve onunla kendilerini geçindirdiğimiz şeye (mal ve saltanata) sakın rağbetle bakma. Rabbinin (ahiretteki) rızkı daha hayırlı ve daha devamlıdır

20:132 📚 5
وَأۡمُرۡ أَهۡلَكَ بِٱلصَّلَوٰةِ وَٱصۡطَبِرۡ عَلَيۡهَاۖ لَا نَسۡـَٔلُكَ رِزۡقࣰ اۖ نَّحۡنُ نَرۡزُقُكَۗ وَٱلۡعَٰقِبَةُ لِلتَّقۡوَىٰ
وَأْمُرْ
ve emret
أَهْلَكَ
ailene
بِٱلصَّلَوٰةِ
namazı
وَٱصْطَبِرْ
ve dayan
عَلَيْهَا ۖ
ona (namaz kılmaya)
لَا
biz senden istemiyoruz
نَسْـَٔلُكَ
We ask you
رِزْقًۭا ۖ
rızık
نَّحْنُ
biz
نَرْزُقُكَ ۗ
seni besliyoruz
وَٱلْعَـٰقِبَةُ
ve akıbet
لِلتَّقْوَىٰ
takva(sahipleri)nindir

Ali BulaçEhline (ümmetine) namazı emret ve onda kararlı davran. Biz senden rızık istemiyoruz, Biz sana rızık veriyoruz. Sonuç da takvanındır

Elmalılı Hamdi Yazır(Ey Muhammed!) Ehline namaz kılmalarını emret, kendin de ona sabırla devam et. Biz senden bir rızık istemiyoruz. Seni biz rızıklandırırız. Güzel akibet takva sahiplerinindir

20:133
وَقَالُواْ لَوۡلَا يَأۡتِينَا بِـَٔايَةࣲ مِّن رَّبِّهِۦٓۚ أَوَلَمۡ تَأۡتِهِم بَيِّنَةُ مَا فِي ٱلصُّحُفِ ٱلۡأُولَىٰ
وَقَالُوا۟
ve dediler ki
لَوْلَا
değil mi?
يَأْتِينَا
bize getirmeli
بِـَٔايَةٍۢ
bir ayet (mu'cize)
مِّن
Rabbinden
رَّبِّهِۦٓ ۚ
his Lord
أَوَلَمْ
onlara gelmedi mi?
تَأْتِهِم
come to them
بَيِّنَةُ
kanıt
مَا
bulunan
فِى
(was) in
ٱلصُّحُفِ
Kitap'larda
ٱلْأُولَىٰ
önceki

Ali BulaçDediler ki: "Bize kendi Rabbinden bir ayet (mucize) getirmesi gerekmez miydi?" Onlara önceki kitaplarda açık belgeler gelmedi mi

Elmalılı Hamdi Yazır(İnkâr edenler): "Rabbinden bize bir mucize getirse ya" dediler. Onlara önceki kitablarda olan apaçık deliller gelmedi mi

20:134 📚 1
وَلَوۡ أَنَّآ أَهۡلَكۡنَٰهُم بِعَذَابࣲ مِّن قَبۡلِهِۦ لَقَالُواْ رَبَّنَا لَوۡلَآ أَرۡسَلۡتَ إِلَيۡنَا رَسُولࣰ ا فَنَتَّبِعَ ءَايَٰتِكَ مِن قَبۡلِ أَن نَّذِلَّ وَنَخۡزَىٰ
وَلَوْ
şayet
أَنَّآ
şüphesiz biz
أَهْلَكْنَـٰهُم
onları helak etseydik
بِعَذَابٍۢ
bir azab ile
مِّن
ondan önce
قَبْلِهِۦ
before him
لَقَالُوا۟
elbette derlerdi
رَبَّنَا
Rabbimiz
لَوْلَآ
keşke
أَرْسَلْتَ
gönderseydin
إِلَيْنَا
bize
رَسُولًۭا
bir elçi
فَنَتَّبِعَ
uysaydık
ءَايَـٰتِكَ
senin ayetlerine
مِن
önce
قَبْلِ
before
أَن
rezil olmadan
نَّذِلَّ
we were humiliated
وَنَخْزَىٰ
ve alçak (olmadan)

Ali BulaçEğer Biz onları bundan önceki bir azap ile yıkıma uğratmış olsaydık, şüphesiz diyeceklerdi ki: "Rabbimiz, bize bir elçi gönderseydin de, küçülmeden ve aşağılanmadan önce Senin ayetlerine tabi olsaydık

Elmalılı Hamdi YazırEğer biz, onları bundan (peygamber veya Kur'ân'dan) önce bir azab ile yok etseydik, muhakkak "Ey Rabbimiz! bize bir peygamber gönderseydin de, alçak ve rezil olmadan önce âyetlerine uysaydık, olmaz mıydı?" diyeceklerdi

20:135
قُلۡ كُلࣱّ مُّتَرَبِّصࣱ فَتَرَبَّصُواْۖ فَسَتَعۡلَمُونَ مَنۡ أَصۡحَٰبُ ٱلصِّرَٰطِ ٱلسَّوِيِّ وَمَنِ ٱهۡتَدَىٰ
قُلْ
de ki
كُلٌّۭ
herkes
مُّتَرَبِّصٌۭ
gözetlemektedir
فَتَرَبَّصُوا۟ ۖ
gözetleyin
فَسَتَعْلَمُونَ
bileceksiniz
مَنْ
kimdir
أَصْحَـٰبُ
sahipleri
ٱلصِّرَٰطِ
yolun
ٱلسَّوِىِّ
düzgün
وَمَنِ
ve kimdir
ٱهْتَدَىٰ
doğru yolda olan

Ali BulaçDe ki: "Herkes gözetlemektedir; siz de gözleyip durun. Sonunda, dümdüz (dosdoğru) yolun sahipleri kimlermiş ve doğru yola ulaşan kimlermiş, pek yakında öğreneceksiniz

Elmalılı Hamdi YazırDe ki: "Hepimiz beklemekteyiz, siz de bekleyedurun. Şüphesiz düz yolun sahiplerinin kimler olduğunu ve kimlerin doğru yolda bulunduğunu yakında bileceksiniz

← Önceki Sonraki →

20. Taa-Haa Suresi | Anlam Arayışı