20. Taa-Haa سُورَةُ طه 📕 Mushaf görünümünde aç
▶ Sureyi dinle Okuyan: Mişarî Râşid el-Afâsî Mahmûd Halîl el-Hüsarî Muhammed Siddîk el-Minşâvî Ebû Bekr eş-Şâtırî Mâhir el-Muaykılî Alî el-Huzeyfî Her ayeti bir kez 2 kez 3 kez 5 kez 10 kez oku
20:1 ▶ ⧉ ☆
طه
Süleyman Ateş Ta, Ha
20:2 ▶ ⧉ ☆
مَآ أَنزَلۡنَا عَلَيۡكَ ٱلۡقُرۡءَانَ لِتَشۡقَىٰٓ
أَنزَلْنَا
We (have) sent down
ٱلْقُرْءَانَ
(bu) Kur'an'ı
لِتَشْقَىٰٓ
güçlük çekesin diye
Süleyman Ateş Biz bu Kur'an'ı sana güçlük çekesin diye indirmedik
إِلَّا تَذۡكِرَةࣰ لِّمَن يَخۡشَىٰ
Süleyman Ateş Ancak (Allah'tan) korkanlara bir öğüt (olarak indirdik)
20:4 ▶ ⧉ ☆
تَنزِيلࣰ ا مِّمَّنۡ خَلَقَ ٱلۡأَرۡضَ وَٱلسَّمَٰوَٰتِ ٱلۡعُلَى
تَنزِيلًۭا
(O) indirilmiştir
وَٱلسَّمَـٰوَٰتِ
ve gökleri
Süleyman Ateş yeri ve yüce gökleri yaratan tarafından azar azar indirilmiştir
ٱلرَّحۡمَٰنُ عَلَى ٱلۡعَرۡشِ ٱسۡتَوَىٰ
ٱسْتَوَىٰ
istiva etmiş(kurulmuş)tur
Süleyman Ateş Rahman Arş'a istiva etmiş(kurulmuş)tur
لَهُۥ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِي ٱلۡأَرۡضِ وَمَا بَيۡنَهُمَا وَمَا تَحۡتَ ٱلثَّرَىٰ
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
the heavens
بَيْنَهُمَا
ikisinin arasında
Süleyman Ateş Göklerde, yerde, ikisinin arasında ve toprağın altında bulunanlar hep O'nundur (ne kadar kapalı olursa olsun, O'ndan hiçbir şey gizli kalmaz)
وَإِن تَجۡهَرۡ بِٱلۡقَوۡلِ فَإِنَّهُۥ يَعۡلَمُ ٱلسِّرَّ وَأَخۡفَى
وَأَخْفَى
ve daha gizlisini
Süleyman Ateş Sözü açık söylesen de (gizli söylesen de) muhakkak O, gizliyi de ondan daha gizlisini de bilir
ٱللَّهُ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَۖ لَهُ ٱلۡأَسۡمَآءُ ٱلۡحُسۡنَىٰ
Süleyman Ateş Allah ki, O'ndan başka tanrı yoktur. En güzel isimler O'nundur
20:9 ▶ ⧉ ☆
وَهَلۡ أَتَىٰكَ حَدِيثُ مُوسَىٰٓ
Süleyman Ateş Musa'nın haberi sana geldi mi
20:10 ▶ ⧉ ☆
إِذۡ رَءَا نَارࣰ ا فَقَالَ لِأَهۡلِهِ ٱمۡكُثُوٓاْ إِنِّيٓ ءَانَسۡتُ نَارࣰ ا لَّعَلِّيٓ ءَاتِيكُم مِّنۡهَا بِقَبَسٍ أَوۡ أَجِدُ عَلَى ٱلنَّارِ هُدࣰ ى
Süleyman Ateş Hani (o) bir ateş görmüştü de ailesine: "Siz durun ben bir ateş gördüm, belki ondan size bir kor getiririm, yahut ateşin yanında bir yol gösteren bulurum" demişti
20:11 ▶ ⧉ ☆
فَلَمَّآ أَتَىٰهَا نُودِيَ يَٰمُوسَىٰٓ
أَتَىٰهَا
o(ateşin yanı)na gelince
نُودِىَ
kendisine seslenildi
Süleyman Ateş (Musa), o(ateşin yanı)na gelince kendisine "Ey Musa!" diye seslenildi
20:12 ▶ ⧉ ☆
إِنِّيٓ أَنَا۠ رَبُّكَ فَٱخۡلَعۡ نَعۡلَيۡكَ إِنَّكَ بِٱلۡوَادِ ٱلۡمُقَدَّسِ طُوࣰ ى
Süleyman Ateş Ben, (evet) ben senin Rabbinim! Pabuçlarını çıkar. Çünkü sen, kutsal vadide, Tuva'dasın
وَأَنَا ٱخۡتَرۡتُكَ فَٱسۡتَمِعۡ لِمَا يُوحَىٰٓ
Süleyman Ateş Ben seni seçtim, şimdi vahyolunanı dinle
إِنَّنِيٓ أَنَا ٱللَّهُ لَآ إِلَٰهَ إِلَّآ أَنَا۠ فَٱعۡبُدۡنِي وَأَقِمِ ٱلصَّلَوٰةَ لِذِكۡرِيٓ
فَٱعْبُدْنِى
bana kulluk et
لِذِكْرِىٓ
beni anmak için
Süleyman Ateş Muhakkak ben, (evet) ben Allah'ım, benden başka tanrı yoktur. (Yalnız) bana kulluk et ve beni anmak için namaz kıl
إِنَّ ٱلسَّاعَةَ ءَاتِيَةٌ أَكَادُ أُخۡفِيهَا لِتُجۡزَىٰ كُلُّ نَفۡسِۭ بِمَا تَسۡعَىٰ
أُخْفِيهَا
onu gizleyeceğim
لِتُجْزَىٰ
cezalanması için
Süleyman Ateş (Kıyamet ) Sa'at(i) mutlaka gelecektir. Herkesin, peşinde koştuğu işlerle cezalanması için, neredeyse onu gizleyeceğim
20:16 ▶ ⧉ ☆
فَلَا يَصُدَّنَّكَ عَنۡهَا مَن لَّا يُؤۡمِنُ بِهَا وَٱتَّبَعَ هَوَىٰهُ فَتَرۡدَىٰ
يَصُدَّنَّكَ
seni alıkoymasın
فَتَرْدَىٰ
sonra helak olursun
Süleyman Ateş Ona inanmayıp keyfine uyan kimse, seni on(a inanmak)dan alıkoymasın, sonra helak olursun
20:17 ▶ ⧉ ☆
وَمَا تِلۡكَ بِيَمِينِكَ يَٰمُوسَىٰ
Süleyman Ateş Sağ elindeki nedir ey Musa
قَالَ هِيَ عَصَايَ أَتَوَكَّؤُاْ عَلَيۡهَا وَأَهُشُّ بِهَا عَلَىٰ غَنَمِي وَلِيَ فِيهَا مَـَٔارِبُ أُخۡرَىٰ
وَأَهُشُّ
ve yaprak silkeliyorum
Süleyman Ateş (Musa) dedi: "O, asa'mdır. Ona dayanıyorum ve onunla davarıma yaprak silkeliyorum ve onda benim daha birçok ihtiyaçlarım var (onunla birçok ihtiyacımı gideririm)
20:19 ▶ ⧉ ☆
قَالَ أَلۡقِهَا يَٰمُوسَىٰ
Süleyman Ateş (Allah) buyurdu; "(Yere) at onu ey Musa
20:20 ▶ ⧉ ☆
فَأَلۡقَىٰهَا فَإِذَا هِيَ حَيَّةࣱ تَسۡعَىٰ
فَإِذَا
(bir de ne görsün)
حَيَّةٌۭ
kocaman bir yılan
Süleyman Ateş (Musa) attı, bir de ne görsün o, koşan kocaman bir yılan
20:21 ▶ ⧉ ☆
قَالَ خُذۡهَا وَلَا تَخَفۡۖ سَنُعِيدُهَا سِيرَتَهَا ٱلۡأُولَىٰ
سَنُعِيدُهَا
biz onu sokacağız
Süleyman Ateş (Allah): "Al onu, dedi, korkma biz onu yine ilk durumuna sokacağız
20:22 ▶ ⧉ ☆
وَٱضۡمُمۡ يَدَكَ إِلَىٰ جَنَاحِكَ تَخۡرُجۡ بَيۡضَآءَ مِنۡ غَيۡرِ سُوٓءٍ ءَايَةً أُخۡرَىٰ
بَيْضَآءَ
bembeyaz olarak
ءَايَةً
bir mu'cize olarak
Süleyman Ateş Elini böğrüne sok; bir hastalık olmadan, ayrı bir mu'cize olarak bembeyaz bir durumda çıksın
20:23 ▶ ⧉ ☆
لِنُرِيَكَ مِنۡ ءَايَٰتِنَا ٱلۡكُبۡرَى
لِنُرِيَكَ
sana göstermek için
ءَايَـٰتِنَا
mu'cizelerimizden
Süleyman Ateş Ki sana en büyük mu'cizelerimizden bazılarını göstermiş olalım
ٱذۡهَبۡ إِلَىٰ فِرۡعَوۡنَ إِنَّهُۥ طَغَىٰ
Süleyman Ateş İmdi sen Fir'avn'e git: çünkü o azdı
قَالَ رَبِّ ٱشۡرَحۡ لِي صَدۡرِي
Süleyman Ateş (Musa) dedi ki: "Rabbim, benim göğsümü aç (risalet görevini yüklenebilmesi için yüreğimi genişlet)
وَيَسِّرۡ لِيٓ أَمۡرِي
Süleyman Ateş Bana işimi kolaylaştır
وَٱحۡلُلۡ عُقۡدَةࣰ مِّن لِّسَانِي
Süleyman Ateş Dilimin düğümünü çöz
20:28 ▶ ⧉ ☆
يَفۡقَهُواْ قَوۡلِي
Süleyman Ateş Ki sözümü anlasınlar
20:29 ▶ ⧉ ☆
وَٱجۡعَل لِّي وَزِيرࣰ ا مِّنۡ أَهۡلِي
Süleyman Ateş Bana ailemden bir vezir ver
20:30 ▶ ⧉ ☆
هَٰرُونَ أَخِي
Süleyman Ateş Kardeşim Harun'u
ٱشۡدُدۡ بِهِۦٓ أَزۡرِي
Süleyman Ateş Onunla arkamı kuvvetlendir
20:32 ▶ ⧉ ☆
وَأَشۡرِكۡهُ فِيٓ أَمۡرِي
وَأَشْرِكْهُ
ve onu ortak yap
Süleyman Ateş Onu da işime ortak yap
20:33 ▶ ⧉ ☆
كَيۡ نُسَبِّحَكَ كَثِيرࣰ ا
نُسَبِّحَكَ
seni tesbih edelim
Süleyman Ateş Ki seni çok tesbih edelim
20:34 ▶ ⧉ ☆
وَنَذۡكُرَكَ كَثِيرًا
وَنَذْكُرَكَ
ve seni analım
Süleyman Ateş Ve seni çok analım
20:35 ▶ ⧉ ☆
إِنَّكَ كُنتَ بِنَا بَصِيرࣰ ا
Süleyman Ateş Şüphesiz sen, bizi görmektesin
20:36 ▶ ⧉ ☆
قَالَ قَدۡ أُوتِيتَ سُؤۡلَكَ يَٰمُوسَىٰ
Süleyman Ateş (Allah) buyurdu: "Ey Musa, istediğin sana verildi
وَلَقَدۡ مَنَنَّا عَلَيۡكَ مَرَّةً أُخۡرَىٰٓ
مَنَنَّا
biz lutufta bulunmuştuk
Süleyman Ateş Zaten biz sana bir kez daha lutufta bulunmuştuk
20:38 ▶ ⧉ ☆
إِذۡ أَوۡحَيۡنَآ إِلَىٰٓ أُمِّكَ مَا يُوحَىٰٓ
Süleyman Ateş (Sen doğduğun zaman,) Annene vahyedileni vahyetmiştik
أَنِ ٱقۡذِفِيهِ فِي ٱلتَّابُوتِ فَٱقۡذِفِيهِ فِي ٱلۡيَمِّ فَلۡيُلۡقِهِ ٱلۡيَمُّ بِٱلسَّاحِلِ يَأۡخُذۡهُ عَدُوࣱّ لِّي وَعَدُوࣱّ لَّهُۥۚ وَأَلۡقَيۡتُ عَلَيۡكَ مَحَبَّةࣰ مِّنِّي وَلِتُصۡنَعَ عَلَىٰ عَيۡنِيٓ
وَلِتُصْنَعَ
yetiştirilmen için
Süleyman Ateş Onu sandığa koy, suya at; su onu sahile bıraksın; onu benim de düşmanım onun da düşmanı olan biri alacaktır. "Gözümün önünde yetiştirilmen için senin üzerine benden bir sevgi koydum (görenler senin üzerine koyduğum bu sevgiden ötürü sana meftun oldular)
20:40 ▶ ⧉ ☆
إِذۡ تَمۡشِيٓ أُخۡتُكَ فَتَقُولُ هَلۡ أَدُلُّكُمۡ عَلَىٰ مَن يَكۡفُلُهُۥۖ فَرَجَعۡنَٰكَ إِلَىٰٓ أُمِّكَ كَيۡ تَقَرَّ عَيۡنُهَا وَلَا تَحۡزَنَۚ وَقَتَلۡتَ نَفۡسࣰ ا فَنَجَّيۡنَٰكَ مِنَ ٱلۡغَمِّ وَفَتَنَّٰكَ فُتُونࣰ اۚ فَلَبِثۡتَ سِنِينَ فِيٓ أَهۡلِ مَدۡيَنَ ثُمَّ جِئۡتَ عَلَىٰ قَدَرࣲ يَٰمُوسَىٰ
أَدُلُّكُمْ
size göstereyim
فَرَجَعْنَـٰكَ
böylece seni geri verdik
وَقَتَلْتَ
ve sen öldürmüştün
فَنَجَّيْنَـٰكَ
seni kurtarmıştık
وَفَتَنَّـٰكَ
ve seni denemiştik
فُتُونًۭا ۚ
(iyi bir) deneyişle
عَلَىٰ
belirlediğimiz vakitte
قَدَرٍۢ
the decreed (time)
Süleyman Ateş Kızkardeşin ona bakacak birini size göstereyim mi? diyordu. Böylece seni annene geri verdik ki gözü aydın olsun, üzülmesin. Sen bir de adam öldürmüştün. O zaman da seni tasadan kurtarmış ve seni iyice denemiştik. Medyen halkı arasında yıllarca kaldın. Sonra belirlediğimiz bir vakitte bize geldin ey Musa
20:41 ▶ ⧉ ☆
وَٱصۡطَنَعۡتُكَ لِنَفۡسِي
وَٱصْطَنَعْتُكَ
ve seni yetiştirdim
Süleyman Ateş Seni kendim için yetiştirdim
20:42 ▶ ⧉ ☆
ٱذۡهَبۡ أَنتَ وَأَخُوكَ بِـَٔايَٰتِي وَلَا تَنِيَا فِي ذِكۡرِي
Süleyman Ateş Sen ve kardeşin, ayetlerimi götürün, beni anmakta gevşeklik etmeyin
ٱذۡهَبَآ إِلَىٰ فِرۡعَوۡنَ إِنَّهُۥ طَغَىٰ
Süleyman Ateş Fir'avn'e gidin, çünkü o azdı
20:44 ▶ ⧉ ☆
فَقُولَا لَهُۥ قَوۡلࣰ ا لَّيِّنࣰ ا لَّعَلَّهُۥ يَتَذَكَّرُ أَوۡ يَخۡشَىٰ
Süleyman Ateş Ona yumuşak söz söyleyin, belki öğüt alır veya korkar
قَالَا رَبَّنَآ إِنَّنَا نَخَافُ أَن يَفۡرُطَ عَلَيۡنَآ أَوۡ أَن يَطۡغَىٰ
Süleyman Ateş Dediler ki: "Rabbimiz, onun bize taşkınlık etmesinden, yahut iyice azmasından korkuyoruz
قَالَ لَا تَخَافَآۖ إِنَّنِي مَعَكُمَآ أَسۡمَعُ وَأَرَىٰ
مَعَكُمَآ
sizinle beraberim
Süleyman Ateş Korkmayın, dedi, ben sizinle beraberim, işitir ve görürüm
20:47 ▶ ⧉ ☆
فَأۡتِيَاهُ فَقُولَآ إِنَّا رَسُولَا رَبِّكَ فَأَرۡسِلۡ مَعَنَا بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ وَلَا تُعَذِّبۡهُمۡۖ قَدۡ جِئۡنَٰكَ بِـَٔايَةࣲ مِّن رَّبِّكَۖ وَٱلسَّلَٰمُ عَلَىٰ مَنِ ٱتَّبَعَ ٱلۡهُدَىٰٓ
فَأْتِيَاهُ
haydi varın ona
تُعَذِّبْهُمْ ۖ
onlara azab etme
جِئْنَـٰكَ
biz sana getirdik
Süleyman Ateş Haydi, varın ona, deyin ki: Biz senin Rabbinin elçileriyiz; İsrail oğullarını bizimle gönder, onlara azab etme. Biz Rabbinden sana bir ayet getirdik. Esenlik, hidayete uyanlaradır
إِنَّا قَدۡ أُوحِيَ إِلَيۡنَآ أَنَّ ٱلۡعَذَابَ عَلَىٰ مَن كَذَّبَ وَتَوَلَّىٰ
وَتَوَلَّىٰ
ve yüz çevirenin
Süleyman Ateş Bize, yalanlayıp yüz çevirenin, azaba uğrayacağı vahyolundu
20:49 ▶ ⧉ ☆
قَالَ فَمَن رَّبُّكُمَا يَٰمُوسَىٰ
Süleyman Ateş (Fir'avn): "Rabbiniz kimdir ey Musa?" dedi
قَالَ رَبُّنَا ٱلَّذِيٓ أَعۡطَىٰ كُلَّ شَيۡءٍ خَلۡقَهُۥ ثُمَّ هَدَىٰ
هَدَىٰ
onu doğru yola iletendir
Süleyman Ateş (Musa): "Rabbimiz, her şeye yaratılışını (varlığını ve biçimini) verip sonra onu doğru yola ileten (yaratılış gayesine uygun yola yönelten)dir." dedi
قَالَ فَمَا بَالُ ٱلۡقُرُونِ ٱلۡأُولَىٰ
Süleyman Ateş (Fir'avn): "Peki ya ilk nesillerin hali ne olacak?" dedi
20:52 ▶ ⧉ ☆
قَالَ عِلۡمُهَا عِندَ رَبِّي فِي كِتَٰبࣲۖ لَّا يَضِلُّ رَبِّي وَلَا يَنسَى
Süleyman Ateş Dedi ki: "Onların bilgisi Rabbimin yanında bir Kitaptadır. Rabbim şaşmaz ve unutmaz
ٱلَّذِي جَعَلَ لَكُمُ ٱلۡأَرۡضَ مَهۡدࣰ ا وَسَلَكَ لَكُمۡ فِيهَا سُبُلࣰ ا وَأَنزَلَ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءࣰ فَأَخۡرَجۡنَا بِهِۦٓ أَزۡوَٰجࣰ ا مِّن نَّبَاتࣲ شَتَّىٰ
Süleyman Ateş O ki, yeri size beşik yaptı ve onda sizin için yollar açtı, gökten bir su indirdi. Onunla her çeşit bitkiden çiftler çıkardık
20:54 ▶ ⧉ ☆
كُلُواْ وَٱرۡعَوۡاْ أَنۡعَٰمَكُمۡۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَٰتࣲ لِّأُوْلِي ٱلنُّهَىٰ
أَنْعَـٰمَكُمْ ۗ
hayvanlarınızı
Süleyman Ateş Yeyin, hayvanlarınızı otlatın. Şüphesiz bunda, akıl sahipleri için ibretler vardır
۞مِنۡهَا خَلَقۡنَٰكُمۡ وَفِيهَا نُعِيدُكُمۡ وَمِنۡهَا نُخۡرِجُكُمۡ تَارَةً أُخۡرَىٰ
۞ مِنْهَا
ondan (topraktan)
خَلَقْنَـٰكُمْ
sizi yarattık
نُخْرِجُكُمْ
sizi çıkarırız
Süleyman Ateş Sizi topraktan yarattık, yine oraya döndürürüz ve sizi bir kez daha ondan çıkarırız
20:56 ▶ ⧉ ☆
وَلَقَدۡ أَرَيۡنَٰهُ ءَايَٰتِنَا كُلَّهَا فَكَذَّبَ وَأَبَىٰ
أَرَيْنَـٰهُ
biz ona gösterdik
ءَايَـٰتِنَا
ayetlerimizin
فَكَذَّبَ
yine de yalanladı
Süleyman Ateş Andolsun biz o(Fir'av)n'a ayetlerimizin hepsini gösterdik, yine de yalanladı ve dayattı
20:57 ▶ ⧉ ☆
قَالَ أَجِئۡتَنَا لِتُخۡرِجَنَا مِنۡ أَرۡضِنَا بِسِحۡرِكَ يَٰمُوسَىٰ
لِتُخْرِجَنَا
bizi çıkarmak için
Süleyman Ateş Ve: "Sen bizi büyünle yurdumuzdan çıkarasın diye mi geldin ey Musa?" dedi
20:58 ▶ ⧉ ☆
فَلَنَأۡتِيَنَّكَ بِسِحۡرࣲ مِّثۡلِهِۦ فَٱجۡعَلۡ بَيۡنَنَا وَبَيۡنَكَ مَوۡعِدࣰ ا لَّا نُخۡلِفُهُۥ نَحۡنُ وَلَآ أَنتَ مَكَانࣰ ا سُوࣰ ى
فَلَنَأْتِيَنَّكَ
biz de mutlaka sana getireceğiz
نُخْلِفُهُۥ
caymayacağımız
Süleyman Ateş Biz de mutlaka sana o(se)nin (büyün) gibi bir büyü getireceğiz. Sen şimdi seninle bizim aramızda bir buluşma zamanı ve yeri tayin et; ne senin, ne de bizim caymayacağımız uygun bir yer olsun
20:59 ▶ ⧉ ☆
قَالَ مَوۡعِدُكُمۡ يَوۡمُ ٱلزِّينَةِ وَأَن يُحۡشَرَ ٱلنَّاسُ ضُحࣰ ى
مَوْعِدُكُمْ
buluşma zamanınız
Süleyman Ateş (Musa): "Buluşma zamanınız, Süs (bayram) günü ve insanaların toplanacağı kuşluk vakti olsun" dedi
20:60 ▶ ⧉ ☆
فَتَوَلَّىٰ فِرۡعَوۡنُ فَجَمَعَ كَيۡدَهُۥ ثُمَّ أَتَىٰ
Süleyman Ateş Fir'avn, dönüp gitti, hilesini (büyücüleri ve onların aletlerini) topladı, sonra (belirtilen yere) geldi
قَالَ لَهُم مُّوسَىٰ وَيۡلَكُمۡ لَا تَفۡتَرُواْ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبࣰ ا فَيُسۡحِتَكُم بِعَذَابࣲۖ وَقَدۡ خَابَ مَنِ ٱفۡتَرَىٰ
فَيُسْحِتَكُم
sonra kökünüzü keser
Süleyman Ateş Musa onlara: "Yazık size, dedi, Allah'a yalan uydurmayın, sonra (O), bir azab ile kökünüzü keser, doğrusu iftira eden perişan olmuştur
20:62 ▶ ⧉ ☆
فَتَنَٰزَعُوٓاْ أَمۡرَهُم بَيۡنَهُمۡ وَأَسَرُّواْ ٱلنَّجۡوَىٰ
فَتَنَـٰزَعُوٓا۟
sonra tartıştılar
بَيْنَهُمْ
kendi aralarında
Süleyman Ateş (Fir'avn'ın topladığı büyücüler), işlerini kendi aralarında tartıştılar ve gizli konuştular
قَالُوٓاْ إِنۡ هَٰذَٰنِ لَسَٰحِرَٰنِ يُرِيدَانِ أَن يُخۡرِجَاكُم مِّنۡ أَرۡضِكُم بِسِحۡرِهِمَا وَيَذۡهَبَا بِطَرِيقَتِكُمُ ٱلۡمُثۡلَىٰ
لَسَـٰحِرَٰنِ
iki büyücüdür
يُخْرِجَاكُم
sizi çıkarsınlar
وَيَذْهَبَا
ve gidersinler
بِطَرِيقَتِكُمُ
sizin yolunuzu
Süleyman Ateş Dediler ki: "Bunlar iki büyücü, başka bir şey değil. Büyüleriyle sizi yurdunuzdan çıkarmak ve sizin örnek yolunuzu, (üstün dininizi) gidermek istiyorlar
20:64 ▶ ⧉ ☆
فَأَجۡمِعُواْ كَيۡدَكُمۡ ثُمَّ ٱئۡتُواْ صَفࣰّ اۚ وَقَدۡ أَفۡلَحَ ٱلۡيَوۡمَ مَنِ ٱسۡتَعۡلَىٰ
فَأَجْمِعُوا۟
siz toplayın
Süleyman Ateş Onun için siz hilenizi toplayın, sonra sıra halinde gelin. Bugün üstün gelen başarmıştır
قَالُواْ يَٰمُوسَىٰٓ إِمَّآ أَن تُلۡقِيَ وَإِمَّآ أَن نَّكُونَ أَوَّلَ مَنۡ أَلۡقَىٰ
Süleyman Ateş (Büyücüler önce Musa'nın işe başlamasını istediler) Dediler ki: "Ey Musa, ya sen at, yahut önce atan biz olalım
قَالَ بَلۡ أَلۡقُواْۖ فَإِذَا حِبَالُهُمۡ وَعِصِيُّهُمۡ يُخَيَّلُ إِلَيۡهِ مِن سِحۡرِهِمۡ أَنَّهَا تَسۡعَىٰ
فَإِذَا
(bir de ne görsün)
حِبَالُهُمْ
onların ipleri
Süleyman Ateş (Musa): "Hayır siz atın!" dedi. (Attılar. Musa) bir de ne görsün: Büyülerinden ötürü onların ipleri ve sopaları gerçekten koşuyor gibi görünüyor
فَأَوۡجَسَ فِي نَفۡسِهِۦ خِيفَةࣰ مُّوسَىٰ
فَأَوْجَسَ
bu yüzden duydu
Süleyman Ateş Bu yüzden Musa, içinde bir korku duydu
20:68 ▶ ⧉ ☆
قُلۡنَا لَا تَخَفۡ إِنَّكَ أَنتَ ٱلۡأَعۡلَىٰ
Süleyman Ateş (Biz kendisine): "Korkma, dedik, üstün gelecek sensin, sen
20:69 ▶ ⧉ ☆
وَأَلۡقِ مَا فِي يَمِينِكَ تَلۡقَفۡ مَا صَنَعُوٓاْۖ إِنَّمَا صَنَعُواْ كَيۡدُ سَٰحِرࣲۖ وَلَا يُفۡلِحُ ٱلسَّاحِرُ حَيۡثُ أَتَىٰ
صَنَعُوٓا۟ ۖ
onların yaptıkları
صَنَعُوا۟
onların yaptıkları
Süleyman Ateş Sağ elindekini at! Onların yaptıklarını yutsun. Çünkü onların yaptıkları, bir büyücünün hilesidir. Büyücü de nereye varsa iflah olmaz
20:70 ▶ ⧉ ☆
فَأُلۡقِيَ ٱلسَّحَرَةُ سُجَّدࣰ ا قَالُوٓاْ ءَامَنَّا بِرَبِّ هَٰرُونَ وَمُوسَىٰ
فَأُلْقِىَ
sonra kapandılar
Süleyman Ateş Bunun üzerine büyücüler secdeye kapandılar: "Harun'un ve Musa'nın Rabbine inandık!" dediler
20:71 ▶ ⧉ ☆
قَالَ ءَامَنتُمۡ لَهُۥ قَبۡلَ أَنۡ ءَاذَنَ لَكُمۡۖ إِنَّهُۥ لَكَبِيرُكُمُ ٱلَّذِي عَلَّمَكُمُ ٱلسِّحۡرَۖ فَلَأُقَطِّعَنَّ أَيۡدِيَكُمۡ وَأَرۡجُلَكُم مِّنۡ خِلَٰفࣲ وَلَأُصَلِّبَنَّكُمۡ فِي جُذُوعِ ٱلنَّخۡلِ وَلَتَعۡلَمُنَّ أَيُّنَآ أَشَدُّ عَذَابࣰ ا وَأَبۡقَىٰ
لَكَبِيرُكُمُ
büyüğünüzdür
فَلَأُقَطِّعَنَّ
öyleyse ben keseceğim
أَيْدِيَكُمْ
sizin ellerinizi
وَأَرْجُلَكُم
ve ayaklarınızı
وَلَأُصَلِّبَنَّكُمْ
ve sizi asacağım
وَلَتَعْلَمُنَّ
ve bileceksiniz
وَأَبْقَىٰ
ve sürekli imiş
Süleyman Ateş (Fir'avn): "Ben size izin vermeden ona inandınız ha? O, size büyü öğreten büyüğünüzdür. Öyleyse ben de sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çapraz keseceğim ve sizi hurma dallarına asacağım, hangimizin azabı daha çetin ve sürekli imiş bileceksiniz!" dedi
قَالُواْ لَن نُّؤۡثِرَكَ عَلَىٰ مَا جَآءَنَا مِنَ ٱلۡبَيِّنَٰتِ وَٱلَّذِي فَطَرَنَاۖ فَٱقۡضِ مَآ أَنتَ قَاضٍۖ إِنَّمَا تَقۡضِي هَٰذِهِ ٱلۡحَيَوٰةَ ٱلدُّنۡيَآ
نُّؤْثِرَكَ
seni tercih edemeyiz
ٱلْبَيِّنَـٰتِ
the clear proofs
تَقْضِى
(istediğini) yapabilirsin
Süleyman Ateş Dediler ki: "Biz, seni, bize gelen açık delillere ve bizi yaratana tercih edemeyiz. Yapacağını yap, sen ancak bu dünya hayatında istediğini yapabilirsin
إِنَّآ ءَامَنَّا بِرَبِّنَا لِيَغۡفِرَ لَنَا خَطَٰيَٰنَا وَمَآ أَكۡرَهۡتَنَا عَلَيۡهِ مِنَ ٱلسِّحۡرِۗ وَٱللَّهُ خَيۡرࣱ وَأَبۡقَىٰٓ
لِيَغْفِرَ
bağışlaması için
خَطَـٰيَـٰنَا
günahlarımızı
أَكْرَهْتَنَا
bizi yapmaya zorladığın
وَأَبْقَىٰٓ
ve daha süreklidir
Süleyman Ateş Biz Rabbimize inandık ki (O) bizim günahlarımızı ve senin bizi yapmaya zorladığın büyüyü bağışlasın. (Elbette) Allah daha hayırlı ve (O'nun mükafatı ve cezası) daha süreklidir
إِنَّهُۥ مَن يَأۡتِ رَبَّهُۥ مُجۡرِمࣰ ا فَإِنَّ لَهُۥ جَهَنَّمَ لَا يَمُوتُ فِيهَا وَلَا يَحۡيَىٰ
Süleyman Ateş Kim Rabbine suçlu olarak gelirse onun için cehennem vardır; orada ne ölür ne de yaşar
20:75 ▶ ⧉ ☆
وَمَن يَأۡتِهِۦ مُؤۡمِنࣰ ا قَدۡ عَمِلَ ٱلصَّٰلِحَٰتِ فَأُوْلَٰٓئِكَ لَهُمُ ٱلدَّرَجَٰتُ ٱلۡعُلَىٰ
Süleyman Ateş Kim de iyi işler yapmış bir mü'min olarak O'na gelirse, işte onlar için de yüksek dereceler vardır
20:76 ▶ ⧉ ☆
جَنَّٰتُ عَدۡنࣲ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَاۚ وَذَٰلِكَ جَزَآءُ مَن تَزَكَّىٰ
خَـٰلِدِينَ
sürekli olarak kalırlar
Süleyman Ateş Altlarından ırmaklar akan Adn cennetleri . Orada sürekli olarak kalırlar. İşte arınanların mükafatı budur
20:77 ▶ ⧉ ☆
وَلَقَدۡ أَوۡحَيۡنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰٓ أَنۡ أَسۡرِ بِعِبَادِي فَٱضۡرِبۡ لَهُمۡ طَرِيقࣰ ا فِي ٱلۡبَحۡرِ يَبَسࣰ ا لَّا تَخَٰفُ دَرَكࣰ ا وَلَا تَخۡشَىٰ
أَوْحَيْنَآ
biz vahyetmiştik
Süleyman Ateş Andolsun biz Musa'ya: "Kullarımı geceleyin (Mısır'dan çıkarıp) yürüt; (asanla suya) vur, denizde onlar için kuru bir yol (aç). (Fir'avn'ın sana) yetişme(sin)den korkma, (boğulmaktan) endişe etme." diye vahyetmiştik
20:78 ▶ ⧉ ☆
فَأَتۡبَعَهُمۡ فِرۡعَوۡنُ بِجُنُودِهِۦ فَغَشِيَهُم مِّنَ ٱلۡيَمِّ مَا غَشِيَهُمۡ
فَأَتْبَعَهُمْ
onların ardına düştü
Süleyman Ateş Fir'avn, askerleriyle onların ardına düştü, denizden onları örten örttü (deniz onları örtüp boğdu)
20:79 ▶ ⧉ ☆
وَأَضَلَّ فِرۡعَوۡنُ قَوۡمَهُۥ وَمَا هَدَىٰ
هَدَىٰ
doğru yola iletmedi
Süleyman Ateş Fir'avn toplumunu saptırdı, doğru yola iletmedi
20:80 ▶ ⧉ ☆
يَٰبَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ قَدۡ أَنجَيۡنَٰكُم مِّنۡ عَدُوِّكُمۡ وَوَٰعَدۡنَٰكُمۡ جَانِبَ ٱلطُّورِ ٱلۡأَيۡمَنَ وَنَزَّلۡنَا عَلَيۡكُمُ ٱلۡمَنَّ وَٱلسَّلۡوَىٰ
أَنجَيْنَـٰكُم
biz sizi kurtardık
وَوَٰعَدْنَـٰكُمْ
ve size va'dettik
وَٱلسَّلْوَىٰ
ve bıldırcın
Süleyman Ateş Ey İsrail oğulları, biz sizi düşmanınızdan kurtardık ve Tur'un sağ yanında, (Musa ile konuşmayı) size va'dettik; üzerinize kudret helvasıyle bıldırcın indirdik
كُلُواْ مِن طَيِّبَٰتِ مَا رَزَقۡنَٰكُمۡ وَلَا تَطۡغَوۡاْ فِيهِ فَيَحِلَّ عَلَيۡكُمۡ غَضَبِيۖ وَمَن يَحۡلِلۡ عَلَيۡهِ غَضَبِي فَقَدۡ هَوَىٰ
طَيِّبَـٰتِ
(the) good things
رَزَقْنَـٰكُمْ
sizi rızıklandırdığımız
تَطْغَوْا۟
taşkınlık etmeyin
هَوَىٰ
düşmüş(mahvolmuş)tur
Süleyman Ateş Size verdiğimiz rızkın temizlerinden yeyin, ama bu hususta taşkınlık etmeyin; sonra gazabım üzerinize iner, kimin üstüne gazabım inerse o, düşmüş(mahvolmuş)tur
20:82 ▶ ⧉ ☆
وَإِنِّي لَغَفَّارࣱ لِّمَن تَابَ وَءَامَنَ وَعَمِلَ صَٰلِحࣰ ا ثُمَّ ٱهۡتَدَىٰ
لَغَفَّارٌۭ
çok bağışlayıcıyımdır
Süleyman Ateş Ve Ben, tevbe eden, inanan ve yararlı iş yapan, sonra da yola gelen kimseye karşı çok bağışlayıcıyımdır
20:83 ▶ ⧉ ☆
۞وَمَآ أَعۡجَلَكَ عَن قَوۡمِكَ يَٰمُوسَىٰ
أَعْجَلَكَ
seni aceleyle sevk eden
Süleyman Ateş Seni kavminden çabucak ayrıl(ıp gel)meğe sevk eden nedir? (Niçin onları hemen bırakıp geldin) ey Musa? (dedik)
20:84 ▶ ⧉ ☆
قَالَ هُمۡ أُوْلَآءِ عَلَىٰٓ أَثَرِي وَعَجِلۡتُ إِلَيۡكَ رَبِّ لِتَرۡضَىٰ
وَعَجِلْتُ
ve ben acele ettim
لِتَرْضَىٰ
razı olman için
Süleyman Ateş Dedi: "Onlar benim arkamdan geliyorlar, ya Rabbi razı olman için sana çabuk geldim
قَالَ فَإِنَّا قَدۡ فَتَنَّا قَوۡمَكَ مِنۢ بَعۡدِكَ وَأَضَلَّهُمُ ٱلسَّامِرِيُّ
وَأَضَلَّهُمُ
ve onları saptırdı
Süleyman Ateş (Allah): "Ama biz senden sonra kavmini sınadık. Samiri onları saptırdı" dedi
20:86 ▶ ⧉ ☆
فَرَجَعَ مُوسَىٰٓ إِلَىٰ قَوۡمِهِۦ غَضۡبَٰنَ أَسِفࣰ اۚ قَالَ يَٰقَوۡمِ أَلَمۡ يَعِدۡكُمۡ رَبُّكُمۡ وَعۡدًا حَسَنًاۚ أَفَطَالَ عَلَيۡكُمُ ٱلۡعَهۡدُ أَمۡ أَرَدتُّمۡ أَن يَحِلَّ عَلَيۡكُمۡ غَضَبࣱ مِّن رَّبِّكُمۡ فَأَخۡلَفۡتُم مَّوۡعِدِي
فَرَجَعَ
bunun üzerine döndü
غَضْبَـٰنَ
çok kızgın bir halde
أَلَمْ
size va'detmemiş miydi?
فَأَخْلَفْتُم
bu yüzden caydınız
مَّوْعِدِى
bana verdiğiniz sözden
Süleyman Ateş Bunun üzerine Musa, çok kızgın ve üzüntülü bir halde kavmine döndü: "Ey Kavmim, dedi, Rabbiniz size güzel bir va'idde bulunmamış mıydı? Süre mi size uzun geldi (zamanla verdiğiniz sözü unuttunuz mu)? Yoksa Rabbinizden bir gazabın üstünüze inmesini mi istediniz ki, bana verdiğiniz sözden caydınız (beni izlemediniz)
20:87 ▶ ⧉ ☆
قَالُواْ مَآ أَخۡلَفۡنَا مَوۡعِدَكَ بِمَلۡكِنَا وَلَٰكِنَّا حُمِّلۡنَآ أَوۡزَارࣰ ا مِّن زِينَةِ ٱلۡقَوۡمِ فَقَذَفۡنَٰهَا فَكَذَٰلِكَ أَلۡقَى ٱلسَّامِرِيُّ
بِمَلْكِنَا
kendi malımızla
حُمِّلْنَآ
bize yükletilmişti
أَوْزَارًۭا
yükler (günahlar)
فَقَذَفْنَـٰهَا
onları attık
Süleyman Ateş Dediler ki: "Kendi malımızla senin sözünden çıkmadık", fakat o milletin (yani Mısırlıların) süs(eşyas)ından bize yükler yükletilmişti. Onları (ateşe) attık. Aynı şekilde Samiri de attı
20:88 ▶ ⧉ ☆
فَأَخۡرَجَ لَهُمۡ عِجۡلࣰ ا جَسَدࣰ ا لَّهُۥ خُوَارࣱ فَقَالُواْ هَٰذَآ إِلَٰهُكُمۡ وَإِلَٰهُ مُوسَىٰ فَنَسِيَ
فَأَخْرَجَ
sonra ortaya çıkardı
إِلَـٰهُكُمْ
sizin tanrınız
Süleyman Ateş Onlara, böğürmesi olan bir buzağı heykeli ortaya çıkardı. Dediler ki, "Bu sizin de tanrınız, Musa'nın da tanrısıdır, fakat o unuttu
20:89 ▶ ⧉ ☆
أَفَلَا يَرَوۡنَ أَلَّا يَرۡجِعُ إِلَيۡهِمۡ قَوۡلࣰ ا وَلَا يَمۡلِكُ لَهُمۡ ضَرࣰّ ا وَلَا نَفۡعࣰ ا
أَفَلَا
onlar görmüyorlar mı?
Süleyman Ateş Onlar görmüyorlar mı ki o (buzağı) kendilerine bir söz söyleyemez; bir zarar, ve yarar veremez
20:90 ▶ ⧉ ☆
وَلَقَدۡ قَالَ لَهُمۡ هَٰرُونُ مِن قَبۡلُ يَٰقَوۡمِ إِنَّمَا فُتِنتُم بِهِۦۖ وَإِنَّ رَبَّكُمُ ٱلرَّحۡمَٰنُ فَٱتَّبِعُونِي وَأَطِيعُوٓاْ أَمۡرِي
ٱلرَّحْمَـٰنُ
çok esirgeyendir
فَٱتَّبِعُونِى
bana tâbi olun
وَأَطِيعُوٓا۟
ve ita'at edin
Süleyman Ateş Önceden Harun, kendilerine: "Ey kavmim, andolsun siz bununla sınandınız. Rabbiniz, o çok esirgeyendir. Bana uyun, buyruğuma ita'at edin!" demişti
20:91 ▶ ⧉ ☆
قَالُواْ لَن نَّبۡرَحَ عَلَيۡهِ عَٰكِفِينَ حَتَّىٰ يَرۡجِعَ إِلَيۡنَا مُوسَىٰ
Süleyman Ateş Dediler: "Musa bize dönünceye kadar buna tapmaktan vazgeçmeyeceğiz
20:92 ▶ ⧉ ☆
قَالَ يَٰهَٰرُونُ مَا مَنَعَكَ إِذۡ رَأَيۡتَهُمۡ ضَلُّوٓاْ
رَأَيْتَهُمْ
gördüğünde onların
Süleyman Ateş (Musa) "Ey Harun, oların saptıklarını gördüğün zaman sana ne engel oldu (da önlemedin)? dedi
أَلَّا تَتَّبِعَنِۖ أَفَعَصَيۡتَ أَمۡرِي
أَلَّا
neden bana uymadın?
تَتَّبِعَنِ ۖ
you follow me
أَفَعَصَيْتَ
karşı mı geldin?
Süleyman Ateş Neden bana uymadın, buyruğuma karşı mı geldin? (Ve kardeşinin sakalından tutup çekmeğe başladı)
20:94 ▶ ⧉ ☆
قَالَ يَبۡنَؤُمَّ لَا تَأۡخُذۡ بِلِحۡيَتِي وَلَا بِرَأۡسِيٓۖ إِنِّي خَشِيتُ أَن تَقُولَ فَرَّقۡتَ بَيۡنَ بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ وَلَمۡ تَرۡقُبۡ قَوۡلِي
يَبْنَؤُمَّ
(ey) anamın oğlu
فَرَّقْتَ
ayrılık çıkardın
Süleyman Ateş (Harun, kardeşini yumuşatabilmek için): "Ey anamın oğlu, dedi, sakalımı, başımı tutma. Ben senin 'İsrail oğulları arasında ayrılık çıkardın, sözümü tutmadın' diyeceğinden korktum (da onun için idare yoluna gittim)
20:95 ▶ ⧉ ☆
قَالَ فَمَا خَطۡبُكَ يَٰسَٰمِرِيُّ
Süleyman Ateş (Musa, Samiri'ye döndü): "Ey Samiri, ya senin amacın nedir?" dedi
20:96 ▶ ⧉ ☆
قَالَ بَصُرۡتُ بِمَا لَمۡ يَبۡصُرُواْ بِهِۦ فَقَبَضۡتُ قَبۡضَةࣰ مِّنۡ أَثَرِ ٱلرَّسُولِ فَنَبَذۡتُهَا وَكَذَٰلِكَ سَوَّلَتۡ لِي نَفۡسِي
فَنَبَذْتُهَا
ve onu attım
وَكَذَٰلِكَ
ve böyle (yapmayı)
Süleyman Ateş (Samiri): "Ben dedi, onların görmediklerini gördüm. Elçinin eserinden bir avuç aldım da attım; nefsim bana böyle (yapmayı) hoş gösterdi
قَالَ فَٱذۡهَبۡ فَإِنَّ لَكَ فِي ٱلۡحَيَوٰةِ أَن تَقُولَ لَا مِسَاسَۖ وَإِنَّ لَكَ مَوۡعِدࣰ ا لَّن تُخۡلَفَهُۥۖ وَٱنظُرۡ إِلَىٰٓ إِلَٰهِكَ ٱلَّذِي ظَلۡتَ عَلَيۡهِ عَاكِفࣰ اۖ لَّنُحَرِّقَنَّهُۥ ثُمَّ لَنَنسِفَنَّهُۥ فِي ٱلۡيَمِّ نَسۡفًا
مَوْعِدًۭا
va'dedilenden (cezadan)
تُخْلَفَهُۥ ۖ
kurtulamayacaksın
لَّنُحَرِّقَنَّهُۥ
biz onu yakacağız
لَنَنسِفَنَّهُۥ
onu savuracağız
Süleyman Ateş (Musa): "Git, dedi. Artık hayat boyunca sen: 'Bana dokunmayın!' diyeceksin (toplumdan refüze edilip yalnız başına kalacaksın), sana va'dedilen bir ceza var ki ondan asla şaşırılmayacaksın (mutlaka o cezanı tam zamanında bulacaksın). Şimdi durup taptığın tanrına bak. Biz onu yakacağız, sonra onu ufalayıp denize savuracağız
إِنَّمَآ إِلَٰهُكُمُ ٱللَّهُ ٱلَّذِي لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَۚ وَسِعَ كُلَّ شَيۡءٍ عِلۡمࣰ ا
Süleyman Ateş Tanrınız ancak kendisinden başka tanrı olmayan Allah'tır. O'nun bilgisi her şeyi kuşatmıştır
20:99 ▶ ⧉ ☆
كَذَٰلِكَ نَقُصُّ عَلَيۡكَ مِنۡ أَنۢبَآءِ مَا قَدۡ سَبَقَۚ وَقَدۡ ءَاتَيۡنَٰكَ مِن لَّدُنَّا ذِكۡرࣰ ا
Süleyman Ateş Böylece sana geçmişlerin haberlerinden bir miktar anlatıyoruz. Gerçekten sana katımızdan bir Zikir (geçmiş olaylardan bir anı) verdik
20:100 ▶ ⧉ ☆
مَّنۡ أَعۡرَضَ عَنۡهُ فَإِنَّهُۥ يَحۡمِلُ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ وِزۡرًا
Süleyman Ateş Kim ondan yüz çevirirse o, kıyamet günü (ağır) bir günah yüklenecekdir
20:101 ▶ ⧉ ☆
خَٰلِدِينَ فِيهِۖ وَسَآءَ لَهُمۡ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ حِمۡلࣰ ا
خَـٰلِدِينَ
sürekli olarak kalacaklardır
Süleyman Ateş Sürekli olarak o yükün altında kalacaklardır. Kıyamet gününde bu, onlar için ne kötü bir yüktür
يَوۡمَ يُنفَخُ فِي ٱلصُّورِۚ وَنَحۡشُرُ ٱلۡمُجۡرِمِينَ يَوۡمَئِذࣲ زُرۡقࣰ ا
Süleyman Ateş O gün Sur'a üflenir ve o gün suçluları, gömgök (kör bir durumda) süreriz
20:103 ▶ ⧉ ☆
يَتَخَٰفَتُونَ بَيۡنَهُمۡ إِن لَّبِثۡتُمۡ إِلَّا عَشۡرࣰ ا
يَتَخَـٰفَتُونَ
gizli gizli derler
بَيْنَهُمْ
kendi aralarında
Süleyman Ateş Kendi aralarında gizli gizli, "(dünyada) On günden fazla kalmadınız" derler
20:104 ▶ ⧉ ☆
نَّحۡنُ أَعۡلَمُ بِمَا يَقُولُونَ إِذۡ يَقُولُ أَمۡثَلُهُمۡ طَرِيقَةً إِن لَّبِثۡتُمۡ إِلَّا يَوۡمࣰ ا
يَقُولُونَ
onların dedikleri
أَمْثَلُهُمْ
onların seçkinleri
طَرِيقَةً
yol (hayat tarzı) bakımından
Süleyman Ateş Onların dedikleri(kalış süresi)ni biz daha iyi biliriz. En akıllıları ise: "Siz yalnız bir gün kaldınız," der
20:105 ▶ ⧉ ☆
وَيَسۡـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلۡجِبَالِ فَقُلۡ يَنسِفُهَا رَبِّي نَسۡفࣰ ا
وَيَسْـَٔلُونَكَ
ve sana soruyorlar
يَنسِفُهَا
onları savuracak
Süleyman Ateş Sana dağlardan soruyorlar. De ki: "Rabbim onları ufalayıp savuracak
20:106 ▶ ⧉ ☆
فَيَذَرُهَا قَاعࣰ ا صَفۡصَفࣰ ا
Süleyman Ateş Yerlerini boş, dümdüz bırakacaktır
20:107 ▶ ⧉ ☆
لَّا تَرَىٰ فِيهَا عِوَجࣰ ا وَلَآ أَمۡتࣰ ا
Süleyman Ateş Orada ne bir eğrilik, ne de bir tümsek görmeyeceksin
يَوۡمَئِذࣲ يَتَّبِعُونَ ٱلدَّاعِيَ لَا عِوَجَ لَهُۥۖ وَخَشَعَتِ ٱلۡأَصۡوَاتُ لِلرَّحۡمَٰنِ فَلَا تَسۡمَعُ إِلَّا هَمۡسࣰ ا
لِلرَّحْمَـٰنِ
Rahman'ın huzurunda
Süleyman Ateş O gün hiç pürüzü olmayan çağrıcıya uyarlar; (ondan sapma imkanı yoktur). Rahman'ın huzurunda sesler kısılır, fısıltıdan başka bir şey işitemezsin
يَوۡمَئِذࣲ لَّا تَنفَعُ ٱلشَّفَٰعَةُ إِلَّا مَنۡ أَذِنَ لَهُ ٱلرَّحۡمَٰنُ وَرَضِيَ لَهُۥ قَوۡلࣰ ا
Süleyman Ateş O gün Rahman'ın izin verip sözünden hoşlandığı kimseden başkasının şefa'ati fayda vermez
يَعۡلَمُ مَا بَيۡنَ أَيۡدِيهِمۡ وَمَا خَلۡفَهُمۡ وَلَا يُحِيطُونَ بِهِۦ عِلۡمࣰ ا
بَيْنَ
arasında (önlerinde)
أَيْدِيهِمْ
ellerinin (önlerinde)
يُحِيطُونَ
onlar ise kavrayamazlar
Süleyman Ateş O, onların önlerindekini ve arkalarındakini (geçmişlerini ve geleceklerini) bilir; onlar ise bilgice O'nu kavrayamazlar
۞وَعَنَتِ ٱلۡوُجُوهُ لِلۡحَيِّ ٱلۡقَيُّومِۖ وَقَدۡ خَابَ مَنۡ حَمَلَ ظُلۡمࣰ ا
ٱلْقَيُّومِ ۖ
ve herşeye hakim olana
Süleyman Ateş Bütün yüzler, o diri ve yöneticiye boyun eğmiştir. Zulüm yüklenen perişan olmuştur
20:112 ▶ ⧉ ☆
وَمَن يَعۡمَلۡ مِنَ ٱلصَّٰلِحَٰتِ وَهُوَ مُؤۡمِنࣱ فَلَا يَخَافُ ظُلۡمࣰ ا وَلَا هَضۡمࣰ ا
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
the righteous deeds
هَضْمًۭا
hakkının çiğnenmesinden
Süleyman Ateş Kim inanarak iyi olan işlerden yaparsa artık o, ne zulümden , ne de hakkının çiğnenmesinden korkar
وَكَذَٰلِكَ أَنزَلۡنَٰهُ قُرۡءَانًا عَرَبِيࣰّ ا وَصَرَّفۡنَا فِيهِ مِنَ ٱلۡوَعِيدِ لَعَلَّهُمۡ يَتَّقُونَ أَوۡ يُحۡدِثُ لَهُمۡ ذِكۡرࣰ ا
أَنزَلْنَـٰهُ
sana onu indirdik
قُرْءَانًا
bir Kur'an olarak
وَصَرَّفْنَا
ve türlü biçimlere açıkladık
يُحْدِثُ
(Kur'an) yaptırır
Süleyman Ateş Biz sana onu böyle Arapça bir Kur'an olarak indirdik ve onda tehditleri türlü biçimlere çevirip açıkladık ki korunsunlar. Yahut (Kur'an,) onlara bir hatırlama yaptırsın
فَتَعَٰلَى ٱللَّهُ ٱلۡمَلِكُ ٱلۡحَقُّۗ وَلَا تَعۡجَلۡ بِٱلۡقُرۡءَانِ مِن قَبۡلِ أَن يُقۡضَىٰٓ إِلَيۡكَ وَحۡيُهُۥۖ وَقُل رَّبِّ زِدۡنِي عِلۡمࣰ ا
بِٱلْقُرْءَانِ
Kur'an'ı (okumaya)
Süleyman Ateş Gerçek hükümdar olan Allah, yücedir. Sana vahyedilmesi henüz tamamlanmadan Kur'an'ı acele okumağa kalkma; "Rabbim, ilmimi artır!" de
وَلَقَدۡ عَهِدۡنَآ إِلَىٰٓ ءَادَمَ مِن قَبۡلُ فَنَسِيَ وَلَمۡ نَجِدۡ لَهُۥ عَزۡمࣰ ا
عَهِدْنَآ
biz emretmiştik
Süleyman Ateş Andolsun biz, önceden Adem'e (o ağaçtan yememesini) emretmiştik, unuttu. Biz onda bir azim (ve sebat) bulmadık
20:116 ▶ ⧉ ☆
وَإِذۡ قُلۡنَا لِلۡمَلَٰٓئِكَةِ ٱسۡجُدُواْ لِأٓدَمَ فَسَجَدُوٓاْ إِلَّآ إِبۡلِيسَ أَبَىٰ
لِلْمَلَـٰٓئِكَةِ
meleklere
فَسَجَدُوٓا۟
secde ettiler
Süleyman Ateş Meleklere : "Adem'e secede edin," demiştik, secde ettiler, yalnız İblis diretti
فَقُلۡنَا يَٰٓـَٔادَمُ إِنَّ هَٰذَا عَدُوࣱّ لَّكَ وَلِزَوۡجِكَ فَلَا يُخۡرِجَنَّكُمَا مِنَ ٱلۡجَنَّةِ فَتَشۡقَىٰٓ
يُخْرِجَنَّكُمَا
sizi çıkarmasın
فَتَشْقَىٰٓ
sonra yorulursun
Süleyman Ateş Dedik ki: "Ey Adem, bu, senin ve eşinin düşmanıdır. Sakın, sizi cennetten çıkarmasın, sonra yorulursun
إِنَّ لَكَ أَلَّا تَجُوعَ فِيهَا وَلَا تَعۡرَىٰ
Süleyman Ateş Şimdi burada acıkmayacaksın, çıplak kalmayacaksını
20:119 ▶ ⧉ ☆
وَأَنَّكَ لَا تَظۡمَؤُاْ فِيهَا وَلَا تَضۡحَىٰ
تَظْمَؤُا۟
will suffer from thirst
تَضْحَىٰ
sıcaktan etkilenmeyeceksin
Süleyman Ateş Ve sen susamayacaksın, kuşluk vakti güneşi(nin ısısı)ndan etkilenmeyeceksin
20:120 ▶ ⧉ ☆
فَوَسۡوَسَ إِلَيۡهِ ٱلشَّيۡطَٰنُ قَالَ يَٰٓـَٔادَمُ هَلۡ أَدُلُّكَ عَلَىٰ شَجَرَةِ ٱلۡخُلۡدِ وَمُلۡكࣲ لَّا يَبۡلَىٰ
فَوَسْوَسَ
nihayet fısıldadı
وَمُلْكٍۢ
ve bir hükümranlığı
يَبْلَىٰ
(that will) deteriorate
Süleyman Ateş Nihayet şeytan ona fısıldayıp: "Ey Adem, sana ebedilik ağacını ve yok olmayacak bir hükümranlığı göstereyim mi? dedi
فَأَكَلَا مِنۡهَا فَبَدَتۡ لَهُمَا سَوۡءَٰتُهُمَا وَطَفِقَا يَخۡصِفَانِ عَلَيۡهِمَا مِن وَرَقِ ٱلۡجَنَّةِۚ وَعَصَىٰٓ ءَادَمُ رَبَّهُۥ فَغَوَىٰ
سَوْءَٰتُهُمَا
kötü yerleri
Süleyman Ateş O ağaçtan yediler. Böylece kendilerine kötü yerleri göründü (üreme organları ortaya çıktı). Üstlerini cennet yaprağıyle örtmeğe başladılar. Adem Rabbinin buyruğuna karşı geldi de şaşırdı
20:122 ▶ ⧉ ☆
ثُمَّ ٱجۡتَبَٰهُ رَبُّهُۥ فَتَابَ عَلَيۡهِ وَهَدَىٰ
فَتَابَ
tevbesini kabul etti
وَهَدَىٰ
ve doğru yola iletti
Süleyman Ateş Sonra Rabbi onu seçti, tevbesini kabul etti, doğru yola iletti
قَالَ ٱهۡبِطَا مِنۡهَا جَمِيعَۢاۖ بَعۡضُكُمۡ لِبَعۡضٍ عَدُوࣱّۖ فَإِمَّا يَأۡتِيَنَّكُم مِّنِّي هُدࣰ ى فَمَنِ ٱتَّبَعَ هُدَايَ فَلَا يَضِلُّ وَلَا يَشۡقَىٰ
يَأْتِيَنَّكُم
size geldiği zaman
Süleyman Ateş Dedi ki: "Hepiniz oradan inin, birbirinize düşmansınız. İmdi benden size bir hidayet geldiği zaman kim benim hidayetime uyarsa o, sapmaz ve sıkıntıya düşmez
وَمَنۡ أَعۡرَضَ عَن ذِكۡرِي فَإِنَّ لَهُۥ مَعِيشَةࣰ ضَنكࣰ ا وَنَحۡشُرُهُۥ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ أَعۡمَىٰ
وَنَحْشُرُهُۥ
ve onu haşrederiz
Süleyman Ateş Ama kim beni anmaktan yüz çevirirse, onun için de dar bir geçim var. Kıyamet günü onu kör olarak (yüce Divana) süreriz
قَالَ رَبِّ لِمَ حَشَرۡتَنِيٓ أَعۡمَىٰ وَقَدۡ كُنتُ بَصِيرࣰ ا
حَشَرْتَنِىٓ
beni haşrettin
Süleyman Ateş Rabbim der, niçin beni kör sürdün, oysa ben görür idim
20:126 ▶ ⧉ ☆
قَالَ كَذَٰلِكَ أَتَتۡكَ ءَايَٰتُنَا فَنَسِيتَهَاۖ وَكَذَٰلِكَ ٱلۡيَوۡمَ تُنسَىٰ
فَنَسِيتَهَا ۖ
sen onları unuttuysan
Süleyman Ateş (Allah) buyurur ki: "Nasıl sana ayetlerimiz geldiği zaman, sen onları unuttuysan, bugün de sen öyle unutulursun
20:127 ▶ ⧉ ☆
وَكَذَٰلِكَ نَجۡزِي مَنۡ أَسۡرَفَ وَلَمۡ يُؤۡمِنۢ بِـَٔايَٰتِ رَبِّهِۦۚ وَلَعَذَابُ ٱلۡأٓخِرَةِ أَشَدُّ وَأَبۡقَىٰٓ
وَلَعَذَابُ
ve elbette azabı
وَأَبْقَىٰٓ
ve daha süreklidir
Süleyman Ateş İşte israf eden ve Rabbinin ayetlerine inanmayanları böyle cezalandırırız. Elbette ahiretin azabı daha çetin ve daha süreklidir
أَفَلَمۡ يَهۡدِ لَهُمۡ كَمۡ أَهۡلَكۡنَا قَبۡلَهُم مِّنَ ٱلۡقُرُونِ يَمۡشُونَ فِي مَسَٰكِنِهِمۡۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَٰتࣲ لِّأُوْلِي ٱلنُّهَىٰ
أَفَلَمْ
yola getirmedi mi?
قَبْلَهُم
kendilerinden önce
ٱلْقُرُونِ
the generations
مَسَـٰكِنِهِمْ ۗ
their dwellings
Süleyman Ateş (Bugün) meskenlerinde dolaştıkları, kendilerinden önce yaşamış nice nesilleri yok edişimiz onları hala yola getirmedi mi? Elbette bunda akıl sahipleri için ibretler vardır
وَلَوۡلَا كَلِمَةࣱ سَبَقَتۡ مِن رَّبِّكَ لَكَانَ لِزَامࣰ ا وَأَجَلࣱ مُّسَمࣰّ ى
كَلِمَةٌۭ
söylenmiş bir söz
Süleyman Ateş Eğer Rabbin tarafından söylenmiş bir söz ve belirtilmiş bir süre olmasaydı. (bunların da hemen helak edilmeleri) gerekli olurdu
فَٱصۡبِرۡ عَلَىٰ مَا يَقُولُونَ وَسَبِّحۡ بِحَمۡدِ رَبِّكَ قَبۡلَ طُلُوعِ ٱلشَّمۡسِ وَقَبۡلَ غُرُوبِهَاۖ وَمِنۡ ءَانَآيِٕ ٱلَّيۡلِ فَسَبِّحۡ وَأَطۡرَافَ ٱلنَّهَارِ لَعَلَّكَ تَرۡضَىٰ
يَقُولُونَ
onların dedikleri
وَأَطْرَافَ
ve taraflarında
Süleyman Ateş Onların dediklerine sabret, güneşin doğmasından ve batmasından önce Rabbini överek tesbih et; gece sa'atlerinden bir kısmında ve gündüzün taraflarında da tesbih et ki memnun olasın
وَلَا تَمُدَّنَّ عَيۡنَيۡكَ إِلَىٰ مَا مَتَّعۡنَا بِهِۦٓ أَزۡوَٰجࣰ ا مِّنۡهُمۡ زَهۡرَةَ ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَا لِنَفۡتِنَهُمۡ فِيهِۚ وَرِزۡقُ رَبِّكَ خَيۡرࣱ وَأَبۡقَىٰ
مَتَّعْنَا
faydalandırdığımız
أَزْوَٰجًۭا
bazı zümreleri
لِنَفْتِنَهُمْ
kendilerini denemek için
وَأَبْقَىٰ
ve daha süreklidir
Süleyman Ateş Onlardan bazı zümrelere kendilerini denemek için verdiğimiz dünya hayatının süsüne gözlerini dikme. Rabbinin rızkı daha hayırlı ve daha süreklidir
وَأۡمُرۡ أَهۡلَكَ بِٱلصَّلَوٰةِ وَٱصۡطَبِرۡ عَلَيۡهَاۖ لَا نَسۡـَٔلُكَ رِزۡقࣰ اۖ نَّحۡنُ نَرۡزُقُكَۗ وَٱلۡعَٰقِبَةُ لِلتَّقۡوَىٰ
عَلَيْهَا ۖ
ona (namaz kılmaya)
لَا
biz senden istemiyoruz
نَرْزُقُكَ ۗ
seni besliyoruz
لِلتَّقْوَىٰ
takva(sahipleri)nindir
Süleyman Ateş Ailene namazı emret, kendin de namaz kılmaya dayan. Biz senden rızık istemiyoruz. Seni biz besliyoruz. Sonuç takva(sahipleri)nindir
20:133 ▶ ⧉ ☆
وَقَالُواْ لَوۡلَا يَأۡتِينَا بِـَٔايَةࣲ مِّن رَّبِّهِۦٓۚ أَوَلَمۡ تَأۡتِهِم بَيِّنَةُ مَا فِي ٱلصُّحُفِ ٱلۡأُولَىٰ
بِـَٔايَةٍۢ
bir ayet (mu'cize)
أَوَلَمْ
onlara gelmedi mi?
Süleyman Ateş Dediler ki: "Rabbinden bize bir ayet (mu'cize ) getirmeli değil mi?" Onlara, önceki Kitap'larda bulunan kanıt gelmedi mi
وَلَوۡ أَنَّآ أَهۡلَكۡنَٰهُم بِعَذَابࣲ مِّن قَبۡلِهِۦ لَقَالُواْ رَبَّنَا لَوۡلَآ أَرۡسَلۡتَ إِلَيۡنَا رَسُولࣰ ا فَنَتَّبِعَ ءَايَٰتِكَ مِن قَبۡلِ أَن نَّذِلَّ وَنَخۡزَىٰ
أَهْلَكْنَـٰهُم
onları helak etseydik
لَقَالُوا۟
elbette derlerdi
ءَايَـٰتِكَ
senin ayetlerine
نَّذِلَّ
we were humiliated
وَنَخْزَىٰ
ve alçak (olmadan)
Süleyman Ateş Şayet onları, ondan önce bir azab ile helak etseydik: "Rabbimiz, bize bir elçi gönderseydin de böyle alçak ve rezil olmadan önce senin ayetlerine uysaydık!" derlerdi
20:135 ▶ ⧉ ☆
قُلۡ كُلࣱّ مُّتَرَبِّصࣱ فَتَرَبَّصُواْۖ فَسَتَعۡلَمُونَ مَنۡ أَصۡحَٰبُ ٱلصِّرَٰطِ ٱلسَّوِيِّ وَمَنِ ٱهۡتَدَىٰ
مُّتَرَبِّصٌۭ
gözetlemektedir
فَتَرَبَّصُوا۟ ۖ
gözetleyin
فَسَتَعْلَمُونَ
bileceksiniz
ٱهْتَدَىٰ
doğru yolda olan
Süleyman Ateş De ki: "Herkes gözetlemektedir. Gözetleyin, düzgün yolun sahipleri kimdir, doğru yolda olan kimdir, bileceksiniz
← Önceki Sonraki →