20. Taa-Haa سُورَةُ طه
Elmalılı Hamdi YazırTâ, Hâ
Yusuf AliTa-Ha
Ali BulaçTa, Ha
Elmalılı Hamdi YazırEy Muhammed! Kur'ân'ı sana sıkıntıya düşesin diye indirmedik
Yusuf AliWe have not sent down the Qur'an to thee to be (an occasion) for thy distress
Ali BulaçBiz sana bu Kur'an'ı güçlük çekmen için indirmedik
Elmalılı Hamdi YazırAncak Allah'tan korkan kimse için bir öğüt olarak (indirdik)
Yusuf AliBut only as an admonition to those who fear (God)
Ali Bulaçİçi titreyerek korku duyanlara' ancak öğütle-hatırlatma (olsun diye indirdik)
Elmalılı Hamdi YazırYeri ve yüce gökleri yaratanın katından yavaş yavaş bir indirilişle (onu) indirdik
Yusuf AliA revelation from Him Who created the earth and the heavens on high
Ali BulaçYeri ve yüksek gökleri yaratan tarafından bir indirmedir
Elmalılı Hamdi YazırO Rahmân (kudret ve hakimiyyetiyle) Arş'a hakim oldu
Yusuf Ali(God) Most Gracious is firmly established on the throne (of authority)
Ali BulaçRahman (olan Allah) arşa istiva etmiştir
Elmalılı Hamdi YazırBütün göklerde olanlar, bütün yerdekiler, bu ikisinin arasında ve toprağın altıda bulunanlar O'nundur
Yusuf AliTo Him belongs what is in the heavens and on earth, and all between them, and all beneath the soil
Ali BulaçGöklerde, yerde, bu ikisinin arasında ve nemli toprağın altında olanların tümü O'nundur
Elmalılı Hamdi YazırSen (Allah'a ettiğin dua ve zikirle) sesini yükseltirsen (bilki Allah bundan mustağnîdir.). Çünkü O şüphesiz gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilir
Yusuf AliIf thou pronounce the word aloud, (it is no matter): for verily He knoweth what is secret and what is yet more hidden
Ali BulaçSözü açığa vursan da, (gizlesen de birdir). Çünkü şüphesiz O, gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilmektedir
Elmalılı Hamdi YazırAllah O'dur ki, kendisinden başka hiçbir ilâh yoktur. En güzel isimler O'nundur
Yusuf AliGod! there is no god but He! To Him belong the most Beautiful Names
Ali BulaçAllah; O'ndan başka İlah yoktur. En güzel isimler O'nundur
Elmalılı Hamdi Yazır(Habîbim!) Musa'nın (başından geçen hayat) hikayesi sana geldi mi
Yusuf AliHas the story of Moses reached thee
Ali BulaçSana Musa'nın haberi geldi mi
Elmalılı Hamdi YazırHani o bir ateş görmüştü de, ailesine: "Yerinizde durun, benim gözüme bir ateş ilişti, belki size bir kor getiririm, yahut ateşin yanında bir yol gösterici bulurum" demişti
Yusuf AliBehold, he saw a fire: So he said to his family, "Tarry ye; I perceive a fire; perhaps I can bring you some burning brand therefrom, or find some guidance at the fire
Ali BulaçHani bir ateş görmüştü de, ailesine şöyle demişti: "Durun, bir ateş gördüm; umulur ki size ondan bir kor getiririm veya ateşin yanında bir yol-gösterici bulurum
Elmalılı Hamdi YazırAteşe vardığı zaman şöyle çağrıldı: "Ey Musa
Yusuf AliBut when he came to the fire, a voice was heard: "O Moses
Ali BulaçNitekim ona gidince, kendisine seslenildi: "Ey Musa
Elmalılı Hamdi YazırBen şüphesiz senin Rabbinim. Hemen ayakkabılarını çıkar, çünkü sen kutsal bir vadi olan Tuvâ'dasın
Yusuf AliVerily I am thy Lord! therefore (in My presence) put off thy shoes: thou art in the sacred valley Tuwa
Ali BulaçGerçekten Ben, Ben senin Rabbinim. Ayakkabılarını çıkar; çünkü sen, kutsal vadi olan Tuva'dasın
Elmalılı Hamdi YazırBen seni seçtim, şimdi (sana) vahyolunacak şeyleri dinle
Yusuf AliI have chosen thee: listen, then, to the inspiration (sent to thee)
Ali BulaçBen seni seçmiş bulunuyorum; bundan böyle vahyolunanı dinle
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz ben Allah'ım, benden başka hiçbir ilâh yoktur. Onun için bana kulluk et ve beni anmak için namaz kıl
Yusuf AliVerily, I am God: There is no god but I: So serve thou Me (only), and establish regular prayer for celebrating My praise
Ali BulaçGerçekten Ben, Ben Allah'ım, Benden başka İlah yoktur; şu halde Bana ibadet et ve Beni zikretmek için dosdoğru namaz kıl
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü kıyamet muhakkak gelecektir. Onun vaktini gizli tutuyorum ki, herkes yaptığının karşılığını görsün
Yusuf AliVerily the Hour is coming - My design is to keep it hidden - for every soul to receive its reward by the measure of its Endeavour
Ali BulaçŞüphesiz, kıyamet-saati yaklaşarak gelmektedir. Herkesin harcadığı çabanın karşılığını alması için, onun (koşup haberini) neredeyse gizleyeceğim
Elmalılı Hamdi YazırSakın kıyamete inanmayıp, kendi heva ve hevesine uyan kimse seni, ona iman etmekten alıkoymasın; sonra helak olursun
Yusuf AliTherefore let not such as believe not therein but follow their own lusts, divert thee therefrom, lest thou perish
Ali BulaçÖyleyse, ona inanmayıp kendi hevasına uyan, sakın seni ondan alıkoymasın; sonra yıkıma uğrarsın
Elmalılı Hamdi YazırEy Musa! Sağ elindeki nedir
Yusuf AliAnd what is that in the right hand, O Moses
Ali BulaçSağ elindeki nedir ey Musa
Elmalılı Hamdi YazırMusa dedi: "O benim asâm (değneğim) dır, ona dayanırım, onunla davarlarıma yaprak silkerim ve onda başka hacetlerim (faydalanacağım şeyler) de var
Yusuf AliHe said, "It is my rod: on it I lean; with it I beat down fodder for my flocks; and in it I find other uses
Ali BulaçDedi ki: "O, benim asamdır; ona dayanmakta, onunla davarlarım için ağaçlardan yaprak düşürmekteyim, onda benim için daha başka yararlar da var
Elmalılı Hamdi YazırAllah: "Ey Musa! onu (yere) bırak"dedi
Yusuf Ali(God) said, "Throw it, O Moses
Ali BulaçDedi ki: "Onu at, ey Musa
Elmalılı Hamdi YazırMusa da onu bıraktı, bir de ne görsün! o bir yılan olmuş koşuyor
Yusuf AliHe threw it, and behold! It was a snake, active in motion
Ali BulaçBöylece, onu attı; (bir de ne görsün) o hemen hızla koşan (kocaman) bir yılan (oluvermiş)
Elmalılı Hamdi YazırAllah buyurdu ki: "Tut onu, korkma; biz onu yine eski durumuna çevireceğiz
Yusuf Ali(God) said, "Seize it, and fear not: We shall return it at once to its former condition
Ali BulaçDedi ki: "Onu al ve korkma, Biz onu ilk durumuna çevireceğiz
Elmalılı Hamdi YazırBir de diğer bir mucize olmak üzere elini koynuna koy ki, kusursuz olarak bembeyaz çıksın
Yusuf AliNow draw thy hand close to thy side: It shall come forth white (and shining), without harm (or stain),- as another Sign
Ali BulaçElini koltuğuna sok, bir hastalık olmadan, başka bir mucize (ayet) olarak bembeyaz bir durumda çıksın
Elmalılı Hamdi YazırBunları sana en büyük mucizelerimizden (bir kısmını) gösterelim diye yaptık
Yusuf AliIn order that We may show thee (two) of our Greater Signs
Ali BulaçÖyle ki, sana büyük mucizelerimizden (birini) göstermiş olalım
Elmalılı Hamdi YazırFiravun'a git, çünkü o hakikaten azdı
Yusuf AliGo thou to Pharaoh, for he has indeed transgressed all bounds
Ali BulaçFiravun'a git, çünkü o azmış bulunuyor
Elmalılı Hamdi YazırMusa dedi ki: "Ey Rabbim! Benim göğsüme genişlik ver
Yusuf Ali(Moses) said: "O my Lord! expand me my breast
Ali BulaçDedi ki: "Rabbim, benim göğsümü aç
Elmalılı Hamdi Yazırİşimi kolaylaştır
Yusuf AliEase my task for me
Ali BulaçBana işimi kolaylaştır
Elmalılı Hamdi YazırDilimden düğümü çöz
Yusuf AliAnd remove the impediment from my speech
Ali BulaçDilimden düğümü çöz
Elmalılı Hamdi YazırKi, sözümü iyi anlasınlar
Yusuf AliSo they may understand what I say
Ali BulaçKi söyleyeceklerimi kavrasınlar
Elmalılı Hamdi YazırBir de bana ailemden bir vezir ver
Yusuf AliAnd give me a Minister from my family
Ali BulaçAilemden bana bir yardımcı kıl
Elmalılı Hamdi YazırKardeşim Harun'u (ver)
Yusuf AliAaron, my brother
Ali BulaçKardeşim Harun'u
Elmalılı Hamdi YazırOnunla arkamı kuvvetlendir
Yusuf AliAdd to my strength through him
Ali BulaçOnunla arkamı kuvvetlendir
Elmalılı Hamdi Yazır(Elçilik) işimde onu bana ortak et
Yusuf AliAnd make him share my task
Ali BulaçOnu işimde ortak kıl
Elmalılı Hamdi YazırKi seni çok tesbih edelim
Yusuf AliThat we may celebrate Thy praise without stint
Ali BulaçBöylece Seni çok tesbih edelim
Elmalılı Hamdi YazırSeni çok analım
Yusuf AliAnd remember Thee without stint
Ali BulaçVe Seni çok zikredelim
Elmalılı Hamdi YazırŞüphe yok ki sen bizi görüp duruyorsun
Yusuf AliFor Thou art He that (ever) regardeth us
Ali BulaçŞüphesiz Sen bizi görüyorsun
Elmalılı Hamdi YazırAllah buyurdu: "Ey Musa! Dilediğin (şeyler) sana verildi
Yusuf Ali(God) said: "Granted is thy prayer, O Moses
Ali Bulaç(Allah) Dedi ki: "Ey Musa istediğin sana verilmiştir
Elmalılı Hamdi YazırAnd olsun biz, sana diğer bir defa daha ihsan etmiştik
Yusuf AliAnd indeed We conferred a favour on thee another time (before)
Ali BulaçAndolsun, Biz sana bir defa daha lütufta bulunmuştuk
Elmalılı Hamdi YazırHani bir vakit ilham edilmesi gereken (ancak ilham ile bilinebilen) şu ilhamı annene verdik
Yusuf AliBehold! We sent to thy mother, by inspiration, the message
Ali BulaçHani, annene vahyolunan şeyi vahyetmiştik, (şöyle ki)
Elmalılı Hamdi YazırOnu (Musa'yı) tabut içine koy da denize bırak. Deniz de onu sahile atsın. Onu hem bana düşman, hem ona düşman olan biri alsın." Bir de benim gözetimim altında yetiştirilmen için, üzerine katımdan bir sevgi bırakmıştım. (Ey Musa)
Yusuf AliThrow (the child) into the chest, and throw (the chest) into the river: the river will cast him up on the bank, and he will be taken up by one who is an enemy to Me and an enemy to him': But I cast (the garment of) love over thee from Me: and (this) in order that thou mayest be reared under Mine eye
Ali BulaçOnu sandığın içine koy, suya bırak, böylece su onu sahile bıraksın; onu Benim de düşmanım, onun da düşmanı olan biri alacaktır. Gözümün önünde yetiştirilmen için, Kendim'den sana bir sevgi yönelttim
Elmalılı Hamdi YazırHani kız kardeşin (Firavun'un sarayına) giderek: "Ona bakacak birini size buluvereyim mi? diyordu. Böylece seni tekrar annene verdik ki, gözü aydın olsun da kederlenmesin. Hem sen, bir adam öldürdün de seni gamdan kurtardık. Seni çeşitli musibetlerle imtihan ettik. Bu sebeple yıllarca Medyen halkı içinde kaldın. Sonra ey Musa! Belli bir çağa (peygamberlik görevini yüklenecek bir yaşa) geldin
Yusuf AliBehold! thy sister goeth forth and saith, 'shall I show you one who will nurse and rear the (child)?' So We brought thee back to thy mother, that her eye might be cooled and she should not grieve. Then thou didst slay a man, but We saved thee from trouble, and We tried thee in various ways. Then didst thou tarry a number of years with the people of Midian. Then didst thou come hither as ordained, O Moses
Ali BulaçHani kız kardeşin gezinip; "Onu(n bakımını) üstlenecek birini size haber vereyim mi?" demekteydi. Böylece, seni annene geri çevirmiş olduk ki, gözü aydın olsun ve hüzne kapılmasın. Sen bir insan öldürmüştün de, Biz seni tasadan kurtarmış ve seni 'esaslı bir denemeden geçirip-denemiştik.' Medyen halkı arasında da yıllarca kalmıştın, sonra bir kader üzerine (buraya) geldin ey Musa
Elmalılı Hamdi YazırBen, seni kendime (peygamber) seçtim
Yusuf AliAnd I have prepared thee for Myself (for service)
Ali BulaçSeni Kendim için seçtim
Elmalılı Hamdi YazırSen kardeşinle birlikte mucizelerimle git. İkiniz de beni anmakta gevşeklik etmeyin
Yusuf AliGo, thou and thy brother, with My Signs, and slacken not, either of you, in keeping Me in remembrance
Ali BulaçSen ve kardeşin ayetlerimle gidin ve Beni zikretmede gevşek davranmayın
Elmalılı Hamdi YazırFiravun'a gidin, çünkü o gerçekten azdı
Yusuf AliGo, both of you, to Pharaoh, for he has indeed transgressed all bounds
Ali Bulaçİkiniz Firavun'a gidin, çünkü o, azmış bulunuyor
Elmalılı Hamdi YazırVarın da ona yumuşak söz söyleyin; olur ki, öğüt dinler, yahut korkar
Yusuf AliBut speak to him mildly; perchance he may take warning or fear (God)
Ali BulaçOna yumuşak söz söyleyin, umulur ki öğüt alıp-düşünür veya içi titrer-korkar
Elmalılı Hamdi Yazır(Musa ile Harun) "Rabbimiz! Onun bize kötülük yapmasından veya azgınlığını artırmasından korkarız" dediler
Yusuf AliThey (Moses and Aaron) said: "Our Lord! We fear lest he hasten with insolence against us, or lest he transgress all bounds
Ali BulaçDediler ki: "Rabbimiz, gerçekten, onun bize karşı 'taşkın bir tutum takınmasından' ya da 'azgın davranmasından' korkuyoruz
Elmalılı Hamdi YazırAllah buyurdu ki: "Korkmayın, zira ben sizinle beraberim, işitir ve görürüm
Yusuf AliHe said: "Fear not: for I am with you: I hear and see (everything)
Ali BulaçDedi ki: "Korkmayın, çünkü Ben sizinle birlikteyim; işitiyorum ve görüyorum
Elmalılı Hamdi YazırHemen gidin de Firavun'a deyin ki: "Biz Rabbinin (sana gönderilen) elçileriyiz. Artık İsrailoğulları'nı bizimle gönder, onlara azab etme; biz sana Rabbinden bir mucize ile geldik. Selam doğru yolda gidenleredir
Yusuf AliSo go ye both to him, and say, 'Verily we are apostles sent by thy Lord: Send forth, therefore, the Children of Israel with us, and afflict them not: with a Sign, indeed, have we come from thy Lord! and peace to all who follow guidance
Ali BulaçHaydi ona gidin de deyin ki: Biz senin Rabbinin elçileriyiz, İsrailoğulları'nı bizimle birlikte gönder ve onlara (artık) azap verme. Sana Rabbinden bir ayetle geldik. Selam, hidayete tabi olanların üzerine olsun
Elmalılı Hamdi YazırBize kesin olarak vahyolundu ki, azab şüphesiz (gerçeği) inkâr edip ona sırt çevirenleredir
Yusuf AliVerily it has been revealed to us that the Penalty (awaits) those who reject and turn away
Ali BulaçGerçekten bize vahyolundu ki: Doğrusu azap, yalanlayan ve yüz çevirenlerin üstünedir
Elmalılı Hamdi YazırFiravun: "Ey Musa! Sizin Rabbiniz kimdir?" dedi
Yusuf Ali(When this message was delivered), (Pharaoh) said: "Who, then, O Moses, is the Lord of you two
Ali Bulaç(Ona gidip aynı şeyleri tekrarladıklarında, Firavun onlara) Dedi ki: "Sizin Rabbiniz kim ey Musa
Elmalılı Hamdi YazırMusa: "Bizim Rabbimiz her şeye şeklini veren, sonra da yolunu gösterendir." dedi
Yusuf AliHe said: "Our Lord is He Who gave to each (created) thing its form and nature, and further, gave (it) guidance
Ali BulaçDedi ki: "Bizim Rabbimiz, herşeye yaratılışını veren, sonra doğru yolunu gösterendir
Elmalılı Hamdi YazırFiravun: "Öyleyse geçmiş asırlar (daki insanlar)ın durumu nedir?" dedi
Yusuf Ali(Pharaoh) said: "What then is the condition of previous generations
Ali Bulaç(Firavun) Dedi ki: "İlk çağlardaki nesillerin durumu nedir öyleyse
Elmalılı Hamdi YazırMusa dedi ki: "Onların bilgisi Rabbimin katında bir kitapta (yazılı)dır. Rabbim yanlış yapmaz ve unutmaz
Yusuf AliHe replied: "The knowledge of that is with my Lord, duly recorded: my Lord never errs, nor forgets
Ali BulaçDedi ki: "Bunun bilgisi Rabbimin Katında bir kitaptadır. Benim Rabbim şaşırmaz ve unutmaz
Elmalılı Hamdi YazırYeryüzünü sizin için bir döşek yapan, oradan sizin için yollar açan ve gökten bir su indiren O'dur." İşte biz o su ile türlü türlü bitkilerden çiftler çıkardık
Yusuf AliHe Who has, made for you the earth like a carpet spread out; has enabled you to go about therein by roads (and channels); and has sent down water from the sky." With it have We produced diverse pairs of plants each separate from the others
Ali BulaçKi (Rabbim), yeryüzünü sizin için bir beşik kıldı, onda sizin için yollar döşedi ve gökten su indirdi; böylelikle bununla her tür bitkiden çiftler çıkardık
Elmalılı Hamdi YazırHem siz yiyin, hem de hayvanlarınızı otlatın. Akıl sahibleri için bunda nice ibretler vardır
Yusuf AliEat (for yourselves) and pasture your cattle: verily, in this are Signs for men endued with understanding
Ali BulaçYiyin ve hayvanlarınızı otlatın. Şüphesiz, bunda sağduyu sahipleri için elbette ayetler vardır
Elmalılı Hamdi YazırSizi yerden (topraktan) yarattık, yine (ölümünüzden sonra) ona döndüreceğiz. Hem de ondan sizi bir kere daha çıkaracağız
Yusuf AliFrom the (earth) did We create you, and into it shall We return you, and from it shall We bring you out once again
Ali BulaçSizi ondan yarattık, ona geri vereceğiz ve sizi bir kere daha ondan çıkaracağız
Elmalılı Hamdi YazırAnd olsun ki, biz, Firavun'a mucizelerimizin hepsini gösterdik. Böyle iken o yine onları yalan sayıp kabulden çekindi
Yusuf AliAnd We showed Pharaoh all Our Signs, but he did reject and refuse
Ali BulaçAndolsun, Biz ona ayetlerimizin tümünü gösterdik; fakat o, yalanladı ve ayak diretti
Elmalılı Hamdi Yazır(Firavun Musa'ya şöyle) dedi: "Ey Musa! Sen sihrinle bizi yerimizden çıkarmak için mi geldin bize
Yusuf AliHe said: "Hast thou come to drive us out of our land with thy magic, O Moses
Ali BulaçDedi ki: "Ey Musa, sen bizi sihrinle yurdumuzdan sürüp çıkarmaya mı gelmiş bulunuyorsun
Elmalılı Hamdi YazırO halde biz de senin sihrin gibi bir sihirle sana geleceğiz (karşına çıkacağız); şimdi bizimle senin aranda bir vakit ve bir buluşma yeri tayin et ki; ne senin, ne bizim caymayacağımız uygun bir yer olsun
Yusuf AliBut we can surely produce magic to match thine! So make a tryst between us and thee, which we shall not fail to keep - neither we nor thou - in a place where both shall have even chances
Ali BulaçMadem böyle, biz de sana buna benzer bir sihirle geleceğiz; şimdi sen, bir 'buluşma zamanı ve yeri' tespit et, bizim de, senin de karşı olamayacağımız açık, geniş bir yer olsun" dedi
Elmalılı Hamdi YazırMusa: "Sizinle buluşma zamanı, süs (bayramı) günü ve insanların toplanacağı kuşluk vaktidir." dedi
Yusuf AliMoses said: "Your tryst is the Day of the Festival, and let the people be assembled when the sun is well up
Ali Bulaç(Musa) Dedi ki: "Buluşma zamanımız, (ülkenin ulusal) bayram günü ve insanların toplanacağı kuşluk vakti (olsun)
Elmalılı Hamdi YazırBunun üzerine Firavun döndü gitti ve bütün hile vasıtalarını topladıktan sonra geldi
Yusuf AliSo Pharaoh withdrew: He concerted his plan, and then came (back)
Ali BulaçBöylelikle Firavun arkasını dönüp gitti, hileli düzenini (yürütecek büyücüleri) biraraya getirdi, sonra geldi
Elmalılı Hamdi YazırMusa onlara dedi ki: "Yazıklar olsun size! Allah'a yalan uydur mayın. Sonra bir azab ile kökünüzü keser. Gerçekten (Allah'a) iftira eden hüsrana uğramıştır
Yusuf AliMoses said to him: Woe to you! Forge not ye a lie against God, lest He destroy you (at once) utterly by chastisement: the forger must suffer frustration
Ali BulaçMusa onlara dedi ki: "Size yazıklar olsun, Allah'a karşı yalan düzüp uydurmayın, sonra bir azap ile kökünüzü kurutur. Yalan düzüp uyduran gerçekten yok olup gitmiştir
Elmalılı Hamdi YazırSihirbazlar aralarında işlerini tartıştılar ve konuşmalarını gizli tuttular
Yusuf AliSo they disputed, one with another, over their affair, but they kept their talk secret
Ali BulaçBunun üzerine, kendi aralarında durumlarını tartışmaya başladılar ve gizli konuşmalara geçtiler
Elmalılı Hamdi Yazır(Sihirbazlar daha sonra Musa ve Harun'u göstererek şöyle) dediler: "Bu ikisi muhakkak sihirbazdır; büyüleriyle sizi yurdunuzdan çıkarmak ve de örnek dininizi yok etmek istiyorlar
Yusuf AliThey said: "These two are certainly (expert) magicians: their object is to drive you out from your land with their magic, and to do away with your most cherished institutions
Ali BulaçDediler ki: "Bunlar herhalde iki sihirbazdır, sizi sihirleriyle yurdunuzdan sürüp-çıkarmak ve örnek olarak tutturduğunuz yolunuzu (dininizi) yok etmek istemektedirler
Elmalılı Hamdi YazırOnun için bütün tuzaklarınızı bir araya getirin, sonra hep bir sıra halinde gelin. Bugün üstün gelen muhakkak zafer kazanmıştır
Yusuf AliTherefore concert your plan, and then assemble in (serried) ranks: He wins (all along) today who gains the upper hand
Ali BulaçBundan ötürü, tuzaklarınızı biraraya getirin, sonra gruplar halinde gelin; bugün üstünlük sağlayan, gerçekten kurtuluşu bulmuştur
Elmalılı Hamdi YazırSihirbazlar: "Ey Musa! Ya sen at, yahud ilk atan biz olalım" dediler
Yusuf AliThey said: "O Moses! whether wilt thou that thou throw (first) or that we be the first to throw
Ali BulaçEy Musa" dediler. Ya sen (asanı) at veya önce biz atalım
Elmalılı Hamdi YazırMusa dedi ki: "Hayır, siz atın." Bir de ne görsün! Onların ipleri ve değnekleri, yaptıkları sihirden ötürü kendisine sanki yürüyorlarmış gibi geldi
Yusuf AliHe said, "Nay, throw ye first!" Then behold their ropes and their rods-so it seemed to him on account of their magic - began to be in lively motion
Ali BulaçDedi ki: "Hayır, siz atın." Sonra hemen (ne görsün), sihirlerinden dolayı, onların ipleri ve asaları kendisine gerçekten koşuyormuş gibi göründü
Elmalılı Hamdi YazırBu yüzden Musa içinde bir korku hissetti
Yusuf AliSo Moses conceived in his mind a (sort of) fear
Ali BulaçMusa, bu yüzden kendi içinde bir tür korku duymaya başladı
Elmalılı Hamdi YazırBiz dedik ki: "Korkma, çünkü sen muhakkak üstünsün (galib geleceksin)
Yusuf AliWe said: "Fear not! for thou hast indeed the upper hand
Ali BulaçKorkma" dedik. "Muhakkak sen üstün geleceksin
Elmalılı Hamdi YazırSağ elindekini atıver, o, onların yaptıklarını yutar. Çünkü onların yaptıkları ancak bir büyücü tuzağıdır. Büyücü ise, her nerede olursa olsun başarıya ulaşamaz
Yusuf AliThrow that which is in thy right hand: Quickly will it swallow up that which they have faked what they have faked is but a magician's trick: and the magician thrives not, (no matter) where he goes
Ali BulaçSağ elindekini atıver, onların yaptıklarını yutacaktır; çünkü onların yaptıkları yalnızca bir büyücü hilesidir. Büyücü ise nereye varsa kurtulamaz
Elmalılı Hamdi YazırSonunda bütün sihirbazlar secdeye kapandılar, "Musa ile Harun'un Rabbine iman ettik" dediler
Yusuf AliSo the magicians were thrown down to prostration: they said, "We believe in the Lord of Aaron and Moses
Ali BulaçBunun üzerine büyücüler, secdeye kapandılar: "Harun'un ve Musa'nın Rabbine iman ettik" dediler
Elmalılı Hamdi YazırFiravun: "Ben size izin vermeden mi ona iman ettiniz? O, muhakkak size sihir öğreten büyüğünüzdür. And olsun ki, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve muhakkak sizi hurma dallarına asacağım. Böylece hangimizin azabının daha şiddetli ve devamlı olduğunu bileceksiniz" dedi
Yusuf Ali(Pharaoh) said: "Believe ye in Him before I give you permission? Surely this must be your leader, who has taught you magic! be sure I will cut off your hands and feet on opposite sides, and I will have you crucified on trunks of palm-trees: so shall ye know for certain, which of us can give the more severe and the more lasting punishment
Ali Bulaç(Firavun) Dedi ki: "Ben size izin vermeden önce ona inandınız öyle mi? Şüphesiz o, size büyüyü öğreten büyüğünüzdür. O halde ben de sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çapraz olarak keseceğim ve sizi hurma dallarında sallandıracağım. Siz de elbette, hangimizin azabı daha şiddetliymiş ve daha sürekliymiş öğrenmiş olacaksınız
Elmalılı Hamdi Yazır(İman eden sihirbazlar şöyle) dediler: "Bize gelen bu açık mucizeler ve bizi yaratana karşı, asla seni tercih edemeyiz. Ne hüküm vereceksen ver. Sen, ancak bu dünya hayatına hükmedebilirsin
Yusuf AliThey said: "Never shall we regard thee as more than the Clear Sings that have come to us, or than Him Who created us! so decree whatever thou desirest to decree: for thou canst only decree (touching) the life of this world
Ali BulaçDediler ki: "Bize gelen apaçık delillere ve bizi yaratana seni asla 'tercih edip-seçmeyiz." Neyde hükmünü yürütebileceksen, durmaksızın hükmünü yürüt; sen, yalnızca bu dünya hayatında hükmünü yürütebilirsin
Elmalılı Hamdi YazırDoğrusu biz hem günahlarımıza, hem bizi zorladığın sihre karşı, bizi bağışlasın diye, Rabbimize iman ettik. Allah (sevabça senden) daha hayırlı ve (azab verme bakımından da) daha devamlıdır
Yusuf AliFor us, we have believed in our Lord: may He forgive us our faults, and the magic to which thou didst compel us: for God is Best and Most Abiding
Ali BulaçGerçekten biz Rabbimiz'e iman ettik; günahlarımızı ve sihir dolayısıyla bizi kendisine karşı zorlayarak-sürüklediğin (suçumuzu) bağışlasın. Allah, daha hayırlıdır ve daha süreklidir
Elmalılı Hamdi YazırHer kim Rabbine suçlu olarak varırsa, şüphesiz ki ona cehennem vardır. Orada ne ölür, ne de dirilir
Yusuf AliVerily he who comes to his Lord as a sinner (at Judgment),- for him is Hell: therein shall he neither die nor live
Ali BulaçGerçek şu ki, kim Rabbine suçlu-günahkar olarak gelirse, hiç şüphe yok, onun için cehennem vardır. Onun içinde ise, ne ölebilir, ne dirilebilir
Elmalılı Hamdi YazırKim de ona bir mümin olarak salih ameller işlemiş olduğu halde varırsa, işte onlara en yüksek dereceler vardır
Yusuf AliBut such as come to Him as Believers who have worked righteous deeds,- for them are ranks exalted
Ali BulaçKim O'na iman edip salih amellerde bulunarak O'na gelirse, işte onlar, onlar için de yüksek dereceler vardır
Elmalılı Hamdi YazırAdn cennetleri vardır ki, altlarından ırmaklar akar, onlar, orada ebedî olarak kalacaklardır. Ve işte bu, (küfür ve isyandan) arınanların mükafatıdır. Meâli Şerifi
Yusuf AliGardens of Eternity, beneath which flow rivers: they will dwell therein for aye: such is the reward of those who purify themselves (from evil)
Ali Bulaçİçlerinde ebedi kalacakları altından ırmaklar akan Adn cennetleri de (onlarındır). Ve işte bu, arınmış olanın karşılığıdır
Elmalılı Hamdi YazırGerçekten Musa'ya şöyle vahyettik: "Kullarımla geceleyin yürü (Mısır'dan çık) de (asânı vurarak) onlara denizde kuru bir yol aç; (artık firavun tarafından) yetişilmekten korkmazsın ve (boğulmaktan) endişe de etmezsin
Yusuf AliWe sent an inspiration to Moses: "Travel by night with My servants, and strike a dry path for them through the sea, without fear of being overtaken (by Pharaoh) and without (any other) fear
Ali BulaçAndolsun, Biz Musa'ya vahyetmiştik: "Kullarımı geceleyin yürüyüşe geçir, onlara denizde kuru bir yol aç, yetişilmekten korkmadan ve endişeye kapılmadan
Elmalılı Hamdi YazırFiravun ordularıyla hemen onları takip etti, denizden kendilerini sarıveren (korkunç boğulma) sarıverdi
Yusuf AliThen Pharaoh pursued them with his forces, but the waters completely overwhelmed them and covered them up
Ali BulaçFiravun ise, ordularıyla peşlerine düştü; sulardan onları kaplayıveren kaplayıverdi
Elmalılı Hamdi YazırBöylece Firavun kavmini yanlış yola sürükledi ve doğru yola götürmedi
Yusuf AliPharaoh led his people astray instead of leading them aright
Ali BulaçFiravun, kendi kavmini şaşırtıp saptırdı ve onları doğruya yöneltmedi
Elmalılı Hamdi YazırEy İsrailoğulları! Sizleri düşmanınızdan kurtardık ve Tûr dağının sağ yanında size söz verdik, üzerinize de kudret helvası ve bıldırcın indirdik
Yusuf AliO ye Children of Israel! We delivered you from your enemy, and We made a Covenant with you on the right side of Mount (Sinai), and We sent down to you Manna and quails
Ali BulaçEy İsrailoğulları, andolsun, sizi düşmanlarınızdan kurtardık. Tur'un sağ yanında sizinle vaadleştik ve üzerinize kudret helvasıyla bıldırcın indirdik
Elmalılı Hamdi YazırSize verdiğimiz rızıkların en temizlerinden yiyin ve bunda taşkınlık etmeyin, sonra üzerinize gazabım iner. Kimin üzerine de gazabım inerse, muhakkak o mahvolur
Yusuf Ali(Saying): "Eat of the good things We have provided for your sustenance, but commit no excess therein, lest My Wrath should justly descend on you: and those on whom descends My Wrath do perish indeed
Ali BulaçSize, rızık olarak verdiklerimizden temiz olanlarından yiyin, bu konuda azgınlık yapmayın, yoksa gazabım üzerinize kaçınılmaz olarak iner: Benim gazabım, kimin üzerine inerse, muhakkak o, tepetaklak düşmüştür
Elmalılı Hamdi YazırBununla beraber, şüphe yok ki ben, tevbe eden, iman edip salih amel işleyen, sonra da hak yolda sebat gösteren kimse için çok bağışlayıcıyım
Yusuf AliBut, without doubt, I am (also) He that forgives again and again, to those who repent, believe, and do right, who,- in fine, are ready to receive true guidance
Ali BulaçGerçekten Ben, tevbe eden, inanan, salih amellerde bulunup da sonra doğru yola erişen kimseyi şüphesiz bağışlayıcıyım
Elmalılı Hamdi YazırEy Musa! Seni kavminden (ayırıp) daha çabuk (gelmeye) sevkeden nedir?" (dedik)
Yusuf Ali(When Moses was up on the Mount, God said:) "What made thee hasten in advance of thy people, O Moses
Ali BulaçSeni kavminden 'çarçabuk ayrılmaya iten' nedir ey Musa
Elmalılı Hamdi YazırMusa: "Onlar benim izimdeler (arkamdan beni takip edip geliyorlar). Ben sana acele ettim (geldim) ki, hoşnud olasın" dedi
Yusuf AliHe replied: "Behold, they are close on my footsteps: I hastened to thee, O my Lord, to please thee
Ali BulaçDedi ki: "Onlar arkamda izim üzerindedirler, hoşnut kalman için, Sana gelmekte acele ettim Rabbim
Elmalılı Hamdi YazırAllah: "Doğrusu biz senden sonra kavmini imtihan ettik. Sâmirî onları saptırdı" dedi
Yusuf Ali(God) said: "We have tested thy people in thy absence: the Samiri has led them astray
Ali BulaçDedi ki: "Biz senden sonra kavmini deneme (fitne)den geçirdik, Samiri onları şaşırtıp-saptırdı
Elmalılı Hamdi YazırHemen Musa öfkeli ve üzgün olarak kavmine döndü (onlara şöyle) dedi: "Ey kavmim! Rabbiniz size güzel bir vaad ile söz vermedi mi? Size bu süre mi çok uzun geldi, yoksa Rabbinizden size bir gazab inmesini arzu ettiniz de mi, bana olan vaadinizden caydınız
Yusuf AliSo Moses returned to his people in a state of indignation and sorrow. He said: "O my people! did not your Lord make a handsome promise to you? Did then the promise seem to you long (in coming)? Or did ye desire that Wrath should descend from y our Lord on you, and so ye broke your promise to me
Ali BulaçBunun üzerine Musa, kavmine oldukça kızgın, üzgün olarak döndü. Dedi ki: "Ey kavmim, Rabbiniz size güzel bir vaadde bulunmadı mı? Size (verilen) söz (ya da süre) pek uzun mu geldi? Yoksa Rabbinizden üzerinize kaçınılmaz bir gazabın inmesini mi istediniz de bana verdiğiniz sözden caydınız
Elmalılı Hamdi YazırOnlar dediler ki: "Biz sana verdiğimiz sözden, kendiliğimizden caymadık. Fakat biz o (Kıbtî) kavminin süs eşyasından bir takım ağırlıklar yüklenmiştik. Onları (ateşe) attık. Sâmirî de (kendi mücevheratını) böylece atmıştı
Yusuf AliThey said: "We broke not the promise to thee, as far as lay in our power: but we were made to carry the weight of the ornaments of the (whole) people, and we threw them (into the fire), and that was what the Samiri suggested
Ali BulaçDediler ki: "Biz sana verdiğimiz sözden kendiliğimizden dönmedik, ancak o kavmin (Mısır halkının) süs eşyalarından birtakım yükler yüklenmiştik, onları (ateşe) attık, böylece Samiri de attı
Elmalılı Hamdi YazırNihayet Sâmirî onlara böğüren bir buzağı heykeli ortaya çıkardı. Bunun üzerine Sâmirî ve adamları: "İşte sizin de, Musa'nın da ilâhı budur, ama o unuttu" dediler
Yusuf AliThen he brought out (of the fire) before the (people) the image of a calf: It seemed to low: so they said: This is your god, and the god of Moses, but (Moses) has forgotten
Ali BulaçBöylece onlara böğüren bir buzağı heykeli döküp çıkardı, "İşte, sizin de ilahınız, Musa'nın ilahı budur; fakat (Musa) unuttu" dediler
Elmalılı Hamdi YazırOnlar görmüyorlar mıydı ki, o buzağı, kendilerine hiçbir sözle karşılık veremiyor; onlara ne bir zarar, ne de bir yarar vermeye sahip bulunamıyordu
Yusuf AliCould they not see that it could not return them a word (for answer), and that it had no power either to harm them or to do them good
Ali BulaçOnun kendilerine bir sözle cevap vermediğini ve onlara bir zarar veya fayda sağlamaya gücü olmadığını görmüyorlar mı
Elmalılı Hamdi YazırAnd olsun ki Harun daha önce onlara: "Ey kavmim! Siz bununla (buzağı ile) imtihana çekildiniz. Sizin gerçek Rabbiniz Rahmân'dır. Gelin bana uyun ve emrime itaat edin" demişti
Yusuf AliAaron had already, before this said to them: "O my people! ye are being tested in this: for verily your Lord is (God) Most Gracious; so follow me and obey my command
Ali BulaçAndolsun, Harun bundan önce onlara: "Ey kavmim, gerçekten siz bununla fitneye düşürüldünüz (denendiniz). Sizin asıl Rabbiniz Rahman (olan Allah)dır; şu halde bana uyun ve emrime itaat edin" demişti
Elmalılı Hamdi YazırOnlar (cevap olarak şöyle) demişlerdi: "Musa bize dönüp gelinceye kadar, biz ona tapmaya elbette devam edeceğiz
Yusuf AliThey had said: "We will not abandon this cult, but we will devote ourselves to it until Moses returns to us
Ali BulaçDemişlerdi ki: "Musa bize geri gelinceye kadar ona (buzağıya) karşı bel büküp önünde eğilmekten kesinlikle ayrılmayacağız
Elmalılı Hamdi Yazır(Musa gelince kardeşine şöyle) dedi: "Ey Harun! bunların sapıklığa düştüğünü gördüğün vakit, seni engelleyen ne oldu
Yusuf Ali(Moses) said: "O Aaron! what kept thee back, when thou sawest them going wrong
Ali Bulaç(Musa da gelince:) "Ey Harun" demişti. "Onların saptıklarını gördüğün zaman seni (Onlara müdahale etmekten) alıkoyan neydi
Elmalılı Hamdi Yazır(Neden) benim yolumu takip etmedin, benim emrime karşı mı geldin
Yusuf AliFrom following me? Didst thou then disobey my order
Ali BulaçNiye bana uymadın, emrime baş mı kaldırdın
Elmalılı Hamdi YazırHarun: "Ey anamın oğlu! Sakalımı ve başımı (saçımı) tutma. Ben senin 'İsrailoğulları arasında ayrılık çıkardın, sözüme bakmadın' diyeceğinden korktum." dedi
Yusuf Ali(Aaron) replied: "O son of my mother! Seize (me) not by my beard nor by (the hair of) my head! Truly I feared lest thou shouldst say, 'Thou has caused a division among the children of Israel, and thou didst not respect my word
Ali BulaçDedi ki: "Ey annemin oğlu, sakalımı ve başımı tutup-yolma. Ben, senin: "İsrailoğulları arasında ayrılık çıkardın, sözümü önemsemedin" demenden endişe edip korktum
Elmalılı Hamdi Yazır(Hz. Musa bu defa Sâmirî'ye dönerek) "Ey Sâmirî! Senin bu yaptığın nedir?" dedi
Yusuf Ali(Moses) said: "What then is thy case, O Samiri
Ali Bulaç(Musa) Dedi ki: "Ya senin amacın nedir ey Samiri
Elmalılı Hamdi YazırSâmirî: "Onların görmedikleri bir şey gördüm: (Sana gelen) ilâhî elçinin (Cebrail'in) izinden bir avuç (toprak) aldım ve onu (erimiş mücevheratın içine) attım. Bunu, bana böylece nefsim hoş gösterdi" dedi
Yusuf AliHe replied: "I saw what they saw not: so I took a handful (of dust) from the footprint of the Apostle, and threw it (into the calf): thus did my soul suggest to me
Ali BulaçDedi ki: "Ben onların görmediklerini gördüm, böylece elçinin izinden bir avuç alıp atıverdim; böylelikle bana bunu nefsim hoşa giden (bir şey) gösterdi
Elmalılı Hamdi Yazır(Musa ona şöyle) dedi: "Haydi çekil git. Artık senin için hayat boyunca, 'benimle temas yok' diye söylemen var (bir vahşi gibi yapayalnız yaşamağa mahkum olacaksın). Hem senin için asla kaçamayacağın bir ceza daha vardır. Bir de ibadet edip durduğun ilâhına bak; elbette biz onu yakacağız, sonra da kül edip muhakkak onu denize savuracağız
Yusuf Ali(Moses) said: "Get thee gone! but thy (punishment) in this life will be that thou wilt say, 'touch me not'; and moreover (for a future penalty) thou hast a promise that will not fail: Now look at thy god, of whom thou hast become a devoted wor shipper: We will certainly (melt) it in a blazing fire and scatter it broadcast in the sea
Ali BulaçDedi ki: “Haydi çekip git, artık senin hayatta (hakettiğin ceza: "Bana dokunulmasın") deyip yerinmendir." Ve şüphesiz senin için kendisinden asla kaçınamayacağın (azap dolu) bir buluşma zamanı vardır. Üstüne kapanıp bel bükerek önünde eğildiğin ilahına bir bak; biz onu mutlaka yakacağız, sonra darmadağın edip denizde savuracağız
Elmalılı Hamdi YazırSizin ilâhınız, ancak kendisinden başka hiçbir ilâh bulunmayan Allah'dır. Onun ilmi her şeyi kuşatmıştır
Yusuf AliBut the god of you all is the One God: there is no god but He: all things He comprehends in His knowledge
Ali BulaçSizin İlahınız yalnızca Allah'tır ki, O'nun dışında İlah yoktur. O, ilim bakımından herşeyi kuşatmıştır
Elmalılı Hamdi Yazır(Ey Muhammed!) Sana geçmişin haberlerinden bir kısmını böylece anlatıyoruz. Şüphe yok ki, sana katımızdan bir zikir (düşünüp kendisinden ibret alınacak bir kitab) verdik
Yusuf AliThus do We relate to thee some stories of what happened before: for We have sent thee a Message from Our own Presence
Ali BulaçSana geçmişlerin haberlerinden bir bölümünü böylece aktarıyoruz. Gerçekten, sana Katımız'dan bir zikir verdik
Elmalılı Hamdi YazırKim ondan yüz çevirirse, şüphesiz o, kıyamet günü bir günah yüklenecektir
Yusuf AliIf any do turn away therefrom, verily they will bear a burden on the Day of judgment
Ali BulaçKim bundan yüz çevirirse, şüphesiz kıyamet günü o, bir günah-yükü yüklenecektir
Elmalılı Hamdi YazırDevamlı o azabın altında kalacaklar. Kıyamet günü onlar için, bu ne fena bir yüktür
Yusuf AliThey will abide in this (state): and grievous will the burden be to them on that Day
Ali BulaçO (yükün altı)nda ebedi olarak kalıcıdırlar. Bu, kıyamet günü onlar için ne kötü bir yüktür
Elmalılı Hamdi YazırSûr'a üfürüleceği gün ki biz suçluları o gün, (gözleri korkudan) göğermiş olarak mahşerde toplayacağız
Yusuf AliThe Day when the Trumpet will be sounded: that Day, We shall gather the sinful, blear-eyed (with terror)
Ali BulaçSur'a üfürüleceği gün, Biz suçlu-günahkarları o gün, (yüzleri kara, gözleri) gömgök (kaskatı ve kör) olarak' toplayacağız
Elmalılı Hamdi YazırSiz dünyada sadece on(gün) kaldınız" diye kendi aralarında gizli gizli konuşurlar
Yusuf AliIn whispers will they consult each other: "Yet tarried not longer than ten (Days)
Ali Bulaç(Dünyada) Yalnızca on (gün) kaldınız" diye kendi aralarında fısıldaşacaklar
Elmalılı Hamdi YazırAralarında ne konuşacaklarını biz çok iyi biliriz. Görüşü en üstün olan: "Ancak bir gün kaldınız" diyecektir
Yusuf AliWe know best what they will say, when their leader most eminent in conduct will say: "Ye tarried not longer than a day
Ali BulaçOnların sözünü ettiklerini Biz daha iyi biliyoruz. Tutulan yol bakımından onların daha üst olanları ise: "Siz yalnızca bir gün kaldınız" derler
Elmalılı Hamdi Yazır(Ey Muhammed!) Sana dağlar(ın kıyametteki durumunu) sorarlar, de ki: "Rabbim onları ufalayıp savuracak
Yusuf AliThey ask thee concerning the Mountains: say, "My Lord will uproot them and scatter them as dust
Ali BulaçSana dağlar hakkında soruyorlar. De ki: "Benim Rabbim, onları darmadağın edip savuracak
Elmalılı Hamdi YazırBöylece yerlerini dümdüz boş bir halde bırakacak
Yusuf AliHe will leave them as plains smooth and level
Ali BulaçYerlerini bomboş, çırçıplak bırakacaktır
Elmalılı Hamdi YazırOrada ne bir çukur, ne de bir tümsek göreceksin
Yusuf AliNothing crooked or curved wilt thou see in their place
Ali BulaçOrada ne bir eğrilik göreceksin, ne de bir tümsek
Elmalılı Hamdi YazırO gün, hiçbir tarafa sapmadan o davetçiye (Sûr'a üfleyenin çağrısına) uyarlar. Öyleki, Rahmân'ın heybetinden sesler kısılmıştır. Artık bir fısıltıdan başka hiçbir şey işitemezsin
Yusuf AliOn that Day will they follow the Caller (straight): no crookedness (can they show) him: all sounds shall humble themselves in the Presence of (God) Most Gracious: nothing shalt thou hear but the tramp of their feet (as they march)
Ali BulaçO gün, kendisinden sapma imkanı olamayan çağırıcıya uyacaklar. Rahman (olan Allah)a karşı sesler kısılmıştır; artık bir hırıltıdan başka bir şey işitemezsin
Elmalılı Hamdi YazırO gün, Rahmân'ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnud olduğu kimselerden başkasının şefaatı fayda vermez
Yusuf AliOn that Day shall no intercession avail except for those for whom permission has been granted by (God) Most Gracious and whose word is acceptable to Him
Ali BulaçO gün, Rahman (olan Allah)'ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseden başkasının şefaati bir yarar sağlamaz
Elmalılı Hamdi YazırAllah, onların geleceklerini de, geçmişlerini de bilir. Onlar ise O'nu ilmen kavrayamazlar
Yusuf AliHe knows what (appears to His creatures as) before or after or behind them: but they shall not compass it with their knowledge
Ali BulaçO, önlerindekini de, arkalarındakini de bilir. Onlar ise, bilgi bakımından O'nu kavrayıp kuşatamazlar
Elmalılı Hamdi YazırBütün yüzler, diri ve bütün yarattıklarını gözetip duran Allah'a baş eğmiştir. Bir zulüm yüklenen gerçekten hüsrana uğramıştır
Yusuf Ali(All) faces shall be humbled before (Him) - the Living, the Self-Subsisting, Eternal: hopeless indeed will be the man that carries iniquity (on his back)
Ali Bulaç(Artık bütün) Yüzler, diri, kaim olanın önünde eğik durmuştur ve zulüm yüklenen ise yok olup gitmiştir
Elmalılı Hamdi YazırHer kim de mümin olarak salih amelleri işlerse, artık o, ne bir haksızlıktan ve ne de çiğnenmekden korkar
Yusuf AliBut he who works deeds of righteousness, and has faith, will have no fear of harm nor of any curtailment (of what is his due)
Ali BulaçKim de bir mü'min olarak, salih olan amellerde bulunursa, artık o, ne zulümden korksun, ne hakkının eksik tutulmasından
Elmalılı Hamdi Yazırİşte böylece biz onu Arapça bir Kur'ân olarak indirdik. Onda tehditlerden nice türlüsünü tekrar tekrar açıkladık ki belki sakınırlar, yahut onlara bir ibret ve uyanış verir
Yusuf AliThus have We sent this down - an arabic Qur'an - and explained therein in detail some of the warnings, in order that they may fear God, or that it may cause their remembrance (of Him)
Ali BulaçBöylece Biz onu, Arapça bir Kur'an olarak indirdik ve onda korkulacak şeyleri türlü şekillerde açıkladık; umulur ki korkup-sakınırlar ya da onlar için düşünme (yeteneğini) oluşturur
Elmalılı Hamdi YazırHükmü her yerde geçerli gerçek hükümdar olan Allah yücedir. (Ey Muhammed!) Kur'ân sana vahyedilirken, vahiy bitmeden önce (unutma korkusu ile) Kur'ân'ı okumada acele etme; "Rabbim! benim ilmimi artır" de
Yusuf AliHigh above all is God, the King, the Truth! Be not in haste with the Qur'an before its revelation to thee is completed, but say, "O my Lord! advance me in knowledge
Ali BulaçHak olan, biricik hükümdar olan Allah Yücedir. Onun vahyi sana gelip-tamamlanmadan evvel, Kur'an'ı (okumada) acele etme ve de ki: "Rabbim, ilmimi arttır
Elmalılı Hamdi YazırDoğrusu bundan önce Âdem'e (bu ağaçtan yeme diye) emrettik, fakat unuttu ve biz onda bir azim (bir kararlılık) bulmadık
Yusuf AliWe had already, beforehand, taken the covenant of Adam, but he forgot: and We found on his part no firm resolve
Ali BulaçAndolsun, Biz bundan önce Adem'e ahid vermiştik, fakat o, unutuverdi. Biz onda bir kararlılık bulmadık
Elmalılı Hamdi YazırBir vakit meleklere: "Âdem(e hürmet) için secde edin" demiştik; İblis'ten başka hepsi secde etmiş, o çekinmişti
Yusuf AliWhen We said to the angels, "Prostrate yourselves to Adam", they prostrated themselves, but not Iblis: he refused
Ali BulaçHani Biz meleklere: "Adem'e secde edin" demiştik, İblis'in dışında (diğerleri) secde etmişlerdi, o, ayak diremişti
Elmalılı Hamdi YazırBiz de (Âdem'e) şöyle demiştik: "Ey Âdem! Şüphesiz bu (İblis) sana ve eşine düşmandır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın, sonra bedbaht olursun (sıkıntı çeker, perişan olursun)
Yusuf AliThen We said: "O Adam! verily, this is an enemy to thee and thy wife: so let him not get you both out of the Garden, so that thou art landed in misery
Ali BulaçBunun üzerine dedik ki: "Ey Adem, bu gerçekten sana ve eşine düşmandır; sakın sizi cennetten sürüp çıkarmasın, sonra mutsuz olursun
Elmalılı Hamdi YazırDoğrusu senin acıkmaman ve çıplak kalmaman (ancak) cennettedir
Yusuf AliThere is therein (enough provision) for thee not to go hungry nor to go naked
Ali BulaçŞüphesiz ki, senin acıkmaman ve çıplak kalmaman orda (cennette kalmana bağlı)dır
Elmalılı Hamdi YazırVe sen orada ne susarsın, ne de güneşin sıcağında kalırsın
Yusuf AliNor to suffer from thirst, nor from the sun's heat
Ali BulaçVe gerçekten sen burada susamayacaksın ve güneş altında yanmayacaksın da
Elmalılı Hamdi YazırNihayet şeytan ona vesvese verdi. Şöyle dedi: "Ey Âdem! Sana sonsuzluk ağacını ve çökmesi olmayan bir saltanatı göstereyim mi
Yusuf AliBut Satan whispered evil to him: he said, "O Adam! shall I lead thee to the Tree of Eternity and to a kingdom that never decays
Ali BulaçSonunda şeytan ona vesvese verdi; dedi ki: "Sana sonsuzluk ağacını ve yok olmayacak bir mülkü haber vereyim mi
Elmalılı Hamdi YazırBunun üzerine ikisi de o ağaçtan yediler. Hemen ayıp yerleri kendilerine açılıp görünüverdi. Ve üzerlerine cennet yaprağından örtüp yamamaya başladılar. Âdem Rabbinin emrinden çıktı da şaşırdı
Yusuf AliIn the result, they both ate of the tree, and so their nakedness appeared to them: they began to sew together, for their covering, leaves from the Garden: thus did Adam disobey his Lord, and allow himself to be seduced
Ali BulaçBöylece ikisi ondan yediler, hemen ardından ayıp yerleri kendilerine açılıverdi, üzerlerini cennet yapraklarından yamayıp-örtmeye başladılar. Adem, Rabbine karşı gelmiş oldu da şaşırıp-kaldı
Elmalılı Hamdi YazırSonra Rabbi, onu seçti de tevbesini kabul buyurdu ve ona doğru yolu gösterdi
Yusuf AliBut his Lord chose him (for His Grace): He turned to him, and gave him Guidance
Ali BulaçSonra Rabbi onu seçti, tevbesini kabul etti ve doğru yola iletti
Elmalılı Hamdi YazırAllah (onlara) şöyle dedi: "Birbirinize düşman olmak üzere hepiniz oradan (cennetten) inin. Artık benden size bir hidayet (kitab) geldiği zaman, kim benim hidayetime uyarsa işte o, sapıklığa düşmez ve (ahirette) zahmet çekmez
Yusuf AliHe said: "Get ye down, both of you,- all together, from the Garden, with enmity one to another: but if, as is sure, there comes to you Guidance from Me, whosoever follows My Guidance, will not lose his way, nor fall into misery
Ali BulaçDedi ki: "Kiminiz kiminize düşman olarak, hepiniz ordan inin. Artık size Benden bir yol gösterici gelecektir; kim Benim hidayetime uyarsa artık o şaşırıp sapmaz ve mutsuz olmaz
Elmalılı Hamdi YazırHer kim de benim zikrimden (Kur'ân'dan) yüz çevirirse, (bilsin ki) ona dar bir geçim vardır ve onu kıyamet günü kör olarak haşrederiz
Yusuf AliBut whosoever turns away from My Message, verily for him is a life narrowed down, and We shall raise him up blind on the Day of Judgment
Ali BulaçKim de Benim zikrimden yüz çevirirse, artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır ve Biz onu kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz
Elmalılı Hamdi Yazır(O zaman Kur'ândan yüz çeviren kimse) "Rabbim! beni niçin kör olarak haşrettin, oysa ben gören bir kimseydim" der
Yusuf AliHe will say: "O my Lord! why hast Thou raised me up blind, while I had sight (before)
Ali BulaçO da (şöyle) demiş olur: -Ben görmekte olan biriyken, beni niye kör olarak haşrettin Rabbim
Elmalılı Hamdi YazırAllah: "Böyledir, sana âyetlerimiz gelmişti de onları sen unutmuştun, bugün de öylece unutulursun" der
Yusuf Ali(God) will say: "Thus didst Thou, when Our Signs came unto thee, disregard them: so wilt thou, this day, be disregarded
Ali Bulaç(Allah da) Der ki: "İşte böyle, sana ayetlerimiz gelmişti, fakat sen onları unuttun, bugün de sen işte böyle unutulmaktasın
Elmalılı Hamdi Yazırİşte haddi aşanları, Rabbinin âyetlerine inanmayanları biz böyle cezalandırırız. Ve muhakkak ki ahiret azabı (dünya azabından) daha şiddetli ve daha devamlıdır
Yusuf AliAnd thus do We recompense him who transgresses beyond bounds and believes not in the Sings of his Lord: and the Penalty of the Hereafter is far more grievous and more enduring
Ali Bulaçİşte Biz ölçüsüzce davrananları ve Rabbinin ayetlerine inanmayanları böyle cezalandırırız; ahiretin azabı ise gerçekten daha şiddetli ve daha süreklidir
Elmalılı Hamdi YazırOnları, yerlerinde gezip durdukları şu kendilerinden önce yok ettiğimiz bunca nesiller(in o korkunç akibeti) doğru yola sevk etmedi mi? Doğrusu bunda ibret alacak aklı olanlar için nice deliller vardır
Yusuf AliIs it not a warning to such men (to call to mind) how many generations before them We destroyed, in whose haunts they (now) move? Verily, in this are Signs for men endued with understanding
Ali BulaçKendilerinden önceki nesillerden nicelerini yıkıma uğratmamız, onları doğruya yöneltmedi mi? (Oysa bugün kendileri) onların kaldıkları yerlerde (tarihi kalıntıları üzerinde) gezinip duruyorlar. Şüphesiz bunda sağduyu sahipleri için ayetler vardır
Elmalılı Hamdi YazırEğer Rabbinin verdiği bir hüküm ve tayin ettiği bir süre olmasaydı, hemen azaba uğrarlardı
Yusuf AliHad it not been for a Word that went forth before from thy Lord, (their punishment) must necessarily have come; but there is a Term appointed (for respite)
Ali BulaçEğer Rabbinden geçmiş bir söz ve adı konulmuş (belirlenmiş) bir süre (ecel) olmasaydı muhakkak (yıkım azabı) kaçınılmaz olurdu
Elmalılı Hamdi YazırO halde, dediklerine sabret; güneşin doğmasından önce ve batmasından önce Rabbini hamd ile tesbih et. Gecenin bir kısım vakitlerinde ve gündüzün etrafında da tesbih et ki hoşnudluğa eresin
Yusuf AliTherefore be patient with what they say, and celebrate (constantly) the praises of thy Lord, before the rising of the sun, and before its setting; yea, celebrate them for part of the hours of the night, and at the sides of the day: that thou ma yest have (spiritual) joy
Ali BulaçŞu halde onların söylediklerine karşı sabırlı ol, güneşin doğuşundan ve batışından önce Rabbini hamd ile tesbih et (yücelt). Gecenin bir bölümünde ve gündüzün uçlarında da tesbihte bulun ki hoşnut olabilesin
Elmalılı Hamdi YazırKâfirlerden bir kısmına, onları sınamak için dünya hayatının zineti olarak verdiğimiz ve onunla kendilerini geçindirdiğimiz şeye (mal ve saltanata) sakın rağbetle bakma. Rabbinin (ahiretteki) rızkı daha hayırlı ve daha devamlıdır
Yusuf AliNor strain thine eyes in longing for the things We have given for enjoyment to parties of them, the splendour of the life of this world, through which We test them: but the provision of thy Lord is better and more enduring
Ali BulaçOnlardan bazı gruplara, kendilerini denemek için yararlandırdığımız dünya hayatının süsüne gözünü dikme. Senin Rabbinin rızkı daha hayırlı ve daha süreklidir
Elmalılı Hamdi Yazır(Ey Muhammed!) Ehline namaz kılmalarını emret, kendin de ona sabırla devam et. Biz senden bir rızık istemiyoruz. Seni biz rızıklandırırız. Güzel akibet takva sahiplerinindir
Yusuf AliEnjoin prayer on thy people, and be constant therein. We ask thee not to provide sustenance: We provide it for thee. But the (fruit of) the Hereafter is for righteousness
Ali BulaçEhline (ümmetine) namazı emret ve onda kararlı davran. Biz senden rızık istemiyoruz, Biz sana rızık veriyoruz. Sonuç da takvanındır
Elmalılı Hamdi Yazır(İnkâr edenler): "Rabbinden bize bir mucize getirse ya" dediler. Onlara önceki kitablarda olan apaçık deliller gelmedi mi
Yusuf AliThey say: "Why does he not bring us a sign from his Lord?" Has not a Clear Sign come to them of all that was in the former Books of revelation
Ali BulaçDediler ki: "Bize kendi Rabbinden bir ayet (mucize) getirmesi gerekmez miydi?" Onlara önceki kitaplarda açık belgeler gelmedi mi
Elmalılı Hamdi YazırEğer biz, onları bundan (peygamber veya Kur'ân'dan) önce bir azab ile yok etseydik, muhakkak "Ey Rabbimiz! bize bir peygamber gönderseydin de, alçak ve rezil olmadan önce âyetlerine uysaydık, olmaz mıydı?" diyeceklerdi
Yusuf AliAnd if We had inflicted on them a penalty before this, they would have said: "Our Lord! If only Thou hadst sent us an apostle, we should certainly have followed Thy Signs before we were humbled and put to shame
Ali BulaçEğer Biz onları bundan önceki bir azap ile yıkıma uğratmış olsaydık, şüphesiz diyeceklerdi ki: "Rabbimiz, bize bir elçi gönderseydin de, küçülmeden ve aşağılanmadan önce Senin ayetlerine tabi olsaydık
Elmalılı Hamdi YazırDe ki: "Hepimiz beklemekteyiz, siz de bekleyedurun. Şüphesiz düz yolun sahiplerinin kimler olduğunu ve kimlerin doğru yolda bulunduğunu yakında bileceksiniz
Yusuf AliSay: "Each one (of us) is waiting: wait ye, therefore, and soon shall ye know who it is that is on the straight and even way, and who it is that has received Guidance
Ali BulaçDe ki: "Herkes gözetlemektedir; siz de gözleyip durun. Sonunda, dümdüz (dosdoğru) yolun sahipleri kimlermiş ve doğru yola ulaşan kimlermiş, pek yakında öğreneceksiniz