20. Taa-Haa سُورَةُ طه
Süleyman AteşTa, Ha
Ali BulaçTa, Ha
Yusuf AliTa-Ha
Süleyman AteşBiz bu Kur'an'ı sana güçlük çekesin diye indirmedik
Ali BulaçBiz sana bu Kur'an'ı güçlük çekmen için indirmedik
Yusuf AliWe have not sent down the Qur'an to thee to be (an occasion) for thy distress
Süleyman AteşAncak (Allah'tan) korkanlara bir öğüt (olarak indirdik)
Ali Bulaçİçi titreyerek korku duyanlara' ancak öğütle-hatırlatma (olsun diye indirdik)
Yusuf AliBut only as an admonition to those who fear (God)
Süleyman Ateşyeri ve yüce gökleri yaratan tarafından azar azar indirilmiştir
Ali BulaçYeri ve yüksek gökleri yaratan tarafından bir indirmedir
Yusuf AliA revelation from Him Who created the earth and the heavens on high
Süleyman AteşRahman Arş'a istiva etmiş(kurulmuş)tur
Ali BulaçRahman (olan Allah) arşa istiva etmiştir
Yusuf Ali(God) Most Gracious is firmly established on the throne (of authority)
Süleyman AteşGöklerde, yerde, ikisinin arasında ve toprağın altında bulunanlar hep O'nundur (ne kadar kapalı olursa olsun, O'ndan hiçbir şey gizli kalmaz)
Ali BulaçGöklerde, yerde, bu ikisinin arasında ve nemli toprağın altında olanların tümü O'nundur
Yusuf AliTo Him belongs what is in the heavens and on earth, and all between them, and all beneath the soil
Süleyman AteşSözü açık söylesen de (gizli söylesen de) muhakkak O, gizliyi de ondan daha gizlisini de bilir
Ali BulaçSözü açığa vursan da, (gizlesen de birdir). Çünkü şüphesiz O, gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilmektedir
Yusuf AliIf thou pronounce the word aloud, (it is no matter): for verily He knoweth what is secret and what is yet more hidden
Süleyman AteşAllah ki, O'ndan başka tanrı yoktur. En güzel isimler O'nundur
Ali BulaçAllah; O'ndan başka İlah yoktur. En güzel isimler O'nundur
Yusuf AliGod! there is no god but He! To Him belong the most Beautiful Names
Süleyman AteşMusa'nın haberi sana geldi mi
Ali BulaçSana Musa'nın haberi geldi mi
Yusuf AliHas the story of Moses reached thee
Süleyman AteşHani (o) bir ateş görmüştü de ailesine: "Siz durun ben bir ateş gördüm, belki ondan size bir kor getiririm, yahut ateşin yanında bir yol gösteren bulurum" demişti
Ali BulaçHani bir ateş görmüştü de, ailesine şöyle demişti: "Durun, bir ateş gördüm; umulur ki size ondan bir kor getiririm veya ateşin yanında bir yol-gösterici bulurum
Yusuf AliBehold, he saw a fire: So he said to his family, "Tarry ye; I perceive a fire; perhaps I can bring you some burning brand therefrom, or find some guidance at the fire
Süleyman Ateş(Musa), o(ateşin yanı)na gelince kendisine "Ey Musa!" diye seslenildi
Ali BulaçNitekim ona gidince, kendisine seslenildi: "Ey Musa
Yusuf AliBut when he came to the fire, a voice was heard: "O Moses
Süleyman AteşBen, (evet) ben senin Rabbinim! Pabuçlarını çıkar. Çünkü sen, kutsal vadide, Tuva'dasın
Ali BulaçGerçekten Ben, Ben senin Rabbinim. Ayakkabılarını çıkar; çünkü sen, kutsal vadi olan Tuva'dasın
Yusuf AliVerily I am thy Lord! therefore (in My presence) put off thy shoes: thou art in the sacred valley Tuwa
Süleyman AteşBen seni seçtim, şimdi vahyolunanı dinle
Ali BulaçBen seni seçmiş bulunuyorum; bundan böyle vahyolunanı dinle
Yusuf AliI have chosen thee: listen, then, to the inspiration (sent to thee)
Süleyman AteşMuhakkak ben, (evet) ben Allah'ım, benden başka tanrı yoktur. (Yalnız) bana kulluk et ve beni anmak için namaz kıl
Ali BulaçGerçekten Ben, Ben Allah'ım, Benden başka İlah yoktur; şu halde Bana ibadet et ve Beni zikretmek için dosdoğru namaz kıl
Yusuf AliVerily, I am God: There is no god but I: So serve thou Me (only), and establish regular prayer for celebrating My praise
Süleyman Ateş(Kıyamet) Sa'at(i) mutlaka gelecektir. Herkesin, peşinde koştuğu işlerle cezalanması için, neredeyse onu gizleyeceğim
Ali BulaçŞüphesiz, kıyamet-saati yaklaşarak gelmektedir. Herkesin harcadığı çabanın karşılığını alması için, onun (koşup haberini) neredeyse gizleyeceğim
Yusuf AliVerily the Hour is coming - My design is to keep it hidden - for every soul to receive its reward by the measure of its Endeavour
Süleyman AteşOna inanmayıp keyfine uyan kimse, seni on(a inanmak)dan alıkoymasın, sonra helak olursun
Ali BulaçÖyleyse, ona inanmayıp kendi hevasına uyan, sakın seni ondan alıkoymasın; sonra yıkıma uğrarsın
Yusuf AliTherefore let not such as believe not therein but follow their own lusts, divert thee therefrom, lest thou perish
Süleyman AteşSağ elindeki nedir ey Musa
Ali BulaçSağ elindeki nedir ey Musa
Yusuf AliAnd what is that in the right hand, O Moses
Süleyman Ateş(Musa) dedi: "O, asa'mdır. Ona dayanıyorum ve onunla davarıma yaprak silkeliyorum ve onda benim daha birçok ihtiyaçlarım var (onunla birçok ihtiyacımı gideririm)
Ali BulaçDedi ki: "O, benim asamdır; ona dayanmakta, onunla davarlarım için ağaçlardan yaprak düşürmekteyim, onda benim için daha başka yararlar da var
Yusuf AliHe said, "It is my rod: on it I lean; with it I beat down fodder for my flocks; and in it I find other uses
Süleyman Ateş(Allah) buyurdu; "(Yere) at onu ey Musa
Ali BulaçDedi ki: "Onu at, ey Musa
Yusuf Ali(God) said, "Throw it, O Moses
Süleyman Ateş(Musa) attı, bir de ne görsün o, koşan kocaman bir yılan
Ali BulaçBöylece, onu attı; (bir de ne görsün) o hemen hızla koşan (kocaman) bir yılan (oluvermiş)
Yusuf AliHe threw it, and behold! It was a snake, active in motion
Süleyman Ateş(Allah): "Al onu, dedi, korkma biz onu yine ilk durumuna sokacağız
Ali BulaçDedi ki: "Onu al ve korkma, Biz onu ilk durumuna çevireceğiz
Yusuf Ali(God) said, "Seize it, and fear not: We shall return it at once to its former condition
Süleyman AteşElini böğrüne sok; bir hastalık olmadan, ayrı bir mu'cize olarak bembeyaz bir durumda çıksın
Ali BulaçElini koltuğuna sok, bir hastalık olmadan, başka bir mucize (ayet) olarak bembeyaz bir durumda çıksın
Yusuf AliNow draw thy hand close to thy side: It shall come forth white (and shining), without harm (or stain),- as another Sign
Süleyman AteşKi sana en büyük mu'cizelerimizden bazılarını göstermiş olalım
Ali BulaçÖyle ki, sana büyük mucizelerimizden (birini) göstermiş olalım
Yusuf AliIn order that We may show thee (two) of our Greater Signs
Süleyman Ateşİmdi sen Fir'avn'e git: çünkü o azdı
Ali BulaçFiravun'a git, çünkü o azmış bulunuyor
Yusuf AliGo thou to Pharaoh, for he has indeed transgressed all bounds
Süleyman Ateş(Musa) dedi ki: "Rabbim, benim göğsümü aç (risalet görevini yüklenebilmesi için yüreğimi genişlet)
Ali BulaçDedi ki: "Rabbim, benim göğsümü aç
Yusuf Ali(Moses) said: "O my Lord! expand me my breast
Süleyman AteşBana işimi kolaylaştır
Ali BulaçBana işimi kolaylaştır
Yusuf AliEase my task for me
Süleyman AteşDilimin düğümünü çöz
Ali BulaçDilimden düğümü çöz
Yusuf AliAnd remove the impediment from my speech
Süleyman AteşKi sözümü anlasınlar
Ali BulaçKi söyleyeceklerimi kavrasınlar
Yusuf AliSo they may understand what I say
Süleyman AteşBana ailemden bir vezir ver
Ali BulaçAilemden bana bir yardımcı kıl
Yusuf AliAnd give me a Minister from my family
Süleyman AteşKardeşim Harun'u
Ali BulaçKardeşim Harun'u
Yusuf AliAaron, my brother
Süleyman AteşOnunla arkamı kuvvetlendir
Ali BulaçOnunla arkamı kuvvetlendir
Yusuf AliAdd to my strength through him
Süleyman AteşOnu da işime ortak yap
Ali BulaçOnu işimde ortak kıl
Yusuf AliAnd make him share my task
Süleyman AteşKi seni çok tesbih edelim
Ali BulaçBöylece Seni çok tesbih edelim
Yusuf AliThat we may celebrate Thy praise without stint
Süleyman AteşVe seni çok analım
Ali BulaçVe Seni çok zikredelim
Yusuf AliAnd remember Thee without stint
Süleyman AteşŞüphesiz sen, bizi görmektesin
Ali BulaçŞüphesiz Sen bizi görüyorsun
Yusuf AliFor Thou art He that (ever) regardeth us
Süleyman Ateş(Allah) buyurdu: "Ey Musa, istediğin sana verildi
Ali Bulaç(Allah) Dedi ki: "Ey Musa istediğin sana verilmiştir
Yusuf Ali(God) said: "Granted is thy prayer, O Moses
Süleyman AteşZaten biz sana bir kez daha lutufta bulunmuştuk
Ali BulaçAndolsun, Biz sana bir defa daha lütufta bulunmuştuk
Yusuf AliAnd indeed We conferred a favour on thee another time (before)
Süleyman Ateş(Sen doğduğun zaman,) Annene vahyedileni vahyetmiştik
Ali BulaçHani, annene vahyolunan şeyi vahyetmiştik, (şöyle ki)
Yusuf AliBehold! We sent to thy mother, by inspiration, the message
Süleyman AteşOnu sandığa koy, suya at; su onu sahile bıraksın; onu benim de düşmanım onun da düşmanı olan biri alacaktır. "Gözümün önünde yetiştirilmen için senin üzerine benden bir sevgi koydum (görenler senin üzerine koyduğum bu sevgiden ötürü sana meftun oldular)
Ali BulaçOnu sandığın içine koy, suya bırak, böylece su onu sahile bıraksın; onu Benim de düşmanım, onun da düşmanı olan biri alacaktır. Gözümün önünde yetiştirilmen için, Kendim'den sana bir sevgi yönelttim
Yusuf AliThrow (the child) into the chest, and throw (the chest) into the river: the river will cast him up on the bank, and he will be taken up by one who is an enemy to Me and an enemy to him': But I cast (the garment of) love over thee from Me: and (this) in order that thou mayest be reared under Mine eye
Süleyman AteşKızkardeşin ona bakacak birini size göstereyim mi? diyordu. Böylece seni annene geri verdik ki gözü aydın olsun, üzülmesin. Sen bir de adam öldürmüştün. O zaman da seni tasadan kurtarmış ve seni iyice denemiştik. Medyen halkı arasında yıllarca kaldın. Sonra belirlediğimiz bir vakitte bize geldin ey Musa
Ali BulaçHani kız kardeşin gezinip; "Onu(n bakımını) üstlenecek birini size haber vereyim mi?" demekteydi. Böylece, seni annene geri çevirmiş olduk ki, gözü aydın olsun ve hüzne kapılmasın. Sen bir insan öldürmüştün de, Biz seni tasadan kurtarmış ve seni 'esaslı bir denemeden geçirip-denemiştik.' Medyen halkı arasında da yıllarca kalmıştın, sonra bir kader üzerine (buraya) geldin ey Musa
Yusuf AliBehold! thy sister goeth forth and saith, 'shall I show you one who will nurse and rear the (child)?' So We brought thee back to thy mother, that her eye might be cooled and she should not grieve. Then thou didst slay a man, but We saved thee from trouble, and We tried thee in various ways. Then didst thou tarry a number of years with the people of Midian. Then didst thou come hither as ordained, O Moses
Süleyman AteşSeni kendim için yetiştirdim
Ali BulaçSeni Kendim için seçtim
Yusuf AliAnd I have prepared thee for Myself (for service)
Süleyman AteşSen ve kardeşin, ayetlerimi götürün, beni anmakta gevşeklik etmeyin
Ali BulaçSen ve kardeşin ayetlerimle gidin ve Beni zikretmede gevşek davranmayın
Yusuf AliGo, thou and thy brother, with My Signs, and slacken not, either of you, in keeping Me in remembrance
Süleyman AteşFir'avn'e gidin, çünkü o azdı
Ali Bulaçİkiniz Firavun'a gidin, çünkü o, azmış bulunuyor
Yusuf AliGo, both of you, to Pharaoh, for he has indeed transgressed all bounds
Süleyman AteşOna yumuşak söz söyleyin, belki öğüt alır veya korkar
Ali BulaçOna yumuşak söz söyleyin, umulur ki öğüt alıp-düşünür veya içi titrer-korkar
Yusuf AliBut speak to him mildly; perchance he may take warning or fear (God)
Süleyman AteşDediler ki: "Rabbimiz, onun bize taşkınlık etmesinden, yahut iyice azmasından korkuyoruz
Ali BulaçDediler ki: "Rabbimiz, gerçekten, onun bize karşı 'taşkın bir tutum takınmasından' ya da 'azgın davranmasından' korkuyoruz
Yusuf AliThey (Moses and Aaron) said: "Our Lord! We fear lest he hasten with insolence against us, or lest he transgress all bounds
Süleyman AteşKorkmayın, dedi, ben sizinle beraberim, işitir ve görürüm
Ali BulaçDedi ki: "Korkmayın, çünkü Ben sizinle birlikteyim; işitiyorum ve görüyorum
Yusuf AliHe said: "Fear not: for I am with you: I hear and see (everything)
Süleyman AteşHaydi, varın ona, deyin ki: Biz senin Rabbinin elçileriyiz; İsrail oğullarını bizimle gönder, onlara azab etme. Biz Rabbinden sana bir ayet getirdik. Esenlik, hidayete uyanlaradır
Ali BulaçHaydi ona gidin de deyin ki: Biz senin Rabbinin elçileriyiz, İsrailoğulları'nı bizimle birlikte gönder ve onlara (artık) azap verme. Sana Rabbinden bir ayetle geldik. Selam, hidayete tabi olanların üzerine olsun
Yusuf AliSo go ye both to him, and say, 'Verily we are apostles sent by thy Lord: Send forth, therefore, the Children of Israel with us, and afflict them not: with a Sign, indeed, have we come from thy Lord! and peace to all who follow guidance
Süleyman AteşBize, yalanlayıp yüz çevirenin, azaba uğrayacağı vahyolundu
Ali BulaçGerçekten bize vahyolundu ki: Doğrusu azap, yalanlayan ve yüz çevirenlerin üstünedir
Yusuf AliVerily it has been revealed to us that the Penalty (awaits) those who reject and turn away
Süleyman Ateş(Fir'avn): "Rabbiniz kimdir ey Musa?" dedi
Ali Bulaç(Ona gidip aynı şeyleri tekrarladıklarında, Firavun onlara) Dedi ki: "Sizin Rabbiniz kim ey Musa
Yusuf Ali(When this message was delivered), (Pharaoh) said: "Who, then, O Moses, is the Lord of you two
Süleyman Ateş(Musa): "Rabbimiz, her şeye yaratılışını (varlığını ve biçimini) verip sonra onu doğru yola ileten (yaratılış gayesine uygun yola yönelten)dir." dedi
Ali BulaçDedi ki: "Bizim Rabbimiz, herşeye yaratılışını veren, sonra doğru yolunu gösterendir
Yusuf AliHe said: "Our Lord is He Who gave to each (created) thing its form and nature, and further, gave (it) guidance
Süleyman Ateş(Fir'avn): "Peki ya ilk nesillerin hali ne olacak?" dedi
Ali Bulaç(Firavun) Dedi ki: "İlk çağlardaki nesillerin durumu nedir öyleyse
Yusuf Ali(Pharaoh) said: "What then is the condition of previous generations
Süleyman AteşDedi ki: "Onların bilgisi Rabbimin yanında bir Kitaptadır. Rabbim şaşmaz ve unutmaz
Ali BulaçDedi ki: "Bunun bilgisi Rabbimin Katında bir kitaptadır. Benim Rabbim şaşırmaz ve unutmaz
Yusuf AliHe replied: "The knowledge of that is with my Lord, duly recorded: my Lord never errs, nor forgets
Süleyman AteşO ki, yeri size beşik yaptı ve onda sizin için yollar açtı, gökten bir su indirdi. Onunla her çeşit bitkiden çiftler çıkardık
Ali BulaçKi (Rabbim), yeryüzünü sizin için bir beşik kıldı, onda sizin için yollar döşedi ve gökten su indirdi; böylelikle bununla her tür bitkiden çiftler çıkardık
Yusuf AliHe Who has, made for you the earth like a carpet spread out; has enabled you to go about therein by roads (and channels); and has sent down water from the sky." With it have We produced diverse pairs of plants each separate from the others
Süleyman AteşYeyin, hayvanlarınızı otlatın. Şüphesiz bunda, akıl sahipleri için ibretler vardır
Ali BulaçYiyin ve hayvanlarınızı otlatın. Şüphesiz, bunda sağduyu sahipleri için elbette ayetler vardır
Yusuf AliEat (for yourselves) and pasture your cattle: verily, in this are Signs for men endued with understanding
Süleyman AteşSizi topraktan yarattık, yine oraya döndürürüz ve sizi bir kez daha ondan çıkarırız
Ali BulaçSizi ondan yarattık, ona geri vereceğiz ve sizi bir kere daha ondan çıkaracağız
Yusuf AliFrom the (earth) did We create you, and into it shall We return you, and from it shall We bring you out once again
Süleyman AteşAndolsun biz o(Fir'av)n'a ayetlerimizin hepsini gösterdik, yine de yalanladı ve dayattı
Ali BulaçAndolsun, Biz ona ayetlerimizin tümünü gösterdik; fakat o, yalanladı ve ayak diretti
Yusuf AliAnd We showed Pharaoh all Our Signs, but he did reject and refuse
Süleyman AteşVe: "Sen bizi büyünle yurdumuzdan çıkarasın diye mi geldin ey Musa?" dedi
Ali BulaçDedi ki: "Ey Musa, sen bizi sihrinle yurdumuzdan sürüp çıkarmaya mı gelmiş bulunuyorsun
Yusuf AliHe said: "Hast thou come to drive us out of our land with thy magic, O Moses
Süleyman AteşBiz de mutlaka sana o(se)nin (büyün) gibi bir büyü getireceğiz. Sen şimdi seninle bizim aramızda bir buluşma zamanı ve yeri tayin et; ne senin, ne de bizim caymayacağımız uygun bir yer olsun
Ali BulaçMadem böyle, biz de sana buna benzer bir sihirle geleceğiz; şimdi sen, bir 'buluşma zamanı ve yeri' tespit et, bizim de, senin de karşı olamayacağımız açık, geniş bir yer olsun" dedi
Yusuf AliBut we can surely produce magic to match thine! So make a tryst between us and thee, which we shall not fail to keep - neither we nor thou - in a place where both shall have even chances
Süleyman Ateş(Musa): "Buluşma zamanınız, Süs (bayram) günü ve insanaların toplanacağı kuşluk vakti olsun" dedi
Ali Bulaç(Musa) Dedi ki: "Buluşma zamanımız, (ülkenin ulusal) bayram günü ve insanların toplanacağı kuşluk vakti (olsun)
Yusuf AliMoses said: "Your tryst is the Day of the Festival, and let the people be assembled when the sun is well up
Süleyman AteşFir'avn, dönüp gitti, hilesini (büyücüleri ve onların aletlerini) topladı, sonra (belirtilen yere) geldi
Ali BulaçBöylelikle Firavun arkasını dönüp gitti, hileli düzenini (yürütecek büyücüleri) biraraya getirdi, sonra geldi
Yusuf AliSo Pharaoh withdrew: He concerted his plan, and then came (back)
Süleyman AteşMusa onlara: "Yazık size, dedi, Allah'a yalan uydurmayın, sonra (O), bir azab ile kökünüzü keser, doğrusu iftira eden perişan olmuştur
Ali BulaçMusa onlara dedi ki: "Size yazıklar olsun, Allah'a karşı yalan düzüp uydurmayın, sonra bir azap ile kökünüzü kurutur. Yalan düzüp uyduran gerçekten yok olup gitmiştir
Yusuf AliMoses said to him: Woe to you! Forge not ye a lie against God, lest He destroy you (at once) utterly by chastisement: the forger must suffer frustration
Süleyman Ateş(Fir'avn'ın topladığı büyücüler), işlerini kendi aralarında tartıştılar ve gizli konuştular
Ali BulaçBunun üzerine, kendi aralarında durumlarını tartışmaya başladılar ve gizli konuşmalara geçtiler
Yusuf AliSo they disputed, one with another, over their affair, but they kept their talk secret
Süleyman AteşDediler ki: "Bunlar iki büyücü, başka bir şey değil. Büyüleriyle sizi yurdunuzdan çıkarmak ve sizin örnek yolunuzu, (üstün dininizi) gidermek istiyorlar
Ali BulaçDediler ki: "Bunlar herhalde iki sihirbazdır, sizi sihirleriyle yurdunuzdan sürüp-çıkarmak ve örnek olarak tutturduğunuz yolunuzu (dininizi) yok etmek istemektedirler
Yusuf AliThey said: "These two are certainly (expert) magicians: their object is to drive you out from your land with their magic, and to do away with your most cherished institutions
Süleyman AteşOnun için siz hilenizi toplayın, sonra sıra halinde gelin. Bugün üstün gelen başarmıştır
Ali BulaçBundan ötürü, tuzaklarınızı biraraya getirin, sonra gruplar halinde gelin; bugün üstünlük sağlayan, gerçekten kurtuluşu bulmuştur
Yusuf AliTherefore concert your plan, and then assemble in (serried) ranks: He wins (all along) today who gains the upper hand
Süleyman Ateş(Büyücüler önce Musa'nın işe başlamasını istediler) Dediler ki: "Ey Musa, ya sen at, yahut önce atan biz olalım
Ali BulaçEy Musa" dediler. Ya sen (asanı) at veya önce biz atalım
Yusuf AliThey said: "O Moses! whether wilt thou that thou throw (first) or that we be the first to throw
Süleyman Ateş(Musa): "Hayır siz atın!" dedi. (Attılar. Musa) bir de ne görsün: Büyülerinden ötürü onların ipleri ve sopaları gerçekten koşuyor gibi görünüyor
Ali BulaçDedi ki: "Hayır, siz atın." Sonra hemen (ne görsün), sihirlerinden dolayı, onların ipleri ve asaları kendisine gerçekten koşuyormuş gibi göründü
Yusuf AliHe said, "Nay, throw ye first!" Then behold their ropes and their rods-so it seemed to him on account of their magic - began to be in lively motion
Süleyman AteşBu yüzden Musa, içinde bir korku duydu
Ali BulaçMusa, bu yüzden kendi içinde bir tür korku duymaya başladı
Yusuf AliSo Moses conceived in his mind a (sort of) fear
Süleyman Ateş(Biz kendisine): "Korkma, dedik, üstün gelecek sensin, sen
Ali BulaçKorkma" dedik. "Muhakkak sen üstün geleceksin
Yusuf AliWe said: "Fear not! for thou hast indeed the upper hand
Süleyman AteşSağ elindekini at! Onların yaptıklarını yutsun. Çünkü onların yaptıkları, bir büyücünün hilesidir. Büyücü de nereye varsa iflah olmaz
Ali BulaçSağ elindekini atıver, onların yaptıklarını yutacaktır; çünkü onların yaptıkları yalnızca bir büyücü hilesidir. Büyücü ise nereye varsa kurtulamaz
Yusuf AliThrow that which is in thy right hand: Quickly will it swallow up that which they have faked what they have faked is but a magician's trick: and the magician thrives not, (no matter) where he goes
Süleyman AteşBunun üzerine büyücüler secdeye kapandılar: "Harun'un ve Musa'nın Rabbine inandık!" dediler
Ali BulaçBunun üzerine büyücüler, secdeye kapandılar: "Harun'un ve Musa'nın Rabbine iman ettik" dediler
Yusuf AliSo the magicians were thrown down to prostration: they said, "We believe in the Lord of Aaron and Moses
Süleyman Ateş(Fir'avn): "Ben size izin vermeden ona inandınız ha? O, size büyü öğreten büyüğünüzdür. Öyleyse ben de sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çapraz keseceğim ve sizi hurma dallarına asacağım, hangimizin azabı daha çetin ve sürekli imiş bileceksiniz!" dedi
Ali Bulaç(Firavun) Dedi ki: "Ben size izin vermeden önce ona inandınız öyle mi? Şüphesiz o, size büyüyü öğreten büyüğünüzdür. O halde ben de sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çapraz olarak keseceğim ve sizi hurma dallarında sallandıracağım. Siz de elbette, hangimizin azabı daha şiddetliymiş ve daha sürekliymiş öğrenmiş olacaksınız
Yusuf Ali(Pharaoh) said: "Believe ye in Him before I give you permission? Surely this must be your leader, who has taught you magic! be sure I will cut off your hands and feet on opposite sides, and I will have you crucified on trunks of palm-trees: so shall ye know for certain, which of us can give the more severe and the more lasting punishment
Süleyman AteşDediler ki: "Biz, seni, bize gelen açık delillere ve bizi yaratana tercih edemeyiz. Yapacağını yap, sen ancak bu dünya hayatında istediğini yapabilirsin
Ali BulaçDediler ki: "Bize gelen apaçık delillere ve bizi yaratana seni asla 'tercih edip-seçmeyiz." Neyde hükmünü yürütebileceksen, durmaksızın hükmünü yürüt; sen, yalnızca bu dünya hayatında hükmünü yürütebilirsin
Yusuf AliThey said: "Never shall we regard thee as more than the Clear Sings that have come to us, or than Him Who created us! so decree whatever thou desirest to decree: for thou canst only decree (touching) the life of this world
Süleyman AteşBiz Rabbimize inandık ki (O) bizim günahlarımızı ve senin bizi yapmaya zorladığın büyüyü bağışlasın. (Elbette) Allah daha hayırlı ve (O'nun mükafatı ve cezası) daha süreklidir
Ali BulaçGerçekten biz Rabbimiz'e iman ettik; günahlarımızı ve sihir dolayısıyla bizi kendisine karşı zorlayarak-sürüklediğin (suçumuzu) bağışlasın. Allah, daha hayırlıdır ve daha süreklidir
Yusuf AliFor us, we have believed in our Lord: may He forgive us our faults, and the magic to which thou didst compel us: for God is Best and Most Abiding
Süleyman AteşKim Rabbine suçlu olarak gelirse onun için cehennem vardır; orada ne ölür ne de yaşar
Ali BulaçGerçek şu ki, kim Rabbine suçlu-günahkar olarak gelirse, hiç şüphe yok, onun için cehennem vardır. Onun içinde ise, ne ölebilir, ne dirilebilir
Yusuf AliVerily he who comes to his Lord as a sinner (at Judgment),- for him is Hell: therein shall he neither die nor live
Süleyman AteşKim de iyi işler yapmış bir mü'min olarak O'na gelirse, işte onlar için de yüksek dereceler vardır
Ali BulaçKim O'na iman edip salih amellerde bulunarak O'na gelirse, işte onlar, onlar için de yüksek dereceler vardır
Yusuf AliBut such as come to Him as Believers who have worked righteous deeds,- for them are ranks exalted
Süleyman AteşAltlarından ırmaklar akan Adn cennetleri. Orada sürekli olarak kalırlar. İşte arınanların mükafatı budur
Ali Bulaçİçlerinde ebedi kalacakları altından ırmaklar akan Adn cennetleri de (onlarındır). Ve işte bu, arınmış olanın karşılığıdır
Yusuf AliGardens of Eternity, beneath which flow rivers: they will dwell therein for aye: such is the reward of those who purify themselves (from evil)
Süleyman AteşAndolsun biz Musa'ya: "Kullarımı geceleyin (Mısır'dan çıkarıp) yürüt; (asanla suya) vur, denizde onlar için kuru bir yol (aç). (Fir'avn'ın sana) yetişme(sin)den korkma, (boğulmaktan) endişe etme." diye vahyetmiştik
Ali BulaçAndolsun, Biz Musa'ya vahyetmiştik: "Kullarımı geceleyin yürüyüşe geçir, onlara denizde kuru bir yol aç, yetişilmekten korkmadan ve endişeye kapılmadan
Yusuf AliWe sent an inspiration to Moses: "Travel by night with My servants, and strike a dry path for them through the sea, without fear of being overtaken (by Pharaoh) and without (any other) fear
Süleyman AteşFir'avn, askerleriyle onların ardına düştü, denizden onları örten örttü (deniz onları örtüp boğdu)
Ali BulaçFiravun ise, ordularıyla peşlerine düştü; sulardan onları kaplayıveren kaplayıverdi
Yusuf AliThen Pharaoh pursued them with his forces, but the waters completely overwhelmed them and covered them up
Süleyman AteşFir'avn toplumunu saptırdı, doğru yola iletmedi
Ali BulaçFiravun, kendi kavmini şaşırtıp saptırdı ve onları doğruya yöneltmedi
Yusuf AliPharaoh led his people astray instead of leading them aright
Süleyman AteşEy İsrail oğulları, biz sizi düşmanınızdan kurtardık ve Tur'un sağ yanında, (Musa ile konuşmayı) size va'dettik; üzerinize kudret helvasıyle bıldırcın indirdik
Ali BulaçEy İsrailoğulları, andolsun, sizi düşmanlarınızdan kurtardık. Tur'un sağ yanında sizinle vaadleştik ve üzerinize kudret helvasıyla bıldırcın indirdik
Yusuf AliO ye Children of Israel! We delivered you from your enemy, and We made a Covenant with you on the right side of Mount (Sinai), and We sent down to you Manna and quails
Süleyman AteşSize verdiğimiz rızkın temizlerinden yeyin, ama bu hususta taşkınlık etmeyin; sonra gazabım üzerinize iner, kimin üstüne gazabım inerse o, düşmüş(mahvolmuş)tur
Ali BulaçSize, rızık olarak verdiklerimizden temiz olanlarından yiyin, bu konuda azgınlık yapmayın, yoksa gazabım üzerinize kaçınılmaz olarak iner: Benim gazabım, kimin üzerine inerse, muhakkak o, tepetaklak düşmüştür
Yusuf Ali(Saying): "Eat of the good things We have provided for your sustenance, but commit no excess therein, lest My Wrath should justly descend on you: and those on whom descends My Wrath do perish indeed
Süleyman AteşVe Ben, tevbe eden, inanan ve yararlı iş yapan, sonra da yola gelen kimseye karşı çok bağışlayıcıyımdır
Ali BulaçGerçekten Ben, tevbe eden, inanan, salih amellerde bulunup da sonra doğru yola erişen kimseyi şüphesiz bağışlayıcıyım
Yusuf AliBut, without doubt, I am (also) He that forgives again and again, to those who repent, believe, and do right, who,- in fine, are ready to receive true guidance
Süleyman AteşSeni kavminden çabucak ayrıl(ıp gel)meğe sevk eden nedir? (Niçin onları hemen bırakıp geldin) ey Musa? (dedik)
Ali BulaçSeni kavminden 'çarçabuk ayrılmaya iten' nedir ey Musa
Yusuf Ali(When Moses was up on the Mount, God said:) "What made thee hasten in advance of thy people, O Moses
Süleyman AteşDedi: "Onlar benim arkamdan geliyorlar, ya Rabbi razı olman için sana çabuk geldim
Ali BulaçDedi ki: "Onlar arkamda izim üzerindedirler, hoşnut kalman için, Sana gelmekte acele ettim Rabbim
Yusuf AliHe replied: "Behold, they are close on my footsteps: I hastened to thee, O my Lord, to please thee
Süleyman Ateş(Allah): "Ama biz senden sonra kavmini sınadık. Samiri onları saptırdı" dedi
Ali BulaçDedi ki: "Biz senden sonra kavmini deneme (fitne)den geçirdik, Samiri onları şaşırtıp-saptırdı
Yusuf Ali(God) said: "We have tested thy people in thy absence: the Samiri has led them astray
Süleyman AteşBunun üzerine Musa, çok kızgın ve üzüntülü bir halde kavmine döndü: "Ey Kavmim, dedi, Rabbiniz size güzel bir va'idde bulunmamış mıydı? Süre mi size uzun geldi (zamanla verdiğiniz sözü unuttunuz mu)? Yoksa Rabbinizden bir gazabın üstünüze inmesini mi istediniz ki, bana verdiğiniz sözden caydınız (beni izlemediniz)
Ali BulaçBunun üzerine Musa, kavmine oldukça kızgın, üzgün olarak döndü. Dedi ki: "Ey kavmim, Rabbiniz size güzel bir vaadde bulunmadı mı? Size (verilen) söz (ya da süre) pek uzun mu geldi? Yoksa Rabbinizden üzerinize kaçınılmaz bir gazabın inmesini mi istediniz de bana verdiğiniz sözden caydınız
Yusuf AliSo Moses returned to his people in a state of indignation and sorrow. He said: "O my people! did not your Lord make a handsome promise to you? Did then the promise seem to you long (in coming)? Or did ye desire that Wrath should descend from y our Lord on you, and so ye broke your promise to me
Süleyman AteşDediler ki: "Kendi malımızla senin sözünden çıkmadık", fakat o milletin (yani Mısırlıların) süs(eşyas)ından bize yükler yükletilmişti. Onları (ateşe) attık. Aynı şekilde Samiri de attı
Ali BulaçDediler ki: "Biz sana verdiğimiz sözden kendiliğimizden dönmedik, ancak o kavmin (Mısır halkının) süs eşyalarından birtakım yükler yüklenmiştik, onları (ateşe) attık, böylece Samiri de attı
Yusuf AliThey said: "We broke not the promise to thee, as far as lay in our power: but we were made to carry the weight of the ornaments of the (whole) people, and we threw them (into the fire), and that was what the Samiri suggested
Süleyman AteşOnlara, böğürmesi olan bir buzağı heykeli ortaya çıkardı. Dediler ki, "Bu sizin de tanrınız, Musa'nın da tanrısıdır, fakat o unuttu
Ali BulaçBöylece onlara böğüren bir buzağı heykeli döküp çıkardı, "İşte, sizin de ilahınız, Musa'nın ilahı budur; fakat (Musa) unuttu" dediler
Yusuf AliThen he brought out (of the fire) before the (people) the image of a calf: It seemed to low: so they said: This is your god, and the god of Moses, but (Moses) has forgotten
Süleyman AteşOnlar görmüyorlar mı ki o (buzağı) kendilerine bir söz söyleyemez; bir zarar, ve yarar veremez
Ali BulaçOnun kendilerine bir sözle cevap vermediğini ve onlara bir zarar veya fayda sağlamaya gücü olmadığını görmüyorlar mı
Yusuf AliCould they not see that it could not return them a word (for answer), and that it had no power either to harm them or to do them good
Süleyman AteşÖnceden Harun, kendilerine: "Ey kavmim, andolsun siz bununla sınandınız. Rabbiniz, o çok esirgeyendir. Bana uyun, buyruğuma ita'at edin!" demişti
Ali BulaçAndolsun, Harun bundan önce onlara: "Ey kavmim, gerçekten siz bununla fitneye düşürüldünüz (denendiniz). Sizin asıl Rabbiniz Rahman (olan Allah)dır; şu halde bana uyun ve emrime itaat edin" demişti
Yusuf AliAaron had already, before this said to them: "O my people! ye are being tested in this: for verily your Lord is (God) Most Gracious; so follow me and obey my command
Süleyman AteşDediler: "Musa bize dönünceye kadar buna tapmaktan vazgeçmeyeceğiz
Ali BulaçDemişlerdi ki: "Musa bize geri gelinceye kadar ona (buzağıya) karşı bel büküp önünde eğilmekten kesinlikle ayrılmayacağız
Yusuf AliThey had said: "We will not abandon this cult, but we will devote ourselves to it until Moses returns to us
Süleyman Ateş(Musa) "Ey Harun, oların saptıklarını gördüğün zaman sana ne engel oldu (da önlemedin)? dedi
Ali Bulaç(Musa da gelince:) "Ey Harun" demişti. "Onların saptıklarını gördüğün zaman seni (Onlara müdahale etmekten) alıkoyan neydi
Yusuf Ali(Moses) said: "O Aaron! what kept thee back, when thou sawest them going wrong
Süleyman AteşNeden bana uymadın, buyruğuma karşı mı geldin? (Ve kardeşinin sakalından tutup çekmeğe başladı)
Ali BulaçNiye bana uymadın, emrime baş mı kaldırdın
Yusuf AliFrom following me? Didst thou then disobey my order
Süleyman Ateş(Harun, kardeşini yumuşatabilmek için): "Ey anamın oğlu, dedi, sakalımı, başımı tutma. Ben senin 'İsrail oğulları arasında ayrılık çıkardın, sözümü tutmadın' diyeceğinden korktum (da onun için idare yoluna gittim)
Ali BulaçDedi ki: "Ey annemin oğlu, sakalımı ve başımı tutup-yolma. Ben, senin: "İsrailoğulları arasında ayrılık çıkardın, sözümü önemsemedin" demenden endişe edip korktum
Yusuf Ali(Aaron) replied: "O son of my mother! Seize (me) not by my beard nor by (the hair of) my head! Truly I feared lest thou shouldst say, 'Thou has caused a division among the children of Israel, and thou didst not respect my word
Süleyman Ateş(Musa, Samiri'ye döndü): "Ey Samiri, ya senin amacın nedir?" dedi
Ali Bulaç(Musa) Dedi ki: "Ya senin amacın nedir ey Samiri
Yusuf Ali(Moses) said: "What then is thy case, O Samiri
Süleyman Ateş(Samiri): "Ben dedi, onların görmediklerini gördüm. Elçinin eserinden bir avuç aldım da attım; nefsim bana böyle (yapmayı) hoş gösterdi
Ali BulaçDedi ki: "Ben onların görmediklerini gördüm, böylece elçinin izinden bir avuç alıp atıverdim; böylelikle bana bunu nefsim hoşa giden (bir şey) gösterdi
Yusuf AliHe replied: "I saw what they saw not: so I took a handful (of dust) from the footprint of the Apostle, and threw it (into the calf): thus did my soul suggest to me
Süleyman Ateş(Musa): "Git, dedi. Artık hayat boyunca sen: 'Bana dokunmayın!' diyeceksin (toplumdan refüze edilip yalnız başına kalacaksın), sana va'dedilen bir ceza var ki ondan asla şaşırılmayacaksın (mutlaka o cezanı tam zamanında bulacaksın). Şimdi durup taptığın tanrına bak. Biz onu yakacağız, sonra onu ufalayıp denize savuracağız
Ali BulaçDedi ki: “Haydi çekip git, artık senin hayatta (hakettiğin ceza: "Bana dokunulmasın") deyip yerinmendir." Ve şüphesiz senin için kendisinden asla kaçınamayacağın (azap dolu) bir buluşma zamanı vardır. Üstüne kapanıp bel bükerek önünde eğildiğin ilahına bir bak; biz onu mutlaka yakacağız, sonra darmadağın edip denizde savuracağız
Yusuf Ali(Moses) said: "Get thee gone! but thy (punishment) in this life will be that thou wilt say, 'touch me not'; and moreover (for a future penalty) thou hast a promise that will not fail: Now look at thy god, of whom thou hast become a devoted wor shipper: We will certainly (melt) it in a blazing fire and scatter it broadcast in the sea
Süleyman AteşTanrınız ancak kendisinden başka tanrı olmayan Allah'tır. O'nun bilgisi her şeyi kuşatmıştır
Ali BulaçSizin İlahınız yalnızca Allah'tır ki, O'nun dışında İlah yoktur. O, ilim bakımından herşeyi kuşatmıştır
Yusuf AliBut the god of you all is the One God: there is no god but He: all things He comprehends in His knowledge
Süleyman AteşBöylece sana geçmişlerin haberlerinden bir miktar anlatıyoruz. Gerçekten sana katımızdan bir Zikir (geçmiş olaylardan bir anı) verdik
Ali BulaçSana geçmişlerin haberlerinden bir bölümünü böylece aktarıyoruz. Gerçekten, sana Katımız'dan bir zikir verdik
Yusuf AliThus do We relate to thee some stories of what happened before: for We have sent thee a Message from Our own Presence
Süleyman AteşKim ondan yüz çevirirse o, kıyamet günü (ağır) bir günah yüklenecekdir
Ali BulaçKim bundan yüz çevirirse, şüphesiz kıyamet günü o, bir günah-yükü yüklenecektir
Yusuf AliIf any do turn away therefrom, verily they will bear a burden on the Day of judgment
Süleyman AteşSürekli olarak o yükün altında kalacaklardır. Kıyamet gününde bu, onlar için ne kötü bir yüktür
Ali BulaçO (yükün altı)nda ebedi olarak kalıcıdırlar. Bu, kıyamet günü onlar için ne kötü bir yüktür
Yusuf AliThey will abide in this (state): and grievous will the burden be to them on that Day
Süleyman AteşO gün Sur'a üflenir ve o gün suçluları, gömgök (kör bir durumda) süreriz
Ali BulaçSur'a üfürüleceği gün, Biz suçlu-günahkarları o gün, (yüzleri kara, gözleri) gömgök (kaskatı ve kör) olarak' toplayacağız
Yusuf AliThe Day when the Trumpet will be sounded: that Day, We shall gather the sinful, blear-eyed (with terror)
Süleyman AteşKendi aralarında gizli gizli, "(dünyada) On günden fazla kalmadınız" derler
Ali Bulaç(Dünyada) Yalnızca on (gün) kaldınız" diye kendi aralarında fısıldaşacaklar
Yusuf AliIn whispers will they consult each other: "Yet tarried not longer than ten (Days)
Süleyman AteşOnların dedikleri(kalış süresi)ni biz daha iyi biliriz. En akıllıları ise: "Siz yalnız bir gün kaldınız," der
Ali BulaçOnların sözünü ettiklerini Biz daha iyi biliyoruz. Tutulan yol bakımından onların daha üst olanları ise: "Siz yalnızca bir gün kaldınız" derler
Yusuf AliWe know best what they will say, when their leader most eminent in conduct will say: "Ye tarried not longer than a day
Süleyman AteşSana dağlardan soruyorlar. De ki: "Rabbim onları ufalayıp savuracak
Ali BulaçSana dağlar hakkında soruyorlar. De ki: "Benim Rabbim, onları darmadağın edip savuracak
Yusuf AliThey ask thee concerning the Mountains: say, "My Lord will uproot them and scatter them as dust
Süleyman AteşYerlerini boş, dümdüz bırakacaktır
Ali BulaçYerlerini bomboş, çırçıplak bırakacaktır
Yusuf AliHe will leave them as plains smooth and level
Süleyman AteşOrada ne bir eğrilik, ne de bir tümsek görmeyeceksin
Ali BulaçOrada ne bir eğrilik göreceksin, ne de bir tümsek
Yusuf AliNothing crooked or curved wilt thou see in their place
Süleyman AteşO gün hiç pürüzü olmayan çağrıcıya uyarlar; (ondan sapma imkanı yoktur). Rahman'ın huzurunda sesler kısılır, fısıltıdan başka bir şey işitemezsin
Ali BulaçO gün, kendisinden sapma imkanı olamayan çağırıcıya uyacaklar. Rahman (olan Allah)a karşı sesler kısılmıştır; artık bir hırıltıdan başka bir şey işitemezsin
Yusuf AliOn that Day will they follow the Caller (straight): no crookedness (can they show) him: all sounds shall humble themselves in the Presence of (God) Most Gracious: nothing shalt thou hear but the tramp of their feet (as they march)
Süleyman AteşO gün Rahman'ın izin verip sözünden hoşlandığı kimseden başkasının şefa'ati fayda vermez
Ali BulaçO gün, Rahman (olan Allah)'ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseden başkasının şefaati bir yarar sağlamaz
Yusuf AliOn that Day shall no intercession avail except for those for whom permission has been granted by (God) Most Gracious and whose word is acceptable to Him
Süleyman AteşO, onların önlerindekini ve arkalarındakini (geçmişlerini ve geleceklerini) bilir; onlar ise bilgice O'nu kavrayamazlar
Ali BulaçO, önlerindekini de, arkalarındakini de bilir. Onlar ise, bilgi bakımından O'nu kavrayıp kuşatamazlar
Yusuf AliHe knows what (appears to His creatures as) before or after or behind them: but they shall not compass it with their knowledge
Süleyman AteşBütün yüzler, o diri ve yöneticiye boyun eğmiştir. Zulüm yüklenen perişan olmuştur
Ali Bulaç(Artık bütün) Yüzler, diri, kaim olanın önünde eğik durmuştur ve zulüm yüklenen ise yok olup gitmiştir
Yusuf Ali(All) faces shall be humbled before (Him) - the Living, the Self-Subsisting, Eternal: hopeless indeed will be the man that carries iniquity (on his back)
Süleyman AteşKim inanarak iyi olan işlerden yaparsa artık o, ne zulümden, ne de hakkının çiğnenmesinden korkar
Ali BulaçKim de bir mü'min olarak, salih olan amellerde bulunursa, artık o, ne zulümden korksun, ne hakkının eksik tutulmasından
Yusuf AliBut he who works deeds of righteousness, and has faith, will have no fear of harm nor of any curtailment (of what is his due)
Süleyman AteşBiz sana onu böyle Arapça bir Kur'an olarak indirdik ve onda tehditleri türlü biçimlere çevirip açıkladık ki korunsunlar. Yahut (Kur'an,) onlara bir hatırlama yaptırsın
Ali BulaçBöylece Biz onu, Arapça bir Kur'an olarak indirdik ve onda korkulacak şeyleri türlü şekillerde açıkladık; umulur ki korkup-sakınırlar ya da onlar için düşünme (yeteneğini) oluşturur
Yusuf AliThus have We sent this down - an arabic Qur'an - and explained therein in detail some of the warnings, in order that they may fear God, or that it may cause their remembrance (of Him)
Süleyman AteşGerçek hükümdar olan Allah, yücedir. Sana vahyedilmesi henüz tamamlanmadan Kur'an'ı acele okumağa kalkma; "Rabbim, ilmimi artır!" de
Ali BulaçHak olan, biricik hükümdar olan Allah Yücedir. Onun vahyi sana gelip-tamamlanmadan evvel, Kur'an'ı (okumada) acele etme ve de ki: "Rabbim, ilmimi arttır
Yusuf AliHigh above all is God, the King, the Truth! Be not in haste with the Qur'an before its revelation to thee is completed, but say, "O my Lord! advance me in knowledge
Süleyman AteşAndolsun biz, önceden Adem'e (o ağaçtan yememesini) emretmiştik, unuttu. Biz onda bir azim (ve sebat) bulmadık
Ali BulaçAndolsun, Biz bundan önce Adem'e ahid vermiştik, fakat o, unutuverdi. Biz onda bir kararlılık bulmadık
Yusuf AliWe had already, beforehand, taken the covenant of Adam, but he forgot: and We found on his part no firm resolve
Süleyman AteşMeleklere: "Adem'e secede edin," demiştik, secde ettiler, yalnız İblis diretti
Ali BulaçHani Biz meleklere: "Adem'e secde edin" demiştik, İblis'in dışında (diğerleri) secde etmişlerdi, o, ayak diremişti
Yusuf AliWhen We said to the angels, "Prostrate yourselves to Adam", they prostrated themselves, but not Iblis: he refused
Süleyman AteşDedik ki: "Ey Adem, bu, senin ve eşinin düşmanıdır. Sakın, sizi cennetten çıkarmasın, sonra yorulursun
Ali BulaçBunun üzerine dedik ki: "Ey Adem, bu gerçekten sana ve eşine düşmandır; sakın sizi cennetten sürüp çıkarmasın, sonra mutsuz olursun
Yusuf AliThen We said: "O Adam! verily, this is an enemy to thee and thy wife: so let him not get you both out of the Garden, so that thou art landed in misery
Süleyman AteşŞimdi burada acıkmayacaksın, çıplak kalmayacaksını
Ali BulaçŞüphesiz ki, senin acıkmaman ve çıplak kalmaman orda (cennette kalmana bağlı)dır
Yusuf AliThere is therein (enough provision) for thee not to go hungry nor to go naked
Süleyman AteşVe sen susamayacaksın, kuşluk vakti güneşi(nin ısısı)ndan etkilenmeyeceksin
Ali BulaçVe gerçekten sen burada susamayacaksın ve güneş altında yanmayacaksın da
Yusuf AliNor to suffer from thirst, nor from the sun's heat
Süleyman AteşNihayet şeytan ona fısıldayıp: "Ey Adem, sana ebedilik ağacını ve yok olmayacak bir hükümranlığı göstereyim mi? dedi
Ali BulaçSonunda şeytan ona vesvese verdi; dedi ki: "Sana sonsuzluk ağacını ve yok olmayacak bir mülkü haber vereyim mi
Yusuf AliBut Satan whispered evil to him: he said, "O Adam! shall I lead thee to the Tree of Eternity and to a kingdom that never decays
Süleyman AteşO ağaçtan yediler. Böylece kendilerine kötü yerleri göründü (üreme organları ortaya çıktı). Üstlerini cennet yaprağıyle örtmeğe başladılar. Adem Rabbinin buyruğuna karşı geldi de şaşırdı
Ali BulaçBöylece ikisi ondan yediler, hemen ardından ayıp yerleri kendilerine açılıverdi, üzerlerini cennet yapraklarından yamayıp-örtmeye başladılar. Adem, Rabbine karşı gelmiş oldu da şaşırıp-kaldı
Yusuf AliIn the result, they both ate of the tree, and so their nakedness appeared to them: they began to sew together, for their covering, leaves from the Garden: thus did Adam disobey his Lord, and allow himself to be seduced
Süleyman AteşSonra Rabbi onu seçti, tevbesini kabul etti, doğru yola iletti
Ali BulaçSonra Rabbi onu seçti, tevbesini kabul etti ve doğru yola iletti
Yusuf AliBut his Lord chose him (for His Grace): He turned to him, and gave him Guidance
Süleyman AteşDedi ki: "Hepiniz oradan inin, birbirinize düşmansınız. İmdi benden size bir hidayet geldiği zaman kim benim hidayetime uyarsa o, sapmaz ve sıkıntıya düşmez
Ali BulaçDedi ki: "Kiminiz kiminize düşman olarak, hepiniz ordan inin. Artık size Benden bir yol gösterici gelecektir; kim Benim hidayetime uyarsa artık o şaşırıp sapmaz ve mutsuz olmaz
Yusuf AliHe said: "Get ye down, both of you,- all together, from the Garden, with enmity one to another: but if, as is sure, there comes to you Guidance from Me, whosoever follows My Guidance, will not lose his way, nor fall into misery
Süleyman AteşAma kim beni anmaktan yüz çevirirse, onun için de dar bir geçim var. Kıyamet günü onu kör olarak (yüce Divana) süreriz
Ali BulaçKim de Benim zikrimden yüz çevirirse, artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır ve Biz onu kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz
Yusuf AliBut whosoever turns away from My Message, verily for him is a life narrowed down, and We shall raise him up blind on the Day of Judgment
Süleyman AteşRabbim der, niçin beni kör sürdün, oysa ben görür idim
Ali BulaçO da (şöyle) demiş olur: -Ben görmekte olan biriyken, beni niye kör olarak haşrettin Rabbim
Yusuf AliHe will say: "O my Lord! why hast Thou raised me up blind, while I had sight (before)
Süleyman Ateş(Allah) buyurur ki: "Nasıl sana ayetlerimiz geldiği zaman, sen onları unuttuysan, bugün de sen öyle unutulursun
Ali Bulaç(Allah da) Der ki: "İşte böyle, sana ayetlerimiz gelmişti, fakat sen onları unuttun, bugün de sen işte böyle unutulmaktasın
Yusuf Ali(God) will say: "Thus didst Thou, when Our Signs came unto thee, disregard them: so wilt thou, this day, be disregarded
Süleyman Ateşİşte israf eden ve Rabbinin ayetlerine inanmayanları böyle cezalandırırız. Elbette ahiretin azabı daha çetin ve daha süreklidir
Ali Bulaçİşte Biz ölçüsüzce davrananları ve Rabbinin ayetlerine inanmayanları böyle cezalandırırız; ahiretin azabı ise gerçekten daha şiddetli ve daha süreklidir
Yusuf AliAnd thus do We recompense him who transgresses beyond bounds and believes not in the Sings of his Lord: and the Penalty of the Hereafter is far more grievous and more enduring
Süleyman Ateş(Bugün) meskenlerinde dolaştıkları, kendilerinden önce yaşamış nice nesilleri yok edişimiz onları hala yola getirmedi mi? Elbette bunda akıl sahipleri için ibretler vardır
Ali BulaçKendilerinden önceki nesillerden nicelerini yıkıma uğratmamız, onları doğruya yöneltmedi mi? (Oysa bugün kendileri) onların kaldıkları yerlerde (tarihi kalıntıları üzerinde) gezinip duruyorlar. Şüphesiz bunda sağduyu sahipleri için ayetler vardır
Yusuf AliIs it not a warning to such men (to call to mind) how many generations before them We destroyed, in whose haunts they (now) move? Verily, in this are Signs for men endued with understanding
Süleyman AteşEğer Rabbin tarafından söylenmiş bir söz ve belirtilmiş bir süre olmasaydı. (bunların da hemen helak edilmeleri) gerekli olurdu
Ali BulaçEğer Rabbinden geçmiş bir söz ve adı konulmuş (belirlenmiş) bir süre (ecel) olmasaydı muhakkak (yıkım azabı) kaçınılmaz olurdu
Yusuf AliHad it not been for a Word that went forth before from thy Lord, (their punishment) must necessarily have come; but there is a Term appointed (for respite)
Süleyman AteşOnların dediklerine sabret, güneşin doğmasından ve batmasından önce Rabbini överek tesbih et; gece sa'atlerinden bir kısmında ve gündüzün taraflarında da tesbih et ki memnun olasın
Ali BulaçŞu halde onların söylediklerine karşı sabırlı ol, güneşin doğuşundan ve batışından önce Rabbini hamd ile tesbih et (yücelt). Gecenin bir bölümünde ve gündüzün uçlarında da tesbihte bulun ki hoşnut olabilesin
Yusuf AliTherefore be patient with what they say, and celebrate (constantly) the praises of thy Lord, before the rising of the sun, and before its setting; yea, celebrate them for part of the hours of the night, and at the sides of the day: that thou ma yest have (spiritual) joy
Süleyman AteşOnlardan bazı zümrelere kendilerini denemek için verdiğimiz dünya hayatının süsüne gözlerini dikme. Rabbinin rızkı daha hayırlı ve daha süreklidir
Ali BulaçOnlardan bazı gruplara, kendilerini denemek için yararlandırdığımız dünya hayatının süsüne gözünü dikme. Senin Rabbinin rızkı daha hayırlı ve daha süreklidir
Yusuf AliNor strain thine eyes in longing for the things We have given for enjoyment to parties of them, the splendour of the life of this world, through which We test them: but the provision of thy Lord is better and more enduring
Süleyman AteşAilene namazı emret, kendin de namaz kılmaya dayan. Biz senden rızık istemiyoruz. Seni biz besliyoruz. Sonuç takva(sahipleri)nindir
Ali BulaçEhline (ümmetine) namazı emret ve onda kararlı davran. Biz senden rızık istemiyoruz, Biz sana rızık veriyoruz. Sonuç da takvanındır
Yusuf AliEnjoin prayer on thy people, and be constant therein. We ask thee not to provide sustenance: We provide it for thee. But the (fruit of) the Hereafter is for righteousness
Süleyman AteşDediler ki: "Rabbinden bize bir ayet (mu'cize) getirmeli değil mi?" Onlara, önceki Kitap'larda bulunan kanıt gelmedi mi
Ali BulaçDediler ki: "Bize kendi Rabbinden bir ayet (mucize) getirmesi gerekmez miydi?" Onlara önceki kitaplarda açık belgeler gelmedi mi
Yusuf AliThey say: "Why does he not bring us a sign from his Lord?" Has not a Clear Sign come to them of all that was in the former Books of revelation
Süleyman AteşŞayet onları, ondan önce bir azab ile helak etseydik: "Rabbimiz, bize bir elçi gönderseydin de böyle alçak ve rezil olmadan önce senin ayetlerine uysaydık!" derlerdi
Ali BulaçEğer Biz onları bundan önceki bir azap ile yıkıma uğratmış olsaydık, şüphesiz diyeceklerdi ki: "Rabbimiz, bize bir elçi gönderseydin de, küçülmeden ve aşağılanmadan önce Senin ayetlerine tabi olsaydık
Yusuf AliAnd if We had inflicted on them a penalty before this, they would have said: "Our Lord! If only Thou hadst sent us an apostle, we should certainly have followed Thy Signs before we were humbled and put to shame
Süleyman AteşDe ki: "Herkes gözetlemektedir. Gözetleyin, düzgün yolun sahipleri kimdir, doğru yolda olan kimdir, bileceksiniz
Ali BulaçDe ki: "Herkes gözetlemektedir; siz de gözleyip durun. Sonunda, dümdüz (dosdoğru) yolun sahipleri kimlermiş ve doğru yola ulaşan kimlermiş, pek yakında öğreneceksiniz
Yusuf AliSay: "Each one (of us) is waiting: wait ye, therefore, and soon shall ye know who it is that is on the straight and even way, and who it is that has received Guidance