26. Ash-Shu'araa سُورَةُ الشُّعَرَاءِ 📕 Mushaf görünümünde aç
▶ Sureyi dinle Okuyan: Mişarî Râşid el-Afâsî Mahmûd Halîl el-Hüsarî Muhammed Siddîk el-Minşâvî Ebû Bekr eş-Şâtırî Mâhir el-Muaykılî Alî el-Huzeyfî Her ayeti bir kez 2 kez 3 kez 5 kez 10 kez oku
26:1 ▶ ⧉ ☆
طسٓمٓ
Ali Bulaç Ta, Sin, Mim
26:2 ▶ ⧉ ☆
تِلۡكَ ءَايَٰتُ ٱلۡكِتَٰبِ ٱلۡمُبِينِ
Ali Bulaç Bunlar, apaçık olan Kitab'ın ayetleridir
26:3 ▶ ⧉ ☆
لَعَلَّكَ بَٰخِعࣱ نَّفۡسَكَ أَلَّا يَكُونُواْ مُؤۡمِنِينَ
Ali Bulaç Onlar mü'min olmayacaklar diye neredeyse kendini kahredeceksin (öyle mi)
إِن نَّشَأۡ نُنَزِّلۡ عَلَيۡهِم مِّنَ ٱلسَّمَآءِ ءَايَةࣰ فَظَلَّتۡ أَعۡنَٰقُهُمۡ لَهَا خَٰضِعِينَ
Ali Bulaç Dilersek, onların üzerine gökten bir ayet (mucize ) indiririz de, ona boyunları eğilmiş kalıverir
26:5 ▶ ⧉ ☆
وَمَا يَأۡتِيهِم مِّن ذِكۡرࣲ مِّنَ ٱلرَّحۡمَٰنِ مُحۡدَثٍ إِلَّا كَانُواْ عَنۡهُ مُعۡرِضِينَ
ٱلرَّحْمَـٰنِ
the Most Gracious
Ali Bulaç Onlara Rahman (olan Allah) dan yeni bir uyarı gelmeyiversin, hiç tartışmasız ondan yüz çevirirler
26:6 ▶ ⧉ ☆
فَقَدۡ كَذَّبُواْ فَسَيَأۡتِيهِمۡ أَنۢبَٰٓؤُاْ مَا كَانُواْ بِهِۦ يَسۡتَهۡزِءُونَ
فَسَيَأْتِيهِمْ
ama kendilerine gelecektir
يَسْتَهْزِءُونَ
alay edip duruyor(lar)
Ali Bulaç Gerçekten yalanladılar; fakat, alay konusu yaptıkları şeyin haberi kendilerine pek yakında gelecektir
26:7 ▶ ⧉ ☆
أَوَلَمۡ يَرَوۡاْ إِلَى ٱلۡأَرۡضِ كَمۡ أَنۢبَتۡنَا فِيهَا مِن كُلِّ زَوۡجࣲ كَرِيمٍ
Ali Bulaç Yeryüzünde bir bakmadılar mı ki, Biz onda her güzel (kerim) çiftten nice ürünler bitirdik
26:8 ▶ ⧉ ☆
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةࣰۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِينَ
Ali Bulaç Şüphesiz, bunda bir ayet vardır; ancak onların çoğu mü'min değildirler
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
ٱلرَّحِيمُ
merhamet edendir
Ali Bulaç Şüphesiz, senin Rabbin, gerçekten O, üstün ve güçlüdür, merhamet sahibidir
26:10 ▶ ⧉ ☆
وَإِذۡ نَادَىٰ رَبُّكَ مُوسَىٰٓ أَنِ ٱئۡتِ ٱلۡقَوۡمَ ٱلظَّٰلِمِينَ
Ali Bulaç Hani senin Rabbin, Musa'ya seslenmişti: "Zulmetmekte olan kavme git
قَوۡمَ فِرۡعَوۡنَۚ أَلَا يَتَّقُونَ
أَلَا
onlar korunmayacaklar mı?
Ali Bulaç Firavun'un kavmine, hala sakınmıyorlar mı
26:12 ▶ ⧉ ☆
قَالَ رَبِّ إِنِّيٓ أَخَافُ أَن يُكَذِّبُونِ
يُكَذِّبُونِ
beni yalanlayacaklar
Ali Bulaç Dedi ki: "Rabbim, gerçekten ben, onların beni yalanlamalarından korkuyorum
26:13 ▶ ⧉ ☆
وَيَضِيقُ صَدۡرِي وَلَا يَنطَلِقُ لِسَانِي فَأَرۡسِلۡ إِلَىٰ هَٰرُونَ
فَأَرْسِلْ
onun için elçilik ver
Ali Bulaç Göğsüm sıkışıyor, dilim dönmüyor; bundan dolayı Harun'a da (elçilik görevini bildirmesi için Cibril'i) gönder
26:14 ▶ ⧉ ☆
وَلَهُمۡ عَلَيَّ ذَنۢبࣱ فَأَخَافُ أَن يَقۡتُلُونِ
يَقْتُلُونِ
beni öldürecekler
Ali Bulaç Üstelik, onların bana karşı (davasını savunacakları bir cinayet) suçu(m) var; bundan dolayı beni öldürmelerinden korkuyorum
26:15 ▶ ⧉ ☆
قَالَ كَلَّاۖ فَٱذۡهَبَا بِـَٔايَٰتِنَآۖ إِنَّا مَعَكُم مُّسۡتَمِعُونَ
فَٱذْهَبَا
ikiniz de gidin
بِـَٔايَـٰتِنَآ ۖ
ayetlerimizle
Ali Bulaç (Allah:) "Hayır," dedi. "İkiniz de ayetlerimle gidin, şüphesiz sizinle birlikteyiz (ve) işitmekteyiz
26:16 ▶ ⧉ ☆
فَأۡتِيَا فِرۡعَوۡنَ فَقُولَآ إِنَّا رَسُولُ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
Ali Bulaç Gecikmeksizin Firavun'a giderek deyin ki: Gerçekten biz, alemlerin Rabbinin elçisiyiz
26:17 ▶ ⧉ ☆
أَنۡ أَرۡسِلۡ مَعَنَا بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ
Ali Bulaç İsrailoğulları'nı bizimle birlikte göndermen için (sana geldik)
26:18 ▶ ⧉ ☆
قَالَ أَلَمۡ نُرَبِّكَ فِينَا وَلِيدࣰ ا وَلَبِثۡتَ فِينَا مِنۡ عُمُرِكَ سِنِينَ
أَلَمْ
biz seni yetiştirmedik mi?
وَلِيدًۭا
bir çocuk olarak
وَلَبِثْتَ
ve kalmadın mı?
Ali Bulaç (Gittiler ve Firavun:) Dedi ki: "Biz seni içimizde daha çocukken yetiştirip büyütmedik mi? Sen ömrünün nice yıllarını aramızda geçirmedin mi
26:19 ▶ ⧉ ☆
وَفَعَلۡتَ فَعۡلَتَكَ ٱلَّتِي فَعَلۡتَ وَأَنتَ مِنَ ٱلۡكَٰفِرِينَ
ٱلْكَـٰفِرِينَ
the ungrateful
Ali Bulaç Ve sen, yapacağın işi (cinayeti) de işledin; sen nankörlerdensin
26:20 ▶ ⧉ ☆
قَالَ فَعَلۡتُهَآ إِذࣰ ا وَأَنَا۠ مِنَ ٱلضَّآلِّينَ
ٱلضَّآلِّينَ
those who are astray
Ali Bulaç (Musa) Dedi ki: "Ben onu yaptığım zaman şaşkınlardandım
26:21 ▶ ⧉ ☆
فَفَرَرۡتُ مِنكُمۡ لَمَّا خِفۡتُكُمۡ فَوَهَبَ لِي رَبِّي حُكۡمࣰ ا وَجَعَلَنِي مِنَ ٱلۡمُرۡسَلِينَ
ٱلْمُرْسَلِينَ
the Messengers
Ali Bulaç Sizden korkunca da hemen aranızdan kaçtım; sonra Rabbim bana hüküm (ve hikmet ) verdi ve beni gönderilen (elçilerden) kıldı
26:22 ▶ ⧉ ☆
وَتِلۡكَ نِعۡمَةࣱ تَمُنُّهَا عَلَيَّ أَنۡ عَبَّدتَّ بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ
Ali Bulaç Bana karşı lütuf-dediğin nimet de, İsrailoğulları'nı köle kılmandan dolayıdır
26:23 ▶ ⧉ ☆
قَالَ فِرۡعَوۡنُ وَمَا رَبُّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
Ali Bulaç Firavun dedi ki: "Alemlerin Rabbi nedir
قَالَ رَبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَمَا بَيۡنَهُمَآۖ إِن كُنتُم مُّوقِنِينَ
بَيْنَهُمَآ ۖ
ikisi arasında
مُّوقِنِينَ
gerçekten inanan kimseler
Ali Bulaç Dedi ki: "Göklerin, yerin ve bu ikisi arasında olan herşeyin Rabbidir. Eğer 'kesin bilgiyle inanıyorsanız' (böyledir)
26:25 ▶ ⧉ ☆
قَالَ لِمَنۡ حَوۡلَهُۥٓ أَلَا تَسۡتَمِعُونَ
حَوْلَهُۥٓ
çevresinde bulunan
Ali Bulaç Çevresindekilere dedi ki: "İşitiyor musunuz
26:26 ▶ ⧉ ☆
قَالَ رَبُّكُمۡ وَرَبُّ ءَابَآئِكُمُ ٱلۡأَوَّلِينَ
رَبُّكُمْ
sizin Rabbinizdir
ءَابَآئِكُمُ
atalarınızın
Ali Bulaç (Musa:) Dedi ki: "O sizin de Rabbiniz, geçmişteki atalarınızın da Rabbidir
قَالَ إِنَّ رَسُولَكُمُ ٱلَّذِيٓ أُرۡسِلَ إِلَيۡكُمۡ لَمَجۡنُونࣱ
لَمَجْنُونٌۭ
mutlaka delidir
Ali Bulaç (Firavun) Dedi ki: "Şüphesiz size gönderilmiş bulunan elçiniz, gerçekten bir delidir
26:28 ▶ ⧉ ☆
قَالَ رَبُّ ٱلۡمَشۡرِقِ وَٱلۡمَغۡرِبِ وَمَا بَيۡنَهُمَآۖ إِن كُنتُمۡ تَعۡقِلُونَ
بَيْنَهُمَآ ۖ
bunlar arasında
Ali Bulaç Eğer aklınızı kullanabiliyorsanız, O, doğunun da, batının da ve bunlar arasında olan herşeyin de Rabbidir" dedi (Musa)
26:29 ▶ ⧉ ☆
قَالَ لَئِنِ ٱتَّخَذۡتَ إِلَٰهًا غَيۡرِي لَأَجۡعَلَنَّكَ مِنَ ٱلۡمَسۡجُونِينَ
لَأَجْعَلَنَّكَ
seni mutlaka yapacağım
ٱلْمَسْجُونِينَ
those imprisoned
Ali Bulaç (Firavun) dedi ki: "Andolsun, benim dışımda bir ilah edinecek olursan, seni mutlaka hapse atacağım
26:30 ▶ ⧉ ☆
قَالَ أَوَلَوۡ جِئۡتُكَ بِشَيۡءࣲ مُّبِينࣲ
أَوَلَوْ
sana getirsem de mi?
Ali Bulaç (Musa) Dedi ki: "Sana apaçık bir şey getirmiş olsam da mı
26:31 ▶ ⧉ ☆
قَالَ فَأۡتِ بِهِۦٓ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ
ٱلصَّـٰدِقِينَ
the truthful
Ali Bulaç (Firavun) Dedi ki: "Eğer doğru sözlü isen, onu getir
26:32 ▶ ⧉ ☆
فَأَلۡقَىٰ عَصَاهُ فَإِذَا هِيَ ثُعۡبَانࣱ مُّبِينࣱ
فَإِذَا
bir de (baktılar ki)
Ali Bulaç Bunun üzerine asasını bırakıverdi, bir de (ne görsünler) o, açıkça bir ejderha oluverdi
26:33 ▶ ⧉ ☆
وَنَزَعَ يَدَهُۥ فَإِذَا هِيَ بَيۡضَآءُ لِلنَّٰظِرِينَ
بَيْضَآءُ
parıl parıl parlıyor(du)
Ali Bulaç Elini de çekip çıkardı, bir de (ne görsün) o, bakanlar için 'parlayıp aydınlanıvermiş
26:34 ▶ ⧉ ☆
قَالَ لِلۡمَلَإِ حَوۡلَهُۥٓ إِنَّ هَٰذَا لَسَٰحِرٌ عَلِيمࣱ
لِلْمَلَإِ
ileri gelenlere
Ali Bulaç (Firavun,) Çevresindeki önde gelenlere: "Bu” dedi, "Doğrusu bilgin bir büyücüdür
26:35 ▶ ⧉ ☆
يُرِيدُ أَن يُخۡرِجَكُم مِّنۡ أَرۡضِكُم بِسِحۡرِهِۦ فَمَاذَا تَأۡمُرُونَ
Ali Bulaç Büyüsüyle sizi yurdunuzdan sürüp çıkarmak istiyor; ne buyurursunuz
26:36 ▶ ⧉ ☆
قَالُوٓاْ أَرۡجِهۡ وَأَخَاهُ وَٱبۡعَثۡ فِي ٱلۡمَدَآئِنِ حَٰشِرِينَ
Ali Bulaç Dediler ki: "Bunu ve kardeşini oyala, şehirlere de toplayıcılar gönder
26:37 ▶ ⧉ ☆
يَأۡتُوكَ بِكُلِّ سَحَّارٍ عَلِيمࣲ
يَأْتُوكَ
sana getirsinler
Ali Bulaç Bütün uzman-bilgin büyücüleri sana getirsinler
26:38 ▶ ⧉ ☆
فَجُمِعَ ٱلسَّحَرَةُ لِمِيقَٰتِ يَوۡمࣲ مَّعۡلُومࣲ
فَجُمِعَ
ve bir araya getirildi
لِمِيقَـٰتِ
belirlenen vaktinde
Ali Bulaç Böylelikle büyücüler, bilinen bir günün belli vaktinde biraraya getirildi
26:39 ▶ ⧉ ☆
وَقِيلَ لِلنَّاسِ هَلۡ أَنتُم مُّجۡتَمِعُونَ
Ali Bulaç Ve insanlara da: "Siz de toplanıyor musunuz? dendi
26:40 ▶ ⧉ ☆
لَعَلَّنَا نَتَّبِعُ ٱلسَّحَرَةَ إِن كَانُواْ هُمُ ٱلۡغَٰلِبِينَ
ٱلْغَـٰلِبِينَ
üstün gelirler
Ali Bulaç Umarız ki, eğer galip gelirse biz de büyücülere uyarız
26:41 ▶ ⧉ ☆
فَلَمَّا جَآءَ ٱلسَّحَرَةُ قَالُواْ لِفِرۡعَوۡنَ أَئِنَّ لَنَا لَأَجۡرًا إِن كُنَّا نَحۡنُ ٱلۡغَٰلِبِينَ
ٱلْغَـٰلِبِينَ
üstün gelenler
Ali Bulaç Büyücüler geldiklerinde, Firavun'a: "Şayet biz galip gelirsek, bize bir ücret var gerçekten, değil mi?" dediler
26:42 ▶ ⧉ ☆
قَالَ نَعَمۡ وَإِنَّكُمۡ إِذࣰ ا لَّمِنَ ٱلۡمُقَرَّبِينَ
لَّمِنَ
yakınlardan olacaksınız
ٱلْمُقَرَّبِينَ
the ones who are brought near
Ali Bulaç Evet" dedi. "Üstelik şüphesiz siz en yakın(larım) kılınanlardan olacaksınız
26:43 ▶ ⧉ ☆
قَالَ لَهُم مُّوسَىٰٓ أَلۡقُواْ مَآ أَنتُم مُّلۡقُونَ
Ali Bulaç Musa onlara dedi ki: "Atacağınızı atın
26:44 ▶ ⧉ ☆
فَأَلۡقَوۡاْ حِبَالَهُمۡ وَعِصِيَّهُمۡ وَقَالُواْ بِعِزَّةِ فِرۡعَوۡنَ إِنَّا لَنَحۡنُ ٱلۡغَٰلِبُونَ
فَأَلْقَوْا۟
sonra attılar
وَعِصِيَّهُمْ
ve değneklerini
ٱلْغَـٰلِبُونَ
galib geleceğiz
Ali Bulaç Onlar da, iplerini ve asalarını atıverdiler ve: "Firavun'un üstünlüğü adına, hiç tartışmasız, üstün olanlar gerçekten bizleriz" dediler
26:45 ▶ ⧉ ☆
فَأَلۡقَىٰ مُوسَىٰ عَصَاهُ فَإِذَا هِيَ تَلۡقَفُ مَا يَأۡفِكُونَ
يَأْفِكُونَ
onların uydurdukları
Ali Bulaç Böylelikle Musa da asasını bırakıverdi, bir de (ne görsünler) o, uydurmakta olduklarını yutuveriyor
26:46 ▶ ⧉ ☆
فَأُلۡقِيَ ٱلسَّحَرَةُ سَٰجِدِينَ
فَأُلْقِىَ
derhal kapandılar
Ali Bulaç Anında büyücüler secdeye kapandılar
26:47 ▶ ⧉ ☆
قَالُوٓاْ ءَامَنَّا بِرَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
Ali Bulaç (Ve:) "Alemlerin Rabbine iman ettik" dediler
26:48 ▶ ⧉ ☆
رَبِّ مُوسَىٰ وَهَٰرُونَ
Ali Bulaç Musa'nın ve Harun'un Rabbine
26:49 ▶ ⧉ ☆
قَالَ ءَامَنتُمۡ لَهُۥ قَبۡلَ أَنۡ ءَاذَنَ لَكُمۡۖ إِنَّهُۥ لَكَبِيرُكُمُ ٱلَّذِي عَلَّمَكُمُ ٱلسِّحۡرَ فَلَسَوۡفَ تَعۡلَمُونَۚ لَأُقَطِّعَنَّ أَيۡدِيَكُمۡ وَأَرۡجُلَكُم مِّنۡ خِلَٰفࣲ وَلَأُصَلِّبَنَّكُمۡ أَجۡمَعِينَ
لَكَبِيرُكُمُ
büyüğünüzdür
عَلَّمَكُمُ
has taught you
فَلَسَوْفَ
öyleyse yakında
تَعْلَمُونَ ۚ
bileceksiniz
لَأُقَطِّعَنَّ
mutlaka keseceğim
وَأَرْجُلَكُم
ve ayaklarınızı
وَلَأُصَلِّبَنَّكُمْ
ve asacağım
Ali Bulaç (Firavun) Dedi ki: "Ona, ben size izin vermeden önce mi inandınız? Şüphesiz, o, size büyüyü öğreten büyüğünüzdür; öyleyse yakında bileceksiniz. Şüphesiz ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim ve sizin hepinizi gerçekten asıp-sallandıracağım
26:50 ▶ ⧉ ☆
قَالُواْ لَا ضَيۡرَۖ إِنَّآ إِلَىٰ رَبِّنَا مُنقَلِبُونَ
Ali Bulaç Hiç zararı yok" dediler. "Çünkü biz gerçekten Rabbimiz'e dönücüleriz
إِنَّا نَطۡمَعُ أَن يَغۡفِرَ لَنَا رَبُّنَا خَطَٰيَٰنَآ أَن كُنَّآ أَوَّلَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ
خَطَـٰيَـٰنَآ
hatalarımızı
Ali Bulaç Doğrusu biz, iman edenlerin ilki olduğumuzdan dolayı Rabbimiz'in bizim hatalarımızı bağışlayacağını umuyoruz
26:52 ▶ ⧉ ☆
۞وَأَوۡحَيۡنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰٓ أَنۡ أَسۡرِ بِعِبَادِيٓ إِنَّكُم مُّتَّبَعُونَ
۞ وَأَوْحَيْنَآ
ve vahyettik
مُّتَّبَعُونَ
takibedileceksiniz
Ali Bulaç Musa'ya: "Kullarımı gece yürüyüşe geçir, çünkü izleneceksiniz" diye vahyettik
26:53 ▶ ⧉ ☆
فَأَرۡسَلَ فِرۡعَوۡنُ فِي ٱلۡمَدَآئِنِ حَٰشِرِينَ
حَـٰشِرِينَ
(asker) toplayıcılar
Ali Bulaç Bunun üzerine Firavun şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi
26:54 ▶ ⧉ ☆
إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ لَشِرۡذِمَةࣱ قَلِيلُونَ
Ali Bulaç Gerçek şu ki bunlar azınlık olan bir topluluktur
26:55 ▶ ⧉ ☆
وَإِنَّهُمۡ لَنَا لَغَآئِظُونَ
وَإِنَّهُمْ
ve elbette onlar
لَغَآئِظُونَ
kızdırmaktadırlar
Ali Bulaç Ve elbette bize karşı da büyük bir öfke beslemektedirler
26:56 ▶ ⧉ ☆
وَإِنَّا لَجَمِيعٌ حَٰذِرُونَ
Ali Bulaç Biz ise uyanık bir toplumuz" (dedi)
26:57 ▶ ⧉ ☆
فَأَخۡرَجۡنَٰهُم مِّن جَنَّٰتࣲ وَعُيُونࣲ
فَأَخْرَجْنَـٰهُم
böylece biz onları çıkardık
وَعُيُونٍۢ
ve çeşmeler(inden)
Ali Bulaç Böylelikle Biz onları (Firavun ve kavmini) bahçelerden ve pınarlardan sürüp çıkardık
26:58 ▶ ⧉ ☆
وَكُنُوزࣲ وَمَقَامࣲ كَرِيمࣲ
وَكُنُوزٍۢ
ve hazineler(inden)
وَمَقَامٍۢ
ve yer(lerinden)
Ali Bulaç Hazinelerden ve soylu makam (lar)dan da
26:59 ▶ ⧉ ☆
كَذَٰلِكَۖ وَأَوۡرَثۡنَٰهَا بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ
وَأَوْرَثْنَـٰهَا
bunları miras yaptık
Ali Bulaç İşte böyle; bunlara İsrailoğulları'nı mirasçı kıldık
26:60 ▶ ⧉ ☆
فَأَتۡبَعُوهُم مُّشۡرِقِينَ
فَأَتْبَعُوهُم
onların ardına düştüler
مُّشْرِقِينَ
güneş doğarken
Ali Bulaç Böylece (Firavun ve ordusu) güneşin doğuş vakti onları izlemeye koyuldular
26:61 ▶ ⧉ ☆
فَلَمَّا تَرَٰٓءَا ٱلۡجَمۡعَانِ قَالَ أَصۡحَٰبُ مُوسَىٰٓ إِنَّا لَمُدۡرَكُونَ
تَرَٰٓءَا
birbirini görünce
لَمُدْرَكُونَ
işte yakalandık
Ali Bulaç İki topluluk birbirini gördükleri zaman Musa'nın adamları: "Gerçekten yakalandık" dediler
26:62 ▶ ⧉ ☆
قَالَ كَلَّآۖ إِنَّ مَعِيَ رَبِّي سَيَهۡدِينِ
سَيَهْدِينِ
bana yol gösterecektir
Ali Bulaç (Musa:) "Hayır" dedi. "Şüphesiz Rabbim, benimle beraberdir; bana yol gösterecektir
26:63 ▶ ⧉ ☆
فَأَوۡحَيۡنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰٓ أَنِ ٱضۡرِب بِّعَصَاكَ ٱلۡبَحۡرَۖ فَٱنفَلَقَ فَكَانَ كُلُّ فِرۡقࣲ كَٱلطَّوۡدِ ٱلۡعَظِيمِ
فَأَوْحَيْنَآ
diye vahyettik
Ali Bulaç Bunun üzerine Musa'ya: "Asanla denize vur" diye vahyettik. (Vurdu ve) Deniz hemencecik yarılıverdi de her parçası kocaman bir dağ gibi oldu
وَأَزۡلَفۡنَا ثَمَّ ٱلۡأٓخَرِينَ
وَأَزْلَفْنَا
ve yaklaştırdık
Ali Bulaç Ötekileri de buraya yaklaştırdık
26:65 ▶ ⧉ ☆
وَأَنجَيۡنَا مُوسَىٰ وَمَن مَّعَهُۥٓ أَجۡمَعِينَ
Ali Bulaç Musa'yı ve onunla birlikte olanların hepsini kurtarmış olduk
26:66 ▶ ⧉ ☆
ثُمَّ أَغۡرَقۡنَا ٱلۡأٓخَرِينَ
ٱلْـَٔاخَرِينَ
ötekilerini
Ali Bulaç Sonra ötekileri suda boğduk
26:67 ▶ ⧉ ☆
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةࣰۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِينَ
Ali Bulaç Şüphesiz, bunda bir ayet vardır. Ama onların çoğu iman etmiş değildirler
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
Ali Bulaç Ve hiç şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir
26:69 ▶ ⧉ ☆
وَٱتۡلُ عَلَيۡهِمۡ نَبَأَ إِبۡرَٰهِيمَ
Ali Bulaç Onlara İbrahim'in haberini de aktar-oku
إِذۡ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوۡمِهِۦ مَا تَعۡبُدُونَ
Ali Bulaç Hani, babasına ve kavmine: "Siz neye kulluk ediyorsunuz?" demişti
26:71 ▶ ⧉ ☆
قَالُواْ نَعۡبُدُ أَصۡنَامࣰ ا فَنَظَلُّ لَهَا عَٰكِفِينَ
Ali Bulaç Demişlerdi ki: "Putlara tapıyoruz, bunun için sürekli onların önünde bel büküp eğiliyoruz
قَالَ هَلۡ يَسۡمَعُونَكُمۡ إِذۡ تَدۡعُونَ
هَلْ
onlar sizi işitiyorlarmı?
يَسْمَعُونَكُمْ
they hear you
Ali Bulaç Dedi ki: "Peki, dua ettiğiniz zaman onlar sizi işitiyorlar mı
أَوۡ يَنفَعُونَكُمۡ أَوۡ يَضُرُّونَ
يَنفَعُونَكُمْ
size fayda verebiliyorlar (mı?)
يَضُرُّونَ
zarar verebiliyorlar( mı)?
Ali Bulaç Ya da size bir yararları veya zararları dokunuyor mu
26:74 ▶ ⧉ ☆
قَالُواْ بَلۡ وَجَدۡنَآ ءَابَآءَنَا كَذَٰلِكَ يَفۡعَلُونَ
Ali Bulaç Hayır" dediler. "Biz atalarımızı böyle yaparlarken bulduk
26:75 ▶ ⧉ ☆
قَالَ أَفَرَءَيۡتُم مَّا كُنتُمۡ تَعۡبُدُونَ
أَفَرَءَيْتُم
gördünüz mü?
Ali Bulaç (İbrahim) Dedi ki: "Şimdi, neye tapmakta olduğunuzu gördünüz mü
26:76 ▶ ⧉ ☆
أَنتُمۡ وَءَابَآؤُكُمُ ٱلۡأَقۡدَمُونَ
وَءَابَآؤُكُمُ
ve atalarınız
Ali Bulaç Hem siz, hem de eski atalarınız
26:77 ▶ ⧉ ☆
فَإِنَّهُمۡ عَدُوࣱّ لِّيٓ إِلَّا رَبَّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
Ali Bulaç İşte bunlar, gerçekten benim düşmanımdır; yalnızca alemlerin Rabbi hariç
ٱلَّذِي خَلَقَنِي فَهُوَ يَهۡدِينِ
يَهْدِينِ
bana yol gösteren
Ali Bulaç Ki beni yaratan ve bana hidayet veren O'dur
وَٱلَّذِي هُوَ يُطۡعِمُنِي وَيَسۡقِينِ
Ali Bulaç Bana yediren ve içiren O'dur
وَإِذَا مَرِضۡتُ فَهُوَ يَشۡفِينِ
Ali Bulaç Hastalandığım zaman bana şifa veren O'dur
وَٱلَّذِي يُمِيتُنِي ثُمَّ يُحۡيِينِ
يُمِيتُنِى
beni öldürecek olan
Ali Bulaç Beni öldürecek, sonra diriltecek olan da O'dur
26:82 ▶ ⧉ ☆
وَٱلَّذِيٓ أَطۡمَعُ أَن يَغۡفِرَ لِي خَطِيٓـَٔتِي يَوۡمَ ٱلدِّينِ
Ali Bulaç Din (ceza) günü hatalarımı bağışlayacağını umduğum da O'dur
26:83 ▶ ⧉ ☆
رَبِّ هَبۡ لِي حُكۡمࣰ ا وَأَلۡحِقۡنِي بِٱلصَّٰلِحِينَ
بِٱلصَّـٰلِحِينَ
Salihler arasına
Ali Bulaç Rabbim, bana hüküm (ve hikmet ) bağışla ve beni salih olanlara kat
وَٱجۡعَل لِّي لِسَانَ صِدۡقࣲ فِي ٱلۡأٓخِرِينَ
ٱلْـَٔاخِرِينَ
sonra gelenler
Ali Bulaç Sonra gelecekler arasında bana bir doğruluk dili (lisan -ı sıdk) ver
وَٱجۡعَلۡنِي مِن وَرَثَةِ جَنَّةِ ٱلنَّعِيمِ
ٱلنَّعِيمِ
ni'met(i bol olan)
Ali Bulaç Beni nimetlerle -donatılmış cennetin mirasçılarından kıl
وَٱغۡفِرۡ لِأَبِيٓ إِنَّهُۥ كَانَ مِنَ ٱلضَّآلِّينَ
ٱلضَّآلِّينَ
those astray
Ali Bulaç Babamı da bağışla, çünkü o şaşırıp sapanlardandır
وَلَا تُخۡزِنِي يَوۡمَ يُبۡعَثُونَ
يُبْعَثُونَ
diriltilecekleri
Ali Bulaç Ve beni (insanların) diriltilecekleri gün küçük düşürme
يَوۡمَ لَا يَنفَعُ مَالࣱ وَلَا بَنُونَ
Ali Bulaç Malın da, çocukların da bir yarar sağlayamadığı günde
إِلَّا مَنۡ أَتَى ٱللَّهَ بِقَلۡبࣲ سَلِيمࣲ
Ali Bulaç Ancak Allah'a selim bir kalp ile gelenler başka
وَأُزۡلِفَتِ ٱلۡجَنَّةُ لِلۡمُتَّقِينَ
وَأُزْلِفَتِ
ve yaklaştırılır
لِلْمُتَّقِينَ
muttakiler için
Ali Bulaç (O gün) Cennet takva sahiplerine yaklaştırılır
وَبُرِّزَتِ ٱلۡجَحِيمُ لِلۡغَاوِينَ
وَبُرِّزَتِ
ve karşısına çıkarılır
Ali Bulaç Cehennem de azgınlar için sergilenir
26:92 ▶ ⧉ ☆
وَقِيلَ لَهُمۡ أَيۡنَ مَا كُنتُمۡ تَعۡبُدُونَ
Ali Bulaç Ve onlara: "Tapmakta olduklarınız nerede?" denilir
26:93 ▶ ⧉ ☆
مِن دُونِ ٱللَّهِ هَلۡ يَنصُرُونَكُمۡ أَوۡ يَنتَصِرُونَ
هَلْ
size yardım ediyorlarmı?
يَنصُرُونَكُمْ
they help you
يَنتَصِرُونَ
kendilerine yardımları dokunuyor (mu?)
Ali Bulaç Allah'ın dışında olan (ilah)lar; size yardımları dokunuyor mu, veya kendilerine yardımları oluyor mu
26:94 ▶ ⧉ ☆
فَكُبۡكِبُواْ فِيهَا هُمۡ وَٱلۡغَاوُۥنَ
فَكُبْكِبُوا۟
tepe taklak atılırlar
Ali Bulaç Artık onlar ve azgınlar onun içine dökülüverilmiştir
وَجُنُودُ إِبۡلِيسَ أَجۡمَعُونَ
Ali Bulaç Ve İblis'in bütün orduları da
قَالُواْ وَهُمۡ فِيهَا يَخۡتَصِمُونَ
Ali Bulaç Orada birbirleriyle çekişip tartışarak derler ki
26:97 ▶ ⧉ ☆
تَٱللَّهِ إِن كُنَّا لَفِي ضَلَٰلࣲ مُّبِينٍ
Ali Bulaç Andolsun Allah'a, biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz
26:98 ▶ ⧉ ☆
إِذۡ نُسَوِّيكُم بِرَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
نُسَوِّيكُم
sizi eşit tutuyorduk
Ali Bulaç Çünkü sizi (yalancı olanları) alemlerin Rabbiyle eşit tutuyorduk
وَمَآ أَضَلَّنَآ إِلَّا ٱلۡمُجۡرِمُونَ
ٱلْمُجْرِمُونَ
suçlulardan
Ali Bulaç Bizi suçlu-günahkarlardan başka saptıran olmadı
26:100 ▶ ⧉ ☆
فَمَا لَنَا مِن شَٰفِعِينَ
Ali Bulaç Artık bizim için ne bir şefaatçi var
وَلَا صَدِيقٍ حَمِيمࣲ
Ali Bulaç Ne de candan-yakın bir dost
فَلَوۡ أَنَّ لَنَا كَرَّةࣰ فَنَكُونَ مِنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ
ٱلْمُؤْمِنِينَ
the believers
Ali Bulaç Bizim bir kere daha (dünyaya dönüşümüz mümkün ) olsaydı da iman edenlerden olabilseydik
26:103 ▶ ⧉ ☆
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةࣰۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِينَ
Ali Bulaç Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
Ali Bulaç Ve şüphesiz senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir
كَذَّبَتۡ قَوۡمُ نُوحٍ ٱلۡمُرۡسَلِينَ
ٱلْمُرْسَلِينَ
gönderilen elçileri
Ali Bulaç Nuh kavmi de gönderilen (peygamber)leri yalanladı
26:106 ▶ ⧉ ☆
إِذۡ قَالَ لَهُمۡ أَخُوهُمۡ نُوحٌ أَلَا تَتَّقُونَ
تَتَّقُونَ
you fear (Allah)
Ali Bulaç Hani onlara kardeşleri Nuh: "Sakınmaz mısınız?" demişti
إِنِّي لَكُمۡ رَسُولٌ أَمِينࣱ
Ali Bulaç Gerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim
فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
وَأَطِيعُونِ
ve bana ita'at edin
Ali Bulaç Artık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin
26:109 ▶ ⧉ ☆
وَمَآ أَسۡـَٔلُكُمۡ عَلَيۡهِ مِنۡ أَجۡرٍۖ إِنۡ أَجۡرِيَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
أَسْـَٔلُكُمْ
ben sizden istemiyorum
Ali Bulaç Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir
فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
فَٱتَّقُوا۟
öyle ise korkun
وَأَطِيعُونِ
ve bana ita'at edin
Ali Bulaç Artık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin
26:111 ▶ ⧉ ☆
۞قَالُوٓاْ أَنُؤۡمِنُ لَكَ وَٱتَّبَعَكَ ٱلۡأَرۡذَلُونَ
أَنُؤْمِنُ
biz inanır mıyız?
ٱلْأَرْذَلُونَ
bayağı kimseler
Ali Bulaç Dediler ki: "Sana, sıradan aşağılık insanlar uymuşken inanır mıyız
26:112 ▶ ⧉ ☆
قَالَ وَمَا عِلۡمِي بِمَا كَانُواْ يَعۡمَلُونَ
يَعْمَلُونَ
onların yapıyor
Ali Bulaç Dedi ki: "Onların yapmakta oldukları hakkında benim bilgim yoktur
26:113 ▶ ⧉ ☆
إِنۡ حِسَابُهُمۡ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّيۖ لَوۡ تَشۡعُرُونَ
حِسَابُهُمْ
onların hesabı
Ali Bulaç Onların hesabı yalnızca Rabbime aittir, eğer şuurundaysanız (anlarsınız)
26:114 ▶ ⧉ ☆
وَمَآ أَنَا۠ بِطَارِدِ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ
Ali Bulaç Ve ben mü'min olanları kovacak değilim
26:115 ▶ ⧉ ☆
إِنۡ أَنَا۠ إِلَّا نَذِيرࣱ مُّبِينࣱ
Ali Bulaç Ben, yalnızca apaçık bir uyarıcıyım
26:116 ▶ ⧉ ☆
قَالُواْ لَئِن لَّمۡ تَنتَهِ يَٰنُوحُ لَتَكُونَنَّ مِنَ ٱلۡمَرۡجُومِينَ
لَتَكُونَنَّ
mutlaka olacaksın
ٱلْمَرْجُومِينَ
those who are stoned
Ali Bulaç Dediler ki: "Eğer (bu söylediklerine) bir son vermeyecek olursan, gerçekten taşa tutulup kovulacaksın
26:117 ▶ ⧉ ☆
قَالَ رَبِّ إِنَّ قَوۡمِي كَذَّبُونِ
Ali Bulaç Dedi ki: "Rabbim, şüphesiz kavmim beni yalanladı
26:118 ▶ ⧉ ☆
فَٱفۡتَحۡ بَيۡنِي وَبَيۡنَهُمۡ فَتۡحࣰ ا وَنَجِّنِي وَمَن مَّعِيَ مِنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ
وَبَيْنَهُمْ
onların arasını
فَتْحًۭا
(kesin hükümle) açarak
ٱلْمُؤْمِنِينَ
the believers
Ali Bulaç Bundan böyle, benimle onların arasını açık bir hükümle ayır ve beni ve benimle birlikte olan mü'minleri kurtar
26:119 ▶ ⧉ ☆
فَأَنجَيۡنَٰهُ وَمَن مَّعَهُۥ فِي ٱلۡفُلۡكِ ٱلۡمَشۡحُونِ
فَأَنجَيْنَـٰهُ
biz de onu kurtardık
Ali Bulaç Bunun üzerine, onu ve onunla birlikte olanları (insan ve hayvanlarla) yüklü gemi içinde kurtardık
26:120 ▶ ⧉ ☆
ثُمَّ أَغۡرَقۡنَا بَعۡدُ ٱلۡبَاقِينَ
ٱلْبَاقِينَ
geride kalanları
Ali Bulaç Sonra bunun ardından geride kalanları da suda-boğduk
26:121 ▶ ⧉ ☆
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةࣰۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِينَ
Ali Bulaç Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
Ali Bulaç Ve şüphesiz senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir
26:123 ▶ ⧉ ☆
كَذَّبَتۡ عَادٌ ٱلۡمُرۡسَلِينَ
ٱلْمُرْسَلِينَ
gönderilen elçileri
Ali Bulaç Ad (kavmi) de gönderilen (elçi)leri yalanladı
26:124 ▶ ⧉ ☆
إِذۡ قَالَ لَهُمۡ أَخُوهُمۡ هُودٌ أَلَا تَتَّقُونَ
تَتَّقُونَ
you fear (Allah)
Ali Bulaç Hani onlara kardeşleri Hud: "Sakınmaz mısınız?" demişti
إِنِّي لَكُمۡ رَسُولٌ أَمِينࣱ
Ali Bulaç Gerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim
فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
وَأَطِيعُونِ
ve bana ita'at edin
Ali Bulaç Artık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin
26:127 ▶ ⧉ ☆
وَمَآ أَسۡـَٔلُكُمۡ عَلَيۡهِ مِنۡ أَجۡرٍۖ إِنۡ أَجۡرِيَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
وَمَآ
ben sizden istemiyorum
Ali Bulaç Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir
26:128 ▶ ⧉ ☆
أَتَبۡنُونَ بِكُلِّ رِيعٍ ءَايَةࣰ تَعۡبَثُونَ
أَتَبْنُونَ
siz yapıyor musunuz?
رِيعٍ
tepeye (yol üzerine)
ءَايَةًۭ
bir işaret (saraylar)
تَعْبَثُونَ
eğleniyor (musunuz?)
Ali Bulaç Siz, her yüksekçe yere bir anıt inşa edip (yararsız bir şeyle) oyalanıp eğleniyor musunuz
26:129 ▶ ⧉ ☆
وَتَتَّخِذُونَ مَصَانِعَ لَعَلَّكُمۡ تَخۡلُدُونَ
وَتَتَّخِذُونَ
ve ediniyorsunuz
مَصَانِعَ
köşkler (ve müstahkem kaleler)
تَخْلُدُونَ
ebedi yaşarsınız diye
Ali Bulaç Ölümsüz kılınmak umuduyla sanat yapıları mı ediniyorsunuz
26:130 ▶ ⧉ ☆
وَإِذَا بَطَشۡتُم بَطَشۡتُمۡ جَبَّارِينَ
Ali Bulaç Tutup yakaladığınız zaman da zorbalar gibi mi yakalıyorsunuz
فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
فَٱتَّقُوا۟
o halde korkun
وَأَطِيعُونِ
ve bana ita'at edin
Ali Bulaç Artık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin
26:132 ▶ ⧉ ☆
وَٱتَّقُواْ ٱلَّذِيٓ أَمَدَّكُم بِمَا تَعۡلَمُونَ
أَمَدَّكُم
size bol bol veren
بِمَا
şeyleri (ni'metleri)
Ali Bulaç Bildiğiniz şeylerle size yardım edenden korkup-sakının
26:133 ▶ ⧉ ☆
أَمَدَّكُم بِأَنۡعَٰمࣲ وَبَنِينَ
أَمَدَّكُم
ki O size vermiştir
Ali Bulaç Size hayvanlar, çocuklar (vererek) yardım etti
26:134 ▶ ⧉ ☆
وَجَنَّٰتࣲ وَعُيُونٍ
Ali Bulaç Bahçeler ve pınarlar da
26:135 ▶ ⧉ ☆
إِنِّيٓ أَخَافُ عَلَيۡكُمۡ عَذَابَ يَوۡمٍ عَظِيمࣲ
Ali Bulaç Doğrusu, ben sizin için büyük bir günün azabından korkuyorum
26:136 ▶ ⧉ ☆
قَالُواْ سَوَآءٌ عَلَيۡنَآ أَوَعَظۡتَ أَمۡ لَمۡ تَكُن مِّنَ ٱلۡوَٰعِظِينَ
ٱلْوَٰعِظِينَ
the advisors
Ali Bulaç Dediler ki: "Bizim için fark etmez; öğüt versen de, öğüt verenlerden olmasan da
26:137 ▶ ⧉ ☆
إِنۡ هَٰذَآ إِلَّا خُلُقُ ٱلۡأَوَّلِينَ
هَـٰذَآ
bu (davranışımız)
ٱلْأَوَّلِينَ
evvelkilerin
Ali Bulaç Bu, geçmiştekilerin 'geleneksel tutumundan başkası değildir
وَمَا نَحۡنُ بِمُعَذَّبِينَ
بِمُعَذَّبِينَ
azaba uğratılacak
Ali Bulaç Ve biz azap görecek de değiliz
26:139 ▶ ⧉ ☆
فَكَذَّبُوهُ فَأَهۡلَكۡنَٰهُمۡۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةࣰۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِينَ
فَكَذَّبُوهُ
onu yalanladılar
فَأَهْلَكْنَـٰهُمْ ۗ
biz de onları helak ettik
Ali Bulaç Böylelikle onu yalanladılar, Biz de onları yıkıma uğrattık. Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
Ali Bulaç Ve şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir
26:141 ▶ ⧉ ☆
كَذَّبَتۡ ثَمُودُ ٱلۡمُرۡسَلِينَ
ٱلْمُرْسَلِينَ
gönderilen elçileri
Ali Bulaç Semud (kavmi) de, gönderilen (elçi)leri yalanladı
26:142 ▶ ⧉ ☆
إِذۡ قَالَ لَهُمۡ أَخُوهُمۡ صَٰلِحٌ أَلَا تَتَّقُونَ
تَتَّقُونَ
you fear (Allah)
Ali Bulaç Hani onlara kardeşleri Salih: "Sakınmaz mısınız? demişti
إِنِّي لَكُمۡ رَسُولٌ أَمِينࣱ
Ali Bulaç Gerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim
فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
وَأَطِيعُونِ
ve bana ita'at edin
Ali Bulaç Artık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin
26:145 ▶ ⧉ ☆
وَمَآ أَسۡـَٔلُكُمۡ عَلَيۡهِ مِنۡ أَجۡرٍۖ إِنۡ أَجۡرِيَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
وَمَآ
ben sizden istemiyorum
Ali Bulaç Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum
26:146 ▶ ⧉ ☆
أَتُتۡرَكُونَ فِي مَا هَٰهُنَآ ءَامِنِينَ
أَتُتْرَكُونَ
bırakılacağınızı mı sanıyorsunuz?
Ali Bulaç Siz burada güvenlik içinde mi bırakılacaksınız
26:147 ▶ ⧉ ☆
فِي جَنَّٰتࣲ وَعُيُونࣲ
وَعُيُونٍۢ
ve çeşme başlarında
Ali Bulaç Bahçelerin, pınarların içinde
26:148 ▶ ⧉ ☆
وَزُرُوعࣲ وَنَخۡلࣲ طَلۡعُهَا هَضِيمࣱ
وَزُرُوعٍۢ
ve ekinler arasında
وَنَخْلٍۢ
ve hurmalıklarda
Ali Bulaç Ekinler ve yumuşak tomurcuklu göz alıcı hurmalıklar arasında
26:149 ▶ ⧉ ☆
وَتَنۡحِتُونَ مِنَ ٱلۡجِبَالِ بُيُوتࣰ ا فَٰرِهِينَ
وَتَنْحِتُونَ
ve yontuyorsunuz
Ali Bulaç Dağlardan ustalıkla zevkli evler yontuyorsunuz
فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
وَأَطِيعُونِ
ve bana ita'at edin
Ali Bulaç Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin
26:151 ▶ ⧉ ☆
وَلَا تُطِيعُوٓاْ أَمۡرَ ٱلۡمُسۡرِفِينَ
Ali Bulaç Ve ölçüsüzce davrananların emrine itaat etmeyin
26:152 ▶ ⧉ ☆
ٱلَّذِينَ يُفۡسِدُونَ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَلَا يُصۡلِحُونَ
يُفْسِدُونَ
bozgunculuk yapan
يُصْلِحُونَ
ıslah etmeyenlerin
Ali Bulaç Ki onlar, yeryüzünde bozgunculuk çıkarıyor ve dirlik-düzenlik kurmuyorlar (ıslah etmiyorlar)
26:153 ▶ ⧉ ☆
قَالُوٓاْ إِنَّمَآ أَنتَ مِنَ ٱلۡمُسَحَّرِينَ
مِنَ
iyice büyülenmişlerdensin
ٱلْمُسَحَّرِينَ
those bewitched
Ali Bulaç Dediler ki: "Sen ancak büyülenmişlerdensin
26:154 ▶ ⧉ ☆
مَآ أَنتَ إِلَّا بَشَرࣱ مِّثۡلُنَا فَأۡتِ بِـَٔايَةٍ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ
ٱلصَّـٰدِقِينَ
the truthful
Ali Bulaç Sen yalnızca bizim benzerimiz olan bir beşerden başkası değilsin; eğer doğru sözlü isen, bu durumda bir ayet (mucize ) getir-görelim
26:155 ▶ ⧉ ☆
قَالَ هَٰذِهِۦ نَاقَةࣱ لَّهَا شِرۡبࣱ وَلَكُمۡ شِرۡبُ يَوۡمࣲ مَّعۡلُومࣲ
Ali Bulaç Dedi ki: "İşte, bu bir dişi devedir; su içme hakkı (bir gün) onun, belli bir günün su içme hakkı da sizindir
26:156 ▶ ⧉ ☆
وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُوٓءࣲ فَيَأۡخُذَكُمۡ عَذَابُ يَوۡمٍ عَظِيمࣲ
تَمَسُّوهَا
ona dokundurmayın
فَيَأْخُذَكُمْ
sonra sizi yakalar
Ali Bulaç Ona bir kötülükle dokunmayın, sonra büyük bir günün azabı sizi yakalar
26:157 ▶ ⧉ ☆
فَعَقَرُوهَا فَأَصۡبَحُواْ نَٰدِمِينَ
فَعَقَرُوهَا
nihayet onu kestiler
Ali Bulaç Sonunda onu (yine de) kestiler, ancak pişman oldular
26:158 ▶ ⧉ ☆
فَأَخَذَهُمُ ٱلۡعَذَابُۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةࣰۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِينَ
فَأَخَذَهُمُ
ve onları yakaladı
Ali Bulaç Böylece azap onları yakaladı. Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
Ali Bulaç Ve şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir
كَذَّبَتۡ قَوۡمُ لُوطٍ ٱلۡمُرۡسَلِينَ
ٱلْمُرْسَلِينَ
gönderilen elçileri
Ali Bulaç Lut (kavmi) de, gönderilen (elçi)leri yalanladı
إِذۡ قَالَ لَهُمۡ أَخُوهُمۡ لُوطٌ أَلَا تَتَّقُونَ
تَتَّقُونَ
you fear (Allah)
Ali Bulaç Hani onlara kardeşleri Lut: "Sakınmaz mısınız?" demişti
إِنِّي لَكُمۡ رَسُولٌ أَمِينࣱ
Ali Bulaç Gerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim
فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
وَأَطِيعُونِ
ve bana ita'at edin
Ali Bulaç Artık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin
26:164 ▶ ⧉ ☆
وَمَآ أَسۡـَٔلُكُمۡ عَلَيۡهِ مِنۡ أَجۡرٍۖ إِنۡ أَجۡرِيَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
وَمَآ
ben sizden istemiyorum
Ali Bulaç Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir
26:165 ▶ ⧉ ☆
أَتَأۡتُونَ ٱلذُّكۡرَانَ مِنَ ٱلۡعَٰلَمِينَ
أَتَأْتُونَ
erkeklere-mi gidiyorsunuz?
Ali Bulaç Siz insanlardan (cinsel arzuyla) erkeklere mi gidiyorsunuz
26:166 ▶ ⧉ ☆
وَتَذَرُونَ مَا خَلَقَ لَكُمۡ رَبُّكُم مِّنۡ أَزۡوَٰجِكُمۚ بَلۡ أَنتُمۡ قَوۡمٌ عَادُونَ
وَتَذَرُونَ
ve bırakıyor (musunuz?)
Ali Bulaç Rabbinizin sizler için yaratmış bulunduğu eşlerinizi bırakıyorsunuz. Hayır, siz sınırı çiğneyen bir kavimsiniz
26:167 ▶ ⧉ ☆
قَالُواْ لَئِن لَّمۡ تَنتَهِ يَٰلُوطُ لَتَكُونَنَّ مِنَ ٱلۡمُخۡرَجِينَ
لَتَكُونَنَّ
mutlaka olacaksın
ٱلْمُخْرَجِينَ
the ones driven out
Ali Bulaç Dediler ki: "Ey Lut, eğer (bu söylediklerine) bir son vermeyecek olursan, gerçekten (burdan) sürülüp çıkarılanlardan olacaksın
قَالَ إِنِّي لِعَمَلِكُم مِّنَ ٱلۡقَالِينَ
لِعَمَلِكُم
sizin bu işinize
ٱلْقَالِينَ
those who detest
Ali Bulaç Dedi ki: "Gerçekten ben, sizin bu yaptığınıza öfke ile karşı olanlardanım
26:169 ▶ ⧉ ☆
رَبِّ نَجِّنِي وَأَهۡلِي مِمَّا يَعۡمَلُونَ
Ali Bulaç Rabbim, beni ve ailemi bunların yaptıklarından kurtar
26:170 ▶ ⧉ ☆
فَنَجَّيۡنَٰهُ وَأَهۡلَهُۥٓ أَجۡمَعِينَ
فَنَجَّيْنَـٰهُ
biz de onu kurtardık
Ali Bulaç Bunun üzerine onu ve bütün ailesini kurtardık
26:171 ▶ ⧉ ☆
إِلَّا عَجُوزࣰ ا فِي ٱلۡغَٰبِرِينَ
ٱلْغَـٰبِرِينَ
geride kalanlar
Ali Bulaç Yalnızca geri kalanlar içinde bir kocakarı hariç
26:172 ▶ ⧉ ☆
ثُمَّ دَمَّرۡنَا ٱلۡأٓخَرِينَ
ٱلْـَٔاخَرِينَ
ötekilerini
Ali Bulaç Sonra geride kalanları yerle bir ettik
26:173 ▶ ⧉ ☆
وَأَمۡطَرۡنَا عَلَيۡهِم مَّطَرࣰ اۖ فَسَآءَ مَطَرُ ٱلۡمُنذَرِينَ
وَأَمْطَرْنَا
ve yağdırdık
ٱلْمُنذَرِينَ
uyarılanların
Ali Bulaç Ve üzerlerine bir yağmur yağdırdık; uyarılıp-korkutulanların yağmuru ne kötü
26:174 ▶ ⧉ ☆
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةࣰۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِينَ
Ali Bulaç Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
Ali Bulaç Ve şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır esirgeyendir
26:176 ▶ ⧉ ☆
كَذَّبَ أَصۡحَٰبُ لۡـَٔيۡكَةِ ٱلۡمُرۡسَلِينَ
ٱلْمُرْسَلِينَ
gönderilen elçileri
Ali Bulaç Eyke halkı da, gönderilen (peygamber)leri yalanladı
26:177 ▶ ⧉ ☆
إِذۡ قَالَ لَهُمۡ شُعَيۡبٌ أَلَا تَتَّقُونَ
تَتَّقُونَ
you fear (Allah)
Ali Bulaç Hani onlara Şuayb: "Sakınmaz mısınız?" demişti
إِنِّي لَكُمۡ رَسُولٌ أَمِينࣱ
Ali Bulaç Gerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim
فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
وَأَطِيعُونِ
ve bana ita'at edin
Ali Bulaç Artık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin
26:180 ▶ ⧉ ☆
وَمَآ أَسۡـَٔلُكُمۡ عَلَيۡهِ مِنۡ أَجۡرٍۖ إِنۡ أَجۡرِيَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
أَسْـَٔلُكُمْ
ben sizden istemiyorum
Ali Bulaç Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir
26:181 ▶ ⧉ ☆
۞أَوۡفُواْ ٱلۡكَيۡلَ وَلَا تَكُونُواْ مِنَ ٱلۡمُخۡسِرِينَ
ٱلْمُخْسِرِينَ
those who cause loss
Ali Bulaç Ölçüyü tam tutun ve eksiltenlerden olmayın
وَزِنُواْ بِٱلۡقِسۡطَاسِ ٱلۡمُسۡتَقِيمِ
Ali Bulaç Dosdoğru olan terazi ile tartın
وَلَا تَبۡخَسُواْ ٱلنَّاسَ أَشۡيَآءَهُمۡ وَلَا تَعۡثَوۡاْ فِي ٱلۡأَرۡضِ مُفۡسِدِينَ
تَعْثَوْا۟
karışıklık çıkarmayın
مُفْسِدِينَ
bozgunculuk yaparak
Ali Bulaç İnsanların eşyasını değerden düşürüp-eksiltmeyin ve yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın
26:184 ▶ ⧉ ☆
وَٱتَّقُواْ ٱلَّذِي خَلَقَكُمۡ وَٱلۡجِبِلَّةَ ٱلۡأَوَّلِينَ
وَٱلْجِبِلَّةَ
ve nesilleri
Ali Bulaç Sizi ve önceki yaratılmışları yaratandan sakının”
26:185 ▶ ⧉ ☆
قَالُوٓاْ إِنَّمَآ أَنتَ مِنَ ٱلۡمُسَحَّرِينَ
مِنَ
iyice büyülenmişlerdensin
ٱلْمُسَحَّرِينَ
those bewitched
Ali Bulaç Dediler ki: "Sen ancak büyülenmişlerdensin”
26:186 ▶ ⧉ ☆
وَمَآ أَنتَ إِلَّا بَشَرࣱ مِّثۡلُنَا وَإِن نَّظُنُّكَ لَمِنَ ٱلۡكَٰذِبِينَ
نَّظُنُّكَ
biz seni sanıyoruz
لَمِنَ
mutlaka yalancılardan
Ali Bulaç Sen, yalnızca benzerimiz olan bir beşerden başkası değilsin ve biz senin gerçekte yalancılardan olduğunu sanıyoruz
26:187 ▶ ⧉ ☆
فَأَسۡقِطۡ عَلَيۡنَا كِسَفࣰ ا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ
ٱلصَّـٰدِقِينَ
the truthful
Ali Bulaç Eğer doğru sözlü isen, bu durumda gökten üstümüze bir parça düşürüver
26:188 ▶ ⧉ ☆
قَالَ رَبِّيٓ أَعۡلَمُ بِمَا تَعۡمَلُونَ
Ali Bulaç Dedi ki: "Rabbim, yaptıklarınızı daha iyi bilir
26:189 ▶ ⧉ ☆
فَكَذَّبُوهُ فَأَخَذَهُمۡ عَذَابُ يَوۡمِ ٱلظُّلَّةِۚ إِنَّهُۥ كَانَ عَذَابَ يَوۡمٍ عَظِيمٍ
فَكَذَّبُوهُ
fakat onu yalanladılar
فَأَخَذَهُمْ
nihayet onları yakaladı
Ali Bulaç Sonunda onu yalanladılar, böylece onları o gölgelik-gününün azabı yakaladı. Gerçekten o, büyük bir günün azabıydı
26:190 ▶ ⧉ ☆
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةࣰۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِينَ
Ali Bulaç Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
Ali Bulaç Ve şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir
26:192 ▶ ⧉ ☆
وَإِنَّهُۥ لَتَنزِيلُ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
وَإِنَّهُۥ
muhakkak ki o (Kur'an)
Ali Bulaç Gerçekten o (Kur'an), alemlerin Rabbinin (bir) indirmesidir
نَزَلَ بِهِ ٱلرُّوحُ ٱلۡأَمِينُ
Ali Bulaç Onu Ruhu'l -emin indirdi
عَلَىٰ قَلۡبِكَ لِتَكُونَ مِنَ ٱلۡمُنذِرِينَ
Ali Bulaç Uyarıcılardan olman için, senin kalbinin üzerine (indirmiştir)
بِلِسَانٍ عَرَبِيࣲّ مُّبِينࣲ
Ali Bulaç Apaçık Arapça bir dille
وَإِنَّهُۥ لَفِي زُبُرِ ٱلۡأَوَّلِينَ
ٱلْأَوَّلِينَ
evvelkilerin
Ali Bulaç Ve hiç şüphesiz, o (Kur'an), geçmişlerin kitaplarında da vardır
26:197 ▶ ⧉ ☆
أَوَلَمۡ يَكُن لَّهُمۡ ءَايَةً أَن يَعۡلَمَهُۥ عُلَمَٰٓؤُاْ بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ
عُلَمَـٰٓؤُا۟
bilginlerinin
Ali Bulaç İsrailoğulları bilginlerinin onu bilmesi onlar için bir delil (ayet ) değil mi
26:198 ▶ ⧉ ☆
وَلَوۡ نَزَّلۡنَٰهُ عَلَىٰ بَعۡضِ ٱلۡأَعۡجَمِينَ
نَزَّلْنَـٰهُ
biz onu indirseydik
ٱلْأَعْجَمِينَ
yabancılardan
Ali Bulaç Onu Arapça bilmeyen birine indirmiş olsaydık
26:199 ▶ ⧉ ☆
فَقَرَأَهُۥ عَلَيۡهِم مَّا كَانُواْ بِهِۦ مُؤۡمِنِينَ
Ali Bulaç Böylece onlara okusaydı, yine ona iman edecek değillerdi
26:200 ▶ ⧉ ☆
كَذَٰلِكَ سَلَكۡنَٰهُ فِي قُلُوبِ ٱلۡمُجۡرِمِينَ
سَلَكْنَـٰهُ
biz onu soktuk
Ali Bulaç Biz onu, suçlu-günahkarların kalbine işte böyle işlettik
26:201 ▶ ⧉ ☆
لَا يُؤۡمِنُونَ بِهِۦ حَتَّىٰ يَرَوُاْ ٱلۡعَذَابَ ٱلۡأَلِيمَ
يُؤْمِنُونَ
they will believe
Ali Bulaç Onlar, o pek acı azabı görünceye kadar ona inanmazlar
26:202 ▶ ⧉ ☆
فَيَأۡتِيَهُم بَغۡتَةࣰ وَهُمۡ لَا يَشۡعُرُونَ
فَيَأْتِيَهُم
(azab) onlara gelir de
يَشْعُرُونَ
farkında olmazlar
Ali Bulaç Artık o (azap), kendileri şuurunda olmadan onlara apansız gelecektir
26:203 ▶ ⧉ ☆
فَيَقُولُواْ هَلۡ نَحۡنُ مُنظَرُونَ
مُنظَرُونَ
süre verilerlerden
Ali Bulaç Derler ki: "Bize bir süre tanınır mı
26:204 ▶ ⧉ ☆
أَفَبِعَذَابِنَا يَسۡتَعۡجِلُونَ
أَفَبِعَذَابِنَا
bizim azabımızı mı?
يَسْتَعْجِلُونَ
acele istiyorlar
Ali Bulaç Onlar yine de azabımızı çabuklaştırmak mı istiyorlar
26:205 ▶ ⧉ ☆
أَفَرَءَيۡتَ إِن مَّتَّعۡنَٰهُمۡ سِنِينَ
مَّتَّعْنَـٰهُمْ
biz onları yaşatsak
Ali Bulaç Gördün mü; Biz onları yıllarca yararlandırsak
ثُمَّ جَآءَهُم مَّا كَانُواْ يُوعَدُونَ
جَآءَهُم
kendilerine gelse
يُوعَدُونَ
tehdid ediliyor
Ali Bulaç Sonra kendilerine va'dolunan (azap günü) geliverse
مَآ أَغۡنَىٰ عَنۡهُم مَّا كَانُواْ يُمَتَّعُونَ
Ali Bulaç Onların 'meta ile yararlandıkları' şey, kendilerini (görecekleri azaptan) bağımsız kılamaz
26:208 ▶ ⧉ ☆
وَمَآ أَهۡلَكۡنَا مِن قَرۡيَةٍ إِلَّا لَهَا مُنذِرُونَ
أَهْلَكْنَا
biz helak etmedik
Ali Bulaç Kendisi için bir uyarıcı olmaksızın, Biz hiçbir ülkeyi yıkıma uğratmış değiliz
26:209 ▶ ⧉ ☆
ذِكۡرَىٰ وَمَا كُنَّا ظَٰلِمِينَ
Ali Bulaç (Onlara) Hatırlatma (yapılmıştır); Biz zulmedici değiliz
26:210 ▶ ⧉ ☆
وَمَا تَنَزَّلَتۡ بِهِ ٱلشَّيَٰطِينُ
Ali Bulaç Onu (Kur'an'ı) şeytanlar indirmemiştir
26:211 ▶ ⧉ ☆
وَمَا يَنۢبَغِي لَهُمۡ وَمَا يَسۡتَطِيعُونَ
Ali Bulaç Bu, onlara yaraşmaz ve güç de yetiremezler
إِنَّهُمۡ عَنِ ٱلسَّمۡعِ لَمَعۡزُولُونَ
لَمَعْزُولُونَ
uzaklaştırılmışlardır
Ali Bulaç Çünkü onlar, (vahyedileni) işitmekten kesin olarak uzak tutulmuşlardır
26:213 ▶ ⧉ ☆
فَلَا تَدۡعُ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ فَتَكُونَ مِنَ ٱلۡمُعَذَّبِينَ
ٱلْمُعَذَّبِينَ
those punished
Ali Bulaç Allah ile beraber başka bir İlah'a yalvarıp-yakarma, sonra azaba uğratılanlardan olursun
وَأَنذِرۡ عَشِيرَتَكَ ٱلۡأَقۡرَبِينَ
Ali Bulaç (Öncelikle) En yakın hısımlarını (aşiretini) uyar
26:215 ▶ ⧉ ☆
وَٱخۡفِضۡ جَنَاحَكَ لِمَنِ ٱتَّبَعَكَ مِنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ
ٱلْمُؤْمِنِينَ
the believers
Ali Bulaç Ve mü'minlerden, sana tabi olanlara (koruyucu) kanatlarını ger
فَإِنۡ عَصَوۡكَ فَقُلۡ إِنِّي بَرِيٓءࣱ مِّمَّا تَعۡمَلُونَ
عَصَوْكَ
sana karşı gelirlerse
تَعْمَلُونَ
sizin yaptıklarınız
Ali Bulaç Eğer sana isyan edecek olurlarsa, artık de ki: "Gerçekten ben, sizin yaptıklarınızdan uzağım
وَتَوَكَّلۡ عَلَى ٱلۡعَزِيزِ ٱلرَّحِيمِ
وَتَوَكَّلْ
ve tevekkül et
Ali Bulaç Sen, O güçlü ve üstün, esirgeyici olan (Allah')a tevekkül et
26:218 ▶ ⧉ ☆
ٱلَّذِي يَرَىٰكَ حِينَ تَقُومُ
Ali Bulaç O, kıyam ettiğin zaman seni görüyor
26:219 ▶ ⧉ ☆
وَتَقَلُّبَكَ فِي ٱلسَّٰجِدِينَ
وَتَقَلُّبَكَ
ve eğilip doğrulurken
ٱلسَّـٰجِدِينَ
secde edenle
Ali Bulaç Secde edenler arasında dönüp dolaşmanı da
إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلۡعَلِيمُ
Ali Bulaç Hiç şüphesiz, O, işitendir, bilendir
26:221 ▶ ⧉ ☆
هَلۡ أُنَبِّئُكُمۡ عَلَىٰ مَن تَنَزَّلُ ٱلشَّيَٰطِينُ
هَلْ
size haber vereyimmi?
أُنَبِّئُكُمْ
I inform you
ٱلشَّيَـٰطِينُ
şeytanların
Ali Bulaç Şeytanların kimlere inmekte olduklarını size haber vereyim mi
تَنَزَّلُ عَلَىٰ كُلِّ أَفَّاكٍ أَثِيمࣲ
Ali Bulaç Onlar, 'gerçeği ters yüz eden,' günaha düşkün olan her yalancıya inerler
26:223 ▶ ⧉ ☆
يُلۡقُونَ ٱلسَّمۡعَ وَأَكۡثَرُهُمۡ كَٰذِبُونَ
وَأَكْثَرُهُمْ
ve çokları da
كَـٰذِبُونَ
yalan söylerler
Ali Bulaç Bunlar (şeytanlara ) kulak verirler ve çoğu yalan söylemektedirler
26:224 ▶ ⧉ ☆
وَٱلشُّعَرَآءُ يَتَّبِعُهُمُ ٱلۡغَاوُۥنَ
وَٱلشُّعَرَآءُ
ve Şa'irler
يَتَّبِعُهُمُ
onlar uyarlar
Ali Bulaç Şairler ise; gerçekten onlara azgın-sapıklar uyar
أَلَمۡ تَرَ أَنَّهُمۡ فِي كُلِّ وَادࣲ يَهِيمُونَ
يَهِيمُونَ
şaşkın şaşkın dolaşırlar
Ali Bulaç Görmedin mi; onlar, her bir vadide vehmedip duruyorlar
وَأَنَّهُمۡ يَقُولُونَ مَا لَا يَفۡعَلُونَ
Ali Bulaç Ve gerçekten onlar, yapmayacakları şeyleri söylüyorlar
إِلَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ وَذَكَرُواْ ٱللَّهَ كَثِيرࣰ ا وَٱنتَصَرُواْ مِنۢ بَعۡدِ مَا ظُلِمُواْۗ وَسَيَعۡلَمُ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوٓاْ أَيَّ مُنقَلَبࣲ يَنقَلِبُونَ
وَٱنتَصَرُوا۟
ve üstün gelmeğe çalışanlar
مَا
kendilerine zulmedildikten
ظُلِمُوا۟ ۗ
they were wronged
وَسَيَعْلَمُ
ve yakında bileceklerdir
يَنقَلِبُونَ
devrileceklerini
Ali Bulaç Ancak iman edenler, salih amellerde bulunanlar ve Allah'ı çokça zikredenler ile zulme uğratıldıktan sonra zafer kazananlar (veya öclerini alanlar) başka. Zulmetmekte olanlar, nasıl bir inkılaba uğrayıp devrileceklerini pek yakında bileceklerdir
← Önceki Sonraki →