☪ Anlam Arayışı

26. Ash-Shu'araa سُورَةُ الشُّعَرَاءِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
26:1
طسٓمٓ
طسٓمٓ
Ta sin mim

Süleyman AteşTa sin mim

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«طسَمَ» الله أعلم بمراده بذلك.

26:2
تِلۡكَ ءَايَٰتُ ٱلۡكِتَٰبِ ٱلۡمُبِينِ
تِلْكَ
şunlar
ءَايَـٰتُ
ayetleridir
ٱلْكِتَـٰبِ
Kitabın
ٱلْمُبِينِ
apaçık

Süleyman AteşŞunlar o apaçık Kitabın ayetleridir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«تلك» أي هذه الآيات «آيات الكتاب» القرآن والإضافة بمعنى من «المبين» المظهر الحق من الباطل.

26:3
لَعَلَّكَ بَٰخِعࣱ نَّفۡسَكَ أَلَّا يَكُونُواْ مُؤۡمِنِينَ
لَعَلَّكَ
sen neredeyse
بَـٰخِعٌۭ
helak edeceksin
نَّفْسَكَ
kendini
أَلَّا
diye
يَكُونُوا۟
etmiyorlar
مُؤْمِنِينَ
iman

Süleyman AteşHerhalde sen, inanmıyorlar diye neredeyse kendini helak edeceksin

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لعلك» يا محمد «باخعٌ نفسك» قاتلها غما من أجل «ألا يكونوا» أي أهل مكة «مؤمنين» ولعل هنا للإشفاق أي أشفق عليها بتخفيف هذا الغم.

26:4 📚 1
إِن نَّشَأۡ نُنَزِّلۡ عَلَيۡهِم مِّنَ ٱلسَّمَآءِ ءَايَةࣰ فَظَلَّتۡ أَعۡنَٰقُهُمۡ لَهَا خَٰضِعِينَ
إِن
eğer
نَّشَأْ
dilesek
نُنَزِّلْ
indiririz
عَلَيْهِم
onların üzerine
مِّنَ
gökten
ٱلسَّمَآءِ
the sky
ءَايَةًۭ
bir mu'cize
فَظَلَّتْ
ve oluverir
أَعْنَـٰقُهُمْ
boyunları
لَهَا
ona
خَـٰضِعِينَ
eğilip kalmış

Süleyman AteşDilesek onların üzerine gökten bir mu'cize indiririz de boyunları ona eğilir (inanırlar)

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن نشأ ننزل عليهم من السماء آية فظلّت» بمعنى المضارع: أي تظل، أي تدوم «أعناقهم لها خاضعين» فيؤمنون، ولما وصفت الأعناق بالخضوع الذي هو لأربابها جمعت الصفة جمع العقلاء.

26:5
وَمَا يَأۡتِيهِم مِّن ذِكۡرࣲ مِّنَ ٱلرَّحۡمَٰنِ مُحۡدَثٍ إِلَّا كَانُواْ عَنۡهُ مُعۡرِضِينَ
وَمَا
ve
يَأْتِيهِم
onlara gelmez
مِّن
hiçbir
ذِكْرٍۢ
Zikir (uyarı)
مِّنَ
Rahmandan
ٱلرَّحْمَـٰنِ
the Most Gracious
مُحْدَثٍ
yeni
إِلَّا
olmadıkları
كَانُوا۟
they
عَنْهُ
ondan
مُعْرِضِينَ
yüz çevirici

Süleyman AteşRahman'dan onlara hiçbir yeni Zikir (uyarı) gelmez ki, mutlaka ondan yüz çevirici olmasınlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وما يأتيهم من ذكر» قرآن «من الرحمن مُحدّث» صفة كاشفة «إلا كانوا عنه معرضين».

26:6
فَقَدۡ كَذَّبُواْ فَسَيَأۡتِيهِمۡ أَنۢبَٰٓؤُاْ مَا كَانُواْ بِهِۦ يَسۡتَهۡزِءُونَ
فَقَدْ
şüphesiz
كَذَّبُوا۟
yalanladılar
فَسَيَأْتِيهِمْ
ama kendilerine gelecektir
أَنۢبَـٰٓؤُا۟
haberleri
مَا
şeyin
كَانُوا۟
oldukları
بِهِۦ
onunla
يَسْتَهْزِءُونَ
alay edip duruyor(lar)

Süleyman AteşYalanladılar ama, alay edip durdukları şeyin haberleri, yakında kendilerine gelecektir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فقد كذبوا» به «فسيأتيهم أنباء» عواقب «ما كانوا به يستهزءُون».

26:7
أَوَلَمۡ يَرَوۡاْ إِلَى ٱلۡأَرۡضِ كَمۡ أَنۢبَتۡنَا فِيهَا مِن كُلِّ زَوۡجࣲ كَرِيمٍ
أَوَلَمْ
bakmadılar mı?
يَرَوْا۟
they see
إِلَى
yeryüzüne
ٱلْأَرْضِ
the earth
كَمْ
kaç
أَنۢبَتْنَا
bitirmişizdir
فِيهَا
orada
مِن
çeşitten
كُلِّ
her
زَوْجٍۢ
çifti
كَرِيمٍ
güzel

Süleyman AteşYere bakmadılar mı orada her çeşit güzel çifti bitirmişiz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أوَلم يروا» ينظروا «إلى الأرض كم أنبتنا فيها» أي كثيرا «من كل زوجِ كريم» نوع حسن.

26:8
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةࣰۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِينَ
إِنَّ
şüphesiz
فِى
vardır
ذَٰلِكَ
bunda
لَـَٔايَةًۭ ۖ
bir ibret
وَمَا
ama yine
كَانَ
değillerdir
أَكْثَرُهُم
çokları
مُّؤْمِنِينَ
inanıcı

Süleyman AteşŞüphesiz bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanıcı değillerdir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن في ذلك لآية» دلالة على كمال قدرته تعالى «وما كان أكثرهم مؤمنين» في علم الله، وكان قال سيبويه: زائدة.

26:9 📚 1
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
وَإِنَّ
ve şüphesiz
رَبَّكَ
Rabbin
لَهُوَ
işte O
ٱلْعَزِيزُ
üstündür
ٱلرَّحِيمُ
merhamet edendir

Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur merhamet eden O'dur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإن ربك لهو العزيز» ذو العزة ينتقم من الكافرين «الرحيم» يرحم المؤمنين.

26:10
وَإِذۡ نَادَىٰ رَبُّكَ مُوسَىٰٓ أَنِ ٱئۡتِ ٱلۡقَوۡمَ ٱلظَّٰلِمِينَ
وَإِذْ
hani
نَادَىٰ
seslenmişti
رَبُّكَ
Rabbin
مُوسَىٰٓ
Musa'ya
أَنِ
diye
ٱئْتِ
git
ٱلْقَوْمَ
kavmine
ٱلظَّـٰلِمِينَ
zalimler

Süleyman AteşRabbin Musa'ya seslendi: "O zalim kavme git

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«و» اذكر يا محمد لقومك «إذ نادى ربك موسى» ليلة رأى النار والشجرة «أن» أي: بأن «ائت القوم الظالمين» رسولا.

26:11 📚 1
قَوۡمَ فِرۡعَوۡنَۚ أَلَا يَتَّقُونَ
قَوْمَ
kavmine
فِرْعَوْنَ ۚ
Fir'avn'ın
أَلَا
onlar korunmayacaklar mı?
يَتَّقُونَ
they fear

Süleyman AteşFir'avn'ın kavmine. Onlar (kötülüklerden) korunmayacaklar mı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قوم فرعون» معه ظلموا أنفسهم بالكفر بالله وبني إسرائيل باستعبادهم «ألا» الهمزة للاستفهام الإنكارى «يتقون» الله بطاعته فيوحدونه.

26:12
قَالَ رَبِّ إِنِّيٓ أَخَافُ أَن يُكَذِّبُونِ
قَالَ
(Musa) dedi
رَبِّ
Rabbim
إِنِّىٓ
şüphesiz ben
أَخَافُ
korkuyorum
أَن
diye
يُكَذِّبُونِ
beni yalanlayacaklar

Süleyman Ateş(Musa): "Rabbim, dedi, ben, onların beni yalanlayacaklarından korkuyorum

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال» موسى «ربِ إني أخاف أن يكذّبون».

26:13
وَيَضِيقُ صَدۡرِي وَلَا يَنطَلِقُ لِسَانِي فَأَرۡسِلۡ إِلَىٰ هَٰرُونَ
وَيَضِيقُ
ve daralıyor
صَدْرِى
göğsüm
وَلَا
ve
يَنطَلِقُ
açılmıyor
لِسَانِى
dilim
فَأَرْسِلْ
onun için elçilik ver
إِلَىٰ
Harun'a da
هَـٰرُونَ
Harun

Süleyman AteşGöğsüm daralıyor, dilim açılmıyor (tutukluk yapıyor), onun için Harun'a da elçilik ver

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ويضيق صدري» من تكذيبهم لي «ولا ينطلق لساني» بأداء الرسالة للعقدة التي فيه «فأرسل إلى» أخي «هارون» معي.

26:14
وَلَهُمۡ عَلَيَّ ذَنۢبࣱ فَأَخَافُ أَن يَقۡتُلُونِ
وَلَهُمْ
ve onların var
عَلَىَّ
bana yükledikleri
ذَنۢبٌۭ
bir suç
فَأَخَافُ
korkuyorum
أَن
diye
يَقْتُلُونِ
beni öldürecekler

Süleyman AteşHem benim üzerimde onlara karşı işlediğim bir günah da var (onlardan bir adam öldürmüştüm); onların beni öldürmelerinden korkuyorum

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولهم عليَّ ذنبٌ» بقتل القبطي منهم «فأخاف أن يقتلون» به.

26:15
قَالَ كَلَّاۖ فَٱذۡهَبَا بِـَٔايَٰتِنَآۖ إِنَّا مَعَكُم مُّسۡتَمِعُونَ
قَالَ
(Allah) dedi
كَلَّا ۖ
hayır
فَٱذْهَبَا
ikiniz de gidin
بِـَٔايَـٰتِنَآ ۖ
ayetlerimizle
إِنَّا
şüphesiz biz
مَعَكُم
sizinle beraberiz
مُّسْتَمِعُونَ
dinliyoruz

Süleyman Ateş(Allah): "Hayır, dedi, ikiniz de ayetlerimizle gidin, biz sizinle beraberiz, (aranızda geçecekleri) dinliyoruz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال» تعالى: «كلا» لا يقتلونك «فاذهبا» أي أنت وأخوك، ففيه تغليب الحاضر على الغائب «بآياتنا إنا معكم مستمعون» ما تقولون وما يقال لكم، أجريا مجرى الجماعة.

26:16
فَأۡتِيَا فِرۡعَوۡنَ فَقُولَآ إِنَّا رَسُولُ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
فَأْتِيَا
gidin ikiniz
فِرْعَوْنَ
Fir'avn'e
فَقُولَآ
ve deyin ki
إِنَّا
gerçekten biz
رَسُولُ
elçisiyiz
رَبِّ
Rabbinin
ٱلْعَـٰلَمِينَ
alemlerin

Süleyman AteşFir'avn'e giderek deyin ki: Biz alemlerin Rabbinin elçisiyiz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فأتِيَا فرعون فقولا إنا» كلاً منا «رسول رب العالمين» إليك.

26:17
أَنۡ أَرۡسِلۡ مَعَنَا بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ
أَنْ
gönder
أَرْسِلْ
send
مَعَنَا
bizimle beraber
بَنِىٓ
oğullarını
إِسْرَٰٓءِيلَ
İsrail

Süleyman Ateşİsrail oğullarını bizimle beraber gönder

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أن» أي: بأن «أرسل معنا» إلى الشام «بني إسرائيل» فأتياه فقالا له ما ذكر.

26:18
قَالَ أَلَمۡ نُرَبِّكَ فِينَا وَلِيدࣰ ا وَلَبِثۡتَ فِينَا مِنۡ عُمُرِكَ سِنِينَ
قَالَ
(Fir'avn) dedi ki
أَلَمْ
biz seni yetiştirmedik mi?
نُرَبِّكَ
we bring you up
فِينَا
içimizden
وَلِيدًۭا
bir çocuk olarak
وَلَبِثْتَ
ve kalmadın mı?
فِينَا
aramızda
مِنْ
ömründen
عُمُرِكَ
your life
سِنِينَ
nice yıllar

Süleyman Ateş(Gittiler, Allah'ın emrini duyurdular. Fir'avn) Dedi ki: "Biz seni, içimizden bir çocuk olarak yetiştirmedik mi? Ömründe nice yıllar aramızda kalmadın mı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال» فرعون لموسى «ألم نربِّك فينا» في منازلنا «وليدا» صغيرا قريبا من الولادة بعد فطامه «ولبثت فينا من عمرك سنين» ثلاثين سنة يلبس من ملابس فرعون ويركب من مراكبه وكان يسمى ابنه.

26:19
وَفَعَلۡتَ فَعۡلَتَكَ ٱلَّتِي فَعَلۡتَ وَأَنتَ مِنَ ٱلۡكَٰفِرِينَ
وَفَعَلْتَ
ve yaptın
فَعْلَتَكَ
yaptığın
ٱلَّتِى
o (kötü) işi
فَعَلْتَ
you did
وَأَنتَ
ve sen
مِنَ
nankörlerden(sin)
ٱلْكَـٰفِرِينَ
the ungrateful

Süleyman AteşVe sonunda o yaptığını da yaptın, sen nankörlerden birisin

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وفعلت فعلتك التي فعلت» هي قتله القبطي «وأنت من الكافرين» الجاحدين لنعمتي عليك بالتربية وعدم الاستعباد.

26:20
قَالَ فَعَلۡتُهَآ إِذࣰ ا وَأَنَا۠ مِنَ ٱلضَّآلِّينَ
قَالَ
(Musa) dedi
فَعَلْتُهَآ
onu yaptığım
إِذًۭا
zaman
وَأَنَا۠
ben
مِنَ
dalalette idim
ٱلضَّآلِّينَ
those who are astray

Süleyman Ateş(Musa): "Onu yaptığım zaman sapıklardan idim" dedi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال» موسى «فعلتها إذاً» أي حينئذ «وأنا من الضالين» عما آتاني الله بعدها من العلم والرسالة.

26:21
فَفَرَرۡتُ مِنكُمۡ لَمَّا خِفۡتُكُمۡ فَوَهَبَ لِي رَبِّي حُكۡمࣰ ا وَجَعَلَنِي مِنَ ٱلۡمُرۡسَلِينَ
فَفَرَرْتُ
kaçtım
مِنكُمْ
aranızdan
لَمَّا
sizden korkunca
خِفْتُكُمْ
I feared you
فَوَهَبَ
sonra verdi
لِى
bana
رَبِّى
Rabbim
حُكْمًۭا
hükümdarlık
وَجَعَلَنِى
ve beni yaptı
مِنَ
elçilerden
ٱلْمُرْسَلِينَ
the Messengers

Süleyman AteşSizden korkunca aranızdan kaçtım, sonra Rabbim bana hükümdarlık verdi ve beni elçilerden yaptı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ففررتُ منكم لما خفتكم فوهب لي ربي حكما» علما «وجعلني من المرسلين».

26:22
وَتِلۡكَ نِعۡمَةࣱ تَمُنُّهَا عَلَيَّ أَنۡ عَبَّدتَّ بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ
وَتِلْكَ
ve işte
نِعْمَةٌۭ
ni'met
تَمُنُّهَا
kaktığın
عَلَىَّ
başıma
أَنْ
(yüzündendir)
عَبَّدتَّ
köle yapman
بَنِىٓ
oğullarını
إِسْرَٰٓءِيلَ
İsrail

Süleyman AteşO başıma kaktığın ni'met de İsrail oğullarını köle yapman(yüzünden)dir. (Onları köle diye kullanıp erkek çocuklarını kesmeseydin, senin eline düşmezdim)

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وتلك نعمةٌ تمنُّها عليَّ» أصله تمن بها عليَّ «أن عبدت بني إسرائيل» بيان لتلك: أي اتخذتهم عبيدا ولم تستعبدني لا نعمة لك بذلك لظلمك باستعبادهم وقدر بعضهم أول الكلام همزة استفهام للإنكار.

26:23
قَالَ فِرۡعَوۡنُ وَمَا رَبُّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
قَالَ
dedi ki
فِرْعَوْنُ
Fir'avn
وَمَا
nedir?
رَبُّ
Rabbi
ٱلْعَـٰلَمِينَ
alemlerin

Süleyman AteşFir'avn dedi ki: "(Ey Musa) alemlerin Rabbi nedir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال فرعون» لموسى «وما رب العالمين» الذي قلت إنك رسوله أي: أي شيء هو ولما لم يكن سبيل للخلق إلى معرفة حقيقته تعالى وإنما يعرفونه بصفاته أجابه موسى عليه الصلاة والسلام ببعضها.

26:24 📚 1
قَالَ رَبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَمَا بَيۡنَهُمَآۖ إِن كُنتُم مُّوقِنِينَ
قَالَ
dedi ki
رَبُّ
Rabbidir
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerin
وَٱلْأَرْضِ
ve yerin
وَمَا
ve olanların
بَيْنَهُمَآ ۖ
ikisi arasında
إِن
eğer
كُنتُم
iseniz
مُّوقِنِينَ
gerçekten inanan kimseler

Süleyman Ateş(Musa): "Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbidir. Eğer gerçekten inanan kimseler iseniz (bunu anlarsınız)," dedi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال ربُّ السماوات والأرض وما بينهما» أي خالق ذلك «إن كنتم موقنين» بأنه تعالى خالقه فآمنوا به وحده.

26:25
قَالَ لِمَنۡ حَوۡلَهُۥٓ أَلَا تَسۡتَمِعُونَ
قَالَ
(Fir'avn) dedi
لِمَنْ
kimselere
حَوْلَهُۥٓ
çevresinde bulunan
أَلَا
işitiyor musunuz?
تَسْتَمِعُونَ
you hear

Süleyman Ateş(Fir'avn): Çevresinde bulunanlara: "İşitiyor musunuz?" dedi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال» فرعون «لمن حوله» من أشراف قومه «ألا تستمعون» جوابه الذي لم يطابق السؤال.

26:26
قَالَ رَبُّكُمۡ وَرَبُّ ءَابَآئِكُمُ ٱلۡأَوَّلِينَ
قَالَ
(Musa) dedi
رَبُّكُمْ
sizin Rabbinizdir
وَرَبُّ
ve Rabbidir
ءَابَآئِكُمُ
atalarınızın
ٱلْأَوَّلِينَ
önceki

Süleyman Ateş(Musa): "O sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir" dedi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال» موسى «ربكم ورب آبائكم الأولين» وهذا وإن كان داخلا فيما قبله يغيظ فرعون ولذلك.

26:27 📚 1
قَالَ إِنَّ رَسُولَكُمُ ٱلَّذِيٓ أُرۡسِلَ إِلَيۡكُمۡ لَمَجۡنُونࣱ‏
قَالَ
(Fir'avn) dedi
إِنَّ
şüphesiz
رَسُولَكُمُ
elçiniz
ٱلَّذِىٓ
gönderilen
أُرْسِلَ
has been sent
إِلَيْكُمْ
size
لَمَجْنُونٌۭ
mutlaka delidir

Süleyman Ateş(Fir'avn): "Size gönderilen bu elçiniz mutlaka delidir" dedi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال إنَّ رسولكم الذي أرسل إليكم لمجنون».

26:28
قَالَ رَبُّ ٱلۡمَشۡرِقِ وَٱلۡمَغۡرِبِ وَمَا بَيۡنَهُمَآۖ إِن كُنتُمۡ تَعۡقِلُونَ
قَالَ
(Musa) dedi
رَبُّ
Rabbidir
ٱلْمَشْرِقِ
doğunun
وَٱلْمَغْرِبِ
ve batının
وَمَا
ve olanların
بَيْنَهُمَآ ۖ
bunlar arasında
إِن
eğer
كُنتُمْ
iseniz
تَعْقِلُونَ
düşünüyor

Süleyman Ateş(Musa): "Eğer düşünürseniz O, doğunun batının ve bunlar arasında bulunanların da Rabbidir" dedi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال» موسى «ربُّ المشرق والمغرب وما بينهما إن كنتم تعقلون» إنه كذلك فآمنوا به وحده.

26:29
قَالَ لَئِنِ ٱتَّخَذۡتَ إِلَٰهًا غَيۡرِي لَأَجۡعَلَنَّكَ مِنَ ٱلۡمَسۡجُونِينَ
قَالَ
(Fir'avn) dedi
لَئِنِ
andolsun ki eğer
ٱتَّخَذْتَ
edinirsen
إِلَـٰهًا
bir tanrı
غَيْرِى
benden başka
لَأَجْعَلَنَّكَ
seni mutlaka yapacağım
مِنَ
zindana atılanlardan
ٱلْمَسْجُونِينَ
those imprisoned

Süleyman Ateş(Fir'avn ey Musa): "Andolsun ki benden başka tanrı edinirsen, seni mutlaka zindana atılanlardan yapacağım" dedi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال» فرعون لموسى «لئن اتخذت إلها غيري لأجعلنَّك من المسجونين» كان سجنه شديدا يحبس الشخص في مكان تحت الأرض وحده لا يبصر ولا يسمع فيه أحدا.

26:30
قَالَ أَوَلَوۡ جِئۡتُكَ بِشَيۡءࣲ مُّبِينࣲ‏
قَالَ
(Musa) dedi
أَوَلَوْ
sana getirsem de mi?
جِئْتُكَ
I bring you
بِشَىْءٍۢ
bir şey
مُّبِينٍۢ
apaçık

Süleyman Ateş(Musa, peki): "Sana (doğruluğumu) kanıtlayan apaçık bir şey getirmiş olsam da mı?" dedi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال» له موسى «أوَلوْ» أي: أتفعل ذلك ولو «جئتك بشيءٍ مبينِ» برهان بيِّن على رسالتي.

26:31
قَالَ فَأۡتِ بِهِۦٓ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ
قَالَ
(Fir'avn) dedi
فَأْتِ
getir
بِهِۦٓ
onu
إِن
eğer
كُنتَ
isen
مِنَ
doğrulardan
ٱلصَّـٰدِقِينَ
the truthful

Süleyman Ateş(Fir'avn): "Eğer doğrulardansan onu getir (bakalım)," dedi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال» فرعون له «فأتِ به إن كنت من الصادقين» فيه.

26:32
فَأَلۡقَىٰ عَصَاهُ فَإِذَا هِيَ ثُعۡبَانࣱ مُّبِينࣱ‏
فَأَلْقَىٰ
sonra attı
عَصَاهُ
asasını
فَإِذَا
bir de (baktılar ki)
هِىَ
o
ثُعْبَانٌۭ
bir ejderha
مُّبِينٌۭ
apaçık

Süleyman Ateş(Musa), asasını attı, bir de (baktılar ki) o apaçık bir ejderha

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فألقى عصاه فإذا هي ثعبانٌ مبينٌ» حية عظيمة.

26:33
وَنَزَعَ يَدَهُۥ فَإِذَا هِيَ بَيۡضَآءُ لِلنَّٰظِرِينَ
وَنَزَعَ
ve çıkardı
يَدَهُۥ
elini
فَإِذَا
işte
هِىَ
o (da)
بَيْضَآءُ
parıl parıl parlıyor(du)
لِلنَّـٰظِرِينَ
bakanlara

Süleyman AteşElini (koltuğunun altından) çıkardı; o da, bakanlara parıl parıl parlayan bir şey oluverdi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ونزع يده» أخرجها من جيبه «فإذا هي بيضاء» ذات شعاع «للناظرين» خلاف ما كانت عليه من الأدمة.

26:34
قَالَ لِلۡمَلَإِ حَوۡلَهُۥٓ إِنَّ هَٰذَا لَسَٰحِرٌ عَلِيمࣱ‏
قَالَ
(Fir'avn) dedi
لِلْمَلَإِ
ileri gelenlere
حَوْلَهُۥٓ
çevresindeki
إِنَّ
şüphesiz
هَـٰذَا
bu
لَسَـٰحِرٌ
bir büyücüdür
عَلِيمٌۭ
bilen

Süleyman Ateş(Fir'avn), çevresindeki ileri gelenlere: "Bu dedi, bilgin bir büyücüdür

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال» فرعون «للملإ حوله إنَّ هذا لساحر عليم» فائق في علم السحر.

26:35
يُرِيدُ أَن يُخۡرِجَكُم مِّنۡ أَرۡضِكُم بِسِحۡرِهِۦ فَمَاذَا تَأۡمُرُونَ
يُرِيدُ
istiyor
أَن
sizi çıkarmak
يُخْرِجَكُم
drive you out
مِّنْ
toprağınızdan
أَرْضِكُم
your land
بِسِحْرِهِۦ
büyüsüyle
فَمَاذَا
o halde ne?
تَأْمُرُونَ
buyurursunuz

Süleyman AteşBüyüsüyle sizi toprağınızdan çıkarmak istiyor. Ne buyurursunuz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يريد أن يخرجكم من أرضكم بسحره فماذا تأمرون».

26:36
قَالُوٓاْ أَرۡجِهۡ وَأَخَاهُ وَٱبۡعَثۡ فِي ٱلۡمَدَآئِنِ حَٰشِرِينَ
قَالُوٓا۟
dediler ki
أَرْجِهْ
onu beklet
وَأَخَاهُ
ve kardeşini
وَٱبْعَثْ
ve gönder
فِى
kentlere
ٱلْمَدَآئِنِ
the cities
حَـٰشِرِينَ
toplayıcılar

Süleyman AteşDediler ki: "Onu ve kardeşini eğle, kentlere toplayıcılar gönder

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قالوا أرجه وأخاه» أخّر أمرهما «وابعث في المدائن حاشرين» جامعين.

26:37
يَأۡتُوكَ بِكُلِّ سَحَّارٍ عَلِيمࣲ‏
يَأْتُوكَ
sana getirsinler
بِكُلِّ
bütün
سَحَّارٍ
büyücüleri
عَلِيمٍۢ
bilgin

Süleyman AteşBütün bilgin büyücüleri sana getirsinler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يأتوك بكل سَحَّار عليم» يفضل موسى في علم السحر.

26:38
فَجُمِعَ ٱلسَّحَرَةُ لِمِيقَٰتِ يَوۡمࣲ مَّعۡلُومࣲ‏
فَجُمِعَ
ve bir araya getirildi
ٱلسَّحَرَةُ
büyücüler
لِمِيقَـٰتِ
belirlenen vaktinde
يَوْمٍۢ
bir günün
مَّعْلُومٍۢ
belli

Süleyman AteşDerken büyücüler belli bir günün belirlenen vaktinde bir araya getirildi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فجمع السحرة لميقات يوم معلوم» وهو وقت الضحى من يوم الزينة.

26:39
وَقِيلَ لِلنَّاسِ هَلۡ أَنتُم مُّجۡتَمِعُونَ
وَقِيلَ
ve denildi
لِلنَّاسِ
halka da
هَلْ
musunuz?
أَنتُم
siz de
مُّجْتَمِعُونَ
toplanıyor

Süleyman AteşHalka da: "Siz de toplanır mısınız?" denildi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وقيل للناس هل أنتم مجتمعون».

26:40
لَعَلَّنَا نَتَّبِعُ ٱلسَّحَرَةَ إِن كَانُواْ هُمُ ٱلۡغَٰلِبِينَ
لَعَلَّنَا
umarız ki
نَتَّبِعُ
onlara uyarız
ٱلسَّحَرَةَ
büyücülere
إِن
eğer
كَانُوا۟
ise
هُمُ
onlar
ٱلْغَـٰلِبِينَ
üstün gelirler

Süleyman AteşUmarız ki büyücüler üstün gelirse biz de onlara uyarız

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لعلنا نتبع السحرة إن كانوا هم الغالبين» الاستفهام للحث على الاجتماع والترجي على تقدير غلبتهم ليستمروا على دينهم فلا يتبعوا موسى.

26:41
فَلَمَّا جَآءَ ٱلسَّحَرَةُ قَالُواْ لِفِرۡعَوۡنَ أَئِنَّ لَنَا لَأَجۡرًا إِن كُنَّا نَحۡنُ ٱلۡغَٰلِبِينَ
فَلَمَّا
ne zaman ki
جَآءَ
geldi(ler)
ٱلسَّحَرَةُ
büyücüler
قَالُوا۟
dediler
لِفِرْعَوْنَ
Fir'avn'a
أَئِنَّ
var değil mi?
لَنَا
bize
لَأَجْرًا
bir ücret
إِن
eğer
كُنَّا
olursak
نَحْنُ
biz
ٱلْغَـٰلِبِينَ
üstün gelenler

Süleyman AteşBüyücüler gelince Fir'avn'e: "Eğer üstün gelenler biz olursak, bize mutlaka bir ücret var değil mi?" dediler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فلما جاء السحرة قالوا لفرعون أئن» بتحقيق الهمزتين وتسهيل الثانية وإدخال ألف بينهما على الوجيهين «لنا لأجرا إن كنا نحن الغالبين».

26:42
قَالَ نَعَمۡ وَإِنَّكُمۡ إِذࣰ ا لَّمِنَ ٱلۡمُقَرَّبِينَ
قَالَ
dedi
نَعَمْ
evet
وَإِنَّكُمْ
şüphesiz siz
إِذًۭا
o takdirde
لَّمِنَ
yakınlardan olacaksınız
ٱلْمُقَرَّبِينَ
the ones who are brought near

Süleyman AteşEvet dedi, hem o takdirde siz (bana) yakınlardan olacaksınız

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال نعم وإنكم إذاً» أي حينئذ «لمن المقربين».

26:43
قَالَ لَهُم مُّوسَىٰٓ أَلۡقُواْ مَآ أَنتُم مُّلۡقُونَ
قَالَ
dedi
لَهُم
onlara
مُّوسَىٰٓ
Musa
أَلْقُوا۟
atın
مَآ
şeyi
أَنتُم
siz
مُّلْقُونَ
atacağınız

Süleyman AteşMusa onlara: "Atacağınızı atın!" dedi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال لهم موسى» بعد ما قالوا له (إما أن تُلقي وإما أن نكون نحن الملقين) «ألقوا ما أنتم ملقون» فالأمر فيه للإذن بتقديم إلقائهم توسلا به إلى إظهار الحق.

26:44
فَأَلۡقَوۡاْ حِبَالَهُمۡ وَعِصِيَّهُمۡ وَقَالُواْ بِعِزَّةِ فِرۡعَوۡنَ إِنَّا لَنَحۡنُ ٱلۡغَٰلِبُونَ
فَأَلْقَوْا۟
sonra attılar
حِبَالَهُمْ
iplerini
وَعِصِيَّهُمْ
ve değneklerini
وَقَالُوا۟
ve dediler
بِعِزَّةِ
şerefine
فِرْعَوْنَ
Fir'avn'ın
إِنَّا
biz
لَنَحْنُ
elbette biz
ٱلْغَـٰلِبُونَ
galib geleceğiz

Süleyman Ateşİplerini ve değneklerini attılar ve "Fir'avn'ın şerefine biz, elbette biz galib geleceğiz" dediler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فألقوْا حبالهم وعصيهم وقالوا بعزة فرعون إنا لنحن الغالبون».

26:45
فَأَلۡقَىٰ مُوسَىٰ عَصَاهُ فَإِذَا هِيَ تَلۡقَفُ مَا يَأۡفِكُونَ
فَأَلْقَىٰ
attı
مُوسَىٰ
Musa
عَصَاهُ
asasını
فَإِذَا
birden
هِىَ
o
تَلْقَفُ
yutmağa başladı
مَا
şey(ler)i
يَأْفِكُونَ
onların uydurdukları

Süleyman AteşMusa da asasını attı. Birden o, onların uydurduklarını yutmağa başladı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فألقى موسى عصاه فإذا هي تلقف» بحذف إحدى التاءين من الأصل تبتلع «ما يأفكون» يقلبونه بتمويههم فيخيلون حبالهم وعصيهم أنها حيات تسعى.

26:46
فَأُلۡقِيَ ٱلسَّحَرَةُ سَٰجِدِينَ
فَأُلْقِىَ
derhal kapandılar
ٱلسَّحَرَةُ
büyücüler
سَـٰجِدِينَ
secdeye

Süleyman AteşDerhal büyücüler secdeye kapandılar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فألقيَ السحرة ساجدين».

26:47
قَالُوٓاْ ءَامَنَّا بِرَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
قَالُوٓا۟
dediler
ءَامَنَّا
inandık
بِرَبِّ
Rabbine
ٱلْعَـٰلَمِينَ
alemlerin

Süleyman AteşDediler: "Alemlerin Rabbine inandık

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قالوا آمنا برب العالمين».

26:48
رَبِّ مُوسَىٰ وَهَٰرُونَ
رَبِّ
Rabbine
مُوسَىٰ
Musa'nın
وَهَـٰرُونَ
ve Harun'un

Süleyman AteşMusa'nın ve Harun'un Rabbine

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«رب موسى وهارون» لعلمهم بأن ما شاهدوه من العصا لا يتأتى بالسحر.

26:49
قَالَ ءَامَنتُمۡ لَهُۥ قَبۡلَ أَنۡ ءَاذَنَ لَكُمۡۖ إِنَّهُۥ لَكَبِيرُكُمُ ٱلَّذِي عَلَّمَكُمُ ٱلسِّحۡرَ فَلَسَوۡفَ تَعۡلَمُونَۚ لَأُقَطِّعَنَّ أَيۡدِيَكُمۡ وَأَرۡجُلَكُم مِّنۡ خِلَٰفࣲ وَلَأُصَلِّبَنَّكُمۡ أَجۡمَعِينَ
قَالَ
(Fir'avn) dedi
ءَامَنتُمْ
inandınız mı?
لَهُۥ
ona
قَبْلَ
önce
أَنْ
ben izin vermeden
ءَاذَنَ
I gave permission
لَكُمْ ۖ
size
إِنَّهُۥ
şüphesiz O
لَكَبِيرُكُمُ
büyüğünüzdür
ٱلَّذِى
size öğreten
عَلَّمَكُمُ
has taught you
ٱلسِّحْرَ
büyüyü
فَلَسَوْفَ
öyleyse yakında
تَعْلَمُونَ ۚ
bileceksiniz
لَأُقَطِّعَنَّ
mutlaka keseceğim
أَيْدِيَكُمْ
ellerinizi
وَأَرْجُلَكُم
ve ayaklarınızı
مِّنْ
çapraz olarak
خِلَـٰفٍۢ
opposite sides
وَلَأُصَلِّبَنَّكُمْ
ve asacağım
أَجْمَعِينَ
hepinizi

Süleyman Ateş(Fir'avn) dedi: "Ben size izin vermeden mi ona inandınız? O, size büyü öğreten büyüğünüzdür. Öyleyse (size ne yapacağımı) yakında bileceksiniz: Ellerinizi ve ayaklarınızı çapraz olarak keseceğim ve hepinizi asacağım

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال» فرعون «أآمنتم» بتحقيق الهمزتين وإبدال الثانية ألفا «له» لموسى «قبل أن آذن» أنا «لكم إنه لكبيركم الذي علمكم السحر» فعلَّمك شيئا منه وغلبكم بآخر «فلسوف تعلمون» ما ينالكم مني «لأقطعنَّ أيديكم وأرجلكم من خلاف» أي يد كل واحد اليمنى ورجله اليسرى «ولأصلبنكم أجمعين».

26:50
قَالُواْ لَا ضَيۡرَۖ إِنَّآ إِلَىٰ رَبِّنَا مُنقَلِبُونَ
قَالُوا۟
dediler
لَا
yok
ضَيْرَ ۖ
zarar
إِنَّآ
muhakkak biz
إِلَىٰ
Rabbimize
رَبِّنَا
our Lord
مُنقَلِبُونَ
döneceğiz

Süleyman AteşZararı yok, dediler, (nasıl olsa) biz Rabbimize döneceğiz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قالوا لا ضَيْرَ» لا ضرر علينا في ذلك «إنا إلى ربنا» بعد موتنا بأي وجه كان «منقلبون» راجعون في الآخرة.

26:51 📚 1
إِنَّا نَطۡمَعُ أَن يَغۡفِرَ لَنَا رَبُّنَا خَطَٰيَٰنَآ أَن كُنَّآ أَوَّلَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ
إِنَّا
şüphesiz biz
نَطْمَعُ
umarız
أَن
bağışlayacağını
يَغْفِرَ
will forgive
لَنَا
bizi
رَبُّنَا
Rabbimizin
خَطَـٰيَـٰنَآ
hatalarımızı
أَن
için
كُنَّآ
olduğumuz
أَوَّلَ
ilk
ٱلْمُؤْمِنِينَ
inananlar

Süleyman AteşBiz ilk inananlar olduğumuz için Rabbimizin, hatalarımızı bağışlayacağını umarız

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إنا نطمع» نرجوا «أن يغفر لنا ربنا خطايانا أن» أي بأن «كنَّا أول المؤمنين» في زماننا.

26:52
۞وَأَوۡحَيۡنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰٓ أَنۡ أَسۡرِ بِعِبَادِيٓ إِنَّكُم مُّتَّبَعُونَ
۞ وَأَوْحَيْنَآ
ve vahyettik
إِلَىٰ
Musa'ya
مُوسَىٰٓ
Musa
أَنْ
diye
أَسْرِ
geceleyin yürüt
بِعِبَادِىٓ
kullarımı
إِنَّكُم
siz mutlaka
مُّتَّبَعُونَ
takibedileceksiniz

Süleyman AteşMusa'ya: "Kullarımı geceleyin (Mısır'dan çıkar), yürüt; siz takibedileceksiniz." diye vahyettik

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأوحينا إلى موسى» بعد سنين أقامها بينهم يدعوهم بآيات الله إلى الحق فلم يزيدوا إلا عتوا «أن أسر بعبادي» بني إسرائيل وفي قراءة بكسر النون ووصل همزة أسر من سرى لغة في أسرى أي سر بهم ليلا إلى البحر «إنكم مُتَّبعون» يتبعكم فرعون وجنوده فيلجون وراءكم البحر فأنجيكم وأغرقهم.

26:53
فَأَرۡسَلَ فِرۡعَوۡنُ فِي ٱلۡمَدَآئِنِ حَٰشِرِينَ
فَأَرْسَلَ
sonra gönderdi
فِرْعَوْنُ
Fir'avn
فِى
kentlere
ٱلْمَدَآئِنِ
the cities
حَـٰشِرِينَ
(asker) toplayıcılar

Süleyman AteşFir'avn, (İsrail oğullarının gittiğini duyunca) kentlere (asker) toplayıcılar gönderdi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فأرسل فرعون» حين أخبر بسيرهم «في المدائن» قيل كان له ألف مدينة واثنا عشر ألف قرية «حاشرين» جامعين الجيش قائلا.

26:54
إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ لَشِرۡذِمَةࣱ قَلِيلُونَ
إِنَّ
şüphesiz
هَـٰٓؤُلَآءِ
şunlar
لَشِرْذِمَةٌۭ
topluluktur
قَلِيلُونَ
az bir

Süleyman AteşŞunlar, (şu İsrail oğulları), az bir topluluktur dedi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن هؤلاء لشرذمةٌ» طائفة «قليلون» قيل كانوا ستمائة ألف وسبعين ومقدمة جيشه سبعمائة ألف فقللهم بالنظر إلى كثرة جيشه.

26:55
وَإِنَّهُمۡ لَنَا لَغَآئِظُونَ
وَإِنَّهُمْ
ve elbette onlar
لَنَا
bizi
لَغَآئِظُونَ
kızdırmaktadırlar

Süleyman AteşBizi kızdırmaktadırlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإنهم لنا لغائظون» فاعلون ما يغيظنا.

26:56
وَإِنَّا لَجَمِيعٌ حَٰذِرُونَ
وَإِنَّا
ve mutlaka biz;
لَجَمِيعٌ
bir cemaatiz
حَـٰذِرُونَ
ihtiyatlı

Süleyman AteşBiz, ihtiyatlı, koca bir cemaatiz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإنا لجميعٌ حذرون» مستعدون وفي قراءة حاذرون متيقظون.

26:57
فَأَخۡرَجۡنَٰهُم مِّن جَنَّٰتࣲ وَعُيُونࣲ‏
فَأَخْرَجْنَـٰهُم
böylece biz onları çıkardık
مِّن
bahçeler(in)den
جَنَّـٰتٍۢ
gardens
وَعُيُونٍۢ
ve çeşmeler(inden)

Süleyman AteşBöylece biz onları çıkardık: bahçeler(in)den, çeşmeler(in)den

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
قال تعالى: «فأخرجناهم» أي فرعون وقومه من مصر ليلحقوا موسى وقومه «من جنات» بساتين كانت على جانبي النيل «وعيون» أنهار جارية في الدور من النيل.

26:58
وَكُنُوزࣲ وَمَقَامࣲ كَرِيمࣲ‏
وَكُنُوزٍۢ
ve hazineler(inden)
وَمَقَامٍۢ
ve yer(lerinden)
كَرِيمٍۢ
o güzel

Süleyman AteşHazineler(in)den ve o güzel yer(lerin)den

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وكنوز» أموال ظاهرة من الذهب والفضة، وسميت كنوزا لأنه لم يعط حق الله تعالى منها «ومقامٍ كريمٍ» مجلس حسن للأمراء والوزراء يحفه أتباعهم.

26:59
كَذَٰلِكَۖ وَأَوۡرَثۡنَٰهَا بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ
كَذَٰلِكَ
böylece
وَأَوْرَثْنَـٰهَا
bunları miras yaptık
بَنِىٓ
oğullarına
إِسْرَٰٓءِيلَ
İsrail

Süleyman AteşBöylece bunları İsrail oğullarına miras yaptık

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«كذلك» أي إخراجنا كما وصفنا «وأورثناها بني إسرائيل» بعد إغراق فرعون وقومه.

26:60
فَأَتۡبَعُوهُم مُّشۡرِقِينَ
فَأَتْبَعُوهُم
onların ardına düştüler
مُّشْرِقِينَ
güneş doğarken

Süleyman Ateş(Fir'avn ve adamları), güneş doğarken onların ardına düştüler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فأتبعوهم» لحقوهم «مشرقين» وقت شروق الشمس.

26:61
فَلَمَّا تَرَٰٓءَا ٱلۡجَمۡعَانِ قَالَ أَصۡحَٰبُ مُوسَىٰٓ إِنَّا لَمُدۡرَكُونَ
فَلَمَّا
ne zaman ki
تَرَٰٓءَا
birbirini görünce
ٱلْجَمْعَانِ
iki topluluk
قَالَ
dedi(ler)
أَصْحَـٰبُ
adamları
مُوسَىٰٓ
Musa'nın
إِنَّا
şüphesiz biz
لَمُدْرَكُونَ
işte yakalandık

Süleyman Ateşİki topluluk (yaklaşıp) birbirini görünce Musa'nın adamları: "İşte yakalandık!" dediler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فلما تراءى الجمعان» رأى كل منهما الآخر «قال أصحاب موسى إنا لمدركون» يدركنا جمع فرعون ولا طاقة لنا به.

26:62
قَالَ كَلَّآۖ إِنَّ مَعِيَ رَبِّي سَيَهۡدِينِ
قَالَ
(Musa) dedi
كَلَّآ ۖ
hayır
إِنَّ
şüphesiz
مَعِىَ
benimle beraberdir
رَبِّى
Rabbim
سَيَهْدِينِ
bana yol gösterecektir

Süleyman Ateş(Musa): "Hayır, dedi, Rabbim benimle beraberdir. Bana yol gösterecektir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال» موسى «كلا» أي لن يدركونا «إن معي ربي» ينصره «سيهدين» طريق النجاة.

26:63
فَأَوۡحَيۡنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰٓ أَنِ ٱضۡرِب بِّعَصَاكَ ٱلۡبَحۡرَۖ فَٱنفَلَقَ فَكَانَ كُلُّ فِرۡقࣲ كَٱلطَّوۡدِ ٱلۡعَظِيمِ
فَأَوْحَيْنَآ
diye vahyettik
إِلَىٰ
Musa'ya
مُوسَىٰٓ
Musa
أَنِ
vur
ٱضْرِب
Strike
بِّعَصَاكَ
değneğinle
ٱلْبَحْرَ ۖ
denize
فَٱنفَلَقَ
sonra yarıldı
فَكَانَ
ve oldu
كُلُّ
her
فِرْقٍۢ
bölüm
كَٱلطَّوْدِ
bir dağ gibi
ٱلْعَظِيمِ
kocaman

Süleyman AteşMusa'ya: "Değneğinle denize vur!" diye vahyettik. (Vurunca deniz) yarıldı, (on iki yol açıldı). Her bölüm, kocaman bir dağ gibi oldu

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
قال تعالى: «فأوحينا إلى موسى أن اضرب بعصاك البحر» فضربه «فانفلق» فانشق اثنى عشر فرقا «فكان كل فرق كالطود العظيم» الجبل الضخم بينهما مسالك سلكوها لم يبتل منها سرج الراكب ولا لبده.

26:64 📚 1
وَأَزۡلَفۡنَا ثَمَّ ٱلۡأٓخَرِينَ
وَأَزْلَفْنَا
ve yaklaştırdık
ثَمَّ
buraya
ٱلْـَٔاخَرِينَ
ötekileri

Süleyman AteşÖtekileri de buraya yaklaştırdık (Musa ve adamlarının ardından, düşmanları da bu denizde açılan yollara girdiler)

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأزلفنا» قرَّبنا «ثمَّ» هناك «الآخرين» فرعون وقومه حتى سلكوا مسالكهم.

26:65
وَأَنجَيۡنَا مُوسَىٰ وَمَن مَّعَهُۥٓ أَجۡمَعِينَ
وَأَنجَيْنَا
ve kurtardık
مُوسَىٰ
Musa'yı
وَمَن
ve olanları
مَّعَهُۥٓ
beraberinde
أَجْمَعِينَ
hepsini

Süleyman AteşMusa'yı ve beraberinde olanları tamamen kurtardık

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأنجينا موسى ومن معه أجمعين» بإخراجهم من البحر على هيئته المذكورة.

26:66
ثُمَّ أَغۡرَقۡنَا ٱلۡأٓخَرِينَ
ثُمَّ
sonra
أَغْرَقْنَا
boğduk
ٱلْـَٔاخَرِينَ
ötekilerini

Süleyman AteşSonra ötekilerini boğduk (Musa ve adamları karaya çıkınca deniz kapandı, Fir'avn ve adamları boğuldu)

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ثم أغرقنا الآخرين» فرعون وقومه بإطباق البحر عليهم لما تم دخولهم في البحر وخروج بني إسرائيل منه.

26:67
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةࣰۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِينَ
إِنَّ
muhakkak ki
فِى
vardır
ذَٰلِكَ
bunda
لَـَٔايَةًۭ ۖ
bir ibret
وَمَا
ama
كَانَ
çokları
أَكْثَرُهُم
most of them
مُّؤْمِنِينَ
inanmazlar

Süleyman AteşMuhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama çokları inanmazlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن في ذلك» إغراق فرعون وقومه «لآيةٌ» عبرة لمن بعدهم «وما كان أكثرهم مؤمنين» بالله لم يؤمن منهم غير آسية امرأة فرعون وحزقيل مؤمن آل فرعون ومريم بنت ناموصى التي دلت على عظام يوسف عليه السلام.

26:68 📚 1
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
وَإِنَّ
ve şüphesiz
رَبَّكَ
Rabbin
لَهُوَ
O'dur
ٱلْعَزِيزُ
üstün olan
ٱلرَّحِيمُ
merhamet eden

Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإن ربك لهو العزيز» فانتقم من الكافرين بإغراقهم «الرحيم» بالمؤمنين فأنجاهم من الغرق.

26:69
وَٱتۡلُ عَلَيۡهِمۡ نَبَأَ إِبۡرَٰهِيمَ
وَٱتْلُ
oku
عَلَيْهِمْ
onlara
نَبَأَ
haberini
إِبْرَٰهِيمَ
İbrahim'in

Süleyman AteşOnlara İbrahim'in haberini de oku

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«واتل عليهم» أي كفار مكة «نبأ» خبر «إبراهيم» ويبدل منه.

26:70 📚 1
إِذۡ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوۡمِهِۦ مَا تَعۡبُدُونَ
إِذْ
hani
قَالَ
demişti
لِأَبِيهِ
babasına
وَقَوْمِهِۦ
ve kavmine
مَا
neye?
تَعْبُدُونَ
tapıyorsunuz

Süleyman AteşBabasına ve kavmine: "Neye tapıyorsunuz?" demişti

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إذا قال لأبيه وقومه ما تعبدون».

26:71
قَالُواْ نَعۡبُدُ أَصۡنَامࣰ ا فَنَظَلُّ لَهَا عَٰكِفِينَ
قَالُوا۟
dediler
نَعْبُدُ
tapıyoruz
أَصْنَامًۭا
putlara
فَنَظَلُّ
duruyoruz
لَهَا
onların önünde
عَـٰكِفِينَ
ibadete

Süleyman AteşPutlara tapıyoruz, onların önünde ibadete duruyoruz. dediler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قالوا نعبد أصناما» صرحوا بالفعل ليعطفوا عليه «فنظل لها عاكفين» نقيم نهارا على عبادتها زادوه في الجواب افتخارا به.

26:72 📚 1
قَالَ هَلۡ يَسۡمَعُونَكُمۡ إِذۡ تَدۡعُونَ
قَالَ
dedi ki
هَلْ
onlar sizi işitiyorlarmı?
يَسْمَعُونَكُمْ
they hear you
إِذْ
zaman
تَدْعُونَ
du'a ettiğiniz

Süleyman AteşPeki, dedi, siz du'a ettiğiniz zaman onlar sizi işitiyorlar mı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال هل يسمعونكم إذ» حين «تدعون».

26:73 📚 1
أَوۡ يَنفَعُونَكُمۡ أَوۡ يَضُرُّونَ
أَوْ
yahut
يَنفَعُونَكُمْ
size fayda verebiliyorlar (mı?)
أَوْ
veya
يَضُرُّونَ
zarar verebiliyorlar( mı)?

Süleyman AteşYahut size fayda veya zarar verebiliyorlar mı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أو ينفعونكم» إن عبدتموهم «أو يضرونـ» كم إن لم تعبدوهم.

26:74
قَالُواْ بَلۡ وَجَدۡنَآ ءَابَآءَنَا كَذَٰلِكَ يَفۡعَلُونَ
قَالُوا۟
dediler
بَلْ
hayır
وَجَدْنَآ
bulduk
ءَابَآءَنَا
babalarımızı
كَذَٰلِكَ
böyle
يَفْعَلُونَ
yaparlarken

Süleyman AteşHayır, ama babalarımızın böyle yaptıklarını gördük, (onun için biz de böyle yapıyoruz). dediler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قالوا بل وجدنا آباءنا كذلك يفعلون» أي مثل فعلنا.

26:75
قَالَ أَفَرَءَيۡتُم مَّا كُنتُمۡ تَعۡبُدُونَ
قَالَ
dedi
أَفَرَءَيْتُم
gördünüz mü?
مَّا
neye
كُنتُمْ
tapıyorsunuz
تَعْبُدُونَ
worshipping

Süleyman Ateşİşte gördünüz mü neye tapıyorsunuz? dedi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال أفرآيتم ما كنتم تعبدون».

26:76
أَنتُمۡ وَءَابَآؤُكُمُ ٱلۡأَقۡدَمُونَ
أَنتُمْ
siz
وَءَابَآؤُكُمُ
ve atalarınız
ٱلْأَقْدَمُونَ
eski

Süleyman AteşSiz ve eski atalarınız

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أنتم وآبائكم الأقدمون».

26:77
فَإِنَّهُمۡ عَدُوࣱّ لِّيٓ إِلَّا رَبَّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
فَإِنَّهُمْ
onlar
عَدُوٌّۭ
düşmanımdır
لِّىٓ
benim
إِلَّا
yalnız hariç
رَبَّ
Rabbi
ٱلْعَـٰلَمِينَ
alemlerin

Süleyman AteşOnlar benim düşmanımdır. Yalnız alemlerin Rabbi (benim dostumdur)

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فإنهم عدو لي» لا أعبدهم «إلا» لكن «ربَّ العالمين» فإني أعبده.

26:78 📚 7
ٱلَّذِي خَلَقَنِي فَهُوَ يَهۡدِينِ
ٱلَّذِى
beni yaratan
خَلَقَنِى
created me
فَهُوَ
O'dur
يَهْدِينِ
bana yol gösteren

Süleyman AteşBeni yaratan ve bana yol gösteren O'dur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الذي خلقني فهو يهدين» إلى الدين.

26:79 📚 4
وَٱلَّذِي هُوَ يُطۡعِمُنِي وَيَسۡقِينِ
وَٱلَّذِى
ve
هُوَ
O'dur
يُطْعِمُنِى
bana yediren
وَيَسْقِينِ
ve içiren

Süleyman AteşBana yediren ve içiren O'dur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والذي هو يطعمني ويسقين».

26:80 📚 7
وَإِذَا مَرِضۡتُ فَهُوَ يَشۡفِينِ
وَإِذَا
ve zaman
مَرِضْتُ
hastalandığım
فَهُوَ
O'dur
يَشْفِينِ
bana şifa veren

Süleyman AteşHastalandığım zaman bana şifa veren O'dur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإذا مرضت فهو يشفين».

26:81 📚 3
وَٱلَّذِي يُمِيتُنِي ثُمَّ يُحۡيِينِ
وَٱلَّذِى
O'dur
يُمِيتُنِى
beni öldürecek olan
ثُمَّ
sonra
يُحْيِينِ
diriltecek olan

Süleyman AteşBeni öldürecek, sonra diriltecek O'dur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والذي يُميتني ثم يحيين».

26:82
وَٱلَّذِيٓ أَطۡمَعُ أَن يَغۡفِرَ لِي خَطِيٓـَٔتِي يَوۡمَ ٱلدِّينِ
وَٱلَّذِىٓ
ve O'dur
أَطْمَعُ
umduğum
أَن
afftmesini
يَغْفِرَ
He will forgive
لِى
beni
خَطِيٓـَٔتِى
hatamı
يَوْمَ
günü
ٱلدِّينِ
din (ceza)

Süleyman AteşCeza günü hatamı bağışlayacağını umduğum da O'dur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والذي أطمع» أرجو «أن يغفر لي خطيئتي يوم الدين» الجزاء.

26:83
رَبِّ هَبۡ لِي حُكۡمࣰ ا وَأَلۡحِقۡنِي بِٱلصَّٰلِحِينَ
رَبِّ
Rabbim
هَبْ
ver
لِى
bana
حُكْمًۭا
hüküm
وَأَلْحِقْنِى
ve beni kat
بِٱلصَّـٰلِحِينَ
Salihler arasına

Süleyman AteşRabbim, bana hüküm (hükümdarlık, bilgi) ver ve beni Salihler arasına kat

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«رب هب لي حكما» علما «وألحقني بالصالحين» النبيين.

26:84 📚 4
وَٱجۡعَل لِّي لِسَانَ صِدۡقࣲ فِي ٱلۡأٓخِرِينَ
وَٱجْعَل
ve nasib eyle
لِّى
bana
لِسَانَ
dili
صِدْقٍۢ
doğruluk
فِى
içinde
ٱلْـَٔاخِرِينَ
sonra gelenler

Süleyman AteşSonra gelenler arasında bana, bir doğruluk dili nasib eyle (sonraki nesiller arasında hayır ile anılmamı sağla)

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«واجعل لي لسان صدق» ثناء حسنا «في الآخرين» الذين يأتون بعدي إلى يوم القيامة.

26:85 📚 1
وَٱجۡعَلۡنِي مِن وَرَثَةِ جَنَّةِ ٱلنَّعِيمِ
وَٱجْعَلْنِى
ve beni kıl
مِن
varislerinden
وَرَثَةِ
(the) inheritors
جَنَّةِ
cennetinin
ٱلنَّعِيمِ
ni'met(i bol olan)

Süleyman AteşBeni ni'met(i bol olan) cennetinin varislerinden kıl

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«واجعلني من ورثة جنة النعيم» ممن يعطاها.

26:86 📚 2
وَٱغۡفِرۡ لِأَبِيٓ إِنَّهُۥ كَانَ مِنَ ٱلضَّآلِّينَ
وَٱغْفِرْ
ve bağışla
لِأَبِىٓ
babamı
إِنَّهُۥ
çünkü o
كَانَ
-dandır
مِنَ
sapıklardandır
ٱلضَّآلِّينَ
those astray

Süleyman AteşBabamı da bağışla. Çünkü o, sapıklardandır. And forgive my father. Lo! he is of those who err

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«واغفر لأبي إنه كان من الضالين» بأن تتوب عليه فتغفر له وهذا قبل أن يتبين له أنه عدو لله كما ذكر في سورة براءة.

26:87 📚 3
وَلَا تُخۡزِنِي يَوۡمَ يُبۡعَثُونَ
وَلَا
beni utandırma
تُخْزِنِى
disgrace me
يَوْمَ
gün
يُبْعَثُونَ
diriltilecekleri

Süleyman Ateş(Kulların) diriltilecekleri gün, beni utandırma

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولا تخزني» تفضحني «يوم يُبعثون» الناس.

26:88 📚 5
يَوۡمَ لَا يَنفَعُ مَالࣱ وَلَا بَنُونَ
يَوْمَ
o gün
لَا
fayda vermez
يَنفَعُ
will benefit
مَالٌۭ
(ne) mal
وَلَا
ne de
بَنُونَ
oğullar

Süleyman AteşO gün ki, ne mal, ne de oğullar yarar vermez

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
قال تعالى فيه: «يوم لا ينفع مال ولا بنون» أحدا

26:89 📚 14
إِلَّا مَنۡ أَتَى ٱللَّهَ بِقَلۡبࣲ سَلِيمࣲ‏
إِلَّا
dışındakine
مَنْ
kimse
أَتَى
getiren
ٱللَّهَ
Allah'a
بِقَلْبٍۢ
kalb
سَلِيمٍۢ
sağlam ve temiz

Süleyman AteşAncak Allah'a sağlam ve temiz kalb getiren (yarar görür)

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إلا» لكن «من أتى الله بقلب سليم» من الشرك والنفاق وهو قلب المؤمن فإنه ينفعه ذلك.

26:90 📚 1
وَأُزۡلِفَتِ ٱلۡجَنَّةُ لِلۡمُتَّقِينَ
وَأُزْلِفَتِ
ve yaklaştırılır
ٱلْجَنَّةُ
cennet
لِلْمُتَّقِينَ
muttakiler için

Süleyman Ateş(O gün) cennet, korunanlara yaklaştırılır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأُزلفت الجنة» قربت «للمتقين» فيرونها.

26:91 📚 1
وَبُرِّزَتِ ٱلۡجَحِيمُ لِلۡغَاوِينَ
وَبُرِّزَتِ
ve karşısına çıkarılır
ٱلْجَحِيمُ
cehennem
لِلْغَاوِينَ
azgınların

Süleyman AteşCehennem de azgınların karşısına çıkarılır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وبرزت الجحيم» أظهرت «للغاوين» الكافرين.

26:92
وَقِيلَ لَهُمۡ أَيۡنَ مَا كُنتُمۡ تَعۡبُدُونَ
وَقِيلَ
ve denilir
لَهُمْ
onlara
أَيْنَ
hani nerede?
مَا
şeyler
كُنتُمْ
taptıklarınız
تَعْبُدُونَ
(to) worship

Süleyman AteşOnlara "Hani taptıklarınız nerede?" denilir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وقيل لهم أين ما كنتم تعبدون».

26:93
مِن دُونِ ٱللَّهِ هَلۡ يَنصُرُونَكُمۡ أَوۡ يَنتَصِرُونَ
مِن
başkası
دُونِ
Besides Allah
ٱللَّهِ
Allah'tan
هَلْ
size yardım ediyorlarmı?
يَنصُرُونَكُمْ
they help you
أَوْ
yahut
يَنتَصِرُونَ
kendilerine yardımları dokunuyor (mu?)

Süleyman AteşO Allah'tan başka (taptıklarınız) size yardım ediyorlar mı, yahut kendilerine yardımları dokunuyor mu

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«من دون الله» أي غيره من الأصنام «هل ينصرونكم» بدفع العذاب عنكم «أو ينتصرون» بدفعه عن أنفسهم، لا.

26:94
فَكُبۡكِبُواْ فِيهَا هُمۡ وَٱلۡغَاوُۥنَ
فَكُبْكِبُوا۟
tepe taklak atılırlar
فِيهَا
oraya
هُمْ
onlar
وَٱلْغَاوُۥنَ
ve azgınlar

Süleyman AteşOnlar ve azgınlar, tepe taklak oraya atılırlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فكُبْكِبوا» ألقوا «فيها هم والغاوون».

26:95 📚 1
وَجُنُودُ إِبۡلِيسَ أَجۡمَعُونَ
وَجُنُودُ
ve askerleri
إِبْلِيسَ
İblis'in
أَجْمَعُونَ
bütün

Süleyman Ateşİblis'in bütün askerleri de

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وجنود إبليس» أتباعه، ومن أطاعه من الجن والإنس «أجمعون».

26:96 📚 1
قَالُواْ وَهُمۡ فِيهَا يَخۡتَصِمُونَ
قَالُوا۟
derler ki
وَهُمْ
onlar
فِيهَا
orada
يَخْتَصِمُونَ
çekişerek

Süleyman AteşOnlar orada (putlarıyle) çekişerek derler ki

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قالوا» أي الغاوون «وهم فيها يختصمون» مع معبوديهم.

26:97
تَٱللَّهِ إِن كُنَّا لَفِي ضَلَٰلࣲ مُّبِينٍ
تَٱللَّهِ
vallahi
إِن
gerçekten
كُنَّا
biz -imişiz
لَفِى
içinde
ضَلَـٰلٍۢ
bir sapıklık
مُّبِينٍ
apaçık

Süleyman AteşVallahi biz apaçık bir sapıklık içinde imişiz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«تالله إن» مخففة من الثقلية واسمها محذوف أي إنه «كنا لفي ضلال مبين» بين.

26:98
إِذۡ نُسَوِّيكُم بِرَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
إِذْ
çünkü
نُسَوِّيكُم
sizi eşit tutuyorduk
بِرَبِّ
Rabbine
ٱلْعَـٰلَمِينَ
alemlerin

Süleyman AteşÇünkü sizi alemlerin Rabbine eşit tutuyorduk

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إذ» حيث «نسويكم برب العالمين» في العبادة.

26:99 📚 1
وَمَآ أَضَلَّنَآ إِلَّا ٱلۡمُجۡرِمُونَ
وَمَآ
bizi saptıramazlar
أَضَلَّنَآ
misguided us
إِلَّا
başkası
ٱلْمُجْرِمُونَ
suçlulardan

Süleyman AteşAma bizi saptıran o suçlulardır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وما أضلنا» عن الهدى «إلا المجرمون» أي الشياطين أو أوّلونا الذين اقتدينا بهم.

26:100
فَمَا لَنَا مِن شَٰفِعِينَ
فَمَا
artık yoktur
لَنَا
bizim
مِن
şefa'atçilerimiz
شَـٰفِعِينَ
intercessors

Süleyman AteşŞimdi artık bizim ne şefa'atçilerimiz var

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فما لنا من شافعين» كما للمؤمنين من الملائكة والنبيين والمؤمنين.

26:101 📚 8
وَلَا صَدِيقٍ حَمِيمࣲ‏
وَلَا
ve yoktur
صَدِيقٍ
bir dostumuz
حَمِيمٍۢ
sıcak

Süleyman AteşNe de sıcak bir dostumuz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولا صديق حميم» يهمه أمرنا.

26:102 📚 2
فَلَوۡ أَنَّ لَنَا كَرَّةࣰ فَنَكُونَ مِنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ
فَلَوْ
ah keşke
أَنَّ
bizim için olsa
لَنَا
we had
كَرَّةًۭ
bir (dönüş) daha
فَنَكُونَ
ve olsak
مِنَ
inananlardan
ٱلْمُؤْمِنِينَ
the believers

Süleyman AteşAh keşke bir dönüşümüz daha olsa da inananlardan olsak

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فلو أن لنا كرَّة» رجعة إلى الدنيا «فنكون من المؤمنين» لو هنا للتمني ونكون جوابه.

26:103
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةࣰۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِينَ
إِنَّ
muhakkak ki
فِى
vardır
ذَٰلِكَ
bunda
لَـَٔايَةًۭ ۖ
bir ibret
وَمَا
ama yine
كَانَ
olmazlar
أَكْثَرُهُم
çokları
مُّؤْمِنِينَ
inananlardan

Süleyman AteşMuhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن في ذلك» المذكور من قصة إبراهيم وقومه «لآية وما كان أكثرهم مؤمنين».

26:104 📚 1
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
وَإِنَّ
şüphesiz
رَبَّكَ
Rabbin
لَهُوَ
O'dur
ٱلْعَزِيزُ
üstün olan
ٱلرَّحِيمُ
merhamet eden

Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإن ربك لهم العزيز الرحيم».

26:105 📚 1
كَذَّبَتۡ قَوۡمُ نُوحٍ ٱلۡمُرۡسَلِينَ
كَذَّبَتْ
yalanladı
قَوْمُ
kavmi
نُوحٍ
Nuh
ٱلْمُرْسَلِينَ
gönderilen elçileri

Süleyman AteşNuh kavmi de gönderilen elçileri yalanladı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«كذبت قوم نوح المرسلين» بتكذيبهم له لاشتراكهم في المجيء بالتوحيد، أو لأنه لطول لبثه فيهم كأنه رسل وتأنيث قوم باعتبار معناه وتذكيره باعتبار لفظه.

26:106
إِذۡ قَالَ لَهُمۡ أَخُوهُمۡ نُوحٌ أَلَا تَتَّقُونَ
إِذْ
hani
قَالَ
demişti
لَهُمْ
onlara
أَخُوهُمْ
kardeşleri
نُوحٌ
Nuh
أَلَا
korunmaz mısınız?
تَتَّقُونَ
you fear (Allah)

Süleyman AteşKardeşleri Nuh onlara: "Korunmaz mısınız?" demişti

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إذ قال لهم أخوهم» نسبا «نوح ألا تتقون» الله.

26:107 📚 2
إِنِّي لَكُمۡ رَسُولٌ أَمِينࣱ‏
إِنِّى
muhakkak ben
لَكُمْ
sizin için
رَسُولٌ
bir elçiyim
أَمِينٌۭ
güvenilir

Süleyman AteşBen size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إني لكم رسول أمين» على تبليغ ما أرسلت به.

26:108 📚 1
فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
فَٱتَّقُوا۟
korkun
ٱللَّهَ
Allah'tan
وَأَطِيعُونِ
ve bana ita'at edin

Süleyman AteşAllah'tan korkun ve bana ita'at edin

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فاتقوا الله وأطيعون» فيما آمركم به من توحيد الله وطاعته.

26:109
وَمَآ أَسۡـَٔلُكُمۡ عَلَيۡهِ مِنۡ أَجۡرٍۖ إِنۡ أَجۡرِيَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
وَمَآ
ve
أَسْـَٔلُكُمْ
ben sizden istemiyorum
عَلَيْهِ
buna karşı
مِنْ
hiç
أَجْرٍ ۖ
bir ücret
إِنْ
yoktur
أَجْرِىَ
bana bir ücret
إِلَّا
başka
عَلَىٰ
ait olandan
رَبِّ
Rabbine
ٱلْعَـٰلَمِينَ
alemlerin

Süleyman AteşBen sizden, buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, yalnız alemlerin Rabbine aittir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وما أسألكم عليه» على تبليغه «من أجر إن» ما «أجريَ» أي ثوابي «إلا على رب العالمين».

26:110 📚 1
فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
فَٱتَّقُوا۟
öyle ise korkun
ٱللَّهَ
Allah'tan
وَأَطِيعُونِ
ve bana ita'at edin

Süleyman AteşÖyle ise Allah'tan korkun ve bana ita'at edin

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فاتقوا الله وأطيعون» كرره تأكيدا.

26:111
۞قَالُوٓاْ أَنُؤۡمِنُ لَكَ وَٱتَّبَعَكَ ٱلۡأَرۡذَلُونَ
۞ قَالُوٓا۟
dediler ki
أَنُؤْمِنُ
biz inanır mıyız?
لَكَ
sana
وَٱتَّبَعَكَ
uymuşken
ٱلْأَرْذَلُونَ
bayağı kimseler

Süleyman AteşDediler ki: "Sana bayağı kimseler uymuşken biz sana inanır mıyız

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قالوا أنؤمن» نصدق «لك» لقولك «واتبعك» وفي قراءة وأتباعك جمع تابع مبتدأ «الأرذلون» السفلة كالحاكة والأساكفة.

26:112
قَالَ وَمَا عِلۡمِي بِمَا كَانُواْ يَعۡمَلُونَ
قَالَ
dedi ki
وَمَا
ve
عِلْمِى
ben bilmem
بِمَا
şeyleri
كَانُوا۟
oldukları
يَعْمَلُونَ
onların yapıyor

Süleyman AteşDedi ki: "Ben onların yaptıklarını(n iç yüzünü) bilmem (ben ancak görünüşe göre hüküm veririm)

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال وما علمي» أيّ علم لي «بما كانوا يعلمون».

26:113
إِنۡ حِسَابُهُمۡ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّيۖ لَوۡ تَشۡعُرُونَ
إِنْ
doğrusu
حِسَابُهُمْ
onların hesabı
إِلَّا
ancak
عَلَىٰ
aittir
رَبِّى ۖ
Rabbime
لَوْ
eğer
تَشْعُرُونَ
düşünürseniz

Süleyman AteşAnlayışınız olsa, onların hesabının Rabbime aidolduğunu bilirsiniz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن» ما «حسابهم إلا على ربي» فيجازيهم «لو تشعرون» تعلمون ذلك ما عبَّدتموهم.

26:114
وَمَآ أَنَا۠ بِطَارِدِ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ
وَمَآ
ve değilim
أَنَا۠
ben
بِطَارِدِ
kovacak
ٱلْمُؤْمِنِينَ
inananları

Süleyman AteşBen inananları kovacak değilim

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وما أنا بطارد المؤمنين».

26:115
إِنۡ أَنَا۠ إِلَّا نَذِيرࣱ مُّبِينࣱ‏
إِنْ
değilim
أَنَا۠
ben
إِلَّا
başka
نَذِيرٌۭ
bir uyarıcı(dan)
مُّبِينٌۭ
apaçık

Süleyman AteşBen sadece apaçık bir uyarıcıyım

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن» ما «أنا إلا نذير مبين» بيَّن الإنذار.

26:116
قَالُواْ لَئِن لَّمۡ تَنتَهِ يَٰنُوحُ لَتَكُونَنَّ مِنَ ٱلۡمَرۡجُومِينَ
قَالُوا۟
dediler
لَئِن
eğer
لَّمْ
vazgeçmezsen
تَنتَهِ
you desist
يَـٰنُوحُ
ey Nuh
لَتَكُونَنَّ
mutlaka olacaksın
مِنَ
taşlananlardan
ٱلْمَرْجُومِينَ
those who are stoned

Süleyman AteşDediler: "Ey Nuh, (bu dediğinden) vazgeçmezsen mutlaka taşlananlardan olacaksın

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قالوا لئن لم تنته يا نوح» عما تقول لنا «لتكونن من المرجومين» بالحجارة أو بالشتم.

26:117
قَالَ رَبِّ إِنَّ قَوۡمِي كَذَّبُونِ
قَالَ
(Nuh) dedi
رَبِّ
Rabbim
إِنَّ
şüphesiz
قَوْمِى
kavmim
كَذَّبُونِ
beni yalanladı

Süleyman Ateş(Nuh): "Rabbim, dedi, kavmim beni yalanladı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال» نوح «رب إن قومي كذبون».

26:118
فَٱفۡتَحۡ بَيۡنِي وَبَيۡنَهُمۡ فَتۡحࣰ ا وَنَجِّنِي وَمَن مَّعِيَ مِنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ
فَٱفْتَحْ
o halde aç
بَيْنِى
benimle
وَبَيْنَهُمْ
onların arasını
فَتْحًۭا
(kesin hükümle) açarak
وَنَجِّنِى
ve beni kurtar
وَمَن
ve bulunanları
مَّعِىَ
benimle beraber
مِنَ
mü'minlerden
ٱلْمُؤْمِنِينَ
the believers

Süleyman AteşBenimle onların arasını aç (aramızda hükmet), beni ve benimle beraber bulunan mü'minleri kurtar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فافتح بيني وبينهم فتحا» أي احكم «ونجني ومن معي من المؤمنين».

26:119
فَأَنجَيۡنَٰهُ وَمَن مَّعَهُۥ فِي ٱلۡفُلۡكِ ٱلۡمَشۡحُونِ
فَأَنجَيْنَـٰهُ
biz de onu kurtardık
وَمَن
ve bulunanları
مَّعَهُۥ
onunla beraber
فِى
içinde
ٱلْفُلْكِ
gemi
ٱلْمَشْحُونِ
dolu

Süleyman AteşBiz de onu ve onunla beraber bulunanları, dolu gemi içinde kurtardık

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
قال تعالى «فأنجيناه ومن معه في الفلك المشحون» المملوء من الناس والحيوان والطير.

26:120
ثُمَّ أَغۡرَقۡنَا بَعۡدُ ٱلۡبَاقِينَ
ثُمَّ
sonra
أَغْرَقْنَا
boğduk
بَعْدُ
bunun ardından
ٱلْبَاقِينَ
geride kalanları

Süleyman AteşSonra bunun ardından, geride kalanları boğduk

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ثم أغرقنا بعد» بعد إنجائهم «الباقين» من قومه.

26:121
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةࣰۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِينَ
إِنَّ
muhakkak ki
فِى
vardır
ذَٰلِكَ
bunda
لَـَٔايَةًۭ ۖ
bir ibret
وَمَا
ama yine
كَانَ
değildir
أَكْثَرُهُم
çokları
مُّؤْمِنِينَ
inananlardan

Süleyman AteşMuhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن ذلك لآية وما كان أكثرهم مؤمنين».

26:122 📚 1
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
وَإِنَّ
ve şüphesiz
رَبَّكَ
Rabbin
لَهُوَ
işte O'dur
ٱلْعَزِيزُ
üstün olan
ٱلرَّحِيمُ
merhamet eden

Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإن ربك لهو العزيز الرحيم».

26:123
كَذَّبَتۡ عَادٌ ٱلۡمُرۡسَلِينَ
كَذَّبَتْ
yalanladı
عَادٌ
Ad (kavmi) de
ٱلْمُرْسَلِينَ
gönderilen elçileri

Süleyman AteşAd (kavmi) de, gönderilen elçileri yalanladı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«كذبت عادٌ المرسلين».

26:124
إِذۡ قَالَ لَهُمۡ أَخُوهُمۡ هُودٌ أَلَا تَتَّقُونَ
إِذْ
hani
قَالَ
demişti
لَهُمْ
onlara
أَخُوهُمْ
kardeşleri
هُودٌ
Hud
أَلَا
korunmaz mısınız?
تَتَّقُونَ
you fear (Allah)

Süleyman AteşKardeşleri Hud onlara: "Korunmaz mısınız?" demişti

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إذ قال لهم أخوهم هود ألا تتقون».

26:125 📚 2
إِنِّي لَكُمۡ رَسُولٌ أَمِينࣱ‏
إِنِّى
şüphesiz ben
لَكُمْ
sizin için
رَسُولٌ
bir elçiyim
أَمِينٌۭ
güvenilir

Süleyman AteşBen size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إني لكم رسول أمين».

26:126 📚 1
فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
فَٱتَّقُوا۟
korkun
ٱللَّهَ
Allah'tan
وَأَطِيعُونِ
ve bana ita'at edin

Süleyman AteşAllah'tan korkun ve bana ita'at edin

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فاتقوا الله وأطيعون».

26:127
وَمَآ أَسۡـَٔلُكُمۡ عَلَيۡهِ مِنۡ أَجۡرٍۖ إِنۡ أَجۡرِيَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
وَمَآ
ben sizden istemiyorum
أَسْـَٔلُكُمْ
I ask you
عَلَيْهِ
buna karşı
مِنْ
hiç
أَجْرٍ ۖ
bir ücret
إِنْ
benim ücretim
أَجْرِىَ
(is) my payment
إِلَّا
ancak
عَلَىٰ
aittir
رَبِّ
Rabbine
ٱلْعَـٰلَمِينَ
alemlerin

Süleyman AteşBen sizden buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız alemlerin Rabbine aittir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وما أسألكم عليه من أجر إن» ما «أجري إلا على رب العالمين».

26:128
أَتَبۡنُونَ بِكُلِّ رِيعٍ ءَايَةࣰ تَعۡبَثُونَ
أَتَبْنُونَ
siz yapıyor musunuz?
بِكُلِّ
her
رِيعٍ
tepeye (yol üzerine)
ءَايَةًۭ
bir işaret (saraylar)
تَعْبَثُونَ
eğleniyor (musunuz?)

Süleyman AteşSiz her yol üzerine, (gelip geçenleri yanıltmak için) bir işaret yapıp da boş şeyle mi uğraşıyorsunuz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أتبنون بكل ريع» مكان مرتفع «آية» بنا علما للمارة «تعبثون» ممن يمر بكم وتسخرون منهم والجملة حال من ضمير تبنون.

26:129
وَتَتَّخِذُونَ مَصَانِعَ لَعَلَّكُمۡ تَخۡلُدُونَ
وَتَتَّخِذُونَ
ve ediniyorsunuz
مَصَانِعَ
köşkler (ve müstahkem kaleler)
لَعَلَّكُمْ
belki
تَخْلُدُونَ
ebedi yaşarsınız diye

Süleyman AteşBelki ebedi yaşarsınız diye köşkler (ve müstahkem kaleler) ediniyorsunuz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وتتخذون مصانع» للماء تحت الأرض «لعلكم» كأنكم «تخلدون» فيها لا تموتون.

26:130
وَإِذَا بَطَشۡتُم بَطَشۡتُمۡ جَبَّارِينَ
وَإِذَا
ve zaman
بَطَشْتُم
yakaladığınız
بَطَشْتُمْ
yakalıyorsunuz
جَبَّارِينَ
zorbalar gibi

Süleyman Ateş(Bir kavmi) yakaladığınız zaman da zorbalar gibi yakalıyorsunuz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإذا بطشتم» بضرب أو قتل «بطشتم جبارين» من غير رأفة.

26:131 📚 1
فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
فَٱتَّقُوا۟
o halde korkun
ٱللَّهَ
Allah'tan
وَأَطِيعُونِ
ve bana ita'at edin

Süleyman AteşAllah'tan korkun ve bana ita'at edin

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فاتقوا الله» في ذلك «وأطيعون» فيما أمرتكم به.

26:132
وَٱتَّقُواْ ٱلَّذِيٓ أَمَدَّكُم بِمَا تَعۡلَمُونَ
وَٱتَّقُوا۟
ve korkun
ٱلَّذِىٓ
kimseden
أَمَدَّكُم
size bol bol veren
بِمَا
şeyleri (ni'metleri)
تَعْلَمُونَ
bildiğiniz

Süleyman AteşSize bildiğiniz ni'metleri bol bol veren(Allah)dan korkun. Keep your duty toward Him Who hath aided you with (the good things) that ye know

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«واتقوا الذي أمدكم» أنعم عليكم «بما تعملون».

26:133
أَمَدَّكُم بِأَنۡعَٰمࣲ وَبَنِينَ
أَمَدَّكُم
ki O size vermiştir
بِأَنْعَـٰمٍۢ
davarlar
وَبَنِينَ
ve oğullar

Süleyman AteşO size verdi: davarlar, oğullar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أمدكم بأنعام وبنين».

26:134
وَجَنَّٰتࣲ وَعُيُونٍ
وَجَنَّـٰتٍۢ
ve bahçeler
وَعُيُونٍ
ve çeşmeler

Süleyman AteşBahçeler, çeşmeler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وجنات» بساتين «وعيون» أنهار.

26:135
إِنِّيٓ أَخَافُ عَلَيۡكُمۡ عَذَابَ يَوۡمٍ عَظِيمࣲ‏
إِنِّىٓ
doğrusu ben
أَخَافُ
korkuyorum
عَلَيْكُمْ
size
عَذَابَ
azabından
يَوْمٍ
bir günün
عَظِيمٍۢ
büyük

Süleyman AteşDoğrusu ben size büyük bir günün azabı(nın çarpması)ndan korkuyorum

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إني أخاف عليكم عذاب يوم عظيم» في الدنيا والآخرة إن عصيتموني.

26:136
قَالُواْ سَوَآءٌ عَلَيۡنَآ أَوَعَظۡتَ أَمۡ لَمۡ تَكُن مِّنَ ٱلۡوَٰعِظِينَ
قَالُوا۟
dediler ki
سَوَآءٌ
aynıdır
عَلَيْنَآ
bizce
أَوَعَظْتَ
öğüt versen de
أَمْ
veya
لَمْ
olmasan da
تَكُن
you are
مِّنَ
öğüt verenlerden
ٱلْوَٰعِظِينَ
the advisors

Süleyman AteşDediler ki: "Öğüt versen de, öğüt verenlerden olmasan da bizce birdir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قالوا سواء علينا» مستو عندنا «أوعظت أم لم تكن من الواعظين» أصلا أي لا نرعوي لوعظك.

26:137
إِنۡ هَٰذَآ إِلَّا خُلُقُ ٱلۡأَوَّلِينَ
إِنْ
değildir
هَـٰذَآ
bu (davranışımız)
إِلَّا
başka
خُلُقُ
ahlakı(ndan)
ٱلْأَوَّلِينَ
evvelkilerin

Süleyman AteşBu (davranışımız), sadece evvelkilerin ahlakı(ve geleneği)dir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن» ما «هذا» الذي خوفنا به «إلا خَلْق الأولين» اختلافهم وكذبهم وفي قراءة بضم الخاء واللام أي ما هذا الذي نحن عليه من إنكار للبعث إلا خلق الأولين أي طبيعتهم وعادتهم.

26:138 📚 1
وَمَا نَحۡنُ بِمُعَذَّبِينَ
وَمَا
ve değiliz
نَحْنُ
biz
بِمُعَذَّبِينَ
azaba uğratılacak

Süleyman AteşBiz azaba uğratılacak değiliz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وما نحن بمعذبين».

26:139
فَكَذَّبُوهُ فَأَهۡلَكۡنَٰهُمۡۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةࣰۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِينَ
فَكَذَّبُوهُ
onu yalanladılar
فَأَهْلَكْنَـٰهُمْ ۗ
biz de onları helak ettik
إِنَّ
muhakkak ki
فِى
vardır
ذَٰلِكَ
bunda
لَـَٔايَةًۭ ۖ
bir ibret
وَمَا
ama yine
كَانَ
değildir
أَكْثَرُهُم
çokları
مُّؤْمِنِينَ
inananlardan

Süleyman Ateş(Böylece) onu yalanladılar. Biz de onları helak ettik. Muhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فكذبوه» بالعذاب «فأهلكناهم» في الدنيا بالريح «إن في ذلك لآية وما كان أكثرهم مؤمنين».

26:140 📚 1
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
وَإِنَّ
şüphesiz
رَبَّكَ
Rabbin
لَهُوَ
işte O'dur
ٱلْعَزِيزُ
üstün olan
ٱلرَّحِيمُ
merhamet eden

Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
««إن ربك لهو العزيز الرحيم».

26:141
كَذَّبَتۡ ثَمُودُ ٱلۡمُرۡسَلِينَ
كَذَّبَتْ
yalanladı
ثَمُودُ
Semud (kavmi) de
ٱلْمُرْسَلِينَ
gönderilen elçileri

Süleyman AteşSemud (kavmi) de gönderilen elçileri yalanladı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«كذبت ثمود المرسلين».

26:142
إِذۡ قَالَ لَهُمۡ أَخُوهُمۡ صَٰلِحٌ أَلَا تَتَّقُونَ
إِذْ
hani
قَالَ
demişti ki
لَهُمْ
onlara
أَخُوهُمْ
kardeşleri
صَـٰلِحٌ
Salih
أَلَا
korunmaz mısınız?
تَتَّقُونَ
you fear (Allah)

Süleyman AteşKardeşleri Salih, onlara demişti ki: "Korunmaz mısınız

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إذ قال لهم أخوهم صالح ألا تتقون».

26:143 📚 2
إِنِّي لَكُمۡ رَسُولٌ أَمِينࣱ‏
إِنِّى
doğrusu ben
لَكُمْ
sizin için
رَسُولٌ
bir elçiyim
أَمِينٌۭ
güvenilir

Süleyman AteşBen sizin için güvenilir bir elçiyim

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إني لكم رسول أمين».

26:144 📚 1
فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
فَٱتَّقُوا۟
korkun
ٱللَّهَ
Allah'tan
وَأَطِيعُونِ
ve bana ita'at edin

Süleyman AteşAllah'tan korkun ve bana ita'at edin

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فاتقوا الله وأطيعون».

26:145
وَمَآ أَسۡـَٔلُكُمۡ عَلَيۡهِ مِنۡ أَجۡرٍۖ إِنۡ أَجۡرِيَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
وَمَآ
ben sizden istemiyorum
أَسْـَٔلُكُمْ
I ask you
عَلَيْهِ
buna karşı
مِنْ
hiç
أَجْرٍ ۖ
bir ücret
إِنْ
benim ücretim
أَجْرِىَ
(is) my payment
إِلَّا
yalnız
عَلَىٰ
aittir
رَبِّ
Rabbine
ٱلْعَـٰلَمِينَ
alemlerin

Süleyman AteşBen sizden buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız alemlerin Rabbine aittir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وما أسألكم عليه من أجر إن» ما «أجري إلا على رب العالمين».

26:146
أَتُتۡرَكُونَ فِي مَا هَٰهُنَآ ءَامِنِينَ
أَتُتْرَكُونَ
bırakılacağınızı mı sanıyorsunuz?
فِى
içinde
مَا
burada
هَـٰهُنَآ
(is) here
ءَامِنِينَ
güven

Süleyman AteşSiz burada güven içinde bırakılacağınızı mı sanıyorsunuz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أتتركون في ما ههنا» من الخيرات «آمنين».

26:147
فِي جَنَّٰتࣲ وَعُيُونࣲ‏
فِى
içinde
جَنَّـٰتٍۢ
bahçeler
وَعُيُونٍۢ
ve çeşme başlarında

Süleyman AteşBöyle bahçelerde, çeşme başlarında

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«في جنات وعيون».

26:148
وَزُرُوعࣲ وَنَخۡلࣲ طَلۡعُهَا هَضِيمࣱ‏
وَزُرُوعٍۢ
ve ekinler arasında
وَنَخْلٍۢ
ve hurmalıklarda
طَلْعُهَا
tomurcuklu
هَضِيمٌۭ
yumuşak

Süleyman AteşEkinler ve yumuşak tomurcuklu güzel hurmalıklar arasında

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وزروع ونخل طلعها هضيم» لطيف لين.

26:149
وَتَنۡحِتُونَ مِنَ ٱلۡجِبَالِ بُيُوتࣰ ا فَٰرِهِينَ
وَتَنْحِتُونَ
ve yontuyorsunuz
مِنَ
dağlardan
ٱلْجِبَالِ
the mountains
بُيُوتًۭا
evler
فَـٰرِهِينَ
ustalıkla

Süleyman AteşDağlardan ustalıkla evler yontuyorsunuz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وتنحتون من الجبال بيوتا فرهين» بطرين وفي قراءة فارهين حاذقين.

26:150 📚 1
فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
فَٱتَّقُوا۟
korkun
ٱللَّهَ
Allah'tan
وَأَطِيعُونِ
ve bana ita'at edin

Süleyman AteşAllah'tan korkun ve bana ita'at edin

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فاتقوا الله وأطيعون» فيما أمرتكم به.

26:151
وَلَا تُطِيعُوٓاْ أَمۡرَ ٱلۡمُسۡرِفِينَ
وَلَا
uymayın
تُطِيعُوٓا۟
obey
أَمْرَ
emrine
ٱلْمُسْرِفِينَ
aşırıların

Süleyman AteşO aşırıların emrine uymayın

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولا تطيعوا أمر المسرفين».

26:152
ٱلَّذِينَ يُفۡسِدُونَ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَلَا يُصۡلِحُونَ
ٱلَّذِينَ
kimselerin
يُفْسِدُونَ
bozgunculuk yapan
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
وَلَا
ve
يُصْلِحُونَ
ıslah etmeyenlerin

Süleyman AteşYeryüzünde bozgunculuk yapan, ıslah etmeyen o kimseler(in sözüyle hareket etmeyin)

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الذين يفسدون في الأرض» بالمعاصي «ولا يصلحون» بطاعة الله.

26:153
قَالُوٓاْ إِنَّمَآ أَنتَ مِنَ ٱلۡمُسَحَّرِينَ
قَالُوٓا۟
dediler
إِنَّمَآ
doğrusu
أَنتَ
sen
مِنَ
iyice büyülenmişlerdensin
ٱلْمُسَحَّرِينَ
those bewitched

Süleyman AteşDediler: Sen, iyice büyülenmişlerdensin

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قالوا إنما أنت من المسحرين» الذين سحروا كثيرا حتى غلب على عقلهم.

26:154
مَآ أَنتَ إِلَّا بَشَرࣱ مِّثۡلُنَا فَأۡتِ بِـَٔايَةٍ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ
مَآ
değilsin
أَنتَ
sen
إِلَّا
başka
بَشَرٌۭ
bir insandan
مِّثْلُنَا
bizim gibi
فَأْتِ
bize getir
بِـَٔايَةٍ
bir mu'cize
إِن
eğer
كُنتَ
isen
مِنَ
doğrulardan
ٱلصَّـٰدِقِينَ
the truthful

Süleyman AteşSen de bizim gibi bir insansın. Eğer doğrulardansan bize bir mu'cize getir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ما أنت» أيضا «إلا بشر مثلنا فأت بآية إن كنتم من الصادقين» في رسالتك.

26:155
قَالَ هَٰذِهِۦ نَاقَةࣱ لَّهَا شِرۡبࣱ وَلَكُمۡ شِرۡبُ يَوۡمࣲ مَّعۡلُومࣲ‏
قَالَ
dedi ki
هَـٰذِهِۦ
işte bu
نَاقَةٌۭ
dişi devedir
لَّهَا
onun vardır
شِرْبٌۭ
su içme hakkı
وَلَكُمْ
ve sizin vardır
شِرْبُ
su içme hakkı
يَوْمٍۢ
bir gün
مَّعْلُومٍۢ
belli

Süleyman AteşDedi: "İşte bu dişi deve(mu'cize)dir. (Bir gün) onun su içme hakkı var, belli bir günün su içme hakkı da sizin

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال هذه ناقة لها شرب» نصيب من الماء «ولكم شرب يوم معلوم».

26:156
وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُوٓءࣲ فَيَأۡخُذَكُمۡ عَذَابُ يَوۡمٍ عَظِيمࣲ‏
وَلَا
sakın
تَمَسُّوهَا
ona dokundurmayın
بِسُوٓءٍۢ
bir kötülük
فَيَأْخُذَكُمْ
sonra sizi yakalar
عَذَابُ
azabı
يَوْمٍ
bir günün
عَظِيمٍۢ
büyük

Süleyman AteşSakın, ona bir kötülük dokundurmayın, sonra büyük bir günün azabı sizi yakalar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولا تمسوها بسوء فيأخذكم عذاب يوم عظيم» بعظم العذاب.

26:157
فَعَقَرُوهَا فَأَصۡبَحُواْ نَٰدِمِينَ
فَعَقَرُوهَا
nihayet onu kestiler
فَأَصْبَحُوا۟
ama oldular
نَـٰدِمِينَ
pişman

Süleyman AteşNihayet onu kestiler, ama pişman oldular

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فعقروها» عقرها بعضهم برضاهم «فأصبحوا نادمين» على عقرها.

26:158
فَأَخَذَهُمُ ٱلۡعَذَابُۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةࣰۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِينَ
فَأَخَذَهُمُ
ve onları yakaladı
ٱلْعَذَابُ ۗ
azab
إِنَّ
muhakkak ki
فِى
vardır
ذَٰلِكَ
bunda
لَـَٔايَةًۭ ۖ
bir ibret
وَمَا
ama yine
كَانَ
değildir
أَكْثَرُهُم
çokları
مُّؤْمِنِينَ
inananlardan

Süleyman AteşVe azab onları yakaladı. Muhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فأخذهم العذاب» الموعود به فهلكوا «إن في ذلك لآية وما كان أكثرهم مؤمنين».

26:159 📚 1
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
وَإِنَّ
şüphesiz
رَبَّكَ
Rabbin
لَهُوَ
işte O'dur
ٱلْعَزِيزُ
üstün olan
ٱلرَّحِيمُ
merhamet eden

Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإن ربك لهو العزيز الرحيم».

26:160 📚 1
كَذَّبَتۡ قَوۡمُ لُوطٍ ٱلۡمُرۡسَلِينَ
كَذَّبَتْ
yalanladı
قَوْمُ
kavmi
لُوطٍ
Lut
ٱلْمُرْسَلِينَ
gönderilen elçileri

Süleyman AteşLut (kavmi) de gönderilen elçileri yalanladı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«كذبت قوم لوط المرسلين».

26:161 📚 1
إِذۡ قَالَ لَهُمۡ أَخُوهُمۡ لُوطٌ أَلَا تَتَّقُونَ
إِذْ
hani
قَالَ
demişti
لَهُمْ
onlara
أَخُوهُمْ
kardeşleri
لُوطٌ
Lut
أَلَا
korunmaz mısınız?
تَتَّقُونَ
you fear (Allah)

Süleyman AteşKardeşleri Lut, onlara "Korunmaz mısınız?" demişti

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إذ قال لهم أخوهم لوط ألا تتقون».

26:162 📚 2
إِنِّي لَكُمۡ رَسُولٌ أَمِينࣱ‏
إِنِّى
şüphesiz ben
لَكُمْ
sizin için
رَسُولٌ
bir elçiyim
أَمِينٌۭ
güvenilir

Süleyman AteşBen sizin için güvenilir bir elçiyim

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إني لكم رسول أمين».

26:163 📚 1
فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
فَٱتَّقُوا۟
korkun
ٱللَّهَ
Allah'tan
وَأَطِيعُونِ
ve bana ita'at edin

Süleyman AteşAllah'tan korkun ve bana ita'at edin

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فاتقوا الله وأطيعون».

26:164
وَمَآ أَسۡـَٔلُكُمۡ عَلَيۡهِ مِنۡ أَجۡرٍۖ إِنۡ أَجۡرِيَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
وَمَآ
ben sizden istemiyorum
أَسْـَٔلُكُمْ
I ask you
عَلَيْهِ
buna karşı
مِنْ
hiç
أَجْرٍ ۖ
bir ücret
إِنْ
benim ücretim
أَجْرِىَ
(is) my payment
إِلَّا
yalnız
عَلَىٰ
aittir
رَبِّ
Rabbine
ٱلْعَـٰلَمِينَ
alemlerin

Süleyman AteşBen sizden buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız alemlerin Rabbine aittir. And I ask of you no wage therefore; my wage is the concern only of the Lord of the Worlds

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وما أسألكم عليه من أجر إن» ما «أجري إلا على رب العالمين».

26:165
أَتَأۡتُونَ ٱلذُّكۡرَانَ مِنَ ٱلۡعَٰلَمِينَ
أَتَأْتُونَ
erkeklere-mi gidiyorsunuz?
ٱلذُّكْرَانَ
erkeklere
مِنَ
içinde
ٱلْعَـٰلَمِينَ
alemlerin

Süleyman AteşAlemlerin içinde erkeklere mi gidiyorsunuz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أتأتون الذكران من العالمين» الناس.

26:166
وَتَذَرُونَ مَا خَلَقَ لَكُمۡ رَبُّكُم مِّنۡ أَزۡوَٰجِكُمۚ بَلۡ أَنتُمۡ قَوۡمٌ عَادُونَ
وَتَذَرُونَ
ve bırakıyor (musunuz?)
مَا
şeyleri
خَلَقَ
yarattığı
لَكُمْ
sizin için
رَبُّكُم
Rabbinizin
مِّنْ
eşlerinizi
أَزْوَٰجِكُم ۚ
your mates
بَلْ
bilakis
أَنتُمْ
siz
قَوْمٌ
bir kavimsiniz
عَادُونَ
sınırı aşan

Süleyman AteşVe Rabbinizin sizin için yarattığı eşlerinizi bırakıyorsunuz? Siz sınırı aşan bir kavimsiniz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وتذرون ما خلق لكم ربكم من أزواجكم» أي أقبالهن «بل أنتم قوم عادون» متجاوزون الحلال إلى الحرام.

26:167
قَالُواْ لَئِن لَّمۡ تَنتَهِ يَٰلُوطُ لَتَكُونَنَّ مِنَ ٱلۡمُخۡرَجِينَ
قَالُوا۟
dediler
لَئِن
andolsun eğer
لَّمْ
vazgeçmezsen
تَنتَهِ
you desist
يَـٰلُوطُ
ey Lut
لَتَكُونَنَّ
mutlaka olacaksın
مِنَ
sürülenlerden
ٱلْمُخْرَجِينَ
the ones driven out

Süleyman AteşDediler: "Ey Lut, andolsun, eğer (bundan) vazgeçmezsen, mutlaka sürülenlerden olacaksın

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قالوا لئن لم تنته يا لوط» عن إنكارك علينا «لتكونن من المخرجين» من بلدتنا.

26:168 📚 2
قَالَ إِنِّي لِعَمَلِكُم مِّنَ ٱلۡقَالِينَ
قَالَ
(Lut) dedi ki
إِنِّى
şüphesiz ben
لِعَمَلِكُم
sizin bu işinize
مِّنَ
kızanlardanım
ٱلْقَالِينَ
those who detest

Süleyman Ateş(Lut) dedi: "Ben sizin bu işinize, (kadınları bırakıp erkeklere gidişinize) kızanlardanım

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال» لوط «إني لعملكم من القالين» المبغضين.

26:169
رَبِّ نَجِّنِي وَأَهۡلِي مِمَّا يَعۡمَلُونَ
رَبِّ
Rabbim
نَجِّنِى
beni kurtar
وَأَهْلِى
ve ailemi
مِمَّا
şeylerden
يَعْمَلُونَ
yaptıkları

Süleyman AteşRabbim, beni ve ailemi bunların yaptıklarından kurtar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«رب نجني وأهلي مما يعلمون» أي من عذابه.

26:170
فَنَجَّيۡنَٰهُ وَأَهۡلَهُۥٓ أَجۡمَعِينَ
فَنَجَّيْنَـٰهُ
biz de onu kurtardık
وَأَهْلَهُۥٓ
ve ailesini
أَجْمَعِينَ
tamamen

Süleyman AteşBiz de onu ve ailesini tamamen kurtardık

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فنجيناه وأهله أجمعين».

26:171
إِلَّا عَجُوزࣰ ا فِي ٱلۡغَٰبِرِينَ
إِلَّا
yalnız hariç
عَجُوزًۭا
bir koca karı
فِى
arasında
ٱلْغَـٰبِرِينَ
geride kalanlar

Süleyman AteşYalnız geride kalanlar arasında bulunan bir koca karıyı (kurtarmadık)

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إلا عجوزا» امرأته «في الغابرين» الباقين أهلكناها.

26:172
ثُمَّ دَمَّرۡنَا ٱلۡأٓخَرِينَ
ثُمَّ
sonra
دَمَّرْنَا
helak ettik
ٱلْـَٔاخَرِينَ
ötekilerini

Süleyman AteşSonra ötekilerini hep yıktık, helak ettik

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ثم دمرنا الآخرين» أهلناهم.

26:173
وَأَمۡطَرۡنَا عَلَيۡهِم مَّطَرࣰ اۖ فَسَآءَ مَطَرُ ٱلۡمُنذَرِينَ
وَأَمْطَرْنَا
ve yağdırdık
عَلَيْهِم
üzerlerine
مَّطَرًۭا ۖ
bir yağmur
فَسَآءَ
çok kötü oldu
مَطَرُ
yağmuru
ٱلْمُنذَرِينَ
uyarılanların

Süleyman AteşVe üzerlerine bir yağmur yağdırdık, uyarıl(ıp da yola gelmey)enlerin yağmuru hakikaten çok kötü oldu

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأمطرنا عليهم مطرا» حجارة من جملة الإهلاك «فساء مطر المنذرين» مطرهم.

26:174
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةࣰۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِينَ
إِنَّ
muhakkak ki
فِى
vardır
ذَٰلِكَ
bunda
لَـَٔايَةًۭ ۖ
bir ibret
وَمَا
ama yine
كَانَ
değildir
أَكْثَرُهُم
çokları
مُّؤْمِنِينَ
inananlardan

Süleyman AteşMuhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن في ذلك لآية وما كان أكثرهم مؤمنين».

26:175 📚 1
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
وَإِنَّ
ve şüphesiz
رَبَّكَ
Rabbin
لَهُوَ
işte O'dur
ٱلْعَزِيزُ
üstün olan
ٱلرَّحِيمُ
merhamet eden

Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإن ربك لهو العزيز الرحيم».

26:176
كَذَّبَ أَصۡحَٰبُ لۡـَٔيۡكَةِ ٱلۡمُرۡسَلِينَ
كَذَّبَ
yalanladı
أَصْحَـٰبُ
halkı
لْـَٔيْكَةِ
Eyke
ٱلْمُرْسَلِينَ
gönderilen elçileri

Süleyman AteşEyke halkı da gönderilen elçileri yalanladı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«كذب أصحاب الأيكة» وفي قراءة بحذف الهمزة وإلقاء حركتها على اللام وفتح الهاء: هي غيضة شجر قرب مدين «المرسلين».

26:177
إِذۡ قَالَ لَهُمۡ شُعَيۡبٌ أَلَا تَتَّقُونَ
إِذْ
hani
قَالَ
demişti
لَهُمْ
onlara
شُعَيْبٌ
Şu'ayb
أَلَا
korunmaz mısınız?
تَتَّقُونَ
you fear (Allah)

Süleyman AteşŞu'ayb, onlara demişti ki: "Korunmaz mısınız

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إذ قال لهم شعيب» لم يقل أخوهم لأنه لم يكن منهم «ألا تتقون».

26:178 📚 2
إِنِّي لَكُمۡ رَسُولٌ أَمِينࣱ‏
إِنِّى
şüphesiz ben
لَكُمْ
sizin için
رَسُولٌ
bir elçiyim
أَمِينٌۭ
güvenilir

Süleyman AteşBen sizin için güvenilir bir elçiyim

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إني لكم رسول أمين».

26:179 📚 1
فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
فَٱتَّقُوا۟
korkun
ٱللَّهَ
Allah'tan
وَأَطِيعُونِ
ve bana ita'at edin

Süleyman AteşAllah'tan korkun ve bana ita'at edin

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فاتقوا الله وأطيعون».

26:180
وَمَآ أَسۡـَٔلُكُمۡ عَلَيۡهِ مِنۡ أَجۡرٍۖ إِنۡ أَجۡرِيَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
وَمَآ
ve
أَسْـَٔلُكُمْ
ben sizden istemiyorum
عَلَيْهِ
buna karşı
مِنْ
hiç
أَجْرٍ ۖ
bir ücret
إِنْ
benim ücretim
أَجْرِىَ
(is) my payment
إِلَّا
yalnız
عَلَىٰ
aittir
رَبِّ
Rabbine
ٱلْعَـٰلَمِينَ
alemlerin

Süleyman AteşBen sizden, buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız alemlerin Rabbine aittir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وما أسألكم عليه من أجر إن» ما «أجري إلا على رب العالمين».

26:181
۞أَوۡفُواْ ٱلۡكَيۡلَ وَلَا تَكُونُواْ مِنَ ٱلۡمُخۡسِرِينَ
۞ أَوْفُوا۟
tam yapın
ٱلْكَيْلَ
ölçüyü
وَلَا
ve
تَكُونُوا۟
olmayın
مِنَ
eksiltenlerden
ٱلْمُخْسِرِينَ
those who cause loss

Süleyman AteşÖlçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أوْفوا الكيل» أتموه «ولا تكونوا من المخسرين» الناقصين.

26:182 📚 1
وَزِنُواْ بِٱلۡقِسۡطَاسِ ٱلۡمُسۡتَقِيمِ
وَزِنُوا۟
tartın;
بِٱلْقِسْطَاسِ
terazi ile
ٱلْمُسْتَقِيمِ
dosdoğru

Süleyman AteşDoğru terazi ile tartın

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وزنوا بالقسطاس المستقيم» الميزان السوي.

26:183 📚 1
وَلَا تَبۡخَسُواْ ٱلنَّاسَ أَشۡيَآءَهُمۡ وَلَا تَعۡثَوۡاْ فِي ٱلۡأَرۡضِ مُفۡسِدِينَ
وَلَا
ve
تَبْخَسُوا۟
kısmayın
ٱلنَّاسَ
insanların
أَشْيَآءَهُمْ
haklarını
وَلَا
ve
تَعْثَوْا۟
karışıklık çıkarmayın
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
مُفْسِدِينَ
bozgunculuk yaparak

Süleyman Ateşİnsanların haklarını kısmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولا تبخسوا الناس أشياءهم» لا تنقصوهم من حقهم شيئا «ولا تعثوْا في الأرض مفسدين» بالقتل وغيره من عَثِيَ بكسر المثلثة أفسد ومفسدين حال مؤكدة لمعنى عاملها.

26:184
وَٱتَّقُواْ ٱلَّذِي خَلَقَكُمۡ وَٱلۡجِبِلَّةَ ٱلۡأَوَّلِينَ
وَٱتَّقُوا۟
ve korkun
ٱلَّذِى
sizi yaratandan
خَلَقَكُمْ
created you
وَٱلْجِبِلَّةَ
ve nesilleri
ٱلْأَوَّلِينَ
önceki

Süleyman AteşSizi ve önceki nesilleri yaratandan korkun. And keep your duty unto Him Who created you and the generations of the men of old

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«واتقوا الذي خلقكم والجبلة» الخليقة «الأولين».

26:185
قَالُوٓاْ إِنَّمَآ أَنتَ مِنَ ٱلۡمُسَحَّرِينَ
قَالُوٓا۟
dediler ki
إِنَّمَآ
muhakkak
أَنتَ
sen
مِنَ
iyice büyülenmişlerdensin
ٱلْمُسَحَّرِينَ
those bewitched

Süleyman AteşDediler: "Sen iyice büyülenmişlerdensin

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قالوا إنما أنت من المسحرين».

26:186
وَمَآ أَنتَ إِلَّا بَشَرࣱ مِّثۡلُنَا وَإِن نَّظُنُّكَ لَمِنَ ٱلۡكَٰذِبِينَ
وَمَآ
ve değilsin
أَنتَ
sen
إِلَّا
başka bir şey
بَشَرٌۭ
bir insandan
مِّثْلُنَا
bizim gibi
وَإِن
ve
نَّظُنُّكَ
biz seni sanıyoruz
لَمِنَ
mutlaka yalancılardan
ٱلْكَـٰذِبِينَ
the liars

Süleyman AteşSen de bizim gibi bir insansın, biz seni mutlaka yalancılardan sanıyoruz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وما أنت إلا بشر مثلنا وإن» مخففة من الثقيلة واسمها محذوف أي إنه «نظنك لمن الكاذبين».

26:187
فَأَسۡقِطۡ عَلَيۡنَا كِسَفࣰ ا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ
فَأَسْقِطْ
o halde düşür
عَلَيْنَا
üzerimize
كِسَفًۭا
parçalar
مِّنَ
gökten
ٱلسَّمَآءِ
the sky
إِن
eğer
كُنتَ
isen
مِنَ
doğrulardan
ٱلصَّـٰدِقِينَ
the truthful

Süleyman AteşEğer doğrulardansan o halde üzerimize gökten parçalar düşür

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فأسقط علينا كسْفا» بسكون السين وفتحها قطعا «من السماء إن كنت من الصادقين» في رسالتك.

26:188
قَالَ رَبِّيٓ أَعۡلَمُ بِمَا تَعۡمَلُونَ
قَالَ
dedi
رَبِّىٓ
Rabbim
أَعْلَمُ
daha iyi bilir
بِمَا
şeyi
تَعْمَلُونَ
yaptığınız

Süleyman AteşRabbim yaptığınızı daha iyi bilir dedi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال ربي أعلم بما تعملون» فيجازيكم به.

26:189
فَكَذَّبُوهُ فَأَخَذَهُمۡ عَذَابُ يَوۡمِ ٱلظُّلَّةِۚ إِنَّهُۥ كَانَ عَذَابَ يَوۡمٍ عَظِيمٍ
فَكَذَّبُوهُ
fakat onu yalanladılar
فَأَخَذَهُمْ
nihayet onları yakaladı
عَذَابُ
azabı
يَوْمِ
gününün
ٱلظُّلَّةِ ۚ
gölge
إِنَّهُۥ
gerçekten o
كَانَ
idi
عَذَابَ
azabı
يَوْمٍ
bir günün
عَظِيمٍ
büyük

Süleyman AteşOnu yalanladılar, nihayet o gölge gününün azabı, kendilerini yakaladı. Gerçekten o, büyük bir günün azabı idi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فكذبوه فأخذهم عذاب يوم الظلة» هي سحابة أظلتهم بعد حر شديد أصابهم فأمطرت عليهم نارا فاحترقوا «إنه كان عذاب يوم عظيم».

26:190
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةࣰۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِينَ
إِنَّ
muhakkak ki
فِى
vardır
ذَٰلِكَ
bunda
لَـَٔايَةًۭ ۖ
bir ibret
وَمَا
ama yine
كَانَ
değildir
أَكْثَرُهُم
çokları
مُّؤْمِنِينَ
inananlardan

Süleyman AteşMuhakkak ki bunda bir ibret vardır ama yine çokları inanmazlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن في ذلك لآية وما كان أكثرهم مؤمنين».

26:191 📚 1
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
وَإِنَّ
ve şüphesiz
رَبَّكَ
Rabbin
لَهُوَ
işte O'dur
ٱلْعَزِيزُ
üstün olan
ٱلرَّحِيمُ
merhamet eden

Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإن ربك لهو العزيز الرحيم».

26:192
وَإِنَّهُۥ لَتَنزِيلُ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
وَإِنَّهُۥ
muhakkak ki o (Kur'an)
لَتَنزِيلُ
indirmesidir
رَبِّ
Rabbinin
ٱلْعَـٰلَمِينَ
alemlerin

Süleyman AteşMuhakkak ki o (Kur'an), alemlerin Rabbinin indirmesidir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإنه» أي القرآن «لتنزيل رب العالمين».

26:193 📚 5
نَزَلَ بِهِ ٱلرُّوحُ ٱلۡأَمِينُ
نَزَلَ
indirdi
بِهِ
onu
ٱلرُّوحُ
Ruhu'(l-Emin)
ٱلْأَمِينُ
(Ruhu')l-Emin

Süleyman AteşOnu, er-Ruhu'l-Emin (güvenilir ruh, Cebrail) indirdi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«نزل به الروح الأمين» جبريل.

26:194 📚 2
عَلَىٰ قَلۡبِكَ لِتَكُونَ مِنَ ٱلۡمُنذِرِينَ
عَلَىٰ
senin kalbine
قَلْبِكَ
your heart
لِتَكُونَ
olman için
مِنَ
uyarıcılardan
ٱلْمُنذِرِينَ
the warners

Süleyman AteşSenin kalbine; uyarıcılardan olman için

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«على قلبك لتكون من المنذرين».

26:195 📚 7
بِلِسَانٍ عَرَبِيࣲّ مُّبِينࣲ‏
بِلِسَانٍ
bir dille
عَرَبِىٍّۢ
Arapça
مُّبِينٍۢ
apaçık

Süleyman AteşApaçık Arapça bir dille

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«بلسان عربي مبين» بيَّن وفي قراءة بتشديد نزل ونصب الروح والفاعل الله.

26:196 📚 2
وَإِنَّهُۥ لَفِي زُبُرِ ٱلۡأَوَّلِينَ
وَإِنَّهُۥ
şüphesiz o
لَفِى
vardır
زُبُرِ
Kitaplarında
ٱلْأَوَّلِينَ
evvelkilerin

Süleyman AteşO(nun içeriği), evvelkilerin Kitaplarında da vardır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإنه» ذكر القرآن المنزل على محمد «لفي زُبُر» كتب «الأولين» كالتوراة والإنجيل.

26:197
أَوَلَمۡ يَكُن لَّهُمۡ ءَايَةً أَن يَعۡلَمَهُۥ عُلَمَٰٓؤُاْ بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ
أَوَلَمْ
değil mi?
يَكُن
Is it not
لَّهُمْ
onlar için
ءَايَةً
bir delil
أَن
onu bilmesi
يَعْلَمَهُۥ
know it
عُلَمَـٰٓؤُا۟
bilginlerinin
بَنِىٓ
oğulları
إِسْرَٰٓءِيلَ
İsrail

Süleyman Ateşİsrail oğulları bilginlerinin onu bilmesi de onlar için (Kur'an'ın Güvenilir Ruh tarafından vahyedildiğine) yeterli bir delil değil mi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أو لم يكن لهم» لكفار مكة «آية» على ذلك «أن يعلمه علماء بني إسرائيل» كعبد الله بن سلام وأصحابه من الذين آمنوا فإنهم يخبرون بذلك، ويكن بالتحتانية ونصب آية وبالفوقانية ورفع آية.

26:198
وَلَوۡ نَزَّلۡنَٰهُ عَلَىٰ بَعۡضِ ٱلۡأَعۡجَمِينَ
وَلَوْ
ve şayet
نَزَّلْنَـٰهُ
biz onu indirseydik
عَلَىٰ
üzerine
بَعْضِ
biri
ٱلْأَعْجَمِينَ
yabancılardan

Süleyman AteşBiz onu yabancılardan birine indirseydik de

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولو نزلناه على بعض الأعجمين» جمع أعجم.

26:199
فَقَرَأَهُۥ عَلَيۡهِم مَّا كَانُواْ بِهِۦ مُؤۡمِنِينَ
فَقَرَأَهُۥ
onu okusaydı
عَلَيْهِم
onlara
مَّا
olmazlardı
كَانُوا۟
they would
بِهِۦ
ona
مُؤْمِنِينَ
inanıyor

Süleyman AteşOnu onlara okusaydı, ona inanmazlardı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فقرأه عليهم» كفار مكة «ما كانوا به مؤمنين» أنفة من اتباعه.

26:200
كَذَٰلِكَ سَلَكۡنَٰهُ فِي قُلُوبِ ٱلۡمُجۡرِمِينَ
كَذَٰلِكَ
öylece
سَلَكْنَـٰهُ
biz onu soktuk
فِى
içine
قُلُوبِ
kalbleri
ٱلْمُجْرِمِينَ
suçluların

Süleyman AteşBiz onu, suçluların kalblerine öyle soktuk

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«كذلك» أي مثل إدخالنا التكذيب به بقراءة الأعجمي «سلكناه» أدخلنا التكذيب به «في قلوب المجرمين» كفار مكة بقراءة النبي.

26:201
لَا يُؤۡمِنُونَ بِهِۦ حَتَّىٰ يَرَوُاْ ٱلۡعَذَابَ ٱلۡأَلِيمَ
لَا
inanmazlar
يُؤْمِنُونَ
they will believe
بِهِۦ
ona
حَتَّىٰ
kadar
يَرَوُا۟
görünceye
ٱلْعَذَابَ
azabı
ٱلْأَلِيمَ
acıklı

Süleyman AteşAcı azabı görünceye kadar da ona inanmazlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لا يؤمنون به حتى يروا العذاب الأليم».

26:202
فَيَأۡتِيَهُم بَغۡتَةࣰ وَهُمۡ لَا يَشۡعُرُونَ
فَيَأْتِيَهُم
(azab) onlara gelir de
بَغْتَةًۭ
ansızın
وَهُمْ
onlar
لَا
hiç
يَشْعُرُونَ
farkında olmazlar

Süleyman AteşAzab onlara öyle ansızın gelir ki, onlar hiç farkında olmazlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فيأتيهم بغتة وهم لا يشعرون».

26:203
فَيَقُولُواْ هَلۡ نَحۡنُ مُنظَرُونَ
فَيَقُولُوا۟
derler
هَلْ
biz-miyiz?
نَحْنُ
biz
مُنظَرُونَ
süre verilerlerden

Süleyman Ateş(Birden onu karşılarında bulunca) Acaba bize süre verilir mi?" derler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فيقولوا هل نحن منظرون» لنؤمن فيقال لهم: لا قالوا: متى هذا العذاب، قال تعالى.

26:204
أَفَبِعَذَابِنَا يَسۡتَعۡجِلُونَ
أَفَبِعَذَابِنَا
bizim azabımızı mı?
يَسْتَعْجِلُونَ
acele istiyorlar

Süleyman AteşHala bizim azabımızı mı acele istiyorlar (doğru söyleyenlerden isen bizi tehdidettiğin azabı getir mi diyorlar)

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أفبعذابنا يستعجلون».

26:205
أَفَرَءَيۡتَ إِن مَّتَّعۡنَٰهُمۡ سِنِينَ
أَفَرَءَيْتَ
gödün mü?
إِن
eğer
مَّتَّعْنَـٰهُمْ
biz onları yaşatsak
سِنِينَ
yıllarca

Süleyman AteşBaksana, biz onları yıllarca yaşatsak

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أفرأيت» أخبرني «إن متَّعناهم سنين».

26:206 📚 2
ثُمَّ جَآءَهُم مَّا كَانُواْ يُوعَدُونَ
ثُمَّ
sonra
جَآءَهُم
kendilerine gelse
مَّا
şey
كَانُوا۟
oldukları
يُوعَدُونَ
tehdid ediliyor

Süleyman AteşSonra tehdidedildikleri (azab) kendilerine gelse

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ثم جاءهم ما كانوا يوعدون» من العذاب.

26:207 📚 2
مَآ أَغۡنَىٰ عَنۡهُم مَّا كَانُواْ يُمَتَّعُونَ
مَآ
yoktur
أَغْنَىٰ
(hiç) yararı
عَنْهُم
kendilerine
مَّا
şeylerin
كَانُوا۟
oldukları
يُمَتَّعُونَ
yaşatılıyor

Süleyman AteşO yaşatıldıkları (zevk-u sefa sürdükleri) şeyler, kendilerine ne yarar sağlardı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ما» إستفهامية بمعنى: أي شيء «أغنى عنهم ما كانوا يمتعون» في دفع العذاب أو تخفيفه أي: لم يغن.

26:208
وَمَآ أَهۡلَكۡنَا مِن قَرۡيَةٍ إِلَّا لَهَا مُنذِرُونَ
وَمَآ
ve
أَهْلَكْنَا
biz helak etmedik
مِن
hiçbir
قَرْيَةٍ
kenti
إِلَّا
olmayan
لَهَا
onun
مُنذِرُونَ
uyarıcıları

Süleyman AteşBiz, hiçbir kenti helak etmedik ki onun uyarıcıları olmasın (helak etmeden önce mutlaka uyarıcı gönderdik)

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وما أهلكنا من قرية إلا لها منذرون» رسل تنذر أهلها.

26:209
ذِكۡرَىٰ وَمَا كُنَّا ظَٰلِمِينَ
ذِكْرَىٰ
uyarırlardı
وَمَا
ve
كُنَّا
biz değildik
ظَـٰلِمِينَ
zulmediciler

Süleyman Ateş(Uyarıcılar) uyarırlardı. Biz zulmediciler değildik

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ذكرى» عظة لهم «وما كنا ظالمين» في إهلاكهم بعد إنذارهم ونزل ردا لقول المشركين.

26:210
وَمَا تَنَزَّلَتۡ بِهِ ٱلشَّيَٰطِينُ
وَمَا
ve
تَنَزَّلَتْ
indirmedi
بِهِ
O'nu (Kur'an'ı)
ٱلشَّيَـٰطِينُ
şeytanlar

Süleyman AteşO(Kur'a)n'ı şeytanlar (cinler) indirmedi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وما تنزلت به» بالقرآن «الشياطين».

26:211
وَمَا يَنۢبَغِي لَهُمۡ وَمَا يَسۡتَطِيعُونَ
وَمَا
bu yaraşmaz
يَنۢبَغِى
(it) suits
لَهُمْ
onlara
وَمَا
ve zaten
يَسْتَطِيعُونَ
yapamazlar

Süleyman AteşBu, onlara yaraşmaz ve zaten yapamazlar da

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وما ينبغي» يصلح «لهم» أن ينزلوا به «وما يستطيعون» ذلك.

26:212 📚 1
إِنَّهُمۡ عَنِ ٱلسَّمۡعِ لَمَعۡزُولُونَ
إِنَّهُمْ
çünkü onlar
عَنِ
işitmekten
ٱلسَّمْعِ
the hearing
لَمَعْزُولُونَ
uzaklaştırılmışlardır

Süleyman AteşÇünkü onlar, (meleklerin sözlerini) işitmekten uzaklaştırılmışlardır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إنهم عن السمع» لكلام الملائكة «لمعزولون» بالشهب.

26:213
فَلَا تَدۡعُ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ فَتَكُونَ مِنَ ٱلۡمُعَذَّبِينَ
فَلَا
o halde
تَدْعُ
çağırma
مَعَ
ile beraber
ٱللَّهِ
Allah
إِلَـٰهًا
bir tanrı
ءَاخَرَ
başka
فَتَكُونَ
sonra olursun
مِنَ
azabedilenlerden
ٱلْمُعَذَّبِينَ
those punished

Süleyman AteşAllah ile beraber başka bir tanrı çağırma, sonra azabedilenlerden olursun

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فلا تدع مع الله إلها آخر فتكون من المعذبين» إن فعلت ذلك الذي دعوك إليه.

26:214 📚 8
وَأَنذِرۡ عَشِيرَتَكَ ٱلۡأَقۡرَبِينَ
وَأَنذِرْ
ve uyar
عَشِيرَتَكَ
akrabanı
ٱلْأَقْرَبِينَ
en yakın

Süleyman AteşEn yakın akrabanı uyar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
(وأنذر عشيرتك الأقربين) وهم بنو هاشم وبنو عبد المطلب "" وقد أنذرهم جهارا "" رواه البخاري ومسلم.

26:215
وَٱخۡفِضۡ جَنَاحَكَ لِمَنِ ٱتَّبَعَكَ مِنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ
وَٱخْفِضْ
ve indir
جَنَاحَكَ
kanadını
لِمَنِ
kimselere
ٱتَّبَعَكَ
sana uyan
مِنَ
mü'minlerden
ٱلْمُؤْمِنِينَ
the believers

Süleyman AteşVe sana uyan mü'minlere kanadını indir (onlara karşı mütevazi ve şefkatli davran)

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«واخفض جناحكْ» ألن جانبك «لمن اتبعك من المؤمنين» الموحدين.

26:216 📚 2
فَإِنۡ عَصَوۡكَ فَقُلۡ إِنِّي بَرِيٓءࣱ مِّمَّا تَعۡمَلُونَ
فَإِنْ
şayet
عَصَوْكَ
sana karşı gelirlerse
فَقُلْ
de ki
إِنِّى
şüphesiz ben
بَرِىٓءٌۭ
uzağım
مِّمَّا
şeylerden
تَعْمَلُونَ
sizin yaptıklarınız

Süleyman AteşŞayet sana (uymaz) karşı gelirlerse: "Ben sizin yaptıklarınızdan uzağım," de

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فإن عصوك» عشيرتك «فقل» لهم «إني بريء مما تعملون» من عبادة غير الله.

26:217 📚 1
وَتَوَكَّلۡ عَلَى ٱلۡعَزِيزِ ٱلرَّحِيمِ
وَتَوَكَّلْ
ve tevekkül et
عَلَى
üzerine
ٱلْعَزِيزِ
galib olan
ٱلرَّحِيمِ
ve esirgeyene

Süleyman AteşGalib ve esirgeyen(Allah)a tevekkül et

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وتوكل» بالواو والفاء «على العزيز الرحيم» الله أي فوض إليه جميع أمورك.

26:218
ٱلَّذِي يَرَىٰكَ حِينَ تَقُومُ
ٱلَّذِى
ki O
يَرَىٰكَ
seni görür
حِينَ
zaman
تَقُومُ
namaza durduğun

Süleyman AteşO, seni görür: Namaza durduğun zaman

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الذي يراك حين تقوم» إلى الصلاة.

26:219
وَتَقَلُّبَكَ فِي ٱلسَّٰجِدِينَ
وَتَقَلُّبَكَ
ve eğilip doğrulurken
فِى
içinde
ٱلسَّـٰجِدِينَ
secde edenle

Süleyman AteşVe secde edenler arasında eğilip doğrulurken

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وتقلبك» في أركان الصلاة قائما وقاعدا وراكعا وساجدا «في الساجدين» المصلين.

26:220 📚 7
إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلۡعَلِيمُ
إِنَّهُۥ
çünkü
هُوَ
O
ٱلسَّمِيعُ
işitendir
ٱلْعَلِيمُ
bilendir

Süleyman AteşÇünkü O, işitendir, bilendir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إنه هو السميع العليم».

26:221
هَلۡ أُنَبِّئُكُمۡ عَلَىٰ مَن تَنَزَّلُ ٱلشَّيَٰطِينُ
هَلْ
size haber vereyimmi?
أُنَبِّئُكُمْ
I inform you
عَلَىٰ
üzerine
مَن
kim
تَنَزَّلُ
ineceğini
ٱلشَّيَـٰطِينُ
şeytanların

Süleyman AteşŞeytanların kime ineceğini size haber vereyim mi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«هل أنبئكم» يا كفرا مكة «على من تنزل الشياطين» بحذف إحدى التاءين من الأصل.

26:222 📚 2
تَنَزَّلُ عَلَىٰ كُلِّ أَفَّاكٍ أَثِيمࣲ‏
تَنَزَّلُ
onlar inerler
عَلَىٰ
üzerine
كُلِّ
her
أَفَّاكٍ
yalancı
أَثِيمٍۢ
günahkar

Süleyman AteşOnlar, her günahkar yalancıya inerler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«تنزل على كل أفاك» كذاب «أثيم» فاجر مثل مسيلمة وغيره من الكهنة.

26:223
يُلۡقُونَ ٱلسَّمۡعَ وَأَكۡثَرُهُمۡ كَٰذِبُونَ
يُلْقُونَ
kulak verirler
ٱلسَّمْعَ
işitilene
وَأَكْثَرُهُمْ
ve çokları da
كَـٰذِبُونَ
yalan söylerler

Süleyman AteşO yalancılar, (şeytanlara) kulak verirler, çokları da yalan söylerler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يلقون» الشياطين «السمع» ما سمعوه من الملائكة إلى الكهنة «وأكثرهم كاذبون» يضمنون إلى المسموع كذبا وكان هذا قبل أن حجبت الشياطين عن السماء.

26:224
وَٱلشُّعَرَآءُ يَتَّبِعُهُمُ ٱلۡغَاوُۥنَ
وَٱلشُّعَرَآءُ
ve Şa'irler
يَتَّبِعُهُمُ
onlar uyarlar
ٱلْغَاوُۥنَ
azgınlara

Süleyman AteşŞa'irlere gelince onlara da azgınlar uyar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والشعراء يتبعهم الغاوون» في شعرهم فيقولن به ويرونه عنهم فهم مذمومون.

26:225 📚 2
أَلَمۡ تَرَ أَنَّهُمۡ فِي كُلِّ وَادࣲ يَهِيمُونَ
أَلَمْ
görmez misin?
تَرَ
you see
أَنَّهُمْ
onlar
فِى
her
كُلِّ
every
وَادٍۢ
vadide
يَهِيمُونَ
şaşkın şaşkın dolaşırlar

Süleyman AteşBaksana onlar, her vadide şaşkın şaşkın dolaşırlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ألم تر» تعلم «أنهم في كل واد» من أودية الكلام وفنونه «يهيمون» يمضون فيجازون الحد مدحا وهجاء.

26:226 📚 1
وَأَنَّهُمۡ يَقُولُونَ مَا لَا يَفۡعَلُونَ
وَأَنَّهُمْ
ve onlar
يَقُولُونَ
söylerler
مَا
şeyleri
لَا
yapmayacakları
يَفْعَلُونَ
they do

Süleyman AteşVe onlar yapmayacakları şeyleri söylerler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأنهم يقولون» فعلنا «مالا يفعلون» يكذبون.

26:227 📚 5
إِلَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ وَذَكَرُواْ ٱللَّهَ كَثِيرࣰ ا وَٱنتَصَرُواْ مِنۢ بَعۡدِ مَا ظُلِمُواْۗ وَسَيَعۡلَمُ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوٓاْ أَيَّ مُنقَلَبࣲ يَنقَلِبُونَ
إِلَّا
ancak hariç
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
وَعَمِلُوا۟
ve yapanlar
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
iyi işler
وَذَكَرُوا۟
ve ananlar
ٱللَّهَ
Allah'ı
كَثِيرًۭا
çokça
وَٱنتَصَرُوا۟
ve üstün gelmeğe çalışanlar
مِنۢ
sonra
بَعْدِ
after
مَا
kendilerine zulmedildikten
ظُلِمُوا۟ ۗ
they were wronged
وَسَيَعْلَمُ
ve yakında bileceklerdir
ٱلَّذِينَ
kimseler
ظَلَمُوٓا۟
zulmeden(ler)
أَىَّ
nasıl
مُنقَلَبٍۢ
bir devrimle
يَنقَلِبُونَ
devrileceklerini

Süleyman AteşAncak inananlar, iyi işler yapanlar, Allah'ı çok ananlar ve kendilerine zulmedildikten sonra (rakiplerine) üstün gelmeğe çalışanlar böyle değildir. Zulmedenler, yakında nasıl bir devrime uğrayıp devrileceklerini bileceklerdir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إلا الذين آمنوا وعملوا الصالحات» من الشعراء. «وذكروا الله كثيرا» لم يشغلهم الشعر عن الذكر «وانتصروا» بهجوهم الكفار «من بعد ما ظلموا» بهجو الكفار لهم في جملة المؤمنين فليسو مذمومين قال الله تعالى: (لا يحب الله الجهر بالسوء من القول إلا من ظلم) وقال تعالى (فمن اعتدى عليكم فاعتدوا عليه بمثل ما اعتدي عليكم) «وسيعلم الذين ظلموا» من الشعراء وغيرهم «أي منقلب» مرجع «ينقلبون» يرجعون بعد الموت.

← Önceki Sonraki →

26. Ash-Shu'araa Suresi | Anlam Arayışı