26. Ash-Shu'araa سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
Saheeh InternationalTa, Seen, Meem
Ali BulaçTa, Sin, Mim
Elmalılı Hamdi YazırTâ, Sîn, Mîm
Saheeh InternationalThese are the verses of the clear Book
Ali BulaçBunlar, apaçık olan Kitab'ın ayetleridir
Elmalılı Hamdi YazırBunlar sana apaçık kitabın âyetleridir
Saheeh InternationalPerhaps, [O Muhammad], you would kill yourself with grief that they will not be believers
Ali BulaçOnlar mü'min olmayacaklar diye neredeyse kendini kahredeceksin (öyle mi)
Elmalılı Hamdi Yazır(Resulüm!) Onlar iman etmiyorlar diye adeta kendine kıyacaksın
Saheeh InternationalIf We willed, We could send down to them from the sky a sign for which their necks would remain humbled
Ali BulaçDilersek, onların üzerine gökten bir ayet (mucize) indiririz de, ona boyunları eğilmiş kalıverir
Elmalılı Hamdi YazırBiz dilersek onların üzerlerine gökten bir âyet (mucize) indiririz de, ona boyunları eğilekalır
Saheeh InternationalAnd no revelation comes to them anew from the Most Merciful except that they turn away from it
Ali BulaçOnlara Rahman (olan Allah) dan yeni bir uyarı gelmeyiversin, hiç tartışmasız ondan yüz çevirirler
Elmalılı Hamdi YazırBununla beraber kendilerine O Rahmân'dan yeni bir öğüt gelmeyedursun, ille ondan yüz çevirirler
Saheeh InternationalFor they have already denied, but there will come to them the news of that which they used to ridicule
Ali BulaçGerçekten yalanladılar; fakat, alay konusu yaptıkları şeyin haberi kendilerine pek yakında gelecektir
Elmalılı Hamdi YazırÜstelik (ona) "yalandır" dediler; fakat onlara alay edip durdukları şeyin haberleri yakında gelecektir
Saheeh InternationalDid they not look at the earth - how much We have produced therein from every noble kind
Ali BulaçYeryüzünde bir bakmadılar mı ki, Biz onda her güzel (kerim) çiftten nice ürünler bitirdik
Elmalılı Hamdi YazırYeryüzüne bir bakmadılar mı? Biz orada her güzel çiftten nice bitkiler yetiştirmişiz
Saheeh InternationalIndeed in that is a sign, but most of them were not to be believers
Ali BulaçŞüphesiz, bunda bir ayet vardır; ancak onların çoğu mü'min değildirler
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz ki bunda mutlak bir âyet (nişane) vardır; ama onların çoğu iman etmezler
Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful
Ali BulaçŞüphesiz, senin Rabbin, gerçekten O, üstün ve güçlüdür, merhamet sahibidir
Elmalılı Hamdi YazırVe şüphe yok ki Rabbin, galip ve engin merhamet sahibidir
Saheeh InternationalAnd [mention] when your Lord called Moses, [saying], "Go to the wrongdoing people
Ali BulaçHani senin Rabbin, Musa'ya seslenmişti: "Zulmetmekte olan kavme git
Elmalılı Hamdi YazırBir vakit de Rabbin, Musa'ya nida edip "Git o zalim kavme" dedi
Saheeh InternationalThe people of Pharaoh. Will they not fear Allah
Ali BulaçFiravun'un kavmine, hala sakınmıyorlar mı
Elmalılı Hamdi YazırFiravun kavmine, hâlâ sakınmayacaklar mı
Saheeh InternationalHe said, "My Lord, indeed I fear that they will deny me
Ali BulaçDedi ki: "Rabbim, gerçekten ben, onların beni yalanlamalarından korkuyorum
Elmalılı Hamdi Yazır(Musa) şöyle seslendi: "Ya Rab! Doğrusu ben korkarım ki beni yalancı sayarlar
Saheeh InternationalAnd that my breast will tighten and my tongue will not be fluent, so send for Aaron
Ali BulaçGöğsüm sıkışıyor, dilim dönmüyor; bundan dolayı Harun'a da (elçilik görevini bildirmesi için Cibril'i) gönder
Elmalılı Hamdi YazırVe göğsüm daralır, dilim dönmez, onun için Harun'a da elçilik ver
Saheeh InternationalAnd they have upon me a [claim due to] sin, so I fear that they will kill me
Ali BulaçÜstelik, onların bana karşı (davasını savunacakları bir cinayet) suçu(m) var; bundan dolayı beni öldürmelerinden korkuyorum
Elmalılı Hamdi YazırHem onların bana isnad ettikleri bir suç var. Ondan dolayı korkarım ki, hemen beni öldürürler
Saheeh International[Allah] said, "No. Go both of you with Our signs; indeed, We are with you, listening
Ali Bulaç(Allah:) "Hayır," dedi. "İkiniz de ayetlerimle gidin, şüphesiz sizinle birlikteyiz (ve) işitmekteyiz
Elmalılı Hamdi Yazır(Allah): "Hayır hayır" buyurdu, "haydi ikiniz âyetlerimizle (mucizelerimizle) gidin. Şüphesiz ki, biz sizinle beraberiz. (Onları) işitiyoruz
Saheeh InternationalGo to Pharaoh and say, 'We are the messengers of the Lord of the worlds
Ali BulaçGecikmeksizin Firavun'a giderek deyin ki: Gerçekten biz, alemlerin Rabbinin elçisiyiz
Elmalılı Hamdi YazırHaydin Firavun'a gidin de deyin ki: İnan biz, âlemlerin Rabbinin elçisiyiz
Saheeh International[Commanded to say], "Send with us the Children of Israel
Ali Bulaçİsrailoğulları'nı bizimle birlikte göndermen için (sana geldik)
Elmalılı Hamdi Yazırİsrail oğullarını bizimle beraber gönder
Saheeh International[Pharaoh] said, "Did we not raise you among us as a child, and you remained among us for years of your life
Ali Bulaç(Gittiler ve Firavun:) Dedi ki: "Biz seni içimizde daha çocukken yetiştirip büyütmedik mi? Sen ömrünün nice yıllarını aramızda geçirmedin mi
Elmalılı Hamdi YazırÂ, dedi, biz seni çocukken himayemize alıp büyütmedik mi? Hayatının bir çok yıllarını aramızda geçirmedin mi
Saheeh InternationalAnd [then] you did your deed which you did, and you were of the ungrateful
Ali BulaçVe sen, yapacağın işi (cinayeti) de işledin; sen nankörlerdensin
Elmalılı Hamdi YazırSonunda o yaptığın (kötü) işi de yaptın. Sen nankörün birisin
Saheeh International[Moses] said, "I did it, then, while I was of those astray
Ali Bulaç(Musa) Dedi ki: "Ben onu yaptığım zaman şaşkınlardandım
Elmalılı Hamdi YazırMusa, "Ben, dedi, o işi o anda yaptım ki şaşkınlardandım
Saheeh InternationalSo I fled from you when I feared you. Then my Lord granted me wisdom and prophethood and appointed me [as one] of the messengers
Ali BulaçSizden korkunca da hemen aranızdan kaçtım; sonra Rabbim bana hüküm (ve hikmet) verdi ve beni gönderilen (elçilerden) kıldı
Elmalılı Hamdi YazırSizden korkunca da hemen aranızdan kaçtım. Sonra Rabbim bana hikmet bahşetti ve beni peygamberlerden kıldı
Saheeh InternationalAnd is this a favor of which you remind me - that you have enslaved the Children of Israel
Ali BulaçBana karşı lütuf-dediğin nimet de, İsrailoğulları'nı köle kılmandan dolayıdır
Elmalılı Hamdi YazırO başıma kaktığın nimet de (aslında) İsrail oğullarını kendine köle edinmiş olmandır
Saheeh InternationalSaid Pharaoh, "And what is the Lord of the worlds
Ali BulaçFiravun dedi ki: "Alemlerin Rabbi nedir
Elmalılı Hamdi YazırFiravun şöyle dedi: "Âlemlerin Rabbi dediğin nedir ki
Saheeh International[Moses] said, "The Lord of the heavens and earth and that between them, if you should be convinced
Ali BulaçDedi ki: "Göklerin, yerin ve bu ikisi arasında olan herşeyin Rabbidir. Eğer 'kesin bilgiyle inanıyorsanız' (böyledir)
Elmalılı Hamdi YazırMusa cevap olarak: "Eğer işin gerçeğini düşünüp anlayan kişiler olsanız (itiraf edersiniz ki) O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbi'dir
Saheeh International[Pharaoh] said to those around him, "Do you not hear
Ali BulaçÇevresindekilere dedi ki: "İşitiyor musunuz
Elmalılı Hamdi Yazır(Firavun) etrafında bulunanlara: "İşitmiyor musunuz?" dedi
Saheeh International[Moses] said, "Your Lord and the Lord of your first forefathers
Ali Bulaç(Musa:) Dedi ki: "O sizin de Rabbiniz, geçmişteki atalarınızın da Rabbidir
Elmalılı Hamdi YazırMusa dedi ki: "O sizin de Rabbiniz, daha önce ki atalarınızın da Rabbidir
Saheeh International[Pharaoh] said, "Indeed, your 'messenger' who has been sent to you is mad
Ali Bulaç(Firavun) Dedi ki: "Şüphesiz size gönderilmiş bulunan elçiniz, gerçekten bir delidir
Elmalılı Hamdi Yazır(Firavun): "Size gönderilen bu elçiniz mutlaka delidir" dedi
Saheeh International[Moses] said, "Lord of the east and the west and that between them, if you were to reason
Ali BulaçEğer aklınızı kullanabiliyorsanız, O, doğunun da, batının da ve bunlar arasında olan herşeyin de Rabbidir" dedi (Musa)
Elmalılı Hamdi YazırMusa devamla şöyle söyledi: "Şayet aklınızı kullansanız (anlarsınız ki), O, doğunun, batının ve ikisinin arasında bulunanların Rabbidir
Saheeh International[Pharaoh] said, "If you take a god other than me, I will surely place you among those imprisoned
Ali Bulaç(Firavun) dedi ki: "Andolsun, benim dışımda bir ilah edinecek olursan, seni mutlaka hapse atacağım
Elmalılı Hamdi YazırFiravun: "Benden başkasını ilâh tutarsan, andolsun ki seni zindana kapatılmışlardan ederim" dedi
Saheeh International[Moses] said, "Even if I brought you proof manifest
Ali Bulaç(Musa) Dedi ki: "Sana apaçık bir şey getirmiş olsam da mı
Elmalılı Hamdi YazırMusa sordu: "Sana apaçık bir şey getirmiş olsam da mı
Saheeh International[Pharaoh] said, "Then bring it, if you should be of the truthful
Ali Bulaç(Firavun) Dedi ki: "Eğer doğru sözlü isen, onu getir
Elmalılı Hamdi YazırFiravun: "Haydi getir onu bakayım, doğrulardan isen" dedi
Saheeh InternationalSo [Moses] threw his staff, and suddenly it was a serpent manifest
Ali BulaçBunun üzerine asasını bırakıverdi, bir de (ne görsünler) o, açıkça bir ejderha oluverdi
Elmalılı Hamdi YazırBunun üzerine Musa asâsını bırakıverdi; apaçık bir ejderha oluverdi
Saheeh InternationalAnd he drew out his hand; thereupon it was white for the observers
Ali BulaçElini de çekip çıkardı, bir de (ne görsün) o, bakanlar için 'parlayıp aydınlanıvermiş
Elmalılı Hamdi YazırElini de (koynundan) çekti çıkardı; bakanlara bembeyaz (görünen, nur saçan bir şey) oluverdi
Saheeh International[Pharaoh] said to the eminent ones around him, "Indeed, this is a learned magician
Ali Bulaç(Firavun,) Çevresindeki önde gelenlere: "Bu” dedi, "Doğrusu bilgin bir büyücüdür
Elmalılı Hamdi YazırFiravun çevresinde bulunan ileri gelenlere: "Bu dedi, herhalde çok bilgili bir sihirbaz
Saheeh InternationalHe wants to drive you out of your land by his magic, so what do you advise
Ali BulaçBüyüsüyle sizi yurdunuzdan sürüp çıkarmak istiyor; ne buyurursunuz
Elmalılı Hamdi YazırSizi sihriyle yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Şimdi ne buyurursunuz
Saheeh InternationalThey said, "Postpone [the matter of] him and his brother and send among the cities gatherers
Ali BulaçDediler ki: "Bunu ve kardeşini oyala, şehirlere de toplayıcılar gönder
Elmalılı Hamdi YazırDediler ki: "Bunu ve kardeşini eğle, şehirlere de toplayıcılar gönder
Saheeh InternationalWho will bring you every learned, skilled magician
Ali BulaçBütün uzman-bilgin büyücüleri sana getirsinler
Elmalılı Hamdi YazırBütün bilgiç sihirbazları sana getirsinler
Saheeh InternationalSo the magicians were assembled for the appointment of a well-known day
Ali BulaçBöylelikle büyücüler, bilinen bir günün belli vaktinde biraraya getirildi
Elmalılı Hamdi YazırBöylece, sihirbazlar belli bir günün tayin edilen vaktinde bir araya getirildi
Saheeh InternationalAnd it was said to the people, "Will you congregate
Ali BulaçVe insanlara da: "Siz de toplanıyor musunuz? dendi
Elmalılı Hamdi YazırHalka, "Siz de toplanıyor musunuz? (Haydi çabuk olun)" denildi
Saheeh InternationalThat we might follow the magicians if they are the predominant
Ali BulaçUmarız ki, eğer galip gelirse biz de büyücülere uyarız
Elmalılı Hamdi YazırÜstün gelirlerse herhalde sihirbazlara uyarız" dediler
Saheeh InternationalAnd when the magicians arrived, they said to Pharaoh, "Is there indeed for us a reward if we are the predominant
Ali BulaçBüyücüler geldiklerinde, Firavun'a: "Şayet biz galip gelirsek, bize bir ücret var gerçekten, değil mi?" dediler
Elmalılı Hamdi YazırSihirbazlar geldiklerinde Firavun'a "Şayet biz üstün gelirsek, muhakkak bize bir ücret vardır, değil mi?" dediler
Saheeh InternationalHe said, "Yes, and indeed, you will then be of those near [to me]
Ali BulaçEvet" dedi. "Üstelik şüphesiz siz en yakın(larım) kılınanlardan olacaksınız
Elmalılı Hamdi YazırFiravun cevaben: "Evet, o takdirde hiç şüphe etmeyin, gözde kimselerden olacaksınız" dedi
Saheeh InternationalMoses said to them, "Throw whatever you will throw
Ali BulaçMusa onlara dedi ki: "Atacağınızı atın
Elmalılı Hamdi YazırMusa onlara "Atın, ne atacaksanız" dedi
Saheeh InternationalSo they threw their ropes and their staffs and said, "By the might of Pharaoh, indeed it is we who are predominant
Ali BulaçOnlar da, iplerini ve asalarını atıverdiler ve: "Firavun'un üstünlüğü adına, hiç tartışmasız, üstün olanlar gerçekten bizleriz" dediler
Elmalılı Hamdi YazırBunun üzerine iplerini ve değneklerini attılar ve "Firavun'un kudreti hakkı için şüphesiz elbette bizler galip geleceğiz" dediler
Saheeh InternationalThen Moses threw his staff, and at once it devoured what they falsified
Ali BulaçBöylelikle Musa da asasını bırakıverdi, bir de (ne görsünler) o, uydurmakta olduklarını yutuveriyor
Elmalılı Hamdi YazırArdından Musa asâsını attı; bir de ne görsünler, onların uydurduklarını yutuyor
Saheeh InternationalSo the magicians fell down in prostration [to Allah]
Ali BulaçAnında büyücüler secdeye kapandılar
Elmalılı Hamdi YazırSihirbazlar derhal secdeye kapandılar
Saheeh InternationalThey said, "We have believed in the Lord of the worlds
Ali Bulaç(Ve:) "Alemlerin Rabbine iman ettik" dediler
Elmalılı Hamdi Yazırİman ettik, dediler, Âlemlerin Rabbine
Saheeh InternationalThe Lord of Moses and Aaron
Ali BulaçMusa'nın ve Harun'un Rabbine
Elmalılı Hamdi YazırMusa ve Harun'un Rabbine
Saheeh International[Pharaoh] said, "You believed Moses before I gave you permission. Indeed, he is your leader who has taught you magic, but you are going to know. I will surely cut off your hands and your feet on opposite sides, and I will surely crucify you all
Ali Bulaç(Firavun) Dedi ki: "Ona, ben size izin vermeden önce mi inandınız? Şüphesiz, o, size büyüyü öğreten büyüğünüzdür; öyleyse yakında bileceksiniz. Şüphesiz ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim ve sizin hepinizi gerçekten asıp-sallandıracağım
Elmalılı Hamdi YazırFiravun (kızgınlık içinde) dedi ki: "Ben size izin vermeden O'na iman ettiniz ha! Anlaşıldı ki o size sihri öğreten büyüğünüzmüş! Ama şimdi bileceksiniz: Andolsun, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama ke stireceğim, hepinizi çarmıha gerdireceğim
Saheeh InternationalThey said, "No harm. Indeed, to our Lord we will return
Ali BulaçHiç zararı yok" dediler. "Çünkü biz gerçekten Rabbimiz'e dönücüleriz
Elmalılı Hamdi YazırZararı yok dediler nasıl olsa biz Rabbimize döneceğiz
Saheeh InternationalIndeed, we aspire that our Lord will forgive us our sins because we were the first of the believers
Ali BulaçDoğrusu biz, iman edenlerin ilki olduğumuzdan dolayı Rabbimiz'in bizim hatalarımızı bağışlayacağını umuyoruz
Elmalılı Hamdi YazırHerhalde biz müminlerin evveli olduğumuzdan dolayı, Rabbimizin bize mağfiret buyuracağını ümit ederiz
Saheeh InternationalAnd We inspired to Moses, "Travel by night with My servants; indeed, you will be pursued
Ali BulaçMusa'ya: "Kullarımı gece yürüyüşe geçir, çünkü izleneceksiniz" diye vahyettik
Elmalılı Hamdi YazırBiz, Musa'ya: "Kullarımı geceleyin yola çıkar, çünkü takip edileceksiniz" diye vahyettik
Saheeh InternationalThen Pharaoh sent among the cities gatherers
Ali BulaçBunun üzerine Firavun şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi
Elmalılı Hamdi YazırFiravun da şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi
Saheeh International[And said], "Indeed, those are but a small band
Ali BulaçGerçek şu ki bunlar azınlık olan bir topluluktur
Elmalılı Hamdi YazırEsasen bunlar, sayıları azar azar, bölük pörçük bir cemaattır
Saheeh InternationalAnd indeed, they are enraging us
Ali BulaçVe elbette bize karşı da büyük bir öfke beslemektedirler
Elmalılı Hamdi Yazır(Böyle iken) hakkımızda çok gayz (öfke) besliyorlar
Saheeh InternationalAnd indeed, we are a cautious society
Ali BulaçBiz ise uyanık bir toplumuz" (dedi)
Elmalılı Hamdi YazırBiz ise, elbette uyanık (ve tekvücut) bir cemaatız." (diyor ve dedirtiyordu)
Saheeh InternationalSo We removed them from gardens and springs
Ali BulaçBöylelikle Biz onları (Firavun ve kavmini) bahçelerden ve pınarlardan sürüp çıkardık
Elmalılı Hamdi YazırAma (sonunda) biz, onları (Firavun ve kavmini) bahçelerden, pınarlardan
Saheeh InternationalAnd treasures and honorable station
Ali BulaçHazinelerden ve soylu makam(lar)dan da
Elmalılı Hamdi YazırHazinelerden ve şerefli makamlardan çıkardık
Saheeh InternationalThus. And We caused to inherit it the Children of Israel
Ali Bulaçİşte böyle; bunlara İsrailoğulları'nı mirasçı kıldık
Elmalılı Hamdi YazırVe onlara İsrail oğullarını mirasçı yaptık
Saheeh InternationalSo they pursued them at sunrise
Ali BulaçBöylece (Firavun ve ordusu) güneşin doğuş vakti onları izlemeye koyuldular
Elmalılı Hamdi YazırDerken (Firavun ve adamları) güneş doğmuştu ki, onların ardına düştüler
Saheeh InternationalAnd when the two companies saw one another, the companions of Moses said, "Indeed, we are to be overtaken
Ali Bulaçİki topluluk birbirini gördükleri zaman Musa'nın adamları: "Gerçekten yakalandık" dediler
Elmalılı Hamdi Yazırİki topluluk birbirini görünce, Musa'nın adamları "Eyvah, yakalandık! dediler
Saheeh International[Moses] said, "No! Indeed, with me is my Lord; He will guide me
Ali Bulaç(Musa:) "Hayır" dedi. "Şüphesiz Rabbim, benimle beraberdir; bana yol gösterecektir
Elmalılı Hamdi YazırMusa: "Hayır, aslâ! dedi, Rabbim şüphesiz benimledir, bana yolunu gösterecektir
Saheeh InternationalThen We inspired to Moses, "Strike with your staff the sea," and it parted, and each portion was like a great towering mountain
Ali BulaçBunun üzerine Musa'ya: "Asanla denize vur" diye vahyettik. (Vurdu ve) Deniz hemencecik yarılıverdi de her parçası kocaman bir dağ gibi oldu
Elmalılı Hamdi YazırBunun üzerine Musa'ya "Vur asân ile denize" diye vahyettik; vurunca bir infilak etti, her bölük koca bir dağ gibi oluverdi
Saheeh InternationalAnd We advanced thereto the pursuers
Ali BulaçÖtekileri de buraya yaklaştırdık
Elmalılı Hamdi YazırÖtekilerini de buraya yanaştırıvermiştik
Saheeh InternationalAnd We saved Moses and those with him, all together
Ali BulaçMusa'yı ve onunla birlikte olanların hepsini kurtarmış olduk
Elmalılı Hamdi YazırMusa ve beraberindekilerin hepsini kurtardık
Saheeh InternationalThen We drowned the others
Ali BulaçSonra ötekileri suda boğduk
Elmalılı Hamdi YazırSonra da ötekileri suda boğduk
Saheeh InternationalIndeed in that is a sign, but most of them were not to be believers
Ali BulaçŞüphesiz, bunda bir ayet vardır. Ama onların çoğu iman etmiş değildirler
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz bunda bir âyet (ibret) vardır; ama çokları iman etmiş değillerdir
Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful
Ali BulaçVe hiç şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir
Elmalılı Hamdi YazırVe şüphesiz, işte o Rabbin, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir
Saheeh InternationalAnd recite to them the news of Abraham
Ali BulaçOnlara İbrahim'in haberini de aktar-oku
Elmalılı Hamdi Yazır(Resulüm!) onlara İbrahim'in kıssasını da naklet
Saheeh InternationalWhen he said to his father and his people, "What do you worship
Ali BulaçHani, babasına ve kavmine: "Siz neye kulluk ediyorsunuz?" demişti
Elmalılı Hamdi YazırHani o, babasına ve kavmine, "Neye tapıyorsunuz?" demişti
Saheeh InternationalThey said, "We worship idols and remain to them devoted
Ali BulaçDemişlerdi ki: "Putlara tapıyoruz, bunun için sürekli onların önünde bel büküp eğiliyoruz
Elmalılı Hamdi YazırBirtakım putlara taparız da onlar sayesinde toplanırız" dediler
Saheeh InternationalHe said, "Do they hear you when you supplicate
Ali BulaçDedi ki: "Peki, dua ettiğiniz zaman onlar sizi işitiyorlar mı
Elmalılı Hamdi Yazırİbrahim "Peki, dedi, yalvardığınızda onlar sizi işitiyorlar mı
Saheeh InternationalOr do they benefit you, or do they harm
Ali BulaçYa da size bir yararları veya zararları dokunuyor mu
Elmalılı Hamdi YazırVeya size fayda veya zararları olur mu
Saheeh InternationalThey said, "But we found our fathers doing thus
Ali BulaçHayır" dediler. "Biz atalarımızı böyle yaparlarken bulduk
Elmalılı Hamdi YazırYok, dediler, ama biz babalarımızı böyle yapar bulduk
Saheeh InternationalHe said, "Then do you see what you have been worshipping
Ali Bulaç(İbrahim) Dedi ki: "Şimdi, neye tapmakta olduğunuzu gördünüz mü
Elmalılı Hamdi Yazırİbrahim dedi ki: "İyi ama, ister sizin, ister önceki atalarınızın olsun, neye taptığınızı (biraz olsun) düşündünüz mü
Saheeh InternationalYou and your ancient forefathers
Ali BulaçHem siz, hem de eski atalarınız
Elmalılı Hamdi Yazırİbrahim dedi ki: "İyi ama, ister sizin, ister önceki atalarınızın olsun, neye taptığınızı (biraz olsun) düşündünüz mü
Saheeh InternationalIndeed, they are enemies to me, except the Lord of the worlds
Ali Bulaçİşte bunlar, gerçekten benim düşmanımdır; yalnızca alemlerin Rabbi hariç
Elmalılı Hamdi YazırHep onlar benim düşmanımdır; ancak âlemlerin Rabbi (benim dostumdur)
Saheeh InternationalWho created me, and He [it is who] guides me
Ali BulaçKi beni yaratan ve bana hidayet veren O'dur
Elmalılı Hamdi YazırO ki, beni yaratan ve bana doğru yolu gösterendir
Saheeh InternationalAnd it is He who feeds me and gives me drink
Ali BulaçBana yediren ve içiren O'dur
Elmalılı Hamdi YazırBeni yediren, içirendir
Saheeh InternationalAnd when I am ill, it is He who cures me
Ali BulaçHastalandığım zaman bana şifa veren O'dur
Elmalılı Hamdi YazırHastalandığım zaman bana O, şifâ verir
Saheeh InternationalAnd who will cause me to die and then bring me to life
Ali BulaçBeni öldürecek, sonra diriltecek olan da O'dur
Elmalılı Hamdi YazırO ki, benim canımı alacak, sonra diriltecektir
Saheeh InternationalAnd who I aspire that He will forgive me my sin on the Day of Recompense
Ali BulaçDin (ceza) günü hatalarımı bağışlayacağını umduğum da O'dur
Elmalılı Hamdi YazırVe hesap günü, hatamı bağışlayacağını umduğumdur
Saheeh International[And he said], "My Lord, grant me authority and join me with the righteous
Ali BulaçRabbim, bana hüküm (ve hikmet) bağışla ve beni salih olanlara kat
Elmalılı Hamdi YazırYa Rab! Bana hikmet (hüküm) ver ve beni iyiler (zümresin)e kat
Saheeh InternationalAnd grant me a reputation of honor among later generations
Ali BulaçSonra gelecekler arasında bana bir doğruluk dili (lisan-ı sıdk) ver
Elmalılı Hamdi YazırSonra gelecekler içinde beni doğrulukla anılanlardan eyle
Saheeh InternationalAnd place me among the inheritors of the Garden of Pleasure
Ali BulaçBeni nimetlerle-donatılmış cennetin mirasçılarından kıl
Elmalılı Hamdi YazırVe beni naîm (nimeti bol) cennetin varislerinden eyle
Saheeh InternationalAnd forgive my father. Indeed, he has been of those astray
Ali BulaçBabamı da bağışla, çünkü o şaşırıp sapanlardandır
Elmalılı Hamdi YazırBabamı da bağışla, çünkü o yanlış gidenlerdendir
Saheeh InternationalAnd do not disgrace me on the Day they are [all] resurrected
Ali BulaçVe beni (insanların) diriltilecekleri gün küçük düşürme
Elmalılı Hamdi Yazır(İnsanların) diriltilecekleri gün, beni mahcub etme
Saheeh InternationalThe Day when there will not benefit [anyone] wealth or children
Ali BulaçMalın da, çocukların da bir yarar sağlayamadığı günde
Elmalılı Hamdi YazırO gün ki ne mal fayda verir ne oğullar
Saheeh InternationalBut only one who comes to Allah with a sound heart
Ali BulaçAncak Allah'a selim bir kalp ile gelenler başka
Elmalılı Hamdi YazırAncak Allah'a temiz bir kalple gelenler o günde (kurtuluşa erer)
Saheeh InternationalAnd Paradise will be brought near [that Day] to the righteous
Ali Bulaç(O gün) Cennet takva sahiplerine yaklaştırılır
Elmalılı Hamdi Yazır(O gün) Cennet müttakilere yaklaştırılmıştır
Saheeh InternationalAnd Hellfire will be brought forth for the deviators
Ali BulaçCehennem de azgınlar için sergilenir
Elmalılı Hamdi YazırAzgınlar için de cehennem hortlatılmıştır
Saheeh InternationalAnd it will be said to them, "Where are those you used to worship
Ali BulaçVe onlara: "Tapmakta olduklarınız nerede?" denilir
Elmalılı Hamdi YazırOnlara, "Allah'ı bırakıp da taptıklarınız, hani nerede? Size yardım edebiliyorlar mı veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı?" denilir
Saheeh InternationalOther than Allah? Can they help you or help themselves
Ali BulaçAllah'ın dışında olan (ilah)lar; size yardımları dokunuyor mu, veya kendilerine yardımları oluyor mu
Elmalılı Hamdi YazırOnlara, "Allah'ı bırakıp da taptıklarınız, hani nerede? Size yardım edebiliyorlar mı veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı?" denilir
Saheeh InternationalSo they will be overturned into Hellfire, they and the deviators
Ali BulaçArtık onlar ve azgınlar onun içine dökülüverilmiştir
Elmalılı Hamdi YazırVe arkasından hep onlar (putlar ve azgınlar) o cehennemin içine fırlatılmaktadırlar
Saheeh InternationalAnd the soldiers of Iblees, all together
Ali BulaçVe İblis'in bütün orduları da
Elmalılı Hamdi YazırVe bütün o İblis orduları onun içinde birbirleriyle çekişirlerken dediler ki
Saheeh InternationalThey will say while they dispute therein
Ali BulaçOrada birbirleriyle çekişip tartışarak derler ki
Elmalılı Hamdi YazırVe bütün o İblis orduları onun içinde birbirleriyle çekişirlerken dediler ki
Saheeh InternationalBy Allah, we were indeed in manifest error
Ali BulaçAndolsun Allah'a, biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz
Elmalılı Hamdi YazırVallahi biz, gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz
Saheeh InternationalWhen we equated you with the Lord of the worlds
Ali BulaçÇünkü sizi (yalancı olanları) alemlerin Rabbiyle eşit tutuyorduk
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü biz sizi, âlemlerin Rabbi ile bir seviyede tutuyorduk
Saheeh InternationalAnd no one misguided us except the criminals
Ali BulaçBizi suçlu-günahkarlardan başka saptıran olmadı
Elmalılı Hamdi YazırVe bizi hep o günahkarlar saptırdı
Saheeh InternationalSo now we have no intercessors
Ali BulaçArtık bizim için ne bir şefaatçi var
Elmalılı Hamdi YazırBak bizim için ne şefaatçiler var
Saheeh InternationalAnd not a devoted friend
Ali BulaçNe de candan-yakın bir dost
Elmalılı Hamdi YazırNe de yakın bir dost
Saheeh InternationalThen if we only had a return [to the world] and could be of the believers
Ali BulaçBizim bir kere daha (dünyaya dönüşümüz mümkün) olsaydı da iman edenlerden olabilseydik
Elmalılı Hamdi YazırAh keşke (dünyaya) bir kere daha dönebilsek de, müminlerden olabilseydik
Saheeh InternationalIndeed in that is a sign, but most of them were not to be believers
Ali BulaçGerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır; oysa çokları iman etmiş değillerdir
Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful
Ali BulaçVe şüphesiz senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir
Elmalılı Hamdi YazırVe şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir
Saheeh InternationalThe people of Noah denied the messengers
Ali BulaçNuh kavmi de gönderilen (peygamber)leri yalanladı
Elmalılı Hamdi YazırNuh kavmi de peygamberleri yalancılıkla itham etti
Saheeh InternationalWhen their brother Noah said to them, "Will you not fear Allah
Ali BulaçHani onlara kardeşleri Nuh: "Sakınmaz mısınız?" demişti
Elmalılı Hamdi YazırHani kardeşleri Nuh onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız
Saheeh InternationalIndeed, I am to you a trustworthy messenger
Ali BulaçGerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim
Elmalılı Hamdi YazırHaberiniz olsun ki ben, size gönderilmiş güvenilir bir Peygamberim
Saheeh InternationalSo fear Allah and obey me
Ali BulaçArtık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin
Elmalılı Hamdi YazırGelin artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin
Saheeh InternationalAnd I do not ask you for it any payment. My payment is only from the Lord of the worlds
Ali BulaçBuna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir
Elmalılı Hamdi YazırBuna karşılık ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafaatımı verecek olan ancak, âlemlerin Rabbidir
Saheeh InternationalSo fear Allah and obey me
Ali BulaçArtık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin
Elmalılı Hamdi YazırGelin, artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin
Saheeh InternationalThey said, "Should we believe you while you are followed by the lowest [class of people]
Ali BulaçDediler ki: "Sana, sıradan aşağılık insanlar uymuşken inanır mıyız
Elmalılı Hamdi YazırÂ, dediler, senin ardına hep düşük kimseler düşmüşken, biz sana hiç inanır mıyız
Saheeh InternationalHe said, "And what is my knowledge of what they used to do
Ali BulaçDedi ki: "Onların yapmakta oldukları hakkında benim bilgim yoktur
Elmalılı Hamdi YazırNuh dedi ki: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur
Saheeh InternationalTheir account is only upon my Lord, if you [could] perceive
Ali BulaçOnların hesabı yalnızca Rabbime aittir, eğer şuurundaysanız (anlarsınız)
Elmalılı Hamdi YazırOnların hesabı ancak Rabbime aittir. Düşünsenize
Saheeh InternationalAnd I am not one to drive away the believers
Ali BulaçVe ben mü'min olanları kovacak değilim
Elmalılı Hamdi YazırHem ben iman edenleri kovmaya memur değilim
Saheeh InternationalI am only a clear warner
Ali BulaçBen, yalnızca apaçık bir uyarıcıyım
Elmalılı Hamdi YazırBen ancak apaçık bir uyarıcıyım
Saheeh InternationalThey said, "If you do not desist, O Noah, you will surely be of those who are stoned
Ali BulaçDediler ki: "Eğer (bu söylediklerine) bir son vermeyecek olursan, gerçekten taşa tutulup kovulacaksın
Elmalılı Hamdi YazırDediler ki: "Ey Nuh! Eğer vazgeçmezsen, iyi bil ki, taşa tutulanlardan olacaksın
Saheeh InternationalHe said, "My Lord, indeed my people have denied me
Ali BulaçDedi ki: "Rabbim, şüphesiz kavmim beni yalanladı
Elmalılı Hamdi YazırNuh: "Rabbim! dedi, kavmim beni yalancılıkla itham etti
Saheeh InternationalThen judge between me and them with decisive judgement and save me and those with me of the believers
Ali BulaçBundan böyle, benimle onların arasını açık bir hükümle ayır ve beni ve benimle birlikte olan mü'minleri kurtar
Elmalılı Hamdi YazırArtık benimle onların arasında sen hükmünü ver. Beni ve beraberimdeki müminleri kurtar
Saheeh InternationalSo We saved him and those with him in the laden ship
Ali BulaçBunun üzerine, onu ve onunla birlikte olanları (insan ve hayvanlarla) yüklü gemi içinde kurtardık
Elmalılı Hamdi YazırBunun üzerine biz de onu ve beraberindekileri, o dolu gemide taşıyarak kurtardık
Saheeh InternationalThen We drowned thereafter the remaining ones
Ali BulaçSonra bunun ardından geride kalanları da suda-boğduk
Elmalılı Hamdi YazırSonra da arkasında kalanları suda boğduk
Saheeh InternationalIndeed in that is a sign, but most of them were not to be believers
Ali BulaçGerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz bunda mutlak bir âyet (alınacak ders) vardır; ama çokları iman etmiş değillerdir
Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful
Ali BulaçVe şüphesiz senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir
Elmalılı Hamdi YazırVe şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir
Saheeh InternationalAad denied the messengers
Ali BulaçAd (kavmi) de gönderilen (elçi)leri yalanladı
Elmalılı Hamdi YazırÂd (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla itham etti
Saheeh InternationalWhen their brother Hud said to them, "Will you not fear Allah
Ali BulaçHani onlara kardeşleri Hud: "Sakınmaz mısınız?" demişti
Elmalılı Hamdi YazırHani kardeşleri Hûd onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız
Saheeh InternationalIndeed, I am to you a trustworthy messenger
Ali BulaçGerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim
Elmalılı Hamdi YazırHaberiniz olsun ki ben, size gönderilmiş, güvenilir bir Peygamberim
Saheeh InternationalSo fear Allah and obey me
Ali BulaçArtık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin
Elmalılı Hamdi YazırGelin artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin
Saheeh InternationalAnd I do not ask you for it any payment. My payment is only from the Lord of the worlds
Ali BulaçBuna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir
Elmalılı Hamdi YazırBuna karşılık ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan ancak âlemlerin Rabbidir
Saheeh InternationalDo you construct on every elevation a sign, amusing yourselves
Ali BulaçSiz, her yüksekçe yere bir anıt inşa edip (yararsız bir şeyle) oyalanıp eğleniyor musunuz
Elmalılı Hamdi YazırSiz her tepeye bir alâmet bina edip eğlenir durur musunuz
Saheeh InternationalAnd take for yourselves palaces and fortresses that you might abide eternally
Ali BulaçÖlümsüz kılınmak umuduyla sanat yapıları mı ediniyorsunuz
Elmalılı Hamdi YazırTemelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz
Saheeh InternationalAnd when you strike, you strike as tyrants
Ali BulaçTutup yakaladığınız zaman da zorbalar gibi mi yakalıyorsunuz
Elmalılı Hamdi YazırHem tuttuğunuz zaman merhametsiz zorbalar gibi tutuyorsunuz
Saheeh InternationalSo fear Allah and obey me
Ali BulaçArtık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin
Elmalılı Hamdi YazırArtık Allah'tan korkun ve bana itaat edin
Saheeh InternationalAnd fear He who provided you with that which you know
Ali BulaçBildiğiniz şeylerle size yardım edenden korkup-sakının
Elmalılı Hamdi YazırO Allah'tan korkun ki, size o bildiğiniz şeyleri vermekte
Saheeh InternationalProvided you with grazing livestock and children
Ali BulaçSize hayvanlar, çocuklar (vererek) yardım etti
Elmalılı Hamdi YazırDavarlar, oğullar
Saheeh InternationalAnd gardens and springs
Ali BulaçBahçeler ve pınarlar da
Elmalılı Hamdi YazırCennet gibi bağlar, bahçeler, pınarlar ihsan etmektedir
Saheeh InternationalIndeed, I fear for you the punishment of a terrible day
Ali BulaçDoğrusu, ben sizin için büyük bir günün azabından korkuyorum
Elmalılı Hamdi YazırCidden ben sizin hakkınızda büyük bir günün azabından korkuyorum
Saheeh InternationalThey said, "It is all the same to us whether you advise or are not of the advisors
Ali BulaçDediler ki: "Bizim için fark etmez; öğüt versen de, öğüt verenlerden olmasan da
Elmalılı Hamdi YazırDediler ki: "Sen ha vaaz etmişsin, ha vaaz edenlerden olmamışsın, bizce birdir
Saheeh InternationalThis is not but the custom of the former peoples
Ali BulaçBu, geçmiştekilerin 'geleneksel tutumundan başkası değildir
Elmalılı Hamdi YazırBu sırf eskilerin âdetidir
Saheeh InternationalAnd we are not to be punished
Ali BulaçVe biz azap görecek de değiliz
Elmalılı Hamdi YazırBiz azaba uğratılacak da değiliz
Saheeh InternationalAnd they denied him, so We destroyed them. Indeed in that is a sign, but most of them were not to be believers
Ali BulaçBöylelikle onu yalanladılar, Biz de onları yıkıma uğrattık. Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler
Elmalılı Hamdi YazırBöylece onu yalancı saydılar; biz de kendilerini helak ettik. Şüphesiz bunda mutlak bir âyet (alınacak bir ders) vardır, ama çokları iman etmiş değillerdir
Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful
Ali BulaçVe şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir
Elmalılı Hamdi YazırVe şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir
Saheeh InternationalThamud denied the messengers
Ali BulaçSemud (kavmi) de, gönderilen (elçi)leri yalanladı
Elmalılı Hamdi YazırSemûd (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla itham etti
Saheeh InternationalWhen their brother Salih said to them, "Will you not fear Allah
Ali BulaçHani onlara kardeşleri Salih: "Sakınmaz mısınız? demişti
Elmalılı Hamdi YazırHani kardeşleri Salih onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız
Saheeh InternationalIndeed, I am to you a trustworthy messenger
Ali BulaçGerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim
Elmalılı Hamdi YazırHaberiniz olsun ki ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim
Saheeh InternationalSo fear Allah and obey me
Ali BulaçArtık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin
Elmalılı Hamdi YazırGelin artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin
Saheeh InternationalAnd I do not ask you for it any payment. My payment is only from the Lord of the worlds
Ali BulaçBuna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum
Elmalılı Hamdi YazırBuna karşılık ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan ancak âlemlerin Rabbidir
Saheeh InternationalWill you be left in what is here, secure [from death]
Ali BulaçSiz burada güvenlik içinde mi bırakılacaksınız
Elmalılı Hamdi YazırSiz burada güven içinde bırakılacak mısınız
Saheeh InternationalWithin gardens and springs
Ali BulaçBahçelerin, pınarların içinde
Elmalılı Hamdi YazırBahçelerin, pınarların içinde
Saheeh InternationalAnd fields of crops and palm trees with softened fruit
Ali BulaçEkinler ve yumuşak tomurcuklu göz alıcı hurmalıklar arasında
Elmalılı Hamdi YazırEkinlerin, salkımları sarkmış hurmalar arasında
Saheeh InternationalAnd you carve out of the mountains, homes, with skill
Ali BulaçDağlardan ustalıkla zevkli evler yontuyorsunuz
Elmalılı Hamdi YazırKi bir de dağlardan keyifli keyifli kâşâneler oyuyorsunuz
Saheeh InternationalSo fear Allah and obey me
Ali BulaçArtık Allah'tan sakının ve bana itaat edin
Elmalılı Hamdi YazırGelin! Allah'tan korkun da bana itaat edin
Saheeh InternationalAnd do not obey the order of the transgressors
Ali BulaçVe ölçüsüzce davrananların emrine itaat etmeyin
Elmalılı Hamdi YazırYeryüzünde bozgunculuk yapıp dirlik düzenlik vermeyen bozguncuların emrine uymayın
Saheeh InternationalWho cause corruption in the land and do not amend
Ali BulaçKi onlar, yeryüzünde bozgunculuk çıkarıyor ve dirlik-düzenlik kurmuyorlar (ıslah etmiyorlar)
Elmalılı Hamdi YazırYeryüzünde bozgunculuk yapıp dirlik düzenlik vermeyen bozguncuların emrine uymayın
Saheeh InternationalThey said, "You are only of those affected by magic
Ali BulaçDediler ki: "Sen ancak büyülenmişlerdensin
Elmalılı Hamdi YazırSen dediler, olsa olsa iyice büyülenmiş birisin
Saheeh InternationalYou are but a man like ourselves, so bring a sign, if you should be of the truthful
Ali BulaçSen yalnızca bizim benzerimiz olan bir beşerden başkası değilsin; eğer doğru sözlü isen, bu durumda bir ayet (mucize) getir-görelim
Elmalılı Hamdi YazırSen de ancak bizim gibi bir beşersin. Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi bize bir âyet (mucize) getir
Saheeh InternationalHe said, "This is a she-camel. For her is a [time of] drink, and for you is a [time of] drink, [each] on a known day
Ali BulaçDedi ki: "İşte, bu bir dişi devedir; su içme hakkı (bir gün) onun, belli bir günün su içme hakkı da sizindir
Elmalılı Hamdi YazırSalih "İşte (mucize) bu dişi devedir; su içme hakkı (bir gün) onundur, belli bir günün içme hakkı da sizin" dedi
Saheeh InternationalAnd do not touch her with harm, lest you be seized by the punishment of a terrible day
Ali BulaçOna bir kötülükle dokunmayın, sonra büyük bir günün azabı sizi yakalar
Elmalılı Hamdi YazırSakın ona bir kötülükle ilişmeyin, yoksa sizi büyük bir günün azabı yakalayıverir
Saheeh InternationalBut they hamstrung her and so became regretful
Ali BulaçSonunda onu (yine de) kestiler, ancak pişman oldular
Elmalılı Hamdi YazırDerken onu kestiler; fakat pişman da oldular
Saheeh InternationalAnd the punishment seized them. Indeed in that is a sign, but most of them were not to be believers
Ali BulaçBöylece azap onları yakaladı. Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü kendilerini azap yakalayıverdi. Şüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır, ama çokları iman etmiş değillerdir
Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful
Ali BulaçVe şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir
Elmalılı Hamdi YazırVe şüphesiz Rabbin, işte O mutlak galip ve engin merhamet sahibidir
Saheeh InternationalThe people of Lot denied the messengers
Ali BulaçLut (kavmi) de, gönderilen (elçi)leri yalanladı
Elmalılı Hamdi YazırLût (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla itham etti
Saheeh InternationalWhen their brother Lot said to them, "Will you not fear Allah
Ali BulaçHani onlara kardeşleri Lut: "Sakınmaz mısınız?" demişti
Elmalılı Hamdi YazırHani kardeşleri Lût onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan kormaz mısınız
Saheeh InternationalIndeed, I am to you a trustworthy messenger
Ali BulaçGerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim
Elmalılı Hamdi YazırHaberiniz olsun ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim
Saheeh InternationalSo fear Allah and obey me
Ali BulaçArtık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin
Elmalılı Hamdi YazırGelin artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin
Saheeh InternationalAnd I do not ask you for it any payment. My payment is only from the Lord of the worlds
Ali BulaçBuna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir
Elmalılı Hamdi YazırBuna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan ancak âlemlerin Rabbidir
Saheeh InternationalDo you approach males among the worlds
Ali BulaçSiz insanlardan (cinsel arzuyla) erkeklere mi gidiyorsunuz
Elmalılı Hamdi Yazırİnsanlar içinden erkeklere mi gidiyorsunuz
Saheeh InternationalAnd leave what your Lord has created for you as mates? But you are a people transgressing
Ali BulaçRabbinizin sizler için yaratmış bulunduğu eşlerinizi bırakıyorsunuz. Hayır, siz sınırı çiğneyen bir kavimsiniz
Elmalılı Hamdi YazırBırakıyorsunuz da sizler için yarattığı eşleri! Doğrusu siz insanlıktan çıkmış bir kavimsiniz
Saheeh InternationalThey said, "If you do not desist, O Lot, you will surely be of those evicted
Ali BulaçDediler ki: "Ey Lut, eğer (bu söylediklerine) bir son vermeyecek olursan, gerçekten (burdan) sürülüp çıkarılanlardan olacaksın
Elmalılı Hamdi YazırOnlar şöyle dediler: "Ey Lût! (Bu davadan) vazgeçmezsen, iyi bilki, sürülenlerden olacaksın
Saheeh InternationalHe said, "Indeed, I am, toward your deed, of those who detest [it]
Ali BulaçDedi ki: "Gerçekten ben, sizin bu yaptığınıza öfke ile karşı olanlardanım
Elmalılı Hamdi YazırLût "Doğrusu ben, dedi, sizin bu işinize buğzedenlerdenim
Saheeh InternationalMy Lord, save me and my family from [the consequence of] what they do
Ali BulaçRabbim, beni ve ailemi bunların yaptıklarından kurtar
Elmalılı Hamdi YazırYâ Rabbi! Beni ve ailemi onların yapageldiklerin(in vebalin)den kurtar
Saheeh InternationalSo We saved him and his family, all
Ali BulaçBunun üzerine onu ve bütün ailesini kurtardık
Elmalılı Hamdi YazırBiz de onu ve ailesinin tamamını kurtardık
Saheeh InternationalExcept an old woman among those who remained behind
Ali BulaçYalnızca geri kalanlar içinde bir kocakarı hariç
Elmalılı Hamdi YazırAncak (geride) bir yaşlı kadın kaldı
Saheeh InternationalThen We destroyed the others
Ali BulaçSonra geride kalanları yerle bir ettik
Elmalılı Hamdi YazırSonra geridekilerin hepsini helak ettik
Saheeh InternationalAnd We rained upon them a rain [of stones], and evil was the rain of those who were warned
Ali BulaçVe üzerlerine bir yağmur yağdırdık; uyarılıp-korkutulanların yağmuru ne kötü
Elmalılı Hamdi YazırVe üzerlerine öyle bir yağmur yağdırdık ki, (uyarılanların) o yağmuru ne kötü bir yağmurdu
Saheeh InternationalIndeed in that is a sign, but most of them were not to be believers
Ali BulaçGerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır. Ama çokları iman etmiş değillerdir
Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful
Ali BulaçVe şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır esirgeyendir
Elmalılı Hamdi YazırVe şüphesiz Rabbin, işte O mutlak galip ve engin merhamet sahibidir
Saheeh InternationalThe companions of the thicket denied the messengers
Ali BulaçEyke halkı da, gönderilen (peygamber)leri yalanladı
Elmalılı Hamdi YazırEyke halkı da peygamberleri yalancılıkla itham etti
Saheeh InternationalWhen Shu'ayb said to them, "Will you not fear Allah
Ali BulaçHani onlara Şuayb: "Sakınmaz mısınız?" demişti
Elmalılı Hamdi YazırHani Şuayb onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız
Saheeh InternationalIndeed, I am to you a trustworthy messenger
Ali BulaçGerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim
Elmalılı Hamdi YazırHaberiniz olsun ki ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim
Saheeh InternationalSo fear Allah and obey me
Ali BulaçArtık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin
Elmalılı Hamdi YazırGelin, Allah'tan korkun ve bana itaat edin
Saheeh InternationalAnd I do not ask you for it any payment. My payment is only from the Lord of the worlds
Ali BulaçBuna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir
Elmalılı Hamdi YazırBuna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan yalnız âlemlerin Rabbidir
Saheeh InternationalGive full measure and do not be of those who cause loss
Ali BulaçÖlçüyü tam tutun ve eksiltenlerden olmayın
Elmalılı Hamdi YazırÖlçeği tam ölçün de hak yiyenlerden olmayın
Saheeh InternationalAnd weigh with an even balance
Ali BulaçDosdoğru olan terazi ile tartın
Elmalılı Hamdi YazırVe doğru terazi ile tartın
Saheeh InternationalAnd do not deprive people of their due and do not commit abuse on earth, spreading corruption
Ali Bulaçİnsanların eşyasını değerden düşürüp-eksiltmeyin ve yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın
Elmalılı Hamdi YazırHalkın eşyalarını değerinden düşürmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın
Saheeh InternationalAnd fear He who created you and the former creation
Ali BulaçSizi ve önceki yaratılmışları yaratandan sakının”
Elmalılı Hamdi YazırO sizi ve sizden önceki nesilleri yaratan Allah'tan korkun
Saheeh InternationalThey said, "You are only of those affected by magic
Ali BulaçDediler ki: "Sen ancak büyülenmişlerdensin”
Elmalılı Hamdi YazırOnlar şöyle dediler: "Sen, olsa olsa iyice büyülenmiş birisin
Saheeh InternationalYou are but a man like ourselves, and indeed, we think you are among the liars
Ali BulaçSen, yalnızca benzerimiz olan bir beşerden başkası değilsin ve biz senin gerçekte yalancılardan olduğunu sanıyoruz
Elmalılı Hamdi YazırSen de bizim gibi bir beşerden başka nesin? Bil ki, biz seni ancak yalancılardan biri sayıyoruz
Saheeh InternationalSo cause to fall upon us fragments of the sky, if you should be of the truthful
Ali BulaçEğer doğru sözlü isen, bu durumda gökten üstümüze bir parça düşürüver
Elmalılı Hamdi YazırŞayet doğru sözlülerden isen, üstümüze gökten bir parça düşürüver
Saheeh InternationalHe said, "My Lord is most knowing of what you do
Ali BulaçDedi ki: "Rabbim, yaptıklarınızı daha iyi bilir
Elmalılı Hamdi YazırŞuayb, "Rabbim, yaptıklarınızı en iyi bilendir" dedi
Saheeh InternationalAnd they denied him, so the punishment of the day of the black cloud seized them. Indeed, it was the punishment of a terrible day
Ali BulaçSonunda onu yalanladılar, böylece onları o gölgelik-gününün azabı yakaladı. Gerçekten o, büyük bir günün azabıydı
Elmalılı Hamdi YazırHülasa, onu yalancı saydılar da kendilerini o gölge gününün azabı yakalayıverdi. O cidden büyük bir günün azabı idi
Saheeh InternationalIndeed in that is a sign, but most of them were not to be believers
Ali BulaçGerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır. Ama çokları iman etmiş değillerdir
Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful
Ali BulaçVe şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir
Elmalılı Hamdi YazırVe şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir
Saheeh InternationalAnd indeed, the Qur'an is the revelation of the Lord of the worlds
Ali BulaçGerçekten o (Kur'an), alemlerin Rabbinin (bir) indirmesidir
Elmalılı Hamdi YazırVe muhakkak ki bu (Kur'ân) âlemlerin Rabbinin indirmesidir
Saheeh InternationalThe Trustworthy Spirit has brought it down
Ali BulaçOnu Ruhu'l-emin indirdi
Elmalılı Hamdi Yazır(Resulüm!) Onu Rûhu'lemin (Cebrail) indirdi
Saheeh InternationalUpon your heart, [O Muhammad] - that you may be of the warners
Ali BulaçUyarıcılardan olman için, senin kalbinin üzerine (indirmiştir)
Elmalılı Hamdi YazırUyarıcılardan olasın diye senin kalbin üzerine
Saheeh InternationalIn a clear Arabic language
Ali BulaçApaçık Arapça bir dille
Elmalılı Hamdi YazırAçık parlak bir Arapça lisan ile
Saheeh InternationalAnd indeed, it is [mentioned] in the scriptures of former peoples
Ali BulaçVe hiç şüphesiz, o (Kur'an), geçmişlerin kitaplarında da vardır
Elmalılı Hamdi YazırO, şüphesiz daha öncekilerin kitaplarında da vardı
Saheeh InternationalAnd has it not been a sign to them that it is recognized by the scholars of the Children of Israel
Ali Bulaçİsrailoğulları bilginlerinin onu bilmesi onlar için bir delil (ayet) değil mi
Elmalılı Hamdi Yazırİsrailoğulları bilginlerinin onu bilmesi, onlar için bir âyet (delil) değil midir
Saheeh InternationalAnd even if We had revealed it to one among the foreigners
Ali BulaçOnu Arapça bilmeyen birine indirmiş olsaydık
Elmalılı Hamdi YazırBiz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik de, bunu o okusaydı, yine de ona iman etmezlerdi
Saheeh InternationalAnd he had recited it to them [perfectly], they would [still] not have been believers in it
Ali BulaçBöylece onlara okusaydı, yine ona iman edecek değillerdi
Elmalılı Hamdi YazırBiz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik de, bunu o okusaydı, yine de ona iman etmezlerdi
Saheeh InternationalThus have We inserted disbelief into the hearts of the criminals
Ali BulaçBiz onu, suçlu-günahkarların kalbine işte böyle işlettik
Elmalılı Hamdi YazırBöylece onu günahkarların kalplerine soktuk. (okuyup anladılar, ama yine de) acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler
Saheeh InternationalThey will not believe in it until they see the painful punishment
Ali BulaçOnlar, o pek acı azabı görünceye kadar ona inanmazlar
Elmalılı Hamdi YazırBöylece onu günahkarların kalplerine soktuk. (okuyup anladılar, ama yine de) acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler
Saheeh InternationalAnd it will come to them suddenly while they perceive [it] not
Ali BulaçArtık o (azap), kendileri şuurunda olmadan onlara apansız gelecektir
Elmalılı Hamdi Yazırİşte bu (azab) onlara, kendileri farkında olmadan, ansızın geliverecektir
Saheeh InternationalAnd they will say, "May we be reprieved
Ali BulaçDerler ki: "Bize bir süre tanınır mı
Elmalılı Hamdi YazırO zaman "Bize (iman etmemiz için) mühlet verilir mi acaba?... diyeceklerdir
Saheeh InternationalSo for Our punishment are they impatient
Ali BulaçOnlar yine de azabımızı çabuklaştırmak mı istiyorlar
Elmalılı Hamdi Yazır(Oysa dünyada iken) Onlar bizim azabımızı çarçabuk istiyorlardı
Saheeh InternationalThen have you considered if We gave them enjoyment for years
Ali BulaçGördün mü; Biz onları yıllarca yararlandırsak
Elmalılı Hamdi YazırGördün ya artık onlara senelerce zevk ettirsek
Saheeh InternationalAnd then there came to them that which they were promised
Ali BulaçSonra kendilerine va'dolunan (azap günü) geliverse
Elmalılı Hamdi YazırSonra kendilerine vaad edilen (azab) gelip çatarsa
Saheeh InternationalThey would not be availed by the enjoyment with which they were provided
Ali BulaçOnların 'meta ile yararlandıkları' şey, kendilerini (görecekleri azaptan) bağımsız kılamaz
Elmalılı Hamdi YazırO yaşadıkları zevkin kendilerine hiçbir faydası olmayacaktır
Saheeh InternationalAnd We did not destroy any city except that it had warners
Ali BulaçKendisi için bir uyarıcı olmaksızın, Biz hiçbir ülkeyi yıkıma uğratmış değiliz
Elmalılı Hamdi YazırBununla birlikte, biz hangi memleketi helak ettikse muhakkak onu uyarıcı (peygamberleri) olmuştur
Saheeh InternationalAs a reminder; and never have We been unjust
Ali Bulaç(Onlara) Hatırlatma (yapılmıştır); Biz zulmedici değiliz
Elmalılı Hamdi Yazır(Onlar) ihtar edilmiştir ve biz zulmetmiş değiliz
Saheeh InternationalAnd the devils have not brought the revelation down
Ali BulaçOnu (Kur'an'ı) şeytanlar indirmemiştir
Elmalılı Hamdi YazırOnu (Kur'ân'ı) şeytanlar indirmedi
Saheeh InternationalIt is not allowable for them, nor would they be able
Ali BulaçBu, onlara yaraşmaz ve güç de yetiremezler
Elmalılı Hamdi YazırBu onlara hem yaraşmaz hem güçleri yetmez
Saheeh InternationalIndeed they, from [its] hearing, are removed
Ali BulaçÇünkü onlar, (vahyedileni) işitmekten kesin olarak uzak tutulmuşlardır
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz onlar vahyi işitmekten uzak tutulmuşlardır
Saheeh InternationalSo do not invoke with Allah another deity and [thus] be among the punished
Ali BulaçAllah ile beraber başka bir İlah'a yalvarıp-yakarma, sonra azaba uğratılanlardan olursun
Elmalılı Hamdi YazırO halde sakın Allah ile beraber başka tanrıya kulluk edip yalvarma, yoksa azaba uğratılanlardan olursun
Saheeh InternationalAnd warn, [O Muhammad], your closest kindred
Ali Bulaç(Öncelikle) En yakın hısımlarını (aşiretini) uyar
Elmalılı Hamdi Yazır(Önce) en yakın hısımlarını uyar
Saheeh InternationalAnd lower your wing to those who follow you of the believers
Ali BulaçVe mü'minlerden, sana tabi olanlara (koruyucu) kanatlarını ger
Elmalılı Hamdi YazırVe sana uyan müminlere kanadını indir
Saheeh InternationalAnd if they disobey you, then say, "Indeed, I am disassociated from what you are doing
Ali BulaçEğer sana isyan edecek olurlarsa, artık de ki: "Gerçekten ben, sizin yaptıklarınızdan uzağım
Elmalılı Hamdi YazırŞayet sana karşı gelirlerse, de ki: "Ben sizin yaptıklarınızdan muhakkak uzağım
Saheeh InternationalAnd rely upon the Exalted in Might, the Merciful
Ali BulaçSen, O güçlü ve üstün, esirgeyici olan (Allah')a tevekkül et
Elmalılı Hamdi YazırSen O, mutlak galip ve engin merhamet sahibine güvenip dayan
Saheeh InternationalWho sees you when you arise
Ali BulaçO, kıyam ettiğin zaman seni görüyor
Elmalılı Hamdi YazırO ki, (gece namaza) kalktığın zaman seni görüyor
Saheeh InternationalAnd your movement among those who prostrate
Ali BulaçSecde edenler arasında dönüp dolaşmanı da
Elmalılı Hamdi YazırVe secde edenler arasında dolaşmanı da (görüyor)
Saheeh InternationalIndeed, He is the Hearing, the Knowing
Ali BulaçHiç şüphesiz, O, işitendir, bilendir
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü her şeyi işiten, her şeyi bilen O'dur
Saheeh InternationalShall I inform you upon whom the devils descend
Ali BulaçŞeytanların kimlere inmekte olduklarını size haber vereyim mi
Elmalılı Hamdi YazırŞeytanların kime ineceğini size haber vereyim mi
Saheeh InternationalThey descend upon every sinful liar
Ali BulaçOnlar, 'gerçeği ters yüz eden,' günaha düşkün olan her yalancıya inerler
Elmalılı Hamdi YazırOnlar, günaha, iftiraya düşkün olan herkesin üzerine inerler
Saheeh InternationalThey pass on what is heard, and most of them are liars
Ali BulaçBunlar (şeytanlara) kulak verirler ve çoğu yalan söylemektedirler
Elmalılı Hamdi YazırOnlar, (şeytanlara) kulak verirler ve onların çoğu yalancıdır
Saheeh InternationalAnd the poets - [only] the deviators follow them
Ali BulaçŞairler ise; gerçekten onlara azgın-sapıklar uyar
Elmalılı Hamdi YazırŞairler(e gelince), onlara da sapıklar uyar
Saheeh InternationalDo you not see that in every valley they roam
Ali BulaçGörmedin mi; onlar, her bir vadide vehmedip duruyorlar
Elmalılı Hamdi YazırOnların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve gerçekte yapmadıkları şeyleri söylediklerini görmedin mi
Saheeh InternationalAnd that they say what they do not do
Ali BulaçVe gerçekten onlar, yapmayacakları şeyleri söylüyorlar
Elmalılı Hamdi YazırOnların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve gerçekte yapmadıkları şeyleri söylediklerini görmedin mi
Saheeh InternationalExcept those [poets] who believe and do righteous deeds and remember Allah often and defend [the Muslims] after they were wronged. And those who have wronged are going to know to what [kind of] return they will be returned
Ali BulaçAncak iman edenler, salih amellerde bulunanlar ve Allah'ı çokça zikredenler ile zulme uğratıldıktan sonra zafer kazananlar (veya öclerini alanlar) başka. Zulmetmekte olanlar, nasıl bir inkılaba uğrayıp devrileceklerini pek yakında bileceklerdir
Elmalılı Hamdi YazırAncak iman edip iyi ameller işleyenler, Allah'ı çok çok ananlar ve haksızlığa uğratıldıklarında kendilerini savunanlar müstesna; haksızlık edenler, hangi dönüşe (hangi akibete) döndürüleceklerini yakında bileceklerdir