☪ Anlam Arayışı

26. Ash-Shu'araa سُورَةُ الشُّعَرَاءِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri

● Med● Kalkale● Ğunne● İhfâ● İdğâm (ğunneli)● İdğâm (ğunnesiz)● İklâb● Okunmayan harf

Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
26:1
طسٓمٓ

Saheeh InternationalTa, Seen, Meem

Diyanet İşleri MealiTa, Sin, Mim

Ali BulaçTa, Sin, Mim

26:2
تِلْكَ ءَايَـٰتُ ٱلْكِتَـٰبِ ٱلْمُبِينِ

Saheeh InternationalThese are the verses of the clear Book

Diyanet İşleri MealiBunlar apaçık Kitap'ın ayetleridir

Ali BulaçBunlar, apaçık olan Kitab'ın ayetleridir

26:3
لَعَلَّكَ بَـٰخِعٌ نَّفْسَكَ أَلَّا يَكُونُواْ مُؤْمِنِينَ

Saheeh InternationalPerhaps, [O Muhammad], you would kill yourself with grief that they will not be believers

Diyanet İşleri Mealiİnanmıyorlar diye nerdeyse kendini mahvedeceksin

Ali BulaçOnlar mü'min olmayacaklar diye neredeyse kendini kahredeceksin (öyle mi)

26:4 📚 1
إِن نَّشَأْ نُنَزِّلْ عَلَيْهِم مِّنَ ٱلسَّمَآءِ ءَايَةً فَظَلَّتْ أَعْنَـٰقُهُمْ لَهَا خَـٰضِعِينَ

Saheeh InternationalIf We willed, We could send down to them from the sky a sign for which their necks would remain humbled

Diyanet İşleri MealiBiz dilesek onlara gökten bir mucize indiririz de ona boyun eğip kalırlar

Ali BulaçDilersek, onların üzerine gökten bir ayet (mucize) indiririz de, ona boyunları eğilmiş kalıverir

26:5
وَمَا يَأْتِيهِم مِّن ذِكْرٍ مِّنَ ٱلرَّحْمَـٰنِ مُحْدَثٍ إِلَّا كَانُواْ عَنْهُ مُعْرِضِينَ

Saheeh InternationalAnd no revelation comes to them anew from the Most Merciful except that they turn away from it

Diyanet İşleri MealiRahman'dan kendilerine gelen her yeni öğütten mutlaka yüz çevirirler

Ali BulaçOnlara Rahman (olan Allah) dan yeni bir uyarı gelmeyiversin, hiç tartışmasız ondan yüz çevirirler

26:6
فَقَدْ كَذَّبُواْ فَسَيَأْتِيهِمْ أَنۢبَـٰٓؤُاْ مَا كَانُواْ بِهِۦ يَسْتَهْزِءُونَ

Saheeh InternationalFor they have already denied, but there will come to them the news of that which they used to ridicule

Diyanet İşleri MealiEvet, yalanladılar; alay edip durdukları şeylerin haberleri kendilerine ulaşacaktır

Ali BulaçGerçekten yalanladılar; fakat, alay konusu yaptıkları şeyin haberi kendilerine pek yakında gelecektir

26:7
أَوَلَمْ يَرَوْاْ إِلَى ٱلْأَرْضِ كَمْ أَنۢبَتْنَا فِيهَا مِن كُلِّ زَوْجٍ كَرِيمٍ

Saheeh InternationalDid they not look at the earth - how much We have produced therein from every noble kind

Diyanet İşleri MealiYeryüzüne bakmazlar mı? Orada, bitkilerden nice güzel çiftler yetiştirmişizdir

Ali BulaçYeryüzünde bir bakmadılar mı ki, Biz onda her güzel (kerim) çiftten nice ürünler bitirdik

26:8
إِنَّ فِى ذَٲلِكَ لَأَيَةً‌ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ

Saheeh InternationalIndeed in that is a sign, but most of them were not to be believers

Diyanet İşleri MealiŞüphesiz bunlarda Allah'ın kudretine işaret vardır, ama çoğu inanmazlar

Ali BulaçŞüphesiz, bunda bir ayet vardır; ancak onların çoğu mü'min değildirler

26:9 📚 1
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful

Diyanet İşleri MealiRabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir

Ali BulaçŞüphesiz, senin Rabbin, gerçekten O, üstün ve güçlüdür, merhamet sahibidir

26:10
وَإِذْ نَادَىٰ رَبُّكَ مُوسَىٰٓ أَنِ ٱئْتِ ٱلْقَوْمَ ٱلظَّـٰلِمِينَ

Saheeh InternationalAnd [mention] when your Lord called Moses, [saying], "Go to the wrongdoing people

Diyanet İşleri MealiRabbin Musa'ya: "Haksızlık eden millete, Firavun'un milletine git" diye nida etmişti. "Haksızlıktan sakınmazlar mı

Ali BulaçHani senin Rabbin, Musa'ya seslenmişti: "Zulmetmekte olan kavme git

26:11 📚 1
قَوْمَ فِرْعَوْنَ‌ۚ أَلَا يَتَّقُونَ

Saheeh InternationalThe people of Pharaoh. Will they not fear Allah

Diyanet İşleri MealiRabbin Musa'ya: "Haksızlık eden millete, Firavun'un milletine git" diye nida etmişti. "Haksızlıktan sakınmazlar mı

Ali BulaçFiravun'un kavmine, hala sakınmıyorlar mı

26:12
قَالَ رَبِّ إِنِّىٓ أَخَافُ أَن يُكَذِّبُونِ

Saheeh InternationalHe said, "My Lord, indeed I fear that they will deny me

Diyanet İşleri MealiMusa: "Rabbim! Doğrusu beni yalanlamalarından korkuyorum; göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor. Onun için Harun'a da elçilik ver. Onların bana isnat ettikleri bir suç da vardır. Beni öldürmelerinden korkuyorum" demişti

Ali BulaçDedi ki: "Rabbim, gerçekten ben, onların beni yalanlamalarından korkuyorum

26:13
وَيَضِيقُ صَدْرِى وَلَا يَنطَلِقُ لِسَانِى فَأَرْسِلْ إِلَىٰ هَـٰرُونَ

Saheeh InternationalAnd that my breast will tighten and my tongue will not be fluent, so send for Aaron

Diyanet İşleri MealiMusa: "Rabbim! Doğrusu beni yalanlamalarından korkuyorum; göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor. Onun için Harun'a da elçilik ver. Onların bana isnat ettikleri bir suç da vardır. Beni öldürmelerinden korkuyorum" demişti

Ali BulaçGöğsüm sıkışıyor, dilim dönmüyor; bundan dolayı Harun'a da (elçilik görevini bildirmesi için Cibril'i) gönder

26:14
وَلَهُمْ عَلَىَّ ذَنۢبٌ فَأَخَافُ أَن يَقْتُلُونِ

Saheeh InternationalAnd they have upon me a [claim due to] sin, so I fear that they will kill me

Diyanet İşleri MealiMusa: "Rabbim! Doğrusu beni yalanlamalarından korkuyorum; göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor. Onun için Harun'a da elçilik ver. Onların bana isnat ettikleri bir suç da vardır. Beni öldürmelerinden korkuyorum" demişti

Ali BulaçÜstelik, onların bana karşı (davasını savunacakları bir cinayet) suçu(m) var; bundan dolayı beni öldürmelerinden korkuyorum

26:15
قَالَ كَلَّا‌ۖ فَٱذْهَبَا بِـَٔـايَـٰتِنَآ‌ۖ إِنَّا مَعَكُم مُّسْتَمِعُونَ

Saheeh International[Allah] said, "No. Go both of you with Our signs; indeed, We are with you, listening

Diyanet İşleri MealiAllah: "Hayır; ikiniz mucizelerimizle gidiniz. Doğrusu Biz sizinle beraber dinlemekteyiz. Firavun'a varınız: "Biz şüphesiz alemlerin Rabbinin elçisiyiz; İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, deyiniz" demişti

Ali Bulaç(Allah:) "Hayır," dedi. "İkiniz de ayetlerimle gidin, şüphesiz sizinle birlikteyiz (ve) işitmekteyiz

26:16
فَأْتِيَا فِرْعَوْنَ فَقُولَآ إِنَّا رَسُولُ رَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ

Saheeh InternationalGo to Pharaoh and say, 'We are the messengers of the Lord of the worlds

Diyanet İşleri MealiAllah: "Hayır; ikiniz mucizelerimizle gidiniz. Doğrusu Biz sizinle beraber dinlemekteyiz. Firavun'a varınız: "Biz şüphesiz alemlerin Rabbinin elçisiyiz; İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, deyiniz" demişti

Ali BulaçGecikmeksizin Firavun'a giderek deyin ki: Gerçekten biz, alemlerin Rabbinin elçisiyiz

26:17
أَنْ أَرْسِلْ مَعَنَا بَنِىٓ إِسْرَٲٓءِيلَ

Saheeh International[Commanded to say], "Send with us the Children of Israel

Diyanet İşleri MealiAllah: "Hayır; ikiniz mucizelerimizle gidiniz. Doğrusu Biz sizinle beraber dinlemekteyiz. Firavun'a varınız: "Biz şüphesiz alemlerin Rabbinin elçisiyiz; İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, deyiniz" demişti

Ali Bulaçİsrailoğulları'nı bizimle birlikte göndermen için (sana geldik)

26:18
قَالَ أَلَمْ نُرَبِّكَ فِينَا وَلِيدًا وَلَبِثْتَ فِينَا مِنْ عُمُرِكَ سِنِينَ

Saheeh International[Pharaoh] said, "Did we not raise you among us as a child, and you remained among us for years of your life

Diyanet İşleri MealiFiravun Musa'ya: "Biz seni çocukken yanımıza alıp büyütmedik mi? Hayatının birçok yıllarını aramızda geçirmedin mi? Sonunda yapacağını da yaptın. Sen nankörün birisin" dedi

Ali Bulaç(Gittiler ve Firavun:) Dedi ki: "Biz seni içimizde daha çocukken yetiştirip büyütmedik mi? Sen ömrünün nice yıllarını aramızda geçirmedin mi

26:19
وَفَعَلْتَ فَعْلَتَكَ ٱلَّتِى فَعَلْتَ وَأَنتَ مِنَ ٱلْكَـٰفِرِينَ

Saheeh InternationalAnd [then] you did your deed which you did, and you were of the ungrateful

Diyanet İşleri MealiFiravun Musa'ya: "Biz seni çocukken yanımıza alıp büyütmedik mi? Hayatının birçok yıllarını aramızda geçirmedin mi? Sonunda yapacağını da yaptın. Sen nankörün birisin" dedi

Ali BulaçVe sen, yapacağın işi (cinayeti) de işledin; sen nankörlerdensin

26:20
قَالَ فَعَلْتُهَآ إِذًا وَأَنَا۟ مِنَ ٱلضَّآلِّينَ

Saheeh International[Moses] said, "I did it, then, while I was of those astray

Diyanet İşleri MealiMusa: "O işi kasden yaptımsa sapıklardan biri sayılırım. Bu yüzden sizden korkunca aranızdan kaçtım. Sonra, Rabbim bana hikmet verip, beni peygamber yaptı. Başıma kaktığın bu nimet, İsrailoğullarını kendine köle ettiğinden ötürüdür" dedi

Ali Bulaç(Musa) Dedi ki: "Ben onu yaptığım zaman şaşkınlardandım

26:21
فَفَرَرْتُ مِنكُمْ لَمَّا خِفْتُكُمْ فَوَهَبَ لِى رَبِّى حُكْمًا وَجَعَلَنِى مِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ

Saheeh InternationalSo I fled from you when I feared you. Then my Lord granted me wisdom and prophethood and appointed me [as one] of the messengers

Diyanet İşleri MealiMusa: "O işi kasden yaptımsa sapıklardan biri sayılırım. Bu yüzden sizden korkunca aranızdan kaçtım. Sonra, Rabbim bana hikmet verip, beni peygamber yaptı. Başıma kaktığın bu nimet, İsrailoğullarını kendine köle ettiğinden ötürüdür" dedi

Ali BulaçSizden korkunca da hemen aranızdan kaçtım; sonra Rabbim bana hüküm (ve hikmet) verdi ve beni gönderilen (elçilerden) kıldı

26:22
وَتِلْكَ نِعْمَةٌ تَمُنُّهَا عَلَىَّ أَنْ عَبَّدتَّ بَنِىٓ إِسْرَٲٓءِيلَ

Saheeh InternationalAnd is this a favor of which you remind me - that you have enslaved the Children of Israel

Diyanet İşleri MealiMusa: "O işi kasden yaptımsa sapıklardan biri sayılırım. Bu yüzden sizden korkunca aranızdan kaçtım. Sonra, Rabbim bana hikmet verip, beni peygamber yaptı. Başıma kaktığın bu nimet, İsrailoğullarını kendine köle ettiğinden ötürüdür" dedi

Ali BulaçBana karşı lütuf-dediğin nimet de, İsrailoğulları'nı köle kılmandan dolayıdır

26:23
قَالَ فِرْعَوْنُ وَمَا رَبُّ ٱلْعَـٰلَمِينَ

Saheeh InternationalSaid Pharaoh, "And what is the Lord of the worlds

Diyanet İşleri MealiFiravun: "Alemlerin Rabbi de nedir?" dedi

Ali BulaçFiravun dedi ki: "Alemlerin Rabbi nedir

26:24 📚 1
قَالَ رَبُّ ٱلسَّمَـٰوَٲتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَآ‌ۖ إِن كُنتُم مُّوقِنِينَ

Saheeh International[Moses] said, "The Lord of the heavens and earth and that between them, if you should be convinced

Diyanet İşleri MealiMusa: "Kesin olarak inanacaksanız, bilin ki O göklerin, yerin ve ikisinin arasında bulunanların Rabbidir" dedi

Ali BulaçDedi ki: "Göklerin, yerin ve bu ikisi arasında olan herşeyin Rabbidir. Eğer 'kesin bilgiyle inanıyorsanız' (böyledir)

26:25
قَالَ لِمَنْ حَوْلَهُۥٓ أَلَا تَسْتَمِعُونَ

Saheeh International[Pharaoh] said to those around him, "Do you not hear

Diyanet İşleri MealiYanında bulunanlara: "İşitmiyor musunuz?" dedi

Ali BulaçÇevresindekilere dedi ki: "İşitiyor musunuz

26:26
قَالَ رَبُّكُمْ وَرَبُّ ءَابَآئِكُمُ ٱلْأَوَّلِينَ

Saheeh International[Moses] said, "Your Lord and the Lord of your first forefathers

Diyanet İşleri MealiO sizin de Rabbiniz, önce geçmiş atalarınızın da Rabbidir" dedi

Ali Bulaç(Musa:) Dedi ki: "O sizin de Rabbiniz, geçmişteki atalarınızın da Rabbidir

26:27 📚 1
قَالَ إِنَّ رَسُولَكُمُ ٱلَّذِىٓ أُرْسِلَ إِلَيْكُمْ لَمَجْنُونٌ

Saheeh International[Pharaoh] said, "Indeed, your 'messenger' who has been sent to you is mad

Diyanet İşleri MealiFiravun, çevresindekilere: "Size gönderilen peygamberiniz şüphesiz delidir" dedi

Ali Bulaç(Firavun) Dedi ki: "Şüphesiz size gönderilmiş bulunan elçiniz, gerçekten bir delidir

26:28
قَالَ رَبُّ ٱلْمَشْرِقِ وَٱلْمَغْرِبِ وَمَا بَيْنَهُمَآ‌ۖ إِن كُنتُمْ تَعْقِلُونَ

Saheeh International[Moses] said, "Lord of the east and the west and that between them, if you were to reason

Diyanet İşleri MealiMusa: "Eğer akledebilen kimselerseniz bilin ki O, doğunun, batının ve ikisinin arasında bulunanların Rabbidir" dedi

Ali BulaçEğer aklınızı kullanabiliyorsanız, O, doğunun da, batının da ve bunlar arasında olan herşeyin de Rabbidir" dedi (Musa)

26:29
قَالَ لَئِنِ ٱتَّخَذْتَ إِلَـٰهًا غَيْرِى لَأَجْعَلَنَّكَ مِنَ ٱلْمَسْجُونِينَ

Saheeh International[Pharaoh] said, "If you take a god other than me, I will surely place you among those imprisoned

Diyanet İşleri MealiFiravun: "Benden başkasını tanrı edinirsen, and olsun ki seni zindanlık ederim" dedi

Ali Bulaç(Firavun) dedi ki: "Andolsun, benim dışımda bir ilah edinecek olursan, seni mutlaka hapse atacağım

26:30
قَالَ أَوَلَوْ جِئْتُكَ بِشَىْءٍ مُّبِينٍ

Saheeh International[Moses] said, "Even if I brought you proof manifest

Diyanet İşleri MealiMusa: "Sana apaçık bir şey getirmiş isem de mi?" dedi

Ali Bulaç(Musa) Dedi ki: "Sana apaçık bir şey getirmiş olsam da mı

26:31
قَالَ فَأْتِ بِهِۦٓ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّـٰدِقِينَ

Saheeh International[Pharaoh] said, "Then bring it, if you should be of the truthful

Diyanet İşleri MealiFiravun: "Doğru sözlülerden isen haydi getir" dedi

Ali Bulaç(Firavun) Dedi ki: "Eğer doğru sözlü isen, onu getir

26:32
فَأَلْقَىٰ عَصَاهُ فَإِذَا هِىَ ثُعْبَانٌ مُّبِينٌ

Saheeh InternationalSo [Moses] threw his staff, and suddenly it was a serpent manifest

Diyanet İşleri MealiBunun üzerine Musa değneğini attı, besbelli bir yılan oluverdi

Ali BulaçBunun üzerine asasını bırakıverdi, bir de (ne görsünler) o, açıkça bir ejderha oluverdi

26:33
وَنَزَعَ يَدَهُۥ فَإِذَا هِىَ بَيْضَآءُ لِلنَّـٰظِرِينَ

Saheeh InternationalAnd he drew out his hand; thereupon it was white for the observers

Diyanet İşleri MealiElini çıkardı, bakanlara bembeyaz göründü

Ali BulaçElini de çekip çıkardı, bir de (ne görsün) o, bakanlar için 'parlayıp aydınlanıvermiş

26:34
قَالَ لِلْمَلَإِ حَوْلَهُۥٓ إِنَّ هَـٰذَا لَسَـٰحِرٌ عَلِيمٌ

Saheeh International[Pharaoh] said to the eminent ones around him, "Indeed, this is a learned magician

Diyanet İşleri MealiFiravun çevresinde bulunan ileri gelenlere: "Doğrusu bu bilgin bir sihirbaz; sizi sihirle yurdunuzdan çıkarmak istiyor; ne buyurursunuz?" dedi

Ali Bulaç(Firavun,) Çevresindeki önde gelenlere: "Bu” dedi, "Doğrusu bilgin bir büyücüdür

26:35
يُرِيدُ أَن يُخْرِجَكُم مِّنْ أَرْضِكُم بِسِحْرِهِۦ فَمَاذَا تَأْمُرُونَ

Saheeh InternationalHe wants to drive you out of your land by his magic, so what do you advise

Diyanet İşleri MealiFiravun çevresinde bulunan ileri gelenlere: "Doğrusu bu bilgin bir sihirbaz; sizi sihirle yurdunuzdan çıkarmak istiyor; ne buyurursunuz?" dedi

Ali BulaçBüyüsüyle sizi yurdunuzdan sürüp çıkarmak istiyor; ne buyurursunuz

26:36
قَالُوٓاْ أَرْجِهْ وَأَخَاهُ وَٱبْعَثْ فِى ٱلْمَدَآئِنِ حَـٰشِرِينَ

Saheeh InternationalThey said, "Postpone [the matter of] him and his brother and send among the cities gatherers

Diyanet İşleri MealiOnu ve kardeşini alıkoy, şehirlere, sana bütün bilgin sihirbazları getirecek toplayıcılar gönder" dediler

Ali BulaçDediler ki: "Bunu ve kardeşini oyala, şehirlere de toplayıcılar gönder

26:37
يَأْتُوكَ بِكُلِّ سَحَّارٍ عَلِيمٍ

Saheeh InternationalWho will bring you every learned, skilled magician

Diyanet İşleri MealiOnu ve kardeşini alıkoy, şehirlere, sana bütün bilgin sihirbazları getirecek toplayıcılar gönder" dediler

Ali BulaçBütün uzman-bilgin büyücüleri sana getirsinler

26:38
فَجُمِعَ ٱلسَّحَرَةُ لِمِيقَـٰتِ يَوْمٍ مَّعْلُومٍ

Saheeh InternationalSo the magicians were assembled for the appointment of a well-known day

Diyanet İşleri MealiSihirbazlar, belirli bir günün bildirilen vaktinde toplandılar

Ali BulaçBöylelikle büyücüler, bilinen bir günün belli vaktinde biraraya getirildi

26:39
وَقِيلَ لِلنَّاسِ هَلْ أَنتُم مُّجْتَمِعُونَ

Saheeh InternationalAnd it was said to the people, "Will you congregate

Diyanet İşleri Mealiİnsanlara: "Siz de toplanır mısınız?" denildi

Ali BulaçVe insanlara da: "Siz de toplanıyor musunuz? dendi

26:40
لَعَلَّنَا نَتَّبِعُ ٱلسَّحَرَةَ إِن كَانُواْ هُمُ ٱلْغَـٰلِبِينَ

Saheeh InternationalThat we might follow the magicians if they are the predominant

Diyanet İşleri MealiSihirbazlar üstün gelirlerse biz de onlara uyarız" dediler

Ali BulaçUmarız ki, eğer galip gelirse biz de büyücülere uyarız

26:41
فَلَمَّا جَآءَ ٱلسَّحَرَةُ قَالُواْ لِفِرْعَوْنَ أَئِنَّ لَنَا لَأَجْرًا إِن كُنَّا نَحْنُ ٱلْغَـٰلِبِينَ

Saheeh InternationalAnd when the magicians arrived, they said to Pharaoh, "Is there indeed for us a reward if we are the predominant

Diyanet İşleri MealiSihirbazlar geldiklerinde, Firavun'a; "Biz üstün gelirsek, şüphesiz bize bir ücret vardır değil mi?" dediler

Ali BulaçBüyücüler geldiklerinde, Firavun'a: "Şayet biz galip gelirsek, bize bir ücret var gerçekten, değil mi?" dediler

26:42
قَالَ نَعَمْ وَإِنَّكُمْ إِذًا لَّمِنَ ٱلْمُقَرَّبِينَ

Saheeh InternationalHe said, "Yes, and indeed, you will then be of those near [to me]

Diyanet İşleri MealiFiravun: "Evet; o takdirde siz gözde kimselerden olacaksınız" dedi

Ali BulaçEvet" dedi. "Üstelik şüphesiz siz en yakın(larım) kılınanlardan olacaksınız

26:43
قَالَ لَهُم مُّوسَىٰٓ أَلْقُواْ مَآ أَنتُم مُّلْقُونَ

Saheeh InternationalMoses said to them, "Throw whatever you will throw

Diyanet İşleri MealiMusa onlara: "Ne atacaksanız atın" dedi

Ali BulaçMusa onlara dedi ki: "Atacağınızı atın

26:44
فَأَلْقَوْاْ حِبَالَهُمْ وَعِصِيَّهُمْ وَقَالُواْ بِعِزَّةِ فِرْعَوْنَ إِنَّا لَنَحْنُ ٱلْغَـٰلِبُونَ

Saheeh InternationalSo they threw their ropes and their staffs and said, "By the might of Pharaoh, indeed it is we who are predominant

Diyanet İşleri MealiOnlar da iplerini ve değneklerini attılar ve: "Firavun hakkı için, şüphesiz, biz üstün geleceğiz" dediler

Ali BulaçOnlar da, iplerini ve asalarını atıverdiler ve: "Firavun'un üstünlüğü adına, hiç tartışmasız, üstün olanlar gerçekten bizleriz" dediler

26:45
فَأَلْقَىٰ مُوسَىٰ عَصَاهُ فَإِذَا هِىَ تَلْقَفُ مَا يَأْفِكُونَ

Saheeh InternationalThen Moses threw his staff, and at once it devoured what they falsified

Diyanet İşleri MealiBunun üzerine Musa değneğini attı; onların uydurduklarını yutmağa başlayıverdi

Ali BulaçBöylelikle Musa da asasını bırakıverdi, bir de (ne görsünler) o, uydurmakta olduklarını yutuveriyor

26:46
فَأُلْقِىَ ٱلسَّحَرَةُ سَـٰجِدِينَ

Saheeh InternationalSo the magicians fell down in prostration [to Allah]

Diyanet İşleri MealiBunu gören sihirbazlar secdeye kapanarak: "Alemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine inandık" dediler

Ali BulaçAnında büyücüler secdeye kapandılar

26:47
قَالُوٓاْ ءَامَنَّا بِرَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ

Saheeh InternationalThey said, "We have believed in the Lord of the worlds

Diyanet İşleri MealiBunu gören sihirbazlar secdeye kapanarak: "Alemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine inandık" dediler

Ali Bulaç(Ve:) "Alemlerin Rabbine iman ettik" dediler

26:48
رَبِّ مُوسَىٰ وَهَـٰرُونَ

Saheeh InternationalThe Lord of Moses and Aaron

Diyanet İşleri MealiBunu gören sihirbazlar secdeye kapanarak: "Alemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine inandık" dediler

Ali BulaçMusa'nın ve Harun'un Rabbine

26:49
قَالَ ءَامَنتُمْ لَهُۥ قَبْلَ أَنْ ءَاذَنَ لَكُمْ‌ۖ إِنَّهُۥ لَكَبِيرُكُمُ ٱلَّذِى عَلَّمَكُمُ ٱلسِّحْرَ فَلَسَوْفَ تَعْلَمُونَ‌ۚ لَأُقَطِّعَنَّ أَيْدِيَكُمْ وَأَرْجُلَكُم مِّنْ خِلَـٰفٍ وَلَأُصَلِّبَنَّكُمْ أَجْمَعِينَ

Saheeh International[Pharaoh] said, "You believed Moses before I gave you permission. Indeed, he is your leader who has taught you magic, but you are going to know. I will surely cut off your hands and your feet on opposite sides, and I will surely crucify you all

Diyanet İşleri MealiFiravun: "Ben size izin vermeden ona iman mı ettiniz? Muhakkak ki o, size sihri öğreten büyüğünüzdür. Şimdi bileceksiniz; ellerinizi ayaklarınızı, and olsun, çaprazlama kestireceğim, hepinizi astıracağım" dedi

Ali Bulaç(Firavun) Dedi ki: "Ona, ben size izin vermeden önce mi inandınız? Şüphesiz, o, size büyüyü öğreten büyüğünüzdür; öyleyse yakında bileceksiniz. Şüphesiz ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim ve sizin hepinizi gerçekten asıp-sallandıracağım

26:50
قَالُواْ لَا ضَيْرَ‌ۖ إِنَّآ إِلَىٰ رَبِّنَا مُنقَلِبُونَ

Saheeh InternationalThey said, "No harm. Indeed, to our Lord we will return

Diyanet İşleri Mealiİman eden sihirbazlar: "Zararı yok, biz şüphesiz Rabbimize doneceğiz; inananların ilki olmamızdan ötürü, Rabbimizin kusurlarımızı bize bağışlayacağını umarız" dediler

Ali BulaçHiç zararı yok" dediler. "Çünkü biz gerçekten Rabbimiz'e dönücüleriz

26:51 📚 1
إِنَّا نَطْمَعُ أَن يَغْفِرَ لَنَا رَبُّنَا خَطَـٰيَـٰنَآ أَن كُنَّآ أَوَّلَ ٱلْمُؤْمِنِينَ

Saheeh InternationalIndeed, we aspire that our Lord will forgive us our sins because we were the first of the believers

Diyanet İşleri Mealiİman eden sihirbazlar: "Zararı yok, biz şüphesiz Rabbimize doneceğiz; inananların ilki olmamızdan ötürü, Rabbimizin kusurlarımızı bize bağışlayacağını umarız" dediler

Ali BulaçDoğrusu biz, iman edenlerin ilki olduğumuzdan dolayı Rabbimiz'in bizim hatalarımızı bağışlayacağını umuyoruz

26:52
۞ وَأَوْحَيْنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰٓ أَنْ أَسْرِ بِعِبَادِىٓ إِنَّكُم مُّتَّبَعُونَ

Saheeh InternationalAnd We inspired to Moses, "Travel by night with My servants; indeed, you will be pursued

Diyanet İşleri MealiBiz Musa'ya: "Kullarımı geceleyin yola çıkar; şüphesiz takip edileceksiniz" diye vahyettik

Ali BulaçMusa'ya: "Kullarımı gece yürüyüşe geçir, çünkü izleneceksiniz" diye vahyettik

26:53
فَأَرْسَلَ فِرْعَوْنُ فِى ٱلْمَدَآئِنِ حَـٰشِرِينَ

Saheeh InternationalThen Pharaoh sent among the cities gatherers

Diyanet İşleri MealiBu arada Firavun şehirlere, "Doğrusu bunlar bizi öfkelendiren döküntü azınlıklardır; hepimiz tedbirli olmalıyız" diyen münadiler gönderdi

Ali BulaçBunun üzerine Firavun şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi

26:54
إِنَّ هَـٰٓؤُلَآءِ لَشِرْذِمَةٌ قَلِيلُونَ

Saheeh International[And said], "Indeed, those are but a small band

Diyanet İşleri MealiBu arada Firavun şehirlere, "Doğrusu bunlar bizi öfkelendiren döküntü azınlıklardır; hepimiz tedbirli olmalıyız" diyen münadiler gönderdi

Ali BulaçGerçek şu ki bunlar azınlık olan bir topluluktur

26:55
وَإِنَّهُمْ لَنَا لَغَآئِظُونَ

Saheeh InternationalAnd indeed, they are enraging us

Diyanet İşleri MealiBu arada Firavun şehirlere, "Doğrusu bunlar bizi öfkelendiren döküntü azınlıklardır; hepimiz tedbirli olmalıyız" diyen münadiler gönderdi

Ali BulaçVe elbette bize karşı da büyük bir öfke beslemektedirler

26:56
وَإِنَّا لَجَمِيعٌ حَـٰذِرُونَ

Saheeh InternationalAnd indeed, we are a cautious society

Diyanet İşleri MealiBu arada Firavun şehirlere, "Doğrusu bunlar bizi öfkelendiren döküntü azınlıklardır; hepimiz tedbirli olmalıyız" diyen münadiler gönderdi

Ali BulaçBiz ise uyanık bir toplumuz" (dedi)

26:57
فَأَخْرَجْنَـٰهُم مِّن جَنَّـٰتٍ وَعُيُونٍ

Saheeh InternationalSo We removed them from gardens and springs

Diyanet İşleri MealiAma biz Firavun ve adamlarını bahçelerden, pınar başlarından, hazinelerden ve şerefli makamlardan çıkardık. Böylece oralara İsrailoğullarını mirasçı kıldık

Ali BulaçBöylelikle Biz onları (Firavun ve kavmini) bahçelerden ve pınarlardan sürüp çıkardık

26:58
وَكُنُوزٍ وَمَقَامٍ كَرِيمٍ

Saheeh InternationalAnd treasures and honorable station

Diyanet İşleri MealiAma biz Firavun ve adamlarını bahçelerden, pınar başlarından, hazinelerden ve şerefli makamlardan çıkardık. Böylece oralara İsrailoğullarını mirasçı kıldık

Ali BulaçHazinelerden ve soylu makam(lar)dan da

26:59
كَذَٲلِكَ وَأَوْرَثْنَـٰهَا بَنِىٓ إِسْرَٲٓءِيلَ

Saheeh InternationalThus. And We caused to inherit it the Children of Israel

Diyanet İşleri MealiAma biz Firavun ve adamlarını bahçelerden, pınar başlarından, hazinelerden ve şerefli makamlardan çıkardık. Böylece oralara İsrailoğullarını mirasçı kıldık

Ali Bulaçİşte böyle; bunlara İsrailoğulları'nı mirasçı kıldık

26:60
فَأَتْبَعُوهُم مُّشْرِقِينَ

Saheeh InternationalSo they pursued them at sunrise

Diyanet İşleri MealiFiravun ve adamları güneş üzerlerine doğarken onların ardına düştüler

Ali BulaçBöylece (Firavun ve ordusu) güneşin doğuş vakti onları izlemeye koyuldular

26:61
فَلَمَّا تَرَٲٓءَا ٱلْجَمْعَانِ قَالَ أَصْحَـٰبُ مُوسَىٰٓ إِنَّا لَمُدْرَكُونَ

Saheeh InternationalAnd when the two companies saw one another, the companions of Moses said, "Indeed, we are to be overtaken

Diyanet İşleri Mealiİki topluluk birbirini gördüğünde, Musa'nın adamları: "İşte yakalandık" dediler

Ali Bulaçİki topluluk birbirini gördükleri zaman Musa'nın adamları: "Gerçekten yakalandık" dediler

26:62
قَالَ كَلَّآ‌ۖ إِنَّ مَعِىَ رَبِّى سَيَهْدِينِ

Saheeh International[Moses] said, "No! Indeed, with me is my Lord; He will guide me

Diyanet İşleri MealiMusa: "Hayır; Rabbim benimle beraberdir, bana elbette yol gösterecektir" dedi

Ali Bulaç(Musa:) "Hayır" dedi. "Şüphesiz Rabbim, benimle beraberdir; bana yol gösterecektir

26:63
فَأَوْحَيْنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰٓ أَنِ ٱضْرِب بِّعَصَاكَ ٱلْبَحْرَ‌ۖ فَٱنفَلَقَ فَكَانَ كُلُّ فِرْقٍ كَٱلطَّوْدِ ٱلْعَظِيمِ

Saheeh InternationalThen We inspired to Moses, "Strike with your staff the sea," and it parted, and each portion was like a great towering mountain

Diyanet İşleri MealiBunun üzerine Biz Musa'ya: "Değneğinle denize vur" diye vahyettik. Hemen deniz ikiye ayrıldı, her parçası yüce bir dağ gibiydi

Ali BulaçBunun üzerine Musa'ya: "Asanla denize vur" diye vahyettik. (Vurdu ve) Deniz hemencecik yarılıverdi de her parçası kocaman bir dağ gibi oldu

26:64 📚 1
وَأَزْلَفْنَا ثَمَّ ٱلْأَخَرِينَ

Saheeh InternationalAnd We advanced thereto the pursuers

Diyanet İşleri Mealiİşte oraya, geridekileri de yaklaştırdık

Ali BulaçÖtekileri de buraya yaklaştırdık

26:65
وَأَنجَيْنَا مُوسَىٰ وَمَن مَّعَهُۥٓ أَجْمَعِينَ

Saheeh InternationalAnd We saved Moses and those with him, all together

Diyanet İşleri MealiMusa ve beraberinde bulunanların hepsini kurtardık

Ali BulaçMusa'yı ve onunla birlikte olanların hepsini kurtarmış olduk

26:66
ثُمَّ أَغْرَقْنَا ٱلْأَخَرِينَ

Saheeh InternationalThen We drowned the others

Diyanet İşleri MealiÖbürlerini suda boğduk

Ali BulaçSonra ötekileri suda boğduk

26:67
إِنَّ فِى ذَٲلِكَ لَأَيَةً‌ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ

Saheeh InternationalIndeed in that is a sign, but most of them were not to be believers

Diyanet İşleri MealiBunda şüphesiz ders vardır, ama çoğu inanmamıştır

Ali BulaçŞüphesiz, bunda bir ayet vardır. Ama onların çoğu iman etmiş değildirler

26:68 📚 1
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful

Diyanet İşleri MealiDoğrusu Rabbin, güçlü olandır, merhamet edendir

Ali BulaçVe hiç şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir

26:69
وَٱتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَأَ إِبْرَٲهِيمَ

Saheeh InternationalAnd recite to them the news of Abraham

Diyanet İşleri MealiOnlara İbrahim'in kıssasını anlat

Ali BulaçOnlara İbrahim'in haberini de aktar-oku

26:70 📚 1
إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِۦ مَا تَعْبُدُونَ

Saheeh InternationalWhen he said to his father and his people, "What do you worship

Diyanet İşleri Mealiİbrahim, babasına ve milletine: "Nelere tapıyorsunuz?" demişti

Ali BulaçHani, babasına ve kavmine: "Siz neye kulluk ediyorsunuz?" demişti

26:71
قَالُواْ نَعْبُدُ أَصْنَامًا فَنَظَلُّ لَهَا عَـٰكِفِينَ

Saheeh InternationalThey said, "We worship idols and remain to them devoted

Diyanet İşleri MealiPutlara tapıyoruz, onlara bağlanıp duruyoruz" demişlerdi

Ali BulaçDemişlerdi ki: "Putlara tapıyoruz, bunun için sürekli onların önünde bel büküp eğiliyoruz

26:72 📚 1
قَالَ هَلْ يَسْمَعُونَكُمْ إِذْ تَدْعُونَ

Saheeh InternationalHe said, "Do they hear you when you supplicate

Diyanet İşleri Mealiİbrahim: "Çağırdığınız zaman sizi duyarlar veya size bir fayda ve zarar verirler mi?" demişti

Ali BulaçDedi ki: "Peki, dua ettiğiniz zaman onlar sizi işitiyorlar mı

26:73 📚 1
أَوْ يَنفَعُونَكُمْ أَوْ يَضُرُّونَ

Saheeh InternationalOr do they benefit you, or do they harm

Diyanet İşleri Mealiİbrahim: "Çağırdığınız zaman sizi duyarlar veya size bir fayda ve zarar verirler mi?" demişti

Ali BulaçYa da size bir yararları veya zararları dokunuyor mu

26:74
قَالُواْ بَلْ وَجَدْنَآ ءَابَآءَنَا كَذَٲلِكَ يَفْعَلُونَ

Saheeh InternationalThey said, "But we found our fathers doing thus

Diyanet İşleri MealiHayır ama, babalarımızı da bu şekilde ibadet ederken bulduk" demişlerdi

Ali BulaçHayır" dediler. "Biz atalarımızı böyle yaparlarken bulduk

26:75
قَالَ أَفَرَءَيْتُم مَّا كُنتُمْ تَعْبُدُونَ

Saheeh InternationalHe said, "Then do you see what you have been worshipping

Diyanet İşleri Mealiİbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat

Ali Bulaç(İbrahim) Dedi ki: "Şimdi, neye tapmakta olduğunuzu gördünüz mü

26:76
أَنتُمْ وَءَابَآؤُكُمُ ٱلْأَقْدَمُونَ

Saheeh InternationalYou and your ancient forefathers

Diyanet İşleri Mealiİbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat

Ali BulaçHem siz, hem de eski atalarınız

26:77
فَإِنَّهُمْ عَدُوٌّ لِّىٓ إِلَّا رَبَّ ٱلْعَـٰلَمِينَ

Saheeh InternationalIndeed, they are enemies to me, except the Lord of the worlds

Diyanet İşleri Mealiİbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat

Ali Bulaçİşte bunlar, gerçekten benim düşmanımdır; yalnızca alemlerin Rabbi hariç

26:78 📚 7
ٱلَّذِى خَلَقَنِى فَهُوَ يَهْدِينِ

Saheeh InternationalWho created me, and He [it is who] guides me

Diyanet İşleri Mealiİbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat

Ali BulaçKi beni yaratan ve bana hidayet veren O'dur

26:79 📚 4
وَٱلَّذِى هُوَ يُطْعِمُنِى وَيَسْقِينِ

Saheeh InternationalAnd it is He who feeds me and gives me drink

Diyanet İşleri Mealiİbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat

Ali BulaçBana yediren ve içiren O'dur

26:80 📚 7
وَإِذَا مَرِضْتُ فَهُوَ يَشْفِينِ

Saheeh InternationalAnd when I am ill, it is He who cures me

Diyanet İşleri Mealiİbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat

Ali BulaçHastalandığım zaman bana şifa veren O'dur

26:81 📚 3
وَٱلَّذِى يُمِيتُنِى ثُمَّ يُحْيِينِ

Saheeh InternationalAnd who will cause me to die and then bring me to life

Diyanet İşleri Mealiİbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat

Ali BulaçBeni öldürecek, sonra diriltecek olan da O'dur

26:82
وَٱلَّذِىٓ أَطْمَعُ أَن يَغْفِرَ لِى خَطِيٓــَٔتِى يَوْمَ ٱلدِّينِ

Saheeh InternationalAnd who I aspire that He will forgive me my sin on the Day of Recompense

Diyanet İşleri Mealiİbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat

Ali BulaçDin (ceza) günü hatalarımı bağışlayacağını umduğum da O'dur

26:83
رَبِّ هَبْ لِى حُكْمًا وَأَلْحِقْنِى بِٱلصَّـٰلِحِينَ

Saheeh International[And he said], "My Lord, grant me authority and join me with the righteous

Diyanet İşleri Mealiİbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat

Ali BulaçRabbim, bana hüküm (ve hikmet) bağışla ve beni salih olanlara kat

26:84 📚 4
وَٱجْعَل لِّى لِسَانَ صِدْقٍ فِى ٱلْأَخِرِينَ

Saheeh InternationalAnd grant me a reputation of honor among later generations

Diyanet İşleri MealiSonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti

Ali BulaçSonra gelecekler arasında bana bir doğruluk dili (lisan-ı sıdk) ver

26:85 📚 1
وَٱجْعَلْنِى مِن وَرَثَةِ جَنَّةِ ٱلنَّعِيمِ

Saheeh InternationalAnd place me among the inheritors of the Garden of Pleasure

Diyanet İşleri MealiSonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti

Ali BulaçBeni nimetlerle-donatılmış cennetin mirasçılarından kıl

26:86 📚 2
وَٱغْفِرْ لِأَبِىٓ إِنَّهُۥ كَانَ مِنَ ٱلضَّآلِّينَ

Saheeh InternationalAnd forgive my father. Indeed, he has been of those astray

Diyanet İşleri MealiSonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti

Ali BulaçBabamı da bağışla, çünkü o şaşırıp sapanlardandır

26:87 📚 3
وَلَا تُخْزِنِى يَوْمَ يُبْعَثُونَ

Saheeh InternationalAnd do not disgrace me on the Day they are [all] resurrected

Diyanet İşleri MealiSonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti

Ali BulaçVe beni (insanların) diriltilecekleri gün küçük düşürme

26:88 📚 5
يَوْمَ لَا يَنفَعُ مَالٌ وَلَا بَنُونَ

Saheeh InternationalThe Day when there will not benefit [anyone] wealth or children

Diyanet İşleri MealiSonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti

Ali BulaçMalın da, çocukların da bir yarar sağlayamadığı günde

26:89 📚 14
إِلَّا مَنْ أَتَى ٱللَّهَ بِقَلْبٍ سَلِيمٍ

Saheeh InternationalBut only one who comes to Allah with a sound heart

Diyanet İşleri MealiSonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti

Ali BulaçAncak Allah'a selim bir kalp ile gelenler başka

26:90 📚 1
وَأُزْلِفَتِ ٱلْجَنَّةُ لِلْمُتَّقِينَ

Saheeh InternationalAnd Paradise will be brought near [that Day] to the righteous

Diyanet İşleri MealiO gün cennet Allah'a karşı gelmekten sakınanlara yaklaştırılır. Cehennem de azgınlara gösterilir

Ali Bulaç(O gün) Cennet takva sahiplerine yaklaştırılır

26:91 📚 1
وَبُرِّزَتِ ٱلْجَحِيمُ لِلْغَاوِينَ

Saheeh InternationalAnd Hellfire will be brought forth for the deviators

Diyanet İşleri MealiO gün cennet Allah'a karşı gelmekten sakınanlara yaklaştırılır. Cehennem de azgınlara gösterilir

Ali BulaçCehennem de azgınlar için sergilenir

26:92
وَقِيلَ لَهُمْ أَيْنَ مَا كُنتُمْ تَعْبُدُونَ

Saheeh InternationalAnd it will be said to them, "Where are those you used to worship

Diyanet İşleri MealiOnlara: "Allah'ı bırakıp taptıklarınız nerededir. Size yardım ediyorlar mı veya kendilerine yardımları dokunuyor mu?" denilir

Ali BulaçVe onlara: "Tapmakta olduklarınız nerede?" denilir

26:93
مِن دُونِ ٱللَّهِ هَلْ يَنصُرُونَكُمْ أَوْ يَنتَصِرُونَ

Saheeh InternationalOther than Allah? Can they help you or help themselves

Diyanet İşleri MealiOnlara: "Allah'ı bırakıp taptıklarınız nerededir. Size yardım ediyorlar mı veya kendilerine yardımları dokunuyor mu?" denilir

Ali BulaçAllah'ın dışında olan (ilah)lar; size yardımları dokunuyor mu, veya kendilerine yardımları oluyor mu

26:94
فَكُبْكِبُواْ فِيهَا هُمْ وَٱلْغَاوُۥنَ

Saheeh InternationalSo they will be overturned into Hellfire, they and the deviators

Diyanet İşleri MealiOnlar, azgınlar ve İblis'in adamları, hepsi, tepetakla oraya atılırlar

Ali BulaçArtık onlar ve azgınlar onun içine dökülüverilmiştir

26:95 📚 1
وَجُنُودُ إِبْلِيسَ أَجْمَعُونَ

Saheeh InternationalAnd the soldiers of Iblees, all together

Diyanet İşleri MealiOnlar, azgınlar ve İblis'in adamları, hepsi, tepetakla oraya atılırlar

Ali BulaçVe İblis'in bütün orduları da

26:96 📚 1
قَالُواْ وَهُمْ فِيهَا يَخْتَصِمُونَ

Saheeh InternationalThey will say while they dispute therein

Diyanet İşleri MealiOrada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler

Ali BulaçOrada birbirleriyle çekişip tartışarak derler ki

26:97
تَٱللَّهِ إِن كُنَّا لَفِى ضَلَـٰلٍ مُّبِينٍ

Saheeh InternationalBy Allah, we were indeed in manifest error

Diyanet İşleri MealiOrada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler

Ali BulaçAndolsun Allah'a, biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz

26:98
إِذْ نُسَوِّيكُم بِرَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ

Saheeh InternationalWhen we equated you with the Lord of the worlds

Diyanet İşleri MealiOrada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler

Ali BulaçÇünkü sizi (yalancı olanları) alemlerin Rabbiyle eşit tutuyorduk

26:99 📚 1
وَمَآ أَضَلَّنَآ إِلَّا ٱلْمُجْرِمُونَ

Saheeh InternationalAnd no one misguided us except the criminals

Diyanet İşleri MealiOrada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler

Ali BulaçBizi suçlu-günahkarlardan başka saptıran olmadı

26:100
فَمَا لَنَا مِن شَـٰفِعِينَ

Saheeh InternationalSo now we have no intercessors

Diyanet İşleri MealiOrada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler

Ali BulaçArtık bizim için ne bir şefaatçi var

26:101 📚 8
وَلَا صَدِيقٍ حَمِيمٍ

Saheeh InternationalAnd not a devoted friend

Diyanet İşleri MealiOrada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler

Ali BulaçNe de candan-yakın bir dost

26:102 📚 2
فَلَوْ أَنَّ لَنَا كَرَّةً فَنَكُونَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ

Saheeh InternationalThen if we only had a return [to the world] and could be of the believers

Diyanet İşleri MealiOrada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler

Ali BulaçBizim bir kere daha (dünyaya dönüşümüz mümkün) olsaydı da iman edenlerden olabilseydik

26:103
إِنَّ فِى ذَٲلِكَ لَأَيَةً‌ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ

Saheeh InternationalIndeed in that is a sign, but most of them were not to be believers

Diyanet İşleri MealiBunda şüphesiz bir ders vardır ama çoğu inanmamıştır

Ali BulaçGerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler

26:104 📚 1
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful

Diyanet İşleri MealiRabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir

Ali BulaçVe şüphesiz senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir

26:105 📚 1
كَذَّبَتْ قَوْمُ نُوحٍ ٱلْمُرْسَلِينَ

Saheeh InternationalThe people of Noah denied the messengers

Diyanet İşleri MealiNuh'un milleti peygamberlerini yalanladı

Ali BulaçNuh kavmi de gönderilen (peygamber)leri yalanladı

26:106
إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ نُوحٌ أَلَا تَتَّقُونَ

Saheeh InternationalWhen their brother Noah said to them, "Will you not fear Allah

Diyanet İşleri MealiKardeşleri Nuh, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin" dedi

Ali BulaçHani onlara kardeşleri Nuh: "Sakınmaz mısınız?" demişti

26:107 📚 2
إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ

Saheeh InternationalIndeed, I am to you a trustworthy messenger

Diyanet İşleri MealiKardeşleri Nuh, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin" dedi

Ali BulaçGerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim

26:108 📚 1
فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

Saheeh InternationalSo fear Allah and obey me

Diyanet İşleri MealiKardeşleri Nuh, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin" dedi

Ali BulaçArtık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin

26:109
وَمَآ أَسْــَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ‌ۖ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ

Saheeh InternationalAnd I do not ask you for it any payment. My payment is only from the Lord of the worlds

Diyanet İşleri MealiKardeşleri Nuh, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin" dedi

Ali BulaçBuna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir

26:110 📚 1
فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

Saheeh InternationalSo fear Allah and obey me

Diyanet İşleri MealiKardeşleri Nuh, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin" dedi

Ali BulaçArtık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin

26:111
۞ قَالُوٓاْ أَنُؤْمِنُ لَكَ وَٱتَّبَعَكَ ٱلْأَرْذَلُونَ

Saheeh InternationalThey said, "Should we believe you while you are followed by the lowest [class of people]

Diyanet İşleri MealiSana mı inanacağız? Sana en rezil kimseler uymaktadır" dediler

Ali BulaçDediler ki: "Sana, sıradan aşağılık insanlar uymuşken inanır mıyız

26:112
قَالَ وَمَا عِلْمِى بِمَا كَانُواْ يَعْمَلُونَ

Saheeh InternationalHe said, "And what is my knowledge of what they used to do

Diyanet İşleri MealiNuh: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur; hesabları Rabbime aittir, düşünsenize! Ben inananları kovacak değilim. Ben sadece açıkça uyarıcıyım" dedi

Ali BulaçDedi ki: "Onların yapmakta oldukları hakkında benim bilgim yoktur

26:113
إِنْ حِسَابُهُمْ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّى‌ۖ لَوْ تَشْعُرُونَ

Saheeh InternationalTheir account is only upon my Lord, if you [could] perceive

Diyanet İşleri MealiNuh: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur; hesabları Rabbime aittir, düşünsenize! Ben inananları kovacak değilim. Ben sadece açıkça uyarıcıyım" dedi

Ali BulaçOnların hesabı yalnızca Rabbime aittir, eğer şuurundaysanız (anlarsınız)

26:114
وَمَآ أَنَا۟ بِطَارِدِ ٱلْمُؤْمِنِينَ

Saheeh InternationalAnd I am not one to drive away the believers

Diyanet İşleri MealiNuh: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur; hesabları Rabbime aittir, düşünsenize! Ben inananları kovacak değilim. Ben sadece açıkça uyarıcıyım" dedi

Ali BulaçVe ben mü'min olanları kovacak değilim

26:115
إِنْ أَنَا۟ إِلَّا نَذِيرٌ مُّبِينٌ

Saheeh InternationalI am only a clear warner

Diyanet İşleri MealiNuh: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur; hesabları Rabbime aittir, düşünsenize! Ben inananları kovacak değilim. Ben sadece açıkça uyarıcıyım" dedi

Ali BulaçBen, yalnızca apaçık bir uyarıcıyım

26:116
قَالُواْ لَئِن لَّمْ تَنتَهِ يَـٰنُوحُ لَتَكُونَنَّ مِنَ ٱلْمَرْجُومِينَ

Saheeh InternationalThey said, "If you do not desist, O Noah, you will surely be of those who are stoned

Diyanet İşleri MealiEy Nuh! Eğer bu işe son vermezsen, şüphesiz taşlanacaklardan olacaksın" dediler

Ali BulaçDediler ki: "Eğer (bu söylediklerine) bir son vermeyecek olursan, gerçekten taşa tutulup kovulacaksın

26:117
قَالَ رَبِّ إِنَّ قَوْمِى كَذَّبُونِ

Saheeh InternationalHe said, "My Lord, indeed my people have denied me

Diyanet İşleri MealiNuh: "Rabbim! Milletim beni yalanladı. Benimle onların arasında Sen hüküm ver. Beni ve beraberimdeki inananları kurtar" dedi

Ali BulaçDedi ki: "Rabbim, şüphesiz kavmim beni yalanladı

26:118
فَٱفْتَحْ بَيْنِى وَبَيْنَهُمْ فَتْحًا وَنَجِّنِى وَمَن مَّعِىَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ

Saheeh InternationalThen judge between me and them with decisive judgement and save me and those with me of the believers

Diyanet İşleri MealiNuh: "Rabbim! Milletim beni yalanladı. Benimle onların arasında Sen hüküm ver. Beni ve beraberimdeki inananları kurtar" dedi

Ali BulaçBundan böyle, benimle onların arasını açık bir hükümle ayır ve beni ve benimle birlikte olan mü'minleri kurtar

26:119
فَأَنجَيْنَـٰهُ وَمَن مَّعَهُۥ فِى ٱلْفُلْكِ ٱلْمَشْحُونِ

Saheeh InternationalSo We saved him and those with him in the laden ship

Diyanet İşleri MealiBunun üzerine onu ve beraberinde bulunanları, dolu bir gemi içinde taşıyarak kurtardık

Ali BulaçBunun üzerine, onu ve onunla birlikte olanları (insan ve hayvanlarla) yüklü gemi içinde kurtardık

26:120
ثُمَّ أَغْرَقْنَا بَعْدُ ٱلْبَاقِينَ

Saheeh InternationalThen We drowned thereafter the remaining ones

Diyanet İşleri MealiSonra de geride kalanları suda boğduk

Ali BulaçSonra bunun ardından geride kalanları da suda-boğduk

26:121
إِنَّ فِى ذَٲلِكَ لَأَيَةً‌ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ

Saheeh InternationalIndeed in that is a sign, but most of them were not to be believers

Diyanet İşleri MealiDoğrusu bunda bir ders vardır, ama çoğu inanmamıştır

Ali BulaçGerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler

26:122 📚 1
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful

Diyanet İşleri MealiRabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir

Ali BulaçVe şüphesiz senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir

26:123
كَذَّبَتْ عَادٌ ٱلْمُرْسَلِينَ

Saheeh InternationalAad denied the messengers

Diyanet İşleri MealiAd milleti de peygamberleri yalanladı

Ali BulaçAd (kavmi) de gönderilen (elçi)leri yalanladı

26:124
إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ هُودٌ أَلَا تَتَّقُونَ

Saheeh InternationalWhen their brother Hud said to them, "Will you not fear Allah

Diyanet İşleri MealiKardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi

Ali BulaçHani onlara kardeşleri Hud: "Sakınmaz mısınız?" demişti

26:125 📚 2
إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ

Saheeh InternationalIndeed, I am to you a trustworthy messenger

Diyanet İşleri MealiKardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi

Ali BulaçGerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim

26:126 📚 1
فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

Saheeh InternationalSo fear Allah and obey me

Diyanet İşleri MealiKardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi

Ali BulaçArtık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin

26:127
وَمَآ أَسْــَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ‌ۖ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ

Saheeh InternationalAnd I do not ask you for it any payment. My payment is only from the Lord of the worlds

Diyanet İşleri MealiKardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi

Ali BulaçBuna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir

26:128
أَتَبْنُونَ بِكُلِّ رِيعٍ ءَايَةً تَعْبَثُونَ

Saheeh InternationalDo you construct on every elevation a sign, amusing yourselves

Diyanet İşleri MealiKardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi

Ali BulaçSiz, her yüksekçe yere bir anıt inşa edip (yararsız bir şeyle) oyalanıp eğleniyor musunuz

26:129
وَتَتَّخِذُونَ مَصَانِعَ لَعَلَّكُمْ تَخْلُدُونَ

Saheeh InternationalAnd take for yourselves palaces and fortresses that you might abide eternally

Diyanet İşleri MealiKardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi

Ali BulaçÖlümsüz kılınmak umuduyla sanat yapıları mı ediniyorsunuz

26:130
وَإِذَا بَطَشْتُم بَطَشْتُمْ جَبَّارِينَ

Saheeh InternationalAnd when you strike, you strike as tyrants

Diyanet İşleri MealiKardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi

Ali BulaçTutup yakaladığınız zaman da zorbalar gibi mi yakalıyorsunuz

26:131 📚 1
فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

Saheeh InternationalSo fear Allah and obey me

Diyanet İşleri MealiKardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi

Ali BulaçArtık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin

26:132
وَٱتَّقُواْ ٱلَّذِىٓ أَمَدَّكُم بِمَا تَعْلَمُونَ

Saheeh InternationalAnd fear He who provided you with that which you know

Diyanet İşleri MealiKardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi

Ali BulaçBildiğiniz şeylerle size yardım edenden korkup-sakının

26:133
أَمَدَّكُم بِأَنْعَـٰمٍ وَبَنِينَ

Saheeh InternationalProvided you with grazing livestock and children

Diyanet İşleri MealiKardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi

Ali BulaçSize hayvanlar, çocuklar (vererek) yardım etti

26:134
وَجَنَّـٰتٍ وَعُيُونٍ

Saheeh InternationalAnd gardens and springs

Diyanet İşleri MealiKardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi

Ali BulaçBahçeler ve pınarlar da

26:135
إِنِّىٓ أَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ

Saheeh InternationalIndeed, I fear for you the punishment of a terrible day

Diyanet İşleri MealiKardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi

Ali BulaçDoğrusu, ben sizin için büyük bir günün azabından korkuyorum

26:136
قَالُواْ سَوَآءٌ عَلَيْنَآ أَوَعَظْتَ أَمْ لَمْ تَكُن مِّنَ ٱلْوَٲعِظِينَ

Saheeh InternationalThey said, "It is all the same to us whether you advise or are not of the advisors

Diyanet İşleri Mealiİster öğüt ver, ister öğüt verenlerden olma, bizce birdir

Ali BulaçDediler ki: "Bizim için fark etmez; öğüt versen de, öğüt verenlerden olmasan da

26:137
إِنْ هَـٰذَآ إِلَّا خُلُقُ ٱلْأَوَّلِينَ

Saheeh InternationalThis is not but the custom of the former peoples

Diyanet İşleri MealiBu durumumuz öncekilerin geleneğidir. Biz azaba uğratılacak da değiliz" dediler

Ali BulaçBu, geçmiştekilerin 'geleneksel tutumundan başkası değildir

26:138 📚 1
وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ

Saheeh InternationalAnd we are not to be punished

Diyanet İşleri MealiBu durumumuz öncekilerin geleneğidir. Biz azaba uğratılacak da değiliz" dediler

Ali BulaçVe biz azap görecek de değiliz

26:139
فَكَذَّبُوهُ فَأَهْلَكْنَـٰهُمْ‌ۗ إِنَّ فِى ذَٲلِكَ لَأَيَةً‌ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ

Saheeh InternationalAnd they denied him, so We destroyed them. Indeed in that is a sign, but most of them were not to be believers

Diyanet İşleri MealiBöylece onu yalanladılar; Biz de kendilerini yok ettik. Bunda şüphesiz ki ders vardır; ama çoğu inanmamıştır

Ali BulaçBöylelikle onu yalanladılar, Biz de onları yıkıma uğrattık. Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler

26:140 📚 1
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful

Diyanet İşleri MealiDoğrusu Rabbin güçlüdür, merhametlidir

Ali BulaçVe şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir

26:141
كَذَّبَتْ ثَمُودُ ٱلْمُرْسَلِينَ

Saheeh InternationalThamud denied the messengers

Diyanet İşleri MealiSemud milleti de peygamberleri yalanladı

Ali BulaçSemud (kavmi) de, gönderilen (elçi)leri yalanladı

26:142
إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ صَـٰلِحٌ أَلَا تَتَّقُونَ

Saheeh InternationalWhen their brother Salih said to them, "Will you not fear Allah

Diyanet İşleri MealiKardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi

Ali BulaçHani onlara kardeşleri Salih: "Sakınmaz mısınız? demişti

26:143 📚 2
إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ

Saheeh InternationalIndeed, I am to you a trustworthy messenger

Diyanet İşleri MealiKardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi

Ali BulaçGerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim

26:144 📚 1
فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

Saheeh InternationalSo fear Allah and obey me

Diyanet İşleri MealiKardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi

Ali BulaçArtık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin

26:145
وَمَآ أَسْــَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ‌ۖ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ

Saheeh InternationalAnd I do not ask you for it any payment. My payment is only from the Lord of the worlds

Diyanet İşleri MealiKardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi

Ali BulaçBuna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum

26:146
أَتُتْرَكُونَ فِى مَا هَـٰهُنَآ ءَامِنِينَ

Saheeh InternationalWill you be left in what is here, secure [from death]

Diyanet İşleri MealiKardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi

Ali BulaçSiz burada güvenlik içinde mi bırakılacaksınız

26:147
فِى جَنَّـٰتٍ وَعُيُونٍ

Saheeh InternationalWithin gardens and springs

Diyanet İşleri MealiKardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi

Ali BulaçBahçelerin, pınarların içinde

26:148
وَزُرُوعٍ وَنَخْلٍ طَلْعُهَا هَضِيمٌ

Saheeh InternationalAnd fields of crops and palm trees with softened fruit

Diyanet İşleri MealiKardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi

Ali BulaçEkinler ve yumuşak tomurcuklu göz alıcı hurmalıklar arasında

26:149
وَتَنْحِتُونَ مِنَ ٱلْجِبَالِ بُيُوتًا فَـٰرِهِينَ

Saheeh InternationalAnd you carve out of the mountains, homes, with skill

Diyanet İşleri MealiKardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi

Ali BulaçDağlardan ustalıkla zevkli evler yontuyorsunuz

26:150 📚 1
فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

Saheeh InternationalSo fear Allah and obey me

Diyanet İşleri MealiKardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi

Ali BulaçArtık Allah'tan sakının ve bana itaat edin

26:151
وَلَا تُطِيعُوٓاْ أَمْرَ ٱلْمُسْرِفِينَ

Saheeh InternationalAnd do not obey the order of the transgressors

Diyanet İşleri MealiKardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi

Ali BulaçVe ölçüsüzce davrananların emrine itaat etmeyin

26:152
ٱلَّذِينَ يُفْسِدُونَ فِى ٱلْأَرْضِ وَلَا يُصْلِحُونَ

Saheeh InternationalWho cause corruption in the land and do not amend

Diyanet İşleri MealiKardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi

Ali BulaçKi onlar, yeryüzünde bozgunculuk çıkarıyor ve dirlik-düzenlik kurmuyorlar (ıslah etmiyorlar)

26:153
قَالُوٓاْ إِنَّمَآ أَنتَ مِنَ ٱلْمُسَحَّرِينَ

Saheeh InternationalThey said, "You are only of those affected by magic

Diyanet İşleri MealiSen şüphesiz büyülenmişin birisin; bizim gibi bir insandan başka birşey değilsin. Eğer doğru sözlü isen bir belge getir" dediler

Ali BulaçDediler ki: "Sen ancak büyülenmişlerdensin

26:154
مَآ أَنتَ إِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُنَا فَأْتِ بِـَٔـايَةٍ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّـٰدِقِينَ

Saheeh InternationalYou are but a man like ourselves, so bring a sign, if you should be of the truthful

Diyanet İşleri MealiSen şüphesiz büyülenmişin birisin; bizim gibi bir insandan başka birşey değilsin. Eğer doğru sözlü isen bir belge getir" dediler

Ali BulaçSen yalnızca bizim benzerimiz olan bir beşerden başkası değilsin; eğer doğru sözlü isen, bu durumda bir ayet (mucize) getir-görelim

26:155
قَالَ هَـٰذِهِۦ نَاقَةٌ لَّهَا شِرْبٌ وَلَكُمْ شِرْبُ يَوْمٍ مَّعْلُومٍ

Saheeh InternationalHe said, "This is a she-camel. For her is a [time of] drink, and for you is a [time of] drink, [each] on a known day

Diyanet İşleri MealiSalih: " İşte belge bu devedir. Kuyudan su içmek hakkı belirli bir gün onun ve belirli bir gün de sizindir; sakın ona bir kötülük yapmayın, yoksa sizi büyük günün azabı yakalar" dedi

Ali BulaçDedi ki: "İşte, bu bir dişi devedir; su içme hakkı (bir gün) onun, belli bir günün su içme hakkı da sizindir

26:156
وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُوٓءٍ فَيَأْخُذَكُمْ عَذَابُ يَوْمٍ عَظِيمٍ

Saheeh InternationalAnd do not touch her with harm, lest you be seized by the punishment of a terrible day

Diyanet İşleri MealiSalih: " İşte belge bu devedir. Kuyudan su içmek hakkı belirli bir gün onun ve belirli bir gün de sizindir; sakın ona bir kötülük yapmayın, yoksa sizi büyük günün azabı yakalar" dedi

Ali BulaçOna bir kötülükle dokunmayın, sonra büyük bir günün azabı sizi yakalar

26:157
فَعَقَرُوهَا فَأَصْبَحُواْ نَـٰدِمِينَ

Saheeh InternationalBut they hamstrung her and so became regretful

Diyanet İşleri MealiOnlar ise deveyi kestiler; ama pişman da oldular

Ali BulaçSonunda onu (yine de) kestiler, ancak pişman oldular

26:158
فَأَخَذَهُمُ ٱلْعَذَابُ‌ۗ إِنَّ فِى ذَٲلِكَ لَأَيَةً‌ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ

Saheeh InternationalAnd the punishment seized them. Indeed in that is a sign, but most of them were not to be believers

Diyanet İşleri MealiBunun üzerine onları azap yakaladı. Doğrusu bunda bir ders vardır, fakat çoğu inanmamıştır

Ali BulaçBöylece azap onları yakaladı. Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler

26:159 📚 1
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful

Diyanet İşleri MealiRabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir

Ali BulaçVe şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir

26:160 📚 1
كَذَّبَتْ قَوْمُ لُوطٍ ٱلْمُرْسَلِينَ

Saheeh InternationalThe people of Lot denied the messengers

Diyanet İşleri MealiLut milleti de peygamberleri yalanladı

Ali BulaçLut (kavmi) de, gönderilen (elçi)leri yalanladı

26:161 📚 1
إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ لُوطٌ أَلَا تَتَّقُونَ

Saheeh InternationalWhen their brother Lot said to them, "Will you not fear Allah

Diyanet İşleri MealiKardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi

Ali BulaçHani onlara kardeşleri Lut: "Sakınmaz mısınız?" demişti

26:162 📚 2
إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ

Saheeh InternationalIndeed, I am to you a trustworthy messenger

Diyanet İşleri MealiKardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi

Ali BulaçGerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim

26:163 📚 1
فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

Saheeh InternationalSo fear Allah and obey me

Diyanet İşleri MealiKardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi

Ali BulaçArtık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin

26:164
وَمَآ أَسْــَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ‌ۖ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ

Saheeh InternationalAnd I do not ask you for it any payment. My payment is only from the Lord of the worlds

Diyanet İşleri MealiKardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi

Ali BulaçBuna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir

26:165
أَتَأْتُونَ ٱلذُّكْرَانَ مِنَ ٱلْعَـٰلَمِينَ

Saheeh InternationalDo you approach males among the worlds

Diyanet İşleri MealiKardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi

Ali BulaçSiz insanlardan (cinsel arzuyla) erkeklere mi gidiyorsunuz

26:166
وَتَذَرُونَ مَا خَلَقَ لَكُمْ رَبُّكُم مِّنْ أَزْوَٲجِكُم‌ۚ بَلْ أَنتُمْ قَوْمٌ عَادُونَ

Saheeh InternationalAnd leave what your Lord has created for you as mates? But you are a people transgressing

Diyanet İşleri MealiKardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi

Ali BulaçRabbinizin sizler için yaratmış bulunduğu eşlerinizi bırakıyorsunuz. Hayır, siz sınırı çiğneyen bir kavimsiniz

26:167
قَالُواْ لَئِن لَّمْ تَنتَهِ يَـٰلُوطُ لَتَكُونَنَّ مِنَ ٱلْمُخْرَجِينَ

Saheeh InternationalThey said, "If you do not desist, O Lot, you will surely be of those evicted

Diyanet İşleri MealiEy Lut! Bu sözlerinden vazgeçmezsen, mutlaka kovulacaksın" dediler

Ali BulaçDediler ki: "Ey Lut, eğer (bu söylediklerine) bir son vermeyecek olursan, gerçekten (burdan) sürülüp çıkarılanlardan olacaksın

26:168 📚 2
قَالَ إِنِّى لِعَمَلِكُم مِّنَ ٱلْقَالِينَ

Saheeh InternationalHe said, "Indeed, I am, toward your deed, of those who detest [it]

Diyanet İşleri MealiLut: "Doğrusu yaptığınıza çok kızanlardanım. Rabbim! Beni ve ailemi bunların yapageldiği kötülükten kurtar" dedi

Ali BulaçDedi ki: "Gerçekten ben, sizin bu yaptığınıza öfke ile karşı olanlardanım

26:169
رَبِّ نَجِّنِى وَأَهْلِى مِمَّا يَعْمَلُونَ

Saheeh InternationalMy Lord, save me and my family from [the consequence of] what they do

Diyanet İşleri MealiLut: "Doğrusu yaptığınıza çok kızanlardanım. Rabbim! Beni ve ailemi bunların yapageldiği kötülükten kurtar" dedi

Ali BulaçRabbim, beni ve ailemi bunların yaptıklarından kurtar

26:170
فَنَجَّيْنَـٰهُ وَأَهْلَهُۥٓ أَجْمَعِينَ

Saheeh InternationalSo We saved him and his family, all

Diyanet İşleri MealiBunun üzerine geride kalan yaşlı bir kadın dışında, onu ve ailesini, hepsini kurtardık

Ali BulaçBunun üzerine onu ve bütün ailesini kurtardık

26:171
إِلَّا عَجُوزًا فِى ٱلْغَـٰبِرِينَ

Saheeh InternationalExcept an old woman among those who remained behind

Diyanet İşleri MealiBunun üzerine geride kalan yaşlı bir kadın dışında, onu ve ailesini, hepsini kurtardık

Ali BulaçYalnızca geri kalanlar içinde bir kocakarı hariç

26:172
ثُمَّ دَمَّرْنَا ٱلْأَخَرِينَ

Saheeh InternationalThen We destroyed the others

Diyanet İşleri MealiDiğerlerini yerle bir ettik

Ali BulaçSonra geride kalanları yerle bir ettik

26:173
وَأَمْطَرْنَا عَلَيْهِم مَّطَرًا‌ۖ فَسَآءَ مَطَرُ ٱلْمُنذَرِينَ

Saheeh InternationalAnd We rained upon them a rain [of stones], and evil was the rain of those who were warned

Diyanet İşleri MealiÜzerlerine de yağmur yağdırdık. Uyarılan fakat yola gelmeyenlerin yağmuru ne kötü idi

Ali BulaçVe üzerlerine bir yağmur yağdırdık; uyarılıp-korkutulanların yağmuru ne kötü

26:174
إِنَّ فِى ذَٲلِكَ لَأَيَةً‌ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ

Saheeh InternationalIndeed in that is a sign, but most of them were not to be believers

Diyanet İşleri MealiŞüphesiz bunda bir ders vardır, ama çoğu inanmamıştır

Ali BulaçGerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler

26:175 📚 1
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful

Diyanet İşleri MealiDoğrusu Rabbin güçlüdür, merhametlidir

Ali BulaçVe şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır esirgeyendir

26:176
كَذَّبَ أَصْحَـٰبُ لْــَٔيْكَةِ ٱلْمُرْسَلِينَ

Saheeh InternationalThe companions of the thicket denied the messengers

Diyanet İşleri MealiOrmanlık yerde oturanlar, Eykeliler de peygamberleri yalanladı

Ali BulaçEyke halkı da, gönderilen (peygamber)leri yalanladı

26:177
إِذْ قَالَ لَهُمْ شُعَيْبٌ أَلَا تَتَّقُونَ

Saheeh InternationalWhen Shu'ayb said to them, "Will you not fear Allah

Diyanet İşleri MealiŞuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi

Ali BulaçHani onlara Şuayb: "Sakınmaz mısınız?" demişti

26:178 📚 2
إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ

Saheeh InternationalIndeed, I am to you a trustworthy messenger

Diyanet İşleri MealiŞuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi

Ali BulaçGerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim

26:179 📚 1
فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

Saheeh InternationalSo fear Allah and obey me

Diyanet İşleri MealiŞuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi

Ali BulaçArtık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin

26:180
وَمَآ أَسْــَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ‌ۖ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ

Saheeh InternationalAnd I do not ask you for it any payment. My payment is only from the Lord of the worlds

Diyanet İşleri MealiŞuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi

Ali BulaçBuna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir

26:181
۞ أَوْفُواْ ٱلْكَيْلَ وَلَا تَكُونُواْ مِنَ ٱلْمُخْسِرِينَ

Saheeh InternationalGive full measure and do not be of those who cause loss

Diyanet İşleri MealiŞuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi

Ali BulaçÖlçüyü tam tutun ve eksiltenlerden olmayın

26:182 📚 1
وَزِنُواْ بِٱلْقِسْطَاسِ ٱلْمُسْتَقِيمِ

Saheeh InternationalAnd weigh with an even balance

Diyanet İşleri MealiŞuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi

Ali BulaçDosdoğru olan terazi ile tartın

26:183 📚 1
وَلَا تَبْخَسُواْ ٱلنَّاسَ أَشْيَآءَهُمْ وَلَا تَعْثَوْاْ فِى ٱلْأَرْضِ مُفْسِدِينَ

Saheeh InternationalAnd do not deprive people of their due and do not commit abuse on earth, spreading corruption

Diyanet İşleri MealiŞuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi

Ali Bulaçİnsanların eşyasını değerden düşürüp-eksiltmeyin ve yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın

26:184
وَٱتَّقُواْ ٱلَّذِى خَلَقَكُمْ وَٱلْجِبِلَّةَ ٱلْأَوَّلِينَ

Saheeh InternationalAnd fear He who created you and the former creation

Diyanet İşleri MealiŞuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi

Ali BulaçSizi ve önceki yaratılmışları yaratandan sakının”

26:185
قَالُوٓاْ إِنَّمَآ أَنتَ مِنَ ٱلْمُسَحَّرِينَ

Saheeh InternationalThey said, "You are only of those affected by magic

Diyanet İşleri MealiSen ancak büyülenmişin birisin. Bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsin. Doğrusu seni yalancılardan sanıyoruz. Eğer doğru sözlü isen göğün bir parçasını üstümüze düşür" dediler

Ali BulaçDediler ki: "Sen ancak büyülenmişlerdensin”

26:186
وَمَآ أَنتَ إِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُنَا وَإِن نَّظُنُّكَ لَمِنَ ٱلْكَـٰذِبِينَ

Saheeh InternationalYou are but a man like ourselves, and indeed, we think you are among the liars

Diyanet İşleri MealiSen ancak büyülenmişin birisin. Bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsin. Doğrusu seni yalancılardan sanıyoruz. Eğer doğru sözlü isen göğün bir parçasını üstümüze düşür" dediler

Ali BulaçSen, yalnızca benzerimiz olan bir beşerden başkası değilsin ve biz senin gerçekte yalancılardan olduğunu sanıyoruz

26:187
فَأَسْقِطْ عَلَيْنَا كِسَفًا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّـٰدِقِينَ

Saheeh InternationalSo cause to fall upon us fragments of the sky, if you should be of the truthful

Diyanet İşleri MealiSen ancak büyülenmişin birisin. Bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsin. Doğrusu seni yalancılardan sanıyoruz. Eğer doğru sözlü isen göğün bir parçasını üstümüze düşür" dediler

Ali BulaçEğer doğru sözlü isen, bu durumda gökten üstümüze bir parça düşürüver

26:188
قَالَ رَبِّىٓ أَعْلَمُ بِمَا تَعْمَلُونَ

Saheeh InternationalHe said, "My Lord is most knowing of what you do

Diyanet İşleri MealiŞuayb: "Rabbim yaptıklarınızı çok iyi bilir" dedi

Ali BulaçDedi ki: "Rabbim, yaptıklarınızı daha iyi bilir

26:189
فَكَذَّبُوهُ فَأَخَذَهُمْ عَذَابُ يَوْمِ ٱلظُّلَّةِ‌ۚ إِنَّهُۥ كَانَ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ

Saheeh InternationalAnd they denied him, so the punishment of the day of the black cloud seized them. Indeed, it was the punishment of a terrible day

Diyanet İşleri MealiAma onu yalanladılar. Bunun üzerine onları bulutlu bir günün azabı yakaladı. Gerçekten o gün, azabı büyük bir gündü

Ali BulaçSonunda onu yalanladılar, böylece onları o gölgelik-gününün azabı yakaladı. Gerçekten o, büyük bir günün azabıydı

26:190
إِنَّ فِى ذَٲلِكَ لَأَيَةً‌ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ

Saheeh InternationalIndeed in that is a sign, but most of them were not to be believers

Diyanet İşleri MealiDoğrusu bunda bir ders vardır. Fakat çoğu inanmamıştır

Ali BulaçGerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler

26:191 📚 1
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful

Diyanet İşleri MealiRabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir

Ali BulaçVe şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir

26:192
وَإِنَّهُۥ لَتَنزِيلُ رَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ

Saheeh InternationalAnd indeed, the Qur'an is the revelation of the Lord of the worlds

Diyanet İşleri MealiŞüphesiz Kuran Alemlerin Rabbinin indirmesidir

Ali BulaçGerçekten o (Kur'an), alemlerin Rabbinin (bir) indirmesidir

26:193 📚 5
نَزَلَ بِهِ ٱلرُّوحُ ٱلْأَمِينُ

Saheeh InternationalThe Trustworthy Spirit has brought it down

Diyanet İşleri MealiApaçık Arap diliyle, uyaranlardan olman için onu Cebrail senin kalbine indirmiştir

Ali BulaçOnu Ruhu'l-emin indirdi

26:194 📚 2
عَلَىٰ قَلْبِكَ لِتَكُونَ مِنَ ٱلْمُنذِرِينَ

Saheeh InternationalUpon your heart, [O Muhammad] - that you may be of the warners

Diyanet İşleri MealiApaçık Arap diliyle, uyaranlardan olman için onu Cebrail senin kalbine indirmiştir

Ali BulaçUyarıcılardan olman için, senin kalbinin üzerine (indirmiştir)

26:195 📚 7
بِلِسَانٍ عَرَبِىٍّ مُّبِينٍ

Saheeh InternationalIn a clear Arabic language

Diyanet İşleri MealiApaçık Arap diliyle, uyaranlardan olman için onu Cebrail senin kalbine indirmiştir

Ali BulaçApaçık Arapça bir dille

26:196 📚 2
وَإِنَّهُۥ لَفِى زُبُرِ ٱلْأَوَّلِينَ

Saheeh InternationalAnd indeed, it is [mentioned] in the scriptures of former peoples

Diyanet İşleri MealiO, daha öncekilerin kitabında da zikredilmiştir

Ali BulaçVe hiç şüphesiz, o (Kur'an), geçmişlerin kitaplarında da vardır

26:197
أَوَلَمْ يَكُن لَّهُمْ ءَايَةً أَن يَعْلَمَهُۥ عُلَمَـٰٓؤُاْ بَنِىٓ إِسْرَٲٓءِيلَ

Saheeh InternationalAnd has it not been a sign to them that it is recognized by the scholars of the Children of Israel

Diyanet İşleri Mealiİsrailoğulları bilginlerinin bunu bilmeye bir delilleri yok muydu

Ali Bulaçİsrailoğulları bilginlerinin onu bilmesi onlar için bir delil (ayet) değil mi

26:198
وَلَوْ نَزَّلْنَـٰهُ عَلَىٰ بَعْضِ ٱلْأَعْجَمِينَ

Saheeh InternationalAnd even if We had revealed it to one among the foreigners

Diyanet İşleri MealiBiz Kuran'ı Arapça bilmeyen kimselerden birine indirseydik de o bunları okusaydı yine de ona inanmazlardı

Ali BulaçOnu Arapça bilmeyen birine indirmiş olsaydık

26:199
فَقَرَأَهُۥ عَلَيْهِم مَّا كَانُواْ بِهِۦ مُؤْمِنِينَ

Saheeh InternationalAnd he had recited it to them [perfectly], they would [still] not have been believers in it

Diyanet İşleri MealiBiz Kuran'ı Arapça bilmeyen kimselerden birine indirseydik de o bunları okusaydı yine de ona inanmazlardı

Ali BulaçBöylece onlara okusaydı, yine ona iman edecek değillerdi

26:200
كَذَٲلِكَ سَلَكْنَـٰهُ فِى قُلُوبِ ٱلْمُجْرِمِينَ

Saheeh InternationalThus have We inserted disbelief into the hearts of the criminals

Diyanet İşleri MealiSuçluların kalblerine Kuran'ı böylece sokarız da, can yakıcı azabı görmedikçe ona inanmazlar. Bu azap onlara haberleri olmadan geliverecektir

Ali BulaçBiz onu, suçlu-günahkarların kalbine işte böyle işlettik

26:201
لَا يُؤْمِنُونَ بِهِۦ حَتَّىٰ يَرَوُاْ ٱلْعَذَابَ ٱلْأَلِيمَ

Saheeh InternationalThey will not believe in it until they see the painful punishment

Diyanet İşleri MealiSuçluların kalblerine Kuran'ı böylece sokarız da, can yakıcı azabı görmedikçe ona inanmazlar. Bu azap onlara haberleri olmadan geliverecektir

Ali BulaçOnlar, o pek acı azabı görünceye kadar ona inanmazlar

26:202
فَيَأْتِيَهُم بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ

Saheeh InternationalAnd it will come to them suddenly while they perceive [it] not

Diyanet İşleri MealiSuçluların kalblerine Kuran'ı böylece sokarız da, can yakıcı azabı görmedikçe ona inanmazlar. Bu azap onlara haberleri olmadan geliverecektir

Ali BulaçArtık o (azap), kendileri şuurunda olmadan onlara apansız gelecektir

26:203
فَيَقُولُواْ هَلْ نَحْنُ مُنظَرُونَ

Saheeh InternationalAnd they will say, "May we be reprieved

Diyanet İşleri MealiO zaman "Erteye bırakılmaz mıyız?" derler

Ali BulaçDerler ki: "Bize bir süre tanınır mı

26:204
أَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ

Saheeh InternationalSo for Our punishment are they impatient

Diyanet İşleri MealiBizim azabımızı mı acele istiyorlardı

Ali BulaçOnlar yine de azabımızı çabuklaştırmak mı istiyorlar

26:205
أَفَرَءَيْتَ إِن مَّتَّعْنَـٰهُمْ سِنِينَ

Saheeh InternationalThen have you considered if We gave them enjoyment for years

Diyanet İşleri MealiSöylesene, Biz onlara yıllar yılı nimetler vermiş olsak, sonra da tehdit edildikleri şey başlarına gelse, kendilerine verilmiş olan nimetler onlara bir fayda sağlar mı

Ali BulaçGördün mü; Biz onları yıllarca yararlandırsak

26:206 📚 2
ثُمَّ جَآءَهُم مَّا كَانُواْ يُوعَدُونَ

Saheeh InternationalAnd then there came to them that which they were promised

Diyanet İşleri MealiSöylesene, Biz onlara yıllar yılı nimetler vermiş olsak, sonra da tehdit edildikleri şey başlarına gelse, kendilerine verilmiş olan nimetler onlara bir fayda sağlar mı

Ali BulaçSonra kendilerine va'dolunan (azap günü) geliverse

26:207 📚 2
مَآ أَغْنَىٰ عَنْهُم مَّا كَانُواْ يُمَتَّعُونَ

Saheeh InternationalThey would not be availed by the enjoyment with which they were provided

Diyanet İşleri MealiSöylesene, Biz onlara yıllar yılı nimetler vermiş olsak, sonra da tehdit edildikleri şey başlarına gelse, kendilerine verilmiş olan nimetler onlara bir fayda sağlar mı

Ali BulaçOnların 'meta ile yararlandıkları' şey, kendilerini (görecekleri azaptan) bağımsız kılamaz

26:208
وَمَآ أَهْلَكْنَا مِن قَرْيَةٍ إِلَّا لَهَا مُنذِرُونَ

Saheeh InternationalAnd We did not destroy any city except that it had warners

Diyanet İşleri MealiHiçbir kent halkını kendilerine öğüt veren uyarıcılar gelmeden yok etmedik. Biz zalim değiliz

Ali BulaçKendisi için bir uyarıcı olmaksızın, Biz hiçbir ülkeyi yıkıma uğratmış değiliz

26:209
ذِكْرَىٰ وَمَا كُنَّا ظَـٰلِمِينَ

Saheeh InternationalAs a reminder; and never have We been unjust

Diyanet İşleri MealiHiçbir kent halkını kendilerine öğüt veren uyarıcılar gelmeden yok etmedik. Biz zalim değiliz

Ali Bulaç(Onlara) Hatırlatma (yapılmıştır); Biz zulmedici değiliz

26:210
وَمَا تَنَزَّلَتْ بِهِ ٱلشَّيَـٰطِينُ

Saheeh InternationalAnd the devils have not brought the revelation down

Diyanet İşleri MealiKuran'ı şeytanlar indirmemiştir

Ali BulaçOnu (Kur'an'ı) şeytanlar indirmemiştir

26:211
وَمَا يَنۢبَغِى لَهُمْ وَمَا يَسْتَطِيعُونَ

Saheeh InternationalIt is not allowable for them, nor would they be able

Diyanet İşleri MealiBu onlara düşmez, zaten güçleri de yetmez

Ali BulaçBu, onlara yaraşmaz ve güç de yetiremezler

26:212 📚 1
إِنَّهُمْ عَنِ ٱلسَّمْعِ لَمَعْزُولُونَ

Saheeh InternationalIndeed they, from [its] hearing, are removed

Diyanet İşleri MealiDoğrusu onlar vahyi dinlemekten uzak tutulmuşlardır

Ali BulaçÇünkü onlar, (vahyedileni) işitmekten kesin olarak uzak tutulmuşlardır

26:213
فَلَا تَدْعُ مَعَ ٱللَّهِ إِلَـٰهًا ءَاخَرَ فَتَكُونَ مِنَ ٱلْمُعَذَّبِينَ

Saheeh InternationalSo do not invoke with Allah another deity and [thus] be among the punished

Diyanet İşleri MealiO halde sakın Allah'ın yanında başka tanrı tutup ona yalvarma, yoksa azap göreceklerden olursun

Ali BulaçAllah ile beraber başka bir İlah'a yalvarıp-yakarma, sonra azaba uğratılanlardan olursun

26:214 📚 8
وَأَنذِرْ عَشِيرَتَكَ ٱلْأَقْرَبِينَ

Saheeh InternationalAnd warn, [O Muhammad], your closest kindred

Diyanet İşleri MealiÖnce en yakın hısımlarını uyar

Ali Bulaç(Öncelikle) En yakın hısımlarını (aşiretini) uyar

26:215
وَٱخْفِضْ جَنَاحَكَ لِمَنِ ٱتَّبَعَكَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ

Saheeh InternationalAnd lower your wing to those who follow you of the believers

Diyanet İşleri MealiSana uyan müminleri kanatların altına al

Ali BulaçVe mü'minlerden, sana tabi olanlara (koruyucu) kanatlarını ger

26:216 📚 2
فَإِنْ عَصَوْكَ فَقُلْ إِنِّى بَرِىٓءٌ مِّمَّا تَعْمَلُونَ

Saheeh InternationalAnd if they disobey you, then say, "Indeed, I am disassociated from what you are doing

Diyanet İşleri MealiSana başkaldırırlarsa: "Yaptıklarınızdan uzağım" de

Ali BulaçEğer sana isyan edecek olurlarsa, artık de ki: "Gerçekten ben, sizin yaptıklarınızdan uzağım

26:217 📚 1
وَتَوَكَّلْ عَلَى ٱلْعَزِيزِ ٱلرَّحِيمِ

Saheeh InternationalAnd rely upon the Exalted in Might, the Merciful

Diyanet İşleri MealiSenin kalkıp namaz kılanlar arasında bulunduğunu gören, güçlü ve merhametli olan Allah'a güven. Doğrusu O işitir ve bilir

Ali BulaçSen, O güçlü ve üstün, esirgeyici olan (Allah')a tevekkül et

26:218
ٱلَّذِى يَرَٮٰكَ حِينَ تَقُومُ

Saheeh InternationalWho sees you when you arise

Diyanet İşleri MealiSenin kalkıp namaz kılanlar arasında bulunduğunu gören, güçlü ve merhametli olan Allah'a güven. Doğrusu O işitir ve bilir

Ali BulaçO, kıyam ettiğin zaman seni görüyor

26:219
وَتَقَلُّبَكَ فِى ٱلسَّـٰجِدِينَ

Saheeh InternationalAnd your movement among those who prostrate

Diyanet İşleri MealiSenin kalkıp namaz kılanlar arasında bulunduğunu gören, güçlü ve merhametli olan Allah'a güven. Doğrusu O işitir ve bilir

Ali BulaçSecde edenler arasında dönüp dolaşmanı da

26:220 📚 7
إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ

Saheeh InternationalIndeed, He is the Hearing, the Knowing

Diyanet İşleri MealiSenin kalkıp namaz kılanlar arasında bulunduğunu gören, güçlü ve merhametli olan Allah'a güven. Doğrusu O işitir ve bilir

Ali BulaçHiç şüphesiz, O, işitendir, bilendir

26:221
هَلْ أُنَبِّئُكُمْ عَلَىٰ مَن تَنَزَّلُ ٱلشَّيَـٰطِينُ

Saheeh InternationalShall I inform you upon whom the devils descend

Diyanet İşleri MealiŞeytanların kime indiğini size haber vereyim mi?" de

Ali BulaçŞeytanların kimlere inmekte olduklarını size haber vereyim mi

26:222 📚 2
تَنَزَّلُ عَلَىٰ كُلِّ أَفَّاكٍ أَثِيمٍ

Saheeh InternationalThey descend upon every sinful liar

Diyanet İşleri MealiOnlar, günahkar iftiracıların hepsine iner

Ali BulaçOnlar, 'gerçeği ters yüz eden,' günaha düşkün olan her yalancıya inerler

26:223
يُلْقُونَ ٱلسَّمْعَ وَأَكْثَرُهُمْ كَـٰذِبُونَ

Saheeh InternationalThey pass on what is heard, and most of them are liars

Diyanet İşleri MealiBunlar şeytanlara kulak verirler, çoğu yalancıdırlar

Ali BulaçBunlar (şeytanlara) kulak verirler ve çoğu yalan söylemektedirler

26:224
وَٱلشُّعَرَآءُ يَتَّبِعُهُمُ ٱلْغَاوُۥنَ

Saheeh InternationalAnd the poets - [only] the deviators follow them

Diyanet İşleri MealiO şairlere gelince; onlara azgınlar uyar

Ali BulaçŞairler ise; gerçekten onlara azgın-sapıklar uyar

26:225 📚 2
أَلَمْ تَرَ أَنَّهُمْ فِى كُلِّ وَادٍ يَهِيمُونَ

Saheeh InternationalDo you not see that in every valley they roam

Diyanet İşleri MealiOnların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve yapmadıklarını yaptık dediklerini görmez misin

Ali BulaçGörmedin mi; onlar, her bir vadide vehmedip duruyorlar

26:226 📚 1
وَأَنَّهُمْ يَقُولُونَ مَا لَا يَفْعَلُونَ

Saheeh InternationalAnd that they say what they do not do

Diyanet İşleri MealiOnların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve yapmadıklarını yaptık dediklerini görmez misin

Ali BulaçVe gerçekten onlar, yapmayacakları şeyleri söylüyorlar

26:227 📚 5
إِلَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ وَذَكَرُواْ ٱللَّهَ كَثِيرًا وَٱنتَصَرُواْ مِنۢ بَعْدِ مَا ظُلِمُواْ‌ۗ وَسَيَعْلَمُ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوٓاْ أَىَّ مُنقَلَبٍ يَنقَلِبُونَ

Saheeh InternationalExcept those [poets] who believe and do righteous deeds and remember Allah often and defend [the Muslims] after they were wronged. And those who have wronged are going to know to what [kind of] return they will be returned

Diyanet İşleri MealiAncak inanıp yararlı iş işleyenler, Allah'ı çok çok ananlar ve haksızlığa uğratıldıklarında haklarını alanlar bunun dışındadır. Haksızlık eden kimseler nasıl bir yıkılışla yıkılacaklarını anlayacaklardır

Ali BulaçAncak iman edenler, salih amellerde bulunanlar ve Allah'ı çokça zikredenler ile zulme uğratıldıktan sonra zafer kazananlar (veya öclerini alanlar) başka. Zulmetmekte olanlar, nasıl bir inkılaba uğrayıp devrileceklerini pek yakında bileceklerdir

← Önceki Sonraki →

26. Ash-Shu'araa Suresi | Anlam Arayışı