26. Ash-Shu'araa سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
Saheeh InternationalTa, Seen, Meem
Süleyman AteşTa sin mim
Elmalılı Hamdi YazırTâ, Sîn, Mîm
Saheeh InternationalThese are the verses of the clear Book
Süleyman AteşŞunlar o apaçık Kitabın ayetleridir
Elmalılı Hamdi YazırBunlar sana apaçık kitabın âyetleridir
Saheeh InternationalPerhaps, [O Muhammad], you would kill yourself with grief that they will not be believers
Süleyman AteşHerhalde sen, inanmıyorlar diye neredeyse kendini helak edeceksin
Elmalılı Hamdi Yazır(Resulüm!) Onlar iman etmiyorlar diye adeta kendine kıyacaksın
Saheeh InternationalIf We willed, We could send down to them from the sky a sign for which their necks would remain humbled
Süleyman AteşDilesek onların üzerine gökten bir mu'cize indiririz de boyunları ona eğilir (inanırlar)
Elmalılı Hamdi YazırBiz dilersek onların üzerlerine gökten bir âyet (mucize) indiririz de, ona boyunları eğilekalır
Saheeh InternationalAnd no revelation comes to them anew from the Most Merciful except that they turn away from it
Süleyman AteşRahman'dan onlara hiçbir yeni Zikir (uyarı) gelmez ki, mutlaka ondan yüz çevirici olmasınlar
Elmalılı Hamdi YazırBununla beraber kendilerine O Rahmân'dan yeni bir öğüt gelmeyedursun, ille ondan yüz çevirirler
Saheeh InternationalFor they have already denied, but there will come to them the news of that which they used to ridicule
Süleyman AteşYalanladılar ama, alay edip durdukları şeyin haberleri, yakında kendilerine gelecektir
Elmalılı Hamdi YazırÜstelik (ona) "yalandır" dediler; fakat onlara alay edip durdukları şeyin haberleri yakında gelecektir
Saheeh InternationalDid they not look at the earth - how much We have produced therein from every noble kind
Süleyman AteşYere bakmadılar mı orada her çeşit güzel çifti bitirmişiz
Elmalılı Hamdi YazırYeryüzüne bir bakmadılar mı? Biz orada her güzel çiftten nice bitkiler yetiştirmişiz
Saheeh InternationalIndeed in that is a sign, but most of them were not to be believers
Süleyman AteşŞüphesiz bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanıcı değillerdir
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz ki bunda mutlak bir âyet (nişane) vardır; ama onların çoğu iman etmezler
Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful
Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur merhamet eden O'dur
Elmalılı Hamdi YazırVe şüphe yok ki Rabbin, galip ve engin merhamet sahibidir
Saheeh InternationalAnd [mention] when your Lord called Moses, [saying], "Go to the wrongdoing people
Süleyman AteşRabbin Musa'ya seslendi: "O zalim kavme git
Elmalılı Hamdi YazırBir vakit de Rabbin, Musa'ya nida edip "Git o zalim kavme" dedi
Saheeh InternationalThe people of Pharaoh. Will they not fear Allah
Süleyman AteşFir'avn'ın kavmine. Onlar (kötülüklerden) korunmayacaklar mı
Elmalılı Hamdi YazırFiravun kavmine, hâlâ sakınmayacaklar mı
Saheeh InternationalHe said, "My Lord, indeed I fear that they will deny me
Süleyman Ateş(Musa): "Rabbim, dedi, ben, onların beni yalanlayacaklarından korkuyorum
Elmalılı Hamdi Yazır(Musa) şöyle seslendi: "Ya Rab! Doğrusu ben korkarım ki beni yalancı sayarlar
Saheeh InternationalAnd that my breast will tighten and my tongue will not be fluent, so send for Aaron
Süleyman AteşGöğsüm daralıyor, dilim açılmıyor (tutukluk yapıyor), onun için Harun'a da elçilik ver
Elmalılı Hamdi YazırVe göğsüm daralır, dilim dönmez, onun için Harun'a da elçilik ver
Saheeh InternationalAnd they have upon me a [claim due to] sin, so I fear that they will kill me
Süleyman AteşHem benim üzerimde onlara karşı işlediğim bir günah da var (onlardan bir adam öldürmüştüm); onların beni öldürmelerinden korkuyorum
Elmalılı Hamdi YazırHem onların bana isnad ettikleri bir suç var. Ondan dolayı korkarım ki, hemen beni öldürürler
Saheeh International[Allah] said, "No. Go both of you with Our signs; indeed, We are with you, listening
Süleyman Ateş(Allah): "Hayır, dedi, ikiniz de ayetlerimizle gidin, biz sizinle beraberiz, (aranızda geçecekleri) dinliyoruz
Elmalılı Hamdi Yazır(Allah): "Hayır hayır" buyurdu, "haydi ikiniz âyetlerimizle (mucizelerimizle) gidin. Şüphesiz ki, biz sizinle beraberiz. (Onları) işitiyoruz
Saheeh InternationalGo to Pharaoh and say, 'We are the messengers of the Lord of the worlds
Süleyman AteşFir'avn'e giderek deyin ki: Biz alemlerin Rabbinin elçisiyiz
Elmalılı Hamdi YazırHaydin Firavun'a gidin de deyin ki: İnan biz, âlemlerin Rabbinin elçisiyiz
Saheeh International[Commanded to say], "Send with us the Children of Israel
Süleyman Ateşİsrail oğullarını bizimle beraber gönder
Elmalılı Hamdi Yazırİsrail oğullarını bizimle beraber gönder
Saheeh International[Pharaoh] said, "Did we not raise you among us as a child, and you remained among us for years of your life
Süleyman Ateş(Gittiler, Allah'ın emrini duyurdular. Fir'avn) Dedi ki: "Biz seni, içimizden bir çocuk olarak yetiştirmedik mi? Ömründe nice yıllar aramızda kalmadın mı
Elmalılı Hamdi YazırÂ, dedi, biz seni çocukken himayemize alıp büyütmedik mi? Hayatının bir çok yıllarını aramızda geçirmedin mi
Saheeh InternationalAnd [then] you did your deed which you did, and you were of the ungrateful
Süleyman AteşVe sonunda o yaptığını da yaptın, sen nankörlerden birisin
Elmalılı Hamdi YazırSonunda o yaptığın (kötü) işi de yaptın. Sen nankörün birisin
Saheeh International[Moses] said, "I did it, then, while I was of those astray
Süleyman Ateş(Musa): "Onu yaptığım zaman sapıklardan idim" dedi
Elmalılı Hamdi YazırMusa, "Ben, dedi, o işi o anda yaptım ki şaşkınlardandım
Saheeh InternationalSo I fled from you when I feared you. Then my Lord granted me wisdom and prophethood and appointed me [as one] of the messengers
Süleyman AteşSizden korkunca aranızdan kaçtım, sonra Rabbim bana hükümdarlık verdi ve beni elçilerden yaptı
Elmalılı Hamdi YazırSizden korkunca da hemen aranızdan kaçtım. Sonra Rabbim bana hikmet bahşetti ve beni peygamberlerden kıldı
Saheeh InternationalAnd is this a favor of which you remind me - that you have enslaved the Children of Israel
Süleyman AteşO başıma kaktığın ni'met de İsrail oğullarını köle yapman(yüzünden)dir. (Onları köle diye kullanıp erkek çocuklarını kesmeseydin, senin eline düşmezdim)
Elmalılı Hamdi YazırO başıma kaktığın nimet de (aslında) İsrail oğullarını kendine köle edinmiş olmandır
Saheeh InternationalSaid Pharaoh, "And what is the Lord of the worlds
Süleyman AteşFir'avn dedi ki: "(Ey Musa) alemlerin Rabbi nedir
Elmalılı Hamdi YazırFiravun şöyle dedi: "Âlemlerin Rabbi dediğin nedir ki
Saheeh International[Moses] said, "The Lord of the heavens and earth and that between them, if you should be convinced
Süleyman Ateş(Musa): "Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbidir. Eğer gerçekten inanan kimseler iseniz (bunu anlarsınız)," dedi
Elmalılı Hamdi YazırMusa cevap olarak: "Eğer işin gerçeğini düşünüp anlayan kişiler olsanız (itiraf edersiniz ki) O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbi'dir
Saheeh International[Pharaoh] said to those around him, "Do you not hear
Süleyman Ateş(Fir'avn): Çevresinde bulunanlara: "İşitiyor musunuz?" dedi
Elmalılı Hamdi Yazır(Firavun) etrafında bulunanlara: "İşitmiyor musunuz?" dedi
Saheeh International[Moses] said, "Your Lord and the Lord of your first forefathers
Süleyman Ateş(Musa): "O sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir" dedi
Elmalılı Hamdi YazırMusa dedi ki: "O sizin de Rabbiniz, daha önce ki atalarınızın da Rabbidir
Saheeh International[Pharaoh] said, "Indeed, your 'messenger' who has been sent to you is mad
Süleyman Ateş(Fir'avn): "Size gönderilen bu elçiniz mutlaka delidir" dedi
Elmalılı Hamdi Yazır(Firavun): "Size gönderilen bu elçiniz mutlaka delidir" dedi
Saheeh International[Moses] said, "Lord of the east and the west and that between them, if you were to reason
Süleyman Ateş(Musa): "Eğer düşünürseniz O, doğunun batının ve bunlar arasında bulunanların da Rabbidir" dedi
Elmalılı Hamdi YazırMusa devamla şöyle söyledi: "Şayet aklınızı kullansanız (anlarsınız ki), O, doğunun, batının ve ikisinin arasında bulunanların Rabbidir
Saheeh International[Pharaoh] said, "If you take a god other than me, I will surely place you among those imprisoned
Süleyman Ateş(Fir'avn ey Musa): "Andolsun ki benden başka tanrı edinirsen, seni mutlaka zindana atılanlardan yapacağım" dedi
Elmalılı Hamdi YazırFiravun: "Benden başkasını ilâh tutarsan, andolsun ki seni zindana kapatılmışlardan ederim" dedi
Saheeh International[Moses] said, "Even if I brought you proof manifest
Süleyman Ateş(Musa, peki): "Sana (doğruluğumu) kanıtlayan apaçık bir şey getirmiş olsam da mı?" dedi
Elmalılı Hamdi YazırMusa sordu: "Sana apaçık bir şey getirmiş olsam da mı
Saheeh International[Pharaoh] said, "Then bring it, if you should be of the truthful
Süleyman Ateş(Fir'avn): "Eğer doğrulardansan onu getir (bakalım)," dedi
Elmalılı Hamdi YazırFiravun: "Haydi getir onu bakayım, doğrulardan isen" dedi
Saheeh InternationalSo [Moses] threw his staff, and suddenly it was a serpent manifest
Süleyman Ateş(Musa), asasını attı, bir de (baktılar ki) o apaçık bir ejderha
Elmalılı Hamdi YazırBunun üzerine Musa asâsını bırakıverdi; apaçık bir ejderha oluverdi
Saheeh InternationalAnd he drew out his hand; thereupon it was white for the observers
Süleyman AteşElini (koltuğunun altından) çıkardı; o da, bakanlara parıl parıl parlayan bir şey oluverdi
Elmalılı Hamdi YazırElini de (koynundan) çekti çıkardı; bakanlara bembeyaz (görünen, nur saçan bir şey) oluverdi
Saheeh International[Pharaoh] said to the eminent ones around him, "Indeed, this is a learned magician
Süleyman Ateş(Fir'avn), çevresindeki ileri gelenlere: "Bu dedi, bilgin bir büyücüdür
Elmalılı Hamdi YazırFiravun çevresinde bulunan ileri gelenlere: "Bu dedi, herhalde çok bilgili bir sihirbaz
Saheeh InternationalHe wants to drive you out of your land by his magic, so what do you advise
Süleyman AteşBüyüsüyle sizi toprağınızdan çıkarmak istiyor. Ne buyurursunuz
Elmalılı Hamdi YazırSizi sihriyle yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Şimdi ne buyurursunuz
Saheeh InternationalThey said, "Postpone [the matter of] him and his brother and send among the cities gatherers
Süleyman AteşDediler ki: "Onu ve kardeşini eğle, kentlere toplayıcılar gönder
Elmalılı Hamdi YazırDediler ki: "Bunu ve kardeşini eğle, şehirlere de toplayıcılar gönder
Saheeh InternationalWho will bring you every learned, skilled magician
Süleyman AteşBütün bilgin büyücüleri sana getirsinler
Elmalılı Hamdi YazırBütün bilgiç sihirbazları sana getirsinler
Saheeh InternationalSo the magicians were assembled for the appointment of a well-known day
Süleyman AteşDerken büyücüler belli bir günün belirlenen vaktinde bir araya getirildi
Elmalılı Hamdi YazırBöylece, sihirbazlar belli bir günün tayin edilen vaktinde bir araya getirildi
Saheeh InternationalAnd it was said to the people, "Will you congregate
Süleyman AteşHalka da: "Siz de toplanır mısınız?" denildi
Elmalılı Hamdi YazırHalka, "Siz de toplanıyor musunuz? (Haydi çabuk olun)" denildi
Saheeh InternationalThat we might follow the magicians if they are the predominant
Süleyman AteşUmarız ki büyücüler üstün gelirse biz de onlara uyarız
Elmalılı Hamdi YazırÜstün gelirlerse herhalde sihirbazlara uyarız" dediler
Saheeh InternationalAnd when the magicians arrived, they said to Pharaoh, "Is there indeed for us a reward if we are the predominant
Süleyman AteşBüyücüler gelince Fir'avn'e: "Eğer üstün gelenler biz olursak, bize mutlaka bir ücret var değil mi?" dediler
Elmalılı Hamdi YazırSihirbazlar geldiklerinde Firavun'a "Şayet biz üstün gelirsek, muhakkak bize bir ücret vardır, değil mi?" dediler
Saheeh InternationalHe said, "Yes, and indeed, you will then be of those near [to me]
Süleyman AteşEvet dedi, hem o takdirde siz (bana) yakınlardan olacaksınız
Elmalılı Hamdi YazırFiravun cevaben: "Evet, o takdirde hiç şüphe etmeyin, gözde kimselerden olacaksınız" dedi
Saheeh InternationalMoses said to them, "Throw whatever you will throw
Süleyman AteşMusa onlara: "Atacağınızı atın!" dedi
Elmalılı Hamdi YazırMusa onlara "Atın, ne atacaksanız" dedi
Saheeh InternationalSo they threw their ropes and their staffs and said, "By the might of Pharaoh, indeed it is we who are predominant
Süleyman Ateşİplerini ve değneklerini attılar ve "Fir'avn'ın şerefine biz, elbette biz galib geleceğiz" dediler
Elmalılı Hamdi YazırBunun üzerine iplerini ve değneklerini attılar ve "Firavun'un kudreti hakkı için şüphesiz elbette bizler galip geleceğiz" dediler
Saheeh InternationalThen Moses threw his staff, and at once it devoured what they falsified
Süleyman AteşMusa da asasını attı. Birden o, onların uydurduklarını yutmağa başladı
Elmalılı Hamdi YazırArdından Musa asâsını attı; bir de ne görsünler, onların uydurduklarını yutuyor
Saheeh InternationalSo the magicians fell down in prostration [to Allah]
Süleyman AteşDerhal büyücüler secdeye kapandılar
Elmalılı Hamdi YazırSihirbazlar derhal secdeye kapandılar
Saheeh InternationalThey said, "We have believed in the Lord of the worlds
Süleyman AteşDediler: "Alemlerin Rabbine inandık
Elmalılı Hamdi Yazırİman ettik, dediler, Âlemlerin Rabbine
Saheeh InternationalThe Lord of Moses and Aaron
Süleyman AteşMusa'nın ve Harun'un Rabbine
Elmalılı Hamdi YazırMusa ve Harun'un Rabbine
Saheeh International[Pharaoh] said, "You believed Moses before I gave you permission. Indeed, he is your leader who has taught you magic, but you are going to know. I will surely cut off your hands and your feet on opposite sides, and I will surely crucify you all
Süleyman Ateş(Fir'avn) dedi: "Ben size izin vermeden mi ona inandınız? O, size büyü öğreten büyüğünüzdür. Öyleyse (size ne yapacağımı) yakında bileceksiniz: Ellerinizi ve ayaklarınızı çapraz olarak keseceğim ve hepinizi asacağım
Elmalılı Hamdi YazırFiravun (kızgınlık içinde) dedi ki: "Ben size izin vermeden O'na iman ettiniz ha! Anlaşıldı ki o size sihri öğreten büyüğünüzmüş! Ama şimdi bileceksiniz: Andolsun, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama ke stireceğim, hepinizi çarmıha gerdireceğim
Saheeh InternationalThey said, "No harm. Indeed, to our Lord we will return
Süleyman AteşZararı yok, dediler, (nasıl olsa) biz Rabbimize döneceğiz
Elmalılı Hamdi YazırZararı yok dediler nasıl olsa biz Rabbimize döneceğiz
Saheeh InternationalIndeed, we aspire that our Lord will forgive us our sins because we were the first of the believers
Süleyman AteşBiz ilk inananlar olduğumuz için Rabbimizin, hatalarımızı bağışlayacağını umarız
Elmalılı Hamdi YazırHerhalde biz müminlerin evveli olduğumuzdan dolayı, Rabbimizin bize mağfiret buyuracağını ümit ederiz
Saheeh InternationalAnd We inspired to Moses, "Travel by night with My servants; indeed, you will be pursued
Süleyman AteşMusa'ya: "Kullarımı geceleyin (Mısır'dan çıkar), yürüt; siz takibedileceksiniz." diye vahyettik
Elmalılı Hamdi YazırBiz, Musa'ya: "Kullarımı geceleyin yola çıkar, çünkü takip edileceksiniz" diye vahyettik
Saheeh InternationalThen Pharaoh sent among the cities gatherers
Süleyman AteşFir'avn, (İsrail oğullarının gittiğini duyunca) kentlere (asker) toplayıcılar gönderdi
Elmalılı Hamdi YazırFiravun da şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi
Saheeh International[And said], "Indeed, those are but a small band
Süleyman AteşŞunlar, (şu İsrail oğulları), az bir topluluktur dedi
Elmalılı Hamdi YazırEsasen bunlar, sayıları azar azar, bölük pörçük bir cemaattır
Saheeh InternationalAnd indeed, they are enraging us
Süleyman AteşBizi kızdırmaktadırlar
Elmalılı Hamdi Yazır(Böyle iken) hakkımızda çok gayz (öfke) besliyorlar
Saheeh InternationalAnd indeed, we are a cautious society
Süleyman AteşBiz, ihtiyatlı, koca bir cemaatiz
Elmalılı Hamdi YazırBiz ise, elbette uyanık (ve tekvücut) bir cemaatız." (diyor ve dedirtiyordu)
Saheeh InternationalSo We removed them from gardens and springs
Süleyman AteşBöylece biz onları çıkardık: bahçeler(in)den, çeşmeler(in)den
Elmalılı Hamdi YazırAma (sonunda) biz, onları (Firavun ve kavmini) bahçelerden, pınarlardan
Saheeh InternationalAnd treasures and honorable station
Süleyman AteşHazineler(in)den ve o güzel yer(lerin)den
Elmalılı Hamdi YazırHazinelerden ve şerefli makamlardan çıkardık
Saheeh InternationalThus. And We caused to inherit it the Children of Israel
Süleyman AteşBöylece bunları İsrail oğullarına miras yaptık
Elmalılı Hamdi YazırVe onlara İsrail oğullarını mirasçı yaptık
Saheeh InternationalSo they pursued them at sunrise
Süleyman Ateş(Fir'avn ve adamları), güneş doğarken onların ardına düştüler
Elmalılı Hamdi YazırDerken (Firavun ve adamları) güneş doğmuştu ki, onların ardına düştüler
Saheeh InternationalAnd when the two companies saw one another, the companions of Moses said, "Indeed, we are to be overtaken
Süleyman Ateşİki topluluk (yaklaşıp) birbirini görünce Musa'nın adamları: "İşte yakalandık!" dediler
Elmalılı Hamdi Yazırİki topluluk birbirini görünce, Musa'nın adamları "Eyvah, yakalandık! dediler
Saheeh International[Moses] said, "No! Indeed, with me is my Lord; He will guide me
Süleyman Ateş(Musa): "Hayır, dedi, Rabbim benimle beraberdir. Bana yol gösterecektir
Elmalılı Hamdi YazırMusa: "Hayır, aslâ! dedi, Rabbim şüphesiz benimledir, bana yolunu gösterecektir
Saheeh InternationalThen We inspired to Moses, "Strike with your staff the sea," and it parted, and each portion was like a great towering mountain
Süleyman AteşMusa'ya: "Değneğinle denize vur!" diye vahyettik. (Vurunca deniz) yarıldı, (on iki yol açıldı). Her bölüm, kocaman bir dağ gibi oldu
Elmalılı Hamdi YazırBunun üzerine Musa'ya "Vur asân ile denize" diye vahyettik; vurunca bir infilak etti, her bölük koca bir dağ gibi oluverdi
Saheeh InternationalAnd We advanced thereto the pursuers
Süleyman AteşÖtekileri de buraya yaklaştırdık (Musa ve adamlarının ardından, düşmanları da bu denizde açılan yollara girdiler)
Elmalılı Hamdi YazırÖtekilerini de buraya yanaştırıvermiştik
Saheeh InternationalAnd We saved Moses and those with him, all together
Süleyman AteşMusa'yı ve beraberinde olanları tamamen kurtardık
Elmalılı Hamdi YazırMusa ve beraberindekilerin hepsini kurtardık
Saheeh InternationalThen We drowned the others
Süleyman AteşSonra ötekilerini boğduk (Musa ve adamları karaya çıkınca deniz kapandı, Fir'avn ve adamları boğuldu)
Elmalılı Hamdi YazırSonra da ötekileri suda boğduk
Saheeh InternationalIndeed in that is a sign, but most of them were not to be believers
Süleyman AteşMuhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama çokları inanmazlar
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz bunda bir âyet (ibret) vardır; ama çokları iman etmiş değillerdir
Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful
Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur
Elmalılı Hamdi YazırVe şüphesiz, işte o Rabbin, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir
Saheeh InternationalAnd recite to them the news of Abraham
Süleyman AteşOnlara İbrahim'in haberini de oku
Elmalılı Hamdi Yazır(Resulüm!) onlara İbrahim'in kıssasını da naklet
Saheeh InternationalWhen he said to his father and his people, "What do you worship
Süleyman AteşBabasına ve kavmine: "Neye tapıyorsunuz?" demişti
Elmalılı Hamdi YazırHani o, babasına ve kavmine, "Neye tapıyorsunuz?" demişti
Saheeh InternationalThey said, "We worship idols and remain to them devoted
Süleyman AteşPutlara tapıyoruz, onların önünde ibadete duruyoruz. dediler
Elmalılı Hamdi YazırBirtakım putlara taparız da onlar sayesinde toplanırız" dediler
Saheeh InternationalHe said, "Do they hear you when you supplicate
Süleyman AteşPeki, dedi, siz du'a ettiğiniz zaman onlar sizi işitiyorlar mı
Elmalılı Hamdi Yazırİbrahim "Peki, dedi, yalvardığınızda onlar sizi işitiyorlar mı
Saheeh InternationalOr do they benefit you, or do they harm
Süleyman AteşYahut size fayda veya zarar verebiliyorlar mı
Elmalılı Hamdi YazırVeya size fayda veya zararları olur mu
Saheeh InternationalThey said, "But we found our fathers doing thus
Süleyman AteşHayır, ama babalarımızın böyle yaptıklarını gördük, (onun için biz de böyle yapıyoruz). dediler
Elmalılı Hamdi YazırYok, dediler, ama biz babalarımızı böyle yapar bulduk
Saheeh InternationalHe said, "Then do you see what you have been worshipping
Süleyman Ateşİşte gördünüz mü neye tapıyorsunuz? dedi
Elmalılı Hamdi Yazırİbrahim dedi ki: "İyi ama, ister sizin, ister önceki atalarınızın olsun, neye taptığınızı (biraz olsun) düşündünüz mü
Saheeh InternationalYou and your ancient forefathers
Süleyman AteşSiz ve eski atalarınız
Elmalılı Hamdi Yazırİbrahim dedi ki: "İyi ama, ister sizin, ister önceki atalarınızın olsun, neye taptığınızı (biraz olsun) düşündünüz mü
Saheeh InternationalIndeed, they are enemies to me, except the Lord of the worlds
Süleyman AteşOnlar benim düşmanımdır. Yalnız alemlerin Rabbi (benim dostumdur)
Elmalılı Hamdi YazırHep onlar benim düşmanımdır; ancak âlemlerin Rabbi (benim dostumdur)
Saheeh InternationalWho created me, and He [it is who] guides me
Süleyman AteşBeni yaratan ve bana yol gösteren O'dur
Elmalılı Hamdi YazırO ki, beni yaratan ve bana doğru yolu gösterendir
Saheeh InternationalAnd it is He who feeds me and gives me drink
Süleyman AteşBana yediren ve içiren O'dur
Elmalılı Hamdi YazırBeni yediren, içirendir
Saheeh InternationalAnd when I am ill, it is He who cures me
Süleyman AteşHastalandığım zaman bana şifa veren O'dur
Elmalılı Hamdi YazırHastalandığım zaman bana O, şifâ verir
Saheeh InternationalAnd who will cause me to die and then bring me to life
Süleyman AteşBeni öldürecek, sonra diriltecek O'dur
Elmalılı Hamdi YazırO ki, benim canımı alacak, sonra diriltecektir
Saheeh InternationalAnd who I aspire that He will forgive me my sin on the Day of Recompense
Süleyman AteşCeza günü hatamı bağışlayacağını umduğum da O'dur
Elmalılı Hamdi YazırVe hesap günü, hatamı bağışlayacağını umduğumdur
Saheeh International[And he said], "My Lord, grant me authority and join me with the righteous
Süleyman AteşRabbim, bana hüküm (hükümdarlık, bilgi) ver ve beni Salihler arasına kat
Elmalılı Hamdi YazırYa Rab! Bana hikmet (hüküm) ver ve beni iyiler (zümresin)e kat
Saheeh InternationalAnd grant me a reputation of honor among later generations
Süleyman AteşSonra gelenler arasında bana, bir doğruluk dili nasib eyle (sonraki nesiller arasında hayır ile anılmamı sağla)
Elmalılı Hamdi YazırSonra gelecekler içinde beni doğrulukla anılanlardan eyle
Saheeh InternationalAnd place me among the inheritors of the Garden of Pleasure
Süleyman AteşBeni ni'met(i bol olan) cennetinin varislerinden kıl
Elmalılı Hamdi YazırVe beni naîm (nimeti bol) cennetin varislerinden eyle
Saheeh InternationalAnd forgive my father. Indeed, he has been of those astray
Süleyman AteşBabamı da bağışla. Çünkü o, sapıklardandır. And forgive my father. Lo! he is of those who err
Elmalılı Hamdi YazırBabamı da bağışla, çünkü o yanlış gidenlerdendir
Saheeh InternationalAnd do not disgrace me on the Day they are [all] resurrected
Süleyman Ateş(Kulların) diriltilecekleri gün, beni utandırma
Elmalılı Hamdi Yazır(İnsanların) diriltilecekleri gün, beni mahcub etme
Saheeh InternationalThe Day when there will not benefit [anyone] wealth or children
Süleyman AteşO gün ki, ne mal, ne de oğullar yarar vermez
Elmalılı Hamdi YazırO gün ki ne mal fayda verir ne oğullar
Saheeh InternationalBut only one who comes to Allah with a sound heart
Süleyman AteşAncak Allah'a sağlam ve temiz kalb getiren (yarar görür)
Elmalılı Hamdi YazırAncak Allah'a temiz bir kalple gelenler o günde (kurtuluşa erer)
Saheeh InternationalAnd Paradise will be brought near [that Day] to the righteous
Süleyman Ateş(O gün) cennet, korunanlara yaklaştırılır
Elmalılı Hamdi Yazır(O gün) Cennet müttakilere yaklaştırılmıştır
Saheeh InternationalAnd Hellfire will be brought forth for the deviators
Süleyman AteşCehennem de azgınların karşısına çıkarılır
Elmalılı Hamdi YazırAzgınlar için de cehennem hortlatılmıştır
Saheeh InternationalAnd it will be said to them, "Where are those you used to worship
Süleyman AteşOnlara "Hani taptıklarınız nerede?" denilir
Elmalılı Hamdi YazırOnlara, "Allah'ı bırakıp da taptıklarınız, hani nerede? Size yardım edebiliyorlar mı veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı?" denilir
Saheeh InternationalOther than Allah? Can they help you or help themselves
Süleyman AteşO Allah'tan başka (taptıklarınız) size yardım ediyorlar mı, yahut kendilerine yardımları dokunuyor mu
Elmalılı Hamdi YazırOnlara, "Allah'ı bırakıp da taptıklarınız, hani nerede? Size yardım edebiliyorlar mı veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı?" denilir
Saheeh InternationalSo they will be overturned into Hellfire, they and the deviators
Süleyman AteşOnlar ve azgınlar, tepe taklak oraya atılırlar
Elmalılı Hamdi YazırVe arkasından hep onlar (putlar ve azgınlar) o cehennemin içine fırlatılmaktadırlar
Saheeh InternationalAnd the soldiers of Iblees, all together
Süleyman Ateşİblis'in bütün askerleri de
Elmalılı Hamdi YazırVe bütün o İblis orduları onun içinde birbirleriyle çekişirlerken dediler ki
Saheeh InternationalThey will say while they dispute therein
Süleyman AteşOnlar orada (putlarıyle) çekişerek derler ki
Elmalılı Hamdi YazırVe bütün o İblis orduları onun içinde birbirleriyle çekişirlerken dediler ki
Saheeh InternationalBy Allah, we were indeed in manifest error
Süleyman AteşVallahi biz apaçık bir sapıklık içinde imişiz
Elmalılı Hamdi YazırVallahi biz, gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz
Saheeh InternationalWhen we equated you with the Lord of the worlds
Süleyman AteşÇünkü sizi alemlerin Rabbine eşit tutuyorduk
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü biz sizi, âlemlerin Rabbi ile bir seviyede tutuyorduk
Saheeh InternationalAnd no one misguided us except the criminals
Süleyman AteşAma bizi saptıran o suçlulardır
Elmalılı Hamdi YazırVe bizi hep o günahkarlar saptırdı
Saheeh InternationalSo now we have no intercessors
Süleyman AteşŞimdi artık bizim ne şefa'atçilerimiz var
Elmalılı Hamdi YazırBak bizim için ne şefaatçiler var
Saheeh InternationalAnd not a devoted friend
Süleyman AteşNe de sıcak bir dostumuz
Elmalılı Hamdi YazırNe de yakın bir dost
Saheeh InternationalThen if we only had a return [to the world] and could be of the believers
Süleyman AteşAh keşke bir dönüşümüz daha olsa da inananlardan olsak
Elmalılı Hamdi YazırAh keşke (dünyaya) bir kere daha dönebilsek de, müminlerden olabilseydik
Saheeh InternationalIndeed in that is a sign, but most of them were not to be believers
Süleyman AteşMuhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır; oysa çokları iman etmiş değillerdir
Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful
Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur
Elmalılı Hamdi YazırVe şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir
Saheeh InternationalThe people of Noah denied the messengers
Süleyman AteşNuh kavmi de gönderilen elçileri yalanladı
Elmalılı Hamdi YazırNuh kavmi de peygamberleri yalancılıkla itham etti
Saheeh InternationalWhen their brother Noah said to them, "Will you not fear Allah
Süleyman AteşKardeşleri Nuh onlara: "Korunmaz mısınız?" demişti
Elmalılı Hamdi YazırHani kardeşleri Nuh onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız
Saheeh InternationalIndeed, I am to you a trustworthy messenger
Süleyman AteşBen size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim
Elmalılı Hamdi YazırHaberiniz olsun ki ben, size gönderilmiş güvenilir bir Peygamberim
Saheeh InternationalSo fear Allah and obey me
Süleyman AteşAllah'tan korkun ve bana ita'at edin
Elmalılı Hamdi YazırGelin artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin
Saheeh InternationalAnd I do not ask you for it any payment. My payment is only from the Lord of the worlds
Süleyman AteşBen sizden, buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, yalnız alemlerin Rabbine aittir
Elmalılı Hamdi YazırBuna karşılık ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafaatımı verecek olan ancak, âlemlerin Rabbidir
Saheeh InternationalSo fear Allah and obey me
Süleyman AteşÖyle ise Allah'tan korkun ve bana ita'at edin
Elmalılı Hamdi YazırGelin, artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin
Saheeh InternationalThey said, "Should we believe you while you are followed by the lowest [class of people]
Süleyman AteşDediler ki: "Sana bayağı kimseler uymuşken biz sana inanır mıyız
Elmalılı Hamdi YazırÂ, dediler, senin ardına hep düşük kimseler düşmüşken, biz sana hiç inanır mıyız
Saheeh InternationalHe said, "And what is my knowledge of what they used to do
Süleyman AteşDedi ki: "Ben onların yaptıklarını(n iç yüzünü) bilmem (ben ancak görünüşe göre hüküm veririm)
Elmalılı Hamdi YazırNuh dedi ki: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur
Saheeh InternationalTheir account is only upon my Lord, if you [could] perceive
Süleyman AteşAnlayışınız olsa, onların hesabının Rabbime aidolduğunu bilirsiniz
Elmalılı Hamdi YazırOnların hesabı ancak Rabbime aittir. Düşünsenize
Saheeh InternationalAnd I am not one to drive away the believers
Süleyman AteşBen inananları kovacak değilim
Elmalılı Hamdi YazırHem ben iman edenleri kovmaya memur değilim
Saheeh InternationalI am only a clear warner
Süleyman AteşBen sadece apaçık bir uyarıcıyım
Elmalılı Hamdi YazırBen ancak apaçık bir uyarıcıyım
Saheeh InternationalThey said, "If you do not desist, O Noah, you will surely be of those who are stoned
Süleyman AteşDediler: "Ey Nuh, (bu dediğinden) vazgeçmezsen mutlaka taşlananlardan olacaksın
Elmalılı Hamdi YazırDediler ki: "Ey Nuh! Eğer vazgeçmezsen, iyi bil ki, taşa tutulanlardan olacaksın
Saheeh InternationalHe said, "My Lord, indeed my people have denied me
Süleyman Ateş(Nuh): "Rabbim, dedi, kavmim beni yalanladı
Elmalılı Hamdi YazırNuh: "Rabbim! dedi, kavmim beni yalancılıkla itham etti
Saheeh InternationalThen judge between me and them with decisive judgement and save me and those with me of the believers
Süleyman AteşBenimle onların arasını aç (aramızda hükmet), beni ve benimle beraber bulunan mü'minleri kurtar
Elmalılı Hamdi YazırArtık benimle onların arasında sen hükmünü ver. Beni ve beraberimdeki müminleri kurtar
Saheeh InternationalSo We saved him and those with him in the laden ship
Süleyman AteşBiz de onu ve onunla beraber bulunanları, dolu gemi içinde kurtardık
Elmalılı Hamdi YazırBunun üzerine biz de onu ve beraberindekileri, o dolu gemide taşıyarak kurtardık
Saheeh InternationalThen We drowned thereafter the remaining ones
Süleyman AteşSonra bunun ardından, geride kalanları boğduk
Elmalılı Hamdi YazırSonra da arkasında kalanları suda boğduk
Saheeh InternationalIndeed in that is a sign, but most of them were not to be believers
Süleyman AteşMuhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz bunda mutlak bir âyet (alınacak ders) vardır; ama çokları iman etmiş değillerdir
Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful
Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur
Elmalılı Hamdi YazırVe şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir
Saheeh InternationalAad denied the messengers
Süleyman AteşAd (kavmi) de, gönderilen elçileri yalanladı
Elmalılı Hamdi YazırÂd (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla itham etti
Saheeh InternationalWhen their brother Hud said to them, "Will you not fear Allah
Süleyman AteşKardeşleri Hud onlara: "Korunmaz mısınız?" demişti
Elmalılı Hamdi YazırHani kardeşleri Hûd onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız
Saheeh InternationalIndeed, I am to you a trustworthy messenger
Süleyman AteşBen size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim
Elmalılı Hamdi YazırHaberiniz olsun ki ben, size gönderilmiş, güvenilir bir Peygamberim
Saheeh InternationalSo fear Allah and obey me
Süleyman AteşAllah'tan korkun ve bana ita'at edin
Elmalılı Hamdi YazırGelin artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin
Saheeh InternationalAnd I do not ask you for it any payment. My payment is only from the Lord of the worlds
Süleyman AteşBen sizden buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız alemlerin Rabbine aittir
Elmalılı Hamdi YazırBuna karşılık ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan ancak âlemlerin Rabbidir
Saheeh InternationalDo you construct on every elevation a sign, amusing yourselves
Süleyman AteşSiz her yol üzerine, (gelip geçenleri yanıltmak için) bir işaret yapıp da boş şeyle mi uğraşıyorsunuz
Elmalılı Hamdi YazırSiz her tepeye bir alâmet bina edip eğlenir durur musunuz
Saheeh InternationalAnd take for yourselves palaces and fortresses that you might abide eternally
Süleyman AteşBelki ebedi yaşarsınız diye köşkler (ve müstahkem kaleler) ediniyorsunuz
Elmalılı Hamdi YazırTemelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz
Saheeh InternationalAnd when you strike, you strike as tyrants
Süleyman Ateş(Bir kavmi) yakaladığınız zaman da zorbalar gibi yakalıyorsunuz
Elmalılı Hamdi YazırHem tuttuğunuz zaman merhametsiz zorbalar gibi tutuyorsunuz
Saheeh InternationalSo fear Allah and obey me
Süleyman AteşAllah'tan korkun ve bana ita'at edin
Elmalılı Hamdi YazırArtık Allah'tan korkun ve bana itaat edin
Saheeh InternationalAnd fear He who provided you with that which you know
Süleyman AteşSize bildiğiniz ni'metleri bol bol veren(Allah)dan korkun. Keep your duty toward Him Who hath aided you with (the good things) that ye know
Elmalılı Hamdi YazırO Allah'tan korkun ki, size o bildiğiniz şeyleri vermekte
Saheeh InternationalProvided you with grazing livestock and children
Süleyman AteşO size verdi: davarlar, oğullar
Elmalılı Hamdi YazırDavarlar, oğullar
Saheeh InternationalAnd gardens and springs
Süleyman AteşBahçeler, çeşmeler
Elmalılı Hamdi YazırCennet gibi bağlar, bahçeler, pınarlar ihsan etmektedir
Saheeh InternationalIndeed, I fear for you the punishment of a terrible day
Süleyman AteşDoğrusu ben size büyük bir günün azabı(nın çarpması)ndan korkuyorum
Elmalılı Hamdi YazırCidden ben sizin hakkınızda büyük bir günün azabından korkuyorum
Saheeh InternationalThey said, "It is all the same to us whether you advise or are not of the advisors
Süleyman AteşDediler ki: "Öğüt versen de, öğüt verenlerden olmasan da bizce birdir
Elmalılı Hamdi YazırDediler ki: "Sen ha vaaz etmişsin, ha vaaz edenlerden olmamışsın, bizce birdir
Saheeh InternationalThis is not but the custom of the former peoples
Süleyman AteşBu (davranışımız), sadece evvelkilerin ahlakı(ve geleneği)dir
Elmalılı Hamdi YazırBu sırf eskilerin âdetidir
Saheeh InternationalAnd we are not to be punished
Süleyman AteşBiz azaba uğratılacak değiliz
Elmalılı Hamdi YazırBiz azaba uğratılacak da değiliz
Saheeh InternationalAnd they denied him, so We destroyed them. Indeed in that is a sign, but most of them were not to be believers
Süleyman Ateş(Böylece) onu yalanladılar. Biz de onları helak ettik. Muhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar
Elmalılı Hamdi YazırBöylece onu yalancı saydılar; biz de kendilerini helak ettik. Şüphesiz bunda mutlak bir âyet (alınacak bir ders) vardır, ama çokları iman etmiş değillerdir
Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful
Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur
Elmalılı Hamdi YazırVe şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir
Saheeh InternationalThamud denied the messengers
Süleyman AteşSemud (kavmi) de gönderilen elçileri yalanladı
Elmalılı Hamdi YazırSemûd (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla itham etti
Saheeh InternationalWhen their brother Salih said to them, "Will you not fear Allah
Süleyman AteşKardeşleri Salih, onlara demişti ki: "Korunmaz mısınız
Elmalılı Hamdi YazırHani kardeşleri Salih onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız
Saheeh InternationalIndeed, I am to you a trustworthy messenger
Süleyman AteşBen sizin için güvenilir bir elçiyim
Elmalılı Hamdi YazırHaberiniz olsun ki ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim
Saheeh InternationalSo fear Allah and obey me
Süleyman AteşAllah'tan korkun ve bana ita'at edin
Elmalılı Hamdi YazırGelin artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin
Saheeh InternationalAnd I do not ask you for it any payment. My payment is only from the Lord of the worlds
Süleyman AteşBen sizden buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız alemlerin Rabbine aittir
Elmalılı Hamdi YazırBuna karşılık ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan ancak âlemlerin Rabbidir
Saheeh InternationalWill you be left in what is here, secure [from death]
Süleyman AteşSiz burada güven içinde bırakılacağınızı mı sanıyorsunuz
Elmalılı Hamdi YazırSiz burada güven içinde bırakılacak mısınız
Saheeh InternationalWithin gardens and springs
Süleyman AteşBöyle bahçelerde, çeşme başlarında
Elmalılı Hamdi YazırBahçelerin, pınarların içinde
Saheeh InternationalAnd fields of crops and palm trees with softened fruit
Süleyman AteşEkinler ve yumuşak tomurcuklu güzel hurmalıklar arasında
Elmalılı Hamdi YazırEkinlerin, salkımları sarkmış hurmalar arasında
Saheeh InternationalAnd you carve out of the mountains, homes, with skill
Süleyman AteşDağlardan ustalıkla evler yontuyorsunuz
Elmalılı Hamdi YazırKi bir de dağlardan keyifli keyifli kâşâneler oyuyorsunuz
Saheeh InternationalSo fear Allah and obey me
Süleyman AteşAllah'tan korkun ve bana ita'at edin
Elmalılı Hamdi YazırGelin! Allah'tan korkun da bana itaat edin
Saheeh InternationalAnd do not obey the order of the transgressors
Süleyman AteşO aşırıların emrine uymayın
Elmalılı Hamdi YazırYeryüzünde bozgunculuk yapıp dirlik düzenlik vermeyen bozguncuların emrine uymayın
Saheeh InternationalWho cause corruption in the land and do not amend
Süleyman AteşYeryüzünde bozgunculuk yapan, ıslah etmeyen o kimseler(in sözüyle hareket etmeyin)
Elmalılı Hamdi YazırYeryüzünde bozgunculuk yapıp dirlik düzenlik vermeyen bozguncuların emrine uymayın
Saheeh InternationalThey said, "You are only of those affected by magic
Süleyman AteşDediler: Sen, iyice büyülenmişlerdensin
Elmalılı Hamdi YazırSen dediler, olsa olsa iyice büyülenmiş birisin
Saheeh InternationalYou are but a man like ourselves, so bring a sign, if you should be of the truthful
Süleyman AteşSen de bizim gibi bir insansın. Eğer doğrulardansan bize bir mu'cize getir
Elmalılı Hamdi YazırSen de ancak bizim gibi bir beşersin. Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi bize bir âyet (mucize) getir
Saheeh InternationalHe said, "This is a she-camel. For her is a [time of] drink, and for you is a [time of] drink, [each] on a known day
Süleyman AteşDedi: "İşte bu dişi deve(mu'cize)dir. (Bir gün) onun su içme hakkı var, belli bir günün su içme hakkı da sizin
Elmalılı Hamdi YazırSalih "İşte (mucize) bu dişi devedir; su içme hakkı (bir gün) onundur, belli bir günün içme hakkı da sizin" dedi
Saheeh InternationalAnd do not touch her with harm, lest you be seized by the punishment of a terrible day
Süleyman AteşSakın, ona bir kötülük dokundurmayın, sonra büyük bir günün azabı sizi yakalar
Elmalılı Hamdi YazırSakın ona bir kötülükle ilişmeyin, yoksa sizi büyük bir günün azabı yakalayıverir
Saheeh InternationalBut they hamstrung her and so became regretful
Süleyman AteşNihayet onu kestiler, ama pişman oldular
Elmalılı Hamdi YazırDerken onu kestiler; fakat pişman da oldular
Saheeh InternationalAnd the punishment seized them. Indeed in that is a sign, but most of them were not to be believers
Süleyman AteşVe azab onları yakaladı. Muhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü kendilerini azap yakalayıverdi. Şüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır, ama çokları iman etmiş değillerdir
Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful
Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur
Elmalılı Hamdi YazırVe şüphesiz Rabbin, işte O mutlak galip ve engin merhamet sahibidir
Saheeh InternationalThe people of Lot denied the messengers
Süleyman AteşLut (kavmi) de gönderilen elçileri yalanladı
Elmalılı Hamdi YazırLût (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla itham etti
Saheeh InternationalWhen their brother Lot said to them, "Will you not fear Allah
Süleyman AteşKardeşleri Lut, onlara "Korunmaz mısınız?" demişti
Elmalılı Hamdi YazırHani kardeşleri Lût onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan kormaz mısınız
Saheeh InternationalIndeed, I am to you a trustworthy messenger
Süleyman AteşBen sizin için güvenilir bir elçiyim
Elmalılı Hamdi YazırHaberiniz olsun ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim
Saheeh InternationalSo fear Allah and obey me
Süleyman AteşAllah'tan korkun ve bana ita'at edin
Elmalılı Hamdi YazırGelin artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin
Saheeh InternationalAnd I do not ask you for it any payment. My payment is only from the Lord of the worlds
Süleyman AteşBen sizden buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız alemlerin Rabbine aittir. And I ask of you no wage therefore; my wage is the concern only of the Lord of the Worlds
Elmalılı Hamdi YazırBuna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan ancak âlemlerin Rabbidir
Saheeh InternationalDo you approach males among the worlds
Süleyman AteşAlemlerin içinde erkeklere mi gidiyorsunuz
Elmalılı Hamdi Yazırİnsanlar içinden erkeklere mi gidiyorsunuz
Saheeh InternationalAnd leave what your Lord has created for you as mates? But you are a people transgressing
Süleyman AteşVe Rabbinizin sizin için yarattığı eşlerinizi bırakıyorsunuz? Siz sınırı aşan bir kavimsiniz
Elmalılı Hamdi YazırBırakıyorsunuz da sizler için yarattığı eşleri! Doğrusu siz insanlıktan çıkmış bir kavimsiniz
Saheeh InternationalThey said, "If you do not desist, O Lot, you will surely be of those evicted
Süleyman AteşDediler: "Ey Lut, andolsun, eğer (bundan) vazgeçmezsen, mutlaka sürülenlerden olacaksın
Elmalılı Hamdi YazırOnlar şöyle dediler: "Ey Lût! (Bu davadan) vazgeçmezsen, iyi bilki, sürülenlerden olacaksın
Saheeh InternationalHe said, "Indeed, I am, toward your deed, of those who detest [it]
Süleyman Ateş(Lut) dedi: "Ben sizin bu işinize, (kadınları bırakıp erkeklere gidişinize) kızanlardanım
Elmalılı Hamdi YazırLût "Doğrusu ben, dedi, sizin bu işinize buğzedenlerdenim
Saheeh InternationalMy Lord, save me and my family from [the consequence of] what they do
Süleyman AteşRabbim, beni ve ailemi bunların yaptıklarından kurtar
Elmalılı Hamdi YazırYâ Rabbi! Beni ve ailemi onların yapageldiklerin(in vebalin)den kurtar
Saheeh InternationalSo We saved him and his family, all
Süleyman AteşBiz de onu ve ailesini tamamen kurtardık
Elmalılı Hamdi YazırBiz de onu ve ailesinin tamamını kurtardık
Saheeh InternationalExcept an old woman among those who remained behind
Süleyman AteşYalnız geride kalanlar arasında bulunan bir koca karıyı (kurtarmadık)
Elmalılı Hamdi YazırAncak (geride) bir yaşlı kadın kaldı
Saheeh InternationalThen We destroyed the others
Süleyman AteşSonra ötekilerini hep yıktık, helak ettik
Elmalılı Hamdi YazırSonra geridekilerin hepsini helak ettik
Saheeh InternationalAnd We rained upon them a rain [of stones], and evil was the rain of those who were warned
Süleyman AteşVe üzerlerine bir yağmur yağdırdık, uyarıl(ıp da yola gelmey)enlerin yağmuru hakikaten çok kötü oldu
Elmalılı Hamdi YazırVe üzerlerine öyle bir yağmur yağdırdık ki, (uyarılanların) o yağmuru ne kötü bir yağmurdu
Saheeh InternationalIndeed in that is a sign, but most of them were not to be believers
Süleyman AteşMuhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır. Ama çokları iman etmiş değillerdir
Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful
Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur
Elmalılı Hamdi YazırVe şüphesiz Rabbin, işte O mutlak galip ve engin merhamet sahibidir
Saheeh InternationalThe companions of the thicket denied the messengers
Süleyman AteşEyke halkı da gönderilen elçileri yalanladı
Elmalılı Hamdi YazırEyke halkı da peygamberleri yalancılıkla itham etti
Saheeh InternationalWhen Shu'ayb said to them, "Will you not fear Allah
Süleyman AteşŞu'ayb, onlara demişti ki: "Korunmaz mısınız
Elmalılı Hamdi YazırHani Şuayb onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız
Saheeh InternationalIndeed, I am to you a trustworthy messenger
Süleyman AteşBen sizin için güvenilir bir elçiyim
Elmalılı Hamdi YazırHaberiniz olsun ki ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim
Saheeh InternationalSo fear Allah and obey me
Süleyman AteşAllah'tan korkun ve bana ita'at edin
Elmalılı Hamdi YazırGelin, Allah'tan korkun ve bana itaat edin
Saheeh InternationalAnd I do not ask you for it any payment. My payment is only from the Lord of the worlds
Süleyman AteşBen sizden, buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız alemlerin Rabbine aittir
Elmalılı Hamdi YazırBuna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan yalnız âlemlerin Rabbidir
Saheeh InternationalGive full measure and do not be of those who cause loss
Süleyman AteşÖlçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın
Elmalılı Hamdi YazırÖlçeği tam ölçün de hak yiyenlerden olmayın
Saheeh InternationalAnd weigh with an even balance
Süleyman AteşDoğru terazi ile tartın
Elmalılı Hamdi YazırVe doğru terazi ile tartın
Saheeh InternationalAnd do not deprive people of their due and do not commit abuse on earth, spreading corruption
Süleyman Ateşİnsanların haklarını kısmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın
Elmalılı Hamdi YazırHalkın eşyalarını değerinden düşürmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın
Saheeh InternationalAnd fear He who created you and the former creation
Süleyman AteşSizi ve önceki nesilleri yaratandan korkun. And keep your duty unto Him Who created you and the generations of the men of old
Elmalılı Hamdi YazırO sizi ve sizden önceki nesilleri yaratan Allah'tan korkun
Saheeh InternationalThey said, "You are only of those affected by magic
Süleyman AteşDediler: "Sen iyice büyülenmişlerdensin
Elmalılı Hamdi YazırOnlar şöyle dediler: "Sen, olsa olsa iyice büyülenmiş birisin
Saheeh InternationalYou are but a man like ourselves, and indeed, we think you are among the liars
Süleyman AteşSen de bizim gibi bir insansın, biz seni mutlaka yalancılardan sanıyoruz
Elmalılı Hamdi YazırSen de bizim gibi bir beşerden başka nesin? Bil ki, biz seni ancak yalancılardan biri sayıyoruz
Saheeh InternationalSo cause to fall upon us fragments of the sky, if you should be of the truthful
Süleyman AteşEğer doğrulardansan o halde üzerimize gökten parçalar düşür
Elmalılı Hamdi YazırŞayet doğru sözlülerden isen, üstümüze gökten bir parça düşürüver
Saheeh InternationalHe said, "My Lord is most knowing of what you do
Süleyman AteşRabbim yaptığınızı daha iyi bilir dedi
Elmalılı Hamdi YazırŞuayb, "Rabbim, yaptıklarınızı en iyi bilendir" dedi
Saheeh InternationalAnd they denied him, so the punishment of the day of the black cloud seized them. Indeed, it was the punishment of a terrible day
Süleyman AteşOnu yalanladılar, nihayet o gölge gününün azabı, kendilerini yakaladı. Gerçekten o, büyük bir günün azabı idi
Elmalılı Hamdi YazırHülasa, onu yalancı saydılar da kendilerini o gölge gününün azabı yakalayıverdi. O cidden büyük bir günün azabı idi
Saheeh InternationalIndeed in that is a sign, but most of them were not to be believers
Süleyman AteşMuhakkak ki bunda bir ibret vardır ama yine çokları inanmazlar
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır. Ama çokları iman etmiş değillerdir
Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful
Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur
Elmalılı Hamdi YazırVe şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir
Saheeh InternationalAnd indeed, the Qur'an is the revelation of the Lord of the worlds
Süleyman AteşMuhakkak ki o (Kur'an), alemlerin Rabbinin indirmesidir
Elmalılı Hamdi YazırVe muhakkak ki bu (Kur'ân) âlemlerin Rabbinin indirmesidir
Saheeh InternationalThe Trustworthy Spirit has brought it down
Süleyman AteşOnu, er-Ruhu'l-Emin (güvenilir ruh, Cebrail) indirdi
Elmalılı Hamdi Yazır(Resulüm!) Onu Rûhu'lemin (Cebrail) indirdi
Saheeh InternationalUpon your heart, [O Muhammad] - that you may be of the warners
Süleyman AteşSenin kalbine; uyarıcılardan olman için
Elmalılı Hamdi YazırUyarıcılardan olasın diye senin kalbin üzerine
Saheeh InternationalIn a clear Arabic language
Süleyman AteşApaçık Arapça bir dille
Elmalılı Hamdi YazırAçık parlak bir Arapça lisan ile
Saheeh InternationalAnd indeed, it is [mentioned] in the scriptures of former peoples
Süleyman AteşO(nun içeriği), evvelkilerin Kitaplarında da vardır
Elmalılı Hamdi YazırO, şüphesiz daha öncekilerin kitaplarında da vardı
Saheeh InternationalAnd has it not been a sign to them that it is recognized by the scholars of the Children of Israel
Süleyman Ateşİsrail oğulları bilginlerinin onu bilmesi de onlar için (Kur'an'ın Güvenilir Ruh tarafından vahyedildiğine) yeterli bir delil değil mi
Elmalılı Hamdi Yazırİsrailoğulları bilginlerinin onu bilmesi, onlar için bir âyet (delil) değil midir
Saheeh InternationalAnd even if We had revealed it to one among the foreigners
Süleyman AteşBiz onu yabancılardan birine indirseydik de
Elmalılı Hamdi YazırBiz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik de, bunu o okusaydı, yine de ona iman etmezlerdi
Saheeh InternationalAnd he had recited it to them [perfectly], they would [still] not have been believers in it
Süleyman AteşOnu onlara okusaydı, ona inanmazlardı
Elmalılı Hamdi YazırBiz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik de, bunu o okusaydı, yine de ona iman etmezlerdi
Saheeh InternationalThus have We inserted disbelief into the hearts of the criminals
Süleyman AteşBiz onu, suçluların kalblerine öyle soktuk
Elmalılı Hamdi YazırBöylece onu günahkarların kalplerine soktuk. (okuyup anladılar, ama yine de) acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler
Saheeh InternationalThey will not believe in it until they see the painful punishment
Süleyman AteşAcı azabı görünceye kadar da ona inanmazlar
Elmalılı Hamdi YazırBöylece onu günahkarların kalplerine soktuk. (okuyup anladılar, ama yine de) acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler
Saheeh InternationalAnd it will come to them suddenly while they perceive [it] not
Süleyman AteşAzab onlara öyle ansızın gelir ki, onlar hiç farkında olmazlar
Elmalılı Hamdi Yazırİşte bu (azab) onlara, kendileri farkında olmadan, ansızın geliverecektir
Saheeh InternationalAnd they will say, "May we be reprieved
Süleyman Ateş(Birden onu karşılarında bulunca) Acaba bize süre verilir mi?" derler
Elmalılı Hamdi YazırO zaman "Bize (iman etmemiz için) mühlet verilir mi acaba?... diyeceklerdir
Saheeh InternationalSo for Our punishment are they impatient
Süleyman AteşHala bizim azabımızı mı acele istiyorlar (doğru söyleyenlerden isen bizi tehdidettiğin azabı getir mi diyorlar)
Elmalılı Hamdi Yazır(Oysa dünyada iken) Onlar bizim azabımızı çarçabuk istiyorlardı
Saheeh InternationalThen have you considered if We gave them enjoyment for years
Süleyman AteşBaksana, biz onları yıllarca yaşatsak
Elmalılı Hamdi YazırGördün ya artık onlara senelerce zevk ettirsek
Saheeh InternationalAnd then there came to them that which they were promised
Süleyman AteşSonra tehdidedildikleri (azab) kendilerine gelse
Elmalılı Hamdi YazırSonra kendilerine vaad edilen (azab) gelip çatarsa
Saheeh InternationalThey would not be availed by the enjoyment with which they were provided
Süleyman AteşO yaşatıldıkları (zevk-u sefa sürdükleri) şeyler, kendilerine ne yarar sağlardı
Elmalılı Hamdi YazırO yaşadıkları zevkin kendilerine hiçbir faydası olmayacaktır
Saheeh InternationalAnd We did not destroy any city except that it had warners
Süleyman AteşBiz, hiçbir kenti helak etmedik ki onun uyarıcıları olmasın (helak etmeden önce mutlaka uyarıcı gönderdik)
Elmalılı Hamdi YazırBununla birlikte, biz hangi memleketi helak ettikse muhakkak onu uyarıcı (peygamberleri) olmuştur
Saheeh InternationalAs a reminder; and never have We been unjust
Süleyman Ateş(Uyarıcılar) uyarırlardı. Biz zulmediciler değildik
Elmalılı Hamdi Yazır(Onlar) ihtar edilmiştir ve biz zulmetmiş değiliz
Saheeh InternationalAnd the devils have not brought the revelation down
Süleyman AteşO(Kur'a)n'ı şeytanlar (cinler) indirmedi
Elmalılı Hamdi YazırOnu (Kur'ân'ı) şeytanlar indirmedi
Saheeh InternationalIt is not allowable for them, nor would they be able
Süleyman AteşBu, onlara yaraşmaz ve zaten yapamazlar da
Elmalılı Hamdi YazırBu onlara hem yaraşmaz hem güçleri yetmez
Saheeh InternationalIndeed they, from [its] hearing, are removed
Süleyman AteşÇünkü onlar, (meleklerin sözlerini) işitmekten uzaklaştırılmışlardır
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz onlar vahyi işitmekten uzak tutulmuşlardır
Saheeh InternationalSo do not invoke with Allah another deity and [thus] be among the punished
Süleyman AteşAllah ile beraber başka bir tanrı çağırma, sonra azabedilenlerden olursun
Elmalılı Hamdi YazırO halde sakın Allah ile beraber başka tanrıya kulluk edip yalvarma, yoksa azaba uğratılanlardan olursun
Saheeh InternationalAnd warn, [O Muhammad], your closest kindred
Süleyman AteşEn yakın akrabanı uyar
Elmalılı Hamdi Yazır(Önce) en yakın hısımlarını uyar
Saheeh InternationalAnd lower your wing to those who follow you of the believers
Süleyman AteşVe sana uyan mü'minlere kanadını indir (onlara karşı mütevazi ve şefkatli davran)
Elmalılı Hamdi YazırVe sana uyan müminlere kanadını indir
Saheeh InternationalAnd if they disobey you, then say, "Indeed, I am disassociated from what you are doing
Süleyman AteşŞayet sana (uymaz) karşı gelirlerse: "Ben sizin yaptıklarınızdan uzağım," de
Elmalılı Hamdi YazırŞayet sana karşı gelirlerse, de ki: "Ben sizin yaptıklarınızdan muhakkak uzağım
Saheeh InternationalAnd rely upon the Exalted in Might, the Merciful
Süleyman AteşGalib ve esirgeyen(Allah)a tevekkül et
Elmalılı Hamdi YazırSen O, mutlak galip ve engin merhamet sahibine güvenip dayan
Saheeh InternationalWho sees you when you arise
Süleyman AteşO, seni görür: Namaza durduğun zaman
Elmalılı Hamdi YazırO ki, (gece namaza) kalktığın zaman seni görüyor
Saheeh InternationalAnd your movement among those who prostrate
Süleyman AteşVe secde edenler arasında eğilip doğrulurken
Elmalılı Hamdi YazırVe secde edenler arasında dolaşmanı da (görüyor)
Saheeh InternationalIndeed, He is the Hearing, the Knowing
Süleyman AteşÇünkü O, işitendir, bilendir
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü her şeyi işiten, her şeyi bilen O'dur
Saheeh InternationalShall I inform you upon whom the devils descend
Süleyman AteşŞeytanların kime ineceğini size haber vereyim mi
Elmalılı Hamdi YazırŞeytanların kime ineceğini size haber vereyim mi
Saheeh InternationalThey descend upon every sinful liar
Süleyman AteşOnlar, her günahkar yalancıya inerler
Elmalılı Hamdi YazırOnlar, günaha, iftiraya düşkün olan herkesin üzerine inerler
Saheeh InternationalThey pass on what is heard, and most of them are liars
Süleyman AteşO yalancılar, (şeytanlara) kulak verirler, çokları da yalan söylerler
Elmalılı Hamdi YazırOnlar, (şeytanlara) kulak verirler ve onların çoğu yalancıdır
Saheeh InternationalAnd the poets - [only] the deviators follow them
Süleyman AteşŞa'irlere gelince onlara da azgınlar uyar
Elmalılı Hamdi YazırŞairler(e gelince), onlara da sapıklar uyar
Saheeh InternationalDo you not see that in every valley they roam
Süleyman AteşBaksana onlar, her vadide şaşkın şaşkın dolaşırlar
Elmalılı Hamdi YazırOnların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve gerçekte yapmadıkları şeyleri söylediklerini görmedin mi
Saheeh InternationalAnd that they say what they do not do
Süleyman AteşVe onlar yapmayacakları şeyleri söylerler
Elmalılı Hamdi YazırOnların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve gerçekte yapmadıkları şeyleri söylediklerini görmedin mi
Saheeh InternationalExcept those [poets] who believe and do righteous deeds and remember Allah often and defend [the Muslims] after they were wronged. And those who have wronged are going to know to what [kind of] return they will be returned
Süleyman AteşAncak inananlar, iyi işler yapanlar, Allah'ı çok ananlar ve kendilerine zulmedildikten sonra (rakiplerine) üstün gelmeğe çalışanlar böyle değildir. Zulmedenler, yakında nasıl bir devrime uğrayıp devrileceklerini bileceklerdir
Elmalılı Hamdi YazırAncak iman edip iyi ameller işleyenler, Allah'ı çok çok ananlar ve haksızlığa uğratıldıklarında kendilerini savunanlar müstesna; haksızlık edenler, hangi dönüşe (hangi akibete) döndürüleceklerini yakında bileceklerdir