☪ Anlam Arayışı

26. Ash-Shu'araa سُورَةُ الشُّعَرَاءِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
26:1
طسٓمٓ

Yusuf AliTa. Sin. Mim

Ali BulaçTa, Sin, Mim

Saheeh InternationalTa, Seen, Meem

Süleyman AteşTa sin mim

26:2
تِلۡكَ ءَايَٰتُ ٱلۡكِتَٰبِ ٱلۡمُبِينِ

Yusuf AliThese are verses of the Book that makes (things) clear

Ali BulaçBunlar, apaçık olan Kitab'ın ayetleridir

Saheeh InternationalThese are the verses of the clear Book

Süleyman AteşŞunlar o apaçık Kitabın ayetleridir

26:3
لَعَلَّكَ بَٰخِعࣱ نَّفۡسَكَ أَلَّا يَكُونُواْ مُؤۡمِنِينَ

Yusuf AliIt may be thou frettest thy soul with grief, that they do not become Believers

Ali BulaçOnlar mü'min olmayacaklar diye neredeyse kendini kahredeceksin (öyle mi)

Saheeh InternationalPerhaps, [O Muhammad], you would kill yourself with grief that they will not be believers

Süleyman AteşHerhalde sen, inanmıyorlar diye neredeyse kendini helak edeceksin

26:4 📚 1
إِن نَّشَأۡ نُنَزِّلۡ عَلَيۡهِم مِّنَ ٱلسَّمَآءِ ءَايَةࣰ فَظَلَّتۡ أَعۡنَٰقُهُمۡ لَهَا خَٰضِعِينَ

Yusuf AliIf (such) were Our Will, We could send down to them from the sky a Sign, to which they would bend their necks in humility

Ali BulaçDilersek, onların üzerine gökten bir ayet (mucize) indiririz de, ona boyunları eğilmiş kalıverir

Saheeh InternationalIf We willed, We could send down to them from the sky a sign for which their necks would remain humbled

Süleyman AteşDilesek onların üzerine gökten bir mu'cize indiririz de boyunları ona eğilir (inanırlar)

26:5
وَمَا يَأۡتِيهِم مِّن ذِكۡرࣲ مِّنَ ٱلرَّحۡمَٰنِ مُحۡدَثٍ إِلَّا كَانُواْ عَنۡهُ مُعۡرِضِينَ

Yusuf AliBut there comes not to them a newly-revealed Message from (God) Most Gracious, but they turn away therefrom

Ali BulaçOnlara Rahman (olan Allah) dan yeni bir uyarı gelmeyiversin, hiç tartışmasız ondan yüz çevirirler

Saheeh InternationalAnd no revelation comes to them anew from the Most Merciful except that they turn away from it

Süleyman AteşRahman'dan onlara hiçbir yeni Zikir (uyarı) gelmez ki, mutlaka ondan yüz çevirici olmasınlar

26:6
فَقَدۡ كَذَّبُواْ فَسَيَأۡتِيهِمۡ أَنۢبَٰٓؤُاْ مَا كَانُواْ بِهِۦ يَسۡتَهۡزِءُونَ

Yusuf AliThey have indeed rejected (the Message): so they will know soon (enough) the truth of what they mocked at

Ali BulaçGerçekten yalanladılar; fakat, alay konusu yaptıkları şeyin haberi kendilerine pek yakında gelecektir

Saheeh InternationalFor they have already denied, but there will come to them the news of that which they used to ridicule

Süleyman AteşYalanladılar ama, alay edip durdukları şeyin haberleri, yakında kendilerine gelecektir

26:7
أَوَلَمۡ يَرَوۡاْ إِلَى ٱلۡأَرۡضِ كَمۡ أَنۢبَتۡنَا فِيهَا مِن كُلِّ زَوۡجࣲ كَرِيمٍ

Yusuf AliDo they not look at the earth,- how many noble things of all kinds We have produced therein

Ali BulaçYeryüzünde bir bakmadılar mı ki, Biz onda her güzel (kerim) çiftten nice ürünler bitirdik

Saheeh InternationalDid they not look at the earth - how much We have produced therein from every noble kind

Süleyman AteşYere bakmadılar mı orada her çeşit güzel çifti bitirmişiz

26:8
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةࣰۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِينَ

Yusuf AliVerily, in this is a Sign: but most of them do not believe

Ali BulaçŞüphesiz, bunda bir ayet vardır; ancak onların çoğu mü'min değildirler

Saheeh InternationalIndeed in that is a sign, but most of them were not to be believers

Süleyman AteşŞüphesiz bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanıcı değillerdir

26:9 📚 1
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

Yusuf AliAnd verily, thy Lord is He, the Exalted in Might, Most Merciful

Ali BulaçŞüphesiz, senin Rabbin, gerçekten O, üstün ve güçlüdür, merhamet sahibidir

Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful

Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur merhamet eden O'dur

26:10
وَإِذۡ نَادَىٰ رَبُّكَ مُوسَىٰٓ أَنِ ٱئۡتِ ٱلۡقَوۡمَ ٱلظَّٰلِمِينَ

Yusuf AliBehold, thy Lord called Moses: "Go to the people of iniquity

Ali BulaçHani senin Rabbin, Musa'ya seslenmişti: "Zulmetmekte olan kavme git

Saheeh InternationalAnd [mention] when your Lord called Moses, [saying], "Go to the wrongdoing people

Süleyman AteşRabbin Musa'ya seslendi: "O zalim kavme git

26:11 📚 1
قَوۡمَ فِرۡعَوۡنَۚ أَلَا يَتَّقُونَ

Yusuf AliThe people of the Pharaoh: will they not fear God

Ali BulaçFiravun'un kavmine, hala sakınmıyorlar mı

Saheeh InternationalThe people of Pharaoh. Will they not fear Allah

Süleyman AteşFir'avn'ın kavmine. Onlar (kötülüklerden) korunmayacaklar mı

26:12
قَالَ رَبِّ إِنِّيٓ أَخَافُ أَن يُكَذِّبُونِ

Yusuf AliHe said: "O my Lord! I do fear that they will charge me with falsehood

Ali BulaçDedi ki: "Rabbim, gerçekten ben, onların beni yalanlamalarından korkuyorum

Saheeh InternationalHe said, "My Lord, indeed I fear that they will deny me

Süleyman Ateş(Musa): "Rabbim, dedi, ben, onların beni yalanlayacaklarından korkuyorum

26:13
وَيَضِيقُ صَدۡرِي وَلَا يَنطَلِقُ لِسَانِي فَأَرۡسِلۡ إِلَىٰ هَٰرُونَ

Yusuf AliMy breast will be straitened. And my speech may not go (smoothly): so send unto Aaron

Ali BulaçGöğsüm sıkışıyor, dilim dönmüyor; bundan dolayı Harun'a da (elçilik görevini bildirmesi için Cibril'i) gönder

Saheeh InternationalAnd that my breast will tighten and my tongue will not be fluent, so send for Aaron

Süleyman AteşGöğsüm daralıyor, dilim açılmıyor (tutukluk yapıyor), onun için Harun'a da elçilik ver

26:14
وَلَهُمۡ عَلَيَّ ذَنۢبࣱ فَأَخَافُ أَن يَقۡتُلُونِ

Yusuf AliAnd (further), they have a charge of crime against me; and I fear they may slay me

Ali BulaçÜstelik, onların bana karşı (davasını savunacakları bir cinayet) suçu(m) var; bundan dolayı beni öldürmelerinden korkuyorum

Saheeh InternationalAnd they have upon me a [claim due to] sin, so I fear that they will kill me

Süleyman AteşHem benim üzerimde onlara karşı işlediğim bir günah da var (onlardan bir adam öldürmüştüm); onların beni öldürmelerinden korkuyorum

26:15
قَالَ كَلَّاۖ فَٱذۡهَبَا بِـَٔايَٰتِنَآۖ إِنَّا مَعَكُم مُّسۡتَمِعُونَ

Yusuf AliGod said: "By no means! proceed then, both of you, with Our Signs; We are with you, and will listen (to your call)

Ali Bulaç(Allah:) "Hayır," dedi. "İkiniz de ayetlerimle gidin, şüphesiz sizinle birlikteyiz (ve) işitmekteyiz

Saheeh International[Allah] said, "No. Go both of you with Our signs; indeed, We are with you, listening

Süleyman Ateş(Allah): "Hayır, dedi, ikiniz de ayetlerimizle gidin, biz sizinle beraberiz, (aranızda geçecekleri) dinliyoruz

26:16
فَأۡتِيَا فِرۡعَوۡنَ فَقُولَآ إِنَّا رَسُولُ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ

Yusuf AliSo go forth, both of you, to Pharaoh, and say: 'We have been sent by the Lord and Cherisher of the worlds

Ali BulaçGecikmeksizin Firavun'a giderek deyin ki: Gerçekten biz, alemlerin Rabbinin elçisiyiz

Saheeh InternationalGo to Pharaoh and say, 'We are the messengers of the Lord of the worlds

Süleyman AteşFir'avn'e giderek deyin ki: Biz alemlerin Rabbinin elçisiyiz

26:17
أَنۡ أَرۡسِلۡ مَعَنَا بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ

Yusuf AliSend thou with us the Children of Israel

Ali Bulaçİsrailoğulları'nı bizimle birlikte göndermen için (sana geldik)

Saheeh International[Commanded to say], "Send with us the Children of Israel

Süleyman Ateşİsrail oğullarını bizimle beraber gönder

26:18
قَالَ أَلَمۡ نُرَبِّكَ فِينَا وَلِيدࣰ ا وَلَبِثۡتَ فِينَا مِنۡ عُمُرِكَ سِنِينَ

Yusuf Ali(Pharaoh) said: "Did we not cherish thee as a child among us, and didst thou not stay in our midst many years of thy life

Ali Bulaç(Gittiler ve Firavun:) Dedi ki: "Biz seni içimizde daha çocukken yetiştirip büyütmedik mi? Sen ömrünün nice yıllarını aramızda geçirmedin mi

Saheeh International[Pharaoh] said, "Did we not raise you among us as a child, and you remained among us for years of your life

Süleyman Ateş(Gittiler, Allah'ın emrini duyurdular. Fir'avn) Dedi ki: "Biz seni, içimizden bir çocuk olarak yetiştirmedik mi? Ömründe nice yıllar aramızda kalmadın mı

26:19
وَفَعَلۡتَ فَعۡلَتَكَ ٱلَّتِي فَعَلۡتَ وَأَنتَ مِنَ ٱلۡكَٰفِرِينَ

Yusuf AliAnd thou didst a deed of thine which (thou knowest) thou didst, and thou art an ungrateful (wretch)

Ali BulaçVe sen, yapacağın işi (cinayeti) de işledin; sen nankörlerdensin

Saheeh InternationalAnd [then] you did your deed which you did, and you were of the ungrateful

Süleyman AteşVe sonunda o yaptığını da yaptın, sen nankörlerden birisin

26:20
قَالَ فَعَلۡتُهَآ إِذࣰ ا وَأَنَا۠ مِنَ ٱلضَّآلِّينَ

Yusuf AliMoses said: "I did it then, when I was in error

Ali Bulaç(Musa) Dedi ki: "Ben onu yaptığım zaman şaşkınlardandım

Saheeh International[Moses] said, "I did it, then, while I was of those astray

Süleyman Ateş(Musa): "Onu yaptığım zaman sapıklardan idim" dedi

26:21
فَفَرَرۡتُ مِنكُمۡ لَمَّا خِفۡتُكُمۡ فَوَهَبَ لِي رَبِّي حُكۡمࣰ ا وَجَعَلَنِي مِنَ ٱلۡمُرۡسَلِينَ

Yusuf AliSo I fled from you (all) when I feared you; but my Lord has (since) invested me with judgment (and wisdom) and appointed me as one of the apostles

Ali BulaçSizden korkunca da hemen aranızdan kaçtım; sonra Rabbim bana hüküm (ve hikmet) verdi ve beni gönderilen (elçilerden) kıldı

Saheeh InternationalSo I fled from you when I feared you. Then my Lord granted me wisdom and prophethood and appointed me [as one] of the messengers

Süleyman AteşSizden korkunca aranızdan kaçtım, sonra Rabbim bana hükümdarlık verdi ve beni elçilerden yaptı

26:22
وَتِلۡكَ نِعۡمَةࣱ تَمُنُّهَا عَلَيَّ أَنۡ عَبَّدتَّ بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ

Yusuf AliAnd this is the favour with which thou dost reproach me,- that thou hast enslaved the Children of Israel

Ali BulaçBana karşı lütuf-dediğin nimet de, İsrailoğulları'nı köle kılmandan dolayıdır

Saheeh InternationalAnd is this a favor of which you remind me - that you have enslaved the Children of Israel

Süleyman AteşO başıma kaktığın ni'met de İsrail oğullarını köle yapman(yüzünden)dir. (Onları köle diye kullanıp erkek çocuklarını kesmeseydin, senin eline düşmezdim)

26:23
قَالَ فِرۡعَوۡنُ وَمَا رَبُّ ٱلۡعَٰلَمِينَ

Yusuf AliPharaoh said: "And what is the 'Lord and Cherisher of the worlds

Ali BulaçFiravun dedi ki: "Alemlerin Rabbi nedir

Saheeh InternationalSaid Pharaoh, "And what is the Lord of the worlds

Süleyman AteşFir'avn dedi ki: "(Ey Musa) alemlerin Rabbi nedir

26:24 📚 1
قَالَ رَبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَمَا بَيۡنَهُمَآۖ إِن كُنتُم مُّوقِنِينَ

Yusuf Ali(Moses) said: "The Lord and Cherisher of the heavens and the earth, and all between,- if ye want to be quite sure

Ali BulaçDedi ki: "Göklerin, yerin ve bu ikisi arasında olan herşeyin Rabbidir. Eğer 'kesin bilgiyle inanıyorsanız' (böyledir)

Saheeh International[Moses] said, "The Lord of the heavens and earth and that between them, if you should be convinced

Süleyman Ateş(Musa): "Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbidir. Eğer gerçekten inanan kimseler iseniz (bunu anlarsınız)," dedi

26:25
قَالَ لِمَنۡ حَوۡلَهُۥٓ أَلَا تَسۡتَمِعُونَ

Yusuf Ali(Pharaoh) said to those around: "Did ye not listen (to what he says)

Ali BulaçÇevresindekilere dedi ki: "İşitiyor musunuz

Saheeh International[Pharaoh] said to those around him, "Do you not hear

Süleyman Ateş(Fir'avn): Çevresinde bulunanlara: "İşitiyor musunuz?" dedi

26:26
قَالَ رَبُّكُمۡ وَرَبُّ ءَابَآئِكُمُ ٱلۡأَوَّلِينَ

Yusuf Ali(Moses) said: "Your Lord and the Lord of your fathers from the beginning

Ali Bulaç(Musa:) Dedi ki: "O sizin de Rabbiniz, geçmişteki atalarınızın da Rabbidir

Saheeh International[Moses] said, "Your Lord and the Lord of your first forefathers

Süleyman Ateş(Musa): "O sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir" dedi

26:27 📚 1
قَالَ إِنَّ رَسُولَكُمُ ٱلَّذِيٓ أُرۡسِلَ إِلَيۡكُمۡ لَمَجۡنُونࣱ‏

Yusuf Ali(Pharaoh) said: "Truly your apostle who has been sent to you is a veritable madman

Ali Bulaç(Firavun) Dedi ki: "Şüphesiz size gönderilmiş bulunan elçiniz, gerçekten bir delidir

Saheeh International[Pharaoh] said, "Indeed, your 'messenger' who has been sent to you is mad

Süleyman Ateş(Fir'avn): "Size gönderilen bu elçiniz mutlaka delidir" dedi

26:28
قَالَ رَبُّ ٱلۡمَشۡرِقِ وَٱلۡمَغۡرِبِ وَمَا بَيۡنَهُمَآۖ إِن كُنتُمۡ تَعۡقِلُونَ

Yusuf Ali(Moses) said: "Lord of the East and the West, and all between! if ye only had sense

Ali BulaçEğer aklınızı kullanabiliyorsanız, O, doğunun da, batının da ve bunlar arasında olan herşeyin de Rabbidir" dedi (Musa)

Saheeh International[Moses] said, "Lord of the east and the west and that between them, if you were to reason

Süleyman Ateş(Musa): "Eğer düşünürseniz O, doğunun batının ve bunlar arasında bulunanların da Rabbidir" dedi

26:29
قَالَ لَئِنِ ٱتَّخَذۡتَ إِلَٰهًا غَيۡرِي لَأَجۡعَلَنَّكَ مِنَ ٱلۡمَسۡجُونِينَ

Yusuf Ali(Pharaoh) said: "If thou dost put forward any god other than me, I will certainly put thee in prison

Ali Bulaç(Firavun) dedi ki: "Andolsun, benim dışımda bir ilah edinecek olursan, seni mutlaka hapse atacağım

Saheeh International[Pharaoh] said, "If you take a god other than me, I will surely place you among those imprisoned

Süleyman Ateş(Fir'avn ey Musa): "Andolsun ki benden başka tanrı edinirsen, seni mutlaka zindana atılanlardan yapacağım" dedi

26:30
قَالَ أَوَلَوۡ جِئۡتُكَ بِشَيۡءࣲ مُّبِينࣲ‏

Yusuf Ali(Moses) said: "Even if I showed you something clear (and) convincing

Ali Bulaç(Musa) Dedi ki: "Sana apaçık bir şey getirmiş olsam da mı

Saheeh International[Moses] said, "Even if I brought you proof manifest

Süleyman Ateş(Musa, peki): "Sana (doğruluğumu) kanıtlayan apaçık bir şey getirmiş olsam da mı?" dedi

26:31
قَالَ فَأۡتِ بِهِۦٓ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ

Yusuf Ali(Pharaoh) said: "Show it then, if thou tellest the truth

Ali Bulaç(Firavun) Dedi ki: "Eğer doğru sözlü isen, onu getir

Saheeh International[Pharaoh] said, "Then bring it, if you should be of the truthful

Süleyman Ateş(Fir'avn): "Eğer doğrulardansan onu getir (bakalım)," dedi

26:32
فَأَلۡقَىٰ عَصَاهُ فَإِذَا هِيَ ثُعۡبَانࣱ مُّبِينࣱ‏

Yusuf AliSo (Moses) threw his rod, and behold, it was a serpent, plain (for all to see)

Ali BulaçBunun üzerine asasını bırakıverdi, bir de (ne görsünler) o, açıkça bir ejderha oluverdi

Saheeh InternationalSo [Moses] threw his staff, and suddenly it was a serpent manifest

Süleyman Ateş(Musa), asasını attı, bir de (baktılar ki) o apaçık bir ejderha

26:33
وَنَزَعَ يَدَهُۥ فَإِذَا هِيَ بَيۡضَآءُ لِلنَّٰظِرِينَ

Yusuf AliAnd he drew out his hand, and behold, it was white to all beholders

Ali BulaçElini de çekip çıkardı, bir de (ne görsün) o, bakanlar için 'parlayıp aydınlanıvermiş

Saheeh InternationalAnd he drew out his hand; thereupon it was white for the observers

Süleyman AteşElini (koltuğunun altından) çıkardı; o da, bakanlara parıl parıl parlayan bir şey oluverdi

26:34
قَالَ لِلۡمَلَإِ حَوۡلَهُۥٓ إِنَّ هَٰذَا لَسَٰحِرٌ عَلِيمࣱ‏

Yusuf Ali(Pharaoh) said to the Chiefs around him: "This is indeed a sorcerer well- versed

Ali Bulaç(Firavun,) Çevresindeki önde gelenlere: "Bu” dedi, "Doğrusu bilgin bir büyücüdür

Saheeh International[Pharaoh] said to the eminent ones around him, "Indeed, this is a learned magician

Süleyman Ateş(Fir'avn), çevresindeki ileri gelenlere: "Bu dedi, bilgin bir büyücüdür

26:35
يُرِيدُ أَن يُخۡرِجَكُم مِّنۡ أَرۡضِكُم بِسِحۡرِهِۦ فَمَاذَا تَأۡمُرُونَ

Yusuf AliHis plan is to get you out of your land by his sorcery; then what is it ye counsel

Ali BulaçBüyüsüyle sizi yurdunuzdan sürüp çıkarmak istiyor; ne buyurursunuz

Saheeh InternationalHe wants to drive you out of your land by his magic, so what do you advise

Süleyman AteşBüyüsüyle sizi toprağınızdan çıkarmak istiyor. Ne buyurursunuz

26:36
قَالُوٓاْ أَرۡجِهۡ وَأَخَاهُ وَٱبۡعَثۡ فِي ٱلۡمَدَآئِنِ حَٰشِرِينَ

Yusuf AliThey said: "Keep him and his brother in suspense (for a while), and dispatch to the Cities heralds to collect

Ali BulaçDediler ki: "Bunu ve kardeşini oyala, şehirlere de toplayıcılar gönder

Saheeh InternationalThey said, "Postpone [the matter of] him and his brother and send among the cities gatherers

Süleyman AteşDediler ki: "Onu ve kardeşini eğle, kentlere toplayıcılar gönder

26:37
يَأۡتُوكَ بِكُلِّ سَحَّارٍ عَلِيمࣲ‏

Yusuf AliAnd bring up to thee all (our) sorcerers well-versed

Ali BulaçBütün uzman-bilgin büyücüleri sana getirsinler

Saheeh InternationalWho will bring you every learned, skilled magician

Süleyman AteşBütün bilgin büyücüleri sana getirsinler

26:38
فَجُمِعَ ٱلسَّحَرَةُ لِمِيقَٰتِ يَوۡمࣲ مَّعۡلُومࣲ‏

Yusuf AliSo the sorcerers were got together for the appointment of a day well-known

Ali BulaçBöylelikle büyücüler, bilinen bir günün belli vaktinde biraraya getirildi

Saheeh InternationalSo the magicians were assembled for the appointment of a well-known day

Süleyman AteşDerken büyücüler belli bir günün belirlenen vaktinde bir araya getirildi

26:39
وَقِيلَ لِلنَّاسِ هَلۡ أَنتُم مُّجۡتَمِعُونَ

Yusuf AliAnd the people were told: "Are ye (now) assembled

Ali BulaçVe insanlara da: "Siz de toplanıyor musunuz? dendi

Saheeh InternationalAnd it was said to the people, "Will you congregate

Süleyman AteşHalka da: "Siz de toplanır mısınız?" denildi

26:40
لَعَلَّنَا نَتَّبِعُ ٱلسَّحَرَةَ إِن كَانُواْ هُمُ ٱلۡغَٰلِبِينَ

Yusuf AliThat we may follow the sorcerers (in religion) if they win

Ali BulaçUmarız ki, eğer galip gelirse biz de büyücülere uyarız

Saheeh InternationalThat we might follow the magicians if they are the predominant

Süleyman AteşUmarız ki büyücüler üstün gelirse biz de onlara uyarız

26:41
فَلَمَّا جَآءَ ٱلسَّحَرَةُ قَالُواْ لِفِرۡعَوۡنَ أَئِنَّ لَنَا لَأَجۡرًا إِن كُنَّا نَحۡنُ ٱلۡغَٰلِبِينَ

Yusuf AliSo when the sorcerers arrived, they said to Pharaoh: "Of course - shall we have a (suitable) reward if we win

Ali BulaçBüyücüler geldiklerinde, Firavun'a: "Şayet biz galip gelirsek, bize bir ücret var gerçekten, değil mi?" dediler

Saheeh InternationalAnd when the magicians arrived, they said to Pharaoh, "Is there indeed for us a reward if we are the predominant

Süleyman AteşBüyücüler gelince Fir'avn'e: "Eğer üstün gelenler biz olursak, bize mutlaka bir ücret var değil mi?" dediler

26:42
قَالَ نَعَمۡ وَإِنَّكُمۡ إِذࣰ ا لَّمِنَ ٱلۡمُقَرَّبِينَ

Yusuf AliHe said: "Yea, (and more),- for ye shall in that case be (raised to posts) nearest (to my person)

Ali BulaçEvet" dedi. "Üstelik şüphesiz siz en yakın(larım) kılınanlardan olacaksınız

Saheeh InternationalHe said, "Yes, and indeed, you will then be of those near [to me]

Süleyman AteşEvet dedi, hem o takdirde siz (bana) yakınlardan olacaksınız

26:43
قَالَ لَهُم مُّوسَىٰٓ أَلۡقُواْ مَآ أَنتُم مُّلۡقُونَ

Yusuf AliMoses said to them: "Throw ye - that which ye are about to throw

Ali BulaçMusa onlara dedi ki: "Atacağınızı atın

Saheeh InternationalMoses said to them, "Throw whatever you will throw

Süleyman AteşMusa onlara: "Atacağınızı atın!" dedi

26:44
فَأَلۡقَوۡاْ حِبَالَهُمۡ وَعِصِيَّهُمۡ وَقَالُواْ بِعِزَّةِ فِرۡعَوۡنَ إِنَّا لَنَحۡنُ ٱلۡغَٰلِبُونَ

Yusuf AliSo they threw their ropes and their rods, and said: "By the might of Pharaoh, it is we who will certainly win

Ali BulaçOnlar da, iplerini ve asalarını atıverdiler ve: "Firavun'un üstünlüğü adına, hiç tartışmasız, üstün olanlar gerçekten bizleriz" dediler

Saheeh InternationalSo they threw their ropes and their staffs and said, "By the might of Pharaoh, indeed it is we who are predominant

Süleyman Ateşİplerini ve değneklerini attılar ve "Fir'avn'ın şerefine biz, elbette biz galib geleceğiz" dediler

26:45
فَأَلۡقَىٰ مُوسَىٰ عَصَاهُ فَإِذَا هِيَ تَلۡقَفُ مَا يَأۡفِكُونَ

Yusuf AliThen Moses threw his rod, when, behold, it straightway swallows up all the falsehoods which they fake

Ali BulaçBöylelikle Musa da asasını bırakıverdi, bir de (ne görsünler) o, uydurmakta olduklarını yutuveriyor

Saheeh InternationalThen Moses threw his staff, and at once it devoured what they falsified

Süleyman AteşMusa da asasını attı. Birden o, onların uydurduklarını yutmağa başladı

26:46
فَأُلۡقِيَ ٱلسَّحَرَةُ سَٰجِدِينَ

Yusuf AliThen did the sorcerers fall down, prostrate in adoration

Ali BulaçAnında büyücüler secdeye kapandılar

Saheeh InternationalSo the magicians fell down in prostration [to Allah]

Süleyman AteşDerhal büyücüler secdeye kapandılar

26:47
قَالُوٓاْ ءَامَنَّا بِرَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ

Yusuf AliSaying: "We believe in the Lord of the Worlds

Ali Bulaç(Ve:) "Alemlerin Rabbine iman ettik" dediler

Saheeh InternationalThey said, "We have believed in the Lord of the worlds

Süleyman AteşDediler: "Alemlerin Rabbine inandık

26:48
رَبِّ مُوسَىٰ وَهَٰرُونَ

Yusuf AliThe Lord of Moses and Aaron

Ali BulaçMusa'nın ve Harun'un Rabbine

Saheeh InternationalThe Lord of Moses and Aaron

Süleyman AteşMusa'nın ve Harun'un Rabbine

26:49
قَالَ ءَامَنتُمۡ لَهُۥ قَبۡلَ أَنۡ ءَاذَنَ لَكُمۡۖ إِنَّهُۥ لَكَبِيرُكُمُ ٱلَّذِي عَلَّمَكُمُ ٱلسِّحۡرَ فَلَسَوۡفَ تَعۡلَمُونَۚ لَأُقَطِّعَنَّ أَيۡدِيَكُمۡ وَأَرۡجُلَكُم مِّنۡ خِلَٰفࣲ وَلَأُصَلِّبَنَّكُمۡ أَجۡمَعِينَ

Yusuf AliSaid (Pharaoh): "Believe ye in Him before I give you permission? surely he is your leader, who has taught you sorcery! but soon shall ye know! Be sure I will cut off your hands and your feet on opposite sides, and I will cause you all to die on the cross

Ali Bulaç(Firavun) Dedi ki: "Ona, ben size izin vermeden önce mi inandınız? Şüphesiz, o, size büyüyü öğreten büyüğünüzdür; öyleyse yakında bileceksiniz. Şüphesiz ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim ve sizin hepinizi gerçekten asıp-sallandıracağım

Saheeh International[Pharaoh] said, "You believed Moses before I gave you permission. Indeed, he is your leader who has taught you magic, but you are going to know. I will surely cut off your hands and your feet on opposite sides, and I will surely crucify you all

Süleyman Ateş(Fir'avn) dedi: "Ben size izin vermeden mi ona inandınız? O, size büyü öğreten büyüğünüzdür. Öyleyse (size ne yapacağımı) yakında bileceksiniz: Ellerinizi ve ayaklarınızı çapraz olarak keseceğim ve hepinizi asacağım

26:50
قَالُواْ لَا ضَيۡرَۖ إِنَّآ إِلَىٰ رَبِّنَا مُنقَلِبُونَ

Yusuf AliThey said: "No matter! for us, we shall but return to our Lord

Ali BulaçHiç zararı yok" dediler. "Çünkü biz gerçekten Rabbimiz'e dönücüleriz

Saheeh InternationalThey said, "No harm. Indeed, to our Lord we will return

Süleyman AteşZararı yok, dediler, (nasıl olsa) biz Rabbimize döneceğiz

26:51 📚 1
إِنَّا نَطۡمَعُ أَن يَغۡفِرَ لَنَا رَبُّنَا خَطَٰيَٰنَآ أَن كُنَّآ أَوَّلَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ

Yusuf AliOnly, our desire is that our Lord will forgive us our faults, that we may become foremost among the believers

Ali BulaçDoğrusu biz, iman edenlerin ilki olduğumuzdan dolayı Rabbimiz'in bizim hatalarımızı bağışlayacağını umuyoruz

Saheeh InternationalIndeed, we aspire that our Lord will forgive us our sins because we were the first of the believers

Süleyman AteşBiz ilk inananlar olduğumuz için Rabbimizin, hatalarımızı bağışlayacağını umarız

26:52
۞وَأَوۡحَيۡنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰٓ أَنۡ أَسۡرِ بِعِبَادِيٓ إِنَّكُم مُّتَّبَعُونَ

Yusuf AliBy inspiration we told Moses: "Travel by night with my servants; for surely ye shall be pursued

Ali BulaçMusa'ya: "Kullarımı gece yürüyüşe geçir, çünkü izleneceksiniz" diye vahyettik

Saheeh InternationalAnd We inspired to Moses, "Travel by night with My servants; indeed, you will be pursued

Süleyman AteşMusa'ya: "Kullarımı geceleyin (Mısır'dan çıkar), yürüt; siz takibedileceksiniz." diye vahyettik

26:53
فَأَرۡسَلَ فِرۡعَوۡنُ فِي ٱلۡمَدَآئِنِ حَٰشِرِينَ

Yusuf AliThen Pharaoh sent heralds to (all) the Cities

Ali BulaçBunun üzerine Firavun şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi

Saheeh InternationalThen Pharaoh sent among the cities gatherers

Süleyman AteşFir'avn, (İsrail oğullarının gittiğini duyunca) kentlere (asker) toplayıcılar gönderdi

26:54
إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ لَشِرۡذِمَةࣱ قَلِيلُونَ

Yusuf Ali(Saying): "These (Israelites) are but a small band

Ali BulaçGerçek şu ki bunlar azınlık olan bir topluluktur

Saheeh International[And said], "Indeed, those are but a small band

Süleyman AteşŞunlar, (şu İsrail oğulları), az bir topluluktur dedi

26:55
وَإِنَّهُمۡ لَنَا لَغَآئِظُونَ

Yusuf AliAnd they are raging furiously against us

Ali BulaçVe elbette bize karşı da büyük bir öfke beslemektedirler

Saheeh InternationalAnd indeed, they are enraging us

Süleyman AteşBizi kızdırmaktadırlar

26:56
وَإِنَّا لَجَمِيعٌ حَٰذِرُونَ

Yusuf AliBut we are a multitude amply fore-warned

Ali BulaçBiz ise uyanık bir toplumuz" (dedi)

Saheeh InternationalAnd indeed, we are a cautious society

Süleyman AteşBiz, ihtiyatlı, koca bir cemaatiz

26:57
فَأَخۡرَجۡنَٰهُم مِّن جَنَّٰتࣲ وَعُيُونࣲ‏

Yusuf AliSo We expelled them from gardens, springs

Ali BulaçBöylelikle Biz onları (Firavun ve kavmini) bahçelerden ve pınarlardan sürüp çıkardık

Saheeh InternationalSo We removed them from gardens and springs

Süleyman AteşBöylece biz onları çıkardık: bahçeler(in)den, çeşmeler(in)den

26:58
وَكُنُوزࣲ وَمَقَامࣲ كَرِيمࣲ‏

Yusuf AliTreasures, and every kind of honourable position

Ali BulaçHazinelerden ve soylu makam(lar)dan da

Saheeh InternationalAnd treasures and honorable station

Süleyman AteşHazineler(in)den ve o güzel yer(lerin)den

26:59
كَذَٰلِكَۖ وَأَوۡرَثۡنَٰهَا بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ

Yusuf AliThus it was, but We made the Children of Israel inheritors of such things

Ali Bulaçİşte böyle; bunlara İsrailoğulları'nı mirasçı kıldık

Saheeh InternationalThus. And We caused to inherit it the Children of Israel

Süleyman AteşBöylece bunları İsrail oğullarına miras yaptık

26:60
فَأَتۡبَعُوهُم مُّشۡرِقِينَ

Yusuf AliSo they pursued them at sunrise

Ali BulaçBöylece (Firavun ve ordusu) güneşin doğuş vakti onları izlemeye koyuldular

Saheeh InternationalSo they pursued them at sunrise

Süleyman Ateş(Fir'avn ve adamları), güneş doğarken onların ardına düştüler

26:61
فَلَمَّا تَرَٰٓءَا ٱلۡجَمۡعَانِ قَالَ أَصۡحَٰبُ مُوسَىٰٓ إِنَّا لَمُدۡرَكُونَ

Yusuf AliAnd when the two bodies saw each other, the people of Moses said: "We are sure to be overtaken

Ali Bulaçİki topluluk birbirini gördükleri zaman Musa'nın adamları: "Gerçekten yakalandık" dediler

Saheeh InternationalAnd when the two companies saw one another, the companions of Moses said, "Indeed, we are to be overtaken

Süleyman Ateşİki topluluk (yaklaşıp) birbirini görünce Musa'nın adamları: "İşte yakalandık!" dediler

26:62
قَالَ كَلَّآۖ إِنَّ مَعِيَ رَبِّي سَيَهۡدِينِ

Yusuf Ali(Moses) said: "By no means! my Lord is with me! Soon will He guide me

Ali Bulaç(Musa:) "Hayır" dedi. "Şüphesiz Rabbim, benimle beraberdir; bana yol gösterecektir

Saheeh International[Moses] said, "No! Indeed, with me is my Lord; He will guide me

Süleyman Ateş(Musa): "Hayır, dedi, Rabbim benimle beraberdir. Bana yol gösterecektir

26:63
فَأَوۡحَيۡنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰٓ أَنِ ٱضۡرِب بِّعَصَاكَ ٱلۡبَحۡرَۖ فَٱنفَلَقَ فَكَانَ كُلُّ فِرۡقࣲ كَٱلطَّوۡدِ ٱلۡعَظِيمِ

Yusuf AliThen We told Moses by inspiration: "Strike the sea with thy rod." So it divided, and each separate part became like the huge, firm mass of a mountain

Ali BulaçBunun üzerine Musa'ya: "Asanla denize vur" diye vahyettik. (Vurdu ve) Deniz hemencecik yarılıverdi de her parçası kocaman bir dağ gibi oldu

Saheeh InternationalThen We inspired to Moses, "Strike with your staff the sea," and it parted, and each portion was like a great towering mountain

Süleyman AteşMusa'ya: "Değneğinle denize vur!" diye vahyettik. (Vurunca deniz) yarıldı, (on iki yol açıldı). Her bölüm, kocaman bir dağ gibi oldu

26:64 📚 1
وَأَزۡلَفۡنَا ثَمَّ ٱلۡأٓخَرِينَ

Yusuf AliAnd We made the other party approach thither

Ali BulaçÖtekileri de buraya yaklaştırdık

Saheeh InternationalAnd We advanced thereto the pursuers

Süleyman AteşÖtekileri de buraya yaklaştırdık (Musa ve adamlarının ardından, düşmanları da bu denizde açılan yollara girdiler)

26:65
وَأَنجَيۡنَا مُوسَىٰ وَمَن مَّعَهُۥٓ أَجۡمَعِينَ

Yusuf AliWe delivered Moses and all who were with him

Ali BulaçMusa'yı ve onunla birlikte olanların hepsini kurtarmış olduk

Saheeh InternationalAnd We saved Moses and those with him, all together

Süleyman AteşMusa'yı ve beraberinde olanları tamamen kurtardık

26:66
ثُمَّ أَغۡرَقۡنَا ٱلۡأٓخَرِينَ

Yusuf AliBut We drowned the others

Ali BulaçSonra ötekileri suda boğduk

Saheeh InternationalThen We drowned the others

Süleyman AteşSonra ötekilerini boğduk (Musa ve adamları karaya çıkınca deniz kapandı, Fir'avn ve adamları boğuldu)

26:67
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةࣰۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِينَ

Yusuf AliVerily in this is a Sign: but most of them do not believe

Ali BulaçŞüphesiz, bunda bir ayet vardır. Ama onların çoğu iman etmiş değildirler

Saheeh InternationalIndeed in that is a sign, but most of them were not to be believers

Süleyman AteşMuhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama çokları inanmazlar

26:68 📚 1
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

Yusuf AliAnd verily thy Lord is He, the Exalted in Might, Most Merciful

Ali BulaçVe hiç şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir

Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful

Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur

26:69
وَٱتۡلُ عَلَيۡهِمۡ نَبَأَ إِبۡرَٰهِيمَ

Yusuf AliAnd rehearse to them (something of) Abraham's story

Ali BulaçOnlara İbrahim'in haberini de aktar-oku

Saheeh InternationalAnd recite to them the news of Abraham

Süleyman AteşOnlara İbrahim'in haberini de oku

26:70 📚 1
إِذۡ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوۡمِهِۦ مَا تَعۡبُدُونَ

Yusuf AliBehold, he said to his father and his people: "What worship ye

Ali BulaçHani, babasına ve kavmine: "Siz neye kulluk ediyorsunuz?" demişti

Saheeh InternationalWhen he said to his father and his people, "What do you worship

Süleyman AteşBabasına ve kavmine: "Neye tapıyorsunuz?" demişti

26:71
قَالُواْ نَعۡبُدُ أَصۡنَامࣰ ا فَنَظَلُّ لَهَا عَٰكِفِينَ

Yusuf AliThey said: "We worship idols, and we remain constantly in attendance on them

Ali BulaçDemişlerdi ki: "Putlara tapıyoruz, bunun için sürekli onların önünde bel büküp eğiliyoruz

Saheeh InternationalThey said, "We worship idols and remain to them devoted

Süleyman AteşPutlara tapıyoruz, onların önünde ibadete duruyoruz. dediler

26:72 📚 1
قَالَ هَلۡ يَسۡمَعُونَكُمۡ إِذۡ تَدۡعُونَ

Yusuf AliHe said: "Do they listen to you when ye call (on them)

Ali BulaçDedi ki: "Peki, dua ettiğiniz zaman onlar sizi işitiyorlar mı

Saheeh InternationalHe said, "Do they hear you when you supplicate

Süleyman AteşPeki, dedi, siz du'a ettiğiniz zaman onlar sizi işitiyorlar mı

26:73 📚 1
أَوۡ يَنفَعُونَكُمۡ أَوۡ يَضُرُّونَ

Yusuf Alior do you good or harm

Ali BulaçYa da size bir yararları veya zararları dokunuyor mu

Saheeh InternationalOr do they benefit you, or do they harm

Süleyman AteşYahut size fayda veya zarar verebiliyorlar mı

26:74
قَالُواْ بَلۡ وَجَدۡنَآ ءَابَآءَنَا كَذَٰلِكَ يَفۡعَلُونَ

Yusuf AliThey said: "Nay, but we found our fathers doing thus (what we do)

Ali BulaçHayır" dediler. "Biz atalarımızı böyle yaparlarken bulduk

Saheeh InternationalThey said, "But we found our fathers doing thus

Süleyman AteşHayır, ama babalarımızın böyle yaptıklarını gördük, (onun için biz de böyle yapıyoruz). dediler

26:75
قَالَ أَفَرَءَيۡتُم مَّا كُنتُمۡ تَعۡبُدُونَ

Yusuf AliHe said: "Do ye then see whom ye have been worshipping

Ali Bulaç(İbrahim) Dedi ki: "Şimdi, neye tapmakta olduğunuzu gördünüz mü

Saheeh InternationalHe said, "Then do you see what you have been worshipping

Süleyman Ateşİşte gördünüz mü neye tapıyorsunuz? dedi

26:76
أَنتُمۡ وَءَابَآؤُكُمُ ٱلۡأَقۡدَمُونَ

Yusuf AliYe and your fathers before you

Ali BulaçHem siz, hem de eski atalarınız

Saheeh InternationalYou and your ancient forefathers

Süleyman AteşSiz ve eski atalarınız

26:77
فَإِنَّهُمۡ عَدُوࣱّ لِّيٓ إِلَّا رَبَّ ٱلۡعَٰلَمِينَ

Yusuf AliFor they are enemies to me; not so the Lord and Cherisher of the Worlds

Ali Bulaçİşte bunlar, gerçekten benim düşmanımdır; yalnızca alemlerin Rabbi hariç

Saheeh InternationalIndeed, they are enemies to me, except the Lord of the worlds

Süleyman AteşOnlar benim düşmanımdır. Yalnız alemlerin Rabbi (benim dostumdur)

26:78 📚 7
ٱلَّذِي خَلَقَنِي فَهُوَ يَهۡدِينِ

Yusuf AliWho created me, and it is He Who guides me

Ali BulaçKi beni yaratan ve bana hidayet veren O'dur

Saheeh InternationalWho created me, and He [it is who] guides me

Süleyman AteşBeni yaratan ve bana yol gösteren O'dur

26:79 📚 4
وَٱلَّذِي هُوَ يُطۡعِمُنِي وَيَسۡقِينِ

Yusuf AliWho gives me food and drink

Ali BulaçBana yediren ve içiren O'dur

Saheeh InternationalAnd it is He who feeds me and gives me drink

Süleyman AteşBana yediren ve içiren O'dur

26:80 📚 7
وَإِذَا مَرِضۡتُ فَهُوَ يَشۡفِينِ

Yusuf AliAnd when I am ill, it is He Who cures me

Ali BulaçHastalandığım zaman bana şifa veren O'dur

Saheeh InternationalAnd when I am ill, it is He who cures me

Süleyman AteşHastalandığım zaman bana şifa veren O'dur

26:81 📚 3
وَٱلَّذِي يُمِيتُنِي ثُمَّ يُحۡيِينِ

Yusuf AliWho will cause me to die, and then to life (again)

Ali BulaçBeni öldürecek, sonra diriltecek olan da O'dur

Saheeh InternationalAnd who will cause me to die and then bring me to life

Süleyman AteşBeni öldürecek, sonra diriltecek O'dur

26:82
وَٱلَّذِيٓ أَطۡمَعُ أَن يَغۡفِرَ لِي خَطِيٓـَٔتِي يَوۡمَ ٱلدِّينِ

Yusuf AliAnd who, I hope, will forgive me my faults on the day of Judgment

Ali BulaçDin (ceza) günü hatalarımı bağışlayacağını umduğum da O'dur

Saheeh InternationalAnd who I aspire that He will forgive me my sin on the Day of Recompense

Süleyman AteşCeza günü hatamı bağışlayacağını umduğum da O'dur

26:83
رَبِّ هَبۡ لِي حُكۡمࣰ ا وَأَلۡحِقۡنِي بِٱلصَّٰلِحِينَ

Yusuf AliO my Lord! bestow wisdom on me, and join me with the righteous

Ali BulaçRabbim, bana hüküm (ve hikmet) bağışla ve beni salih olanlara kat

Saheeh International[And he said], "My Lord, grant me authority and join me with the righteous

Süleyman AteşRabbim, bana hüküm (hükümdarlık, bilgi) ver ve beni Salihler arasına kat

26:84 📚 4
وَٱجۡعَل لِّي لِسَانَ صِدۡقࣲ فِي ٱلۡأٓخِرِينَ

Yusuf AliGrant me honourable mention on the tongue of truth among the latest (generations)

Ali BulaçSonra gelecekler arasında bana bir doğruluk dili (lisan-ı sıdk) ver

Saheeh InternationalAnd grant me a reputation of honor among later generations

Süleyman AteşSonra gelenler arasında bana, bir doğruluk dili nasib eyle (sonraki nesiller arasında hayır ile anılmamı sağla)

26:85 📚 1
وَٱجۡعَلۡنِي مِن وَرَثَةِ جَنَّةِ ٱلنَّعِيمِ

Yusuf AliMake me one of the inheritors of the Garden of Bliss

Ali BulaçBeni nimetlerle-donatılmış cennetin mirasçılarından kıl

Saheeh InternationalAnd place me among the inheritors of the Garden of Pleasure

Süleyman AteşBeni ni'met(i bol olan) cennetinin varislerinden kıl

26:86 📚 2
وَٱغۡفِرۡ لِأَبِيٓ إِنَّهُۥ كَانَ مِنَ ٱلضَّآلِّينَ

Yusuf AliForgive my father, for that he is among those astray

Ali BulaçBabamı da bağışla, çünkü o şaşırıp sapanlardandır

Saheeh InternationalAnd forgive my father. Indeed, he has been of those astray

Süleyman AteşBabamı da bağışla. Çünkü o, sapıklardandır. And forgive my father. Lo! he is of those who err

26:87 📚 3
وَلَا تُخۡزِنِي يَوۡمَ يُبۡعَثُونَ

Yusuf AliAnd let me not be in disgrace on the Day when (men) will be raised up

Ali BulaçVe beni (insanların) diriltilecekleri gün küçük düşürme

Saheeh InternationalAnd do not disgrace me on the Day they are [all] resurrected

Süleyman Ateş(Kulların) diriltilecekleri gün, beni utandırma

26:88 📚 5
يَوۡمَ لَا يَنفَعُ مَالࣱ وَلَا بَنُونَ

Yusuf AliThe Day whereon neither wealth nor sons will avail

Ali BulaçMalın da, çocukların da bir yarar sağlayamadığı günde

Saheeh InternationalThe Day when there will not benefit [anyone] wealth or children

Süleyman AteşO gün ki, ne mal, ne de oğullar yarar vermez

26:89 📚 14
إِلَّا مَنۡ أَتَى ٱللَّهَ بِقَلۡبࣲ سَلِيمࣲ‏

Yusuf AliBut only he (will prosper) that brings to God a sound heart

Ali BulaçAncak Allah'a selim bir kalp ile gelenler başka

Saheeh InternationalBut only one who comes to Allah with a sound heart

Süleyman AteşAncak Allah'a sağlam ve temiz kalb getiren (yarar görür)

26:90 📚 1
وَأُزۡلِفَتِ ٱلۡجَنَّةُ لِلۡمُتَّقِينَ

Yusuf AliTo the righteous, the Garden will be brought near

Ali Bulaç(O gün) Cennet takva sahiplerine yaklaştırılır

Saheeh InternationalAnd Paradise will be brought near [that Day] to the righteous

Süleyman Ateş(O gün) cennet, korunanlara yaklaştırılır

26:91 📚 1
وَبُرِّزَتِ ٱلۡجَحِيمُ لِلۡغَاوِينَ

Yusuf AliAnd to those straying in Evil, the Fire will be placed in full view

Ali BulaçCehennem de azgınlar için sergilenir

Saheeh InternationalAnd Hellfire will be brought forth for the deviators

Süleyman AteşCehennem de azgınların karşısına çıkarılır

26:92
وَقِيلَ لَهُمۡ أَيۡنَ مَا كُنتُمۡ تَعۡبُدُونَ

Yusuf AliAnd it shall be said to them: 'Where are the (gods) ye worshipped

Ali BulaçVe onlara: "Tapmakta olduklarınız nerede?" denilir

Saheeh InternationalAnd it will be said to them, "Where are those you used to worship

Süleyman AteşOnlara "Hani taptıklarınız nerede?" denilir

26:93
مِن دُونِ ٱللَّهِ هَلۡ يَنصُرُونَكُمۡ أَوۡ يَنتَصِرُونَ

Yusuf AliBesides God? Can they help you or help themselves

Ali BulaçAllah'ın dışında olan (ilah)lar; size yardımları dokunuyor mu, veya kendilerine yardımları oluyor mu

Saheeh InternationalOther than Allah? Can they help you or help themselves

Süleyman AteşO Allah'tan başka (taptıklarınız) size yardım ediyorlar mı, yahut kendilerine yardımları dokunuyor mu

26:94
فَكُبۡكِبُواْ فِيهَا هُمۡ وَٱلۡغَاوُۥنَ

Yusuf AliThen they will be thrown headlong into the (Fire),- they and those straying in Evil

Ali BulaçArtık onlar ve azgınlar onun içine dökülüverilmiştir

Saheeh InternationalSo they will be overturned into Hellfire, they and the deviators

Süleyman AteşOnlar ve azgınlar, tepe taklak oraya atılırlar

26:95 📚 1
وَجُنُودُ إِبۡلِيسَ أَجۡمَعُونَ

Yusuf AliAnd the whole hosts of Iblis together

Ali BulaçVe İblis'in bütün orduları da

Saheeh InternationalAnd the soldiers of Iblees, all together

Süleyman Ateşİblis'in bütün askerleri de

26:96 📚 1
قَالُواْ وَهُمۡ فِيهَا يَخۡتَصِمُونَ

Yusuf AliThey will say there in their mutual bickerings

Ali BulaçOrada birbirleriyle çekişip tartışarak derler ki

Saheeh InternationalThey will say while they dispute therein

Süleyman AteşOnlar orada (putlarıyle) çekişerek derler ki

26:97
تَٱللَّهِ إِن كُنَّا لَفِي ضَلَٰلࣲ مُّبِينٍ

Yusuf AliBy God, we were truly in an error manifest

Ali BulaçAndolsun Allah'a, biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz

Saheeh InternationalBy Allah, we were indeed in manifest error

Süleyman AteşVallahi biz apaçık bir sapıklık içinde imişiz

26:98
إِذۡ نُسَوِّيكُم بِرَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ

Yusuf AliWhen we held you as equals with the Lord of the Worlds

Ali BulaçÇünkü sizi (yalancı olanları) alemlerin Rabbiyle eşit tutuyorduk

Saheeh InternationalWhen we equated you with the Lord of the worlds

Süleyman AteşÇünkü sizi alemlerin Rabbine eşit tutuyorduk

26:99 📚 1
وَمَآ أَضَلَّنَآ إِلَّا ٱلۡمُجۡرِمُونَ

Yusuf AliAnd our seducers were only those who were steeped in guilt

Ali BulaçBizi suçlu-günahkarlardan başka saptıran olmadı

Saheeh InternationalAnd no one misguided us except the criminals

Süleyman AteşAma bizi saptıran o suçlulardır

26:100
فَمَا لَنَا مِن شَٰفِعِينَ

Yusuf AliNow, then, we have none to intercede (for us)

Ali BulaçArtık bizim için ne bir şefaatçi var

Saheeh InternationalSo now we have no intercessors

Süleyman AteşŞimdi artık bizim ne şefa'atçilerimiz var

26:101 📚 8
وَلَا صَدِيقٍ حَمِيمࣲ‏

Yusuf AliNor a single friend to feel (for us)

Ali BulaçNe de candan-yakın bir dost

Saheeh InternationalAnd not a devoted friend

Süleyman AteşNe de sıcak bir dostumuz

26:102 📚 2
فَلَوۡ أَنَّ لَنَا كَرَّةࣰ فَنَكُونَ مِنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ

Yusuf AliNow if we only had a chance of return we shall truly be of those who believe

Ali BulaçBizim bir kere daha (dünyaya dönüşümüz mümkün) olsaydı da iman edenlerden olabilseydik

Saheeh InternationalThen if we only had a return [to the world] and could be of the believers

Süleyman AteşAh keşke bir dönüşümüz daha olsa da inananlardan olsak

26:103
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةࣰۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِينَ

Yusuf AliVerily in this is a Sign but most of them do not believe

Ali BulaçGerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler

Saheeh InternationalIndeed in that is a sign, but most of them were not to be believers

Süleyman AteşMuhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar

26:104 📚 1
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

Yusuf AliAnd verily thy Lord is He, the Exalted in Might, Most Merciful

Ali BulaçVe şüphesiz senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir

Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful

Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur

26:105 📚 1
كَذَّبَتۡ قَوۡمُ نُوحٍ ٱلۡمُرۡسَلِينَ

Yusuf AliThe people of Noah rejected the apostles

Ali BulaçNuh kavmi de gönderilen (peygamber)leri yalanladı

Saheeh InternationalThe people of Noah denied the messengers

Süleyman AteşNuh kavmi de gönderilen elçileri yalanladı

26:106
إِذۡ قَالَ لَهُمۡ أَخُوهُمۡ نُوحٌ أَلَا تَتَّقُونَ

Yusuf AliBehold, their brother Noah said to them: "Will ye not fear (God)

Ali BulaçHani onlara kardeşleri Nuh: "Sakınmaz mısınız?" demişti

Saheeh InternationalWhen their brother Noah said to them, "Will you not fear Allah

Süleyman AteşKardeşleri Nuh onlara: "Korunmaz mısınız?" demişti

26:107 📚 2
إِنِّي لَكُمۡ رَسُولٌ أَمِينࣱ‏

Yusuf AliI am to you an apostle worthy of all trust

Ali BulaçGerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim

Saheeh InternationalIndeed, I am to you a trustworthy messenger

Süleyman AteşBen size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim

26:108 📚 1
فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

Yusuf AliSo fear God, and obey me

Ali BulaçArtık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin

Saheeh InternationalSo fear Allah and obey me

Süleyman AteşAllah'tan korkun ve bana ita'at edin

26:109
وَمَآ أَسۡـَٔلُكُمۡ عَلَيۡهِ مِنۡ أَجۡرٍۖ إِنۡ أَجۡرِيَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ

Yusuf AliNo reward do I ask of you for it: my reward is only from the Lord of the Worlds

Ali BulaçBuna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir

Saheeh InternationalAnd I do not ask you for it any payment. My payment is only from the Lord of the worlds

Süleyman AteşBen sizden, buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, yalnız alemlerin Rabbine aittir

26:110 📚 1
فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

Yusuf AliSo fear God, and obey me

Ali BulaçArtık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin

Saheeh InternationalSo fear Allah and obey me

Süleyman AteşÖyle ise Allah'tan korkun ve bana ita'at edin

26:111
۞قَالُوٓاْ أَنُؤۡمِنُ لَكَ وَٱتَّبَعَكَ ٱلۡأَرۡذَلُونَ

Yusuf AliThey said: "Shall we believe in thee when it is the meanest that follow thee

Ali BulaçDediler ki: "Sana, sıradan aşağılık insanlar uymuşken inanır mıyız

Saheeh InternationalThey said, "Should we believe you while you are followed by the lowest [class of people]

Süleyman AteşDediler ki: "Sana bayağı kimseler uymuşken biz sana inanır mıyız

26:112
قَالَ وَمَا عِلۡمِي بِمَا كَانُواْ يَعۡمَلُونَ

Yusuf AliHe said: "And what do I know as to what they do

Ali BulaçDedi ki: "Onların yapmakta oldukları hakkında benim bilgim yoktur

Saheeh InternationalHe said, "And what is my knowledge of what they used to do

Süleyman AteşDedi ki: "Ben onların yaptıklarını(n iç yüzünü) bilmem (ben ancak görünüşe göre hüküm veririm)

26:113
إِنۡ حِسَابُهُمۡ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّيۖ لَوۡ تَشۡعُرُونَ

Yusuf AliTheir account is only with my Lord, if ye could (but) understand

Ali BulaçOnların hesabı yalnızca Rabbime aittir, eğer şuurundaysanız (anlarsınız)

Saheeh InternationalTheir account is only upon my Lord, if you [could] perceive

Süleyman AteşAnlayışınız olsa, onların hesabının Rabbime aidolduğunu bilirsiniz

26:114
وَمَآ أَنَا۠ بِطَارِدِ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ

Yusuf AliI am not one to drive away those who believe

Ali BulaçVe ben mü'min olanları kovacak değilim

Saheeh InternationalAnd I am not one to drive away the believers

Süleyman AteşBen inananları kovacak değilim

26:115
إِنۡ أَنَا۠ إِلَّا نَذِيرࣱ مُّبِينࣱ‏

Yusuf AliI am sent only to warn plainly in public

Ali BulaçBen, yalnızca apaçık bir uyarıcıyım

Saheeh InternationalI am only a clear warner

Süleyman AteşBen sadece apaçık bir uyarıcıyım

26:116
قَالُواْ لَئِن لَّمۡ تَنتَهِ يَٰنُوحُ لَتَكُونَنَّ مِنَ ٱلۡمَرۡجُومِينَ

Yusuf AliThey said: "If thou desist not, O Noah! thou shalt be stoned (to death)

Ali BulaçDediler ki: "Eğer (bu söylediklerine) bir son vermeyecek olursan, gerçekten taşa tutulup kovulacaksın

Saheeh InternationalThey said, "If you do not desist, O Noah, you will surely be of those who are stoned

Süleyman AteşDediler: "Ey Nuh, (bu dediğinden) vazgeçmezsen mutlaka taşlananlardan olacaksın

26:117
قَالَ رَبِّ إِنَّ قَوۡمِي كَذَّبُونِ

Yusuf AliHe said: "O my Lord! truly my people have rejected me

Ali BulaçDedi ki: "Rabbim, şüphesiz kavmim beni yalanladı

Saheeh InternationalHe said, "My Lord, indeed my people have denied me

Süleyman Ateş(Nuh): "Rabbim, dedi, kavmim beni yalanladı

26:118
فَٱفۡتَحۡ بَيۡنِي وَبَيۡنَهُمۡ فَتۡحࣰ ا وَنَجِّنِي وَمَن مَّعِيَ مِنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ

Yusuf AliJudge Thou, then, between me and them openly, and deliver me and those of the Believers who are with me

Ali BulaçBundan böyle, benimle onların arasını açık bir hükümle ayır ve beni ve benimle birlikte olan mü'minleri kurtar

Saheeh InternationalThen judge between me and them with decisive judgement and save me and those with me of the believers

Süleyman AteşBenimle onların arasını aç (aramızda hükmet), beni ve benimle beraber bulunan mü'minleri kurtar

26:119
فَأَنجَيۡنَٰهُ وَمَن مَّعَهُۥ فِي ٱلۡفُلۡكِ ٱلۡمَشۡحُونِ

Yusuf AliSo We delivered him and those with him, in the Ark filled (with all creatures)

Ali BulaçBunun üzerine, onu ve onunla birlikte olanları (insan ve hayvanlarla) yüklü gemi içinde kurtardık

Saheeh InternationalSo We saved him and those with him in the laden ship

Süleyman AteşBiz de onu ve onunla beraber bulunanları, dolu gemi içinde kurtardık

26:120
ثُمَّ أَغۡرَقۡنَا بَعۡدُ ٱلۡبَاقِينَ

Yusuf AliThereafter We drowned those who remained behind

Ali BulaçSonra bunun ardından geride kalanları da suda-boğduk

Saheeh InternationalThen We drowned thereafter the remaining ones

Süleyman AteşSonra bunun ardından, geride kalanları boğduk

26:121
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةࣰۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِينَ

Yusuf AliVerily in this is a Sign: but most of them do not believe

Ali BulaçGerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler

Saheeh InternationalIndeed in that is a sign, but most of them were not to be believers

Süleyman AteşMuhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar

26:122 📚 1
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

Yusuf AliAnd verily thy Lord is He, the Exalted in Might, Most Merciful

Ali BulaçVe şüphesiz senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir

Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful

Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur

26:123
كَذَّبَتۡ عَادٌ ٱلۡمُرۡسَلِينَ

Yusuf AliThe 'Ad (people) rejected the apostles

Ali BulaçAd (kavmi) de gönderilen (elçi)leri yalanladı

Saheeh InternationalAad denied the messengers

Süleyman AteşAd (kavmi) de, gönderilen elçileri yalanladı

26:124
إِذۡ قَالَ لَهُمۡ أَخُوهُمۡ هُودٌ أَلَا تَتَّقُونَ

Yusuf AliBehold, their brother Hud said to them: "Will ye not fear (God)

Ali BulaçHani onlara kardeşleri Hud: "Sakınmaz mısınız?" demişti

Saheeh InternationalWhen their brother Hud said to them, "Will you not fear Allah

Süleyman AteşKardeşleri Hud onlara: "Korunmaz mısınız?" demişti

26:125 📚 2
إِنِّي لَكُمۡ رَسُولٌ أَمِينࣱ‏

Yusuf AliI am to you an apostle worthy of all trust

Ali BulaçGerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim

Saheeh InternationalIndeed, I am to you a trustworthy messenger

Süleyman AteşBen size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim

26:126 📚 1
فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

Yusuf AliSo fear God and obey me

Ali BulaçArtık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin

Saheeh InternationalSo fear Allah and obey me

Süleyman AteşAllah'tan korkun ve bana ita'at edin

26:127
وَمَآ أَسۡـَٔلُكُمۡ عَلَيۡهِ مِنۡ أَجۡرٍۖ إِنۡ أَجۡرِيَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ

Yusuf AliNo reward do I ask of you for it: my reward is only from the Lord of the Worlds

Ali BulaçBuna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir

Saheeh InternationalAnd I do not ask you for it any payment. My payment is only from the Lord of the worlds

Süleyman AteşBen sizden buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız alemlerin Rabbine aittir

26:128
أَتَبۡنُونَ بِكُلِّ رِيعٍ ءَايَةࣰ تَعۡبَثُونَ

Yusuf AliDo ye build a landmark on every high place to amuse yourselves

Ali BulaçSiz, her yüksekçe yere bir anıt inşa edip (yararsız bir şeyle) oyalanıp eğleniyor musunuz

Saheeh InternationalDo you construct on every elevation a sign, amusing yourselves

Süleyman AteşSiz her yol üzerine, (gelip geçenleri yanıltmak için) bir işaret yapıp da boş şeyle mi uğraşıyorsunuz

26:129
وَتَتَّخِذُونَ مَصَانِعَ لَعَلَّكُمۡ تَخۡلُدُونَ

Yusuf AliAnd do ye get for yourselves fine buildings in the hope of living therein (for ever)

Ali BulaçÖlümsüz kılınmak umuduyla sanat yapıları mı ediniyorsunuz

Saheeh InternationalAnd take for yourselves palaces and fortresses that you might abide eternally

Süleyman AteşBelki ebedi yaşarsınız diye köşkler (ve müstahkem kaleler) ediniyorsunuz

26:130
وَإِذَا بَطَشۡتُم بَطَشۡتُمۡ جَبَّارِينَ

Yusuf AliAnd when ye exert your strong hand, do ye do it like men of absolute power

Ali BulaçTutup yakaladığınız zaman da zorbalar gibi mi yakalıyorsunuz

Saheeh InternationalAnd when you strike, you strike as tyrants

Süleyman Ateş(Bir kavmi) yakaladığınız zaman da zorbalar gibi yakalıyorsunuz

26:131 📚 1
فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

Yusuf AliNow fear God, and obey me

Ali BulaçArtık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin

Saheeh InternationalSo fear Allah and obey me

Süleyman AteşAllah'tan korkun ve bana ita'at edin

26:132
وَٱتَّقُواْ ٱلَّذِيٓ أَمَدَّكُم بِمَا تَعۡلَمُونَ

Yusuf AliYea, fear Him Who has bestowed on you freely all that ye know

Ali BulaçBildiğiniz şeylerle size yardım edenden korkup-sakının

Saheeh InternationalAnd fear He who provided you with that which you know

Süleyman AteşSize bildiğiniz ni'metleri bol bol veren(Allah)dan korkun. Keep your duty toward Him Who hath aided you with (the good things) that ye know

26:133
أَمَدَّكُم بِأَنۡعَٰمࣲ وَبَنِينَ

Yusuf AliFreely has He bestowed on you cattle and sons

Ali BulaçSize hayvanlar, çocuklar (vererek) yardım etti

Saheeh InternationalProvided you with grazing livestock and children

Süleyman AteşO size verdi: davarlar, oğullar

26:134
وَجَنَّٰتࣲ وَعُيُونٍ

Yusuf AliAnd Gardens and Springs

Ali BulaçBahçeler ve pınarlar da

Saheeh InternationalAnd gardens and springs

Süleyman AteşBahçeler, çeşmeler

26:135
إِنِّيٓ أَخَافُ عَلَيۡكُمۡ عَذَابَ يَوۡمٍ عَظِيمࣲ‏

Yusuf AliTruly I fear for you the Penalty of a Great Day

Ali BulaçDoğrusu, ben sizin için büyük bir günün azabından korkuyorum

Saheeh InternationalIndeed, I fear for you the punishment of a terrible day

Süleyman AteşDoğrusu ben size büyük bir günün azabı(nın çarpması)ndan korkuyorum

26:136
قَالُواْ سَوَآءٌ عَلَيۡنَآ أَوَعَظۡتَ أَمۡ لَمۡ تَكُن مِّنَ ٱلۡوَٰعِظِينَ

Yusuf AliThey said: "It is the same to us whether thou admonish us or be not among (our) admonishers

Ali BulaçDediler ki: "Bizim için fark etmez; öğüt versen de, öğüt verenlerden olmasan da

Saheeh InternationalThey said, "It is all the same to us whether you advise or are not of the advisors

Süleyman AteşDediler ki: "Öğüt versen de, öğüt verenlerden olmasan da bizce birdir

26:137
إِنۡ هَٰذَآ إِلَّا خُلُقُ ٱلۡأَوَّلِينَ

Yusuf AliThis is no other than a customary device of the ancients

Ali BulaçBu, geçmiştekilerin 'geleneksel tutumundan başkası değildir

Saheeh InternationalThis is not but the custom of the former peoples

Süleyman AteşBu (davranışımız), sadece evvelkilerin ahlakı(ve geleneği)dir

26:138 📚 1
وَمَا نَحۡنُ بِمُعَذَّبِينَ

Yusuf AliAnd we are not the ones to receive Pains and Penalties

Ali BulaçVe biz azap görecek de değiliz

Saheeh InternationalAnd we are not to be punished

Süleyman AteşBiz azaba uğratılacak değiliz

26:139
فَكَذَّبُوهُ فَأَهۡلَكۡنَٰهُمۡۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةࣰۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِينَ

Yusuf AliSo they rejected him, and We destroyed them. Verily in this is a Sign: but most of them do not believe

Ali BulaçBöylelikle onu yalanladılar, Biz de onları yıkıma uğrattık. Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler

Saheeh InternationalAnd they denied him, so We destroyed them. Indeed in that is a sign, but most of them were not to be believers

Süleyman Ateş(Böylece) onu yalanladılar. Biz de onları helak ettik. Muhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar

26:140 📚 1
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

Yusuf AliAnd verily thy Lord is He, the Exalted in Might, Most Merciful

Ali BulaçVe şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir

Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful

Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur

26:141
كَذَّبَتۡ ثَمُودُ ٱلۡمُرۡسَلِينَ

Yusuf AliThe Thamud (people) rejected the apostles

Ali BulaçSemud (kavmi) de, gönderilen (elçi)leri yalanladı

Saheeh InternationalThamud denied the messengers

Süleyman AteşSemud (kavmi) de gönderilen elçileri yalanladı

26:142
إِذۡ قَالَ لَهُمۡ أَخُوهُمۡ صَٰلِحٌ أَلَا تَتَّقُونَ

Yusuf AliBehold, their brother Salih said to them: "Will you not fear (God)

Ali BulaçHani onlara kardeşleri Salih: "Sakınmaz mısınız? demişti

Saheeh InternationalWhen their brother Salih said to them, "Will you not fear Allah

Süleyman AteşKardeşleri Salih, onlara demişti ki: "Korunmaz mısınız

26:143 📚 2
إِنِّي لَكُمۡ رَسُولٌ أَمِينࣱ‏

Yusuf AliI am to you an apostle worthy of all trust

Ali BulaçGerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim

Saheeh InternationalIndeed, I am to you a trustworthy messenger

Süleyman AteşBen sizin için güvenilir bir elçiyim

26:144 📚 1
فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

Yusuf AliSo fear God, and obey me

Ali BulaçArtık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin

Saheeh InternationalSo fear Allah and obey me

Süleyman AteşAllah'tan korkun ve bana ita'at edin

26:145
وَمَآ أَسۡـَٔلُكُمۡ عَلَيۡهِ مِنۡ أَجۡرٍۖ إِنۡ أَجۡرِيَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ

Yusuf AliNo reward do I ask of you for it: my reward is only from the Lord of the Worlds

Ali BulaçBuna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum

Saheeh InternationalAnd I do not ask you for it any payment. My payment is only from the Lord of the worlds

Süleyman AteşBen sizden buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız alemlerin Rabbine aittir

26:146
أَتُتۡرَكُونَ فِي مَا هَٰهُنَآ ءَامِنِينَ

Yusuf AliWill ye be left secure, in (the enjoyment of) all that ye have here

Ali BulaçSiz burada güvenlik içinde mi bırakılacaksınız

Saheeh InternationalWill you be left in what is here, secure [from death]

Süleyman AteşSiz burada güven içinde bırakılacağınızı mı sanıyorsunuz

26:147
فِي جَنَّٰتࣲ وَعُيُونࣲ‏

Yusuf AliGardens and Springs

Ali BulaçBahçelerin, pınarların içinde

Saheeh InternationalWithin gardens and springs

Süleyman AteşBöyle bahçelerde, çeşme başlarında

26:148
وَزُرُوعࣲ وَنَخۡلࣲ طَلۡعُهَا هَضِيمࣱ‏

Yusuf AliAnd corn-fields and date-palms with spathes near breaking (with the weight of fruit)

Ali BulaçEkinler ve yumuşak tomurcuklu göz alıcı hurmalıklar arasında

Saheeh InternationalAnd fields of crops and palm trees with softened fruit

Süleyman AteşEkinler ve yumuşak tomurcuklu güzel hurmalıklar arasında

26:149
وَتَنۡحِتُونَ مِنَ ٱلۡجِبَالِ بُيُوتࣰ ا فَٰرِهِينَ

Yusuf AliAnd ye carve houses out of (rocky) mountains with great skill

Ali BulaçDağlardan ustalıkla zevkli evler yontuyorsunuz

Saheeh InternationalAnd you carve out of the mountains, homes, with skill

Süleyman AteşDağlardan ustalıkla evler yontuyorsunuz

26:150 📚 1
فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

Yusuf AliBut fear God and obey me

Ali BulaçArtık Allah'tan sakının ve bana itaat edin

Saheeh InternationalSo fear Allah and obey me

Süleyman AteşAllah'tan korkun ve bana ita'at edin

26:151
وَلَا تُطِيعُوٓاْ أَمۡرَ ٱلۡمُسۡرِفِينَ

Yusuf AliAnd follow not the bidding of those who are extravagant

Ali BulaçVe ölçüsüzce davrananların emrine itaat etmeyin

Saheeh InternationalAnd do not obey the order of the transgressors

Süleyman AteşO aşırıların emrine uymayın

26:152
ٱلَّذِينَ يُفۡسِدُونَ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَلَا يُصۡلِحُونَ

Yusuf AliWho make mischief in the land, and mend not (their ways)

Ali BulaçKi onlar, yeryüzünde bozgunculuk çıkarıyor ve dirlik-düzenlik kurmuyorlar (ıslah etmiyorlar)

Saheeh InternationalWho cause corruption in the land and do not amend

Süleyman AteşYeryüzünde bozgunculuk yapan, ıslah etmeyen o kimseler(in sözüyle hareket etmeyin)

26:153
قَالُوٓاْ إِنَّمَآ أَنتَ مِنَ ٱلۡمُسَحَّرِينَ

Yusuf AliThey said: "Thou art only one of those bewitched

Ali BulaçDediler ki: "Sen ancak büyülenmişlerdensin

Saheeh InternationalThey said, "You are only of those affected by magic

Süleyman AteşDediler: Sen, iyice büyülenmişlerdensin

26:154
مَآ أَنتَ إِلَّا بَشَرࣱ مِّثۡلُنَا فَأۡتِ بِـَٔايَةٍ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ

Yusuf AliThou art no more than a mortal like us: then bring us a Sign, if thou tellest the truth

Ali BulaçSen yalnızca bizim benzerimiz olan bir beşerden başkası değilsin; eğer doğru sözlü isen, bu durumda bir ayet (mucize) getir-görelim

Saheeh InternationalYou are but a man like ourselves, so bring a sign, if you should be of the truthful

Süleyman AteşSen de bizim gibi bir insansın. Eğer doğrulardansan bize bir mu'cize getir

26:155
قَالَ هَٰذِهِۦ نَاقَةࣱ لَّهَا شِرۡبࣱ وَلَكُمۡ شِرۡبُ يَوۡمࣲ مَّعۡلُومࣲ‏

Yusuf AliHe said: "Here is a she-camel: she has a right of watering, and ye have a right of watering, (severally) on a day appointed

Ali BulaçDedi ki: "İşte, bu bir dişi devedir; su içme hakkı (bir gün) onun, belli bir günün su içme hakkı da sizindir

Saheeh InternationalHe said, "This is a she-camel. For her is a [time of] drink, and for you is a [time of] drink, [each] on a known day

Süleyman AteşDedi: "İşte bu dişi deve(mu'cize)dir. (Bir gün) onun su içme hakkı var, belli bir günün su içme hakkı da sizin

26:156
وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُوٓءࣲ فَيَأۡخُذَكُمۡ عَذَابُ يَوۡمٍ عَظِيمࣲ‏

Yusuf AliTouch her not with harm, lest the Penalty of a Great Day seize you

Ali BulaçOna bir kötülükle dokunmayın, sonra büyük bir günün azabı sizi yakalar

Saheeh InternationalAnd do not touch her with harm, lest you be seized by the punishment of a terrible day

Süleyman AteşSakın, ona bir kötülük dokundurmayın, sonra büyük bir günün azabı sizi yakalar

26:157
فَعَقَرُوهَا فَأَصۡبَحُواْ نَٰدِمِينَ

Yusuf AliBut they ham-strung her: then did they become full of regrets

Ali BulaçSonunda onu (yine de) kestiler, ancak pişman oldular

Saheeh InternationalBut they hamstrung her and so became regretful

Süleyman AteşNihayet onu kestiler, ama pişman oldular

26:158
فَأَخَذَهُمُ ٱلۡعَذَابُۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةࣰۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِينَ

Yusuf AliBut the Penalty seized them. Verily in this is a Sign: but most of them do not believe

Ali BulaçBöylece azap onları yakaladı. Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler

Saheeh InternationalAnd the punishment seized them. Indeed in that is a sign, but most of them were not to be believers

Süleyman AteşVe azab onları yakaladı. Muhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar

26:159 📚 1
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

Yusuf AliAnd verily thy Lord is He, the Exalted in Might, Most Merciful

Ali BulaçVe şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir

Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful

Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur

26:160 📚 1
كَذَّبَتۡ قَوۡمُ لُوطٍ ٱلۡمُرۡسَلِينَ

Yusuf AliThe people of Lut rejected the apostles

Ali BulaçLut (kavmi) de, gönderilen (elçi)leri yalanladı

Saheeh InternationalThe people of Lot denied the messengers

Süleyman AteşLut (kavmi) de gönderilen elçileri yalanladı

26:161 📚 1
إِذۡ قَالَ لَهُمۡ أَخُوهُمۡ لُوطٌ أَلَا تَتَّقُونَ

Yusuf AliBehold, their brother Lut said to them: "Will ye not fear (God)

Ali BulaçHani onlara kardeşleri Lut: "Sakınmaz mısınız?" demişti

Saheeh InternationalWhen their brother Lot said to them, "Will you not fear Allah

Süleyman AteşKardeşleri Lut, onlara "Korunmaz mısınız?" demişti

26:162 📚 2
إِنِّي لَكُمۡ رَسُولٌ أَمِينࣱ‏

Yusuf AliI am to you an apostle worthy of all trust

Ali BulaçGerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim

Saheeh InternationalIndeed, I am to you a trustworthy messenger

Süleyman AteşBen sizin için güvenilir bir elçiyim

26:163 📚 1
فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

Yusuf AliSo fear God and obey me

Ali BulaçArtık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin

Saheeh InternationalSo fear Allah and obey me

Süleyman AteşAllah'tan korkun ve bana ita'at edin

26:164
وَمَآ أَسۡـَٔلُكُمۡ عَلَيۡهِ مِنۡ أَجۡرٍۖ إِنۡ أَجۡرِيَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ

Yusuf AliNo reward do I ask of you for it: my reward is only from the lord of the Worlds

Ali BulaçBuna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir

Saheeh InternationalAnd I do not ask you for it any payment. My payment is only from the Lord of the worlds

Süleyman AteşBen sizden buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız alemlerin Rabbine aittir. And I ask of you no wage therefore; my wage is the concern only of the Lord of the Worlds

26:165
أَتَأۡتُونَ ٱلذُّكۡرَانَ مِنَ ٱلۡعَٰلَمِينَ

Yusuf AliOf all the creatures in the world, will ye approach males

Ali BulaçSiz insanlardan (cinsel arzuyla) erkeklere mi gidiyorsunuz

Saheeh InternationalDo you approach males among the worlds

Süleyman AteşAlemlerin içinde erkeklere mi gidiyorsunuz

26:166
وَتَذَرُونَ مَا خَلَقَ لَكُمۡ رَبُّكُم مِّنۡ أَزۡوَٰجِكُمۚ بَلۡ أَنتُمۡ قَوۡمٌ عَادُونَ

Yusuf AliAnd leave those whom God has created for you to be your mates? Nay, ye are a people transgressing (all limits)

Ali BulaçRabbinizin sizler için yaratmış bulunduğu eşlerinizi bırakıyorsunuz. Hayır, siz sınırı çiğneyen bir kavimsiniz

Saheeh InternationalAnd leave what your Lord has created for you as mates? But you are a people transgressing

Süleyman AteşVe Rabbinizin sizin için yarattığı eşlerinizi bırakıyorsunuz? Siz sınırı aşan bir kavimsiniz

26:167
قَالُواْ لَئِن لَّمۡ تَنتَهِ يَٰلُوطُ لَتَكُونَنَّ مِنَ ٱلۡمُخۡرَجِينَ

Yusuf AliThey said: "If thou desist not, O Lut! thou wilt assuredly be cast out

Ali BulaçDediler ki: "Ey Lut, eğer (bu söylediklerine) bir son vermeyecek olursan, gerçekten (burdan) sürülüp çıkarılanlardan olacaksın

Saheeh InternationalThey said, "If you do not desist, O Lot, you will surely be of those evicted

Süleyman AteşDediler: "Ey Lut, andolsun, eğer (bundan) vazgeçmezsen, mutlaka sürülenlerden olacaksın

26:168 📚 2
قَالَ إِنِّي لِعَمَلِكُم مِّنَ ٱلۡقَالِينَ

Yusuf AliHe said: "I do detest your doings

Ali BulaçDedi ki: "Gerçekten ben, sizin bu yaptığınıza öfke ile karşı olanlardanım

Saheeh InternationalHe said, "Indeed, I am, toward your deed, of those who detest [it]

Süleyman Ateş(Lut) dedi: "Ben sizin bu işinize, (kadınları bırakıp erkeklere gidişinize) kızanlardanım

26:169
رَبِّ نَجِّنِي وَأَهۡلِي مِمَّا يَعۡمَلُونَ

Yusuf AliO my Lord! deliver me and my family from such things as they do

Ali BulaçRabbim, beni ve ailemi bunların yaptıklarından kurtar

Saheeh InternationalMy Lord, save me and my family from [the consequence of] what they do

Süleyman AteşRabbim, beni ve ailemi bunların yaptıklarından kurtar

26:170
فَنَجَّيۡنَٰهُ وَأَهۡلَهُۥٓ أَجۡمَعِينَ

Yusuf AliSo We delivered him and his family,- all

Ali BulaçBunun üzerine onu ve bütün ailesini kurtardık

Saheeh InternationalSo We saved him and his family, all

Süleyman AteşBiz de onu ve ailesini tamamen kurtardık

26:171
إِلَّا عَجُوزࣰ ا فِي ٱلۡغَٰبِرِينَ

Yusuf AliExcept an old woman who lingered behind

Ali BulaçYalnızca geri kalanlar içinde bir kocakarı hariç

Saheeh InternationalExcept an old woman among those who remained behind

Süleyman AteşYalnız geride kalanlar arasında bulunan bir koca karıyı (kurtarmadık)

26:172
ثُمَّ دَمَّرۡنَا ٱلۡأٓخَرِينَ

Yusuf AliBut the rest We destroyed utterly

Ali BulaçSonra geride kalanları yerle bir ettik

Saheeh InternationalThen We destroyed the others

Süleyman AteşSonra ötekilerini hep yıktık, helak ettik

26:173
وَأَمۡطَرۡنَا عَلَيۡهِم مَّطَرࣰ اۖ فَسَآءَ مَطَرُ ٱلۡمُنذَرِينَ

Yusuf AliWe rained down on them a shower (of brimstone): and evil was the shower on those who were admonished (but heeded not)

Ali BulaçVe üzerlerine bir yağmur yağdırdık; uyarılıp-korkutulanların yağmuru ne kötü

Saheeh InternationalAnd We rained upon them a rain [of stones], and evil was the rain of those who were warned

Süleyman AteşVe üzerlerine bir yağmur yağdırdık, uyarıl(ıp da yola gelmey)enlerin yağmuru hakikaten çok kötü oldu

26:174
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةࣰۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِينَ

Yusuf AliVerily in this is a Sign: but most of them do not believe

Ali BulaçGerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler

Saheeh InternationalIndeed in that is a sign, but most of them were not to be believers

Süleyman AteşMuhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar

26:175 📚 1
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

Yusuf AliAnd verily thy Lord is He, the Exalted in Might Most Merciful

Ali BulaçVe şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır esirgeyendir

Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful

Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur

26:176
كَذَّبَ أَصۡحَٰبُ لۡـَٔيۡكَةِ ٱلۡمُرۡسَلِينَ

Yusuf AliThe Companions of the Wood rejected the apostles

Ali BulaçEyke halkı da, gönderilen (peygamber)leri yalanladı

Saheeh InternationalThe companions of the thicket denied the messengers

Süleyman AteşEyke halkı da gönderilen elçileri yalanladı

26:177
إِذۡ قَالَ لَهُمۡ شُعَيۡبٌ أَلَا تَتَّقُونَ

Yusuf AliBehold, Shu'aib said to them: "Will ye not fear (God)

Ali BulaçHani onlara Şuayb: "Sakınmaz mısınız?" demişti

Saheeh InternationalWhen Shu'ayb said to them, "Will you not fear Allah

Süleyman AteşŞu'ayb, onlara demişti ki: "Korunmaz mısınız

26:178 📚 2
إِنِّي لَكُمۡ رَسُولٌ أَمِينࣱ‏

Yusuf AliI am to you an apostle worthy of all trust

Ali BulaçGerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim

Saheeh InternationalIndeed, I am to you a trustworthy messenger

Süleyman AteşBen sizin için güvenilir bir elçiyim

26:179 📚 1
فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

Yusuf AliSo fear God and obey me

Ali BulaçArtık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin

Saheeh InternationalSo fear Allah and obey me

Süleyman AteşAllah'tan korkun ve bana ita'at edin

26:180
وَمَآ أَسۡـَٔلُكُمۡ عَلَيۡهِ مِنۡ أَجۡرٍۖ إِنۡ أَجۡرِيَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ

Yusuf AliNo reward do I ask of you for it: my reward is only from the Lord of the Worlds

Ali BulaçBuna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir

Saheeh InternationalAnd I do not ask you for it any payment. My payment is only from the Lord of the worlds

Süleyman AteşBen sizden, buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız alemlerin Rabbine aittir

26:181
۞أَوۡفُواْ ٱلۡكَيۡلَ وَلَا تَكُونُواْ مِنَ ٱلۡمُخۡسِرِينَ

Yusuf AliGive just measure, and cause no loss (to others by fraud)

Ali BulaçÖlçüyü tam tutun ve eksiltenlerden olmayın

Saheeh InternationalGive full measure and do not be of those who cause loss

Süleyman AteşÖlçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın

26:182 📚 1
وَزِنُواْ بِٱلۡقِسۡطَاسِ ٱلۡمُسۡتَقِيمِ

Yusuf AliAnd weigh with scales true and upright

Ali BulaçDosdoğru olan terazi ile tartın

Saheeh InternationalAnd weigh with an even balance

Süleyman AteşDoğru terazi ile tartın

26:183 📚 1
وَلَا تَبۡخَسُواْ ٱلنَّاسَ أَشۡيَآءَهُمۡ وَلَا تَعۡثَوۡاْ فِي ٱلۡأَرۡضِ مُفۡسِدِينَ

Yusuf AliAnd withhold not things justly due to men, nor do evil in the land, working mischief

Ali Bulaçİnsanların eşyasını değerden düşürüp-eksiltmeyin ve yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın

Saheeh InternationalAnd do not deprive people of their due and do not commit abuse on earth, spreading corruption

Süleyman Ateşİnsanların haklarını kısmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın

26:184
وَٱتَّقُواْ ٱلَّذِي خَلَقَكُمۡ وَٱلۡجِبِلَّةَ ٱلۡأَوَّلِينَ

Yusuf AliAnd fear Him Who created you and (who created) the generations before (you)

Ali BulaçSizi ve önceki yaratılmışları yaratandan sakının”

Saheeh InternationalAnd fear He who created you and the former creation

Süleyman AteşSizi ve önceki nesilleri yaratandan korkun. And keep your duty unto Him Who created you and the generations of the men of old

26:185
قَالُوٓاْ إِنَّمَآ أَنتَ مِنَ ٱلۡمُسَحَّرِينَ

Yusuf AliThey said: "Thou art only one of those bewitched

Ali BulaçDediler ki: "Sen ancak büyülenmişlerdensin”

Saheeh InternationalThey said, "You are only of those affected by magic

Süleyman AteşDediler: "Sen iyice büyülenmişlerdensin

26:186
وَمَآ أَنتَ إِلَّا بَشَرࣱ مِّثۡلُنَا وَإِن نَّظُنُّكَ لَمِنَ ٱلۡكَٰذِبِينَ

Yusuf AliThou art no more than a mortal like us, and indeed we think thou art a liar

Ali BulaçSen, yalnızca benzerimiz olan bir beşerden başkası değilsin ve biz senin gerçekte yalancılardan olduğunu sanıyoruz

Saheeh InternationalYou are but a man like ourselves, and indeed, we think you are among the liars

Süleyman AteşSen de bizim gibi bir insansın, biz seni mutlaka yalancılardan sanıyoruz

26:187
فَأَسۡقِطۡ عَلَيۡنَا كِسَفࣰ ا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ

Yusuf AliNow cause a piece of the sky to fall on us, if thou art truthful

Ali BulaçEğer doğru sözlü isen, bu durumda gökten üstümüze bir parça düşürüver

Saheeh InternationalSo cause to fall upon us fragments of the sky, if you should be of the truthful

Süleyman AteşEğer doğrulardansan o halde üzerimize gökten parçalar düşür

26:188
قَالَ رَبِّيٓ أَعۡلَمُ بِمَا تَعۡمَلُونَ

Yusuf AliHe said: "My Lord knows best what ye do

Ali BulaçDedi ki: "Rabbim, yaptıklarınızı daha iyi bilir

Saheeh InternationalHe said, "My Lord is most knowing of what you do

Süleyman AteşRabbim yaptığınızı daha iyi bilir dedi

26:189
فَكَذَّبُوهُ فَأَخَذَهُمۡ عَذَابُ يَوۡمِ ٱلظُّلَّةِۚ إِنَّهُۥ كَانَ عَذَابَ يَوۡمٍ عَظِيمٍ

Yusuf AliBut they rejected him. Then the punishment of a day of overshadowing gloom seized them, and that was the Penalty of a Great Day

Ali BulaçSonunda onu yalanladılar, böylece onları o gölgelik-gününün azabı yakaladı. Gerçekten o, büyük bir günün azabıydı

Saheeh InternationalAnd they denied him, so the punishment of the day of the black cloud seized them. Indeed, it was the punishment of a terrible day

Süleyman AteşOnu yalanladılar, nihayet o gölge gününün azabı, kendilerini yakaladı. Gerçekten o, büyük bir günün azabı idi

26:190
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةࣰۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِينَ

Yusuf AliVerily in that is a Sign: but most of them do not believe

Ali BulaçGerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler

Saheeh InternationalIndeed in that is a sign, but most of them were not to be believers

Süleyman AteşMuhakkak ki bunda bir ibret vardır ama yine çokları inanmazlar

26:191 📚 1
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

Yusuf AliAnd verily thy Lord is He, the Exalted in Might, Most Merciful

Ali BulaçVe şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir

Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful

Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur

26:192
وَإِنَّهُۥ لَتَنزِيلُ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ

Yusuf AliVerily this is a Revelation from the Lord of the Worlds

Ali BulaçGerçekten o (Kur'an), alemlerin Rabbinin (bir) indirmesidir

Saheeh InternationalAnd indeed, the Qur'an is the revelation of the Lord of the worlds

Süleyman AteşMuhakkak ki o (Kur'an), alemlerin Rabbinin indirmesidir

26:193 📚 5
نَزَلَ بِهِ ٱلرُّوحُ ٱلۡأَمِينُ

Yusuf AliWith it came down the spirit of Faith and Truth

Ali BulaçOnu Ruhu'l-emin indirdi

Saheeh InternationalThe Trustworthy Spirit has brought it down

Süleyman AteşOnu, er-Ruhu'l-Emin (güvenilir ruh, Cebrail) indirdi

26:194 📚 2
عَلَىٰ قَلۡبِكَ لِتَكُونَ مِنَ ٱلۡمُنذِرِينَ

Yusuf AliTo thy heart and mind, that thou mayest admonish

Ali BulaçUyarıcılardan olman için, senin kalbinin üzerine (indirmiştir)

Saheeh InternationalUpon your heart, [O Muhammad] - that you may be of the warners

Süleyman AteşSenin kalbine; uyarıcılardan olman için

26:195 📚 7
بِلِسَانٍ عَرَبِيࣲّ مُّبِينࣲ‏

Yusuf AliIn the perspicuous Arabic tongue

Ali BulaçApaçık Arapça bir dille

Saheeh InternationalIn a clear Arabic language

Süleyman AteşApaçık Arapça bir dille

26:196 📚 2
وَإِنَّهُۥ لَفِي زُبُرِ ٱلۡأَوَّلِينَ

Yusuf AliWithout doubt it is (announced) in the mystic Books of former peoples

Ali BulaçVe hiç şüphesiz, o (Kur'an), geçmişlerin kitaplarında da vardır

Saheeh InternationalAnd indeed, it is [mentioned] in the scriptures of former peoples

Süleyman AteşO(nun içeriği), evvelkilerin Kitaplarında da vardır

26:197
أَوَلَمۡ يَكُن لَّهُمۡ ءَايَةً أَن يَعۡلَمَهُۥ عُلَمَٰٓؤُاْ بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ

Yusuf AliIs it not a Sign to them that the Learned of the Children of Israel knew it (as true)

Ali Bulaçİsrailoğulları bilginlerinin onu bilmesi onlar için bir delil (ayet) değil mi

Saheeh InternationalAnd has it not been a sign to them that it is recognized by the scholars of the Children of Israel

Süleyman Ateşİsrail oğulları bilginlerinin onu bilmesi de onlar için (Kur'an'ın Güvenilir Ruh tarafından vahyedildiğine) yeterli bir delil değil mi

26:198
وَلَوۡ نَزَّلۡنَٰهُ عَلَىٰ بَعۡضِ ٱلۡأَعۡجَمِينَ

Yusuf AliHad We revealed it to any of the non-Arabs

Ali BulaçOnu Arapça bilmeyen birine indirmiş olsaydık

Saheeh InternationalAnd even if We had revealed it to one among the foreigners

Süleyman AteşBiz onu yabancılardan birine indirseydik de

26:199
فَقَرَأَهُۥ عَلَيۡهِم مَّا كَانُواْ بِهِۦ مُؤۡمِنِينَ

Yusuf AliAnd had he recited it to them, they would not have believed in it

Ali BulaçBöylece onlara okusaydı, yine ona iman edecek değillerdi

Saheeh InternationalAnd he had recited it to them [perfectly], they would [still] not have been believers in it

Süleyman AteşOnu onlara okusaydı, ona inanmazlardı

26:200
كَذَٰلِكَ سَلَكۡنَٰهُ فِي قُلُوبِ ٱلۡمُجۡرِمِينَ

Yusuf AliThus have We caused it to enter the hearts of the sinners

Ali BulaçBiz onu, suçlu-günahkarların kalbine işte böyle işlettik

Saheeh InternationalThus have We inserted disbelief into the hearts of the criminals

Süleyman AteşBiz onu, suçluların kalblerine öyle soktuk

26:201
لَا يُؤۡمِنُونَ بِهِۦ حَتَّىٰ يَرَوُاْ ٱلۡعَذَابَ ٱلۡأَلِيمَ

Yusuf AliThey will not believe in it until they see the grievous Penalty

Ali BulaçOnlar, o pek acı azabı görünceye kadar ona inanmazlar

Saheeh InternationalThey will not believe in it until they see the painful punishment

Süleyman AteşAcı azabı görünceye kadar da ona inanmazlar

26:202
فَيَأۡتِيَهُم بَغۡتَةࣰ وَهُمۡ لَا يَشۡعُرُونَ

Yusuf AliBut the (Penalty) will come to them of a sudden, while they perceive it not

Ali BulaçArtık o (azap), kendileri şuurunda olmadan onlara apansız gelecektir

Saheeh InternationalAnd it will come to them suddenly while they perceive [it] not

Süleyman AteşAzab onlara öyle ansızın gelir ki, onlar hiç farkında olmazlar

26:203
فَيَقُولُواْ هَلۡ نَحۡنُ مُنظَرُونَ

Yusuf AliThen they will say: "Shall we be respited

Ali BulaçDerler ki: "Bize bir süre tanınır mı

Saheeh InternationalAnd they will say, "May we be reprieved

Süleyman Ateş(Birden onu karşılarında bulunca) Acaba bize süre verilir mi?" derler

26:204
أَفَبِعَذَابِنَا يَسۡتَعۡجِلُونَ

Yusuf AliDo they then ask for Our Penalty to be hastened on

Ali BulaçOnlar yine de azabımızı çabuklaştırmak mı istiyorlar

Saheeh InternationalSo for Our punishment are they impatient

Süleyman AteşHala bizim azabımızı mı acele istiyorlar (doğru söyleyenlerden isen bizi tehdidettiğin azabı getir mi diyorlar)

26:205
أَفَرَءَيۡتَ إِن مَّتَّعۡنَٰهُمۡ سِنِينَ

Yusuf AliSeest thou? If We do let them enjoy (this life) for a few years

Ali BulaçGördün mü; Biz onları yıllarca yararlandırsak

Saheeh InternationalThen have you considered if We gave them enjoyment for years

Süleyman AteşBaksana, biz onları yıllarca yaşatsak

26:206 📚 2
ثُمَّ جَآءَهُم مَّا كَانُواْ يُوعَدُونَ

Yusuf AliYet there comes to them at length the (Punishment) which they were promised

Ali BulaçSonra kendilerine va'dolunan (azap günü) geliverse

Saheeh InternationalAnd then there came to them that which they were promised

Süleyman AteşSonra tehdidedildikleri (azab) kendilerine gelse

26:207 📚 2
مَآ أَغۡنَىٰ عَنۡهُم مَّا كَانُواْ يُمَتَّعُونَ

Yusuf AliIt will profit them not that they enjoyed (this life)

Ali BulaçOnların 'meta ile yararlandıkları' şey, kendilerini (görecekleri azaptan) bağımsız kılamaz

Saheeh InternationalThey would not be availed by the enjoyment with which they were provided

Süleyman AteşO yaşatıldıkları (zevk-u sefa sürdükleri) şeyler, kendilerine ne yarar sağlardı

26:208
وَمَآ أَهۡلَكۡنَا مِن قَرۡيَةٍ إِلَّا لَهَا مُنذِرُونَ

Yusuf AliNever did We destroy a population, but had its warners

Ali BulaçKendisi için bir uyarıcı olmaksızın, Biz hiçbir ülkeyi yıkıma uğratmış değiliz

Saheeh InternationalAnd We did not destroy any city except that it had warners

Süleyman AteşBiz, hiçbir kenti helak etmedik ki onun uyarıcıları olmasın (helak etmeden önce mutlaka uyarıcı gönderdik)

26:209
ذِكۡرَىٰ وَمَا كُنَّا ظَٰلِمِينَ

Yusuf AliBy way of reminder; and We never are unjust

Ali Bulaç(Onlara) Hatırlatma (yapılmıştır); Biz zulmedici değiliz

Saheeh InternationalAs a reminder; and never have We been unjust

Süleyman Ateş(Uyarıcılar) uyarırlardı. Biz zulmediciler değildik

26:210
وَمَا تَنَزَّلَتۡ بِهِ ٱلشَّيَٰطِينُ

Yusuf AliNo evil ones have brought down this (Revelation)

Ali BulaçOnu (Kur'an'ı) şeytanlar indirmemiştir

Saheeh InternationalAnd the devils have not brought the revelation down

Süleyman AteşO(Kur'a)n'ı şeytanlar (cinler) indirmedi

26:211
وَمَا يَنۢبَغِي لَهُمۡ وَمَا يَسۡتَطِيعُونَ

Yusuf AliIt would neither suit them nor would they be able (to produce it)

Ali BulaçBu, onlara yaraşmaz ve güç de yetiremezler

Saheeh InternationalIt is not allowable for them, nor would they be able

Süleyman AteşBu, onlara yaraşmaz ve zaten yapamazlar da

26:212 📚 1
إِنَّهُمۡ عَنِ ٱلسَّمۡعِ لَمَعۡزُولُونَ

Yusuf AliIndeed they have been removed far from even (a chance of) hearing it

Ali BulaçÇünkü onlar, (vahyedileni) işitmekten kesin olarak uzak tutulmuşlardır

Saheeh InternationalIndeed they, from [its] hearing, are removed

Süleyman AteşÇünkü onlar, (meleklerin sözlerini) işitmekten uzaklaştırılmışlardır

26:213
فَلَا تَدۡعُ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ فَتَكُونَ مِنَ ٱلۡمُعَذَّبِينَ

Yusuf AliSo call not on any other god with God, or thou wilt be among those under the Penalty

Ali BulaçAllah ile beraber başka bir İlah'a yalvarıp-yakarma, sonra azaba uğratılanlardan olursun

Saheeh InternationalSo do not invoke with Allah another deity and [thus] be among the punished

Süleyman AteşAllah ile beraber başka bir tanrı çağırma, sonra azabedilenlerden olursun

26:214 📚 8
وَأَنذِرۡ عَشِيرَتَكَ ٱلۡأَقۡرَبِينَ

Yusuf AliAnd admonish thy nearest kinsmen

Ali Bulaç(Öncelikle) En yakın hısımlarını (aşiretini) uyar

Saheeh InternationalAnd warn, [O Muhammad], your closest kindred

Süleyman AteşEn yakın akrabanı uyar

26:215
وَٱخۡفِضۡ جَنَاحَكَ لِمَنِ ٱتَّبَعَكَ مِنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ

Yusuf AliAnd lower thy wing to the Believers who follow thee

Ali BulaçVe mü'minlerden, sana tabi olanlara (koruyucu) kanatlarını ger

Saheeh InternationalAnd lower your wing to those who follow you of the believers

Süleyman AteşVe sana uyan mü'minlere kanadını indir (onlara karşı mütevazi ve şefkatli davran)

26:216 📚 2
فَإِنۡ عَصَوۡكَ فَقُلۡ إِنِّي بَرِيٓءࣱ مِّمَّا تَعۡمَلُونَ

Yusuf AliThen if they disobey thee, say: "I am free (of responsibility) for what ye do

Ali BulaçEğer sana isyan edecek olurlarsa, artık de ki: "Gerçekten ben, sizin yaptıklarınızdan uzağım

Saheeh InternationalAnd if they disobey you, then say, "Indeed, I am disassociated from what you are doing

Süleyman AteşŞayet sana (uymaz) karşı gelirlerse: "Ben sizin yaptıklarınızdan uzağım," de

26:217 📚 1
وَتَوَكَّلۡ عَلَى ٱلۡعَزِيزِ ٱلرَّحِيمِ

Yusuf AliAnd put thy trust on the Exalted in Might, the Merciful

Ali BulaçSen, O güçlü ve üstün, esirgeyici olan (Allah')a tevekkül et

Saheeh InternationalAnd rely upon the Exalted in Might, the Merciful

Süleyman AteşGalib ve esirgeyen(Allah)a tevekkül et

26:218
ٱلَّذِي يَرَىٰكَ حِينَ تَقُومُ

Yusuf AliWho seeth thee standing forth (in prayer)

Ali BulaçO, kıyam ettiğin zaman seni görüyor

Saheeh InternationalWho sees you when you arise

Süleyman AteşO, seni görür: Namaza durduğun zaman

26:219
وَتَقَلُّبَكَ فِي ٱلسَّٰجِدِينَ

Yusuf AliAnd thy movements among those who prostrate themselves

Ali BulaçSecde edenler arasında dönüp dolaşmanı da

Saheeh InternationalAnd your movement among those who prostrate

Süleyman AteşVe secde edenler arasında eğilip doğrulurken

26:220 📚 7
إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلۡعَلِيمُ

Yusuf AliFor it is He Who heareth and knoweth all things

Ali BulaçHiç şüphesiz, O, işitendir, bilendir

Saheeh InternationalIndeed, He is the Hearing, the Knowing

Süleyman AteşÇünkü O, işitendir, bilendir

26:221
هَلۡ أُنَبِّئُكُمۡ عَلَىٰ مَن تَنَزَّلُ ٱلشَّيَٰطِينُ

Yusuf AliShall I inform you, (O people!), on whom it is that the evil ones descend

Ali BulaçŞeytanların kimlere inmekte olduklarını size haber vereyim mi

Saheeh InternationalShall I inform you upon whom the devils descend

Süleyman AteşŞeytanların kime ineceğini size haber vereyim mi

26:222 📚 2
تَنَزَّلُ عَلَىٰ كُلِّ أَفَّاكٍ أَثِيمࣲ‏

Yusuf AliThey descend on every lying, wicked person

Ali BulaçOnlar, 'gerçeği ters yüz eden,' günaha düşkün olan her yalancıya inerler

Saheeh InternationalThey descend upon every sinful liar

Süleyman AteşOnlar, her günahkar yalancıya inerler

26:223
يُلۡقُونَ ٱلسَّمۡعَ وَأَكۡثَرُهُمۡ كَٰذِبُونَ

Yusuf Ali(Into whose ears) they pour hearsay vanities, and most of them are liars

Ali BulaçBunlar (şeytanlara) kulak verirler ve çoğu yalan söylemektedirler

Saheeh InternationalThey pass on what is heard, and most of them are liars

Süleyman AteşO yalancılar, (şeytanlara) kulak verirler, çokları da yalan söylerler

26:224
وَٱلشُّعَرَآءُ يَتَّبِعُهُمُ ٱلۡغَاوُۥنَ

Yusuf AliAnd the Poets,- It is those straying in Evil, who follow them

Ali BulaçŞairler ise; gerçekten onlara azgın-sapıklar uyar

Saheeh InternationalAnd the poets - [only] the deviators follow them

Süleyman AteşŞa'irlere gelince onlara da azgınlar uyar

26:225 📚 2
أَلَمۡ تَرَ أَنَّهُمۡ فِي كُلِّ وَادࣲ يَهِيمُونَ

Yusuf AliSeest thou not that they wander distracted in every valley

Ali BulaçGörmedin mi; onlar, her bir vadide vehmedip duruyorlar

Saheeh InternationalDo you not see that in every valley they roam

Süleyman AteşBaksana onlar, her vadide şaşkın şaşkın dolaşırlar

26:226 📚 1
وَأَنَّهُمۡ يَقُولُونَ مَا لَا يَفۡعَلُونَ

Yusuf AliAnd that they say what they practise not

Ali BulaçVe gerçekten onlar, yapmayacakları şeyleri söylüyorlar

Saheeh InternationalAnd that they say what they do not do

Süleyman AteşVe onlar yapmayacakları şeyleri söylerler

26:227 📚 5
إِلَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ وَذَكَرُواْ ٱللَّهَ كَثِيرࣰ ا وَٱنتَصَرُواْ مِنۢ بَعۡدِ مَا ظُلِمُواْۗ وَسَيَعۡلَمُ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوٓاْ أَيَّ مُنقَلَبࣲ يَنقَلِبُونَ

Yusuf AliExcept those who believe, work righteousness, engage much in the remembrance of God, and defend themselves only after they are unjustly attacked. And soon will the unjust assailants know what vicissitudes their affairs will take

Ali BulaçAncak iman edenler, salih amellerde bulunanlar ve Allah'ı çokça zikredenler ile zulme uğratıldıktan sonra zafer kazananlar (veya öclerini alanlar) başka. Zulmetmekte olanlar, nasıl bir inkılaba uğrayıp devrileceklerini pek yakında bileceklerdir

Saheeh InternationalExcept those [poets] who believe and do righteous deeds and remember Allah often and defend [the Muslims] after they were wronged. And those who have wronged are going to know to what [kind of] return they will be returned

Süleyman AteşAncak inananlar, iyi işler yapanlar, Allah'ı çok ananlar ve kendilerine zulmedildikten sonra (rakiplerine) üstün gelmeğe çalışanlar böyle değildir. Zulmedenler, yakında nasıl bir devrime uğrayıp devrileceklerini bileceklerdir

← Önceki Sonraki →

26. Ash-Shu'araa Suresi | Anlam Arayışı