26. Ash-Shu'araa سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
Ali BulaçTa, Sin, Mim
Saheeh InternationalTa, Seen, Meem
Süleyman AteşTa sin mim
Ali BulaçBunlar, apaçık olan Kitab'ın ayetleridir
Saheeh InternationalThese are the verses of the clear Book
Süleyman AteşŞunlar o apaçık Kitabın ayetleridir
Ali BulaçOnlar mü'min olmayacaklar diye neredeyse kendini kahredeceksin (öyle mi)
Saheeh InternationalPerhaps, [O Muhammad], you would kill yourself with grief that they will not be believers
Süleyman AteşHerhalde sen, inanmıyorlar diye neredeyse kendini helak edeceksin
Ali BulaçDilersek, onların üzerine gökten bir ayet (mucize) indiririz de, ona boyunları eğilmiş kalıverir
Saheeh InternationalIf We willed, We could send down to them from the sky a sign for which their necks would remain humbled
Süleyman AteşDilesek onların üzerine gökten bir mu'cize indiririz de boyunları ona eğilir (inanırlar)
Ali BulaçOnlara Rahman (olan Allah) dan yeni bir uyarı gelmeyiversin, hiç tartışmasız ondan yüz çevirirler
Saheeh InternationalAnd no revelation comes to them anew from the Most Merciful except that they turn away from it
Süleyman AteşRahman'dan onlara hiçbir yeni Zikir (uyarı) gelmez ki, mutlaka ondan yüz çevirici olmasınlar
Ali BulaçGerçekten yalanladılar; fakat, alay konusu yaptıkları şeyin haberi kendilerine pek yakında gelecektir
Saheeh InternationalFor they have already denied, but there will come to them the news of that which they used to ridicule
Süleyman AteşYalanladılar ama, alay edip durdukları şeyin haberleri, yakında kendilerine gelecektir
Ali BulaçYeryüzünde bir bakmadılar mı ki, Biz onda her güzel (kerim) çiftten nice ürünler bitirdik
Saheeh InternationalDid they not look at the earth - how much We have produced therein from every noble kind
Süleyman AteşYere bakmadılar mı orada her çeşit güzel çifti bitirmişiz
Ali BulaçŞüphesiz, bunda bir ayet vardır; ancak onların çoğu mü'min değildirler
Saheeh InternationalIndeed in that is a sign, but most of them were not to be believers
Süleyman AteşŞüphesiz bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanıcı değillerdir
Ali BulaçŞüphesiz, senin Rabbin, gerçekten O, üstün ve güçlüdür, merhamet sahibidir
Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful
Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur merhamet eden O'dur
Ali BulaçHani senin Rabbin, Musa'ya seslenmişti: "Zulmetmekte olan kavme git
Saheeh InternationalAnd [mention] when your Lord called Moses, [saying], "Go to the wrongdoing people
Süleyman AteşRabbin Musa'ya seslendi: "O zalim kavme git
Ali BulaçFiravun'un kavmine, hala sakınmıyorlar mı
Saheeh InternationalThe people of Pharaoh. Will they not fear Allah
Süleyman AteşFir'avn'ın kavmine. Onlar (kötülüklerden) korunmayacaklar mı
Ali BulaçDedi ki: "Rabbim, gerçekten ben, onların beni yalanlamalarından korkuyorum
Saheeh InternationalHe said, "My Lord, indeed I fear that they will deny me
Süleyman Ateş(Musa): "Rabbim, dedi, ben, onların beni yalanlayacaklarından korkuyorum
Ali BulaçGöğsüm sıkışıyor, dilim dönmüyor; bundan dolayı Harun'a da (elçilik görevini bildirmesi için Cibril'i) gönder
Saheeh InternationalAnd that my breast will tighten and my tongue will not be fluent, so send for Aaron
Süleyman AteşGöğsüm daralıyor, dilim açılmıyor (tutukluk yapıyor), onun için Harun'a da elçilik ver
Ali BulaçÜstelik, onların bana karşı (davasını savunacakları bir cinayet) suçu(m) var; bundan dolayı beni öldürmelerinden korkuyorum
Saheeh InternationalAnd they have upon me a [claim due to] sin, so I fear that they will kill me
Süleyman AteşHem benim üzerimde onlara karşı işlediğim bir günah da var (onlardan bir adam öldürmüştüm); onların beni öldürmelerinden korkuyorum
Ali Bulaç(Allah:) "Hayır," dedi. "İkiniz de ayetlerimle gidin, şüphesiz sizinle birlikteyiz (ve) işitmekteyiz
Saheeh International[Allah] said, "No. Go both of you with Our signs; indeed, We are with you, listening
Süleyman Ateş(Allah): "Hayır, dedi, ikiniz de ayetlerimizle gidin, biz sizinle beraberiz, (aranızda geçecekleri) dinliyoruz
Ali BulaçGecikmeksizin Firavun'a giderek deyin ki: Gerçekten biz, alemlerin Rabbinin elçisiyiz
Saheeh InternationalGo to Pharaoh and say, 'We are the messengers of the Lord of the worlds
Süleyman AteşFir'avn'e giderek deyin ki: Biz alemlerin Rabbinin elçisiyiz
Ali Bulaçİsrailoğulları'nı bizimle birlikte göndermen için (sana geldik)
Saheeh International[Commanded to say], "Send with us the Children of Israel
Süleyman Ateşİsrail oğullarını bizimle beraber gönder
Ali Bulaç(Gittiler ve Firavun:) Dedi ki: "Biz seni içimizde daha çocukken yetiştirip büyütmedik mi? Sen ömrünün nice yıllarını aramızda geçirmedin mi
Saheeh International[Pharaoh] said, "Did we not raise you among us as a child, and you remained among us for years of your life
Süleyman Ateş(Gittiler, Allah'ın emrini duyurdular. Fir'avn) Dedi ki: "Biz seni, içimizden bir çocuk olarak yetiştirmedik mi? Ömründe nice yıllar aramızda kalmadın mı
Ali BulaçVe sen, yapacağın işi (cinayeti) de işledin; sen nankörlerdensin
Saheeh InternationalAnd [then] you did your deed which you did, and you were of the ungrateful
Süleyman AteşVe sonunda o yaptığını da yaptın, sen nankörlerden birisin
Ali Bulaç(Musa) Dedi ki: "Ben onu yaptığım zaman şaşkınlardandım
Saheeh International[Moses] said, "I did it, then, while I was of those astray
Süleyman Ateş(Musa): "Onu yaptığım zaman sapıklardan idim" dedi
Ali BulaçSizden korkunca da hemen aranızdan kaçtım; sonra Rabbim bana hüküm (ve hikmet) verdi ve beni gönderilen (elçilerden) kıldı
Saheeh InternationalSo I fled from you when I feared you. Then my Lord granted me wisdom and prophethood and appointed me [as one] of the messengers
Süleyman AteşSizden korkunca aranızdan kaçtım, sonra Rabbim bana hükümdarlık verdi ve beni elçilerden yaptı
Ali BulaçBana karşı lütuf-dediğin nimet de, İsrailoğulları'nı köle kılmandan dolayıdır
Saheeh InternationalAnd is this a favor of which you remind me - that you have enslaved the Children of Israel
Süleyman AteşO başıma kaktığın ni'met de İsrail oğullarını köle yapman(yüzünden)dir. (Onları köle diye kullanıp erkek çocuklarını kesmeseydin, senin eline düşmezdim)
Ali BulaçFiravun dedi ki: "Alemlerin Rabbi nedir
Saheeh InternationalSaid Pharaoh, "And what is the Lord of the worlds
Süleyman AteşFir'avn dedi ki: "(Ey Musa) alemlerin Rabbi nedir
Ali BulaçDedi ki: "Göklerin, yerin ve bu ikisi arasında olan herşeyin Rabbidir. Eğer 'kesin bilgiyle inanıyorsanız' (böyledir)
Saheeh International[Moses] said, "The Lord of the heavens and earth and that between them, if you should be convinced
Süleyman Ateş(Musa): "Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbidir. Eğer gerçekten inanan kimseler iseniz (bunu anlarsınız)," dedi
Ali BulaçÇevresindekilere dedi ki: "İşitiyor musunuz
Saheeh International[Pharaoh] said to those around him, "Do you not hear
Süleyman Ateş(Fir'avn): Çevresinde bulunanlara: "İşitiyor musunuz?" dedi
Ali Bulaç(Musa:) Dedi ki: "O sizin de Rabbiniz, geçmişteki atalarınızın da Rabbidir
Saheeh International[Moses] said, "Your Lord and the Lord of your first forefathers
Süleyman Ateş(Musa): "O sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir" dedi
Ali Bulaç(Firavun) Dedi ki: "Şüphesiz size gönderilmiş bulunan elçiniz, gerçekten bir delidir
Saheeh International[Pharaoh] said, "Indeed, your 'messenger' who has been sent to you is mad
Süleyman Ateş(Fir'avn): "Size gönderilen bu elçiniz mutlaka delidir" dedi
Ali BulaçEğer aklınızı kullanabiliyorsanız, O, doğunun da, batının da ve bunlar arasında olan herşeyin de Rabbidir" dedi (Musa)
Saheeh International[Moses] said, "Lord of the east and the west and that between them, if you were to reason
Süleyman Ateş(Musa): "Eğer düşünürseniz O, doğunun batının ve bunlar arasında bulunanların da Rabbidir" dedi
Ali Bulaç(Firavun) dedi ki: "Andolsun, benim dışımda bir ilah edinecek olursan, seni mutlaka hapse atacağım
Saheeh International[Pharaoh] said, "If you take a god other than me, I will surely place you among those imprisoned
Süleyman Ateş(Fir'avn ey Musa): "Andolsun ki benden başka tanrı edinirsen, seni mutlaka zindana atılanlardan yapacağım" dedi
Ali Bulaç(Musa) Dedi ki: "Sana apaçık bir şey getirmiş olsam da mı
Saheeh International[Moses] said, "Even if I brought you proof manifest
Süleyman Ateş(Musa, peki): "Sana (doğruluğumu) kanıtlayan apaçık bir şey getirmiş olsam da mı?" dedi
Ali Bulaç(Firavun) Dedi ki: "Eğer doğru sözlü isen, onu getir
Saheeh International[Pharaoh] said, "Then bring it, if you should be of the truthful
Süleyman Ateş(Fir'avn): "Eğer doğrulardansan onu getir (bakalım)," dedi
Ali BulaçBunun üzerine asasını bırakıverdi, bir de (ne görsünler) o, açıkça bir ejderha oluverdi
Saheeh InternationalSo [Moses] threw his staff, and suddenly it was a serpent manifest
Süleyman Ateş(Musa), asasını attı, bir de (baktılar ki) o apaçık bir ejderha
Ali BulaçElini de çekip çıkardı, bir de (ne görsün) o, bakanlar için 'parlayıp aydınlanıvermiş
Saheeh InternationalAnd he drew out his hand; thereupon it was white for the observers
Süleyman AteşElini (koltuğunun altından) çıkardı; o da, bakanlara parıl parıl parlayan bir şey oluverdi
Ali Bulaç(Firavun,) Çevresindeki önde gelenlere: "Bu” dedi, "Doğrusu bilgin bir büyücüdür
Saheeh International[Pharaoh] said to the eminent ones around him, "Indeed, this is a learned magician
Süleyman Ateş(Fir'avn), çevresindeki ileri gelenlere: "Bu dedi, bilgin bir büyücüdür
Ali BulaçBüyüsüyle sizi yurdunuzdan sürüp çıkarmak istiyor; ne buyurursunuz
Saheeh InternationalHe wants to drive you out of your land by his magic, so what do you advise
Süleyman AteşBüyüsüyle sizi toprağınızdan çıkarmak istiyor. Ne buyurursunuz
Ali BulaçDediler ki: "Bunu ve kardeşini oyala, şehirlere de toplayıcılar gönder
Saheeh InternationalThey said, "Postpone [the matter of] him and his brother and send among the cities gatherers
Süleyman AteşDediler ki: "Onu ve kardeşini eğle, kentlere toplayıcılar gönder
Ali BulaçBütün uzman-bilgin büyücüleri sana getirsinler
Saheeh InternationalWho will bring you every learned, skilled magician
Süleyman AteşBütün bilgin büyücüleri sana getirsinler
Ali BulaçBöylelikle büyücüler, bilinen bir günün belli vaktinde biraraya getirildi
Saheeh InternationalSo the magicians were assembled for the appointment of a well-known day
Süleyman AteşDerken büyücüler belli bir günün belirlenen vaktinde bir araya getirildi
Ali BulaçVe insanlara da: "Siz de toplanıyor musunuz? dendi
Saheeh InternationalAnd it was said to the people, "Will you congregate
Süleyman AteşHalka da: "Siz de toplanır mısınız?" denildi
Ali BulaçUmarız ki, eğer galip gelirse biz de büyücülere uyarız
Saheeh InternationalThat we might follow the magicians if they are the predominant
Süleyman AteşUmarız ki büyücüler üstün gelirse biz de onlara uyarız
Ali BulaçBüyücüler geldiklerinde, Firavun'a: "Şayet biz galip gelirsek, bize bir ücret var gerçekten, değil mi?" dediler
Saheeh InternationalAnd when the magicians arrived, they said to Pharaoh, "Is there indeed for us a reward if we are the predominant
Süleyman AteşBüyücüler gelince Fir'avn'e: "Eğer üstün gelenler biz olursak, bize mutlaka bir ücret var değil mi?" dediler
Ali BulaçEvet" dedi. "Üstelik şüphesiz siz en yakın(larım) kılınanlardan olacaksınız
Saheeh InternationalHe said, "Yes, and indeed, you will then be of those near [to me]
Süleyman AteşEvet dedi, hem o takdirde siz (bana) yakınlardan olacaksınız
Ali BulaçMusa onlara dedi ki: "Atacağınızı atın
Saheeh InternationalMoses said to them, "Throw whatever you will throw
Süleyman AteşMusa onlara: "Atacağınızı atın!" dedi
Ali BulaçOnlar da, iplerini ve asalarını atıverdiler ve: "Firavun'un üstünlüğü adına, hiç tartışmasız, üstün olanlar gerçekten bizleriz" dediler
Saheeh InternationalSo they threw their ropes and their staffs and said, "By the might of Pharaoh, indeed it is we who are predominant
Süleyman Ateşİplerini ve değneklerini attılar ve "Fir'avn'ın şerefine biz, elbette biz galib geleceğiz" dediler
Ali BulaçBöylelikle Musa da asasını bırakıverdi, bir de (ne görsünler) o, uydurmakta olduklarını yutuveriyor
Saheeh InternationalThen Moses threw his staff, and at once it devoured what they falsified
Süleyman AteşMusa da asasını attı. Birden o, onların uydurduklarını yutmağa başladı
Ali BulaçAnında büyücüler secdeye kapandılar
Saheeh InternationalSo the magicians fell down in prostration [to Allah]
Süleyman AteşDerhal büyücüler secdeye kapandılar
Ali Bulaç(Ve:) "Alemlerin Rabbine iman ettik" dediler
Saheeh InternationalThey said, "We have believed in the Lord of the worlds
Süleyman AteşDediler: "Alemlerin Rabbine inandık
Ali BulaçMusa'nın ve Harun'un Rabbine
Saheeh InternationalThe Lord of Moses and Aaron
Süleyman AteşMusa'nın ve Harun'un Rabbine
Ali Bulaç(Firavun) Dedi ki: "Ona, ben size izin vermeden önce mi inandınız? Şüphesiz, o, size büyüyü öğreten büyüğünüzdür; öyleyse yakında bileceksiniz. Şüphesiz ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim ve sizin hepinizi gerçekten asıp-sallandıracağım
Saheeh International[Pharaoh] said, "You believed Moses before I gave you permission. Indeed, he is your leader who has taught you magic, but you are going to know. I will surely cut off your hands and your feet on opposite sides, and I will surely crucify you all
Süleyman Ateş(Fir'avn) dedi: "Ben size izin vermeden mi ona inandınız? O, size büyü öğreten büyüğünüzdür. Öyleyse (size ne yapacağımı) yakında bileceksiniz: Ellerinizi ve ayaklarınızı çapraz olarak keseceğim ve hepinizi asacağım
Ali BulaçHiç zararı yok" dediler. "Çünkü biz gerçekten Rabbimiz'e dönücüleriz
Saheeh InternationalThey said, "No harm. Indeed, to our Lord we will return
Süleyman AteşZararı yok, dediler, (nasıl olsa) biz Rabbimize döneceğiz
Ali BulaçDoğrusu biz, iman edenlerin ilki olduğumuzdan dolayı Rabbimiz'in bizim hatalarımızı bağışlayacağını umuyoruz
Saheeh InternationalIndeed, we aspire that our Lord will forgive us our sins because we were the first of the believers
Süleyman AteşBiz ilk inananlar olduğumuz için Rabbimizin, hatalarımızı bağışlayacağını umarız
Ali BulaçMusa'ya: "Kullarımı gece yürüyüşe geçir, çünkü izleneceksiniz" diye vahyettik
Saheeh InternationalAnd We inspired to Moses, "Travel by night with My servants; indeed, you will be pursued
Süleyman AteşMusa'ya: "Kullarımı geceleyin (Mısır'dan çıkar), yürüt; siz takibedileceksiniz." diye vahyettik
Ali BulaçBunun üzerine Firavun şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi
Saheeh InternationalThen Pharaoh sent among the cities gatherers
Süleyman AteşFir'avn, (İsrail oğullarının gittiğini duyunca) kentlere (asker) toplayıcılar gönderdi
Ali BulaçGerçek şu ki bunlar azınlık olan bir topluluktur
Saheeh International[And said], "Indeed, those are but a small band
Süleyman AteşŞunlar, (şu İsrail oğulları), az bir topluluktur dedi
Ali BulaçVe elbette bize karşı da büyük bir öfke beslemektedirler
Saheeh InternationalAnd indeed, they are enraging us
Süleyman AteşBizi kızdırmaktadırlar
Ali BulaçBiz ise uyanık bir toplumuz" (dedi)
Saheeh InternationalAnd indeed, we are a cautious society
Süleyman AteşBiz, ihtiyatlı, koca bir cemaatiz
Ali BulaçBöylelikle Biz onları (Firavun ve kavmini) bahçelerden ve pınarlardan sürüp çıkardık
Saheeh InternationalSo We removed them from gardens and springs
Süleyman AteşBöylece biz onları çıkardık: bahçeler(in)den, çeşmeler(in)den
Ali BulaçHazinelerden ve soylu makam(lar)dan da
Saheeh InternationalAnd treasures and honorable station
Süleyman AteşHazineler(in)den ve o güzel yer(lerin)den
Ali Bulaçİşte böyle; bunlara İsrailoğulları'nı mirasçı kıldık
Saheeh InternationalThus. And We caused to inherit it the Children of Israel
Süleyman AteşBöylece bunları İsrail oğullarına miras yaptık
Ali BulaçBöylece (Firavun ve ordusu) güneşin doğuş vakti onları izlemeye koyuldular
Saheeh InternationalSo they pursued them at sunrise
Süleyman Ateş(Fir'avn ve adamları), güneş doğarken onların ardına düştüler
Ali Bulaçİki topluluk birbirini gördükleri zaman Musa'nın adamları: "Gerçekten yakalandık" dediler
Saheeh InternationalAnd when the two companies saw one another, the companions of Moses said, "Indeed, we are to be overtaken
Süleyman Ateşİki topluluk (yaklaşıp) birbirini görünce Musa'nın adamları: "İşte yakalandık!" dediler
Ali Bulaç(Musa:) "Hayır" dedi. "Şüphesiz Rabbim, benimle beraberdir; bana yol gösterecektir
Saheeh International[Moses] said, "No! Indeed, with me is my Lord; He will guide me
Süleyman Ateş(Musa): "Hayır, dedi, Rabbim benimle beraberdir. Bana yol gösterecektir
Ali BulaçBunun üzerine Musa'ya: "Asanla denize vur" diye vahyettik. (Vurdu ve) Deniz hemencecik yarılıverdi de her parçası kocaman bir dağ gibi oldu
Saheeh InternationalThen We inspired to Moses, "Strike with your staff the sea," and it parted, and each portion was like a great towering mountain
Süleyman AteşMusa'ya: "Değneğinle denize vur!" diye vahyettik. (Vurunca deniz) yarıldı, (on iki yol açıldı). Her bölüm, kocaman bir dağ gibi oldu
Ali BulaçÖtekileri de buraya yaklaştırdık
Saheeh InternationalAnd We advanced thereto the pursuers
Süleyman AteşÖtekileri de buraya yaklaştırdık (Musa ve adamlarının ardından, düşmanları da bu denizde açılan yollara girdiler)
Ali BulaçMusa'yı ve onunla birlikte olanların hepsini kurtarmış olduk
Saheeh InternationalAnd We saved Moses and those with him, all together
Süleyman AteşMusa'yı ve beraberinde olanları tamamen kurtardık
Ali BulaçSonra ötekileri suda boğduk
Saheeh InternationalThen We drowned the others
Süleyman AteşSonra ötekilerini boğduk (Musa ve adamları karaya çıkınca deniz kapandı, Fir'avn ve adamları boğuldu)
Ali BulaçŞüphesiz, bunda bir ayet vardır. Ama onların çoğu iman etmiş değildirler
Saheeh InternationalIndeed in that is a sign, but most of them were not to be believers
Süleyman AteşMuhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama çokları inanmazlar
Ali BulaçVe hiç şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir
Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful
Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur
Ali BulaçOnlara İbrahim'in haberini de aktar-oku
Saheeh InternationalAnd recite to them the news of Abraham
Süleyman AteşOnlara İbrahim'in haberini de oku
Ali BulaçHani, babasına ve kavmine: "Siz neye kulluk ediyorsunuz?" demişti
Saheeh InternationalWhen he said to his father and his people, "What do you worship
Süleyman AteşBabasına ve kavmine: "Neye tapıyorsunuz?" demişti
Ali BulaçDemişlerdi ki: "Putlara tapıyoruz, bunun için sürekli onların önünde bel büküp eğiliyoruz
Saheeh InternationalThey said, "We worship idols and remain to them devoted
Süleyman AteşPutlara tapıyoruz, onların önünde ibadete duruyoruz. dediler
Ali BulaçDedi ki: "Peki, dua ettiğiniz zaman onlar sizi işitiyorlar mı
Saheeh InternationalHe said, "Do they hear you when you supplicate
Süleyman AteşPeki, dedi, siz du'a ettiğiniz zaman onlar sizi işitiyorlar mı
Ali BulaçYa da size bir yararları veya zararları dokunuyor mu
Saheeh InternationalOr do they benefit you, or do they harm
Süleyman AteşYahut size fayda veya zarar verebiliyorlar mı
Ali BulaçHayır" dediler. "Biz atalarımızı böyle yaparlarken bulduk
Saheeh InternationalThey said, "But we found our fathers doing thus
Süleyman AteşHayır, ama babalarımızın böyle yaptıklarını gördük, (onun için biz de böyle yapıyoruz). dediler
Ali Bulaç(İbrahim) Dedi ki: "Şimdi, neye tapmakta olduğunuzu gördünüz mü
Saheeh InternationalHe said, "Then do you see what you have been worshipping
Süleyman Ateşİşte gördünüz mü neye tapıyorsunuz? dedi
Ali BulaçHem siz, hem de eski atalarınız
Saheeh InternationalYou and your ancient forefathers
Süleyman AteşSiz ve eski atalarınız
Ali Bulaçİşte bunlar, gerçekten benim düşmanımdır; yalnızca alemlerin Rabbi hariç
Saheeh InternationalIndeed, they are enemies to me, except the Lord of the worlds
Süleyman AteşOnlar benim düşmanımdır. Yalnız alemlerin Rabbi (benim dostumdur)
Ali BulaçKi beni yaratan ve bana hidayet veren O'dur
Saheeh InternationalWho created me, and He [it is who] guides me
Süleyman AteşBeni yaratan ve bana yol gösteren O'dur
Ali BulaçBana yediren ve içiren O'dur
Saheeh InternationalAnd it is He who feeds me and gives me drink
Süleyman AteşBana yediren ve içiren O'dur
Ali BulaçHastalandığım zaman bana şifa veren O'dur
Saheeh InternationalAnd when I am ill, it is He who cures me
Süleyman AteşHastalandığım zaman bana şifa veren O'dur
Ali BulaçBeni öldürecek, sonra diriltecek olan da O'dur
Saheeh InternationalAnd who will cause me to die and then bring me to life
Süleyman AteşBeni öldürecek, sonra diriltecek O'dur
Ali BulaçDin (ceza) günü hatalarımı bağışlayacağını umduğum da O'dur
Saheeh InternationalAnd who I aspire that He will forgive me my sin on the Day of Recompense
Süleyman AteşCeza günü hatamı bağışlayacağını umduğum da O'dur
Ali BulaçRabbim, bana hüküm (ve hikmet) bağışla ve beni salih olanlara kat
Saheeh International[And he said], "My Lord, grant me authority and join me with the righteous
Süleyman AteşRabbim, bana hüküm (hükümdarlık, bilgi) ver ve beni Salihler arasına kat
Ali BulaçSonra gelecekler arasında bana bir doğruluk dili (lisan-ı sıdk) ver
Saheeh InternationalAnd grant me a reputation of honor among later generations
Süleyman AteşSonra gelenler arasında bana, bir doğruluk dili nasib eyle (sonraki nesiller arasında hayır ile anılmamı sağla)
Ali BulaçBeni nimetlerle-donatılmış cennetin mirasçılarından kıl
Saheeh InternationalAnd place me among the inheritors of the Garden of Pleasure
Süleyman AteşBeni ni'met(i bol olan) cennetinin varislerinden kıl
Ali BulaçBabamı da bağışla, çünkü o şaşırıp sapanlardandır
Saheeh InternationalAnd forgive my father. Indeed, he has been of those astray
Süleyman AteşBabamı da bağışla. Çünkü o, sapıklardandır. And forgive my father. Lo! he is of those who err
Ali BulaçVe beni (insanların) diriltilecekleri gün küçük düşürme
Saheeh InternationalAnd do not disgrace me on the Day they are [all] resurrected
Süleyman Ateş(Kulların) diriltilecekleri gün, beni utandırma
Ali BulaçMalın da, çocukların da bir yarar sağlayamadığı günde
Saheeh InternationalThe Day when there will not benefit [anyone] wealth or children
Süleyman AteşO gün ki, ne mal, ne de oğullar yarar vermez
Ali BulaçAncak Allah'a selim bir kalp ile gelenler başka
Saheeh InternationalBut only one who comes to Allah with a sound heart
Süleyman AteşAncak Allah'a sağlam ve temiz kalb getiren (yarar görür)
Ali Bulaç(O gün) Cennet takva sahiplerine yaklaştırılır
Saheeh InternationalAnd Paradise will be brought near [that Day] to the righteous
Süleyman Ateş(O gün) cennet, korunanlara yaklaştırılır
Ali BulaçCehennem de azgınlar için sergilenir
Saheeh InternationalAnd Hellfire will be brought forth for the deviators
Süleyman AteşCehennem de azgınların karşısına çıkarılır
Ali BulaçVe onlara: "Tapmakta olduklarınız nerede?" denilir
Saheeh InternationalAnd it will be said to them, "Where are those you used to worship
Süleyman AteşOnlara "Hani taptıklarınız nerede?" denilir
Ali BulaçAllah'ın dışında olan (ilah)lar; size yardımları dokunuyor mu, veya kendilerine yardımları oluyor mu
Saheeh InternationalOther than Allah? Can they help you or help themselves
Süleyman AteşO Allah'tan başka (taptıklarınız) size yardım ediyorlar mı, yahut kendilerine yardımları dokunuyor mu
Ali BulaçArtık onlar ve azgınlar onun içine dökülüverilmiştir
Saheeh InternationalSo they will be overturned into Hellfire, they and the deviators
Süleyman AteşOnlar ve azgınlar, tepe taklak oraya atılırlar
Ali BulaçVe İblis'in bütün orduları da
Saheeh InternationalAnd the soldiers of Iblees, all together
Süleyman Ateşİblis'in bütün askerleri de
Ali BulaçOrada birbirleriyle çekişip tartışarak derler ki
Saheeh InternationalThey will say while they dispute therein
Süleyman AteşOnlar orada (putlarıyle) çekişerek derler ki
Ali BulaçAndolsun Allah'a, biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz
Saheeh InternationalBy Allah, we were indeed in manifest error
Süleyman AteşVallahi biz apaçık bir sapıklık içinde imişiz
Ali BulaçÇünkü sizi (yalancı olanları) alemlerin Rabbiyle eşit tutuyorduk
Saheeh InternationalWhen we equated you with the Lord of the worlds
Süleyman AteşÇünkü sizi alemlerin Rabbine eşit tutuyorduk
Ali BulaçBizi suçlu-günahkarlardan başka saptıran olmadı
Saheeh InternationalAnd no one misguided us except the criminals
Süleyman AteşAma bizi saptıran o suçlulardır
Ali BulaçArtık bizim için ne bir şefaatçi var
Saheeh InternationalSo now we have no intercessors
Süleyman AteşŞimdi artık bizim ne şefa'atçilerimiz var
Ali BulaçNe de candan-yakın bir dost
Saheeh InternationalAnd not a devoted friend
Süleyman AteşNe de sıcak bir dostumuz
Ali BulaçBizim bir kere daha (dünyaya dönüşümüz mümkün) olsaydı da iman edenlerden olabilseydik
Saheeh InternationalThen if we only had a return [to the world] and could be of the believers
Süleyman AteşAh keşke bir dönüşümüz daha olsa da inananlardan olsak
Ali BulaçGerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler
Saheeh InternationalIndeed in that is a sign, but most of them were not to be believers
Süleyman AteşMuhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar
Ali BulaçVe şüphesiz senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir
Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful
Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur
Ali BulaçNuh kavmi de gönderilen (peygamber)leri yalanladı
Saheeh InternationalThe people of Noah denied the messengers
Süleyman AteşNuh kavmi de gönderilen elçileri yalanladı
Ali BulaçHani onlara kardeşleri Nuh: "Sakınmaz mısınız?" demişti
Saheeh InternationalWhen their brother Noah said to them, "Will you not fear Allah
Süleyman AteşKardeşleri Nuh onlara: "Korunmaz mısınız?" demişti
Ali BulaçGerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim
Saheeh InternationalIndeed, I am to you a trustworthy messenger
Süleyman AteşBen size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim
Ali BulaçArtık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin
Saheeh InternationalSo fear Allah and obey me
Süleyman AteşAllah'tan korkun ve bana ita'at edin
Ali BulaçBuna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir
Saheeh InternationalAnd I do not ask you for it any payment. My payment is only from the Lord of the worlds
Süleyman AteşBen sizden, buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, yalnız alemlerin Rabbine aittir
Ali BulaçArtık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin
Saheeh InternationalSo fear Allah and obey me
Süleyman AteşÖyle ise Allah'tan korkun ve bana ita'at edin
Ali BulaçDediler ki: "Sana, sıradan aşağılık insanlar uymuşken inanır mıyız
Saheeh InternationalThey said, "Should we believe you while you are followed by the lowest [class of people]
Süleyman AteşDediler ki: "Sana bayağı kimseler uymuşken biz sana inanır mıyız
Ali BulaçDedi ki: "Onların yapmakta oldukları hakkında benim bilgim yoktur
Saheeh InternationalHe said, "And what is my knowledge of what they used to do
Süleyman AteşDedi ki: "Ben onların yaptıklarını(n iç yüzünü) bilmem (ben ancak görünüşe göre hüküm veririm)
Ali BulaçOnların hesabı yalnızca Rabbime aittir, eğer şuurundaysanız (anlarsınız)
Saheeh InternationalTheir account is only upon my Lord, if you [could] perceive
Süleyman AteşAnlayışınız olsa, onların hesabının Rabbime aidolduğunu bilirsiniz
Ali BulaçVe ben mü'min olanları kovacak değilim
Saheeh InternationalAnd I am not one to drive away the believers
Süleyman AteşBen inananları kovacak değilim
Ali BulaçBen, yalnızca apaçık bir uyarıcıyım
Saheeh InternationalI am only a clear warner
Süleyman AteşBen sadece apaçık bir uyarıcıyım
Ali BulaçDediler ki: "Eğer (bu söylediklerine) bir son vermeyecek olursan, gerçekten taşa tutulup kovulacaksın
Saheeh InternationalThey said, "If you do not desist, O Noah, you will surely be of those who are stoned
Süleyman AteşDediler: "Ey Nuh, (bu dediğinden) vazgeçmezsen mutlaka taşlananlardan olacaksın
Ali BulaçDedi ki: "Rabbim, şüphesiz kavmim beni yalanladı
Saheeh InternationalHe said, "My Lord, indeed my people have denied me
Süleyman Ateş(Nuh): "Rabbim, dedi, kavmim beni yalanladı
Ali BulaçBundan böyle, benimle onların arasını açık bir hükümle ayır ve beni ve benimle birlikte olan mü'minleri kurtar
Saheeh InternationalThen judge between me and them with decisive judgement and save me and those with me of the believers
Süleyman AteşBenimle onların arasını aç (aramızda hükmet), beni ve benimle beraber bulunan mü'minleri kurtar
Ali BulaçBunun üzerine, onu ve onunla birlikte olanları (insan ve hayvanlarla) yüklü gemi içinde kurtardık
Saheeh InternationalSo We saved him and those with him in the laden ship
Süleyman AteşBiz de onu ve onunla beraber bulunanları, dolu gemi içinde kurtardık
Ali BulaçSonra bunun ardından geride kalanları da suda-boğduk
Saheeh InternationalThen We drowned thereafter the remaining ones
Süleyman AteşSonra bunun ardından, geride kalanları boğduk
Ali BulaçGerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler
Saheeh InternationalIndeed in that is a sign, but most of them were not to be believers
Süleyman AteşMuhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar
Ali BulaçVe şüphesiz senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir
Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful
Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur
Ali BulaçAd (kavmi) de gönderilen (elçi)leri yalanladı
Saheeh InternationalAad denied the messengers
Süleyman AteşAd (kavmi) de, gönderilen elçileri yalanladı
Ali BulaçHani onlara kardeşleri Hud: "Sakınmaz mısınız?" demişti
Saheeh InternationalWhen their brother Hud said to them, "Will you not fear Allah
Süleyman AteşKardeşleri Hud onlara: "Korunmaz mısınız?" demişti
Ali BulaçGerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim
Saheeh InternationalIndeed, I am to you a trustworthy messenger
Süleyman AteşBen size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim
Ali BulaçArtık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin
Saheeh InternationalSo fear Allah and obey me
Süleyman AteşAllah'tan korkun ve bana ita'at edin
Ali BulaçBuna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir
Saheeh InternationalAnd I do not ask you for it any payment. My payment is only from the Lord of the worlds
Süleyman AteşBen sizden buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız alemlerin Rabbine aittir
Ali BulaçSiz, her yüksekçe yere bir anıt inşa edip (yararsız bir şeyle) oyalanıp eğleniyor musunuz
Saheeh InternationalDo you construct on every elevation a sign, amusing yourselves
Süleyman AteşSiz her yol üzerine, (gelip geçenleri yanıltmak için) bir işaret yapıp da boş şeyle mi uğraşıyorsunuz
Ali BulaçÖlümsüz kılınmak umuduyla sanat yapıları mı ediniyorsunuz
Saheeh InternationalAnd take for yourselves palaces and fortresses that you might abide eternally
Süleyman AteşBelki ebedi yaşarsınız diye köşkler (ve müstahkem kaleler) ediniyorsunuz
Ali BulaçTutup yakaladığınız zaman da zorbalar gibi mi yakalıyorsunuz
Saheeh InternationalAnd when you strike, you strike as tyrants
Süleyman Ateş(Bir kavmi) yakaladığınız zaman da zorbalar gibi yakalıyorsunuz
Ali BulaçArtık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin
Saheeh InternationalSo fear Allah and obey me
Süleyman AteşAllah'tan korkun ve bana ita'at edin
Ali BulaçBildiğiniz şeylerle size yardım edenden korkup-sakının
Saheeh InternationalAnd fear He who provided you with that which you know
Süleyman AteşSize bildiğiniz ni'metleri bol bol veren(Allah)dan korkun. Keep your duty toward Him Who hath aided you with (the good things) that ye know
Ali BulaçSize hayvanlar, çocuklar (vererek) yardım etti
Saheeh InternationalProvided you with grazing livestock and children
Süleyman AteşO size verdi: davarlar, oğullar
Ali BulaçBahçeler ve pınarlar da
Saheeh InternationalAnd gardens and springs
Süleyman AteşBahçeler, çeşmeler
Ali BulaçDoğrusu, ben sizin için büyük bir günün azabından korkuyorum
Saheeh InternationalIndeed, I fear for you the punishment of a terrible day
Süleyman AteşDoğrusu ben size büyük bir günün azabı(nın çarpması)ndan korkuyorum
Ali BulaçDediler ki: "Bizim için fark etmez; öğüt versen de, öğüt verenlerden olmasan da
Saheeh InternationalThey said, "It is all the same to us whether you advise or are not of the advisors
Süleyman AteşDediler ki: "Öğüt versen de, öğüt verenlerden olmasan da bizce birdir
Ali BulaçBu, geçmiştekilerin 'geleneksel tutumundan başkası değildir
Saheeh InternationalThis is not but the custom of the former peoples
Süleyman AteşBu (davranışımız), sadece evvelkilerin ahlakı(ve geleneği)dir
Ali BulaçVe biz azap görecek de değiliz
Saheeh InternationalAnd we are not to be punished
Süleyman AteşBiz azaba uğratılacak değiliz
Ali BulaçBöylelikle onu yalanladılar, Biz de onları yıkıma uğrattık. Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler
Saheeh InternationalAnd they denied him, so We destroyed them. Indeed in that is a sign, but most of them were not to be believers
Süleyman Ateş(Böylece) onu yalanladılar. Biz de onları helak ettik. Muhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar
Ali BulaçVe şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir
Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful
Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur
Ali BulaçSemud (kavmi) de, gönderilen (elçi)leri yalanladı
Saheeh InternationalThamud denied the messengers
Süleyman AteşSemud (kavmi) de gönderilen elçileri yalanladı
Ali BulaçHani onlara kardeşleri Salih: "Sakınmaz mısınız? demişti
Saheeh InternationalWhen their brother Salih said to them, "Will you not fear Allah
Süleyman AteşKardeşleri Salih, onlara demişti ki: "Korunmaz mısınız
Ali BulaçGerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim
Saheeh InternationalIndeed, I am to you a trustworthy messenger
Süleyman AteşBen sizin için güvenilir bir elçiyim
Ali BulaçArtık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin
Saheeh InternationalSo fear Allah and obey me
Süleyman AteşAllah'tan korkun ve bana ita'at edin
Ali BulaçBuna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum
Saheeh InternationalAnd I do not ask you for it any payment. My payment is only from the Lord of the worlds
Süleyman AteşBen sizden buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız alemlerin Rabbine aittir
Ali BulaçSiz burada güvenlik içinde mi bırakılacaksınız
Saheeh InternationalWill you be left in what is here, secure [from death]
Süleyman AteşSiz burada güven içinde bırakılacağınızı mı sanıyorsunuz
Ali BulaçBahçelerin, pınarların içinde
Saheeh InternationalWithin gardens and springs
Süleyman AteşBöyle bahçelerde, çeşme başlarında
Ali BulaçEkinler ve yumuşak tomurcuklu göz alıcı hurmalıklar arasında
Saheeh InternationalAnd fields of crops and palm trees with softened fruit
Süleyman AteşEkinler ve yumuşak tomurcuklu güzel hurmalıklar arasında
Ali BulaçDağlardan ustalıkla zevkli evler yontuyorsunuz
Saheeh InternationalAnd you carve out of the mountains, homes, with skill
Süleyman AteşDağlardan ustalıkla evler yontuyorsunuz
Ali BulaçArtık Allah'tan sakının ve bana itaat edin
Saheeh InternationalSo fear Allah and obey me
Süleyman AteşAllah'tan korkun ve bana ita'at edin
Ali BulaçVe ölçüsüzce davrananların emrine itaat etmeyin
Saheeh InternationalAnd do not obey the order of the transgressors
Süleyman AteşO aşırıların emrine uymayın
Ali BulaçKi onlar, yeryüzünde bozgunculuk çıkarıyor ve dirlik-düzenlik kurmuyorlar (ıslah etmiyorlar)
Saheeh InternationalWho cause corruption in the land and do not amend
Süleyman AteşYeryüzünde bozgunculuk yapan, ıslah etmeyen o kimseler(in sözüyle hareket etmeyin)
Ali BulaçDediler ki: "Sen ancak büyülenmişlerdensin
Saheeh InternationalThey said, "You are only of those affected by magic
Süleyman AteşDediler: Sen, iyice büyülenmişlerdensin
Ali BulaçSen yalnızca bizim benzerimiz olan bir beşerden başkası değilsin; eğer doğru sözlü isen, bu durumda bir ayet (mucize) getir-görelim
Saheeh InternationalYou are but a man like ourselves, so bring a sign, if you should be of the truthful
Süleyman AteşSen de bizim gibi bir insansın. Eğer doğrulardansan bize bir mu'cize getir
Ali BulaçDedi ki: "İşte, bu bir dişi devedir; su içme hakkı (bir gün) onun, belli bir günün su içme hakkı da sizindir
Saheeh InternationalHe said, "This is a she-camel. For her is a [time of] drink, and for you is a [time of] drink, [each] on a known day
Süleyman AteşDedi: "İşte bu dişi deve(mu'cize)dir. (Bir gün) onun su içme hakkı var, belli bir günün su içme hakkı da sizin
Ali BulaçOna bir kötülükle dokunmayın, sonra büyük bir günün azabı sizi yakalar
Saheeh InternationalAnd do not touch her with harm, lest you be seized by the punishment of a terrible day
Süleyman AteşSakın, ona bir kötülük dokundurmayın, sonra büyük bir günün azabı sizi yakalar
Ali BulaçSonunda onu (yine de) kestiler, ancak pişman oldular
Saheeh InternationalBut they hamstrung her and so became regretful
Süleyman AteşNihayet onu kestiler, ama pişman oldular
Ali BulaçBöylece azap onları yakaladı. Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler
Saheeh InternationalAnd the punishment seized them. Indeed in that is a sign, but most of them were not to be believers
Süleyman AteşVe azab onları yakaladı. Muhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar
Ali BulaçVe şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir
Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful
Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur
Ali BulaçLut (kavmi) de, gönderilen (elçi)leri yalanladı
Saheeh InternationalThe people of Lot denied the messengers
Süleyman AteşLut (kavmi) de gönderilen elçileri yalanladı
Ali BulaçHani onlara kardeşleri Lut: "Sakınmaz mısınız?" demişti
Saheeh InternationalWhen their brother Lot said to them, "Will you not fear Allah
Süleyman AteşKardeşleri Lut, onlara "Korunmaz mısınız?" demişti
Ali BulaçGerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim
Saheeh InternationalIndeed, I am to you a trustworthy messenger
Süleyman AteşBen sizin için güvenilir bir elçiyim
Ali BulaçArtık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin
Saheeh InternationalSo fear Allah and obey me
Süleyman AteşAllah'tan korkun ve bana ita'at edin
Ali BulaçBuna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir
Saheeh InternationalAnd I do not ask you for it any payment. My payment is only from the Lord of the worlds
Süleyman AteşBen sizden buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız alemlerin Rabbine aittir. And I ask of you no wage therefore; my wage is the concern only of the Lord of the Worlds
Ali BulaçSiz insanlardan (cinsel arzuyla) erkeklere mi gidiyorsunuz
Saheeh InternationalDo you approach males among the worlds
Süleyman AteşAlemlerin içinde erkeklere mi gidiyorsunuz
Ali BulaçRabbinizin sizler için yaratmış bulunduğu eşlerinizi bırakıyorsunuz. Hayır, siz sınırı çiğneyen bir kavimsiniz
Saheeh InternationalAnd leave what your Lord has created for you as mates? But you are a people transgressing
Süleyman AteşVe Rabbinizin sizin için yarattığı eşlerinizi bırakıyorsunuz? Siz sınırı aşan bir kavimsiniz
Ali BulaçDediler ki: "Ey Lut, eğer (bu söylediklerine) bir son vermeyecek olursan, gerçekten (burdan) sürülüp çıkarılanlardan olacaksın
Saheeh InternationalThey said, "If you do not desist, O Lot, you will surely be of those evicted
Süleyman AteşDediler: "Ey Lut, andolsun, eğer (bundan) vazgeçmezsen, mutlaka sürülenlerden olacaksın
Ali BulaçDedi ki: "Gerçekten ben, sizin bu yaptığınıza öfke ile karşı olanlardanım
Saheeh InternationalHe said, "Indeed, I am, toward your deed, of those who detest [it]
Süleyman Ateş(Lut) dedi: "Ben sizin bu işinize, (kadınları bırakıp erkeklere gidişinize) kızanlardanım
Ali BulaçRabbim, beni ve ailemi bunların yaptıklarından kurtar
Saheeh InternationalMy Lord, save me and my family from [the consequence of] what they do
Süleyman AteşRabbim, beni ve ailemi bunların yaptıklarından kurtar
Ali BulaçBunun üzerine onu ve bütün ailesini kurtardık
Saheeh InternationalSo We saved him and his family, all
Süleyman AteşBiz de onu ve ailesini tamamen kurtardık
Ali BulaçYalnızca geri kalanlar içinde bir kocakarı hariç
Saheeh InternationalExcept an old woman among those who remained behind
Süleyman AteşYalnız geride kalanlar arasında bulunan bir koca karıyı (kurtarmadık)
Ali BulaçSonra geride kalanları yerle bir ettik
Saheeh InternationalThen We destroyed the others
Süleyman AteşSonra ötekilerini hep yıktık, helak ettik
Ali BulaçVe üzerlerine bir yağmur yağdırdık; uyarılıp-korkutulanların yağmuru ne kötü
Saheeh InternationalAnd We rained upon them a rain [of stones], and evil was the rain of those who were warned
Süleyman AteşVe üzerlerine bir yağmur yağdırdık, uyarıl(ıp da yola gelmey)enlerin yağmuru hakikaten çok kötü oldu
Ali BulaçGerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler
Saheeh InternationalIndeed in that is a sign, but most of them were not to be believers
Süleyman AteşMuhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar
Ali BulaçVe şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır esirgeyendir
Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful
Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur
Ali BulaçEyke halkı da, gönderilen (peygamber)leri yalanladı
Saheeh InternationalThe companions of the thicket denied the messengers
Süleyman AteşEyke halkı da gönderilen elçileri yalanladı
Ali BulaçHani onlara Şuayb: "Sakınmaz mısınız?" demişti
Saheeh InternationalWhen Shu'ayb said to them, "Will you not fear Allah
Süleyman AteşŞu'ayb, onlara demişti ki: "Korunmaz mısınız
Ali BulaçGerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim
Saheeh InternationalIndeed, I am to you a trustworthy messenger
Süleyman AteşBen sizin için güvenilir bir elçiyim
Ali BulaçArtık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin
Saheeh InternationalSo fear Allah and obey me
Süleyman AteşAllah'tan korkun ve bana ita'at edin
Ali BulaçBuna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir
Saheeh InternationalAnd I do not ask you for it any payment. My payment is only from the Lord of the worlds
Süleyman AteşBen sizden, buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız alemlerin Rabbine aittir
Ali BulaçÖlçüyü tam tutun ve eksiltenlerden olmayın
Saheeh InternationalGive full measure and do not be of those who cause loss
Süleyman AteşÖlçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın
Ali BulaçDosdoğru olan terazi ile tartın
Saheeh InternationalAnd weigh with an even balance
Süleyman AteşDoğru terazi ile tartın
Ali Bulaçİnsanların eşyasını değerden düşürüp-eksiltmeyin ve yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın
Saheeh InternationalAnd do not deprive people of their due and do not commit abuse on earth, spreading corruption
Süleyman Ateşİnsanların haklarını kısmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın
Ali BulaçSizi ve önceki yaratılmışları yaratandan sakının”
Saheeh InternationalAnd fear He who created you and the former creation
Süleyman AteşSizi ve önceki nesilleri yaratandan korkun. And keep your duty unto Him Who created you and the generations of the men of old
Ali BulaçDediler ki: "Sen ancak büyülenmişlerdensin”
Saheeh InternationalThey said, "You are only of those affected by magic
Süleyman AteşDediler: "Sen iyice büyülenmişlerdensin
Ali BulaçSen, yalnızca benzerimiz olan bir beşerden başkası değilsin ve biz senin gerçekte yalancılardan olduğunu sanıyoruz
Saheeh InternationalYou are but a man like ourselves, and indeed, we think you are among the liars
Süleyman AteşSen de bizim gibi bir insansın, biz seni mutlaka yalancılardan sanıyoruz
Ali BulaçEğer doğru sözlü isen, bu durumda gökten üstümüze bir parça düşürüver
Saheeh InternationalSo cause to fall upon us fragments of the sky, if you should be of the truthful
Süleyman AteşEğer doğrulardansan o halde üzerimize gökten parçalar düşür
Ali BulaçDedi ki: "Rabbim, yaptıklarınızı daha iyi bilir
Saheeh InternationalHe said, "My Lord is most knowing of what you do
Süleyman AteşRabbim yaptığınızı daha iyi bilir dedi
Ali BulaçSonunda onu yalanladılar, böylece onları o gölgelik-gününün azabı yakaladı. Gerçekten o, büyük bir günün azabıydı
Saheeh InternationalAnd they denied him, so the punishment of the day of the black cloud seized them. Indeed, it was the punishment of a terrible day
Süleyman AteşOnu yalanladılar, nihayet o gölge gününün azabı, kendilerini yakaladı. Gerçekten o, büyük bir günün azabı idi
Ali BulaçGerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler
Saheeh InternationalIndeed in that is a sign, but most of them were not to be believers
Süleyman AteşMuhakkak ki bunda bir ibret vardır ama yine çokları inanmazlar
Ali BulaçVe şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir
Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful
Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur
Ali BulaçGerçekten o (Kur'an), alemlerin Rabbinin (bir) indirmesidir
Saheeh InternationalAnd indeed, the Qur'an is the revelation of the Lord of the worlds
Süleyman AteşMuhakkak ki o (Kur'an), alemlerin Rabbinin indirmesidir
Ali BulaçOnu Ruhu'l-emin indirdi
Saheeh InternationalThe Trustworthy Spirit has brought it down
Süleyman AteşOnu, er-Ruhu'l-Emin (güvenilir ruh, Cebrail) indirdi
Ali BulaçUyarıcılardan olman için, senin kalbinin üzerine (indirmiştir)
Saheeh InternationalUpon your heart, [O Muhammad] - that you may be of the warners
Süleyman AteşSenin kalbine; uyarıcılardan olman için
Ali BulaçApaçık Arapça bir dille
Saheeh InternationalIn a clear Arabic language
Süleyman AteşApaçık Arapça bir dille
Ali BulaçVe hiç şüphesiz, o (Kur'an), geçmişlerin kitaplarında da vardır
Saheeh InternationalAnd indeed, it is [mentioned] in the scriptures of former peoples
Süleyman AteşO(nun içeriği), evvelkilerin Kitaplarında da vardır
Ali Bulaçİsrailoğulları bilginlerinin onu bilmesi onlar için bir delil (ayet) değil mi
Saheeh InternationalAnd has it not been a sign to them that it is recognized by the scholars of the Children of Israel
Süleyman Ateşİsrail oğulları bilginlerinin onu bilmesi de onlar için (Kur'an'ın Güvenilir Ruh tarafından vahyedildiğine) yeterli bir delil değil mi
Ali BulaçOnu Arapça bilmeyen birine indirmiş olsaydık
Saheeh InternationalAnd even if We had revealed it to one among the foreigners
Süleyman AteşBiz onu yabancılardan birine indirseydik de
Ali BulaçBöylece onlara okusaydı, yine ona iman edecek değillerdi
Saheeh InternationalAnd he had recited it to them [perfectly], they would [still] not have been believers in it
Süleyman AteşOnu onlara okusaydı, ona inanmazlardı
Ali BulaçBiz onu, suçlu-günahkarların kalbine işte böyle işlettik
Saheeh InternationalThus have We inserted disbelief into the hearts of the criminals
Süleyman AteşBiz onu, suçluların kalblerine öyle soktuk
Ali BulaçOnlar, o pek acı azabı görünceye kadar ona inanmazlar
Saheeh InternationalThey will not believe in it until they see the painful punishment
Süleyman AteşAcı azabı görünceye kadar da ona inanmazlar
Ali BulaçArtık o (azap), kendileri şuurunda olmadan onlara apansız gelecektir
Saheeh InternationalAnd it will come to them suddenly while they perceive [it] not
Süleyman AteşAzab onlara öyle ansızın gelir ki, onlar hiç farkında olmazlar
Ali BulaçDerler ki: "Bize bir süre tanınır mı
Saheeh InternationalAnd they will say, "May we be reprieved
Süleyman Ateş(Birden onu karşılarında bulunca) Acaba bize süre verilir mi?" derler
Ali BulaçOnlar yine de azabımızı çabuklaştırmak mı istiyorlar
Saheeh InternationalSo for Our punishment are they impatient
Süleyman AteşHala bizim azabımızı mı acele istiyorlar (doğru söyleyenlerden isen bizi tehdidettiğin azabı getir mi diyorlar)
Ali BulaçGördün mü; Biz onları yıllarca yararlandırsak
Saheeh InternationalThen have you considered if We gave them enjoyment for years
Süleyman AteşBaksana, biz onları yıllarca yaşatsak
Ali BulaçSonra kendilerine va'dolunan (azap günü) geliverse
Saheeh InternationalAnd then there came to them that which they were promised
Süleyman AteşSonra tehdidedildikleri (azab) kendilerine gelse
Ali BulaçOnların 'meta ile yararlandıkları' şey, kendilerini (görecekleri azaptan) bağımsız kılamaz
Saheeh InternationalThey would not be availed by the enjoyment with which they were provided
Süleyman AteşO yaşatıldıkları (zevk-u sefa sürdükleri) şeyler, kendilerine ne yarar sağlardı
Ali BulaçKendisi için bir uyarıcı olmaksızın, Biz hiçbir ülkeyi yıkıma uğratmış değiliz
Saheeh InternationalAnd We did not destroy any city except that it had warners
Süleyman AteşBiz, hiçbir kenti helak etmedik ki onun uyarıcıları olmasın (helak etmeden önce mutlaka uyarıcı gönderdik)
Ali Bulaç(Onlara) Hatırlatma (yapılmıştır); Biz zulmedici değiliz
Saheeh InternationalAs a reminder; and never have We been unjust
Süleyman Ateş(Uyarıcılar) uyarırlardı. Biz zulmediciler değildik
Ali BulaçOnu (Kur'an'ı) şeytanlar indirmemiştir
Saheeh InternationalAnd the devils have not brought the revelation down
Süleyman AteşO(Kur'a)n'ı şeytanlar (cinler) indirmedi
Ali BulaçBu, onlara yaraşmaz ve güç de yetiremezler
Saheeh InternationalIt is not allowable for them, nor would they be able
Süleyman AteşBu, onlara yaraşmaz ve zaten yapamazlar da
Ali BulaçÇünkü onlar, (vahyedileni) işitmekten kesin olarak uzak tutulmuşlardır
Saheeh InternationalIndeed they, from [its] hearing, are removed
Süleyman AteşÇünkü onlar, (meleklerin sözlerini) işitmekten uzaklaştırılmışlardır
Ali BulaçAllah ile beraber başka bir İlah'a yalvarıp-yakarma, sonra azaba uğratılanlardan olursun
Saheeh InternationalSo do not invoke with Allah another deity and [thus] be among the punished
Süleyman AteşAllah ile beraber başka bir tanrı çağırma, sonra azabedilenlerden olursun
Ali Bulaç(Öncelikle) En yakın hısımlarını (aşiretini) uyar
Saheeh InternationalAnd warn, [O Muhammad], your closest kindred
Süleyman AteşEn yakın akrabanı uyar
Ali BulaçVe mü'minlerden, sana tabi olanlara (koruyucu) kanatlarını ger
Saheeh InternationalAnd lower your wing to those who follow you of the believers
Süleyman AteşVe sana uyan mü'minlere kanadını indir (onlara karşı mütevazi ve şefkatli davran)
Ali BulaçEğer sana isyan edecek olurlarsa, artık de ki: "Gerçekten ben, sizin yaptıklarınızdan uzağım
Saheeh InternationalAnd if they disobey you, then say, "Indeed, I am disassociated from what you are doing
Süleyman AteşŞayet sana (uymaz) karşı gelirlerse: "Ben sizin yaptıklarınızdan uzağım," de
Ali BulaçSen, O güçlü ve üstün, esirgeyici olan (Allah')a tevekkül et
Saheeh InternationalAnd rely upon the Exalted in Might, the Merciful
Süleyman AteşGalib ve esirgeyen(Allah)a tevekkül et
Ali BulaçO, kıyam ettiğin zaman seni görüyor
Saheeh InternationalWho sees you when you arise
Süleyman AteşO, seni görür: Namaza durduğun zaman
Ali BulaçSecde edenler arasında dönüp dolaşmanı da
Saheeh InternationalAnd your movement among those who prostrate
Süleyman AteşVe secde edenler arasında eğilip doğrulurken
Ali BulaçHiç şüphesiz, O, işitendir, bilendir
Saheeh InternationalIndeed, He is the Hearing, the Knowing
Süleyman AteşÇünkü O, işitendir, bilendir
Ali BulaçŞeytanların kimlere inmekte olduklarını size haber vereyim mi
Saheeh InternationalShall I inform you upon whom the devils descend
Süleyman AteşŞeytanların kime ineceğini size haber vereyim mi
Ali BulaçOnlar, 'gerçeği ters yüz eden,' günaha düşkün olan her yalancıya inerler
Saheeh InternationalThey descend upon every sinful liar
Süleyman AteşOnlar, her günahkar yalancıya inerler
Ali BulaçBunlar (şeytanlara) kulak verirler ve çoğu yalan söylemektedirler
Saheeh InternationalThey pass on what is heard, and most of them are liars
Süleyman AteşO yalancılar, (şeytanlara) kulak verirler, çokları da yalan söylerler
Ali BulaçŞairler ise; gerçekten onlara azgın-sapıklar uyar
Saheeh InternationalAnd the poets - [only] the deviators follow them
Süleyman AteşŞa'irlere gelince onlara da azgınlar uyar
Ali BulaçGörmedin mi; onlar, her bir vadide vehmedip duruyorlar
Saheeh InternationalDo you not see that in every valley they roam
Süleyman AteşBaksana onlar, her vadide şaşkın şaşkın dolaşırlar
Ali BulaçVe gerçekten onlar, yapmayacakları şeyleri söylüyorlar
Saheeh InternationalAnd that they say what they do not do
Süleyman AteşVe onlar yapmayacakları şeyleri söylerler
Ali BulaçAncak iman edenler, salih amellerde bulunanlar ve Allah'ı çokça zikredenler ile zulme uğratıldıktan sonra zafer kazananlar (veya öclerini alanlar) başka. Zulmetmekte olanlar, nasıl bir inkılaba uğrayıp devrileceklerini pek yakında bileceklerdir
Saheeh InternationalExcept those [poets] who believe and do righteous deeds and remember Allah often and defend [the Muslims] after they were wronged. And those who have wronged are going to know to what [kind of] return they will be returned
Süleyman AteşAncak inananlar, iyi işler yapanlar, Allah'ı çok ananlar ve kendilerine zulmedildikten sonra (rakiplerine) üstün gelmeğe çalışanlar böyle değildir. Zulmedenler, yakında nasıl bir devrime uğrayıp devrileceklerini bileceklerdir