26. Ash-Shu'araa سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
Ali BulaçTa, Sin, Mim
Yusuf AliTa. Sin. Mim
Elmalılı Hamdi YazırTâ, Sîn, Mîm
Ali BulaçBunlar, apaçık olan Kitab'ın ayetleridir
Yusuf AliThese are verses of the Book that makes (things) clear
Elmalılı Hamdi YazırBunlar sana apaçık kitabın âyetleridir
Ali BulaçOnlar mü'min olmayacaklar diye neredeyse kendini kahredeceksin (öyle mi)
Yusuf AliIt may be thou frettest thy soul with grief, that they do not become Believers
Elmalılı Hamdi Yazır(Resulüm!) Onlar iman etmiyorlar diye adeta kendine kıyacaksın
Ali BulaçDilersek, onların üzerine gökten bir ayet (mucize) indiririz de, ona boyunları eğilmiş kalıverir
Yusuf AliIf (such) were Our Will, We could send down to them from the sky a Sign, to which they would bend their necks in humility
Elmalılı Hamdi YazırBiz dilersek onların üzerlerine gökten bir âyet (mucize) indiririz de, ona boyunları eğilekalır
Ali BulaçOnlara Rahman (olan Allah) dan yeni bir uyarı gelmeyiversin, hiç tartışmasız ondan yüz çevirirler
Yusuf AliBut there comes not to them a newly-revealed Message from (God) Most Gracious, but they turn away therefrom
Elmalılı Hamdi YazırBununla beraber kendilerine O Rahmân'dan yeni bir öğüt gelmeyedursun, ille ondan yüz çevirirler
Ali BulaçGerçekten yalanladılar; fakat, alay konusu yaptıkları şeyin haberi kendilerine pek yakında gelecektir
Yusuf AliThey have indeed rejected (the Message): so they will know soon (enough) the truth of what they mocked at
Elmalılı Hamdi YazırÜstelik (ona) "yalandır" dediler; fakat onlara alay edip durdukları şeyin haberleri yakında gelecektir
Ali BulaçYeryüzünde bir bakmadılar mı ki, Biz onda her güzel (kerim) çiftten nice ürünler bitirdik
Yusuf AliDo they not look at the earth,- how many noble things of all kinds We have produced therein
Elmalılı Hamdi YazırYeryüzüne bir bakmadılar mı? Biz orada her güzel çiftten nice bitkiler yetiştirmişiz
Ali BulaçŞüphesiz, bunda bir ayet vardır; ancak onların çoğu mü'min değildirler
Yusuf AliVerily, in this is a Sign: but most of them do not believe
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz ki bunda mutlak bir âyet (nişane) vardır; ama onların çoğu iman etmezler
Ali BulaçŞüphesiz, senin Rabbin, gerçekten O, üstün ve güçlüdür, merhamet sahibidir
Yusuf AliAnd verily, thy Lord is He, the Exalted in Might, Most Merciful
Elmalılı Hamdi YazırVe şüphe yok ki Rabbin, galip ve engin merhamet sahibidir
Ali BulaçHani senin Rabbin, Musa'ya seslenmişti: "Zulmetmekte olan kavme git
Yusuf AliBehold, thy Lord called Moses: "Go to the people of iniquity
Elmalılı Hamdi YazırBir vakit de Rabbin, Musa'ya nida edip "Git o zalim kavme" dedi
Ali BulaçFiravun'un kavmine, hala sakınmıyorlar mı
Yusuf AliThe people of the Pharaoh: will they not fear God
Elmalılı Hamdi YazırFiravun kavmine, hâlâ sakınmayacaklar mı
Ali BulaçDedi ki: "Rabbim, gerçekten ben, onların beni yalanlamalarından korkuyorum
Yusuf AliHe said: "O my Lord! I do fear that they will charge me with falsehood
Elmalılı Hamdi Yazır(Musa) şöyle seslendi: "Ya Rab! Doğrusu ben korkarım ki beni yalancı sayarlar
Ali BulaçGöğsüm sıkışıyor, dilim dönmüyor; bundan dolayı Harun'a da (elçilik görevini bildirmesi için Cibril'i) gönder
Yusuf AliMy breast will be straitened. And my speech may not go (smoothly): so send unto Aaron
Elmalılı Hamdi YazırVe göğsüm daralır, dilim dönmez, onun için Harun'a da elçilik ver
Ali BulaçÜstelik, onların bana karşı (davasını savunacakları bir cinayet) suçu(m) var; bundan dolayı beni öldürmelerinden korkuyorum
Yusuf AliAnd (further), they have a charge of crime against me; and I fear they may slay me
Elmalılı Hamdi YazırHem onların bana isnad ettikleri bir suç var. Ondan dolayı korkarım ki, hemen beni öldürürler
Ali Bulaç(Allah:) "Hayır," dedi. "İkiniz de ayetlerimle gidin, şüphesiz sizinle birlikteyiz (ve) işitmekteyiz
Yusuf AliGod said: "By no means! proceed then, both of you, with Our Signs; We are with you, and will listen (to your call)
Elmalılı Hamdi Yazır(Allah): "Hayır hayır" buyurdu, "haydi ikiniz âyetlerimizle (mucizelerimizle) gidin. Şüphesiz ki, biz sizinle beraberiz. (Onları) işitiyoruz
Ali BulaçGecikmeksizin Firavun'a giderek deyin ki: Gerçekten biz, alemlerin Rabbinin elçisiyiz
Yusuf AliSo go forth, both of you, to Pharaoh, and say: 'We have been sent by the Lord and Cherisher of the worlds
Elmalılı Hamdi YazırHaydin Firavun'a gidin de deyin ki: İnan biz, âlemlerin Rabbinin elçisiyiz
Ali Bulaçİsrailoğulları'nı bizimle birlikte göndermen için (sana geldik)
Yusuf AliSend thou with us the Children of Israel
Elmalılı Hamdi Yazırİsrail oğullarını bizimle beraber gönder
Ali Bulaç(Gittiler ve Firavun:) Dedi ki: "Biz seni içimizde daha çocukken yetiştirip büyütmedik mi? Sen ömrünün nice yıllarını aramızda geçirmedin mi
Yusuf Ali(Pharaoh) said: "Did we not cherish thee as a child among us, and didst thou not stay in our midst many years of thy life
Elmalılı Hamdi YazırÂ, dedi, biz seni çocukken himayemize alıp büyütmedik mi? Hayatının bir çok yıllarını aramızda geçirmedin mi
Ali BulaçVe sen, yapacağın işi (cinayeti) de işledin; sen nankörlerdensin
Yusuf AliAnd thou didst a deed of thine which (thou knowest) thou didst, and thou art an ungrateful (wretch)
Elmalılı Hamdi YazırSonunda o yaptığın (kötü) işi de yaptın. Sen nankörün birisin
Ali Bulaç(Musa) Dedi ki: "Ben onu yaptığım zaman şaşkınlardandım
Yusuf AliMoses said: "I did it then, when I was in error
Elmalılı Hamdi YazırMusa, "Ben, dedi, o işi o anda yaptım ki şaşkınlardandım
Ali BulaçSizden korkunca da hemen aranızdan kaçtım; sonra Rabbim bana hüküm (ve hikmet) verdi ve beni gönderilen (elçilerden) kıldı
Yusuf AliSo I fled from you (all) when I feared you; but my Lord has (since) invested me with judgment (and wisdom) and appointed me as one of the apostles
Elmalılı Hamdi YazırSizden korkunca da hemen aranızdan kaçtım. Sonra Rabbim bana hikmet bahşetti ve beni peygamberlerden kıldı
Ali BulaçBana karşı lütuf-dediğin nimet de, İsrailoğulları'nı köle kılmandan dolayıdır
Yusuf AliAnd this is the favour with which thou dost reproach me,- that thou hast enslaved the Children of Israel
Elmalılı Hamdi YazırO başıma kaktığın nimet de (aslında) İsrail oğullarını kendine köle edinmiş olmandır
Ali BulaçFiravun dedi ki: "Alemlerin Rabbi nedir
Yusuf AliPharaoh said: "And what is the 'Lord and Cherisher of the worlds
Elmalılı Hamdi YazırFiravun şöyle dedi: "Âlemlerin Rabbi dediğin nedir ki
Ali BulaçDedi ki: "Göklerin, yerin ve bu ikisi arasında olan herşeyin Rabbidir. Eğer 'kesin bilgiyle inanıyorsanız' (böyledir)
Yusuf Ali(Moses) said: "The Lord and Cherisher of the heavens and the earth, and all between,- if ye want to be quite sure
Elmalılı Hamdi YazırMusa cevap olarak: "Eğer işin gerçeğini düşünüp anlayan kişiler olsanız (itiraf edersiniz ki) O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbi'dir
Ali BulaçÇevresindekilere dedi ki: "İşitiyor musunuz
Yusuf Ali(Pharaoh) said to those around: "Did ye not listen (to what he says)
Elmalılı Hamdi Yazır(Firavun) etrafında bulunanlara: "İşitmiyor musunuz?" dedi
Ali Bulaç(Musa:) Dedi ki: "O sizin de Rabbiniz, geçmişteki atalarınızın da Rabbidir
Yusuf Ali(Moses) said: "Your Lord and the Lord of your fathers from the beginning
Elmalılı Hamdi YazırMusa dedi ki: "O sizin de Rabbiniz, daha önce ki atalarınızın da Rabbidir
Ali Bulaç(Firavun) Dedi ki: "Şüphesiz size gönderilmiş bulunan elçiniz, gerçekten bir delidir
Yusuf Ali(Pharaoh) said: "Truly your apostle who has been sent to you is a veritable madman
Elmalılı Hamdi Yazır(Firavun): "Size gönderilen bu elçiniz mutlaka delidir" dedi
Ali BulaçEğer aklınızı kullanabiliyorsanız, O, doğunun da, batının da ve bunlar arasında olan herşeyin de Rabbidir" dedi (Musa)
Yusuf Ali(Moses) said: "Lord of the East and the West, and all between! if ye only had sense
Elmalılı Hamdi YazırMusa devamla şöyle söyledi: "Şayet aklınızı kullansanız (anlarsınız ki), O, doğunun, batının ve ikisinin arasında bulunanların Rabbidir
Ali Bulaç(Firavun) dedi ki: "Andolsun, benim dışımda bir ilah edinecek olursan, seni mutlaka hapse atacağım
Yusuf Ali(Pharaoh) said: "If thou dost put forward any god other than me, I will certainly put thee in prison
Elmalılı Hamdi YazırFiravun: "Benden başkasını ilâh tutarsan, andolsun ki seni zindana kapatılmışlardan ederim" dedi
Ali Bulaç(Musa) Dedi ki: "Sana apaçık bir şey getirmiş olsam da mı
Yusuf Ali(Moses) said: "Even if I showed you something clear (and) convincing
Elmalılı Hamdi YazırMusa sordu: "Sana apaçık bir şey getirmiş olsam da mı
Ali Bulaç(Firavun) Dedi ki: "Eğer doğru sözlü isen, onu getir
Yusuf Ali(Pharaoh) said: "Show it then, if thou tellest the truth
Elmalılı Hamdi YazırFiravun: "Haydi getir onu bakayım, doğrulardan isen" dedi
Ali BulaçBunun üzerine asasını bırakıverdi, bir de (ne görsünler) o, açıkça bir ejderha oluverdi
Yusuf AliSo (Moses) threw his rod, and behold, it was a serpent, plain (for all to see)
Elmalılı Hamdi YazırBunun üzerine Musa asâsını bırakıverdi; apaçık bir ejderha oluverdi
Ali BulaçElini de çekip çıkardı, bir de (ne görsün) o, bakanlar için 'parlayıp aydınlanıvermiş
Yusuf AliAnd he drew out his hand, and behold, it was white to all beholders
Elmalılı Hamdi YazırElini de (koynundan) çekti çıkardı; bakanlara bembeyaz (görünen, nur saçan bir şey) oluverdi
Ali Bulaç(Firavun,) Çevresindeki önde gelenlere: "Bu” dedi, "Doğrusu bilgin bir büyücüdür
Yusuf Ali(Pharaoh) said to the Chiefs around him: "This is indeed a sorcerer well- versed
Elmalılı Hamdi YazırFiravun çevresinde bulunan ileri gelenlere: "Bu dedi, herhalde çok bilgili bir sihirbaz
Ali BulaçBüyüsüyle sizi yurdunuzdan sürüp çıkarmak istiyor; ne buyurursunuz
Yusuf AliHis plan is to get you out of your land by his sorcery; then what is it ye counsel
Elmalılı Hamdi YazırSizi sihriyle yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Şimdi ne buyurursunuz
Ali BulaçDediler ki: "Bunu ve kardeşini oyala, şehirlere de toplayıcılar gönder
Yusuf AliThey said: "Keep him and his brother in suspense (for a while), and dispatch to the Cities heralds to collect
Elmalılı Hamdi YazırDediler ki: "Bunu ve kardeşini eğle, şehirlere de toplayıcılar gönder
Ali BulaçBütün uzman-bilgin büyücüleri sana getirsinler
Yusuf AliAnd bring up to thee all (our) sorcerers well-versed
Elmalılı Hamdi YazırBütün bilgiç sihirbazları sana getirsinler
Ali BulaçBöylelikle büyücüler, bilinen bir günün belli vaktinde biraraya getirildi
Yusuf AliSo the sorcerers were got together for the appointment of a day well-known
Elmalılı Hamdi YazırBöylece, sihirbazlar belli bir günün tayin edilen vaktinde bir araya getirildi
Ali BulaçVe insanlara da: "Siz de toplanıyor musunuz? dendi
Yusuf AliAnd the people were told: "Are ye (now) assembled
Elmalılı Hamdi YazırHalka, "Siz de toplanıyor musunuz? (Haydi çabuk olun)" denildi
Ali BulaçUmarız ki, eğer galip gelirse biz de büyücülere uyarız
Yusuf AliThat we may follow the sorcerers (in religion) if they win
Elmalılı Hamdi YazırÜstün gelirlerse herhalde sihirbazlara uyarız" dediler
Ali BulaçBüyücüler geldiklerinde, Firavun'a: "Şayet biz galip gelirsek, bize bir ücret var gerçekten, değil mi?" dediler
Yusuf AliSo when the sorcerers arrived, they said to Pharaoh: "Of course - shall we have a (suitable) reward if we win
Elmalılı Hamdi YazırSihirbazlar geldiklerinde Firavun'a "Şayet biz üstün gelirsek, muhakkak bize bir ücret vardır, değil mi?" dediler
Ali BulaçEvet" dedi. "Üstelik şüphesiz siz en yakın(larım) kılınanlardan olacaksınız
Yusuf AliHe said: "Yea, (and more),- for ye shall in that case be (raised to posts) nearest (to my person)
Elmalılı Hamdi YazırFiravun cevaben: "Evet, o takdirde hiç şüphe etmeyin, gözde kimselerden olacaksınız" dedi
Ali BulaçMusa onlara dedi ki: "Atacağınızı atın
Yusuf AliMoses said to them: "Throw ye - that which ye are about to throw
Elmalılı Hamdi YazırMusa onlara "Atın, ne atacaksanız" dedi
Ali BulaçOnlar da, iplerini ve asalarını atıverdiler ve: "Firavun'un üstünlüğü adına, hiç tartışmasız, üstün olanlar gerçekten bizleriz" dediler
Yusuf AliSo they threw their ropes and their rods, and said: "By the might of Pharaoh, it is we who will certainly win
Elmalılı Hamdi YazırBunun üzerine iplerini ve değneklerini attılar ve "Firavun'un kudreti hakkı için şüphesiz elbette bizler galip geleceğiz" dediler
Ali BulaçBöylelikle Musa da asasını bırakıverdi, bir de (ne görsünler) o, uydurmakta olduklarını yutuveriyor
Yusuf AliThen Moses threw his rod, when, behold, it straightway swallows up all the falsehoods which they fake
Elmalılı Hamdi YazırArdından Musa asâsını attı; bir de ne görsünler, onların uydurduklarını yutuyor
Ali BulaçAnında büyücüler secdeye kapandılar
Yusuf AliThen did the sorcerers fall down, prostrate in adoration
Elmalılı Hamdi YazırSihirbazlar derhal secdeye kapandılar
Ali Bulaç(Ve:) "Alemlerin Rabbine iman ettik" dediler
Yusuf AliSaying: "We believe in the Lord of the Worlds
Elmalılı Hamdi Yazırİman ettik, dediler, Âlemlerin Rabbine
Ali BulaçMusa'nın ve Harun'un Rabbine
Yusuf AliThe Lord of Moses and Aaron
Elmalılı Hamdi YazırMusa ve Harun'un Rabbine
Ali Bulaç(Firavun) Dedi ki: "Ona, ben size izin vermeden önce mi inandınız? Şüphesiz, o, size büyüyü öğreten büyüğünüzdür; öyleyse yakında bileceksiniz. Şüphesiz ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim ve sizin hepinizi gerçekten asıp-sallandıracağım
Yusuf AliSaid (Pharaoh): "Believe ye in Him before I give you permission? surely he is your leader, who has taught you sorcery! but soon shall ye know! Be sure I will cut off your hands and your feet on opposite sides, and I will cause you all to die on the cross
Elmalılı Hamdi YazırFiravun (kızgınlık içinde) dedi ki: "Ben size izin vermeden O'na iman ettiniz ha! Anlaşıldı ki o size sihri öğreten büyüğünüzmüş! Ama şimdi bileceksiniz: Andolsun, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama ke stireceğim, hepinizi çarmıha gerdireceğim
Ali BulaçHiç zararı yok" dediler. "Çünkü biz gerçekten Rabbimiz'e dönücüleriz
Yusuf AliThey said: "No matter! for us, we shall but return to our Lord
Elmalılı Hamdi YazırZararı yok dediler nasıl olsa biz Rabbimize döneceğiz
Ali BulaçDoğrusu biz, iman edenlerin ilki olduğumuzdan dolayı Rabbimiz'in bizim hatalarımızı bağışlayacağını umuyoruz
Yusuf AliOnly, our desire is that our Lord will forgive us our faults, that we may become foremost among the believers
Elmalılı Hamdi YazırHerhalde biz müminlerin evveli olduğumuzdan dolayı, Rabbimizin bize mağfiret buyuracağını ümit ederiz
Ali BulaçMusa'ya: "Kullarımı gece yürüyüşe geçir, çünkü izleneceksiniz" diye vahyettik
Yusuf AliBy inspiration we told Moses: "Travel by night with my servants; for surely ye shall be pursued
Elmalılı Hamdi YazırBiz, Musa'ya: "Kullarımı geceleyin yola çıkar, çünkü takip edileceksiniz" diye vahyettik
Ali BulaçBunun üzerine Firavun şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi
Yusuf AliThen Pharaoh sent heralds to (all) the Cities
Elmalılı Hamdi YazırFiravun da şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi
Ali BulaçGerçek şu ki bunlar azınlık olan bir topluluktur
Yusuf Ali(Saying): "These (Israelites) are but a small band
Elmalılı Hamdi YazırEsasen bunlar, sayıları azar azar, bölük pörçük bir cemaattır
Ali BulaçVe elbette bize karşı da büyük bir öfke beslemektedirler
Yusuf AliAnd they are raging furiously against us
Elmalılı Hamdi Yazır(Böyle iken) hakkımızda çok gayz (öfke) besliyorlar
Ali BulaçBiz ise uyanık bir toplumuz" (dedi)
Yusuf AliBut we are a multitude amply fore-warned
Elmalılı Hamdi YazırBiz ise, elbette uyanık (ve tekvücut) bir cemaatız." (diyor ve dedirtiyordu)
Ali BulaçBöylelikle Biz onları (Firavun ve kavmini) bahçelerden ve pınarlardan sürüp çıkardık
Yusuf AliSo We expelled them from gardens, springs
Elmalılı Hamdi YazırAma (sonunda) biz, onları (Firavun ve kavmini) bahçelerden, pınarlardan
Ali BulaçHazinelerden ve soylu makam(lar)dan da
Yusuf AliTreasures, and every kind of honourable position
Elmalılı Hamdi YazırHazinelerden ve şerefli makamlardan çıkardık
Ali Bulaçİşte böyle; bunlara İsrailoğulları'nı mirasçı kıldık
Yusuf AliThus it was, but We made the Children of Israel inheritors of such things
Elmalılı Hamdi YazırVe onlara İsrail oğullarını mirasçı yaptık
Ali BulaçBöylece (Firavun ve ordusu) güneşin doğuş vakti onları izlemeye koyuldular
Yusuf AliSo they pursued them at sunrise
Elmalılı Hamdi YazırDerken (Firavun ve adamları) güneş doğmuştu ki, onların ardına düştüler
Ali Bulaçİki topluluk birbirini gördükleri zaman Musa'nın adamları: "Gerçekten yakalandık" dediler
Yusuf AliAnd when the two bodies saw each other, the people of Moses said: "We are sure to be overtaken
Elmalılı Hamdi Yazırİki topluluk birbirini görünce, Musa'nın adamları "Eyvah, yakalandık! dediler
Ali Bulaç(Musa:) "Hayır" dedi. "Şüphesiz Rabbim, benimle beraberdir; bana yol gösterecektir
Yusuf Ali(Moses) said: "By no means! my Lord is with me! Soon will He guide me
Elmalılı Hamdi YazırMusa: "Hayır, aslâ! dedi, Rabbim şüphesiz benimledir, bana yolunu gösterecektir
Ali BulaçBunun üzerine Musa'ya: "Asanla denize vur" diye vahyettik. (Vurdu ve) Deniz hemencecik yarılıverdi de her parçası kocaman bir dağ gibi oldu
Yusuf AliThen We told Moses by inspiration: "Strike the sea with thy rod." So it divided, and each separate part became like the huge, firm mass of a mountain
Elmalılı Hamdi YazırBunun üzerine Musa'ya "Vur asân ile denize" diye vahyettik; vurunca bir infilak etti, her bölük koca bir dağ gibi oluverdi
Ali BulaçÖtekileri de buraya yaklaştırdık
Yusuf AliAnd We made the other party approach thither
Elmalılı Hamdi YazırÖtekilerini de buraya yanaştırıvermiştik
Ali BulaçMusa'yı ve onunla birlikte olanların hepsini kurtarmış olduk
Yusuf AliWe delivered Moses and all who were with him
Elmalılı Hamdi YazırMusa ve beraberindekilerin hepsini kurtardık
Ali BulaçSonra ötekileri suda boğduk
Yusuf AliBut We drowned the others
Elmalılı Hamdi YazırSonra da ötekileri suda boğduk
Ali BulaçŞüphesiz, bunda bir ayet vardır. Ama onların çoğu iman etmiş değildirler
Yusuf AliVerily in this is a Sign: but most of them do not believe
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz bunda bir âyet (ibret) vardır; ama çokları iman etmiş değillerdir
Ali BulaçVe hiç şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir
Yusuf AliAnd verily thy Lord is He, the Exalted in Might, Most Merciful
Elmalılı Hamdi YazırVe şüphesiz, işte o Rabbin, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir
Ali BulaçOnlara İbrahim'in haberini de aktar-oku
Yusuf AliAnd rehearse to them (something of) Abraham's story
Elmalılı Hamdi Yazır(Resulüm!) onlara İbrahim'in kıssasını da naklet
Ali BulaçHani, babasına ve kavmine: "Siz neye kulluk ediyorsunuz?" demişti
Yusuf AliBehold, he said to his father and his people: "What worship ye
Elmalılı Hamdi YazırHani o, babasına ve kavmine, "Neye tapıyorsunuz?" demişti
Ali BulaçDemişlerdi ki: "Putlara tapıyoruz, bunun için sürekli onların önünde bel büküp eğiliyoruz
Yusuf AliThey said: "We worship idols, and we remain constantly in attendance on them
Elmalılı Hamdi YazırBirtakım putlara taparız da onlar sayesinde toplanırız" dediler
Ali BulaçDedi ki: "Peki, dua ettiğiniz zaman onlar sizi işitiyorlar mı
Yusuf AliHe said: "Do they listen to you when ye call (on them)
Elmalılı Hamdi Yazırİbrahim "Peki, dedi, yalvardığınızda onlar sizi işitiyorlar mı
Ali BulaçYa da size bir yararları veya zararları dokunuyor mu
Yusuf Alior do you good or harm
Elmalılı Hamdi YazırVeya size fayda veya zararları olur mu
Ali BulaçHayır" dediler. "Biz atalarımızı böyle yaparlarken bulduk
Yusuf AliThey said: "Nay, but we found our fathers doing thus (what we do)
Elmalılı Hamdi YazırYok, dediler, ama biz babalarımızı böyle yapar bulduk
Ali Bulaç(İbrahim) Dedi ki: "Şimdi, neye tapmakta olduğunuzu gördünüz mü
Yusuf AliHe said: "Do ye then see whom ye have been worshipping
Elmalılı Hamdi Yazırİbrahim dedi ki: "İyi ama, ister sizin, ister önceki atalarınızın olsun, neye taptığınızı (biraz olsun) düşündünüz mü
Ali BulaçHem siz, hem de eski atalarınız
Yusuf AliYe and your fathers before you
Elmalılı Hamdi Yazırİbrahim dedi ki: "İyi ama, ister sizin, ister önceki atalarınızın olsun, neye taptığınızı (biraz olsun) düşündünüz mü
Ali Bulaçİşte bunlar, gerçekten benim düşmanımdır; yalnızca alemlerin Rabbi hariç
Yusuf AliFor they are enemies to me; not so the Lord and Cherisher of the Worlds
Elmalılı Hamdi YazırHep onlar benim düşmanımdır; ancak âlemlerin Rabbi (benim dostumdur)
Ali BulaçKi beni yaratan ve bana hidayet veren O'dur
Yusuf AliWho created me, and it is He Who guides me
Elmalılı Hamdi YazırO ki, beni yaratan ve bana doğru yolu gösterendir
Ali BulaçBana yediren ve içiren O'dur
Yusuf AliWho gives me food and drink
Elmalılı Hamdi YazırBeni yediren, içirendir
Ali BulaçHastalandığım zaman bana şifa veren O'dur
Yusuf AliAnd when I am ill, it is He Who cures me
Elmalılı Hamdi YazırHastalandığım zaman bana O, şifâ verir
Ali BulaçBeni öldürecek, sonra diriltecek olan da O'dur
Yusuf AliWho will cause me to die, and then to life (again)
Elmalılı Hamdi YazırO ki, benim canımı alacak, sonra diriltecektir
Ali BulaçDin (ceza) günü hatalarımı bağışlayacağını umduğum da O'dur
Yusuf AliAnd who, I hope, will forgive me my faults on the day of Judgment
Elmalılı Hamdi YazırVe hesap günü, hatamı bağışlayacağını umduğumdur
Ali BulaçRabbim, bana hüküm (ve hikmet) bağışla ve beni salih olanlara kat
Yusuf AliO my Lord! bestow wisdom on me, and join me with the righteous
Elmalılı Hamdi YazırYa Rab! Bana hikmet (hüküm) ver ve beni iyiler (zümresin)e kat
Ali BulaçSonra gelecekler arasında bana bir doğruluk dili (lisan-ı sıdk) ver
Yusuf AliGrant me honourable mention on the tongue of truth among the latest (generations)
Elmalılı Hamdi YazırSonra gelecekler içinde beni doğrulukla anılanlardan eyle
Ali BulaçBeni nimetlerle-donatılmış cennetin mirasçılarından kıl
Yusuf AliMake me one of the inheritors of the Garden of Bliss
Elmalılı Hamdi YazırVe beni naîm (nimeti bol) cennetin varislerinden eyle
Ali BulaçBabamı da bağışla, çünkü o şaşırıp sapanlardandır
Yusuf AliForgive my father, for that he is among those astray
Elmalılı Hamdi YazırBabamı da bağışla, çünkü o yanlış gidenlerdendir
Ali BulaçVe beni (insanların) diriltilecekleri gün küçük düşürme
Yusuf AliAnd let me not be in disgrace on the Day when (men) will be raised up
Elmalılı Hamdi Yazır(İnsanların) diriltilecekleri gün, beni mahcub etme
Ali BulaçMalın da, çocukların da bir yarar sağlayamadığı günde
Yusuf AliThe Day whereon neither wealth nor sons will avail
Elmalılı Hamdi YazırO gün ki ne mal fayda verir ne oğullar
Ali BulaçAncak Allah'a selim bir kalp ile gelenler başka
Yusuf AliBut only he (will prosper) that brings to God a sound heart
Elmalılı Hamdi YazırAncak Allah'a temiz bir kalple gelenler o günde (kurtuluşa erer)
Ali Bulaç(O gün) Cennet takva sahiplerine yaklaştırılır
Yusuf AliTo the righteous, the Garden will be brought near
Elmalılı Hamdi Yazır(O gün) Cennet müttakilere yaklaştırılmıştır
Ali BulaçCehennem de azgınlar için sergilenir
Yusuf AliAnd to those straying in Evil, the Fire will be placed in full view
Elmalılı Hamdi YazırAzgınlar için de cehennem hortlatılmıştır
Ali BulaçVe onlara: "Tapmakta olduklarınız nerede?" denilir
Yusuf AliAnd it shall be said to them: 'Where are the (gods) ye worshipped
Elmalılı Hamdi YazırOnlara, "Allah'ı bırakıp da taptıklarınız, hani nerede? Size yardım edebiliyorlar mı veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı?" denilir
Ali BulaçAllah'ın dışında olan (ilah)lar; size yardımları dokunuyor mu, veya kendilerine yardımları oluyor mu
Yusuf AliBesides God? Can they help you or help themselves
Elmalılı Hamdi YazırOnlara, "Allah'ı bırakıp da taptıklarınız, hani nerede? Size yardım edebiliyorlar mı veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı?" denilir
Ali BulaçArtık onlar ve azgınlar onun içine dökülüverilmiştir
Yusuf AliThen they will be thrown headlong into the (Fire),- they and those straying in Evil
Elmalılı Hamdi YazırVe arkasından hep onlar (putlar ve azgınlar) o cehennemin içine fırlatılmaktadırlar
Ali BulaçVe İblis'in bütün orduları da
Yusuf AliAnd the whole hosts of Iblis together
Elmalılı Hamdi YazırVe bütün o İblis orduları onun içinde birbirleriyle çekişirlerken dediler ki
Ali BulaçOrada birbirleriyle çekişip tartışarak derler ki
Yusuf AliThey will say there in their mutual bickerings
Elmalılı Hamdi YazırVe bütün o İblis orduları onun içinde birbirleriyle çekişirlerken dediler ki
Ali BulaçAndolsun Allah'a, biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz
Yusuf AliBy God, we were truly in an error manifest
Elmalılı Hamdi YazırVallahi biz, gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz
Ali BulaçÇünkü sizi (yalancı olanları) alemlerin Rabbiyle eşit tutuyorduk
Yusuf AliWhen we held you as equals with the Lord of the Worlds
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü biz sizi, âlemlerin Rabbi ile bir seviyede tutuyorduk
Ali BulaçBizi suçlu-günahkarlardan başka saptıran olmadı
Yusuf AliAnd our seducers were only those who were steeped in guilt
Elmalılı Hamdi YazırVe bizi hep o günahkarlar saptırdı
Ali BulaçArtık bizim için ne bir şefaatçi var
Yusuf AliNow, then, we have none to intercede (for us)
Elmalılı Hamdi YazırBak bizim için ne şefaatçiler var
Ali BulaçNe de candan-yakın bir dost
Yusuf AliNor a single friend to feel (for us)
Elmalılı Hamdi YazırNe de yakın bir dost
Ali BulaçBizim bir kere daha (dünyaya dönüşümüz mümkün) olsaydı da iman edenlerden olabilseydik
Yusuf AliNow if we only had a chance of return we shall truly be of those who believe
Elmalılı Hamdi YazırAh keşke (dünyaya) bir kere daha dönebilsek de, müminlerden olabilseydik
Ali BulaçGerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler
Yusuf AliVerily in this is a Sign but most of them do not believe
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır; oysa çokları iman etmiş değillerdir
Ali BulaçVe şüphesiz senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir
Yusuf AliAnd verily thy Lord is He, the Exalted in Might, Most Merciful
Elmalılı Hamdi YazırVe şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir
Ali BulaçNuh kavmi de gönderilen (peygamber)leri yalanladı
Yusuf AliThe people of Noah rejected the apostles
Elmalılı Hamdi YazırNuh kavmi de peygamberleri yalancılıkla itham etti
Ali BulaçHani onlara kardeşleri Nuh: "Sakınmaz mısınız?" demişti
Yusuf AliBehold, their brother Noah said to them: "Will ye not fear (God)
Elmalılı Hamdi YazırHani kardeşleri Nuh onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız
Ali BulaçGerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim
Yusuf AliI am to you an apostle worthy of all trust
Elmalılı Hamdi YazırHaberiniz olsun ki ben, size gönderilmiş güvenilir bir Peygamberim
Ali BulaçArtık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin
Yusuf AliSo fear God, and obey me
Elmalılı Hamdi YazırGelin artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin
Ali BulaçBuna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir
Yusuf AliNo reward do I ask of you for it: my reward is only from the Lord of the Worlds
Elmalılı Hamdi YazırBuna karşılık ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafaatımı verecek olan ancak, âlemlerin Rabbidir
Ali BulaçArtık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin
Yusuf AliSo fear God, and obey me
Elmalılı Hamdi YazırGelin, artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin
Ali BulaçDediler ki: "Sana, sıradan aşağılık insanlar uymuşken inanır mıyız
Yusuf AliThey said: "Shall we believe in thee when it is the meanest that follow thee
Elmalılı Hamdi YazırÂ, dediler, senin ardına hep düşük kimseler düşmüşken, biz sana hiç inanır mıyız
Ali BulaçDedi ki: "Onların yapmakta oldukları hakkında benim bilgim yoktur
Yusuf AliHe said: "And what do I know as to what they do
Elmalılı Hamdi YazırNuh dedi ki: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur
Ali BulaçOnların hesabı yalnızca Rabbime aittir, eğer şuurundaysanız (anlarsınız)
Yusuf AliTheir account is only with my Lord, if ye could (but) understand
Elmalılı Hamdi YazırOnların hesabı ancak Rabbime aittir. Düşünsenize
Ali BulaçVe ben mü'min olanları kovacak değilim
Yusuf AliI am not one to drive away those who believe
Elmalılı Hamdi YazırHem ben iman edenleri kovmaya memur değilim
Ali BulaçBen, yalnızca apaçık bir uyarıcıyım
Yusuf AliI am sent only to warn plainly in public
Elmalılı Hamdi YazırBen ancak apaçık bir uyarıcıyım
Ali BulaçDediler ki: "Eğer (bu söylediklerine) bir son vermeyecek olursan, gerçekten taşa tutulup kovulacaksın
Yusuf AliThey said: "If thou desist not, O Noah! thou shalt be stoned (to death)
Elmalılı Hamdi YazırDediler ki: "Ey Nuh! Eğer vazgeçmezsen, iyi bil ki, taşa tutulanlardan olacaksın
Ali BulaçDedi ki: "Rabbim, şüphesiz kavmim beni yalanladı
Yusuf AliHe said: "O my Lord! truly my people have rejected me
Elmalılı Hamdi YazırNuh: "Rabbim! dedi, kavmim beni yalancılıkla itham etti
Ali BulaçBundan böyle, benimle onların arasını açık bir hükümle ayır ve beni ve benimle birlikte olan mü'minleri kurtar
Yusuf AliJudge Thou, then, between me and them openly, and deliver me and those of the Believers who are with me
Elmalılı Hamdi YazırArtık benimle onların arasında sen hükmünü ver. Beni ve beraberimdeki müminleri kurtar
Ali BulaçBunun üzerine, onu ve onunla birlikte olanları (insan ve hayvanlarla) yüklü gemi içinde kurtardık
Yusuf AliSo We delivered him and those with him, in the Ark filled (with all creatures)
Elmalılı Hamdi YazırBunun üzerine biz de onu ve beraberindekileri, o dolu gemide taşıyarak kurtardık
Ali BulaçSonra bunun ardından geride kalanları da suda-boğduk
Yusuf AliThereafter We drowned those who remained behind
Elmalılı Hamdi YazırSonra da arkasında kalanları suda boğduk
Ali BulaçGerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler
Yusuf AliVerily in this is a Sign: but most of them do not believe
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz bunda mutlak bir âyet (alınacak ders) vardır; ama çokları iman etmiş değillerdir
Ali BulaçVe şüphesiz senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir
Yusuf AliAnd verily thy Lord is He, the Exalted in Might, Most Merciful
Elmalılı Hamdi YazırVe şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir
Ali BulaçAd (kavmi) de gönderilen (elçi)leri yalanladı
Yusuf AliThe 'Ad (people) rejected the apostles
Elmalılı Hamdi YazırÂd (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla itham etti
Ali BulaçHani onlara kardeşleri Hud: "Sakınmaz mısınız?" demişti
Yusuf AliBehold, their brother Hud said to them: "Will ye not fear (God)
Elmalılı Hamdi YazırHani kardeşleri Hûd onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız
Ali BulaçGerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim
Yusuf AliI am to you an apostle worthy of all trust
Elmalılı Hamdi YazırHaberiniz olsun ki ben, size gönderilmiş, güvenilir bir Peygamberim
Ali BulaçArtık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin
Yusuf AliSo fear God and obey me
Elmalılı Hamdi YazırGelin artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin
Ali BulaçBuna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir
Yusuf AliNo reward do I ask of you for it: my reward is only from the Lord of the Worlds
Elmalılı Hamdi YazırBuna karşılık ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan ancak âlemlerin Rabbidir
Ali BulaçSiz, her yüksekçe yere bir anıt inşa edip (yararsız bir şeyle) oyalanıp eğleniyor musunuz
Yusuf AliDo ye build a landmark on every high place to amuse yourselves
Elmalılı Hamdi YazırSiz her tepeye bir alâmet bina edip eğlenir durur musunuz
Ali BulaçÖlümsüz kılınmak umuduyla sanat yapıları mı ediniyorsunuz
Yusuf AliAnd do ye get for yourselves fine buildings in the hope of living therein (for ever)
Elmalılı Hamdi YazırTemelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz
Ali BulaçTutup yakaladığınız zaman da zorbalar gibi mi yakalıyorsunuz
Yusuf AliAnd when ye exert your strong hand, do ye do it like men of absolute power
Elmalılı Hamdi YazırHem tuttuğunuz zaman merhametsiz zorbalar gibi tutuyorsunuz
Ali BulaçArtık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin
Yusuf AliNow fear God, and obey me
Elmalılı Hamdi YazırArtık Allah'tan korkun ve bana itaat edin
Ali BulaçBildiğiniz şeylerle size yardım edenden korkup-sakının
Yusuf AliYea, fear Him Who has bestowed on you freely all that ye know
Elmalılı Hamdi YazırO Allah'tan korkun ki, size o bildiğiniz şeyleri vermekte
Ali BulaçSize hayvanlar, çocuklar (vererek) yardım etti
Yusuf AliFreely has He bestowed on you cattle and sons
Elmalılı Hamdi YazırDavarlar, oğullar
Ali BulaçBahçeler ve pınarlar da
Yusuf AliAnd Gardens and Springs
Elmalılı Hamdi YazırCennet gibi bağlar, bahçeler, pınarlar ihsan etmektedir
Ali BulaçDoğrusu, ben sizin için büyük bir günün azabından korkuyorum
Yusuf AliTruly I fear for you the Penalty of a Great Day
Elmalılı Hamdi YazırCidden ben sizin hakkınızda büyük bir günün azabından korkuyorum
Ali BulaçDediler ki: "Bizim için fark etmez; öğüt versen de, öğüt verenlerden olmasan da
Yusuf AliThey said: "It is the same to us whether thou admonish us or be not among (our) admonishers
Elmalılı Hamdi YazırDediler ki: "Sen ha vaaz etmişsin, ha vaaz edenlerden olmamışsın, bizce birdir
Ali BulaçBu, geçmiştekilerin 'geleneksel tutumundan başkası değildir
Yusuf AliThis is no other than a customary device of the ancients
Elmalılı Hamdi YazırBu sırf eskilerin âdetidir
Ali BulaçVe biz azap görecek de değiliz
Yusuf AliAnd we are not the ones to receive Pains and Penalties
Elmalılı Hamdi YazırBiz azaba uğratılacak da değiliz
Ali BulaçBöylelikle onu yalanladılar, Biz de onları yıkıma uğrattık. Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler
Yusuf AliSo they rejected him, and We destroyed them. Verily in this is a Sign: but most of them do not believe
Elmalılı Hamdi YazırBöylece onu yalancı saydılar; biz de kendilerini helak ettik. Şüphesiz bunda mutlak bir âyet (alınacak bir ders) vardır, ama çokları iman etmiş değillerdir
Ali BulaçVe şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir
Yusuf AliAnd verily thy Lord is He, the Exalted in Might, Most Merciful
Elmalılı Hamdi YazırVe şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir
Ali BulaçSemud (kavmi) de, gönderilen (elçi)leri yalanladı
Yusuf AliThe Thamud (people) rejected the apostles
Elmalılı Hamdi YazırSemûd (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla itham etti
Ali BulaçHani onlara kardeşleri Salih: "Sakınmaz mısınız? demişti
Yusuf AliBehold, their brother Salih said to them: "Will you not fear (God)
Elmalılı Hamdi YazırHani kardeşleri Salih onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız
Ali BulaçGerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim
Yusuf AliI am to you an apostle worthy of all trust
Elmalılı Hamdi YazırHaberiniz olsun ki ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim
Ali BulaçArtık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin
Yusuf AliSo fear God, and obey me
Elmalılı Hamdi YazırGelin artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin
Ali BulaçBuna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum
Yusuf AliNo reward do I ask of you for it: my reward is only from the Lord of the Worlds
Elmalılı Hamdi YazırBuna karşılık ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan ancak âlemlerin Rabbidir
Ali BulaçSiz burada güvenlik içinde mi bırakılacaksınız
Yusuf AliWill ye be left secure, in (the enjoyment of) all that ye have here
Elmalılı Hamdi YazırSiz burada güven içinde bırakılacak mısınız
Ali BulaçBahçelerin, pınarların içinde
Yusuf AliGardens and Springs
Elmalılı Hamdi YazırBahçelerin, pınarların içinde
Ali BulaçEkinler ve yumuşak tomurcuklu göz alıcı hurmalıklar arasında
Yusuf AliAnd corn-fields and date-palms with spathes near breaking (with the weight of fruit)
Elmalılı Hamdi YazırEkinlerin, salkımları sarkmış hurmalar arasında
Ali BulaçDağlardan ustalıkla zevkli evler yontuyorsunuz
Yusuf AliAnd ye carve houses out of (rocky) mountains with great skill
Elmalılı Hamdi YazırKi bir de dağlardan keyifli keyifli kâşâneler oyuyorsunuz
Ali BulaçArtık Allah'tan sakının ve bana itaat edin
Yusuf AliBut fear God and obey me
Elmalılı Hamdi YazırGelin! Allah'tan korkun da bana itaat edin
Ali BulaçVe ölçüsüzce davrananların emrine itaat etmeyin
Yusuf AliAnd follow not the bidding of those who are extravagant
Elmalılı Hamdi YazırYeryüzünde bozgunculuk yapıp dirlik düzenlik vermeyen bozguncuların emrine uymayın
Ali BulaçKi onlar, yeryüzünde bozgunculuk çıkarıyor ve dirlik-düzenlik kurmuyorlar (ıslah etmiyorlar)
Yusuf AliWho make mischief in the land, and mend not (their ways)
Elmalılı Hamdi YazırYeryüzünde bozgunculuk yapıp dirlik düzenlik vermeyen bozguncuların emrine uymayın
Ali BulaçDediler ki: "Sen ancak büyülenmişlerdensin
Yusuf AliThey said: "Thou art only one of those bewitched
Elmalılı Hamdi YazırSen dediler, olsa olsa iyice büyülenmiş birisin
Ali BulaçSen yalnızca bizim benzerimiz olan bir beşerden başkası değilsin; eğer doğru sözlü isen, bu durumda bir ayet (mucize) getir-görelim
Yusuf AliThou art no more than a mortal like us: then bring us a Sign, if thou tellest the truth
Elmalılı Hamdi YazırSen de ancak bizim gibi bir beşersin. Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi bize bir âyet (mucize) getir
Ali BulaçDedi ki: "İşte, bu bir dişi devedir; su içme hakkı (bir gün) onun, belli bir günün su içme hakkı da sizindir
Yusuf AliHe said: "Here is a she-camel: she has a right of watering, and ye have a right of watering, (severally) on a day appointed
Elmalılı Hamdi YazırSalih "İşte (mucize) bu dişi devedir; su içme hakkı (bir gün) onundur, belli bir günün içme hakkı da sizin" dedi
Ali BulaçOna bir kötülükle dokunmayın, sonra büyük bir günün azabı sizi yakalar
Yusuf AliTouch her not with harm, lest the Penalty of a Great Day seize you
Elmalılı Hamdi YazırSakın ona bir kötülükle ilişmeyin, yoksa sizi büyük bir günün azabı yakalayıverir
Ali BulaçSonunda onu (yine de) kestiler, ancak pişman oldular
Yusuf AliBut they ham-strung her: then did they become full of regrets
Elmalılı Hamdi YazırDerken onu kestiler; fakat pişman da oldular
Ali BulaçBöylece azap onları yakaladı. Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler
Yusuf AliBut the Penalty seized them. Verily in this is a Sign: but most of them do not believe
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü kendilerini azap yakalayıverdi. Şüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır, ama çokları iman etmiş değillerdir
Ali BulaçVe şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir
Yusuf AliAnd verily thy Lord is He, the Exalted in Might, Most Merciful
Elmalılı Hamdi YazırVe şüphesiz Rabbin, işte O mutlak galip ve engin merhamet sahibidir
Ali BulaçLut (kavmi) de, gönderilen (elçi)leri yalanladı
Yusuf AliThe people of Lut rejected the apostles
Elmalılı Hamdi YazırLût (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla itham etti
Ali BulaçHani onlara kardeşleri Lut: "Sakınmaz mısınız?" demişti
Yusuf AliBehold, their brother Lut said to them: "Will ye not fear (God)
Elmalılı Hamdi YazırHani kardeşleri Lût onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan kormaz mısınız
Ali BulaçGerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim
Yusuf AliI am to you an apostle worthy of all trust
Elmalılı Hamdi YazırHaberiniz olsun ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim
Ali BulaçArtık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin
Yusuf AliSo fear God and obey me
Elmalılı Hamdi YazırGelin artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin
Ali BulaçBuna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir
Yusuf AliNo reward do I ask of you for it: my reward is only from the lord of the Worlds
Elmalılı Hamdi YazırBuna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan ancak âlemlerin Rabbidir
Ali BulaçSiz insanlardan (cinsel arzuyla) erkeklere mi gidiyorsunuz
Yusuf AliOf all the creatures in the world, will ye approach males
Elmalılı Hamdi Yazırİnsanlar içinden erkeklere mi gidiyorsunuz
Ali BulaçRabbinizin sizler için yaratmış bulunduğu eşlerinizi bırakıyorsunuz. Hayır, siz sınırı çiğneyen bir kavimsiniz
Yusuf AliAnd leave those whom God has created for you to be your mates? Nay, ye are a people transgressing (all limits)
Elmalılı Hamdi YazırBırakıyorsunuz da sizler için yarattığı eşleri! Doğrusu siz insanlıktan çıkmış bir kavimsiniz
Ali BulaçDediler ki: "Ey Lut, eğer (bu söylediklerine) bir son vermeyecek olursan, gerçekten (burdan) sürülüp çıkarılanlardan olacaksın
Yusuf AliThey said: "If thou desist not, O Lut! thou wilt assuredly be cast out
Elmalılı Hamdi YazırOnlar şöyle dediler: "Ey Lût! (Bu davadan) vazgeçmezsen, iyi bilki, sürülenlerden olacaksın
Ali BulaçDedi ki: "Gerçekten ben, sizin bu yaptığınıza öfke ile karşı olanlardanım
Yusuf AliHe said: "I do detest your doings
Elmalılı Hamdi YazırLût "Doğrusu ben, dedi, sizin bu işinize buğzedenlerdenim
Ali BulaçRabbim, beni ve ailemi bunların yaptıklarından kurtar
Yusuf AliO my Lord! deliver me and my family from such things as they do
Elmalılı Hamdi YazırYâ Rabbi! Beni ve ailemi onların yapageldiklerin(in vebalin)den kurtar
Ali BulaçBunun üzerine onu ve bütün ailesini kurtardık
Yusuf AliSo We delivered him and his family,- all
Elmalılı Hamdi YazırBiz de onu ve ailesinin tamamını kurtardık
Ali BulaçYalnızca geri kalanlar içinde bir kocakarı hariç
Yusuf AliExcept an old woman who lingered behind
Elmalılı Hamdi YazırAncak (geride) bir yaşlı kadın kaldı
Ali BulaçSonra geride kalanları yerle bir ettik
Yusuf AliBut the rest We destroyed utterly
Elmalılı Hamdi YazırSonra geridekilerin hepsini helak ettik
Ali BulaçVe üzerlerine bir yağmur yağdırdık; uyarılıp-korkutulanların yağmuru ne kötü
Yusuf AliWe rained down on them a shower (of brimstone): and evil was the shower on those who were admonished (but heeded not)
Elmalılı Hamdi YazırVe üzerlerine öyle bir yağmur yağdırdık ki, (uyarılanların) o yağmuru ne kötü bir yağmurdu
Ali BulaçGerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler
Yusuf AliVerily in this is a Sign: but most of them do not believe
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır. Ama çokları iman etmiş değillerdir
Ali BulaçVe şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır esirgeyendir
Yusuf AliAnd verily thy Lord is He, the Exalted in Might Most Merciful
Elmalılı Hamdi YazırVe şüphesiz Rabbin, işte O mutlak galip ve engin merhamet sahibidir
Ali BulaçEyke halkı da, gönderilen (peygamber)leri yalanladı
Yusuf AliThe Companions of the Wood rejected the apostles
Elmalılı Hamdi YazırEyke halkı da peygamberleri yalancılıkla itham etti
Ali BulaçHani onlara Şuayb: "Sakınmaz mısınız?" demişti
Yusuf AliBehold, Shu'aib said to them: "Will ye not fear (God)
Elmalılı Hamdi YazırHani Şuayb onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız
Ali BulaçGerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim
Yusuf AliI am to you an apostle worthy of all trust
Elmalılı Hamdi YazırHaberiniz olsun ki ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim
Ali BulaçArtık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin
Yusuf AliSo fear God and obey me
Elmalılı Hamdi YazırGelin, Allah'tan korkun ve bana itaat edin
Ali BulaçBuna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir
Yusuf AliNo reward do I ask of you for it: my reward is only from the Lord of the Worlds
Elmalılı Hamdi YazırBuna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan yalnız âlemlerin Rabbidir
Ali BulaçÖlçüyü tam tutun ve eksiltenlerden olmayın
Yusuf AliGive just measure, and cause no loss (to others by fraud)
Elmalılı Hamdi YazırÖlçeği tam ölçün de hak yiyenlerden olmayın
Ali BulaçDosdoğru olan terazi ile tartın
Yusuf AliAnd weigh with scales true and upright
Elmalılı Hamdi YazırVe doğru terazi ile tartın
Ali Bulaçİnsanların eşyasını değerden düşürüp-eksiltmeyin ve yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın
Yusuf AliAnd withhold not things justly due to men, nor do evil in the land, working mischief
Elmalılı Hamdi YazırHalkın eşyalarını değerinden düşürmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın
Ali BulaçSizi ve önceki yaratılmışları yaratandan sakının”
Yusuf AliAnd fear Him Who created you and (who created) the generations before (you)
Elmalılı Hamdi YazırO sizi ve sizden önceki nesilleri yaratan Allah'tan korkun
Ali BulaçDediler ki: "Sen ancak büyülenmişlerdensin”
Yusuf AliThey said: "Thou art only one of those bewitched
Elmalılı Hamdi YazırOnlar şöyle dediler: "Sen, olsa olsa iyice büyülenmiş birisin
Ali BulaçSen, yalnızca benzerimiz olan bir beşerden başkası değilsin ve biz senin gerçekte yalancılardan olduğunu sanıyoruz
Yusuf AliThou art no more than a mortal like us, and indeed we think thou art a liar
Elmalılı Hamdi YazırSen de bizim gibi bir beşerden başka nesin? Bil ki, biz seni ancak yalancılardan biri sayıyoruz
Ali BulaçEğer doğru sözlü isen, bu durumda gökten üstümüze bir parça düşürüver
Yusuf AliNow cause a piece of the sky to fall on us, if thou art truthful
Elmalılı Hamdi YazırŞayet doğru sözlülerden isen, üstümüze gökten bir parça düşürüver
Ali BulaçDedi ki: "Rabbim, yaptıklarınızı daha iyi bilir
Yusuf AliHe said: "My Lord knows best what ye do
Elmalılı Hamdi YazırŞuayb, "Rabbim, yaptıklarınızı en iyi bilendir" dedi
Ali BulaçSonunda onu yalanladılar, böylece onları o gölgelik-gününün azabı yakaladı. Gerçekten o, büyük bir günün azabıydı
Yusuf AliBut they rejected him. Then the punishment of a day of overshadowing gloom seized them, and that was the Penalty of a Great Day
Elmalılı Hamdi YazırHülasa, onu yalancı saydılar da kendilerini o gölge gününün azabı yakalayıverdi. O cidden büyük bir günün azabı idi
Ali BulaçGerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler
Yusuf AliVerily in that is a Sign: but most of them do not believe
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır. Ama çokları iman etmiş değillerdir
Ali BulaçVe şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir
Yusuf AliAnd verily thy Lord is He, the Exalted in Might, Most Merciful
Elmalılı Hamdi YazırVe şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir
Ali BulaçGerçekten o (Kur'an), alemlerin Rabbinin (bir) indirmesidir
Yusuf AliVerily this is a Revelation from the Lord of the Worlds
Elmalılı Hamdi YazırVe muhakkak ki bu (Kur'ân) âlemlerin Rabbinin indirmesidir
Ali BulaçOnu Ruhu'l-emin indirdi
Yusuf AliWith it came down the spirit of Faith and Truth
Elmalılı Hamdi Yazır(Resulüm!) Onu Rûhu'lemin (Cebrail) indirdi
Ali BulaçUyarıcılardan olman için, senin kalbinin üzerine (indirmiştir)
Yusuf AliTo thy heart and mind, that thou mayest admonish
Elmalılı Hamdi YazırUyarıcılardan olasın diye senin kalbin üzerine
Ali BulaçApaçık Arapça bir dille
Yusuf AliIn the perspicuous Arabic tongue
Elmalılı Hamdi YazırAçık parlak bir Arapça lisan ile
Ali BulaçVe hiç şüphesiz, o (Kur'an), geçmişlerin kitaplarında da vardır
Yusuf AliWithout doubt it is (announced) in the mystic Books of former peoples
Elmalılı Hamdi YazırO, şüphesiz daha öncekilerin kitaplarında da vardı
Ali Bulaçİsrailoğulları bilginlerinin onu bilmesi onlar için bir delil (ayet) değil mi
Yusuf AliIs it not a Sign to them that the Learned of the Children of Israel knew it (as true)
Elmalılı Hamdi Yazırİsrailoğulları bilginlerinin onu bilmesi, onlar için bir âyet (delil) değil midir
Ali BulaçOnu Arapça bilmeyen birine indirmiş olsaydık
Yusuf AliHad We revealed it to any of the non-Arabs
Elmalılı Hamdi YazırBiz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik de, bunu o okusaydı, yine de ona iman etmezlerdi
Ali BulaçBöylece onlara okusaydı, yine ona iman edecek değillerdi
Yusuf AliAnd had he recited it to them, they would not have believed in it
Elmalılı Hamdi YazırBiz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik de, bunu o okusaydı, yine de ona iman etmezlerdi
Ali BulaçBiz onu, suçlu-günahkarların kalbine işte böyle işlettik
Yusuf AliThus have We caused it to enter the hearts of the sinners
Elmalılı Hamdi YazırBöylece onu günahkarların kalplerine soktuk. (okuyup anladılar, ama yine de) acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler
Ali BulaçOnlar, o pek acı azabı görünceye kadar ona inanmazlar
Yusuf AliThey will not believe in it until they see the grievous Penalty
Elmalılı Hamdi YazırBöylece onu günahkarların kalplerine soktuk. (okuyup anladılar, ama yine de) acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler
Ali BulaçArtık o (azap), kendileri şuurunda olmadan onlara apansız gelecektir
Yusuf AliBut the (Penalty) will come to them of a sudden, while they perceive it not
Elmalılı Hamdi Yazırİşte bu (azab) onlara, kendileri farkında olmadan, ansızın geliverecektir
Ali BulaçDerler ki: "Bize bir süre tanınır mı
Yusuf AliThen they will say: "Shall we be respited
Elmalılı Hamdi YazırO zaman "Bize (iman etmemiz için) mühlet verilir mi acaba?... diyeceklerdir
Ali BulaçOnlar yine de azabımızı çabuklaştırmak mı istiyorlar
Yusuf AliDo they then ask for Our Penalty to be hastened on
Elmalılı Hamdi Yazır(Oysa dünyada iken) Onlar bizim azabımızı çarçabuk istiyorlardı
Ali BulaçGördün mü; Biz onları yıllarca yararlandırsak
Yusuf AliSeest thou? If We do let them enjoy (this life) for a few years
Elmalılı Hamdi YazırGördün ya artık onlara senelerce zevk ettirsek
Ali BulaçSonra kendilerine va'dolunan (azap günü) geliverse
Yusuf AliYet there comes to them at length the (Punishment) which they were promised
Elmalılı Hamdi YazırSonra kendilerine vaad edilen (azab) gelip çatarsa
Ali BulaçOnların 'meta ile yararlandıkları' şey, kendilerini (görecekleri azaptan) bağımsız kılamaz
Yusuf AliIt will profit them not that they enjoyed (this life)
Elmalılı Hamdi YazırO yaşadıkları zevkin kendilerine hiçbir faydası olmayacaktır
Ali BulaçKendisi için bir uyarıcı olmaksızın, Biz hiçbir ülkeyi yıkıma uğratmış değiliz
Yusuf AliNever did We destroy a population, but had its warners
Elmalılı Hamdi YazırBununla birlikte, biz hangi memleketi helak ettikse muhakkak onu uyarıcı (peygamberleri) olmuştur
Ali Bulaç(Onlara) Hatırlatma (yapılmıştır); Biz zulmedici değiliz
Yusuf AliBy way of reminder; and We never are unjust
Elmalılı Hamdi Yazır(Onlar) ihtar edilmiştir ve biz zulmetmiş değiliz
Ali BulaçOnu (Kur'an'ı) şeytanlar indirmemiştir
Yusuf AliNo evil ones have brought down this (Revelation)
Elmalılı Hamdi YazırOnu (Kur'ân'ı) şeytanlar indirmedi
Ali BulaçBu, onlara yaraşmaz ve güç de yetiremezler
Yusuf AliIt would neither suit them nor would they be able (to produce it)
Elmalılı Hamdi YazırBu onlara hem yaraşmaz hem güçleri yetmez
Ali BulaçÇünkü onlar, (vahyedileni) işitmekten kesin olarak uzak tutulmuşlardır
Yusuf AliIndeed they have been removed far from even (a chance of) hearing it
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz onlar vahyi işitmekten uzak tutulmuşlardır
Ali BulaçAllah ile beraber başka bir İlah'a yalvarıp-yakarma, sonra azaba uğratılanlardan olursun
Yusuf AliSo call not on any other god with God, or thou wilt be among those under the Penalty
Elmalılı Hamdi YazırO halde sakın Allah ile beraber başka tanrıya kulluk edip yalvarma, yoksa azaba uğratılanlardan olursun
Ali Bulaç(Öncelikle) En yakın hısımlarını (aşiretini) uyar
Yusuf AliAnd admonish thy nearest kinsmen
Elmalılı Hamdi Yazır(Önce) en yakın hısımlarını uyar
Ali BulaçVe mü'minlerden, sana tabi olanlara (koruyucu) kanatlarını ger
Yusuf AliAnd lower thy wing to the Believers who follow thee
Elmalılı Hamdi YazırVe sana uyan müminlere kanadını indir
Ali BulaçEğer sana isyan edecek olurlarsa, artık de ki: "Gerçekten ben, sizin yaptıklarınızdan uzağım
Yusuf AliThen if they disobey thee, say: "I am free (of responsibility) for what ye do
Elmalılı Hamdi YazırŞayet sana karşı gelirlerse, de ki: "Ben sizin yaptıklarınızdan muhakkak uzağım
Ali BulaçSen, O güçlü ve üstün, esirgeyici olan (Allah')a tevekkül et
Yusuf AliAnd put thy trust on the Exalted in Might, the Merciful
Elmalılı Hamdi YazırSen O, mutlak galip ve engin merhamet sahibine güvenip dayan
Ali BulaçO, kıyam ettiğin zaman seni görüyor
Yusuf AliWho seeth thee standing forth (in prayer)
Elmalılı Hamdi YazırO ki, (gece namaza) kalktığın zaman seni görüyor
Ali BulaçSecde edenler arasında dönüp dolaşmanı da
Yusuf AliAnd thy movements among those who prostrate themselves
Elmalılı Hamdi YazırVe secde edenler arasında dolaşmanı da (görüyor)
Ali BulaçHiç şüphesiz, O, işitendir, bilendir
Yusuf AliFor it is He Who heareth and knoweth all things
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü her şeyi işiten, her şeyi bilen O'dur
Ali BulaçŞeytanların kimlere inmekte olduklarını size haber vereyim mi
Yusuf AliShall I inform you, (O people!), on whom it is that the evil ones descend
Elmalılı Hamdi YazırŞeytanların kime ineceğini size haber vereyim mi
Ali BulaçOnlar, 'gerçeği ters yüz eden,' günaha düşkün olan her yalancıya inerler
Yusuf AliThey descend on every lying, wicked person
Elmalılı Hamdi YazırOnlar, günaha, iftiraya düşkün olan herkesin üzerine inerler
Ali BulaçBunlar (şeytanlara) kulak verirler ve çoğu yalan söylemektedirler
Yusuf Ali(Into whose ears) they pour hearsay vanities, and most of them are liars
Elmalılı Hamdi YazırOnlar, (şeytanlara) kulak verirler ve onların çoğu yalancıdır
Ali BulaçŞairler ise; gerçekten onlara azgın-sapıklar uyar
Yusuf AliAnd the Poets,- It is those straying in Evil, who follow them
Elmalılı Hamdi YazırŞairler(e gelince), onlara da sapıklar uyar
Ali BulaçGörmedin mi; onlar, her bir vadide vehmedip duruyorlar
Yusuf AliSeest thou not that they wander distracted in every valley
Elmalılı Hamdi YazırOnların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve gerçekte yapmadıkları şeyleri söylediklerini görmedin mi
Ali BulaçVe gerçekten onlar, yapmayacakları şeyleri söylüyorlar
Yusuf AliAnd that they say what they practise not
Elmalılı Hamdi YazırOnların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve gerçekte yapmadıkları şeyleri söylediklerini görmedin mi
Ali BulaçAncak iman edenler, salih amellerde bulunanlar ve Allah'ı çokça zikredenler ile zulme uğratıldıktan sonra zafer kazananlar (veya öclerini alanlar) başka. Zulmetmekte olanlar, nasıl bir inkılaba uğrayıp devrileceklerini pek yakında bileceklerdir
Yusuf AliExcept those who believe, work righteousness, engage much in the remembrance of God, and defend themselves only after they are unjustly attacked. And soon will the unjust assailants know what vicissitudes their affairs will take
Elmalılı Hamdi YazırAncak iman edip iyi ameller işleyenler, Allah'ı çok çok ananlar ve haksızlığa uğratıldıklarında kendilerini savunanlar müstesna; haksızlık edenler, hangi dönüşe (hangi akibete) döndürüleceklerini yakında bileceklerdir