26. Ash-Shu'araa سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
Ali BulaçTa, Sin, Mim
Diyanet İşleri MealiTa, Sin, Mim
Yusuf AliTa. Sin. Mim
Ali BulaçBunlar, apaçık olan Kitab'ın ayetleridir
Diyanet İşleri MealiBunlar apaçık Kitap'ın ayetleridir
Yusuf AliThese are verses of the Book that makes (things) clear
Ali BulaçOnlar mü'min olmayacaklar diye neredeyse kendini kahredeceksin (öyle mi)
Diyanet İşleri Mealiİnanmıyorlar diye nerdeyse kendini mahvedeceksin
Yusuf AliIt may be thou frettest thy soul with grief, that they do not become Believers
Ali BulaçDilersek, onların üzerine gökten bir ayet (mucize) indiririz de, ona boyunları eğilmiş kalıverir
Diyanet İşleri MealiBiz dilesek onlara gökten bir mucize indiririz de ona boyun eğip kalırlar
Yusuf AliIf (such) were Our Will, We could send down to them from the sky a Sign, to which they would bend their necks in humility
Ali BulaçOnlara Rahman (olan Allah) dan yeni bir uyarı gelmeyiversin, hiç tartışmasız ondan yüz çevirirler
Diyanet İşleri MealiRahman'dan kendilerine gelen her yeni öğütten mutlaka yüz çevirirler
Yusuf AliBut there comes not to them a newly-revealed Message from (God) Most Gracious, but they turn away therefrom
Ali BulaçGerçekten yalanladılar; fakat, alay konusu yaptıkları şeyin haberi kendilerine pek yakında gelecektir
Diyanet İşleri MealiEvet, yalanladılar; alay edip durdukları şeylerin haberleri kendilerine ulaşacaktır
Yusuf AliThey have indeed rejected (the Message): so they will know soon (enough) the truth of what they mocked at
Ali BulaçYeryüzünde bir bakmadılar mı ki, Biz onda her güzel (kerim) çiftten nice ürünler bitirdik
Diyanet İşleri MealiYeryüzüne bakmazlar mı? Orada, bitkilerden nice güzel çiftler yetiştirmişizdir
Yusuf AliDo they not look at the earth,- how many noble things of all kinds We have produced therein
Ali BulaçŞüphesiz, bunda bir ayet vardır; ancak onların çoğu mü'min değildirler
Diyanet İşleri MealiŞüphesiz bunlarda Allah'ın kudretine işaret vardır, ama çoğu inanmazlar
Yusuf AliVerily, in this is a Sign: but most of them do not believe
Ali BulaçŞüphesiz, senin Rabbin, gerçekten O, üstün ve güçlüdür, merhamet sahibidir
Diyanet İşleri MealiRabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir
Yusuf AliAnd verily, thy Lord is He, the Exalted in Might, Most Merciful
Ali BulaçHani senin Rabbin, Musa'ya seslenmişti: "Zulmetmekte olan kavme git
Diyanet İşleri MealiRabbin Musa'ya: "Haksızlık eden millete, Firavun'un milletine git" diye nida etmişti. "Haksızlıktan sakınmazlar mı
Yusuf AliBehold, thy Lord called Moses: "Go to the people of iniquity
Ali BulaçFiravun'un kavmine, hala sakınmıyorlar mı
Diyanet İşleri MealiRabbin Musa'ya: "Haksızlık eden millete, Firavun'un milletine git" diye nida etmişti. "Haksızlıktan sakınmazlar mı
Yusuf AliThe people of the Pharaoh: will they not fear God
Ali BulaçDedi ki: "Rabbim, gerçekten ben, onların beni yalanlamalarından korkuyorum
Diyanet İşleri MealiMusa: "Rabbim! Doğrusu beni yalanlamalarından korkuyorum; göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor. Onun için Harun'a da elçilik ver. Onların bana isnat ettikleri bir suç da vardır. Beni öldürmelerinden korkuyorum" demişti
Yusuf AliHe said: "O my Lord! I do fear that they will charge me with falsehood
Ali BulaçGöğsüm sıkışıyor, dilim dönmüyor; bundan dolayı Harun'a da (elçilik görevini bildirmesi için Cibril'i) gönder
Diyanet İşleri MealiMusa: "Rabbim! Doğrusu beni yalanlamalarından korkuyorum; göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor. Onun için Harun'a da elçilik ver. Onların bana isnat ettikleri bir suç da vardır. Beni öldürmelerinden korkuyorum" demişti
Yusuf AliMy breast will be straitened. And my speech may not go (smoothly): so send unto Aaron
Ali BulaçÜstelik, onların bana karşı (davasını savunacakları bir cinayet) suçu(m) var; bundan dolayı beni öldürmelerinden korkuyorum
Diyanet İşleri MealiMusa: "Rabbim! Doğrusu beni yalanlamalarından korkuyorum; göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor. Onun için Harun'a da elçilik ver. Onların bana isnat ettikleri bir suç da vardır. Beni öldürmelerinden korkuyorum" demişti
Yusuf AliAnd (further), they have a charge of crime against me; and I fear they may slay me
Ali Bulaç(Allah:) "Hayır," dedi. "İkiniz de ayetlerimle gidin, şüphesiz sizinle birlikteyiz (ve) işitmekteyiz
Diyanet İşleri MealiAllah: "Hayır; ikiniz mucizelerimizle gidiniz. Doğrusu Biz sizinle beraber dinlemekteyiz. Firavun'a varınız: "Biz şüphesiz alemlerin Rabbinin elçisiyiz; İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, deyiniz" demişti
Yusuf AliGod said: "By no means! proceed then, both of you, with Our Signs; We are with you, and will listen (to your call)
Ali BulaçGecikmeksizin Firavun'a giderek deyin ki: Gerçekten biz, alemlerin Rabbinin elçisiyiz
Diyanet İşleri MealiAllah: "Hayır; ikiniz mucizelerimizle gidiniz. Doğrusu Biz sizinle beraber dinlemekteyiz. Firavun'a varınız: "Biz şüphesiz alemlerin Rabbinin elçisiyiz; İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, deyiniz" demişti
Yusuf AliSo go forth, both of you, to Pharaoh, and say: 'We have been sent by the Lord and Cherisher of the worlds
Ali Bulaçİsrailoğulları'nı bizimle birlikte göndermen için (sana geldik)
Diyanet İşleri MealiAllah: "Hayır; ikiniz mucizelerimizle gidiniz. Doğrusu Biz sizinle beraber dinlemekteyiz. Firavun'a varınız: "Biz şüphesiz alemlerin Rabbinin elçisiyiz; İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, deyiniz" demişti
Yusuf AliSend thou with us the Children of Israel
Ali Bulaç(Gittiler ve Firavun:) Dedi ki: "Biz seni içimizde daha çocukken yetiştirip büyütmedik mi? Sen ömrünün nice yıllarını aramızda geçirmedin mi
Diyanet İşleri MealiFiravun Musa'ya: "Biz seni çocukken yanımıza alıp büyütmedik mi? Hayatının birçok yıllarını aramızda geçirmedin mi? Sonunda yapacağını da yaptın. Sen nankörün birisin" dedi
Yusuf Ali(Pharaoh) said: "Did we not cherish thee as a child among us, and didst thou not stay in our midst many years of thy life
Ali BulaçVe sen, yapacağın işi (cinayeti) de işledin; sen nankörlerdensin
Diyanet İşleri MealiFiravun Musa'ya: "Biz seni çocukken yanımıza alıp büyütmedik mi? Hayatının birçok yıllarını aramızda geçirmedin mi? Sonunda yapacağını da yaptın. Sen nankörün birisin" dedi
Yusuf AliAnd thou didst a deed of thine which (thou knowest) thou didst, and thou art an ungrateful (wretch)
Ali Bulaç(Musa) Dedi ki: "Ben onu yaptığım zaman şaşkınlardandım
Diyanet İşleri MealiMusa: "O işi kasden yaptımsa sapıklardan biri sayılırım. Bu yüzden sizden korkunca aranızdan kaçtım. Sonra, Rabbim bana hikmet verip, beni peygamber yaptı. Başıma kaktığın bu nimet, İsrailoğullarını kendine köle ettiğinden ötürüdür" dedi
Yusuf AliMoses said: "I did it then, when I was in error
Ali BulaçSizden korkunca da hemen aranızdan kaçtım; sonra Rabbim bana hüküm (ve hikmet) verdi ve beni gönderilen (elçilerden) kıldı
Diyanet İşleri MealiMusa: "O işi kasden yaptımsa sapıklardan biri sayılırım. Bu yüzden sizden korkunca aranızdan kaçtım. Sonra, Rabbim bana hikmet verip, beni peygamber yaptı. Başıma kaktığın bu nimet, İsrailoğullarını kendine köle ettiğinden ötürüdür" dedi
Yusuf AliSo I fled from you (all) when I feared you; but my Lord has (since) invested me with judgment (and wisdom) and appointed me as one of the apostles
Ali BulaçBana karşı lütuf-dediğin nimet de, İsrailoğulları'nı köle kılmandan dolayıdır
Diyanet İşleri MealiMusa: "O işi kasden yaptımsa sapıklardan biri sayılırım. Bu yüzden sizden korkunca aranızdan kaçtım. Sonra, Rabbim bana hikmet verip, beni peygamber yaptı. Başıma kaktığın bu nimet, İsrailoğullarını kendine köle ettiğinden ötürüdür" dedi
Yusuf AliAnd this is the favour with which thou dost reproach me,- that thou hast enslaved the Children of Israel
Ali BulaçFiravun dedi ki: "Alemlerin Rabbi nedir
Diyanet İşleri MealiFiravun: "Alemlerin Rabbi de nedir?" dedi
Yusuf AliPharaoh said: "And what is the 'Lord and Cherisher of the worlds
Ali BulaçDedi ki: "Göklerin, yerin ve bu ikisi arasında olan herşeyin Rabbidir. Eğer 'kesin bilgiyle inanıyorsanız' (böyledir)
Diyanet İşleri MealiMusa: "Kesin olarak inanacaksanız, bilin ki O göklerin, yerin ve ikisinin arasında bulunanların Rabbidir" dedi
Yusuf Ali(Moses) said: "The Lord and Cherisher of the heavens and the earth, and all between,- if ye want to be quite sure
Ali BulaçÇevresindekilere dedi ki: "İşitiyor musunuz
Diyanet İşleri MealiYanında bulunanlara: "İşitmiyor musunuz?" dedi
Yusuf Ali(Pharaoh) said to those around: "Did ye not listen (to what he says)
Ali Bulaç(Musa:) Dedi ki: "O sizin de Rabbiniz, geçmişteki atalarınızın da Rabbidir
Diyanet İşleri MealiO sizin de Rabbiniz, önce geçmiş atalarınızın da Rabbidir" dedi
Yusuf Ali(Moses) said: "Your Lord and the Lord of your fathers from the beginning
Ali Bulaç(Firavun) Dedi ki: "Şüphesiz size gönderilmiş bulunan elçiniz, gerçekten bir delidir
Diyanet İşleri MealiFiravun, çevresindekilere: "Size gönderilen peygamberiniz şüphesiz delidir" dedi
Yusuf Ali(Pharaoh) said: "Truly your apostle who has been sent to you is a veritable madman
Ali BulaçEğer aklınızı kullanabiliyorsanız, O, doğunun da, batının da ve bunlar arasında olan herşeyin de Rabbidir" dedi (Musa)
Diyanet İşleri MealiMusa: "Eğer akledebilen kimselerseniz bilin ki O, doğunun, batının ve ikisinin arasında bulunanların Rabbidir" dedi
Yusuf Ali(Moses) said: "Lord of the East and the West, and all between! if ye only had sense
Ali Bulaç(Firavun) dedi ki: "Andolsun, benim dışımda bir ilah edinecek olursan, seni mutlaka hapse atacağım
Diyanet İşleri MealiFiravun: "Benden başkasını tanrı edinirsen, and olsun ki seni zindanlık ederim" dedi
Yusuf Ali(Pharaoh) said: "If thou dost put forward any god other than me, I will certainly put thee in prison
Ali Bulaç(Musa) Dedi ki: "Sana apaçık bir şey getirmiş olsam da mı
Diyanet İşleri MealiMusa: "Sana apaçık bir şey getirmiş isem de mi?" dedi
Yusuf Ali(Moses) said: "Even if I showed you something clear (and) convincing
Ali Bulaç(Firavun) Dedi ki: "Eğer doğru sözlü isen, onu getir
Diyanet İşleri MealiFiravun: "Doğru sözlülerden isen haydi getir" dedi
Yusuf Ali(Pharaoh) said: "Show it then, if thou tellest the truth
Ali BulaçBunun üzerine asasını bırakıverdi, bir de (ne görsünler) o, açıkça bir ejderha oluverdi
Diyanet İşleri MealiBunun üzerine Musa değneğini attı, besbelli bir yılan oluverdi
Yusuf AliSo (Moses) threw his rod, and behold, it was a serpent, plain (for all to see)
Ali BulaçElini de çekip çıkardı, bir de (ne görsün) o, bakanlar için 'parlayıp aydınlanıvermiş
Diyanet İşleri MealiElini çıkardı, bakanlara bembeyaz göründü
Yusuf AliAnd he drew out his hand, and behold, it was white to all beholders
Ali Bulaç(Firavun,) Çevresindeki önde gelenlere: "Bu” dedi, "Doğrusu bilgin bir büyücüdür
Diyanet İşleri MealiFiravun çevresinde bulunan ileri gelenlere: "Doğrusu bu bilgin bir sihirbaz; sizi sihirle yurdunuzdan çıkarmak istiyor; ne buyurursunuz?" dedi
Yusuf Ali(Pharaoh) said to the Chiefs around him: "This is indeed a sorcerer well- versed
Ali BulaçBüyüsüyle sizi yurdunuzdan sürüp çıkarmak istiyor; ne buyurursunuz
Diyanet İşleri MealiFiravun çevresinde bulunan ileri gelenlere: "Doğrusu bu bilgin bir sihirbaz; sizi sihirle yurdunuzdan çıkarmak istiyor; ne buyurursunuz?" dedi
Yusuf AliHis plan is to get you out of your land by his sorcery; then what is it ye counsel
Ali BulaçDediler ki: "Bunu ve kardeşini oyala, şehirlere de toplayıcılar gönder
Diyanet İşleri MealiOnu ve kardeşini alıkoy, şehirlere, sana bütün bilgin sihirbazları getirecek toplayıcılar gönder" dediler
Yusuf AliThey said: "Keep him and his brother in suspense (for a while), and dispatch to the Cities heralds to collect
Ali BulaçBütün uzman-bilgin büyücüleri sana getirsinler
Diyanet İşleri MealiOnu ve kardeşini alıkoy, şehirlere, sana bütün bilgin sihirbazları getirecek toplayıcılar gönder" dediler
Yusuf AliAnd bring up to thee all (our) sorcerers well-versed
Ali BulaçBöylelikle büyücüler, bilinen bir günün belli vaktinde biraraya getirildi
Diyanet İşleri MealiSihirbazlar, belirli bir günün bildirilen vaktinde toplandılar
Yusuf AliSo the sorcerers were got together for the appointment of a day well-known
Ali BulaçVe insanlara da: "Siz de toplanıyor musunuz? dendi
Diyanet İşleri Mealiİnsanlara: "Siz de toplanır mısınız?" denildi
Yusuf AliAnd the people were told: "Are ye (now) assembled
Ali BulaçUmarız ki, eğer galip gelirse biz de büyücülere uyarız
Diyanet İşleri MealiSihirbazlar üstün gelirlerse biz de onlara uyarız" dediler
Yusuf AliThat we may follow the sorcerers (in religion) if they win
Ali BulaçBüyücüler geldiklerinde, Firavun'a: "Şayet biz galip gelirsek, bize bir ücret var gerçekten, değil mi?" dediler
Diyanet İşleri MealiSihirbazlar geldiklerinde, Firavun'a; "Biz üstün gelirsek, şüphesiz bize bir ücret vardır değil mi?" dediler
Yusuf AliSo when the sorcerers arrived, they said to Pharaoh: "Of course - shall we have a (suitable) reward if we win
Ali BulaçEvet" dedi. "Üstelik şüphesiz siz en yakın(larım) kılınanlardan olacaksınız
Diyanet İşleri MealiFiravun: "Evet; o takdirde siz gözde kimselerden olacaksınız" dedi
Yusuf AliHe said: "Yea, (and more),- for ye shall in that case be (raised to posts) nearest (to my person)
Ali BulaçMusa onlara dedi ki: "Atacağınızı atın
Diyanet İşleri MealiMusa onlara: "Ne atacaksanız atın" dedi
Yusuf AliMoses said to them: "Throw ye - that which ye are about to throw
Ali BulaçOnlar da, iplerini ve asalarını atıverdiler ve: "Firavun'un üstünlüğü adına, hiç tartışmasız, üstün olanlar gerçekten bizleriz" dediler
Diyanet İşleri MealiOnlar da iplerini ve değneklerini attılar ve: "Firavun hakkı için, şüphesiz, biz üstün geleceğiz" dediler
Yusuf AliSo they threw their ropes and their rods, and said: "By the might of Pharaoh, it is we who will certainly win
Ali BulaçBöylelikle Musa da asasını bırakıverdi, bir de (ne görsünler) o, uydurmakta olduklarını yutuveriyor
Diyanet İşleri MealiBunun üzerine Musa değneğini attı; onların uydurduklarını yutmağa başlayıverdi
Yusuf AliThen Moses threw his rod, when, behold, it straightway swallows up all the falsehoods which they fake
Ali BulaçAnında büyücüler secdeye kapandılar
Diyanet İşleri MealiBunu gören sihirbazlar secdeye kapanarak: "Alemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine inandık" dediler
Yusuf AliThen did the sorcerers fall down, prostrate in adoration
Ali Bulaç(Ve:) "Alemlerin Rabbine iman ettik" dediler
Diyanet İşleri MealiBunu gören sihirbazlar secdeye kapanarak: "Alemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine inandık" dediler
Yusuf AliSaying: "We believe in the Lord of the Worlds
Ali BulaçMusa'nın ve Harun'un Rabbine
Diyanet İşleri MealiBunu gören sihirbazlar secdeye kapanarak: "Alemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine inandık" dediler
Yusuf AliThe Lord of Moses and Aaron
Ali Bulaç(Firavun) Dedi ki: "Ona, ben size izin vermeden önce mi inandınız? Şüphesiz, o, size büyüyü öğreten büyüğünüzdür; öyleyse yakında bileceksiniz. Şüphesiz ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim ve sizin hepinizi gerçekten asıp-sallandıracağım
Diyanet İşleri MealiFiravun: "Ben size izin vermeden ona iman mı ettiniz? Muhakkak ki o, size sihri öğreten büyüğünüzdür. Şimdi bileceksiniz; ellerinizi ayaklarınızı, and olsun, çaprazlama kestireceğim, hepinizi astıracağım" dedi
Yusuf AliSaid (Pharaoh): "Believe ye in Him before I give you permission? surely he is your leader, who has taught you sorcery! but soon shall ye know! Be sure I will cut off your hands and your feet on opposite sides, and I will cause you all to die on the cross
Ali BulaçHiç zararı yok" dediler. "Çünkü biz gerçekten Rabbimiz'e dönücüleriz
Diyanet İşleri Mealiİman eden sihirbazlar: "Zararı yok, biz şüphesiz Rabbimize doneceğiz; inananların ilki olmamızdan ötürü, Rabbimizin kusurlarımızı bize bağışlayacağını umarız" dediler
Yusuf AliThey said: "No matter! for us, we shall but return to our Lord
Ali BulaçDoğrusu biz, iman edenlerin ilki olduğumuzdan dolayı Rabbimiz'in bizim hatalarımızı bağışlayacağını umuyoruz
Diyanet İşleri Mealiİman eden sihirbazlar: "Zararı yok, biz şüphesiz Rabbimize doneceğiz; inananların ilki olmamızdan ötürü, Rabbimizin kusurlarımızı bize bağışlayacağını umarız" dediler
Yusuf AliOnly, our desire is that our Lord will forgive us our faults, that we may become foremost among the believers
Ali BulaçMusa'ya: "Kullarımı gece yürüyüşe geçir, çünkü izleneceksiniz" diye vahyettik
Diyanet İşleri MealiBiz Musa'ya: "Kullarımı geceleyin yola çıkar; şüphesiz takip edileceksiniz" diye vahyettik
Yusuf AliBy inspiration we told Moses: "Travel by night with my servants; for surely ye shall be pursued
Ali BulaçBunun üzerine Firavun şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi
Diyanet İşleri MealiBu arada Firavun şehirlere, "Doğrusu bunlar bizi öfkelendiren döküntü azınlıklardır; hepimiz tedbirli olmalıyız" diyen münadiler gönderdi
Yusuf AliThen Pharaoh sent heralds to (all) the Cities
Ali BulaçGerçek şu ki bunlar azınlık olan bir topluluktur
Diyanet İşleri MealiBu arada Firavun şehirlere, "Doğrusu bunlar bizi öfkelendiren döküntü azınlıklardır; hepimiz tedbirli olmalıyız" diyen münadiler gönderdi
Yusuf Ali(Saying): "These (Israelites) are but a small band
Ali BulaçVe elbette bize karşı da büyük bir öfke beslemektedirler
Diyanet İşleri MealiBu arada Firavun şehirlere, "Doğrusu bunlar bizi öfkelendiren döküntü azınlıklardır; hepimiz tedbirli olmalıyız" diyen münadiler gönderdi
Yusuf AliAnd they are raging furiously against us
Ali BulaçBiz ise uyanık bir toplumuz" (dedi)
Diyanet İşleri MealiBu arada Firavun şehirlere, "Doğrusu bunlar bizi öfkelendiren döküntü azınlıklardır; hepimiz tedbirli olmalıyız" diyen münadiler gönderdi
Yusuf AliBut we are a multitude amply fore-warned
Ali BulaçBöylelikle Biz onları (Firavun ve kavmini) bahçelerden ve pınarlardan sürüp çıkardık
Diyanet İşleri MealiAma biz Firavun ve adamlarını bahçelerden, pınar başlarından, hazinelerden ve şerefli makamlardan çıkardık. Böylece oralara İsrailoğullarını mirasçı kıldık
Yusuf AliSo We expelled them from gardens, springs
Ali BulaçHazinelerden ve soylu makam(lar)dan da
Diyanet İşleri MealiAma biz Firavun ve adamlarını bahçelerden, pınar başlarından, hazinelerden ve şerefli makamlardan çıkardık. Böylece oralara İsrailoğullarını mirasçı kıldık
Yusuf AliTreasures, and every kind of honourable position
Ali Bulaçİşte böyle; bunlara İsrailoğulları'nı mirasçı kıldık
Diyanet İşleri MealiAma biz Firavun ve adamlarını bahçelerden, pınar başlarından, hazinelerden ve şerefli makamlardan çıkardık. Böylece oralara İsrailoğullarını mirasçı kıldık
Yusuf AliThus it was, but We made the Children of Israel inheritors of such things
Ali BulaçBöylece (Firavun ve ordusu) güneşin doğuş vakti onları izlemeye koyuldular
Diyanet İşleri MealiFiravun ve adamları güneş üzerlerine doğarken onların ardına düştüler
Yusuf AliSo they pursued them at sunrise
Ali Bulaçİki topluluk birbirini gördükleri zaman Musa'nın adamları: "Gerçekten yakalandık" dediler
Diyanet İşleri Mealiİki topluluk birbirini gördüğünde, Musa'nın adamları: "İşte yakalandık" dediler
Yusuf AliAnd when the two bodies saw each other, the people of Moses said: "We are sure to be overtaken
Ali Bulaç(Musa:) "Hayır" dedi. "Şüphesiz Rabbim, benimle beraberdir; bana yol gösterecektir
Diyanet İşleri MealiMusa: "Hayır; Rabbim benimle beraberdir, bana elbette yol gösterecektir" dedi
Yusuf Ali(Moses) said: "By no means! my Lord is with me! Soon will He guide me
Ali BulaçBunun üzerine Musa'ya: "Asanla denize vur" diye vahyettik. (Vurdu ve) Deniz hemencecik yarılıverdi de her parçası kocaman bir dağ gibi oldu
Diyanet İşleri MealiBunun üzerine Biz Musa'ya: "Değneğinle denize vur" diye vahyettik. Hemen deniz ikiye ayrıldı, her parçası yüce bir dağ gibiydi
Yusuf AliThen We told Moses by inspiration: "Strike the sea with thy rod." So it divided, and each separate part became like the huge, firm mass of a mountain
Ali BulaçÖtekileri de buraya yaklaştırdık
Diyanet İşleri Mealiİşte oraya, geridekileri de yaklaştırdık
Yusuf AliAnd We made the other party approach thither
Ali BulaçMusa'yı ve onunla birlikte olanların hepsini kurtarmış olduk
Diyanet İşleri MealiMusa ve beraberinde bulunanların hepsini kurtardık
Yusuf AliWe delivered Moses and all who were with him
Ali BulaçSonra ötekileri suda boğduk
Diyanet İşleri MealiÖbürlerini suda boğduk
Yusuf AliBut We drowned the others
Ali BulaçŞüphesiz, bunda bir ayet vardır. Ama onların çoğu iman etmiş değildirler
Diyanet İşleri MealiBunda şüphesiz ders vardır, ama çoğu inanmamıştır
Yusuf AliVerily in this is a Sign: but most of them do not believe
Ali BulaçVe hiç şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir
Diyanet İşleri MealiDoğrusu Rabbin, güçlü olandır, merhamet edendir
Yusuf AliAnd verily thy Lord is He, the Exalted in Might, Most Merciful
Ali BulaçOnlara İbrahim'in haberini de aktar-oku
Diyanet İşleri MealiOnlara İbrahim'in kıssasını anlat
Yusuf AliAnd rehearse to them (something of) Abraham's story
Ali BulaçHani, babasına ve kavmine: "Siz neye kulluk ediyorsunuz?" demişti
Diyanet İşleri Mealiİbrahim, babasına ve milletine: "Nelere tapıyorsunuz?" demişti
Yusuf AliBehold, he said to his father and his people: "What worship ye
Ali BulaçDemişlerdi ki: "Putlara tapıyoruz, bunun için sürekli onların önünde bel büküp eğiliyoruz
Diyanet İşleri MealiPutlara tapıyoruz, onlara bağlanıp duruyoruz" demişlerdi
Yusuf AliThey said: "We worship idols, and we remain constantly in attendance on them
Ali BulaçDedi ki: "Peki, dua ettiğiniz zaman onlar sizi işitiyorlar mı
Diyanet İşleri Mealiİbrahim: "Çağırdığınız zaman sizi duyarlar veya size bir fayda ve zarar verirler mi?" demişti
Yusuf AliHe said: "Do they listen to you when ye call (on them)
Ali BulaçYa da size bir yararları veya zararları dokunuyor mu
Diyanet İşleri Mealiİbrahim: "Çağırdığınız zaman sizi duyarlar veya size bir fayda ve zarar verirler mi?" demişti
Yusuf Alior do you good or harm
Ali BulaçHayır" dediler. "Biz atalarımızı böyle yaparlarken bulduk
Diyanet İşleri MealiHayır ama, babalarımızı da bu şekilde ibadet ederken bulduk" demişlerdi
Yusuf AliThey said: "Nay, but we found our fathers doing thus (what we do)
Ali Bulaç(İbrahim) Dedi ki: "Şimdi, neye tapmakta olduğunuzu gördünüz mü
Diyanet İşleri Mealiİbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat
Yusuf AliHe said: "Do ye then see whom ye have been worshipping
Ali BulaçHem siz, hem de eski atalarınız
Diyanet İşleri Mealiİbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat
Yusuf AliYe and your fathers before you
Ali Bulaçİşte bunlar, gerçekten benim düşmanımdır; yalnızca alemlerin Rabbi hariç
Diyanet İşleri Mealiİbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat
Yusuf AliFor they are enemies to me; not so the Lord and Cherisher of the Worlds
Ali BulaçKi beni yaratan ve bana hidayet veren O'dur
Diyanet İşleri Mealiİbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat
Yusuf AliWho created me, and it is He Who guides me
Ali BulaçBana yediren ve içiren O'dur
Diyanet İşleri Mealiİbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat
Yusuf AliWho gives me food and drink
Ali BulaçHastalandığım zaman bana şifa veren O'dur
Diyanet İşleri Mealiİbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat
Yusuf AliAnd when I am ill, it is He Who cures me
Ali BulaçBeni öldürecek, sonra diriltecek olan da O'dur
Diyanet İşleri Mealiİbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat
Yusuf AliWho will cause me to die, and then to life (again)
Ali BulaçDin (ceza) günü hatalarımı bağışlayacağını umduğum da O'dur
Diyanet İşleri Mealiİbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat
Yusuf AliAnd who, I hope, will forgive me my faults on the day of Judgment
Ali BulaçRabbim, bana hüküm (ve hikmet) bağışla ve beni salih olanlara kat
Diyanet İşleri Mealiİbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat
Yusuf AliO my Lord! bestow wisdom on me, and join me with the righteous
Ali BulaçSonra gelecekler arasında bana bir doğruluk dili (lisan-ı sıdk) ver
Diyanet İşleri MealiSonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti
Yusuf AliGrant me honourable mention on the tongue of truth among the latest (generations)
Ali BulaçBeni nimetlerle-donatılmış cennetin mirasçılarından kıl
Diyanet İşleri MealiSonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti
Yusuf AliMake me one of the inheritors of the Garden of Bliss
Ali BulaçBabamı da bağışla, çünkü o şaşırıp sapanlardandır
Diyanet İşleri MealiSonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti
Yusuf AliForgive my father, for that he is among those astray
Ali BulaçVe beni (insanların) diriltilecekleri gün küçük düşürme
Diyanet İşleri MealiSonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti
Yusuf AliAnd let me not be in disgrace on the Day when (men) will be raised up
Ali BulaçMalın da, çocukların da bir yarar sağlayamadığı günde
Diyanet İşleri MealiSonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti
Yusuf AliThe Day whereon neither wealth nor sons will avail
Ali BulaçAncak Allah'a selim bir kalp ile gelenler başka
Diyanet İşleri MealiSonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti
Yusuf AliBut only he (will prosper) that brings to God a sound heart
Ali Bulaç(O gün) Cennet takva sahiplerine yaklaştırılır
Diyanet İşleri MealiO gün cennet Allah'a karşı gelmekten sakınanlara yaklaştırılır. Cehennem de azgınlara gösterilir
Yusuf AliTo the righteous, the Garden will be brought near
Ali BulaçCehennem de azgınlar için sergilenir
Diyanet İşleri MealiO gün cennet Allah'a karşı gelmekten sakınanlara yaklaştırılır. Cehennem de azgınlara gösterilir
Yusuf AliAnd to those straying in Evil, the Fire will be placed in full view
Ali BulaçVe onlara: "Tapmakta olduklarınız nerede?" denilir
Diyanet İşleri MealiOnlara: "Allah'ı bırakıp taptıklarınız nerededir. Size yardım ediyorlar mı veya kendilerine yardımları dokunuyor mu?" denilir
Yusuf AliAnd it shall be said to them: 'Where are the (gods) ye worshipped
Ali BulaçAllah'ın dışında olan (ilah)lar; size yardımları dokunuyor mu, veya kendilerine yardımları oluyor mu
Diyanet İşleri MealiOnlara: "Allah'ı bırakıp taptıklarınız nerededir. Size yardım ediyorlar mı veya kendilerine yardımları dokunuyor mu?" denilir
Yusuf AliBesides God? Can they help you or help themselves
Ali BulaçArtık onlar ve azgınlar onun içine dökülüverilmiştir
Diyanet İşleri MealiOnlar, azgınlar ve İblis'in adamları, hepsi, tepetakla oraya atılırlar
Yusuf AliThen they will be thrown headlong into the (Fire),- they and those straying in Evil
Ali BulaçVe İblis'in bütün orduları da
Diyanet İşleri MealiOnlar, azgınlar ve İblis'in adamları, hepsi, tepetakla oraya atılırlar
Yusuf AliAnd the whole hosts of Iblis together
Ali BulaçOrada birbirleriyle çekişip tartışarak derler ki
Diyanet İşleri MealiOrada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler
Yusuf AliThey will say there in their mutual bickerings
Ali BulaçAndolsun Allah'a, biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz
Diyanet İşleri MealiOrada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler
Yusuf AliBy God, we were truly in an error manifest
Ali BulaçÇünkü sizi (yalancı olanları) alemlerin Rabbiyle eşit tutuyorduk
Diyanet İşleri MealiOrada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler
Yusuf AliWhen we held you as equals with the Lord of the Worlds
Ali BulaçBizi suçlu-günahkarlardan başka saptıran olmadı
Diyanet İşleri MealiOrada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler
Yusuf AliAnd our seducers were only those who were steeped in guilt
Ali BulaçArtık bizim için ne bir şefaatçi var
Diyanet İşleri MealiOrada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler
Yusuf AliNow, then, we have none to intercede (for us)
Ali BulaçNe de candan-yakın bir dost
Diyanet İşleri MealiOrada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler
Yusuf AliNor a single friend to feel (for us)
Ali BulaçBizim bir kere daha (dünyaya dönüşümüz mümkün) olsaydı da iman edenlerden olabilseydik
Diyanet İşleri MealiOrada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler
Yusuf AliNow if we only had a chance of return we shall truly be of those who believe
Ali BulaçGerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler
Diyanet İşleri MealiBunda şüphesiz bir ders vardır ama çoğu inanmamıştır
Yusuf AliVerily in this is a Sign but most of them do not believe
Ali BulaçVe şüphesiz senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir
Diyanet İşleri MealiRabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir
Yusuf AliAnd verily thy Lord is He, the Exalted in Might, Most Merciful
Ali BulaçNuh kavmi de gönderilen (peygamber)leri yalanladı
Diyanet İşleri MealiNuh'un milleti peygamberlerini yalanladı
Yusuf AliThe people of Noah rejected the apostles
Ali BulaçHani onlara kardeşleri Nuh: "Sakınmaz mısınız?" demişti
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Nuh, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin" dedi
Yusuf AliBehold, their brother Noah said to them: "Will ye not fear (God)
Ali BulaçGerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Nuh, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin" dedi
Yusuf AliI am to you an apostle worthy of all trust
Ali BulaçArtık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Nuh, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin" dedi
Yusuf AliSo fear God, and obey me
Ali BulaçBuna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Nuh, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin" dedi
Yusuf AliNo reward do I ask of you for it: my reward is only from the Lord of the Worlds
Ali BulaçArtık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Nuh, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin" dedi
Yusuf AliSo fear God, and obey me
Ali BulaçDediler ki: "Sana, sıradan aşağılık insanlar uymuşken inanır mıyız
Diyanet İşleri MealiSana mı inanacağız? Sana en rezil kimseler uymaktadır" dediler
Yusuf AliThey said: "Shall we believe in thee when it is the meanest that follow thee
Ali BulaçDedi ki: "Onların yapmakta oldukları hakkında benim bilgim yoktur
Diyanet İşleri MealiNuh: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur; hesabları Rabbime aittir, düşünsenize! Ben inananları kovacak değilim. Ben sadece açıkça uyarıcıyım" dedi
Yusuf AliHe said: "And what do I know as to what they do
Ali BulaçOnların hesabı yalnızca Rabbime aittir, eğer şuurundaysanız (anlarsınız)
Diyanet İşleri MealiNuh: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur; hesabları Rabbime aittir, düşünsenize! Ben inananları kovacak değilim. Ben sadece açıkça uyarıcıyım" dedi
Yusuf AliTheir account is only with my Lord, if ye could (but) understand
Ali BulaçVe ben mü'min olanları kovacak değilim
Diyanet İşleri MealiNuh: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur; hesabları Rabbime aittir, düşünsenize! Ben inananları kovacak değilim. Ben sadece açıkça uyarıcıyım" dedi
Yusuf AliI am not one to drive away those who believe
Ali BulaçBen, yalnızca apaçık bir uyarıcıyım
Diyanet İşleri MealiNuh: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur; hesabları Rabbime aittir, düşünsenize! Ben inananları kovacak değilim. Ben sadece açıkça uyarıcıyım" dedi
Yusuf AliI am sent only to warn plainly in public
Ali BulaçDediler ki: "Eğer (bu söylediklerine) bir son vermeyecek olursan, gerçekten taşa tutulup kovulacaksın
Diyanet İşleri MealiEy Nuh! Eğer bu işe son vermezsen, şüphesiz taşlanacaklardan olacaksın" dediler
Yusuf AliThey said: "If thou desist not, O Noah! thou shalt be stoned (to death)
Ali BulaçDedi ki: "Rabbim, şüphesiz kavmim beni yalanladı
Diyanet İşleri MealiNuh: "Rabbim! Milletim beni yalanladı. Benimle onların arasında Sen hüküm ver. Beni ve beraberimdeki inananları kurtar" dedi
Yusuf AliHe said: "O my Lord! truly my people have rejected me
Ali BulaçBundan böyle, benimle onların arasını açık bir hükümle ayır ve beni ve benimle birlikte olan mü'minleri kurtar
Diyanet İşleri MealiNuh: "Rabbim! Milletim beni yalanladı. Benimle onların arasında Sen hüküm ver. Beni ve beraberimdeki inananları kurtar" dedi
Yusuf AliJudge Thou, then, between me and them openly, and deliver me and those of the Believers who are with me
Ali BulaçBunun üzerine, onu ve onunla birlikte olanları (insan ve hayvanlarla) yüklü gemi içinde kurtardık
Diyanet İşleri MealiBunun üzerine onu ve beraberinde bulunanları, dolu bir gemi içinde taşıyarak kurtardık
Yusuf AliSo We delivered him and those with him, in the Ark filled (with all creatures)
Ali BulaçSonra bunun ardından geride kalanları da suda-boğduk
Diyanet İşleri MealiSonra de geride kalanları suda boğduk
Yusuf AliThereafter We drowned those who remained behind
Ali BulaçGerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler
Diyanet İşleri MealiDoğrusu bunda bir ders vardır, ama çoğu inanmamıştır
Yusuf AliVerily in this is a Sign: but most of them do not believe
Ali BulaçVe şüphesiz senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir
Diyanet İşleri MealiRabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir
Yusuf AliAnd verily thy Lord is He, the Exalted in Might, Most Merciful
Ali BulaçAd (kavmi) de gönderilen (elçi)leri yalanladı
Diyanet İşleri MealiAd milleti de peygamberleri yalanladı
Yusuf AliThe 'Ad (people) rejected the apostles
Ali BulaçHani onlara kardeşleri Hud: "Sakınmaz mısınız?" demişti
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi
Yusuf AliBehold, their brother Hud said to them: "Will ye not fear (God)
Ali BulaçGerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi
Yusuf AliI am to you an apostle worthy of all trust
Ali BulaçArtık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi
Yusuf AliSo fear God and obey me
Ali BulaçBuna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi
Yusuf AliNo reward do I ask of you for it: my reward is only from the Lord of the Worlds
Ali BulaçSiz, her yüksekçe yere bir anıt inşa edip (yararsız bir şeyle) oyalanıp eğleniyor musunuz
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi
Yusuf AliDo ye build a landmark on every high place to amuse yourselves
Ali BulaçÖlümsüz kılınmak umuduyla sanat yapıları mı ediniyorsunuz
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi
Yusuf AliAnd do ye get for yourselves fine buildings in the hope of living therein (for ever)
Ali BulaçTutup yakaladığınız zaman da zorbalar gibi mi yakalıyorsunuz
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi
Yusuf AliAnd when ye exert your strong hand, do ye do it like men of absolute power
Ali BulaçArtık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi
Yusuf AliNow fear God, and obey me
Ali BulaçBildiğiniz şeylerle size yardım edenden korkup-sakının
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi
Yusuf AliYea, fear Him Who has bestowed on you freely all that ye know
Ali BulaçSize hayvanlar, çocuklar (vererek) yardım etti
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi
Yusuf AliFreely has He bestowed on you cattle and sons
Ali BulaçBahçeler ve pınarlar da
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi
Yusuf AliAnd Gardens and Springs
Ali BulaçDoğrusu, ben sizin için büyük bir günün azabından korkuyorum
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi
Yusuf AliTruly I fear for you the Penalty of a Great Day
Ali BulaçDediler ki: "Bizim için fark etmez; öğüt versen de, öğüt verenlerden olmasan da
Diyanet İşleri Mealiİster öğüt ver, ister öğüt verenlerden olma, bizce birdir
Yusuf AliThey said: "It is the same to us whether thou admonish us or be not among (our) admonishers
Ali BulaçBu, geçmiştekilerin 'geleneksel tutumundan başkası değildir
Diyanet İşleri MealiBu durumumuz öncekilerin geleneğidir. Biz azaba uğratılacak da değiliz" dediler
Yusuf AliThis is no other than a customary device of the ancients
Ali BulaçVe biz azap görecek de değiliz
Diyanet İşleri MealiBu durumumuz öncekilerin geleneğidir. Biz azaba uğratılacak da değiliz" dediler
Yusuf AliAnd we are not the ones to receive Pains and Penalties
Ali BulaçBöylelikle onu yalanladılar, Biz de onları yıkıma uğrattık. Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler
Diyanet İşleri MealiBöylece onu yalanladılar; Biz de kendilerini yok ettik. Bunda şüphesiz ki ders vardır; ama çoğu inanmamıştır
Yusuf AliSo they rejected him, and We destroyed them. Verily in this is a Sign: but most of them do not believe
Ali BulaçVe şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir
Diyanet İşleri MealiDoğrusu Rabbin güçlüdür, merhametlidir
Yusuf AliAnd verily thy Lord is He, the Exalted in Might, Most Merciful
Ali BulaçSemud (kavmi) de, gönderilen (elçi)leri yalanladı
Diyanet İşleri MealiSemud milleti de peygamberleri yalanladı
Yusuf AliThe Thamud (people) rejected the apostles
Ali BulaçHani onlara kardeşleri Salih: "Sakınmaz mısınız? demişti
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi
Yusuf AliBehold, their brother Salih said to them: "Will you not fear (God)
Ali BulaçGerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi
Yusuf AliI am to you an apostle worthy of all trust
Ali BulaçArtık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi
Yusuf AliSo fear God, and obey me
Ali BulaçBuna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi
Yusuf AliNo reward do I ask of you for it: my reward is only from the Lord of the Worlds
Ali BulaçSiz burada güvenlik içinde mi bırakılacaksınız
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi
Yusuf AliWill ye be left secure, in (the enjoyment of) all that ye have here
Ali BulaçBahçelerin, pınarların içinde
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi
Yusuf AliGardens and Springs
Ali BulaçEkinler ve yumuşak tomurcuklu göz alıcı hurmalıklar arasında
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi
Yusuf AliAnd corn-fields and date-palms with spathes near breaking (with the weight of fruit)
Ali BulaçDağlardan ustalıkla zevkli evler yontuyorsunuz
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi
Yusuf AliAnd ye carve houses out of (rocky) mountains with great skill
Ali BulaçArtık Allah'tan sakının ve bana itaat edin
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi
Yusuf AliBut fear God and obey me
Ali BulaçVe ölçüsüzce davrananların emrine itaat etmeyin
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi
Yusuf AliAnd follow not the bidding of those who are extravagant
Ali BulaçKi onlar, yeryüzünde bozgunculuk çıkarıyor ve dirlik-düzenlik kurmuyorlar (ıslah etmiyorlar)
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi
Yusuf AliWho make mischief in the land, and mend not (their ways)
Ali BulaçDediler ki: "Sen ancak büyülenmişlerdensin
Diyanet İşleri MealiSen şüphesiz büyülenmişin birisin; bizim gibi bir insandan başka birşey değilsin. Eğer doğru sözlü isen bir belge getir" dediler
Yusuf AliThey said: "Thou art only one of those bewitched
Ali BulaçSen yalnızca bizim benzerimiz olan bir beşerden başkası değilsin; eğer doğru sözlü isen, bu durumda bir ayet (mucize) getir-görelim
Diyanet İşleri MealiSen şüphesiz büyülenmişin birisin; bizim gibi bir insandan başka birşey değilsin. Eğer doğru sözlü isen bir belge getir" dediler
Yusuf AliThou art no more than a mortal like us: then bring us a Sign, if thou tellest the truth
Ali BulaçDedi ki: "İşte, bu bir dişi devedir; su içme hakkı (bir gün) onun, belli bir günün su içme hakkı da sizindir
Diyanet İşleri MealiSalih: " İşte belge bu devedir. Kuyudan su içmek hakkı belirli bir gün onun ve belirli bir gün de sizindir; sakın ona bir kötülük yapmayın, yoksa sizi büyük günün azabı yakalar" dedi
Yusuf AliHe said: "Here is a she-camel: she has a right of watering, and ye have a right of watering, (severally) on a day appointed
Ali BulaçOna bir kötülükle dokunmayın, sonra büyük bir günün azabı sizi yakalar
Diyanet İşleri MealiSalih: " İşte belge bu devedir. Kuyudan su içmek hakkı belirli bir gün onun ve belirli bir gün de sizindir; sakın ona bir kötülük yapmayın, yoksa sizi büyük günün azabı yakalar" dedi
Yusuf AliTouch her not with harm, lest the Penalty of a Great Day seize you
Ali BulaçSonunda onu (yine de) kestiler, ancak pişman oldular
Diyanet İşleri MealiOnlar ise deveyi kestiler; ama pişman da oldular
Yusuf AliBut they ham-strung her: then did they become full of regrets
Ali BulaçBöylece azap onları yakaladı. Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler
Diyanet İşleri MealiBunun üzerine onları azap yakaladı. Doğrusu bunda bir ders vardır, fakat çoğu inanmamıştır
Yusuf AliBut the Penalty seized them. Verily in this is a Sign: but most of them do not believe
Ali BulaçVe şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir
Diyanet İşleri MealiRabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir
Yusuf AliAnd verily thy Lord is He, the Exalted in Might, Most Merciful
Ali BulaçLut (kavmi) de, gönderilen (elçi)leri yalanladı
Diyanet İşleri MealiLut milleti de peygamberleri yalanladı
Yusuf AliThe people of Lut rejected the apostles
Ali BulaçHani onlara kardeşleri Lut: "Sakınmaz mısınız?" demişti
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi
Yusuf AliBehold, their brother Lut said to them: "Will ye not fear (God)
Ali BulaçGerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi
Yusuf AliI am to you an apostle worthy of all trust
Ali BulaçArtık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi
Yusuf AliSo fear God and obey me
Ali BulaçBuna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi
Yusuf AliNo reward do I ask of you for it: my reward is only from the lord of the Worlds
Ali BulaçSiz insanlardan (cinsel arzuyla) erkeklere mi gidiyorsunuz
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi
Yusuf AliOf all the creatures in the world, will ye approach males
Ali BulaçRabbinizin sizler için yaratmış bulunduğu eşlerinizi bırakıyorsunuz. Hayır, siz sınırı çiğneyen bir kavimsiniz
Diyanet İşleri MealiKardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi
Yusuf AliAnd leave those whom God has created for you to be your mates? Nay, ye are a people transgressing (all limits)
Ali BulaçDediler ki: "Ey Lut, eğer (bu söylediklerine) bir son vermeyecek olursan, gerçekten (burdan) sürülüp çıkarılanlardan olacaksın
Diyanet İşleri MealiEy Lut! Bu sözlerinden vazgeçmezsen, mutlaka kovulacaksın" dediler
Yusuf AliThey said: "If thou desist not, O Lut! thou wilt assuredly be cast out
Ali BulaçDedi ki: "Gerçekten ben, sizin bu yaptığınıza öfke ile karşı olanlardanım
Diyanet İşleri MealiLut: "Doğrusu yaptığınıza çok kızanlardanım. Rabbim! Beni ve ailemi bunların yapageldiği kötülükten kurtar" dedi
Yusuf AliHe said: "I do detest your doings
Ali BulaçRabbim, beni ve ailemi bunların yaptıklarından kurtar
Diyanet İşleri MealiLut: "Doğrusu yaptığınıza çok kızanlardanım. Rabbim! Beni ve ailemi bunların yapageldiği kötülükten kurtar" dedi
Yusuf AliO my Lord! deliver me and my family from such things as they do
Ali BulaçBunun üzerine onu ve bütün ailesini kurtardık
Diyanet İşleri MealiBunun üzerine geride kalan yaşlı bir kadın dışında, onu ve ailesini, hepsini kurtardık
Yusuf AliSo We delivered him and his family,- all
Ali BulaçYalnızca geri kalanlar içinde bir kocakarı hariç
Diyanet İşleri MealiBunun üzerine geride kalan yaşlı bir kadın dışında, onu ve ailesini, hepsini kurtardık
Yusuf AliExcept an old woman who lingered behind
Ali BulaçSonra geride kalanları yerle bir ettik
Diyanet İşleri MealiDiğerlerini yerle bir ettik
Yusuf AliBut the rest We destroyed utterly
Ali BulaçVe üzerlerine bir yağmur yağdırdık; uyarılıp-korkutulanların yağmuru ne kötü
Diyanet İşleri MealiÜzerlerine de yağmur yağdırdık. Uyarılan fakat yola gelmeyenlerin yağmuru ne kötü idi
Yusuf AliWe rained down on them a shower (of brimstone): and evil was the shower on those who were admonished (but heeded not)
Ali BulaçGerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler
Diyanet İşleri MealiŞüphesiz bunda bir ders vardır, ama çoğu inanmamıştır
Yusuf AliVerily in this is a Sign: but most of them do not believe
Ali BulaçVe şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır esirgeyendir
Diyanet İşleri MealiDoğrusu Rabbin güçlüdür, merhametlidir
Yusuf AliAnd verily thy Lord is He, the Exalted in Might Most Merciful
Ali BulaçEyke halkı da, gönderilen (peygamber)leri yalanladı
Diyanet İşleri MealiOrmanlık yerde oturanlar, Eykeliler de peygamberleri yalanladı
Yusuf AliThe Companions of the Wood rejected the apostles
Ali BulaçHani onlara Şuayb: "Sakınmaz mısınız?" demişti
Diyanet İşleri MealiŞuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi
Yusuf AliBehold, Shu'aib said to them: "Will ye not fear (God)
Ali BulaçGerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim
Diyanet İşleri MealiŞuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi
Yusuf AliI am to you an apostle worthy of all trust
Ali BulaçArtık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin
Diyanet İşleri MealiŞuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi
Yusuf AliSo fear God and obey me
Ali BulaçBuna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir
Diyanet İşleri MealiŞuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi
Yusuf AliNo reward do I ask of you for it: my reward is only from the Lord of the Worlds
Ali BulaçÖlçüyü tam tutun ve eksiltenlerden olmayın
Diyanet İşleri MealiŞuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi
Yusuf AliGive just measure, and cause no loss (to others by fraud)
Ali BulaçDosdoğru olan terazi ile tartın
Diyanet İşleri MealiŞuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi
Yusuf AliAnd weigh with scales true and upright
Ali Bulaçİnsanların eşyasını değerden düşürüp-eksiltmeyin ve yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın
Diyanet İşleri MealiŞuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi
Yusuf AliAnd withhold not things justly due to men, nor do evil in the land, working mischief
Ali BulaçSizi ve önceki yaratılmışları yaratandan sakının”
Diyanet İşleri MealiŞuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi
Yusuf AliAnd fear Him Who created you and (who created) the generations before (you)
Ali BulaçDediler ki: "Sen ancak büyülenmişlerdensin”
Diyanet İşleri MealiSen ancak büyülenmişin birisin. Bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsin. Doğrusu seni yalancılardan sanıyoruz. Eğer doğru sözlü isen göğün bir parçasını üstümüze düşür" dediler
Yusuf AliThey said: "Thou art only one of those bewitched
Ali BulaçSen, yalnızca benzerimiz olan bir beşerden başkası değilsin ve biz senin gerçekte yalancılardan olduğunu sanıyoruz
Diyanet İşleri MealiSen ancak büyülenmişin birisin. Bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsin. Doğrusu seni yalancılardan sanıyoruz. Eğer doğru sözlü isen göğün bir parçasını üstümüze düşür" dediler
Yusuf AliThou art no more than a mortal like us, and indeed we think thou art a liar
Ali BulaçEğer doğru sözlü isen, bu durumda gökten üstümüze bir parça düşürüver
Diyanet İşleri MealiSen ancak büyülenmişin birisin. Bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsin. Doğrusu seni yalancılardan sanıyoruz. Eğer doğru sözlü isen göğün bir parçasını üstümüze düşür" dediler
Yusuf AliNow cause a piece of the sky to fall on us, if thou art truthful
Ali BulaçDedi ki: "Rabbim, yaptıklarınızı daha iyi bilir
Diyanet İşleri MealiŞuayb: "Rabbim yaptıklarınızı çok iyi bilir" dedi
Yusuf AliHe said: "My Lord knows best what ye do
Ali BulaçSonunda onu yalanladılar, böylece onları o gölgelik-gününün azabı yakaladı. Gerçekten o, büyük bir günün azabıydı
Diyanet İşleri MealiAma onu yalanladılar. Bunun üzerine onları bulutlu bir günün azabı yakaladı. Gerçekten o gün, azabı büyük bir gündü
Yusuf AliBut they rejected him. Then the punishment of a day of overshadowing gloom seized them, and that was the Penalty of a Great Day
Ali BulaçGerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler
Diyanet İşleri MealiDoğrusu bunda bir ders vardır. Fakat çoğu inanmamıştır
Yusuf AliVerily in that is a Sign: but most of them do not believe
Ali BulaçVe şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir
Diyanet İşleri MealiRabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir
Yusuf AliAnd verily thy Lord is He, the Exalted in Might, Most Merciful
Ali BulaçGerçekten o (Kur'an), alemlerin Rabbinin (bir) indirmesidir
Diyanet İşleri MealiŞüphesiz Kuran Alemlerin Rabbinin indirmesidir
Yusuf AliVerily this is a Revelation from the Lord of the Worlds
Ali BulaçOnu Ruhu'l-emin indirdi
Diyanet İşleri MealiApaçık Arap diliyle, uyaranlardan olman için onu Cebrail senin kalbine indirmiştir
Yusuf AliWith it came down the spirit of Faith and Truth
Ali BulaçUyarıcılardan olman için, senin kalbinin üzerine (indirmiştir)
Diyanet İşleri MealiApaçık Arap diliyle, uyaranlardan olman için onu Cebrail senin kalbine indirmiştir
Yusuf AliTo thy heart and mind, that thou mayest admonish
Ali BulaçApaçık Arapça bir dille
Diyanet İşleri MealiApaçık Arap diliyle, uyaranlardan olman için onu Cebrail senin kalbine indirmiştir
Yusuf AliIn the perspicuous Arabic tongue
Ali BulaçVe hiç şüphesiz, o (Kur'an), geçmişlerin kitaplarında da vardır
Diyanet İşleri MealiO, daha öncekilerin kitabında da zikredilmiştir
Yusuf AliWithout doubt it is (announced) in the mystic Books of former peoples
Ali Bulaçİsrailoğulları bilginlerinin onu bilmesi onlar için bir delil (ayet) değil mi
Diyanet İşleri Mealiİsrailoğulları bilginlerinin bunu bilmeye bir delilleri yok muydu
Yusuf AliIs it not a Sign to them that the Learned of the Children of Israel knew it (as true)
Ali BulaçOnu Arapça bilmeyen birine indirmiş olsaydık
Diyanet İşleri MealiBiz Kuran'ı Arapça bilmeyen kimselerden birine indirseydik de o bunları okusaydı yine de ona inanmazlardı
Yusuf AliHad We revealed it to any of the non-Arabs
Ali BulaçBöylece onlara okusaydı, yine ona iman edecek değillerdi
Diyanet İşleri MealiBiz Kuran'ı Arapça bilmeyen kimselerden birine indirseydik de o bunları okusaydı yine de ona inanmazlardı
Yusuf AliAnd had he recited it to them, they would not have believed in it
Ali BulaçBiz onu, suçlu-günahkarların kalbine işte böyle işlettik
Diyanet İşleri MealiSuçluların kalblerine Kuran'ı böylece sokarız da, can yakıcı azabı görmedikçe ona inanmazlar. Bu azap onlara haberleri olmadan geliverecektir
Yusuf AliThus have We caused it to enter the hearts of the sinners
Ali BulaçOnlar, o pek acı azabı görünceye kadar ona inanmazlar
Diyanet İşleri MealiSuçluların kalblerine Kuran'ı böylece sokarız da, can yakıcı azabı görmedikçe ona inanmazlar. Bu azap onlara haberleri olmadan geliverecektir
Yusuf AliThey will not believe in it until they see the grievous Penalty
Ali BulaçArtık o (azap), kendileri şuurunda olmadan onlara apansız gelecektir
Diyanet İşleri MealiSuçluların kalblerine Kuran'ı böylece sokarız da, can yakıcı azabı görmedikçe ona inanmazlar. Bu azap onlara haberleri olmadan geliverecektir
Yusuf AliBut the (Penalty) will come to them of a sudden, while they perceive it not
Ali BulaçDerler ki: "Bize bir süre tanınır mı
Diyanet İşleri MealiO zaman "Erteye bırakılmaz mıyız?" derler
Yusuf AliThen they will say: "Shall we be respited
Ali BulaçOnlar yine de azabımızı çabuklaştırmak mı istiyorlar
Diyanet İşleri MealiBizim azabımızı mı acele istiyorlardı
Yusuf AliDo they then ask for Our Penalty to be hastened on
Ali BulaçGördün mü; Biz onları yıllarca yararlandırsak
Diyanet İşleri MealiSöylesene, Biz onlara yıllar yılı nimetler vermiş olsak, sonra da tehdit edildikleri şey başlarına gelse, kendilerine verilmiş olan nimetler onlara bir fayda sağlar mı
Yusuf AliSeest thou? If We do let them enjoy (this life) for a few years
Ali BulaçSonra kendilerine va'dolunan (azap günü) geliverse
Diyanet İşleri MealiSöylesene, Biz onlara yıllar yılı nimetler vermiş olsak, sonra da tehdit edildikleri şey başlarına gelse, kendilerine verilmiş olan nimetler onlara bir fayda sağlar mı
Yusuf AliYet there comes to them at length the (Punishment) which they were promised
Ali BulaçOnların 'meta ile yararlandıkları' şey, kendilerini (görecekleri azaptan) bağımsız kılamaz
Diyanet İşleri MealiSöylesene, Biz onlara yıllar yılı nimetler vermiş olsak, sonra da tehdit edildikleri şey başlarına gelse, kendilerine verilmiş olan nimetler onlara bir fayda sağlar mı
Yusuf AliIt will profit them not that they enjoyed (this life)
Ali BulaçKendisi için bir uyarıcı olmaksızın, Biz hiçbir ülkeyi yıkıma uğratmış değiliz
Diyanet İşleri MealiHiçbir kent halkını kendilerine öğüt veren uyarıcılar gelmeden yok etmedik. Biz zalim değiliz
Yusuf AliNever did We destroy a population, but had its warners
Ali Bulaç(Onlara) Hatırlatma (yapılmıştır); Biz zulmedici değiliz
Diyanet İşleri MealiHiçbir kent halkını kendilerine öğüt veren uyarıcılar gelmeden yok etmedik. Biz zalim değiliz
Yusuf AliBy way of reminder; and We never are unjust
Ali BulaçOnu (Kur'an'ı) şeytanlar indirmemiştir
Diyanet İşleri MealiKuran'ı şeytanlar indirmemiştir
Yusuf AliNo evil ones have brought down this (Revelation)
Ali BulaçBu, onlara yaraşmaz ve güç de yetiremezler
Diyanet İşleri MealiBu onlara düşmez, zaten güçleri de yetmez
Yusuf AliIt would neither suit them nor would they be able (to produce it)
Ali BulaçÇünkü onlar, (vahyedileni) işitmekten kesin olarak uzak tutulmuşlardır
Diyanet İşleri MealiDoğrusu onlar vahyi dinlemekten uzak tutulmuşlardır
Yusuf AliIndeed they have been removed far from even (a chance of) hearing it
Ali BulaçAllah ile beraber başka bir İlah'a yalvarıp-yakarma, sonra azaba uğratılanlardan olursun
Diyanet İşleri MealiO halde sakın Allah'ın yanında başka tanrı tutup ona yalvarma, yoksa azap göreceklerden olursun
Yusuf AliSo call not on any other god with God, or thou wilt be among those under the Penalty
Ali Bulaç(Öncelikle) En yakın hısımlarını (aşiretini) uyar
Diyanet İşleri MealiÖnce en yakın hısımlarını uyar
Yusuf AliAnd admonish thy nearest kinsmen
Ali BulaçVe mü'minlerden, sana tabi olanlara (koruyucu) kanatlarını ger
Diyanet İşleri MealiSana uyan müminleri kanatların altına al
Yusuf AliAnd lower thy wing to the Believers who follow thee
Ali BulaçEğer sana isyan edecek olurlarsa, artık de ki: "Gerçekten ben, sizin yaptıklarınızdan uzağım
Diyanet İşleri MealiSana başkaldırırlarsa: "Yaptıklarınızdan uzağım" de
Yusuf AliThen if they disobey thee, say: "I am free (of responsibility) for what ye do
Ali BulaçSen, O güçlü ve üstün, esirgeyici olan (Allah')a tevekkül et
Diyanet İşleri MealiSenin kalkıp namaz kılanlar arasında bulunduğunu gören, güçlü ve merhametli olan Allah'a güven. Doğrusu O işitir ve bilir
Yusuf AliAnd put thy trust on the Exalted in Might, the Merciful
Ali BulaçO, kıyam ettiğin zaman seni görüyor
Diyanet İşleri MealiSenin kalkıp namaz kılanlar arasında bulunduğunu gören, güçlü ve merhametli olan Allah'a güven. Doğrusu O işitir ve bilir
Yusuf AliWho seeth thee standing forth (in prayer)
Ali BulaçSecde edenler arasında dönüp dolaşmanı da
Diyanet İşleri MealiSenin kalkıp namaz kılanlar arasında bulunduğunu gören, güçlü ve merhametli olan Allah'a güven. Doğrusu O işitir ve bilir
Yusuf AliAnd thy movements among those who prostrate themselves
Ali BulaçHiç şüphesiz, O, işitendir, bilendir
Diyanet İşleri MealiSenin kalkıp namaz kılanlar arasında bulunduğunu gören, güçlü ve merhametli olan Allah'a güven. Doğrusu O işitir ve bilir
Yusuf AliFor it is He Who heareth and knoweth all things
Ali BulaçŞeytanların kimlere inmekte olduklarını size haber vereyim mi
Diyanet İşleri MealiŞeytanların kime indiğini size haber vereyim mi?" de
Yusuf AliShall I inform you, (O people!), on whom it is that the evil ones descend
Ali BulaçOnlar, 'gerçeği ters yüz eden,' günaha düşkün olan her yalancıya inerler
Diyanet İşleri MealiOnlar, günahkar iftiracıların hepsine iner
Yusuf AliThey descend on every lying, wicked person
Ali BulaçBunlar (şeytanlara) kulak verirler ve çoğu yalan söylemektedirler
Diyanet İşleri MealiBunlar şeytanlara kulak verirler, çoğu yalancıdırlar
Yusuf Ali(Into whose ears) they pour hearsay vanities, and most of them are liars
Ali BulaçŞairler ise; gerçekten onlara azgın-sapıklar uyar
Diyanet İşleri MealiO şairlere gelince; onlara azgınlar uyar
Yusuf AliAnd the Poets,- It is those straying in Evil, who follow them
Ali BulaçGörmedin mi; onlar, her bir vadide vehmedip duruyorlar
Diyanet İşleri MealiOnların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve yapmadıklarını yaptık dediklerini görmez misin
Yusuf AliSeest thou not that they wander distracted in every valley
Ali BulaçVe gerçekten onlar, yapmayacakları şeyleri söylüyorlar
Diyanet İşleri MealiOnların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve yapmadıklarını yaptık dediklerini görmez misin
Yusuf AliAnd that they say what they practise not
Ali BulaçAncak iman edenler, salih amellerde bulunanlar ve Allah'ı çokça zikredenler ile zulme uğratıldıktan sonra zafer kazananlar (veya öclerini alanlar) başka. Zulmetmekte olanlar, nasıl bir inkılaba uğrayıp devrileceklerini pek yakında bileceklerdir
Diyanet İşleri MealiAncak inanıp yararlı iş işleyenler, Allah'ı çok çok ananlar ve haksızlığa uğratıldıklarında haklarını alanlar bunun dışındadır. Haksızlık eden kimseler nasıl bir yıkılışla yıkılacaklarını anlayacaklardır
Yusuf AliExcept those who believe, work righteousness, engage much in the remembrance of God, and defend themselves only after they are unjustly attacked. And soon will the unjust assailants know what vicissitudes their affairs will take