26. Ash-Shu'araa سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
Ali BulaçTa, Sin, Mim
Elmalılı Hamdi YazırTâ, Sîn, Mîm
Süleyman AteşTa sin mim
Saheeh InternationalTa, Seen, Meem
Ali BulaçBunlar, apaçık olan Kitab'ın ayetleridir
Elmalılı Hamdi YazırBunlar sana apaçık kitabın âyetleridir
Süleyman AteşŞunlar o apaçık Kitabın ayetleridir
Saheeh InternationalThese are the verses of the clear Book
Ali BulaçOnlar mü'min olmayacaklar diye neredeyse kendini kahredeceksin (öyle mi)
Elmalılı Hamdi Yazır(Resulüm!) Onlar iman etmiyorlar diye adeta kendine kıyacaksın
Süleyman AteşHerhalde sen, inanmıyorlar diye neredeyse kendini helak edeceksin
Saheeh InternationalPerhaps, [O Muhammad], you would kill yourself with grief that they will not be believers
Ali BulaçDilersek, onların üzerine gökten bir ayet (mucize) indiririz de, ona boyunları eğilmiş kalıverir
Elmalılı Hamdi YazırBiz dilersek onların üzerlerine gökten bir âyet (mucize) indiririz de, ona boyunları eğilekalır
Süleyman AteşDilesek onların üzerine gökten bir mu'cize indiririz de boyunları ona eğilir (inanırlar)
Saheeh InternationalIf We willed, We could send down to them from the sky a sign for which their necks would remain humbled
Ali BulaçOnlara Rahman (olan Allah) dan yeni bir uyarı gelmeyiversin, hiç tartışmasız ondan yüz çevirirler
Elmalılı Hamdi YazırBununla beraber kendilerine O Rahmân'dan yeni bir öğüt gelmeyedursun, ille ondan yüz çevirirler
Süleyman AteşRahman'dan onlara hiçbir yeni Zikir (uyarı) gelmez ki, mutlaka ondan yüz çevirici olmasınlar
Saheeh InternationalAnd no revelation comes to them anew from the Most Merciful except that they turn away from it
Ali BulaçGerçekten yalanladılar; fakat, alay konusu yaptıkları şeyin haberi kendilerine pek yakında gelecektir
Elmalılı Hamdi YazırÜstelik (ona) "yalandır" dediler; fakat onlara alay edip durdukları şeyin haberleri yakında gelecektir
Süleyman AteşYalanladılar ama, alay edip durdukları şeyin haberleri, yakında kendilerine gelecektir
Saheeh InternationalFor they have already denied, but there will come to them the news of that which they used to ridicule
Ali BulaçYeryüzünde bir bakmadılar mı ki, Biz onda her güzel (kerim) çiftten nice ürünler bitirdik
Elmalılı Hamdi YazırYeryüzüne bir bakmadılar mı? Biz orada her güzel çiftten nice bitkiler yetiştirmişiz
Süleyman AteşYere bakmadılar mı orada her çeşit güzel çifti bitirmişiz
Saheeh InternationalDid they not look at the earth - how much We have produced therein from every noble kind
Ali BulaçŞüphesiz, bunda bir ayet vardır; ancak onların çoğu mü'min değildirler
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz ki bunda mutlak bir âyet (nişane) vardır; ama onların çoğu iman etmezler
Süleyman AteşŞüphesiz bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanıcı değillerdir
Saheeh InternationalIndeed in that is a sign, but most of them were not to be believers
Ali BulaçŞüphesiz, senin Rabbin, gerçekten O, üstün ve güçlüdür, merhamet sahibidir
Elmalılı Hamdi YazırVe şüphe yok ki Rabbin, galip ve engin merhamet sahibidir
Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur merhamet eden O'dur
Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful
Ali BulaçHani senin Rabbin, Musa'ya seslenmişti: "Zulmetmekte olan kavme git
Elmalılı Hamdi YazırBir vakit de Rabbin, Musa'ya nida edip "Git o zalim kavme" dedi
Süleyman AteşRabbin Musa'ya seslendi: "O zalim kavme git
Saheeh InternationalAnd [mention] when your Lord called Moses, [saying], "Go to the wrongdoing people
Ali BulaçFiravun'un kavmine, hala sakınmıyorlar mı
Elmalılı Hamdi YazırFiravun kavmine, hâlâ sakınmayacaklar mı
Süleyman AteşFir'avn'ın kavmine. Onlar (kötülüklerden) korunmayacaklar mı
Saheeh InternationalThe people of Pharaoh. Will they not fear Allah
Ali BulaçDedi ki: "Rabbim, gerçekten ben, onların beni yalanlamalarından korkuyorum
Elmalılı Hamdi Yazır(Musa) şöyle seslendi: "Ya Rab! Doğrusu ben korkarım ki beni yalancı sayarlar
Süleyman Ateş(Musa): "Rabbim, dedi, ben, onların beni yalanlayacaklarından korkuyorum
Saheeh InternationalHe said, "My Lord, indeed I fear that they will deny me
Ali BulaçGöğsüm sıkışıyor, dilim dönmüyor; bundan dolayı Harun'a da (elçilik görevini bildirmesi için Cibril'i) gönder
Elmalılı Hamdi YazırVe göğsüm daralır, dilim dönmez, onun için Harun'a da elçilik ver
Süleyman AteşGöğsüm daralıyor, dilim açılmıyor (tutukluk yapıyor), onun için Harun'a da elçilik ver
Saheeh InternationalAnd that my breast will tighten and my tongue will not be fluent, so send for Aaron
Ali BulaçÜstelik, onların bana karşı (davasını savunacakları bir cinayet) suçu(m) var; bundan dolayı beni öldürmelerinden korkuyorum
Elmalılı Hamdi YazırHem onların bana isnad ettikleri bir suç var. Ondan dolayı korkarım ki, hemen beni öldürürler
Süleyman AteşHem benim üzerimde onlara karşı işlediğim bir günah da var (onlardan bir adam öldürmüştüm); onların beni öldürmelerinden korkuyorum
Saheeh InternationalAnd they have upon me a [claim due to] sin, so I fear that they will kill me
Ali Bulaç(Allah:) "Hayır," dedi. "İkiniz de ayetlerimle gidin, şüphesiz sizinle birlikteyiz (ve) işitmekteyiz
Elmalılı Hamdi Yazır(Allah): "Hayır hayır" buyurdu, "haydi ikiniz âyetlerimizle (mucizelerimizle) gidin. Şüphesiz ki, biz sizinle beraberiz. (Onları) işitiyoruz
Süleyman Ateş(Allah): "Hayır, dedi, ikiniz de ayetlerimizle gidin, biz sizinle beraberiz, (aranızda geçecekleri) dinliyoruz
Saheeh International[Allah] said, "No. Go both of you with Our signs; indeed, We are with you, listening
Ali BulaçGecikmeksizin Firavun'a giderek deyin ki: Gerçekten biz, alemlerin Rabbinin elçisiyiz
Elmalılı Hamdi YazırHaydin Firavun'a gidin de deyin ki: İnan biz, âlemlerin Rabbinin elçisiyiz
Süleyman AteşFir'avn'e giderek deyin ki: Biz alemlerin Rabbinin elçisiyiz
Saheeh InternationalGo to Pharaoh and say, 'We are the messengers of the Lord of the worlds
Ali Bulaçİsrailoğulları'nı bizimle birlikte göndermen için (sana geldik)
Elmalılı Hamdi Yazırİsrail oğullarını bizimle beraber gönder
Süleyman Ateşİsrail oğullarını bizimle beraber gönder
Saheeh International[Commanded to say], "Send with us the Children of Israel
Ali Bulaç(Gittiler ve Firavun:) Dedi ki: "Biz seni içimizde daha çocukken yetiştirip büyütmedik mi? Sen ömrünün nice yıllarını aramızda geçirmedin mi
Elmalılı Hamdi YazırÂ, dedi, biz seni çocukken himayemize alıp büyütmedik mi? Hayatının bir çok yıllarını aramızda geçirmedin mi
Süleyman Ateş(Gittiler, Allah'ın emrini duyurdular. Fir'avn) Dedi ki: "Biz seni, içimizden bir çocuk olarak yetiştirmedik mi? Ömründe nice yıllar aramızda kalmadın mı
Saheeh International[Pharaoh] said, "Did we not raise you among us as a child, and you remained among us for years of your life
Ali BulaçVe sen, yapacağın işi (cinayeti) de işledin; sen nankörlerdensin
Elmalılı Hamdi YazırSonunda o yaptığın (kötü) işi de yaptın. Sen nankörün birisin
Süleyman AteşVe sonunda o yaptığını da yaptın, sen nankörlerden birisin
Saheeh InternationalAnd [then] you did your deed which you did, and you were of the ungrateful
Ali Bulaç(Musa) Dedi ki: "Ben onu yaptığım zaman şaşkınlardandım
Elmalılı Hamdi YazırMusa, "Ben, dedi, o işi o anda yaptım ki şaşkınlardandım
Süleyman Ateş(Musa): "Onu yaptığım zaman sapıklardan idim" dedi
Saheeh International[Moses] said, "I did it, then, while I was of those astray
Ali BulaçSizden korkunca da hemen aranızdan kaçtım; sonra Rabbim bana hüküm (ve hikmet) verdi ve beni gönderilen (elçilerden) kıldı
Elmalılı Hamdi YazırSizden korkunca da hemen aranızdan kaçtım. Sonra Rabbim bana hikmet bahşetti ve beni peygamberlerden kıldı
Süleyman AteşSizden korkunca aranızdan kaçtım, sonra Rabbim bana hükümdarlık verdi ve beni elçilerden yaptı
Saheeh InternationalSo I fled from you when I feared you. Then my Lord granted me wisdom and prophethood and appointed me [as one] of the messengers
Ali BulaçBana karşı lütuf-dediğin nimet de, İsrailoğulları'nı köle kılmandan dolayıdır
Elmalılı Hamdi YazırO başıma kaktığın nimet de (aslında) İsrail oğullarını kendine köle edinmiş olmandır
Süleyman AteşO başıma kaktığın ni'met de İsrail oğullarını köle yapman(yüzünden)dir. (Onları köle diye kullanıp erkek çocuklarını kesmeseydin, senin eline düşmezdim)
Saheeh InternationalAnd is this a favor of which you remind me - that you have enslaved the Children of Israel
Ali BulaçFiravun dedi ki: "Alemlerin Rabbi nedir
Elmalılı Hamdi YazırFiravun şöyle dedi: "Âlemlerin Rabbi dediğin nedir ki
Süleyman AteşFir'avn dedi ki: "(Ey Musa) alemlerin Rabbi nedir
Saheeh InternationalSaid Pharaoh, "And what is the Lord of the worlds
Ali BulaçDedi ki: "Göklerin, yerin ve bu ikisi arasında olan herşeyin Rabbidir. Eğer 'kesin bilgiyle inanıyorsanız' (böyledir)
Elmalılı Hamdi YazırMusa cevap olarak: "Eğer işin gerçeğini düşünüp anlayan kişiler olsanız (itiraf edersiniz ki) O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbi'dir
Süleyman Ateş(Musa): "Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbidir. Eğer gerçekten inanan kimseler iseniz (bunu anlarsınız)," dedi
Saheeh International[Moses] said, "The Lord of the heavens and earth and that between them, if you should be convinced
Ali BulaçÇevresindekilere dedi ki: "İşitiyor musunuz
Elmalılı Hamdi Yazır(Firavun) etrafında bulunanlara: "İşitmiyor musunuz?" dedi
Süleyman Ateş(Fir'avn): Çevresinde bulunanlara: "İşitiyor musunuz?" dedi
Saheeh International[Pharaoh] said to those around him, "Do you not hear
Ali Bulaç(Musa:) Dedi ki: "O sizin de Rabbiniz, geçmişteki atalarınızın da Rabbidir
Elmalılı Hamdi YazırMusa dedi ki: "O sizin de Rabbiniz, daha önce ki atalarınızın da Rabbidir
Süleyman Ateş(Musa): "O sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir" dedi
Saheeh International[Moses] said, "Your Lord and the Lord of your first forefathers
Ali Bulaç(Firavun) Dedi ki: "Şüphesiz size gönderilmiş bulunan elçiniz, gerçekten bir delidir
Elmalılı Hamdi Yazır(Firavun): "Size gönderilen bu elçiniz mutlaka delidir" dedi
Süleyman Ateş(Fir'avn): "Size gönderilen bu elçiniz mutlaka delidir" dedi
Saheeh International[Pharaoh] said, "Indeed, your 'messenger' who has been sent to you is mad
Ali BulaçEğer aklınızı kullanabiliyorsanız, O, doğunun da, batının da ve bunlar arasında olan herşeyin de Rabbidir" dedi (Musa)
Elmalılı Hamdi YazırMusa devamla şöyle söyledi: "Şayet aklınızı kullansanız (anlarsınız ki), O, doğunun, batının ve ikisinin arasında bulunanların Rabbidir
Süleyman Ateş(Musa): "Eğer düşünürseniz O, doğunun batının ve bunlar arasında bulunanların da Rabbidir" dedi
Saheeh International[Moses] said, "Lord of the east and the west and that between them, if you were to reason
Ali Bulaç(Firavun) dedi ki: "Andolsun, benim dışımda bir ilah edinecek olursan, seni mutlaka hapse atacağım
Elmalılı Hamdi YazırFiravun: "Benden başkasını ilâh tutarsan, andolsun ki seni zindana kapatılmışlardan ederim" dedi
Süleyman Ateş(Fir'avn ey Musa): "Andolsun ki benden başka tanrı edinirsen, seni mutlaka zindana atılanlardan yapacağım" dedi
Saheeh International[Pharaoh] said, "If you take a god other than me, I will surely place you among those imprisoned
Ali Bulaç(Musa) Dedi ki: "Sana apaçık bir şey getirmiş olsam da mı
Elmalılı Hamdi YazırMusa sordu: "Sana apaçık bir şey getirmiş olsam da mı
Süleyman Ateş(Musa, peki): "Sana (doğruluğumu) kanıtlayan apaçık bir şey getirmiş olsam da mı?" dedi
Saheeh International[Moses] said, "Even if I brought you proof manifest
Ali Bulaç(Firavun) Dedi ki: "Eğer doğru sözlü isen, onu getir
Elmalılı Hamdi YazırFiravun: "Haydi getir onu bakayım, doğrulardan isen" dedi
Süleyman Ateş(Fir'avn): "Eğer doğrulardansan onu getir (bakalım)," dedi
Saheeh International[Pharaoh] said, "Then bring it, if you should be of the truthful
Ali BulaçBunun üzerine asasını bırakıverdi, bir de (ne görsünler) o, açıkça bir ejderha oluverdi
Elmalılı Hamdi YazırBunun üzerine Musa asâsını bırakıverdi; apaçık bir ejderha oluverdi
Süleyman Ateş(Musa), asasını attı, bir de (baktılar ki) o apaçık bir ejderha
Saheeh InternationalSo [Moses] threw his staff, and suddenly it was a serpent manifest
Ali BulaçElini de çekip çıkardı, bir de (ne görsün) o, bakanlar için 'parlayıp aydınlanıvermiş
Elmalılı Hamdi YazırElini de (koynundan) çekti çıkardı; bakanlara bembeyaz (görünen, nur saçan bir şey) oluverdi
Süleyman AteşElini (koltuğunun altından) çıkardı; o da, bakanlara parıl parıl parlayan bir şey oluverdi
Saheeh InternationalAnd he drew out his hand; thereupon it was white for the observers
Ali Bulaç(Firavun,) Çevresindeki önde gelenlere: "Bu” dedi, "Doğrusu bilgin bir büyücüdür
Elmalılı Hamdi YazırFiravun çevresinde bulunan ileri gelenlere: "Bu dedi, herhalde çok bilgili bir sihirbaz
Süleyman Ateş(Fir'avn), çevresindeki ileri gelenlere: "Bu dedi, bilgin bir büyücüdür
Saheeh International[Pharaoh] said to the eminent ones around him, "Indeed, this is a learned magician
Ali BulaçBüyüsüyle sizi yurdunuzdan sürüp çıkarmak istiyor; ne buyurursunuz
Elmalılı Hamdi YazırSizi sihriyle yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Şimdi ne buyurursunuz
Süleyman AteşBüyüsüyle sizi toprağınızdan çıkarmak istiyor. Ne buyurursunuz
Saheeh InternationalHe wants to drive you out of your land by his magic, so what do you advise
Ali BulaçDediler ki: "Bunu ve kardeşini oyala, şehirlere de toplayıcılar gönder
Elmalılı Hamdi YazırDediler ki: "Bunu ve kardeşini eğle, şehirlere de toplayıcılar gönder
Süleyman AteşDediler ki: "Onu ve kardeşini eğle, kentlere toplayıcılar gönder
Saheeh InternationalThey said, "Postpone [the matter of] him and his brother and send among the cities gatherers
Ali BulaçBütün uzman-bilgin büyücüleri sana getirsinler
Elmalılı Hamdi YazırBütün bilgiç sihirbazları sana getirsinler
Süleyman AteşBütün bilgin büyücüleri sana getirsinler
Saheeh InternationalWho will bring you every learned, skilled magician
Ali BulaçBöylelikle büyücüler, bilinen bir günün belli vaktinde biraraya getirildi
Elmalılı Hamdi YazırBöylece, sihirbazlar belli bir günün tayin edilen vaktinde bir araya getirildi
Süleyman AteşDerken büyücüler belli bir günün belirlenen vaktinde bir araya getirildi
Saheeh InternationalSo the magicians were assembled for the appointment of a well-known day
Ali BulaçVe insanlara da: "Siz de toplanıyor musunuz? dendi
Elmalılı Hamdi YazırHalka, "Siz de toplanıyor musunuz? (Haydi çabuk olun)" denildi
Süleyman AteşHalka da: "Siz de toplanır mısınız?" denildi
Saheeh InternationalAnd it was said to the people, "Will you congregate
Ali BulaçUmarız ki, eğer galip gelirse biz de büyücülere uyarız
Elmalılı Hamdi YazırÜstün gelirlerse herhalde sihirbazlara uyarız" dediler
Süleyman AteşUmarız ki büyücüler üstün gelirse biz de onlara uyarız
Saheeh InternationalThat we might follow the magicians if they are the predominant
Ali BulaçBüyücüler geldiklerinde, Firavun'a: "Şayet biz galip gelirsek, bize bir ücret var gerçekten, değil mi?" dediler
Elmalılı Hamdi YazırSihirbazlar geldiklerinde Firavun'a "Şayet biz üstün gelirsek, muhakkak bize bir ücret vardır, değil mi?" dediler
Süleyman AteşBüyücüler gelince Fir'avn'e: "Eğer üstün gelenler biz olursak, bize mutlaka bir ücret var değil mi?" dediler
Saheeh InternationalAnd when the magicians arrived, they said to Pharaoh, "Is there indeed for us a reward if we are the predominant
Ali BulaçEvet" dedi. "Üstelik şüphesiz siz en yakın(larım) kılınanlardan olacaksınız
Elmalılı Hamdi YazırFiravun cevaben: "Evet, o takdirde hiç şüphe etmeyin, gözde kimselerden olacaksınız" dedi
Süleyman AteşEvet dedi, hem o takdirde siz (bana) yakınlardan olacaksınız
Saheeh InternationalHe said, "Yes, and indeed, you will then be of those near [to me]
Ali BulaçMusa onlara dedi ki: "Atacağınızı atın
Elmalılı Hamdi YazırMusa onlara "Atın, ne atacaksanız" dedi
Süleyman AteşMusa onlara: "Atacağınızı atın!" dedi
Saheeh InternationalMoses said to them, "Throw whatever you will throw
Ali BulaçOnlar da, iplerini ve asalarını atıverdiler ve: "Firavun'un üstünlüğü adına, hiç tartışmasız, üstün olanlar gerçekten bizleriz" dediler
Elmalılı Hamdi YazırBunun üzerine iplerini ve değneklerini attılar ve "Firavun'un kudreti hakkı için şüphesiz elbette bizler galip geleceğiz" dediler
Süleyman Ateşİplerini ve değneklerini attılar ve "Fir'avn'ın şerefine biz, elbette biz galib geleceğiz" dediler
Saheeh InternationalSo they threw their ropes and their staffs and said, "By the might of Pharaoh, indeed it is we who are predominant
Ali BulaçBöylelikle Musa da asasını bırakıverdi, bir de (ne görsünler) o, uydurmakta olduklarını yutuveriyor
Elmalılı Hamdi YazırArdından Musa asâsını attı; bir de ne görsünler, onların uydurduklarını yutuyor
Süleyman AteşMusa da asasını attı. Birden o, onların uydurduklarını yutmağa başladı
Saheeh InternationalThen Moses threw his staff, and at once it devoured what they falsified
Ali BulaçAnında büyücüler secdeye kapandılar
Elmalılı Hamdi YazırSihirbazlar derhal secdeye kapandılar
Süleyman AteşDerhal büyücüler secdeye kapandılar
Saheeh InternationalSo the magicians fell down in prostration [to Allah]
Ali Bulaç(Ve:) "Alemlerin Rabbine iman ettik" dediler
Elmalılı Hamdi Yazırİman ettik, dediler, Âlemlerin Rabbine
Süleyman AteşDediler: "Alemlerin Rabbine inandık
Saheeh InternationalThey said, "We have believed in the Lord of the worlds
Ali BulaçMusa'nın ve Harun'un Rabbine
Elmalılı Hamdi YazırMusa ve Harun'un Rabbine
Süleyman AteşMusa'nın ve Harun'un Rabbine
Saheeh InternationalThe Lord of Moses and Aaron
Ali Bulaç(Firavun) Dedi ki: "Ona, ben size izin vermeden önce mi inandınız? Şüphesiz, o, size büyüyü öğreten büyüğünüzdür; öyleyse yakında bileceksiniz. Şüphesiz ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim ve sizin hepinizi gerçekten asıp-sallandıracağım
Elmalılı Hamdi YazırFiravun (kızgınlık içinde) dedi ki: "Ben size izin vermeden O'na iman ettiniz ha! Anlaşıldı ki o size sihri öğreten büyüğünüzmüş! Ama şimdi bileceksiniz: Andolsun, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama ke stireceğim, hepinizi çarmıha gerdireceğim
Süleyman Ateş(Fir'avn) dedi: "Ben size izin vermeden mi ona inandınız? O, size büyü öğreten büyüğünüzdür. Öyleyse (size ne yapacağımı) yakında bileceksiniz: Ellerinizi ve ayaklarınızı çapraz olarak keseceğim ve hepinizi asacağım
Saheeh International[Pharaoh] said, "You believed Moses before I gave you permission. Indeed, he is your leader who has taught you magic, but you are going to know. I will surely cut off your hands and your feet on opposite sides, and I will surely crucify you all
Ali BulaçHiç zararı yok" dediler. "Çünkü biz gerçekten Rabbimiz'e dönücüleriz
Elmalılı Hamdi YazırZararı yok dediler nasıl olsa biz Rabbimize döneceğiz
Süleyman AteşZararı yok, dediler, (nasıl olsa) biz Rabbimize döneceğiz
Saheeh InternationalThey said, "No harm. Indeed, to our Lord we will return
Ali BulaçDoğrusu biz, iman edenlerin ilki olduğumuzdan dolayı Rabbimiz'in bizim hatalarımızı bağışlayacağını umuyoruz
Elmalılı Hamdi YazırHerhalde biz müminlerin evveli olduğumuzdan dolayı, Rabbimizin bize mağfiret buyuracağını ümit ederiz
Süleyman AteşBiz ilk inananlar olduğumuz için Rabbimizin, hatalarımızı bağışlayacağını umarız
Saheeh InternationalIndeed, we aspire that our Lord will forgive us our sins because we were the first of the believers
Ali BulaçMusa'ya: "Kullarımı gece yürüyüşe geçir, çünkü izleneceksiniz" diye vahyettik
Elmalılı Hamdi YazırBiz, Musa'ya: "Kullarımı geceleyin yola çıkar, çünkü takip edileceksiniz" diye vahyettik
Süleyman AteşMusa'ya: "Kullarımı geceleyin (Mısır'dan çıkar), yürüt; siz takibedileceksiniz." diye vahyettik
Saheeh InternationalAnd We inspired to Moses, "Travel by night with My servants; indeed, you will be pursued
Ali BulaçBunun üzerine Firavun şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi
Elmalılı Hamdi YazırFiravun da şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi
Süleyman AteşFir'avn, (İsrail oğullarının gittiğini duyunca) kentlere (asker) toplayıcılar gönderdi
Saheeh InternationalThen Pharaoh sent among the cities gatherers
Ali BulaçGerçek şu ki bunlar azınlık olan bir topluluktur
Elmalılı Hamdi YazırEsasen bunlar, sayıları azar azar, bölük pörçük bir cemaattır
Süleyman AteşŞunlar, (şu İsrail oğulları), az bir topluluktur dedi
Saheeh International[And said], "Indeed, those are but a small band
Ali BulaçVe elbette bize karşı da büyük bir öfke beslemektedirler
Elmalılı Hamdi Yazır(Böyle iken) hakkımızda çok gayz (öfke) besliyorlar
Süleyman AteşBizi kızdırmaktadırlar
Saheeh InternationalAnd indeed, they are enraging us
Ali BulaçBiz ise uyanık bir toplumuz" (dedi)
Elmalılı Hamdi YazırBiz ise, elbette uyanık (ve tekvücut) bir cemaatız." (diyor ve dedirtiyordu)
Süleyman AteşBiz, ihtiyatlı, koca bir cemaatiz
Saheeh InternationalAnd indeed, we are a cautious society
Ali BulaçBöylelikle Biz onları (Firavun ve kavmini) bahçelerden ve pınarlardan sürüp çıkardık
Elmalılı Hamdi YazırAma (sonunda) biz, onları (Firavun ve kavmini) bahçelerden, pınarlardan
Süleyman AteşBöylece biz onları çıkardık: bahçeler(in)den, çeşmeler(in)den
Saheeh InternationalSo We removed them from gardens and springs
Ali BulaçHazinelerden ve soylu makam(lar)dan da
Elmalılı Hamdi YazırHazinelerden ve şerefli makamlardan çıkardık
Süleyman AteşHazineler(in)den ve o güzel yer(lerin)den
Saheeh InternationalAnd treasures and honorable station
Ali Bulaçİşte böyle; bunlara İsrailoğulları'nı mirasçı kıldık
Elmalılı Hamdi YazırVe onlara İsrail oğullarını mirasçı yaptık
Süleyman AteşBöylece bunları İsrail oğullarına miras yaptık
Saheeh InternationalThus. And We caused to inherit it the Children of Israel
Ali BulaçBöylece (Firavun ve ordusu) güneşin doğuş vakti onları izlemeye koyuldular
Elmalılı Hamdi YazırDerken (Firavun ve adamları) güneş doğmuştu ki, onların ardına düştüler
Süleyman Ateş(Fir'avn ve adamları), güneş doğarken onların ardına düştüler
Saheeh InternationalSo they pursued them at sunrise
Ali Bulaçİki topluluk birbirini gördükleri zaman Musa'nın adamları: "Gerçekten yakalandık" dediler
Elmalılı Hamdi Yazırİki topluluk birbirini görünce, Musa'nın adamları "Eyvah, yakalandık! dediler
Süleyman Ateşİki topluluk (yaklaşıp) birbirini görünce Musa'nın adamları: "İşte yakalandık!" dediler
Saheeh InternationalAnd when the two companies saw one another, the companions of Moses said, "Indeed, we are to be overtaken
Ali Bulaç(Musa:) "Hayır" dedi. "Şüphesiz Rabbim, benimle beraberdir; bana yol gösterecektir
Elmalılı Hamdi YazırMusa: "Hayır, aslâ! dedi, Rabbim şüphesiz benimledir, bana yolunu gösterecektir
Süleyman Ateş(Musa): "Hayır, dedi, Rabbim benimle beraberdir. Bana yol gösterecektir
Saheeh International[Moses] said, "No! Indeed, with me is my Lord; He will guide me
Ali BulaçBunun üzerine Musa'ya: "Asanla denize vur" diye vahyettik. (Vurdu ve) Deniz hemencecik yarılıverdi de her parçası kocaman bir dağ gibi oldu
Elmalılı Hamdi YazırBunun üzerine Musa'ya "Vur asân ile denize" diye vahyettik; vurunca bir infilak etti, her bölük koca bir dağ gibi oluverdi
Süleyman AteşMusa'ya: "Değneğinle denize vur!" diye vahyettik. (Vurunca deniz) yarıldı, (on iki yol açıldı). Her bölüm, kocaman bir dağ gibi oldu
Saheeh InternationalThen We inspired to Moses, "Strike with your staff the sea," and it parted, and each portion was like a great towering mountain
Ali BulaçÖtekileri de buraya yaklaştırdık
Elmalılı Hamdi YazırÖtekilerini de buraya yanaştırıvermiştik
Süleyman AteşÖtekileri de buraya yaklaştırdık (Musa ve adamlarının ardından, düşmanları da bu denizde açılan yollara girdiler)
Saheeh InternationalAnd We advanced thereto the pursuers
Ali BulaçMusa'yı ve onunla birlikte olanların hepsini kurtarmış olduk
Elmalılı Hamdi YazırMusa ve beraberindekilerin hepsini kurtardık
Süleyman AteşMusa'yı ve beraberinde olanları tamamen kurtardık
Saheeh InternationalAnd We saved Moses and those with him, all together
Ali BulaçSonra ötekileri suda boğduk
Elmalılı Hamdi YazırSonra da ötekileri suda boğduk
Süleyman AteşSonra ötekilerini boğduk (Musa ve adamları karaya çıkınca deniz kapandı, Fir'avn ve adamları boğuldu)
Saheeh InternationalThen We drowned the others
Ali BulaçŞüphesiz, bunda bir ayet vardır. Ama onların çoğu iman etmiş değildirler
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz bunda bir âyet (ibret) vardır; ama çokları iman etmiş değillerdir
Süleyman AteşMuhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama çokları inanmazlar
Saheeh InternationalIndeed in that is a sign, but most of them were not to be believers
Ali BulaçVe hiç şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir
Elmalılı Hamdi YazırVe şüphesiz, işte o Rabbin, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir
Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur
Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful
Ali BulaçOnlara İbrahim'in haberini de aktar-oku
Elmalılı Hamdi Yazır(Resulüm!) onlara İbrahim'in kıssasını da naklet
Süleyman AteşOnlara İbrahim'in haberini de oku
Saheeh InternationalAnd recite to them the news of Abraham
Ali BulaçHani, babasına ve kavmine: "Siz neye kulluk ediyorsunuz?" demişti
Elmalılı Hamdi YazırHani o, babasına ve kavmine, "Neye tapıyorsunuz?" demişti
Süleyman AteşBabasına ve kavmine: "Neye tapıyorsunuz?" demişti
Saheeh InternationalWhen he said to his father and his people, "What do you worship
Ali BulaçDemişlerdi ki: "Putlara tapıyoruz, bunun için sürekli onların önünde bel büküp eğiliyoruz
Elmalılı Hamdi YazırBirtakım putlara taparız da onlar sayesinde toplanırız" dediler
Süleyman AteşPutlara tapıyoruz, onların önünde ibadete duruyoruz. dediler
Saheeh InternationalThey said, "We worship idols and remain to them devoted
Ali BulaçDedi ki: "Peki, dua ettiğiniz zaman onlar sizi işitiyorlar mı
Elmalılı Hamdi Yazırİbrahim "Peki, dedi, yalvardığınızda onlar sizi işitiyorlar mı
Süleyman AteşPeki, dedi, siz du'a ettiğiniz zaman onlar sizi işitiyorlar mı
Saheeh InternationalHe said, "Do they hear you when you supplicate
Ali BulaçYa da size bir yararları veya zararları dokunuyor mu
Elmalılı Hamdi YazırVeya size fayda veya zararları olur mu
Süleyman AteşYahut size fayda veya zarar verebiliyorlar mı
Saheeh InternationalOr do they benefit you, or do they harm
Ali BulaçHayır" dediler. "Biz atalarımızı böyle yaparlarken bulduk
Elmalılı Hamdi YazırYok, dediler, ama biz babalarımızı böyle yapar bulduk
Süleyman AteşHayır, ama babalarımızın böyle yaptıklarını gördük, (onun için biz de böyle yapıyoruz). dediler
Saheeh InternationalThey said, "But we found our fathers doing thus
Ali Bulaç(İbrahim) Dedi ki: "Şimdi, neye tapmakta olduğunuzu gördünüz mü
Elmalılı Hamdi Yazırİbrahim dedi ki: "İyi ama, ister sizin, ister önceki atalarınızın olsun, neye taptığınızı (biraz olsun) düşündünüz mü
Süleyman Ateşİşte gördünüz mü neye tapıyorsunuz? dedi
Saheeh InternationalHe said, "Then do you see what you have been worshipping
Ali BulaçHem siz, hem de eski atalarınız
Elmalılı Hamdi Yazırİbrahim dedi ki: "İyi ama, ister sizin, ister önceki atalarınızın olsun, neye taptığınızı (biraz olsun) düşündünüz mü
Süleyman AteşSiz ve eski atalarınız
Saheeh InternationalYou and your ancient forefathers
Ali Bulaçİşte bunlar, gerçekten benim düşmanımdır; yalnızca alemlerin Rabbi hariç
Elmalılı Hamdi YazırHep onlar benim düşmanımdır; ancak âlemlerin Rabbi (benim dostumdur)
Süleyman AteşOnlar benim düşmanımdır. Yalnız alemlerin Rabbi (benim dostumdur)
Saheeh InternationalIndeed, they are enemies to me, except the Lord of the worlds
Ali BulaçKi beni yaratan ve bana hidayet veren O'dur
Elmalılı Hamdi YazırO ki, beni yaratan ve bana doğru yolu gösterendir
Süleyman AteşBeni yaratan ve bana yol gösteren O'dur
Saheeh InternationalWho created me, and He [it is who] guides me
Ali BulaçBana yediren ve içiren O'dur
Elmalılı Hamdi YazırBeni yediren, içirendir
Süleyman AteşBana yediren ve içiren O'dur
Saheeh InternationalAnd it is He who feeds me and gives me drink
Ali BulaçHastalandığım zaman bana şifa veren O'dur
Elmalılı Hamdi YazırHastalandığım zaman bana O, şifâ verir
Süleyman AteşHastalandığım zaman bana şifa veren O'dur
Saheeh InternationalAnd when I am ill, it is He who cures me
Ali BulaçBeni öldürecek, sonra diriltecek olan da O'dur
Elmalılı Hamdi YazırO ki, benim canımı alacak, sonra diriltecektir
Süleyman AteşBeni öldürecek, sonra diriltecek O'dur
Saheeh InternationalAnd who will cause me to die and then bring me to life
Ali BulaçDin (ceza) günü hatalarımı bağışlayacağını umduğum da O'dur
Elmalılı Hamdi YazırVe hesap günü, hatamı bağışlayacağını umduğumdur
Süleyman AteşCeza günü hatamı bağışlayacağını umduğum da O'dur
Saheeh InternationalAnd who I aspire that He will forgive me my sin on the Day of Recompense
Ali BulaçRabbim, bana hüküm (ve hikmet) bağışla ve beni salih olanlara kat
Elmalılı Hamdi YazırYa Rab! Bana hikmet (hüküm) ver ve beni iyiler (zümresin)e kat
Süleyman AteşRabbim, bana hüküm (hükümdarlık, bilgi) ver ve beni Salihler arasına kat
Saheeh International[And he said], "My Lord, grant me authority and join me with the righteous
Ali BulaçSonra gelecekler arasında bana bir doğruluk dili (lisan-ı sıdk) ver
Elmalılı Hamdi YazırSonra gelecekler içinde beni doğrulukla anılanlardan eyle
Süleyman AteşSonra gelenler arasında bana, bir doğruluk dili nasib eyle (sonraki nesiller arasında hayır ile anılmamı sağla)
Saheeh InternationalAnd grant me a reputation of honor among later generations
Ali BulaçBeni nimetlerle-donatılmış cennetin mirasçılarından kıl
Elmalılı Hamdi YazırVe beni naîm (nimeti bol) cennetin varislerinden eyle
Süleyman AteşBeni ni'met(i bol olan) cennetinin varislerinden kıl
Saheeh InternationalAnd place me among the inheritors of the Garden of Pleasure
Ali BulaçBabamı da bağışla, çünkü o şaşırıp sapanlardandır
Elmalılı Hamdi YazırBabamı da bağışla, çünkü o yanlış gidenlerdendir
Süleyman AteşBabamı da bağışla. Çünkü o, sapıklardandır. And forgive my father. Lo! he is of those who err
Saheeh InternationalAnd forgive my father. Indeed, he has been of those astray
Ali BulaçVe beni (insanların) diriltilecekleri gün küçük düşürme
Elmalılı Hamdi Yazır(İnsanların) diriltilecekleri gün, beni mahcub etme
Süleyman Ateş(Kulların) diriltilecekleri gün, beni utandırma
Saheeh InternationalAnd do not disgrace me on the Day they are [all] resurrected
Ali BulaçMalın da, çocukların da bir yarar sağlayamadığı günde
Elmalılı Hamdi YazırO gün ki ne mal fayda verir ne oğullar
Süleyman AteşO gün ki, ne mal, ne de oğullar yarar vermez
Saheeh InternationalThe Day when there will not benefit [anyone] wealth or children
Ali BulaçAncak Allah'a selim bir kalp ile gelenler başka
Elmalılı Hamdi YazırAncak Allah'a temiz bir kalple gelenler o günde (kurtuluşa erer)
Süleyman AteşAncak Allah'a sağlam ve temiz kalb getiren (yarar görür)
Saheeh InternationalBut only one who comes to Allah with a sound heart
Ali Bulaç(O gün) Cennet takva sahiplerine yaklaştırılır
Elmalılı Hamdi Yazır(O gün) Cennet müttakilere yaklaştırılmıştır
Süleyman Ateş(O gün) cennet, korunanlara yaklaştırılır
Saheeh InternationalAnd Paradise will be brought near [that Day] to the righteous
Ali BulaçCehennem de azgınlar için sergilenir
Elmalılı Hamdi YazırAzgınlar için de cehennem hortlatılmıştır
Süleyman AteşCehennem de azgınların karşısına çıkarılır
Saheeh InternationalAnd Hellfire will be brought forth for the deviators
Ali BulaçVe onlara: "Tapmakta olduklarınız nerede?" denilir
Elmalılı Hamdi YazırOnlara, "Allah'ı bırakıp da taptıklarınız, hani nerede? Size yardım edebiliyorlar mı veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı?" denilir
Süleyman AteşOnlara "Hani taptıklarınız nerede?" denilir
Saheeh InternationalAnd it will be said to them, "Where are those you used to worship
Ali BulaçAllah'ın dışında olan (ilah)lar; size yardımları dokunuyor mu, veya kendilerine yardımları oluyor mu
Elmalılı Hamdi YazırOnlara, "Allah'ı bırakıp da taptıklarınız, hani nerede? Size yardım edebiliyorlar mı veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı?" denilir
Süleyman AteşO Allah'tan başka (taptıklarınız) size yardım ediyorlar mı, yahut kendilerine yardımları dokunuyor mu
Saheeh InternationalOther than Allah? Can they help you or help themselves
Ali BulaçArtık onlar ve azgınlar onun içine dökülüverilmiştir
Elmalılı Hamdi YazırVe arkasından hep onlar (putlar ve azgınlar) o cehennemin içine fırlatılmaktadırlar
Süleyman AteşOnlar ve azgınlar, tepe taklak oraya atılırlar
Saheeh InternationalSo they will be overturned into Hellfire, they and the deviators
Ali BulaçVe İblis'in bütün orduları da
Elmalılı Hamdi YazırVe bütün o İblis orduları onun içinde birbirleriyle çekişirlerken dediler ki
Süleyman Ateşİblis'in bütün askerleri de
Saheeh InternationalAnd the soldiers of Iblees, all together
Ali BulaçOrada birbirleriyle çekişip tartışarak derler ki
Elmalılı Hamdi YazırVe bütün o İblis orduları onun içinde birbirleriyle çekişirlerken dediler ki
Süleyman AteşOnlar orada (putlarıyle) çekişerek derler ki
Saheeh InternationalThey will say while they dispute therein
Ali BulaçAndolsun Allah'a, biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz
Elmalılı Hamdi YazırVallahi biz, gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz
Süleyman AteşVallahi biz apaçık bir sapıklık içinde imişiz
Saheeh InternationalBy Allah, we were indeed in manifest error
Ali BulaçÇünkü sizi (yalancı olanları) alemlerin Rabbiyle eşit tutuyorduk
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü biz sizi, âlemlerin Rabbi ile bir seviyede tutuyorduk
Süleyman AteşÇünkü sizi alemlerin Rabbine eşit tutuyorduk
Saheeh InternationalWhen we equated you with the Lord of the worlds
Ali BulaçBizi suçlu-günahkarlardan başka saptıran olmadı
Elmalılı Hamdi YazırVe bizi hep o günahkarlar saptırdı
Süleyman AteşAma bizi saptıran o suçlulardır
Saheeh InternationalAnd no one misguided us except the criminals
Ali BulaçArtık bizim için ne bir şefaatçi var
Elmalılı Hamdi YazırBak bizim için ne şefaatçiler var
Süleyman AteşŞimdi artık bizim ne şefa'atçilerimiz var
Saheeh InternationalSo now we have no intercessors
Ali BulaçNe de candan-yakın bir dost
Elmalılı Hamdi YazırNe de yakın bir dost
Süleyman AteşNe de sıcak bir dostumuz
Saheeh InternationalAnd not a devoted friend
Ali BulaçBizim bir kere daha (dünyaya dönüşümüz mümkün) olsaydı da iman edenlerden olabilseydik
Elmalılı Hamdi YazırAh keşke (dünyaya) bir kere daha dönebilsek de, müminlerden olabilseydik
Süleyman AteşAh keşke bir dönüşümüz daha olsa da inananlardan olsak
Saheeh InternationalThen if we only had a return [to the world] and could be of the believers
Ali BulaçGerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır; oysa çokları iman etmiş değillerdir
Süleyman AteşMuhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar
Saheeh InternationalIndeed in that is a sign, but most of them were not to be believers
Ali BulaçVe şüphesiz senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir
Elmalılı Hamdi YazırVe şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir
Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur
Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful
Ali BulaçNuh kavmi de gönderilen (peygamber)leri yalanladı
Elmalılı Hamdi YazırNuh kavmi de peygamberleri yalancılıkla itham etti
Süleyman AteşNuh kavmi de gönderilen elçileri yalanladı
Saheeh InternationalThe people of Noah denied the messengers
Ali BulaçHani onlara kardeşleri Nuh: "Sakınmaz mısınız?" demişti
Elmalılı Hamdi YazırHani kardeşleri Nuh onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız
Süleyman AteşKardeşleri Nuh onlara: "Korunmaz mısınız?" demişti
Saheeh InternationalWhen their brother Noah said to them, "Will you not fear Allah
Ali BulaçGerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim
Elmalılı Hamdi YazırHaberiniz olsun ki ben, size gönderilmiş güvenilir bir Peygamberim
Süleyman AteşBen size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim
Saheeh InternationalIndeed, I am to you a trustworthy messenger
Ali BulaçArtık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin
Elmalılı Hamdi YazırGelin artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin
Süleyman AteşAllah'tan korkun ve bana ita'at edin
Saheeh InternationalSo fear Allah and obey me
Ali BulaçBuna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir
Elmalılı Hamdi YazırBuna karşılık ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafaatımı verecek olan ancak, âlemlerin Rabbidir
Süleyman AteşBen sizden, buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, yalnız alemlerin Rabbine aittir
Saheeh InternationalAnd I do not ask you for it any payment. My payment is only from the Lord of the worlds
Ali BulaçArtık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin
Elmalılı Hamdi YazırGelin, artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin
Süleyman AteşÖyle ise Allah'tan korkun ve bana ita'at edin
Saheeh InternationalSo fear Allah and obey me
Ali BulaçDediler ki: "Sana, sıradan aşağılık insanlar uymuşken inanır mıyız
Elmalılı Hamdi YazırÂ, dediler, senin ardına hep düşük kimseler düşmüşken, biz sana hiç inanır mıyız
Süleyman AteşDediler ki: "Sana bayağı kimseler uymuşken biz sana inanır mıyız
Saheeh InternationalThey said, "Should we believe you while you are followed by the lowest [class of people]
Ali BulaçDedi ki: "Onların yapmakta oldukları hakkında benim bilgim yoktur
Elmalılı Hamdi YazırNuh dedi ki: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur
Süleyman AteşDedi ki: "Ben onların yaptıklarını(n iç yüzünü) bilmem (ben ancak görünüşe göre hüküm veririm)
Saheeh InternationalHe said, "And what is my knowledge of what they used to do
Ali BulaçOnların hesabı yalnızca Rabbime aittir, eğer şuurundaysanız (anlarsınız)
Elmalılı Hamdi YazırOnların hesabı ancak Rabbime aittir. Düşünsenize
Süleyman AteşAnlayışınız olsa, onların hesabının Rabbime aidolduğunu bilirsiniz
Saheeh InternationalTheir account is only upon my Lord, if you [could] perceive
Ali BulaçVe ben mü'min olanları kovacak değilim
Elmalılı Hamdi YazırHem ben iman edenleri kovmaya memur değilim
Süleyman AteşBen inananları kovacak değilim
Saheeh InternationalAnd I am not one to drive away the believers
Ali BulaçBen, yalnızca apaçık bir uyarıcıyım
Elmalılı Hamdi YazırBen ancak apaçık bir uyarıcıyım
Süleyman AteşBen sadece apaçık bir uyarıcıyım
Saheeh InternationalI am only a clear warner
Ali BulaçDediler ki: "Eğer (bu söylediklerine) bir son vermeyecek olursan, gerçekten taşa tutulup kovulacaksın
Elmalılı Hamdi YazırDediler ki: "Ey Nuh! Eğer vazgeçmezsen, iyi bil ki, taşa tutulanlardan olacaksın
Süleyman AteşDediler: "Ey Nuh, (bu dediğinden) vazgeçmezsen mutlaka taşlananlardan olacaksın
Saheeh InternationalThey said, "If you do not desist, O Noah, you will surely be of those who are stoned
Ali BulaçDedi ki: "Rabbim, şüphesiz kavmim beni yalanladı
Elmalılı Hamdi YazırNuh: "Rabbim! dedi, kavmim beni yalancılıkla itham etti
Süleyman Ateş(Nuh): "Rabbim, dedi, kavmim beni yalanladı
Saheeh InternationalHe said, "My Lord, indeed my people have denied me
Ali BulaçBundan böyle, benimle onların arasını açık bir hükümle ayır ve beni ve benimle birlikte olan mü'minleri kurtar
Elmalılı Hamdi YazırArtık benimle onların arasında sen hükmünü ver. Beni ve beraberimdeki müminleri kurtar
Süleyman AteşBenimle onların arasını aç (aramızda hükmet), beni ve benimle beraber bulunan mü'minleri kurtar
Saheeh InternationalThen judge between me and them with decisive judgement and save me and those with me of the believers
Ali BulaçBunun üzerine, onu ve onunla birlikte olanları (insan ve hayvanlarla) yüklü gemi içinde kurtardık
Elmalılı Hamdi YazırBunun üzerine biz de onu ve beraberindekileri, o dolu gemide taşıyarak kurtardık
Süleyman AteşBiz de onu ve onunla beraber bulunanları, dolu gemi içinde kurtardık
Saheeh InternationalSo We saved him and those with him in the laden ship
Ali BulaçSonra bunun ardından geride kalanları da suda-boğduk
Elmalılı Hamdi YazırSonra da arkasında kalanları suda boğduk
Süleyman AteşSonra bunun ardından, geride kalanları boğduk
Saheeh InternationalThen We drowned thereafter the remaining ones
Ali BulaçGerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz bunda mutlak bir âyet (alınacak ders) vardır; ama çokları iman etmiş değillerdir
Süleyman AteşMuhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar
Saheeh InternationalIndeed in that is a sign, but most of them were not to be believers
Ali BulaçVe şüphesiz senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir
Elmalılı Hamdi YazırVe şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir
Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur
Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful
Ali BulaçAd (kavmi) de gönderilen (elçi)leri yalanladı
Elmalılı Hamdi YazırÂd (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla itham etti
Süleyman AteşAd (kavmi) de, gönderilen elçileri yalanladı
Saheeh InternationalAad denied the messengers
Ali BulaçHani onlara kardeşleri Hud: "Sakınmaz mısınız?" demişti
Elmalılı Hamdi YazırHani kardeşleri Hûd onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız
Süleyman AteşKardeşleri Hud onlara: "Korunmaz mısınız?" demişti
Saheeh InternationalWhen their brother Hud said to them, "Will you not fear Allah
Ali BulaçGerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim
Elmalılı Hamdi YazırHaberiniz olsun ki ben, size gönderilmiş, güvenilir bir Peygamberim
Süleyman AteşBen size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim
Saheeh InternationalIndeed, I am to you a trustworthy messenger
Ali BulaçArtık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin
Elmalılı Hamdi YazırGelin artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin
Süleyman AteşAllah'tan korkun ve bana ita'at edin
Saheeh InternationalSo fear Allah and obey me
Ali BulaçBuna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir
Elmalılı Hamdi YazırBuna karşılık ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan ancak âlemlerin Rabbidir
Süleyman AteşBen sizden buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız alemlerin Rabbine aittir
Saheeh InternationalAnd I do not ask you for it any payment. My payment is only from the Lord of the worlds
Ali BulaçSiz, her yüksekçe yere bir anıt inşa edip (yararsız bir şeyle) oyalanıp eğleniyor musunuz
Elmalılı Hamdi YazırSiz her tepeye bir alâmet bina edip eğlenir durur musunuz
Süleyman AteşSiz her yol üzerine, (gelip geçenleri yanıltmak için) bir işaret yapıp da boş şeyle mi uğraşıyorsunuz
Saheeh InternationalDo you construct on every elevation a sign, amusing yourselves
Ali BulaçÖlümsüz kılınmak umuduyla sanat yapıları mı ediniyorsunuz
Elmalılı Hamdi YazırTemelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz
Süleyman AteşBelki ebedi yaşarsınız diye köşkler (ve müstahkem kaleler) ediniyorsunuz
Saheeh InternationalAnd take for yourselves palaces and fortresses that you might abide eternally
Ali BulaçTutup yakaladığınız zaman da zorbalar gibi mi yakalıyorsunuz
Elmalılı Hamdi YazırHem tuttuğunuz zaman merhametsiz zorbalar gibi tutuyorsunuz
Süleyman Ateş(Bir kavmi) yakaladığınız zaman da zorbalar gibi yakalıyorsunuz
Saheeh InternationalAnd when you strike, you strike as tyrants
Ali BulaçArtık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin
Elmalılı Hamdi YazırArtık Allah'tan korkun ve bana itaat edin
Süleyman AteşAllah'tan korkun ve bana ita'at edin
Saheeh InternationalSo fear Allah and obey me
Ali BulaçBildiğiniz şeylerle size yardım edenden korkup-sakının
Elmalılı Hamdi YazırO Allah'tan korkun ki, size o bildiğiniz şeyleri vermekte
Süleyman AteşSize bildiğiniz ni'metleri bol bol veren(Allah)dan korkun. Keep your duty toward Him Who hath aided you with (the good things) that ye know
Saheeh InternationalAnd fear He who provided you with that which you know
Ali BulaçSize hayvanlar, çocuklar (vererek) yardım etti
Elmalılı Hamdi YazırDavarlar, oğullar
Süleyman AteşO size verdi: davarlar, oğullar
Saheeh InternationalProvided you with grazing livestock and children
Ali BulaçBahçeler ve pınarlar da
Elmalılı Hamdi YazırCennet gibi bağlar, bahçeler, pınarlar ihsan etmektedir
Süleyman AteşBahçeler, çeşmeler
Saheeh InternationalAnd gardens and springs
Ali BulaçDoğrusu, ben sizin için büyük bir günün azabından korkuyorum
Elmalılı Hamdi YazırCidden ben sizin hakkınızda büyük bir günün azabından korkuyorum
Süleyman AteşDoğrusu ben size büyük bir günün azabı(nın çarpması)ndan korkuyorum
Saheeh InternationalIndeed, I fear for you the punishment of a terrible day
Ali BulaçDediler ki: "Bizim için fark etmez; öğüt versen de, öğüt verenlerden olmasan da
Elmalılı Hamdi YazırDediler ki: "Sen ha vaaz etmişsin, ha vaaz edenlerden olmamışsın, bizce birdir
Süleyman AteşDediler ki: "Öğüt versen de, öğüt verenlerden olmasan da bizce birdir
Saheeh InternationalThey said, "It is all the same to us whether you advise or are not of the advisors
Ali BulaçBu, geçmiştekilerin 'geleneksel tutumundan başkası değildir
Elmalılı Hamdi YazırBu sırf eskilerin âdetidir
Süleyman AteşBu (davranışımız), sadece evvelkilerin ahlakı(ve geleneği)dir
Saheeh InternationalThis is not but the custom of the former peoples
Ali BulaçVe biz azap görecek de değiliz
Elmalılı Hamdi YazırBiz azaba uğratılacak da değiliz
Süleyman AteşBiz azaba uğratılacak değiliz
Saheeh InternationalAnd we are not to be punished
Ali BulaçBöylelikle onu yalanladılar, Biz de onları yıkıma uğrattık. Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler
Elmalılı Hamdi YazırBöylece onu yalancı saydılar; biz de kendilerini helak ettik. Şüphesiz bunda mutlak bir âyet (alınacak bir ders) vardır, ama çokları iman etmiş değillerdir
Süleyman Ateş(Böylece) onu yalanladılar. Biz de onları helak ettik. Muhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar
Saheeh InternationalAnd they denied him, so We destroyed them. Indeed in that is a sign, but most of them were not to be believers
Ali BulaçVe şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir
Elmalılı Hamdi YazırVe şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir
Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur
Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful
Ali BulaçSemud (kavmi) de, gönderilen (elçi)leri yalanladı
Elmalılı Hamdi YazırSemûd (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla itham etti
Süleyman AteşSemud (kavmi) de gönderilen elçileri yalanladı
Saheeh InternationalThamud denied the messengers
Ali BulaçHani onlara kardeşleri Salih: "Sakınmaz mısınız? demişti
Elmalılı Hamdi YazırHani kardeşleri Salih onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız
Süleyman AteşKardeşleri Salih, onlara demişti ki: "Korunmaz mısınız
Saheeh InternationalWhen their brother Salih said to them, "Will you not fear Allah
Ali BulaçGerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim
Elmalılı Hamdi YazırHaberiniz olsun ki ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim
Süleyman AteşBen sizin için güvenilir bir elçiyim
Saheeh InternationalIndeed, I am to you a trustworthy messenger
Ali BulaçArtık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin
Elmalılı Hamdi YazırGelin artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin
Süleyman AteşAllah'tan korkun ve bana ita'at edin
Saheeh InternationalSo fear Allah and obey me
Ali BulaçBuna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum
Elmalılı Hamdi YazırBuna karşılık ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan ancak âlemlerin Rabbidir
Süleyman AteşBen sizden buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız alemlerin Rabbine aittir
Saheeh InternationalAnd I do not ask you for it any payment. My payment is only from the Lord of the worlds
Ali BulaçSiz burada güvenlik içinde mi bırakılacaksınız
Elmalılı Hamdi YazırSiz burada güven içinde bırakılacak mısınız
Süleyman AteşSiz burada güven içinde bırakılacağınızı mı sanıyorsunuz
Saheeh InternationalWill you be left in what is here, secure [from death]
Ali BulaçBahçelerin, pınarların içinde
Elmalılı Hamdi YazırBahçelerin, pınarların içinde
Süleyman AteşBöyle bahçelerde, çeşme başlarında
Saheeh InternationalWithin gardens and springs
Ali BulaçEkinler ve yumuşak tomurcuklu göz alıcı hurmalıklar arasında
Elmalılı Hamdi YazırEkinlerin, salkımları sarkmış hurmalar arasında
Süleyman AteşEkinler ve yumuşak tomurcuklu güzel hurmalıklar arasında
Saheeh InternationalAnd fields of crops and palm trees with softened fruit
Ali BulaçDağlardan ustalıkla zevkli evler yontuyorsunuz
Elmalılı Hamdi YazırKi bir de dağlardan keyifli keyifli kâşâneler oyuyorsunuz
Süleyman AteşDağlardan ustalıkla evler yontuyorsunuz
Saheeh InternationalAnd you carve out of the mountains, homes, with skill
Ali BulaçArtık Allah'tan sakının ve bana itaat edin
Elmalılı Hamdi YazırGelin! Allah'tan korkun da bana itaat edin
Süleyman AteşAllah'tan korkun ve bana ita'at edin
Saheeh InternationalSo fear Allah and obey me
Ali BulaçVe ölçüsüzce davrananların emrine itaat etmeyin
Elmalılı Hamdi YazırYeryüzünde bozgunculuk yapıp dirlik düzenlik vermeyen bozguncuların emrine uymayın
Süleyman AteşO aşırıların emrine uymayın
Saheeh InternationalAnd do not obey the order of the transgressors
Ali BulaçKi onlar, yeryüzünde bozgunculuk çıkarıyor ve dirlik-düzenlik kurmuyorlar (ıslah etmiyorlar)
Elmalılı Hamdi YazırYeryüzünde bozgunculuk yapıp dirlik düzenlik vermeyen bozguncuların emrine uymayın
Süleyman AteşYeryüzünde bozgunculuk yapan, ıslah etmeyen o kimseler(in sözüyle hareket etmeyin)
Saheeh InternationalWho cause corruption in the land and do not amend
Ali BulaçDediler ki: "Sen ancak büyülenmişlerdensin
Elmalılı Hamdi YazırSen dediler, olsa olsa iyice büyülenmiş birisin
Süleyman AteşDediler: Sen, iyice büyülenmişlerdensin
Saheeh InternationalThey said, "You are only of those affected by magic
Ali BulaçSen yalnızca bizim benzerimiz olan bir beşerden başkası değilsin; eğer doğru sözlü isen, bu durumda bir ayet (mucize) getir-görelim
Elmalılı Hamdi YazırSen de ancak bizim gibi bir beşersin. Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi bize bir âyet (mucize) getir
Süleyman AteşSen de bizim gibi bir insansın. Eğer doğrulardansan bize bir mu'cize getir
Saheeh InternationalYou are but a man like ourselves, so bring a sign, if you should be of the truthful
Ali BulaçDedi ki: "İşte, bu bir dişi devedir; su içme hakkı (bir gün) onun, belli bir günün su içme hakkı da sizindir
Elmalılı Hamdi YazırSalih "İşte (mucize) bu dişi devedir; su içme hakkı (bir gün) onundur, belli bir günün içme hakkı da sizin" dedi
Süleyman AteşDedi: "İşte bu dişi deve(mu'cize)dir. (Bir gün) onun su içme hakkı var, belli bir günün su içme hakkı da sizin
Saheeh InternationalHe said, "This is a she-camel. For her is a [time of] drink, and for you is a [time of] drink, [each] on a known day
Ali BulaçOna bir kötülükle dokunmayın, sonra büyük bir günün azabı sizi yakalar
Elmalılı Hamdi YazırSakın ona bir kötülükle ilişmeyin, yoksa sizi büyük bir günün azabı yakalayıverir
Süleyman AteşSakın, ona bir kötülük dokundurmayın, sonra büyük bir günün azabı sizi yakalar
Saheeh InternationalAnd do not touch her with harm, lest you be seized by the punishment of a terrible day
Ali BulaçSonunda onu (yine de) kestiler, ancak pişman oldular
Elmalılı Hamdi YazırDerken onu kestiler; fakat pişman da oldular
Süleyman AteşNihayet onu kestiler, ama pişman oldular
Saheeh InternationalBut they hamstrung her and so became regretful
Ali BulaçBöylece azap onları yakaladı. Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü kendilerini azap yakalayıverdi. Şüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır, ama çokları iman etmiş değillerdir
Süleyman AteşVe azab onları yakaladı. Muhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar
Saheeh InternationalAnd the punishment seized them. Indeed in that is a sign, but most of them were not to be believers
Ali BulaçVe şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir
Elmalılı Hamdi YazırVe şüphesiz Rabbin, işte O mutlak galip ve engin merhamet sahibidir
Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur
Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful
Ali BulaçLut (kavmi) de, gönderilen (elçi)leri yalanladı
Elmalılı Hamdi YazırLût (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla itham etti
Süleyman AteşLut (kavmi) de gönderilen elçileri yalanladı
Saheeh InternationalThe people of Lot denied the messengers
Ali BulaçHani onlara kardeşleri Lut: "Sakınmaz mısınız?" demişti
Elmalılı Hamdi YazırHani kardeşleri Lût onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan kormaz mısınız
Süleyman AteşKardeşleri Lut, onlara "Korunmaz mısınız?" demişti
Saheeh InternationalWhen their brother Lot said to them, "Will you not fear Allah
Ali BulaçGerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim
Elmalılı Hamdi YazırHaberiniz olsun ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim
Süleyman AteşBen sizin için güvenilir bir elçiyim
Saheeh InternationalIndeed, I am to you a trustworthy messenger
Ali BulaçArtık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin
Elmalılı Hamdi YazırGelin artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin
Süleyman AteşAllah'tan korkun ve bana ita'at edin
Saheeh InternationalSo fear Allah and obey me
Ali BulaçBuna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir
Elmalılı Hamdi YazırBuna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan ancak âlemlerin Rabbidir
Süleyman AteşBen sizden buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız alemlerin Rabbine aittir. And I ask of you no wage therefore; my wage is the concern only of the Lord of the Worlds
Saheeh InternationalAnd I do not ask you for it any payment. My payment is only from the Lord of the worlds
Ali BulaçSiz insanlardan (cinsel arzuyla) erkeklere mi gidiyorsunuz
Elmalılı Hamdi Yazırİnsanlar içinden erkeklere mi gidiyorsunuz
Süleyman AteşAlemlerin içinde erkeklere mi gidiyorsunuz
Saheeh InternationalDo you approach males among the worlds
Ali BulaçRabbinizin sizler için yaratmış bulunduğu eşlerinizi bırakıyorsunuz. Hayır, siz sınırı çiğneyen bir kavimsiniz
Elmalılı Hamdi YazırBırakıyorsunuz da sizler için yarattığı eşleri! Doğrusu siz insanlıktan çıkmış bir kavimsiniz
Süleyman AteşVe Rabbinizin sizin için yarattığı eşlerinizi bırakıyorsunuz? Siz sınırı aşan bir kavimsiniz
Saheeh InternationalAnd leave what your Lord has created for you as mates? But you are a people transgressing
Ali BulaçDediler ki: "Ey Lut, eğer (bu söylediklerine) bir son vermeyecek olursan, gerçekten (burdan) sürülüp çıkarılanlardan olacaksın
Elmalılı Hamdi YazırOnlar şöyle dediler: "Ey Lût! (Bu davadan) vazgeçmezsen, iyi bilki, sürülenlerden olacaksın
Süleyman AteşDediler: "Ey Lut, andolsun, eğer (bundan) vazgeçmezsen, mutlaka sürülenlerden olacaksın
Saheeh InternationalThey said, "If you do not desist, O Lot, you will surely be of those evicted
Ali BulaçDedi ki: "Gerçekten ben, sizin bu yaptığınıza öfke ile karşı olanlardanım
Elmalılı Hamdi YazırLût "Doğrusu ben, dedi, sizin bu işinize buğzedenlerdenim
Süleyman Ateş(Lut) dedi: "Ben sizin bu işinize, (kadınları bırakıp erkeklere gidişinize) kızanlardanım
Saheeh InternationalHe said, "Indeed, I am, toward your deed, of those who detest [it]
Ali BulaçRabbim, beni ve ailemi bunların yaptıklarından kurtar
Elmalılı Hamdi YazırYâ Rabbi! Beni ve ailemi onların yapageldiklerin(in vebalin)den kurtar
Süleyman AteşRabbim, beni ve ailemi bunların yaptıklarından kurtar
Saheeh InternationalMy Lord, save me and my family from [the consequence of] what they do
Ali BulaçBunun üzerine onu ve bütün ailesini kurtardık
Elmalılı Hamdi YazırBiz de onu ve ailesinin tamamını kurtardık
Süleyman AteşBiz de onu ve ailesini tamamen kurtardık
Saheeh InternationalSo We saved him and his family, all
Ali BulaçYalnızca geri kalanlar içinde bir kocakarı hariç
Elmalılı Hamdi YazırAncak (geride) bir yaşlı kadın kaldı
Süleyman AteşYalnız geride kalanlar arasında bulunan bir koca karıyı (kurtarmadık)
Saheeh InternationalExcept an old woman among those who remained behind
Ali BulaçSonra geride kalanları yerle bir ettik
Elmalılı Hamdi YazırSonra geridekilerin hepsini helak ettik
Süleyman AteşSonra ötekilerini hep yıktık, helak ettik
Saheeh InternationalThen We destroyed the others
Ali BulaçVe üzerlerine bir yağmur yağdırdık; uyarılıp-korkutulanların yağmuru ne kötü
Elmalılı Hamdi YazırVe üzerlerine öyle bir yağmur yağdırdık ki, (uyarılanların) o yağmuru ne kötü bir yağmurdu
Süleyman AteşVe üzerlerine bir yağmur yağdırdık, uyarıl(ıp da yola gelmey)enlerin yağmuru hakikaten çok kötü oldu
Saheeh InternationalAnd We rained upon them a rain [of stones], and evil was the rain of those who were warned
Ali BulaçGerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır. Ama çokları iman etmiş değillerdir
Süleyman AteşMuhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar
Saheeh InternationalIndeed in that is a sign, but most of them were not to be believers
Ali BulaçVe şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır esirgeyendir
Elmalılı Hamdi YazırVe şüphesiz Rabbin, işte O mutlak galip ve engin merhamet sahibidir
Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur
Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful
Ali BulaçEyke halkı da, gönderilen (peygamber)leri yalanladı
Elmalılı Hamdi YazırEyke halkı da peygamberleri yalancılıkla itham etti
Süleyman AteşEyke halkı da gönderilen elçileri yalanladı
Saheeh InternationalThe companions of the thicket denied the messengers
Ali BulaçHani onlara Şuayb: "Sakınmaz mısınız?" demişti
Elmalılı Hamdi YazırHani Şuayb onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız
Süleyman AteşŞu'ayb, onlara demişti ki: "Korunmaz mısınız
Saheeh InternationalWhen Shu'ayb said to them, "Will you not fear Allah
Ali BulaçGerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim
Elmalılı Hamdi YazırHaberiniz olsun ki ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim
Süleyman AteşBen sizin için güvenilir bir elçiyim
Saheeh InternationalIndeed, I am to you a trustworthy messenger
Ali BulaçArtık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin
Elmalılı Hamdi YazırGelin, Allah'tan korkun ve bana itaat edin
Süleyman AteşAllah'tan korkun ve bana ita'at edin
Saheeh InternationalSo fear Allah and obey me
Ali BulaçBuna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir
Elmalılı Hamdi YazırBuna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan yalnız âlemlerin Rabbidir
Süleyman AteşBen sizden, buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız alemlerin Rabbine aittir
Saheeh InternationalAnd I do not ask you for it any payment. My payment is only from the Lord of the worlds
Ali BulaçÖlçüyü tam tutun ve eksiltenlerden olmayın
Elmalılı Hamdi YazırÖlçeği tam ölçün de hak yiyenlerden olmayın
Süleyman AteşÖlçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın
Saheeh InternationalGive full measure and do not be of those who cause loss
Ali BulaçDosdoğru olan terazi ile tartın
Elmalılı Hamdi YazırVe doğru terazi ile tartın
Süleyman AteşDoğru terazi ile tartın
Saheeh InternationalAnd weigh with an even balance
Ali Bulaçİnsanların eşyasını değerden düşürüp-eksiltmeyin ve yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın
Elmalılı Hamdi YazırHalkın eşyalarını değerinden düşürmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın
Süleyman Ateşİnsanların haklarını kısmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın
Saheeh InternationalAnd do not deprive people of their due and do not commit abuse on earth, spreading corruption
Ali BulaçSizi ve önceki yaratılmışları yaratandan sakının”
Elmalılı Hamdi YazırO sizi ve sizden önceki nesilleri yaratan Allah'tan korkun
Süleyman AteşSizi ve önceki nesilleri yaratandan korkun. And keep your duty unto Him Who created you and the generations of the men of old
Saheeh InternationalAnd fear He who created you and the former creation
Ali BulaçDediler ki: "Sen ancak büyülenmişlerdensin”
Elmalılı Hamdi YazırOnlar şöyle dediler: "Sen, olsa olsa iyice büyülenmiş birisin
Süleyman AteşDediler: "Sen iyice büyülenmişlerdensin
Saheeh InternationalThey said, "You are only of those affected by magic
Ali BulaçSen, yalnızca benzerimiz olan bir beşerden başkası değilsin ve biz senin gerçekte yalancılardan olduğunu sanıyoruz
Elmalılı Hamdi YazırSen de bizim gibi bir beşerden başka nesin? Bil ki, biz seni ancak yalancılardan biri sayıyoruz
Süleyman AteşSen de bizim gibi bir insansın, biz seni mutlaka yalancılardan sanıyoruz
Saheeh InternationalYou are but a man like ourselves, and indeed, we think you are among the liars
Ali BulaçEğer doğru sözlü isen, bu durumda gökten üstümüze bir parça düşürüver
Elmalılı Hamdi YazırŞayet doğru sözlülerden isen, üstümüze gökten bir parça düşürüver
Süleyman AteşEğer doğrulardansan o halde üzerimize gökten parçalar düşür
Saheeh InternationalSo cause to fall upon us fragments of the sky, if you should be of the truthful
Ali BulaçDedi ki: "Rabbim, yaptıklarınızı daha iyi bilir
Elmalılı Hamdi YazırŞuayb, "Rabbim, yaptıklarınızı en iyi bilendir" dedi
Süleyman AteşRabbim yaptığınızı daha iyi bilir dedi
Saheeh InternationalHe said, "My Lord is most knowing of what you do
Ali BulaçSonunda onu yalanladılar, böylece onları o gölgelik-gününün azabı yakaladı. Gerçekten o, büyük bir günün azabıydı
Elmalılı Hamdi YazırHülasa, onu yalancı saydılar da kendilerini o gölge gününün azabı yakalayıverdi. O cidden büyük bir günün azabı idi
Süleyman AteşOnu yalanladılar, nihayet o gölge gününün azabı, kendilerini yakaladı. Gerçekten o, büyük bir günün azabı idi
Saheeh InternationalAnd they denied him, so the punishment of the day of the black cloud seized them. Indeed, it was the punishment of a terrible day
Ali BulaçGerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır. Ama çokları iman etmiş değillerdir
Süleyman AteşMuhakkak ki bunda bir ibret vardır ama yine çokları inanmazlar
Saheeh InternationalIndeed in that is a sign, but most of them were not to be believers
Ali BulaçVe şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir
Elmalılı Hamdi YazırVe şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir
Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur
Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful
Ali BulaçGerçekten o (Kur'an), alemlerin Rabbinin (bir) indirmesidir
Elmalılı Hamdi YazırVe muhakkak ki bu (Kur'ân) âlemlerin Rabbinin indirmesidir
Süleyman AteşMuhakkak ki o (Kur'an), alemlerin Rabbinin indirmesidir
Saheeh InternationalAnd indeed, the Qur'an is the revelation of the Lord of the worlds
Ali BulaçOnu Ruhu'l-emin indirdi
Elmalılı Hamdi Yazır(Resulüm!) Onu Rûhu'lemin (Cebrail) indirdi
Süleyman AteşOnu, er-Ruhu'l-Emin (güvenilir ruh, Cebrail) indirdi
Saheeh InternationalThe Trustworthy Spirit has brought it down
Ali BulaçUyarıcılardan olman için, senin kalbinin üzerine (indirmiştir)
Elmalılı Hamdi YazırUyarıcılardan olasın diye senin kalbin üzerine
Süleyman AteşSenin kalbine; uyarıcılardan olman için
Saheeh InternationalUpon your heart, [O Muhammad] - that you may be of the warners
Ali BulaçApaçık Arapça bir dille
Elmalılı Hamdi YazırAçık parlak bir Arapça lisan ile
Süleyman AteşApaçık Arapça bir dille
Saheeh InternationalIn a clear Arabic language
Ali BulaçVe hiç şüphesiz, o (Kur'an), geçmişlerin kitaplarında da vardır
Elmalılı Hamdi YazırO, şüphesiz daha öncekilerin kitaplarında da vardı
Süleyman AteşO(nun içeriği), evvelkilerin Kitaplarında da vardır
Saheeh InternationalAnd indeed, it is [mentioned] in the scriptures of former peoples
Ali Bulaçİsrailoğulları bilginlerinin onu bilmesi onlar için bir delil (ayet) değil mi
Elmalılı Hamdi Yazırİsrailoğulları bilginlerinin onu bilmesi, onlar için bir âyet (delil) değil midir
Süleyman Ateşİsrail oğulları bilginlerinin onu bilmesi de onlar için (Kur'an'ın Güvenilir Ruh tarafından vahyedildiğine) yeterli bir delil değil mi
Saheeh InternationalAnd has it not been a sign to them that it is recognized by the scholars of the Children of Israel
Ali BulaçOnu Arapça bilmeyen birine indirmiş olsaydık
Elmalılı Hamdi YazırBiz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik de, bunu o okusaydı, yine de ona iman etmezlerdi
Süleyman AteşBiz onu yabancılardan birine indirseydik de
Saheeh InternationalAnd even if We had revealed it to one among the foreigners
Ali BulaçBöylece onlara okusaydı, yine ona iman edecek değillerdi
Elmalılı Hamdi YazırBiz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik de, bunu o okusaydı, yine de ona iman etmezlerdi
Süleyman AteşOnu onlara okusaydı, ona inanmazlardı
Saheeh InternationalAnd he had recited it to them [perfectly], they would [still] not have been believers in it
Ali BulaçBiz onu, suçlu-günahkarların kalbine işte böyle işlettik
Elmalılı Hamdi YazırBöylece onu günahkarların kalplerine soktuk. (okuyup anladılar, ama yine de) acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler
Süleyman AteşBiz onu, suçluların kalblerine öyle soktuk
Saheeh InternationalThus have We inserted disbelief into the hearts of the criminals
Ali BulaçOnlar, o pek acı azabı görünceye kadar ona inanmazlar
Elmalılı Hamdi YazırBöylece onu günahkarların kalplerine soktuk. (okuyup anladılar, ama yine de) acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler
Süleyman AteşAcı azabı görünceye kadar da ona inanmazlar
Saheeh InternationalThey will not believe in it until they see the painful punishment
Ali BulaçArtık o (azap), kendileri şuurunda olmadan onlara apansız gelecektir
Elmalılı Hamdi Yazırİşte bu (azab) onlara, kendileri farkında olmadan, ansızın geliverecektir
Süleyman AteşAzab onlara öyle ansızın gelir ki, onlar hiç farkında olmazlar
Saheeh InternationalAnd it will come to them suddenly while they perceive [it] not
Ali BulaçDerler ki: "Bize bir süre tanınır mı
Elmalılı Hamdi YazırO zaman "Bize (iman etmemiz için) mühlet verilir mi acaba?... diyeceklerdir
Süleyman Ateş(Birden onu karşılarında bulunca) Acaba bize süre verilir mi?" derler
Saheeh InternationalAnd they will say, "May we be reprieved
Ali BulaçOnlar yine de azabımızı çabuklaştırmak mı istiyorlar
Elmalılı Hamdi Yazır(Oysa dünyada iken) Onlar bizim azabımızı çarçabuk istiyorlardı
Süleyman AteşHala bizim azabımızı mı acele istiyorlar (doğru söyleyenlerden isen bizi tehdidettiğin azabı getir mi diyorlar)
Saheeh InternationalSo for Our punishment are they impatient
Ali BulaçGördün mü; Biz onları yıllarca yararlandırsak
Elmalılı Hamdi YazırGördün ya artık onlara senelerce zevk ettirsek
Süleyman AteşBaksana, biz onları yıllarca yaşatsak
Saheeh InternationalThen have you considered if We gave them enjoyment for years
Ali BulaçSonra kendilerine va'dolunan (azap günü) geliverse
Elmalılı Hamdi YazırSonra kendilerine vaad edilen (azab) gelip çatarsa
Süleyman AteşSonra tehdidedildikleri (azab) kendilerine gelse
Saheeh InternationalAnd then there came to them that which they were promised
Ali BulaçOnların 'meta ile yararlandıkları' şey, kendilerini (görecekleri azaptan) bağımsız kılamaz
Elmalılı Hamdi YazırO yaşadıkları zevkin kendilerine hiçbir faydası olmayacaktır
Süleyman AteşO yaşatıldıkları (zevk-u sefa sürdükleri) şeyler, kendilerine ne yarar sağlardı
Saheeh InternationalThey would not be availed by the enjoyment with which they were provided
Ali BulaçKendisi için bir uyarıcı olmaksızın, Biz hiçbir ülkeyi yıkıma uğratmış değiliz
Elmalılı Hamdi YazırBununla birlikte, biz hangi memleketi helak ettikse muhakkak onu uyarıcı (peygamberleri) olmuştur
Süleyman AteşBiz, hiçbir kenti helak etmedik ki onun uyarıcıları olmasın (helak etmeden önce mutlaka uyarıcı gönderdik)
Saheeh InternationalAnd We did not destroy any city except that it had warners
Ali Bulaç(Onlara) Hatırlatma (yapılmıştır); Biz zulmedici değiliz
Elmalılı Hamdi Yazır(Onlar) ihtar edilmiştir ve biz zulmetmiş değiliz
Süleyman Ateş(Uyarıcılar) uyarırlardı. Biz zulmediciler değildik
Saheeh InternationalAs a reminder; and never have We been unjust
Ali BulaçOnu (Kur'an'ı) şeytanlar indirmemiştir
Elmalılı Hamdi YazırOnu (Kur'ân'ı) şeytanlar indirmedi
Süleyman AteşO(Kur'a)n'ı şeytanlar (cinler) indirmedi
Saheeh InternationalAnd the devils have not brought the revelation down
Ali BulaçBu, onlara yaraşmaz ve güç de yetiremezler
Elmalılı Hamdi YazırBu onlara hem yaraşmaz hem güçleri yetmez
Süleyman AteşBu, onlara yaraşmaz ve zaten yapamazlar da
Saheeh InternationalIt is not allowable for them, nor would they be able
Ali BulaçÇünkü onlar, (vahyedileni) işitmekten kesin olarak uzak tutulmuşlardır
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz onlar vahyi işitmekten uzak tutulmuşlardır
Süleyman AteşÇünkü onlar, (meleklerin sözlerini) işitmekten uzaklaştırılmışlardır
Saheeh InternationalIndeed they, from [its] hearing, are removed
Ali BulaçAllah ile beraber başka bir İlah'a yalvarıp-yakarma, sonra azaba uğratılanlardan olursun
Elmalılı Hamdi YazırO halde sakın Allah ile beraber başka tanrıya kulluk edip yalvarma, yoksa azaba uğratılanlardan olursun
Süleyman AteşAllah ile beraber başka bir tanrı çağırma, sonra azabedilenlerden olursun
Saheeh InternationalSo do not invoke with Allah another deity and [thus] be among the punished
Ali Bulaç(Öncelikle) En yakın hısımlarını (aşiretini) uyar
Elmalılı Hamdi Yazır(Önce) en yakın hısımlarını uyar
Süleyman AteşEn yakın akrabanı uyar
Saheeh InternationalAnd warn, [O Muhammad], your closest kindred
Ali BulaçVe mü'minlerden, sana tabi olanlara (koruyucu) kanatlarını ger
Elmalılı Hamdi YazırVe sana uyan müminlere kanadını indir
Süleyman AteşVe sana uyan mü'minlere kanadını indir (onlara karşı mütevazi ve şefkatli davran)
Saheeh InternationalAnd lower your wing to those who follow you of the believers
Ali BulaçEğer sana isyan edecek olurlarsa, artık de ki: "Gerçekten ben, sizin yaptıklarınızdan uzağım
Elmalılı Hamdi YazırŞayet sana karşı gelirlerse, de ki: "Ben sizin yaptıklarınızdan muhakkak uzağım
Süleyman AteşŞayet sana (uymaz) karşı gelirlerse: "Ben sizin yaptıklarınızdan uzağım," de
Saheeh InternationalAnd if they disobey you, then say, "Indeed, I am disassociated from what you are doing
Ali BulaçSen, O güçlü ve üstün, esirgeyici olan (Allah')a tevekkül et
Elmalılı Hamdi YazırSen O, mutlak galip ve engin merhamet sahibine güvenip dayan
Süleyman AteşGalib ve esirgeyen(Allah)a tevekkül et
Saheeh InternationalAnd rely upon the Exalted in Might, the Merciful
Ali BulaçO, kıyam ettiğin zaman seni görüyor
Elmalılı Hamdi YazırO ki, (gece namaza) kalktığın zaman seni görüyor
Süleyman AteşO, seni görür: Namaza durduğun zaman
Saheeh InternationalWho sees you when you arise
Ali BulaçSecde edenler arasında dönüp dolaşmanı da
Elmalılı Hamdi YazırVe secde edenler arasında dolaşmanı da (görüyor)
Süleyman AteşVe secde edenler arasında eğilip doğrulurken
Saheeh InternationalAnd your movement among those who prostrate
Ali BulaçHiç şüphesiz, O, işitendir, bilendir
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü her şeyi işiten, her şeyi bilen O'dur
Süleyman AteşÇünkü O, işitendir, bilendir
Saheeh InternationalIndeed, He is the Hearing, the Knowing
Ali BulaçŞeytanların kimlere inmekte olduklarını size haber vereyim mi
Elmalılı Hamdi YazırŞeytanların kime ineceğini size haber vereyim mi
Süleyman AteşŞeytanların kime ineceğini size haber vereyim mi
Saheeh InternationalShall I inform you upon whom the devils descend
Ali BulaçOnlar, 'gerçeği ters yüz eden,' günaha düşkün olan her yalancıya inerler
Elmalılı Hamdi YazırOnlar, günaha, iftiraya düşkün olan herkesin üzerine inerler
Süleyman AteşOnlar, her günahkar yalancıya inerler
Saheeh InternationalThey descend upon every sinful liar
Ali BulaçBunlar (şeytanlara) kulak verirler ve çoğu yalan söylemektedirler
Elmalılı Hamdi YazırOnlar, (şeytanlara) kulak verirler ve onların çoğu yalancıdır
Süleyman AteşO yalancılar, (şeytanlara) kulak verirler, çokları da yalan söylerler
Saheeh InternationalThey pass on what is heard, and most of them are liars
Ali BulaçŞairler ise; gerçekten onlara azgın-sapıklar uyar
Elmalılı Hamdi YazırŞairler(e gelince), onlara da sapıklar uyar
Süleyman AteşŞa'irlere gelince onlara da azgınlar uyar
Saheeh InternationalAnd the poets - [only] the deviators follow them
Ali BulaçGörmedin mi; onlar, her bir vadide vehmedip duruyorlar
Elmalılı Hamdi YazırOnların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve gerçekte yapmadıkları şeyleri söylediklerini görmedin mi
Süleyman AteşBaksana onlar, her vadide şaşkın şaşkın dolaşırlar
Saheeh InternationalDo you not see that in every valley they roam
Ali BulaçVe gerçekten onlar, yapmayacakları şeyleri söylüyorlar
Elmalılı Hamdi YazırOnların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve gerçekte yapmadıkları şeyleri söylediklerini görmedin mi
Süleyman AteşVe onlar yapmayacakları şeyleri söylerler
Saheeh InternationalAnd that they say what they do not do
Ali BulaçAncak iman edenler, salih amellerde bulunanlar ve Allah'ı çokça zikredenler ile zulme uğratıldıktan sonra zafer kazananlar (veya öclerini alanlar) başka. Zulmetmekte olanlar, nasıl bir inkılaba uğrayıp devrileceklerini pek yakında bileceklerdir
Elmalılı Hamdi YazırAncak iman edip iyi ameller işleyenler, Allah'ı çok çok ananlar ve haksızlığa uğratıldıklarında kendilerini savunanlar müstesna; haksızlık edenler, hangi dönüşe (hangi akibete) döndürüleceklerini yakında bileceklerdir
Süleyman AteşAncak inananlar, iyi işler yapanlar, Allah'ı çok ananlar ve kendilerine zulmedildikten sonra (rakiplerine) üstün gelmeğe çalışanlar böyle değildir. Zulmedenler, yakında nasıl bir devrime uğrayıp devrileceklerini bileceklerdir
Saheeh InternationalExcept those [poets] who believe and do righteous deeds and remember Allah often and defend [the Muslims] after they were wronged. And those who have wronged are going to know to what [kind of] return they will be returned