26. Ash-Shu'araa سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
Ali BulaçTa, Sin, Mim
Süleyman AteşTa sin mim
Yusuf AliTa. Sin. Mim
Ali BulaçBunlar, apaçık olan Kitab'ın ayetleridir
Süleyman AteşŞunlar o apaçık Kitabın ayetleridir
Yusuf AliThese are verses of the Book that makes (things) clear
Ali BulaçOnlar mü'min olmayacaklar diye neredeyse kendini kahredeceksin (öyle mi)
Süleyman AteşHerhalde sen, inanmıyorlar diye neredeyse kendini helak edeceksin
Yusuf AliIt may be thou frettest thy soul with grief, that they do not become Believers
Ali BulaçDilersek, onların üzerine gökten bir ayet (mucize) indiririz de, ona boyunları eğilmiş kalıverir
Süleyman AteşDilesek onların üzerine gökten bir mu'cize indiririz de boyunları ona eğilir (inanırlar)
Yusuf AliIf (such) were Our Will, We could send down to them from the sky a Sign, to which they would bend their necks in humility
Ali BulaçOnlara Rahman (olan Allah) dan yeni bir uyarı gelmeyiversin, hiç tartışmasız ondan yüz çevirirler
Süleyman AteşRahman'dan onlara hiçbir yeni Zikir (uyarı) gelmez ki, mutlaka ondan yüz çevirici olmasınlar
Yusuf AliBut there comes not to them a newly-revealed Message from (God) Most Gracious, but they turn away therefrom
Ali BulaçGerçekten yalanladılar; fakat, alay konusu yaptıkları şeyin haberi kendilerine pek yakında gelecektir
Süleyman AteşYalanladılar ama, alay edip durdukları şeyin haberleri, yakında kendilerine gelecektir
Yusuf AliThey have indeed rejected (the Message): so they will know soon (enough) the truth of what they mocked at
Ali BulaçYeryüzünde bir bakmadılar mı ki, Biz onda her güzel (kerim) çiftten nice ürünler bitirdik
Süleyman AteşYere bakmadılar mı orada her çeşit güzel çifti bitirmişiz
Yusuf AliDo they not look at the earth,- how many noble things of all kinds We have produced therein
Ali BulaçŞüphesiz, bunda bir ayet vardır; ancak onların çoğu mü'min değildirler
Süleyman AteşŞüphesiz bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanıcı değillerdir
Yusuf AliVerily, in this is a Sign: but most of them do not believe
Ali BulaçŞüphesiz, senin Rabbin, gerçekten O, üstün ve güçlüdür, merhamet sahibidir
Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur merhamet eden O'dur
Yusuf AliAnd verily, thy Lord is He, the Exalted in Might, Most Merciful
Ali BulaçHani senin Rabbin, Musa'ya seslenmişti: "Zulmetmekte olan kavme git
Süleyman AteşRabbin Musa'ya seslendi: "O zalim kavme git
Yusuf AliBehold, thy Lord called Moses: "Go to the people of iniquity
Ali BulaçFiravun'un kavmine, hala sakınmıyorlar mı
Süleyman AteşFir'avn'ın kavmine. Onlar (kötülüklerden) korunmayacaklar mı
Yusuf AliThe people of the Pharaoh: will they not fear God
Ali BulaçDedi ki: "Rabbim, gerçekten ben, onların beni yalanlamalarından korkuyorum
Süleyman Ateş(Musa): "Rabbim, dedi, ben, onların beni yalanlayacaklarından korkuyorum
Yusuf AliHe said: "O my Lord! I do fear that they will charge me with falsehood
Ali BulaçGöğsüm sıkışıyor, dilim dönmüyor; bundan dolayı Harun'a da (elçilik görevini bildirmesi için Cibril'i) gönder
Süleyman AteşGöğsüm daralıyor, dilim açılmıyor (tutukluk yapıyor), onun için Harun'a da elçilik ver
Yusuf AliMy breast will be straitened. And my speech may not go (smoothly): so send unto Aaron
Ali BulaçÜstelik, onların bana karşı (davasını savunacakları bir cinayet) suçu(m) var; bundan dolayı beni öldürmelerinden korkuyorum
Süleyman AteşHem benim üzerimde onlara karşı işlediğim bir günah da var (onlardan bir adam öldürmüştüm); onların beni öldürmelerinden korkuyorum
Yusuf AliAnd (further), they have a charge of crime against me; and I fear they may slay me
Ali Bulaç(Allah:) "Hayır," dedi. "İkiniz de ayetlerimle gidin, şüphesiz sizinle birlikteyiz (ve) işitmekteyiz
Süleyman Ateş(Allah): "Hayır, dedi, ikiniz de ayetlerimizle gidin, biz sizinle beraberiz, (aranızda geçecekleri) dinliyoruz
Yusuf AliGod said: "By no means! proceed then, both of you, with Our Signs; We are with you, and will listen (to your call)
Ali BulaçGecikmeksizin Firavun'a giderek deyin ki: Gerçekten biz, alemlerin Rabbinin elçisiyiz
Süleyman AteşFir'avn'e giderek deyin ki: Biz alemlerin Rabbinin elçisiyiz
Yusuf AliSo go forth, both of you, to Pharaoh, and say: 'We have been sent by the Lord and Cherisher of the worlds
Ali Bulaçİsrailoğulları'nı bizimle birlikte göndermen için (sana geldik)
Süleyman Ateşİsrail oğullarını bizimle beraber gönder
Yusuf AliSend thou with us the Children of Israel
Ali Bulaç(Gittiler ve Firavun:) Dedi ki: "Biz seni içimizde daha çocukken yetiştirip büyütmedik mi? Sen ömrünün nice yıllarını aramızda geçirmedin mi
Süleyman Ateş(Gittiler, Allah'ın emrini duyurdular. Fir'avn) Dedi ki: "Biz seni, içimizden bir çocuk olarak yetiştirmedik mi? Ömründe nice yıllar aramızda kalmadın mı
Yusuf Ali(Pharaoh) said: "Did we not cherish thee as a child among us, and didst thou not stay in our midst many years of thy life
Ali BulaçVe sen, yapacağın işi (cinayeti) de işledin; sen nankörlerdensin
Süleyman AteşVe sonunda o yaptığını da yaptın, sen nankörlerden birisin
Yusuf AliAnd thou didst a deed of thine which (thou knowest) thou didst, and thou art an ungrateful (wretch)
Ali Bulaç(Musa) Dedi ki: "Ben onu yaptığım zaman şaşkınlardandım
Süleyman Ateş(Musa): "Onu yaptığım zaman sapıklardan idim" dedi
Yusuf AliMoses said: "I did it then, when I was in error
Ali BulaçSizden korkunca da hemen aranızdan kaçtım; sonra Rabbim bana hüküm (ve hikmet) verdi ve beni gönderilen (elçilerden) kıldı
Süleyman AteşSizden korkunca aranızdan kaçtım, sonra Rabbim bana hükümdarlık verdi ve beni elçilerden yaptı
Yusuf AliSo I fled from you (all) when I feared you; but my Lord has (since) invested me with judgment (and wisdom) and appointed me as one of the apostles
Ali BulaçBana karşı lütuf-dediğin nimet de, İsrailoğulları'nı köle kılmandan dolayıdır
Süleyman AteşO başıma kaktığın ni'met de İsrail oğullarını köle yapman(yüzünden)dir. (Onları köle diye kullanıp erkek çocuklarını kesmeseydin, senin eline düşmezdim)
Yusuf AliAnd this is the favour with which thou dost reproach me,- that thou hast enslaved the Children of Israel
Ali BulaçFiravun dedi ki: "Alemlerin Rabbi nedir
Süleyman AteşFir'avn dedi ki: "(Ey Musa) alemlerin Rabbi nedir
Yusuf AliPharaoh said: "And what is the 'Lord and Cherisher of the worlds
Ali BulaçDedi ki: "Göklerin, yerin ve bu ikisi arasında olan herşeyin Rabbidir. Eğer 'kesin bilgiyle inanıyorsanız' (böyledir)
Süleyman Ateş(Musa): "Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbidir. Eğer gerçekten inanan kimseler iseniz (bunu anlarsınız)," dedi
Yusuf Ali(Moses) said: "The Lord and Cherisher of the heavens and the earth, and all between,- if ye want to be quite sure
Ali BulaçÇevresindekilere dedi ki: "İşitiyor musunuz
Süleyman Ateş(Fir'avn): Çevresinde bulunanlara: "İşitiyor musunuz?" dedi
Yusuf Ali(Pharaoh) said to those around: "Did ye not listen (to what he says)
Ali Bulaç(Musa:) Dedi ki: "O sizin de Rabbiniz, geçmişteki atalarınızın da Rabbidir
Süleyman Ateş(Musa): "O sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir" dedi
Yusuf Ali(Moses) said: "Your Lord and the Lord of your fathers from the beginning
Ali Bulaç(Firavun) Dedi ki: "Şüphesiz size gönderilmiş bulunan elçiniz, gerçekten bir delidir
Süleyman Ateş(Fir'avn): "Size gönderilen bu elçiniz mutlaka delidir" dedi
Yusuf Ali(Pharaoh) said: "Truly your apostle who has been sent to you is a veritable madman
Ali BulaçEğer aklınızı kullanabiliyorsanız, O, doğunun da, batının da ve bunlar arasında olan herşeyin de Rabbidir" dedi (Musa)
Süleyman Ateş(Musa): "Eğer düşünürseniz O, doğunun batının ve bunlar arasında bulunanların da Rabbidir" dedi
Yusuf Ali(Moses) said: "Lord of the East and the West, and all between! if ye only had sense
Ali Bulaç(Firavun) dedi ki: "Andolsun, benim dışımda bir ilah edinecek olursan, seni mutlaka hapse atacağım
Süleyman Ateş(Fir'avn ey Musa): "Andolsun ki benden başka tanrı edinirsen, seni mutlaka zindana atılanlardan yapacağım" dedi
Yusuf Ali(Pharaoh) said: "If thou dost put forward any god other than me, I will certainly put thee in prison
Ali Bulaç(Musa) Dedi ki: "Sana apaçık bir şey getirmiş olsam da mı
Süleyman Ateş(Musa, peki): "Sana (doğruluğumu) kanıtlayan apaçık bir şey getirmiş olsam da mı?" dedi
Yusuf Ali(Moses) said: "Even if I showed you something clear (and) convincing
Ali Bulaç(Firavun) Dedi ki: "Eğer doğru sözlü isen, onu getir
Süleyman Ateş(Fir'avn): "Eğer doğrulardansan onu getir (bakalım)," dedi
Yusuf Ali(Pharaoh) said: "Show it then, if thou tellest the truth
Ali BulaçBunun üzerine asasını bırakıverdi, bir de (ne görsünler) o, açıkça bir ejderha oluverdi
Süleyman Ateş(Musa), asasını attı, bir de (baktılar ki) o apaçık bir ejderha
Yusuf AliSo (Moses) threw his rod, and behold, it was a serpent, plain (for all to see)
Ali BulaçElini de çekip çıkardı, bir de (ne görsün) o, bakanlar için 'parlayıp aydınlanıvermiş
Süleyman AteşElini (koltuğunun altından) çıkardı; o da, bakanlara parıl parıl parlayan bir şey oluverdi
Yusuf AliAnd he drew out his hand, and behold, it was white to all beholders
Ali Bulaç(Firavun,) Çevresindeki önde gelenlere: "Bu” dedi, "Doğrusu bilgin bir büyücüdür
Süleyman Ateş(Fir'avn), çevresindeki ileri gelenlere: "Bu dedi, bilgin bir büyücüdür
Yusuf Ali(Pharaoh) said to the Chiefs around him: "This is indeed a sorcerer well- versed
Ali BulaçBüyüsüyle sizi yurdunuzdan sürüp çıkarmak istiyor; ne buyurursunuz
Süleyman AteşBüyüsüyle sizi toprağınızdan çıkarmak istiyor. Ne buyurursunuz
Yusuf AliHis plan is to get you out of your land by his sorcery; then what is it ye counsel
Ali BulaçDediler ki: "Bunu ve kardeşini oyala, şehirlere de toplayıcılar gönder
Süleyman AteşDediler ki: "Onu ve kardeşini eğle, kentlere toplayıcılar gönder
Yusuf AliThey said: "Keep him and his brother in suspense (for a while), and dispatch to the Cities heralds to collect
Ali BulaçBütün uzman-bilgin büyücüleri sana getirsinler
Süleyman AteşBütün bilgin büyücüleri sana getirsinler
Yusuf AliAnd bring up to thee all (our) sorcerers well-versed
Ali BulaçBöylelikle büyücüler, bilinen bir günün belli vaktinde biraraya getirildi
Süleyman AteşDerken büyücüler belli bir günün belirlenen vaktinde bir araya getirildi
Yusuf AliSo the sorcerers were got together for the appointment of a day well-known
Ali BulaçVe insanlara da: "Siz de toplanıyor musunuz? dendi
Süleyman AteşHalka da: "Siz de toplanır mısınız?" denildi
Yusuf AliAnd the people were told: "Are ye (now) assembled
Ali BulaçUmarız ki, eğer galip gelirse biz de büyücülere uyarız
Süleyman AteşUmarız ki büyücüler üstün gelirse biz de onlara uyarız
Yusuf AliThat we may follow the sorcerers (in religion) if they win
Ali BulaçBüyücüler geldiklerinde, Firavun'a: "Şayet biz galip gelirsek, bize bir ücret var gerçekten, değil mi?" dediler
Süleyman AteşBüyücüler gelince Fir'avn'e: "Eğer üstün gelenler biz olursak, bize mutlaka bir ücret var değil mi?" dediler
Yusuf AliSo when the sorcerers arrived, they said to Pharaoh: "Of course - shall we have a (suitable) reward if we win
Ali BulaçEvet" dedi. "Üstelik şüphesiz siz en yakın(larım) kılınanlardan olacaksınız
Süleyman AteşEvet dedi, hem o takdirde siz (bana) yakınlardan olacaksınız
Yusuf AliHe said: "Yea, (and more),- for ye shall in that case be (raised to posts) nearest (to my person)
Ali BulaçMusa onlara dedi ki: "Atacağınızı atın
Süleyman AteşMusa onlara: "Atacağınızı atın!" dedi
Yusuf AliMoses said to them: "Throw ye - that which ye are about to throw
Ali BulaçOnlar da, iplerini ve asalarını atıverdiler ve: "Firavun'un üstünlüğü adına, hiç tartışmasız, üstün olanlar gerçekten bizleriz" dediler
Süleyman Ateşİplerini ve değneklerini attılar ve "Fir'avn'ın şerefine biz, elbette biz galib geleceğiz" dediler
Yusuf AliSo they threw their ropes and their rods, and said: "By the might of Pharaoh, it is we who will certainly win
Ali BulaçBöylelikle Musa da asasını bırakıverdi, bir de (ne görsünler) o, uydurmakta olduklarını yutuveriyor
Süleyman AteşMusa da asasını attı. Birden o, onların uydurduklarını yutmağa başladı
Yusuf AliThen Moses threw his rod, when, behold, it straightway swallows up all the falsehoods which they fake
Ali BulaçAnında büyücüler secdeye kapandılar
Süleyman AteşDerhal büyücüler secdeye kapandılar
Yusuf AliThen did the sorcerers fall down, prostrate in adoration
Ali Bulaç(Ve:) "Alemlerin Rabbine iman ettik" dediler
Süleyman AteşDediler: "Alemlerin Rabbine inandık
Yusuf AliSaying: "We believe in the Lord of the Worlds
Ali BulaçMusa'nın ve Harun'un Rabbine
Süleyman AteşMusa'nın ve Harun'un Rabbine
Yusuf AliThe Lord of Moses and Aaron
Ali Bulaç(Firavun) Dedi ki: "Ona, ben size izin vermeden önce mi inandınız? Şüphesiz, o, size büyüyü öğreten büyüğünüzdür; öyleyse yakında bileceksiniz. Şüphesiz ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim ve sizin hepinizi gerçekten asıp-sallandıracağım
Süleyman Ateş(Fir'avn) dedi: "Ben size izin vermeden mi ona inandınız? O, size büyü öğreten büyüğünüzdür. Öyleyse (size ne yapacağımı) yakında bileceksiniz: Ellerinizi ve ayaklarınızı çapraz olarak keseceğim ve hepinizi asacağım
Yusuf AliSaid (Pharaoh): "Believe ye in Him before I give you permission? surely he is your leader, who has taught you sorcery! but soon shall ye know! Be sure I will cut off your hands and your feet on opposite sides, and I will cause you all to die on the cross
Ali BulaçHiç zararı yok" dediler. "Çünkü biz gerçekten Rabbimiz'e dönücüleriz
Süleyman AteşZararı yok, dediler, (nasıl olsa) biz Rabbimize döneceğiz
Yusuf AliThey said: "No matter! for us, we shall but return to our Lord
Ali BulaçDoğrusu biz, iman edenlerin ilki olduğumuzdan dolayı Rabbimiz'in bizim hatalarımızı bağışlayacağını umuyoruz
Süleyman AteşBiz ilk inananlar olduğumuz için Rabbimizin, hatalarımızı bağışlayacağını umarız
Yusuf AliOnly, our desire is that our Lord will forgive us our faults, that we may become foremost among the believers
Ali BulaçMusa'ya: "Kullarımı gece yürüyüşe geçir, çünkü izleneceksiniz" diye vahyettik
Süleyman AteşMusa'ya: "Kullarımı geceleyin (Mısır'dan çıkar), yürüt; siz takibedileceksiniz." diye vahyettik
Yusuf AliBy inspiration we told Moses: "Travel by night with my servants; for surely ye shall be pursued
Ali BulaçBunun üzerine Firavun şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi
Süleyman AteşFir'avn, (İsrail oğullarının gittiğini duyunca) kentlere (asker) toplayıcılar gönderdi
Yusuf AliThen Pharaoh sent heralds to (all) the Cities
Ali BulaçGerçek şu ki bunlar azınlık olan bir topluluktur
Süleyman AteşŞunlar, (şu İsrail oğulları), az bir topluluktur dedi
Yusuf Ali(Saying): "These (Israelites) are but a small band
Ali BulaçVe elbette bize karşı da büyük bir öfke beslemektedirler
Süleyman AteşBizi kızdırmaktadırlar
Yusuf AliAnd they are raging furiously against us
Ali BulaçBiz ise uyanık bir toplumuz" (dedi)
Süleyman AteşBiz, ihtiyatlı, koca bir cemaatiz
Yusuf AliBut we are a multitude amply fore-warned
Ali BulaçBöylelikle Biz onları (Firavun ve kavmini) bahçelerden ve pınarlardan sürüp çıkardık
Süleyman AteşBöylece biz onları çıkardık: bahçeler(in)den, çeşmeler(in)den
Yusuf AliSo We expelled them from gardens, springs
Ali BulaçHazinelerden ve soylu makam(lar)dan da
Süleyman AteşHazineler(in)den ve o güzel yer(lerin)den
Yusuf AliTreasures, and every kind of honourable position
Ali Bulaçİşte böyle; bunlara İsrailoğulları'nı mirasçı kıldık
Süleyman AteşBöylece bunları İsrail oğullarına miras yaptık
Yusuf AliThus it was, but We made the Children of Israel inheritors of such things
Ali BulaçBöylece (Firavun ve ordusu) güneşin doğuş vakti onları izlemeye koyuldular
Süleyman Ateş(Fir'avn ve adamları), güneş doğarken onların ardına düştüler
Yusuf AliSo they pursued them at sunrise
Ali Bulaçİki topluluk birbirini gördükleri zaman Musa'nın adamları: "Gerçekten yakalandık" dediler
Süleyman Ateşİki topluluk (yaklaşıp) birbirini görünce Musa'nın adamları: "İşte yakalandık!" dediler
Yusuf AliAnd when the two bodies saw each other, the people of Moses said: "We are sure to be overtaken
Ali Bulaç(Musa:) "Hayır" dedi. "Şüphesiz Rabbim, benimle beraberdir; bana yol gösterecektir
Süleyman Ateş(Musa): "Hayır, dedi, Rabbim benimle beraberdir. Bana yol gösterecektir
Yusuf Ali(Moses) said: "By no means! my Lord is with me! Soon will He guide me
Ali BulaçBunun üzerine Musa'ya: "Asanla denize vur" diye vahyettik. (Vurdu ve) Deniz hemencecik yarılıverdi de her parçası kocaman bir dağ gibi oldu
Süleyman AteşMusa'ya: "Değneğinle denize vur!" diye vahyettik. (Vurunca deniz) yarıldı, (on iki yol açıldı). Her bölüm, kocaman bir dağ gibi oldu
Yusuf AliThen We told Moses by inspiration: "Strike the sea with thy rod." So it divided, and each separate part became like the huge, firm mass of a mountain
Ali BulaçÖtekileri de buraya yaklaştırdık
Süleyman AteşÖtekileri de buraya yaklaştırdık (Musa ve adamlarının ardından, düşmanları da bu denizde açılan yollara girdiler)
Yusuf AliAnd We made the other party approach thither
Ali BulaçMusa'yı ve onunla birlikte olanların hepsini kurtarmış olduk
Süleyman AteşMusa'yı ve beraberinde olanları tamamen kurtardık
Yusuf AliWe delivered Moses and all who were with him
Ali BulaçSonra ötekileri suda boğduk
Süleyman AteşSonra ötekilerini boğduk (Musa ve adamları karaya çıkınca deniz kapandı, Fir'avn ve adamları boğuldu)
Yusuf AliBut We drowned the others
Ali BulaçŞüphesiz, bunda bir ayet vardır. Ama onların çoğu iman etmiş değildirler
Süleyman AteşMuhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama çokları inanmazlar
Yusuf AliVerily in this is a Sign: but most of them do not believe
Ali BulaçVe hiç şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir
Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur
Yusuf AliAnd verily thy Lord is He, the Exalted in Might, Most Merciful
Ali BulaçOnlara İbrahim'in haberini de aktar-oku
Süleyman AteşOnlara İbrahim'in haberini de oku
Yusuf AliAnd rehearse to them (something of) Abraham's story
Ali BulaçHani, babasına ve kavmine: "Siz neye kulluk ediyorsunuz?" demişti
Süleyman AteşBabasına ve kavmine: "Neye tapıyorsunuz?" demişti
Yusuf AliBehold, he said to his father and his people: "What worship ye
Ali BulaçDemişlerdi ki: "Putlara tapıyoruz, bunun için sürekli onların önünde bel büküp eğiliyoruz
Süleyman AteşPutlara tapıyoruz, onların önünde ibadete duruyoruz. dediler
Yusuf AliThey said: "We worship idols, and we remain constantly in attendance on them
Ali BulaçDedi ki: "Peki, dua ettiğiniz zaman onlar sizi işitiyorlar mı
Süleyman AteşPeki, dedi, siz du'a ettiğiniz zaman onlar sizi işitiyorlar mı
Yusuf AliHe said: "Do they listen to you when ye call (on them)
Ali BulaçYa da size bir yararları veya zararları dokunuyor mu
Süleyman AteşYahut size fayda veya zarar verebiliyorlar mı
Yusuf Alior do you good or harm
Ali BulaçHayır" dediler. "Biz atalarımızı böyle yaparlarken bulduk
Süleyman AteşHayır, ama babalarımızın böyle yaptıklarını gördük, (onun için biz de böyle yapıyoruz). dediler
Yusuf AliThey said: "Nay, but we found our fathers doing thus (what we do)
Ali Bulaç(İbrahim) Dedi ki: "Şimdi, neye tapmakta olduğunuzu gördünüz mü
Süleyman Ateşİşte gördünüz mü neye tapıyorsunuz? dedi
Yusuf AliHe said: "Do ye then see whom ye have been worshipping
Ali BulaçHem siz, hem de eski atalarınız
Süleyman AteşSiz ve eski atalarınız
Yusuf AliYe and your fathers before you
Ali Bulaçİşte bunlar, gerçekten benim düşmanımdır; yalnızca alemlerin Rabbi hariç
Süleyman AteşOnlar benim düşmanımdır. Yalnız alemlerin Rabbi (benim dostumdur)
Yusuf AliFor they are enemies to me; not so the Lord and Cherisher of the Worlds
Ali BulaçKi beni yaratan ve bana hidayet veren O'dur
Süleyman AteşBeni yaratan ve bana yol gösteren O'dur
Yusuf AliWho created me, and it is He Who guides me
Ali BulaçBana yediren ve içiren O'dur
Süleyman AteşBana yediren ve içiren O'dur
Yusuf AliWho gives me food and drink
Ali BulaçHastalandığım zaman bana şifa veren O'dur
Süleyman AteşHastalandığım zaman bana şifa veren O'dur
Yusuf AliAnd when I am ill, it is He Who cures me
Ali BulaçBeni öldürecek, sonra diriltecek olan da O'dur
Süleyman AteşBeni öldürecek, sonra diriltecek O'dur
Yusuf AliWho will cause me to die, and then to life (again)
Ali BulaçDin (ceza) günü hatalarımı bağışlayacağını umduğum da O'dur
Süleyman AteşCeza günü hatamı bağışlayacağını umduğum da O'dur
Yusuf AliAnd who, I hope, will forgive me my faults on the day of Judgment
Ali BulaçRabbim, bana hüküm (ve hikmet) bağışla ve beni salih olanlara kat
Süleyman AteşRabbim, bana hüküm (hükümdarlık, bilgi) ver ve beni Salihler arasına kat
Yusuf AliO my Lord! bestow wisdom on me, and join me with the righteous
Ali BulaçSonra gelecekler arasında bana bir doğruluk dili (lisan-ı sıdk) ver
Süleyman AteşSonra gelenler arasında bana, bir doğruluk dili nasib eyle (sonraki nesiller arasında hayır ile anılmamı sağla)
Yusuf AliGrant me honourable mention on the tongue of truth among the latest (generations)
Ali BulaçBeni nimetlerle-donatılmış cennetin mirasçılarından kıl
Süleyman AteşBeni ni'met(i bol olan) cennetinin varislerinden kıl
Yusuf AliMake me one of the inheritors of the Garden of Bliss
Ali BulaçBabamı da bağışla, çünkü o şaşırıp sapanlardandır
Süleyman AteşBabamı da bağışla. Çünkü o, sapıklardandır. And forgive my father. Lo! he is of those who err
Yusuf AliForgive my father, for that he is among those astray
Ali BulaçVe beni (insanların) diriltilecekleri gün küçük düşürme
Süleyman Ateş(Kulların) diriltilecekleri gün, beni utandırma
Yusuf AliAnd let me not be in disgrace on the Day when (men) will be raised up
Ali BulaçMalın da, çocukların da bir yarar sağlayamadığı günde
Süleyman AteşO gün ki, ne mal, ne de oğullar yarar vermez
Yusuf AliThe Day whereon neither wealth nor sons will avail
Ali BulaçAncak Allah'a selim bir kalp ile gelenler başka
Süleyman AteşAncak Allah'a sağlam ve temiz kalb getiren (yarar görür)
Yusuf AliBut only he (will prosper) that brings to God a sound heart
Ali Bulaç(O gün) Cennet takva sahiplerine yaklaştırılır
Süleyman Ateş(O gün) cennet, korunanlara yaklaştırılır
Yusuf AliTo the righteous, the Garden will be brought near
Ali BulaçCehennem de azgınlar için sergilenir
Süleyman AteşCehennem de azgınların karşısına çıkarılır
Yusuf AliAnd to those straying in Evil, the Fire will be placed in full view
Ali BulaçVe onlara: "Tapmakta olduklarınız nerede?" denilir
Süleyman AteşOnlara "Hani taptıklarınız nerede?" denilir
Yusuf AliAnd it shall be said to them: 'Where are the (gods) ye worshipped
Ali BulaçAllah'ın dışında olan (ilah)lar; size yardımları dokunuyor mu, veya kendilerine yardımları oluyor mu
Süleyman AteşO Allah'tan başka (taptıklarınız) size yardım ediyorlar mı, yahut kendilerine yardımları dokunuyor mu
Yusuf AliBesides God? Can they help you or help themselves
Ali BulaçArtık onlar ve azgınlar onun içine dökülüverilmiştir
Süleyman AteşOnlar ve azgınlar, tepe taklak oraya atılırlar
Yusuf AliThen they will be thrown headlong into the (Fire),- they and those straying in Evil
Ali BulaçVe İblis'in bütün orduları da
Süleyman Ateşİblis'in bütün askerleri de
Yusuf AliAnd the whole hosts of Iblis together
Ali BulaçOrada birbirleriyle çekişip tartışarak derler ki
Süleyman AteşOnlar orada (putlarıyle) çekişerek derler ki
Yusuf AliThey will say there in their mutual bickerings
Ali BulaçAndolsun Allah'a, biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz
Süleyman AteşVallahi biz apaçık bir sapıklık içinde imişiz
Yusuf AliBy God, we were truly in an error manifest
Ali BulaçÇünkü sizi (yalancı olanları) alemlerin Rabbiyle eşit tutuyorduk
Süleyman AteşÇünkü sizi alemlerin Rabbine eşit tutuyorduk
Yusuf AliWhen we held you as equals with the Lord of the Worlds
Ali BulaçBizi suçlu-günahkarlardan başka saptıran olmadı
Süleyman AteşAma bizi saptıran o suçlulardır
Yusuf AliAnd our seducers were only those who were steeped in guilt
Ali BulaçArtık bizim için ne bir şefaatçi var
Süleyman AteşŞimdi artık bizim ne şefa'atçilerimiz var
Yusuf AliNow, then, we have none to intercede (for us)
Ali BulaçNe de candan-yakın bir dost
Süleyman AteşNe de sıcak bir dostumuz
Yusuf AliNor a single friend to feel (for us)
Ali BulaçBizim bir kere daha (dünyaya dönüşümüz mümkün) olsaydı da iman edenlerden olabilseydik
Süleyman AteşAh keşke bir dönüşümüz daha olsa da inananlardan olsak
Yusuf AliNow if we only had a chance of return we shall truly be of those who believe
Ali BulaçGerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler
Süleyman AteşMuhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar
Yusuf AliVerily in this is a Sign but most of them do not believe
Ali BulaçVe şüphesiz senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir
Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur
Yusuf AliAnd verily thy Lord is He, the Exalted in Might, Most Merciful
Ali BulaçNuh kavmi de gönderilen (peygamber)leri yalanladı
Süleyman AteşNuh kavmi de gönderilen elçileri yalanladı
Yusuf AliThe people of Noah rejected the apostles
Ali BulaçHani onlara kardeşleri Nuh: "Sakınmaz mısınız?" demişti
Süleyman AteşKardeşleri Nuh onlara: "Korunmaz mısınız?" demişti
Yusuf AliBehold, their brother Noah said to them: "Will ye not fear (God)
Ali BulaçGerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim
Süleyman AteşBen size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim
Yusuf AliI am to you an apostle worthy of all trust
Ali BulaçArtık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin
Süleyman AteşAllah'tan korkun ve bana ita'at edin
Yusuf AliSo fear God, and obey me
Ali BulaçBuna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir
Süleyman AteşBen sizden, buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, yalnız alemlerin Rabbine aittir
Yusuf AliNo reward do I ask of you for it: my reward is only from the Lord of the Worlds
Ali BulaçArtık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin
Süleyman AteşÖyle ise Allah'tan korkun ve bana ita'at edin
Yusuf AliSo fear God, and obey me
Ali BulaçDediler ki: "Sana, sıradan aşağılık insanlar uymuşken inanır mıyız
Süleyman AteşDediler ki: "Sana bayağı kimseler uymuşken biz sana inanır mıyız
Yusuf AliThey said: "Shall we believe in thee when it is the meanest that follow thee
Ali BulaçDedi ki: "Onların yapmakta oldukları hakkında benim bilgim yoktur
Süleyman AteşDedi ki: "Ben onların yaptıklarını(n iç yüzünü) bilmem (ben ancak görünüşe göre hüküm veririm)
Yusuf AliHe said: "And what do I know as to what they do
Ali BulaçOnların hesabı yalnızca Rabbime aittir, eğer şuurundaysanız (anlarsınız)
Süleyman AteşAnlayışınız olsa, onların hesabının Rabbime aidolduğunu bilirsiniz
Yusuf AliTheir account is only with my Lord, if ye could (but) understand
Ali BulaçVe ben mü'min olanları kovacak değilim
Süleyman AteşBen inananları kovacak değilim
Yusuf AliI am not one to drive away those who believe
Ali BulaçBen, yalnızca apaçık bir uyarıcıyım
Süleyman AteşBen sadece apaçık bir uyarıcıyım
Yusuf AliI am sent only to warn plainly in public
Ali BulaçDediler ki: "Eğer (bu söylediklerine) bir son vermeyecek olursan, gerçekten taşa tutulup kovulacaksın
Süleyman AteşDediler: "Ey Nuh, (bu dediğinden) vazgeçmezsen mutlaka taşlananlardan olacaksın
Yusuf AliThey said: "If thou desist not, O Noah! thou shalt be stoned (to death)
Ali BulaçDedi ki: "Rabbim, şüphesiz kavmim beni yalanladı
Süleyman Ateş(Nuh): "Rabbim, dedi, kavmim beni yalanladı
Yusuf AliHe said: "O my Lord! truly my people have rejected me
Ali BulaçBundan böyle, benimle onların arasını açık bir hükümle ayır ve beni ve benimle birlikte olan mü'minleri kurtar
Süleyman AteşBenimle onların arasını aç (aramızda hükmet), beni ve benimle beraber bulunan mü'minleri kurtar
Yusuf AliJudge Thou, then, between me and them openly, and deliver me and those of the Believers who are with me
Ali BulaçBunun üzerine, onu ve onunla birlikte olanları (insan ve hayvanlarla) yüklü gemi içinde kurtardık
Süleyman AteşBiz de onu ve onunla beraber bulunanları, dolu gemi içinde kurtardık
Yusuf AliSo We delivered him and those with him, in the Ark filled (with all creatures)
Ali BulaçSonra bunun ardından geride kalanları da suda-boğduk
Süleyman AteşSonra bunun ardından, geride kalanları boğduk
Yusuf AliThereafter We drowned those who remained behind
Ali BulaçGerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler
Süleyman AteşMuhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar
Yusuf AliVerily in this is a Sign: but most of them do not believe
Ali BulaçVe şüphesiz senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir
Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur
Yusuf AliAnd verily thy Lord is He, the Exalted in Might, Most Merciful
Ali BulaçAd (kavmi) de gönderilen (elçi)leri yalanladı
Süleyman AteşAd (kavmi) de, gönderilen elçileri yalanladı
Yusuf AliThe 'Ad (people) rejected the apostles
Ali BulaçHani onlara kardeşleri Hud: "Sakınmaz mısınız?" demişti
Süleyman AteşKardeşleri Hud onlara: "Korunmaz mısınız?" demişti
Yusuf AliBehold, their brother Hud said to them: "Will ye not fear (God)
Ali BulaçGerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim
Süleyman AteşBen size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim
Yusuf AliI am to you an apostle worthy of all trust
Ali BulaçArtık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin
Süleyman AteşAllah'tan korkun ve bana ita'at edin
Yusuf AliSo fear God and obey me
Ali BulaçBuna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir
Süleyman AteşBen sizden buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız alemlerin Rabbine aittir
Yusuf AliNo reward do I ask of you for it: my reward is only from the Lord of the Worlds
Ali BulaçSiz, her yüksekçe yere bir anıt inşa edip (yararsız bir şeyle) oyalanıp eğleniyor musunuz
Süleyman AteşSiz her yol üzerine, (gelip geçenleri yanıltmak için) bir işaret yapıp da boş şeyle mi uğraşıyorsunuz
Yusuf AliDo ye build a landmark on every high place to amuse yourselves
Ali BulaçÖlümsüz kılınmak umuduyla sanat yapıları mı ediniyorsunuz
Süleyman AteşBelki ebedi yaşarsınız diye köşkler (ve müstahkem kaleler) ediniyorsunuz
Yusuf AliAnd do ye get for yourselves fine buildings in the hope of living therein (for ever)
Ali BulaçTutup yakaladığınız zaman da zorbalar gibi mi yakalıyorsunuz
Süleyman Ateş(Bir kavmi) yakaladığınız zaman da zorbalar gibi yakalıyorsunuz
Yusuf AliAnd when ye exert your strong hand, do ye do it like men of absolute power
Ali BulaçArtık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin
Süleyman AteşAllah'tan korkun ve bana ita'at edin
Yusuf AliNow fear God, and obey me
Ali BulaçBildiğiniz şeylerle size yardım edenden korkup-sakının
Süleyman AteşSize bildiğiniz ni'metleri bol bol veren(Allah)dan korkun. Keep your duty toward Him Who hath aided you with (the good things) that ye know
Yusuf AliYea, fear Him Who has bestowed on you freely all that ye know
Ali BulaçSize hayvanlar, çocuklar (vererek) yardım etti
Süleyman AteşO size verdi: davarlar, oğullar
Yusuf AliFreely has He bestowed on you cattle and sons
Ali BulaçBahçeler ve pınarlar da
Süleyman AteşBahçeler, çeşmeler
Yusuf AliAnd Gardens and Springs
Ali BulaçDoğrusu, ben sizin için büyük bir günün azabından korkuyorum
Süleyman AteşDoğrusu ben size büyük bir günün azabı(nın çarpması)ndan korkuyorum
Yusuf AliTruly I fear for you the Penalty of a Great Day
Ali BulaçDediler ki: "Bizim için fark etmez; öğüt versen de, öğüt verenlerden olmasan da
Süleyman AteşDediler ki: "Öğüt versen de, öğüt verenlerden olmasan da bizce birdir
Yusuf AliThey said: "It is the same to us whether thou admonish us or be not among (our) admonishers
Ali BulaçBu, geçmiştekilerin 'geleneksel tutumundan başkası değildir
Süleyman AteşBu (davranışımız), sadece evvelkilerin ahlakı(ve geleneği)dir
Yusuf AliThis is no other than a customary device of the ancients
Ali BulaçVe biz azap görecek de değiliz
Süleyman AteşBiz azaba uğratılacak değiliz
Yusuf AliAnd we are not the ones to receive Pains and Penalties
Ali BulaçBöylelikle onu yalanladılar, Biz de onları yıkıma uğrattık. Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler
Süleyman Ateş(Böylece) onu yalanladılar. Biz de onları helak ettik. Muhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar
Yusuf AliSo they rejected him, and We destroyed them. Verily in this is a Sign: but most of them do not believe
Ali BulaçVe şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir
Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur
Yusuf AliAnd verily thy Lord is He, the Exalted in Might, Most Merciful
Ali BulaçSemud (kavmi) de, gönderilen (elçi)leri yalanladı
Süleyman AteşSemud (kavmi) de gönderilen elçileri yalanladı
Yusuf AliThe Thamud (people) rejected the apostles
Ali BulaçHani onlara kardeşleri Salih: "Sakınmaz mısınız? demişti
Süleyman AteşKardeşleri Salih, onlara demişti ki: "Korunmaz mısınız
Yusuf AliBehold, their brother Salih said to them: "Will you not fear (God)
Ali BulaçGerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim
Süleyman AteşBen sizin için güvenilir bir elçiyim
Yusuf AliI am to you an apostle worthy of all trust
Ali BulaçArtık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin
Süleyman AteşAllah'tan korkun ve bana ita'at edin
Yusuf AliSo fear God, and obey me
Ali BulaçBuna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum
Süleyman AteşBen sizden buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız alemlerin Rabbine aittir
Yusuf AliNo reward do I ask of you for it: my reward is only from the Lord of the Worlds
Ali BulaçSiz burada güvenlik içinde mi bırakılacaksınız
Süleyman AteşSiz burada güven içinde bırakılacağınızı mı sanıyorsunuz
Yusuf AliWill ye be left secure, in (the enjoyment of) all that ye have here
Ali BulaçBahçelerin, pınarların içinde
Süleyman AteşBöyle bahçelerde, çeşme başlarında
Yusuf AliGardens and Springs
Ali BulaçEkinler ve yumuşak tomurcuklu göz alıcı hurmalıklar arasında
Süleyman AteşEkinler ve yumuşak tomurcuklu güzel hurmalıklar arasında
Yusuf AliAnd corn-fields and date-palms with spathes near breaking (with the weight of fruit)
Ali BulaçDağlardan ustalıkla zevkli evler yontuyorsunuz
Süleyman AteşDağlardan ustalıkla evler yontuyorsunuz
Yusuf AliAnd ye carve houses out of (rocky) mountains with great skill
Ali BulaçArtık Allah'tan sakının ve bana itaat edin
Süleyman AteşAllah'tan korkun ve bana ita'at edin
Yusuf AliBut fear God and obey me
Ali BulaçVe ölçüsüzce davrananların emrine itaat etmeyin
Süleyman AteşO aşırıların emrine uymayın
Yusuf AliAnd follow not the bidding of those who are extravagant
Ali BulaçKi onlar, yeryüzünde bozgunculuk çıkarıyor ve dirlik-düzenlik kurmuyorlar (ıslah etmiyorlar)
Süleyman AteşYeryüzünde bozgunculuk yapan, ıslah etmeyen o kimseler(in sözüyle hareket etmeyin)
Yusuf AliWho make mischief in the land, and mend not (their ways)
Ali BulaçDediler ki: "Sen ancak büyülenmişlerdensin
Süleyman AteşDediler: Sen, iyice büyülenmişlerdensin
Yusuf AliThey said: "Thou art only one of those bewitched
Ali BulaçSen yalnızca bizim benzerimiz olan bir beşerden başkası değilsin; eğer doğru sözlü isen, bu durumda bir ayet (mucize) getir-görelim
Süleyman AteşSen de bizim gibi bir insansın. Eğer doğrulardansan bize bir mu'cize getir
Yusuf AliThou art no more than a mortal like us: then bring us a Sign, if thou tellest the truth
Ali BulaçDedi ki: "İşte, bu bir dişi devedir; su içme hakkı (bir gün) onun, belli bir günün su içme hakkı da sizindir
Süleyman AteşDedi: "İşte bu dişi deve(mu'cize)dir. (Bir gün) onun su içme hakkı var, belli bir günün su içme hakkı da sizin
Yusuf AliHe said: "Here is a she-camel: she has a right of watering, and ye have a right of watering, (severally) on a day appointed
Ali BulaçOna bir kötülükle dokunmayın, sonra büyük bir günün azabı sizi yakalar
Süleyman AteşSakın, ona bir kötülük dokundurmayın, sonra büyük bir günün azabı sizi yakalar
Yusuf AliTouch her not with harm, lest the Penalty of a Great Day seize you
Ali BulaçSonunda onu (yine de) kestiler, ancak pişman oldular
Süleyman AteşNihayet onu kestiler, ama pişman oldular
Yusuf AliBut they ham-strung her: then did they become full of regrets
Ali BulaçBöylece azap onları yakaladı. Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler
Süleyman AteşVe azab onları yakaladı. Muhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar
Yusuf AliBut the Penalty seized them. Verily in this is a Sign: but most of them do not believe
Ali BulaçVe şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir
Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur
Yusuf AliAnd verily thy Lord is He, the Exalted in Might, Most Merciful
Ali BulaçLut (kavmi) de, gönderilen (elçi)leri yalanladı
Süleyman AteşLut (kavmi) de gönderilen elçileri yalanladı
Yusuf AliThe people of Lut rejected the apostles
Ali BulaçHani onlara kardeşleri Lut: "Sakınmaz mısınız?" demişti
Süleyman AteşKardeşleri Lut, onlara "Korunmaz mısınız?" demişti
Yusuf AliBehold, their brother Lut said to them: "Will ye not fear (God)
Ali BulaçGerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim
Süleyman AteşBen sizin için güvenilir bir elçiyim
Yusuf AliI am to you an apostle worthy of all trust
Ali BulaçArtık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin
Süleyman AteşAllah'tan korkun ve bana ita'at edin
Yusuf AliSo fear God and obey me
Ali BulaçBuna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir
Süleyman AteşBen sizden buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız alemlerin Rabbine aittir. And I ask of you no wage therefore; my wage is the concern only of the Lord of the Worlds
Yusuf AliNo reward do I ask of you for it: my reward is only from the lord of the Worlds
Ali BulaçSiz insanlardan (cinsel arzuyla) erkeklere mi gidiyorsunuz
Süleyman AteşAlemlerin içinde erkeklere mi gidiyorsunuz
Yusuf AliOf all the creatures in the world, will ye approach males
Ali BulaçRabbinizin sizler için yaratmış bulunduğu eşlerinizi bırakıyorsunuz. Hayır, siz sınırı çiğneyen bir kavimsiniz
Süleyman AteşVe Rabbinizin sizin için yarattığı eşlerinizi bırakıyorsunuz? Siz sınırı aşan bir kavimsiniz
Yusuf AliAnd leave those whom God has created for you to be your mates? Nay, ye are a people transgressing (all limits)
Ali BulaçDediler ki: "Ey Lut, eğer (bu söylediklerine) bir son vermeyecek olursan, gerçekten (burdan) sürülüp çıkarılanlardan olacaksın
Süleyman AteşDediler: "Ey Lut, andolsun, eğer (bundan) vazgeçmezsen, mutlaka sürülenlerden olacaksın
Yusuf AliThey said: "If thou desist not, O Lut! thou wilt assuredly be cast out
Ali BulaçDedi ki: "Gerçekten ben, sizin bu yaptığınıza öfke ile karşı olanlardanım
Süleyman Ateş(Lut) dedi: "Ben sizin bu işinize, (kadınları bırakıp erkeklere gidişinize) kızanlardanım
Yusuf AliHe said: "I do detest your doings
Ali BulaçRabbim, beni ve ailemi bunların yaptıklarından kurtar
Süleyman AteşRabbim, beni ve ailemi bunların yaptıklarından kurtar
Yusuf AliO my Lord! deliver me and my family from such things as they do
Ali BulaçBunun üzerine onu ve bütün ailesini kurtardık
Süleyman AteşBiz de onu ve ailesini tamamen kurtardık
Yusuf AliSo We delivered him and his family,- all
Ali BulaçYalnızca geri kalanlar içinde bir kocakarı hariç
Süleyman AteşYalnız geride kalanlar arasında bulunan bir koca karıyı (kurtarmadık)
Yusuf AliExcept an old woman who lingered behind
Ali BulaçSonra geride kalanları yerle bir ettik
Süleyman AteşSonra ötekilerini hep yıktık, helak ettik
Yusuf AliBut the rest We destroyed utterly
Ali BulaçVe üzerlerine bir yağmur yağdırdık; uyarılıp-korkutulanların yağmuru ne kötü
Süleyman AteşVe üzerlerine bir yağmur yağdırdık, uyarıl(ıp da yola gelmey)enlerin yağmuru hakikaten çok kötü oldu
Yusuf AliWe rained down on them a shower (of brimstone): and evil was the shower on those who were admonished (but heeded not)
Ali BulaçGerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler
Süleyman AteşMuhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar
Yusuf AliVerily in this is a Sign: but most of them do not believe
Ali BulaçVe şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır esirgeyendir
Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur
Yusuf AliAnd verily thy Lord is He, the Exalted in Might Most Merciful
Ali BulaçEyke halkı da, gönderilen (peygamber)leri yalanladı
Süleyman AteşEyke halkı da gönderilen elçileri yalanladı
Yusuf AliThe Companions of the Wood rejected the apostles
Ali BulaçHani onlara Şuayb: "Sakınmaz mısınız?" demişti
Süleyman AteşŞu'ayb, onlara demişti ki: "Korunmaz mısınız
Yusuf AliBehold, Shu'aib said to them: "Will ye not fear (God)
Ali BulaçGerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim
Süleyman AteşBen sizin için güvenilir bir elçiyim
Yusuf AliI am to you an apostle worthy of all trust
Ali BulaçArtık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin
Süleyman AteşAllah'tan korkun ve bana ita'at edin
Yusuf AliSo fear God and obey me
Ali BulaçBuna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir
Süleyman AteşBen sizden, buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız alemlerin Rabbine aittir
Yusuf AliNo reward do I ask of you for it: my reward is only from the Lord of the Worlds
Ali BulaçÖlçüyü tam tutun ve eksiltenlerden olmayın
Süleyman AteşÖlçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın
Yusuf AliGive just measure, and cause no loss (to others by fraud)
Ali BulaçDosdoğru olan terazi ile tartın
Süleyman AteşDoğru terazi ile tartın
Yusuf AliAnd weigh with scales true and upright
Ali Bulaçİnsanların eşyasını değerden düşürüp-eksiltmeyin ve yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın
Süleyman Ateşİnsanların haklarını kısmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın
Yusuf AliAnd withhold not things justly due to men, nor do evil in the land, working mischief
Ali BulaçSizi ve önceki yaratılmışları yaratandan sakının”
Süleyman AteşSizi ve önceki nesilleri yaratandan korkun. And keep your duty unto Him Who created you and the generations of the men of old
Yusuf AliAnd fear Him Who created you and (who created) the generations before (you)
Ali BulaçDediler ki: "Sen ancak büyülenmişlerdensin”
Süleyman AteşDediler: "Sen iyice büyülenmişlerdensin
Yusuf AliThey said: "Thou art only one of those bewitched
Ali BulaçSen, yalnızca benzerimiz olan bir beşerden başkası değilsin ve biz senin gerçekte yalancılardan olduğunu sanıyoruz
Süleyman AteşSen de bizim gibi bir insansın, biz seni mutlaka yalancılardan sanıyoruz
Yusuf AliThou art no more than a mortal like us, and indeed we think thou art a liar
Ali BulaçEğer doğru sözlü isen, bu durumda gökten üstümüze bir parça düşürüver
Süleyman AteşEğer doğrulardansan o halde üzerimize gökten parçalar düşür
Yusuf AliNow cause a piece of the sky to fall on us, if thou art truthful
Ali BulaçDedi ki: "Rabbim, yaptıklarınızı daha iyi bilir
Süleyman AteşRabbim yaptığınızı daha iyi bilir dedi
Yusuf AliHe said: "My Lord knows best what ye do
Ali BulaçSonunda onu yalanladılar, böylece onları o gölgelik-gününün azabı yakaladı. Gerçekten o, büyük bir günün azabıydı
Süleyman AteşOnu yalanladılar, nihayet o gölge gününün azabı, kendilerini yakaladı. Gerçekten o, büyük bir günün azabı idi
Yusuf AliBut they rejected him. Then the punishment of a day of overshadowing gloom seized them, and that was the Penalty of a Great Day
Ali BulaçGerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler
Süleyman AteşMuhakkak ki bunda bir ibret vardır ama yine çokları inanmazlar
Yusuf AliVerily in that is a Sign: but most of them do not believe
Ali BulaçVe şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir
Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur
Yusuf AliAnd verily thy Lord is He, the Exalted in Might, Most Merciful
Ali BulaçGerçekten o (Kur'an), alemlerin Rabbinin (bir) indirmesidir
Süleyman AteşMuhakkak ki o (Kur'an), alemlerin Rabbinin indirmesidir
Yusuf AliVerily this is a Revelation from the Lord of the Worlds
Ali BulaçOnu Ruhu'l-emin indirdi
Süleyman AteşOnu, er-Ruhu'l-Emin (güvenilir ruh, Cebrail) indirdi
Yusuf AliWith it came down the spirit of Faith and Truth
Ali BulaçUyarıcılardan olman için, senin kalbinin üzerine (indirmiştir)
Süleyman AteşSenin kalbine; uyarıcılardan olman için
Yusuf AliTo thy heart and mind, that thou mayest admonish
Ali BulaçApaçık Arapça bir dille
Süleyman AteşApaçık Arapça bir dille
Yusuf AliIn the perspicuous Arabic tongue
Ali BulaçVe hiç şüphesiz, o (Kur'an), geçmişlerin kitaplarında da vardır
Süleyman AteşO(nun içeriği), evvelkilerin Kitaplarında da vardır
Yusuf AliWithout doubt it is (announced) in the mystic Books of former peoples
Ali Bulaçİsrailoğulları bilginlerinin onu bilmesi onlar için bir delil (ayet) değil mi
Süleyman Ateşİsrail oğulları bilginlerinin onu bilmesi de onlar için (Kur'an'ın Güvenilir Ruh tarafından vahyedildiğine) yeterli bir delil değil mi
Yusuf AliIs it not a Sign to them that the Learned of the Children of Israel knew it (as true)
Ali BulaçOnu Arapça bilmeyen birine indirmiş olsaydık
Süleyman AteşBiz onu yabancılardan birine indirseydik de
Yusuf AliHad We revealed it to any of the non-Arabs
Ali BulaçBöylece onlara okusaydı, yine ona iman edecek değillerdi
Süleyman AteşOnu onlara okusaydı, ona inanmazlardı
Yusuf AliAnd had he recited it to them, they would not have believed in it
Ali BulaçBiz onu, suçlu-günahkarların kalbine işte böyle işlettik
Süleyman AteşBiz onu, suçluların kalblerine öyle soktuk
Yusuf AliThus have We caused it to enter the hearts of the sinners
Ali BulaçOnlar, o pek acı azabı görünceye kadar ona inanmazlar
Süleyman AteşAcı azabı görünceye kadar da ona inanmazlar
Yusuf AliThey will not believe in it until they see the grievous Penalty
Ali BulaçArtık o (azap), kendileri şuurunda olmadan onlara apansız gelecektir
Süleyman AteşAzab onlara öyle ansızın gelir ki, onlar hiç farkında olmazlar
Yusuf AliBut the (Penalty) will come to them of a sudden, while they perceive it not
Ali BulaçDerler ki: "Bize bir süre tanınır mı
Süleyman Ateş(Birden onu karşılarında bulunca) Acaba bize süre verilir mi?" derler
Yusuf AliThen they will say: "Shall we be respited
Ali BulaçOnlar yine de azabımızı çabuklaştırmak mı istiyorlar
Süleyman AteşHala bizim azabımızı mı acele istiyorlar (doğru söyleyenlerden isen bizi tehdidettiğin azabı getir mi diyorlar)
Yusuf AliDo they then ask for Our Penalty to be hastened on
Ali BulaçGördün mü; Biz onları yıllarca yararlandırsak
Süleyman AteşBaksana, biz onları yıllarca yaşatsak
Yusuf AliSeest thou? If We do let them enjoy (this life) for a few years
Ali BulaçSonra kendilerine va'dolunan (azap günü) geliverse
Süleyman AteşSonra tehdidedildikleri (azab) kendilerine gelse
Yusuf AliYet there comes to them at length the (Punishment) which they were promised
Ali BulaçOnların 'meta ile yararlandıkları' şey, kendilerini (görecekleri azaptan) bağımsız kılamaz
Süleyman AteşO yaşatıldıkları (zevk-u sefa sürdükleri) şeyler, kendilerine ne yarar sağlardı
Yusuf AliIt will profit them not that they enjoyed (this life)
Ali BulaçKendisi için bir uyarıcı olmaksızın, Biz hiçbir ülkeyi yıkıma uğratmış değiliz
Süleyman AteşBiz, hiçbir kenti helak etmedik ki onun uyarıcıları olmasın (helak etmeden önce mutlaka uyarıcı gönderdik)
Yusuf AliNever did We destroy a population, but had its warners
Ali Bulaç(Onlara) Hatırlatma (yapılmıştır); Biz zulmedici değiliz
Süleyman Ateş(Uyarıcılar) uyarırlardı. Biz zulmediciler değildik
Yusuf AliBy way of reminder; and We never are unjust
Ali BulaçOnu (Kur'an'ı) şeytanlar indirmemiştir
Süleyman AteşO(Kur'a)n'ı şeytanlar (cinler) indirmedi
Yusuf AliNo evil ones have brought down this (Revelation)
Ali BulaçBu, onlara yaraşmaz ve güç de yetiremezler
Süleyman AteşBu, onlara yaraşmaz ve zaten yapamazlar da
Yusuf AliIt would neither suit them nor would they be able (to produce it)
Ali BulaçÇünkü onlar, (vahyedileni) işitmekten kesin olarak uzak tutulmuşlardır
Süleyman AteşÇünkü onlar, (meleklerin sözlerini) işitmekten uzaklaştırılmışlardır
Yusuf AliIndeed they have been removed far from even (a chance of) hearing it
Ali BulaçAllah ile beraber başka bir İlah'a yalvarıp-yakarma, sonra azaba uğratılanlardan olursun
Süleyman AteşAllah ile beraber başka bir tanrı çağırma, sonra azabedilenlerden olursun
Yusuf AliSo call not on any other god with God, or thou wilt be among those under the Penalty
Ali Bulaç(Öncelikle) En yakın hısımlarını (aşiretini) uyar
Süleyman AteşEn yakın akrabanı uyar
Yusuf AliAnd admonish thy nearest kinsmen
Ali BulaçVe mü'minlerden, sana tabi olanlara (koruyucu) kanatlarını ger
Süleyman AteşVe sana uyan mü'minlere kanadını indir (onlara karşı mütevazi ve şefkatli davran)
Yusuf AliAnd lower thy wing to the Believers who follow thee
Ali BulaçEğer sana isyan edecek olurlarsa, artık de ki: "Gerçekten ben, sizin yaptıklarınızdan uzağım
Süleyman AteşŞayet sana (uymaz) karşı gelirlerse: "Ben sizin yaptıklarınızdan uzağım," de
Yusuf AliThen if they disobey thee, say: "I am free (of responsibility) for what ye do
Ali BulaçSen, O güçlü ve üstün, esirgeyici olan (Allah')a tevekkül et
Süleyman AteşGalib ve esirgeyen(Allah)a tevekkül et
Yusuf AliAnd put thy trust on the Exalted in Might, the Merciful
Ali BulaçO, kıyam ettiğin zaman seni görüyor
Süleyman AteşO, seni görür: Namaza durduğun zaman
Yusuf AliWho seeth thee standing forth (in prayer)
Ali BulaçSecde edenler arasında dönüp dolaşmanı da
Süleyman AteşVe secde edenler arasında eğilip doğrulurken
Yusuf AliAnd thy movements among those who prostrate themselves
Ali BulaçHiç şüphesiz, O, işitendir, bilendir
Süleyman AteşÇünkü O, işitendir, bilendir
Yusuf AliFor it is He Who heareth and knoweth all things
Ali BulaçŞeytanların kimlere inmekte olduklarını size haber vereyim mi
Süleyman AteşŞeytanların kime ineceğini size haber vereyim mi
Yusuf AliShall I inform you, (O people!), on whom it is that the evil ones descend
Ali BulaçOnlar, 'gerçeği ters yüz eden,' günaha düşkün olan her yalancıya inerler
Süleyman AteşOnlar, her günahkar yalancıya inerler
Yusuf AliThey descend on every lying, wicked person
Ali BulaçBunlar (şeytanlara) kulak verirler ve çoğu yalan söylemektedirler
Süleyman AteşO yalancılar, (şeytanlara) kulak verirler, çokları da yalan söylerler
Yusuf Ali(Into whose ears) they pour hearsay vanities, and most of them are liars
Ali BulaçŞairler ise; gerçekten onlara azgın-sapıklar uyar
Süleyman AteşŞa'irlere gelince onlara da azgınlar uyar
Yusuf AliAnd the Poets,- It is those straying in Evil, who follow them
Ali BulaçGörmedin mi; onlar, her bir vadide vehmedip duruyorlar
Süleyman AteşBaksana onlar, her vadide şaşkın şaşkın dolaşırlar
Yusuf AliSeest thou not that they wander distracted in every valley
Ali BulaçVe gerçekten onlar, yapmayacakları şeyleri söylüyorlar
Süleyman AteşVe onlar yapmayacakları şeyleri söylerler
Yusuf AliAnd that they say what they practise not
Ali BulaçAncak iman edenler, salih amellerde bulunanlar ve Allah'ı çokça zikredenler ile zulme uğratıldıktan sonra zafer kazananlar (veya öclerini alanlar) başka. Zulmetmekte olanlar, nasıl bir inkılaba uğrayıp devrileceklerini pek yakında bileceklerdir
Süleyman AteşAncak inananlar, iyi işler yapanlar, Allah'ı çok ananlar ve kendilerine zulmedildikten sonra (rakiplerine) üstün gelmeğe çalışanlar böyle değildir. Zulmedenler, yakında nasıl bir devrime uğrayıp devrileceklerini bileceklerdir
Yusuf AliExcept those who believe, work righteousness, engage much in the remembrance of God, and defend themselves only after they are unjustly attacked. And soon will the unjust assailants know what vicissitudes their affairs will take