☪ Anlam Arayışı

26. Ash-Shu'araa سُورَةُ الشُّعَرَاءِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
26:1
طسٓمٓ

Ali BulaçTa, Sin, Mim

Süleyman AteşTa sin mim

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«طسَمَ» الله أعلم بمراده بذلك.

26:2
تِلۡكَ ءَايَٰتُ ٱلۡكِتَٰبِ ٱلۡمُبِينِ

Ali BulaçBunlar, apaçık olan Kitab'ın ayetleridir

Süleyman AteşŞunlar o apaçık Kitabın ayetleridir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«تلك» أي هذه الآيات «آيات الكتاب» القرآن والإضافة بمعنى من «المبين» المظهر الحق من الباطل.

26:3
لَعَلَّكَ بَٰخِعࣱ نَّفۡسَكَ أَلَّا يَكُونُواْ مُؤۡمِنِينَ

Ali BulaçOnlar mü'min olmayacaklar diye neredeyse kendini kahredeceksin (öyle mi)

Süleyman AteşHerhalde sen, inanmıyorlar diye neredeyse kendini helak edeceksin

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لعلك» يا محمد «باخعٌ نفسك» قاتلها غما من أجل «ألا يكونوا» أي أهل مكة «مؤمنين» ولعل هنا للإشفاق أي أشفق عليها بتخفيف هذا الغم.

26:4 📚 1
إِن نَّشَأۡ نُنَزِّلۡ عَلَيۡهِم مِّنَ ٱلسَّمَآءِ ءَايَةࣰ فَظَلَّتۡ أَعۡنَٰقُهُمۡ لَهَا خَٰضِعِينَ

Ali BulaçDilersek, onların üzerine gökten bir ayet (mucize) indiririz de, ona boyunları eğilmiş kalıverir

Süleyman AteşDilesek onların üzerine gökten bir mu'cize indiririz de boyunları ona eğilir (inanırlar)

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن نشأ ننزل عليهم من السماء آية فظلّت» بمعنى المضارع: أي تظل، أي تدوم «أعناقهم لها خاضعين» فيؤمنون، ولما وصفت الأعناق بالخضوع الذي هو لأربابها جمعت الصفة جمع العقلاء.

26:5
وَمَا يَأۡتِيهِم مِّن ذِكۡرࣲ مِّنَ ٱلرَّحۡمَٰنِ مُحۡدَثٍ إِلَّا كَانُواْ عَنۡهُ مُعۡرِضِينَ

Ali BulaçOnlara Rahman (olan Allah) dan yeni bir uyarı gelmeyiversin, hiç tartışmasız ondan yüz çevirirler

Süleyman AteşRahman'dan onlara hiçbir yeni Zikir (uyarı) gelmez ki, mutlaka ondan yüz çevirici olmasınlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وما يأتيهم من ذكر» قرآن «من الرحمن مُحدّث» صفة كاشفة «إلا كانوا عنه معرضين».

26:6
فَقَدۡ كَذَّبُواْ فَسَيَأۡتِيهِمۡ أَنۢبَٰٓؤُاْ مَا كَانُواْ بِهِۦ يَسۡتَهۡزِءُونَ

Ali BulaçGerçekten yalanladılar; fakat, alay konusu yaptıkları şeyin haberi kendilerine pek yakında gelecektir

Süleyman AteşYalanladılar ama, alay edip durdukları şeyin haberleri, yakında kendilerine gelecektir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فقد كذبوا» به «فسيأتيهم أنباء» عواقب «ما كانوا به يستهزءُون».

26:7
أَوَلَمۡ يَرَوۡاْ إِلَى ٱلۡأَرۡضِ كَمۡ أَنۢبَتۡنَا فِيهَا مِن كُلِّ زَوۡجࣲ كَرِيمٍ

Ali BulaçYeryüzünde bir bakmadılar mı ki, Biz onda her güzel (kerim) çiftten nice ürünler bitirdik

Süleyman AteşYere bakmadılar mı orada her çeşit güzel çifti bitirmişiz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أوَلم يروا» ينظروا «إلى الأرض كم أنبتنا فيها» أي كثيرا «من كل زوجِ كريم» نوع حسن.

26:8
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةࣰۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِينَ

Ali BulaçŞüphesiz, bunda bir ayet vardır; ancak onların çoğu mü'min değildirler

Süleyman AteşŞüphesiz bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanıcı değillerdir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن في ذلك لآية» دلالة على كمال قدرته تعالى «وما كان أكثرهم مؤمنين» في علم الله، وكان قال سيبويه: زائدة.

26:9 📚 1
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

Ali BulaçŞüphesiz, senin Rabbin, gerçekten O, üstün ve güçlüdür, merhamet sahibidir

Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur merhamet eden O'dur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإن ربك لهو العزيز» ذو العزة ينتقم من الكافرين «الرحيم» يرحم المؤمنين.

26:10
وَإِذۡ نَادَىٰ رَبُّكَ مُوسَىٰٓ أَنِ ٱئۡتِ ٱلۡقَوۡمَ ٱلظَّٰلِمِينَ

Ali BulaçHani senin Rabbin, Musa'ya seslenmişti: "Zulmetmekte olan kavme git

Süleyman AteşRabbin Musa'ya seslendi: "O zalim kavme git

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«و» اذكر يا محمد لقومك «إذ نادى ربك موسى» ليلة رأى النار والشجرة «أن» أي: بأن «ائت القوم الظالمين» رسولا.

26:11 📚 1
قَوۡمَ فِرۡعَوۡنَۚ أَلَا يَتَّقُونَ

Ali BulaçFiravun'un kavmine, hala sakınmıyorlar mı

Süleyman AteşFir'avn'ın kavmine. Onlar (kötülüklerden) korunmayacaklar mı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قوم فرعون» معه ظلموا أنفسهم بالكفر بالله وبني إسرائيل باستعبادهم «ألا» الهمزة للاستفهام الإنكارى «يتقون» الله بطاعته فيوحدونه.

26:12
قَالَ رَبِّ إِنِّيٓ أَخَافُ أَن يُكَذِّبُونِ

Ali BulaçDedi ki: "Rabbim, gerçekten ben, onların beni yalanlamalarından korkuyorum

Süleyman Ateş(Musa): "Rabbim, dedi, ben, onların beni yalanlayacaklarından korkuyorum

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال» موسى «ربِ إني أخاف أن يكذّبون».

26:13
وَيَضِيقُ صَدۡرِي وَلَا يَنطَلِقُ لِسَانِي فَأَرۡسِلۡ إِلَىٰ هَٰرُونَ

Ali BulaçGöğsüm sıkışıyor, dilim dönmüyor; bundan dolayı Harun'a da (elçilik görevini bildirmesi için Cibril'i) gönder

Süleyman AteşGöğsüm daralıyor, dilim açılmıyor (tutukluk yapıyor), onun için Harun'a da elçilik ver

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ويضيق صدري» من تكذيبهم لي «ولا ينطلق لساني» بأداء الرسالة للعقدة التي فيه «فأرسل إلى» أخي «هارون» معي.

26:14
وَلَهُمۡ عَلَيَّ ذَنۢبࣱ فَأَخَافُ أَن يَقۡتُلُونِ

Ali BulaçÜstelik, onların bana karşı (davasını savunacakları bir cinayet) suçu(m) var; bundan dolayı beni öldürmelerinden korkuyorum

Süleyman AteşHem benim üzerimde onlara karşı işlediğim bir günah da var (onlardan bir adam öldürmüştüm); onların beni öldürmelerinden korkuyorum

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولهم عليَّ ذنبٌ» بقتل القبطي منهم «فأخاف أن يقتلون» به.

26:15
قَالَ كَلَّاۖ فَٱذۡهَبَا بِـَٔايَٰتِنَآۖ إِنَّا مَعَكُم مُّسۡتَمِعُونَ

Ali Bulaç(Allah:) "Hayır," dedi. "İkiniz de ayetlerimle gidin, şüphesiz sizinle birlikteyiz (ve) işitmekteyiz

Süleyman Ateş(Allah): "Hayır, dedi, ikiniz de ayetlerimizle gidin, biz sizinle beraberiz, (aranızda geçecekleri) dinliyoruz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال» تعالى: «كلا» لا يقتلونك «فاذهبا» أي أنت وأخوك، ففيه تغليب الحاضر على الغائب «بآياتنا إنا معكم مستمعون» ما تقولون وما يقال لكم، أجريا مجرى الجماعة.

26:16
فَأۡتِيَا فِرۡعَوۡنَ فَقُولَآ إِنَّا رَسُولُ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ

Ali BulaçGecikmeksizin Firavun'a giderek deyin ki: Gerçekten biz, alemlerin Rabbinin elçisiyiz

Süleyman AteşFir'avn'e giderek deyin ki: Biz alemlerin Rabbinin elçisiyiz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فأتِيَا فرعون فقولا إنا» كلاً منا «رسول رب العالمين» إليك.

26:17
أَنۡ أَرۡسِلۡ مَعَنَا بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ

Ali Bulaçİsrailoğulları'nı bizimle birlikte göndermen için (sana geldik)

Süleyman Ateşİsrail oğullarını bizimle beraber gönder

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أن» أي: بأن «أرسل معنا» إلى الشام «بني إسرائيل» فأتياه فقالا له ما ذكر.

26:18
قَالَ أَلَمۡ نُرَبِّكَ فِينَا وَلِيدࣰ ا وَلَبِثۡتَ فِينَا مِنۡ عُمُرِكَ سِنِينَ

Ali Bulaç(Gittiler ve Firavun:) Dedi ki: "Biz seni içimizde daha çocukken yetiştirip büyütmedik mi? Sen ömrünün nice yıllarını aramızda geçirmedin mi

Süleyman Ateş(Gittiler, Allah'ın emrini duyurdular. Fir'avn) Dedi ki: "Biz seni, içimizden bir çocuk olarak yetiştirmedik mi? Ömründe nice yıllar aramızda kalmadın mı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال» فرعون لموسى «ألم نربِّك فينا» في منازلنا «وليدا» صغيرا قريبا من الولادة بعد فطامه «ولبثت فينا من عمرك سنين» ثلاثين سنة يلبس من ملابس فرعون ويركب من مراكبه وكان يسمى ابنه.

26:19
وَفَعَلۡتَ فَعۡلَتَكَ ٱلَّتِي فَعَلۡتَ وَأَنتَ مِنَ ٱلۡكَٰفِرِينَ

Ali BulaçVe sen, yapacağın işi (cinayeti) de işledin; sen nankörlerdensin

Süleyman AteşVe sonunda o yaptığını da yaptın, sen nankörlerden birisin

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وفعلت فعلتك التي فعلت» هي قتله القبطي «وأنت من الكافرين» الجاحدين لنعمتي عليك بالتربية وعدم الاستعباد.

26:20
قَالَ فَعَلۡتُهَآ إِذࣰ ا وَأَنَا۠ مِنَ ٱلضَّآلِّينَ

Ali Bulaç(Musa) Dedi ki: "Ben onu yaptığım zaman şaşkınlardandım

Süleyman Ateş(Musa): "Onu yaptığım zaman sapıklardan idim" dedi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال» موسى «فعلتها إذاً» أي حينئذ «وأنا من الضالين» عما آتاني الله بعدها من العلم والرسالة.

26:21
فَفَرَرۡتُ مِنكُمۡ لَمَّا خِفۡتُكُمۡ فَوَهَبَ لِي رَبِّي حُكۡمࣰ ا وَجَعَلَنِي مِنَ ٱلۡمُرۡسَلِينَ

Ali BulaçSizden korkunca da hemen aranızdan kaçtım; sonra Rabbim bana hüküm (ve hikmet) verdi ve beni gönderilen (elçilerden) kıldı

Süleyman AteşSizden korkunca aranızdan kaçtım, sonra Rabbim bana hükümdarlık verdi ve beni elçilerden yaptı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ففررتُ منكم لما خفتكم فوهب لي ربي حكما» علما «وجعلني من المرسلين».

26:22
وَتِلۡكَ نِعۡمَةࣱ تَمُنُّهَا عَلَيَّ أَنۡ عَبَّدتَّ بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ

Ali BulaçBana karşı lütuf-dediğin nimet de, İsrailoğulları'nı köle kılmandan dolayıdır

Süleyman AteşO başıma kaktığın ni'met de İsrail oğullarını köle yapman(yüzünden)dir. (Onları köle diye kullanıp erkek çocuklarını kesmeseydin, senin eline düşmezdim)

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وتلك نعمةٌ تمنُّها عليَّ» أصله تمن بها عليَّ «أن عبدت بني إسرائيل» بيان لتلك: أي اتخذتهم عبيدا ولم تستعبدني لا نعمة لك بذلك لظلمك باستعبادهم وقدر بعضهم أول الكلام همزة استفهام للإنكار.

26:23
قَالَ فِرۡعَوۡنُ وَمَا رَبُّ ٱلۡعَٰلَمِينَ

Ali BulaçFiravun dedi ki: "Alemlerin Rabbi nedir

Süleyman AteşFir'avn dedi ki: "(Ey Musa) alemlerin Rabbi nedir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال فرعون» لموسى «وما رب العالمين» الذي قلت إنك رسوله أي: أي شيء هو ولما لم يكن سبيل للخلق إلى معرفة حقيقته تعالى وإنما يعرفونه بصفاته أجابه موسى عليه الصلاة والسلام ببعضها.

26:24 📚 1
قَالَ رَبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَمَا بَيۡنَهُمَآۖ إِن كُنتُم مُّوقِنِينَ

Ali BulaçDedi ki: "Göklerin, yerin ve bu ikisi arasında olan herşeyin Rabbidir. Eğer 'kesin bilgiyle inanıyorsanız' (böyledir)

Süleyman Ateş(Musa): "Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbidir. Eğer gerçekten inanan kimseler iseniz (bunu anlarsınız)," dedi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال ربُّ السماوات والأرض وما بينهما» أي خالق ذلك «إن كنتم موقنين» بأنه تعالى خالقه فآمنوا به وحده.

26:25
قَالَ لِمَنۡ حَوۡلَهُۥٓ أَلَا تَسۡتَمِعُونَ

Ali BulaçÇevresindekilere dedi ki: "İşitiyor musunuz

Süleyman Ateş(Fir'avn): Çevresinde bulunanlara: "İşitiyor musunuz?" dedi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال» فرعون «لمن حوله» من أشراف قومه «ألا تستمعون» جوابه الذي لم يطابق السؤال.

26:26
قَالَ رَبُّكُمۡ وَرَبُّ ءَابَآئِكُمُ ٱلۡأَوَّلِينَ

Ali Bulaç(Musa:) Dedi ki: "O sizin de Rabbiniz, geçmişteki atalarınızın da Rabbidir

Süleyman Ateş(Musa): "O sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir" dedi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال» موسى «ربكم ورب آبائكم الأولين» وهذا وإن كان داخلا فيما قبله يغيظ فرعون ولذلك.

26:27 📚 1
قَالَ إِنَّ رَسُولَكُمُ ٱلَّذِيٓ أُرۡسِلَ إِلَيۡكُمۡ لَمَجۡنُونࣱ‏

Ali Bulaç(Firavun) Dedi ki: "Şüphesiz size gönderilmiş bulunan elçiniz, gerçekten bir delidir

Süleyman Ateş(Fir'avn): "Size gönderilen bu elçiniz mutlaka delidir" dedi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال إنَّ رسولكم الذي أرسل إليكم لمجنون».

26:28
قَالَ رَبُّ ٱلۡمَشۡرِقِ وَٱلۡمَغۡرِبِ وَمَا بَيۡنَهُمَآۖ إِن كُنتُمۡ تَعۡقِلُونَ

Ali BulaçEğer aklınızı kullanabiliyorsanız, O, doğunun da, batının da ve bunlar arasında olan herşeyin de Rabbidir" dedi (Musa)

Süleyman Ateş(Musa): "Eğer düşünürseniz O, doğunun batının ve bunlar arasında bulunanların da Rabbidir" dedi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال» موسى «ربُّ المشرق والمغرب وما بينهما إن كنتم تعقلون» إنه كذلك فآمنوا به وحده.

26:29
قَالَ لَئِنِ ٱتَّخَذۡتَ إِلَٰهًا غَيۡرِي لَأَجۡعَلَنَّكَ مِنَ ٱلۡمَسۡجُونِينَ

Ali Bulaç(Firavun) dedi ki: "Andolsun, benim dışımda bir ilah edinecek olursan, seni mutlaka hapse atacağım

Süleyman Ateş(Fir'avn ey Musa): "Andolsun ki benden başka tanrı edinirsen, seni mutlaka zindana atılanlardan yapacağım" dedi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال» فرعون لموسى «لئن اتخذت إلها غيري لأجعلنَّك من المسجونين» كان سجنه شديدا يحبس الشخص في مكان تحت الأرض وحده لا يبصر ولا يسمع فيه أحدا.

26:30
قَالَ أَوَلَوۡ جِئۡتُكَ بِشَيۡءࣲ مُّبِينࣲ‏

Ali Bulaç(Musa) Dedi ki: "Sana apaçık bir şey getirmiş olsam da mı

Süleyman Ateş(Musa, peki): "Sana (doğruluğumu) kanıtlayan apaçık bir şey getirmiş olsam da mı?" dedi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال» له موسى «أوَلوْ» أي: أتفعل ذلك ولو «جئتك بشيءٍ مبينِ» برهان بيِّن على رسالتي.

26:31
قَالَ فَأۡتِ بِهِۦٓ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ

Ali Bulaç(Firavun) Dedi ki: "Eğer doğru sözlü isen, onu getir

Süleyman Ateş(Fir'avn): "Eğer doğrulardansan onu getir (bakalım)," dedi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال» فرعون له «فأتِ به إن كنت من الصادقين» فيه.

26:32
فَأَلۡقَىٰ عَصَاهُ فَإِذَا هِيَ ثُعۡبَانࣱ مُّبِينࣱ‏

Ali BulaçBunun üzerine asasını bırakıverdi, bir de (ne görsünler) o, açıkça bir ejderha oluverdi

Süleyman Ateş(Musa), asasını attı, bir de (baktılar ki) o apaçık bir ejderha

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فألقى عصاه فإذا هي ثعبانٌ مبينٌ» حية عظيمة.

26:33
وَنَزَعَ يَدَهُۥ فَإِذَا هِيَ بَيۡضَآءُ لِلنَّٰظِرِينَ

Ali BulaçElini de çekip çıkardı, bir de (ne görsün) o, bakanlar için 'parlayıp aydınlanıvermiş

Süleyman AteşElini (koltuğunun altından) çıkardı; o da, bakanlara parıl parıl parlayan bir şey oluverdi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ونزع يده» أخرجها من جيبه «فإذا هي بيضاء» ذات شعاع «للناظرين» خلاف ما كانت عليه من الأدمة.

26:34
قَالَ لِلۡمَلَإِ حَوۡلَهُۥٓ إِنَّ هَٰذَا لَسَٰحِرٌ عَلِيمࣱ‏

Ali Bulaç(Firavun,) Çevresindeki önde gelenlere: "Bu” dedi, "Doğrusu bilgin bir büyücüdür

Süleyman Ateş(Fir'avn), çevresindeki ileri gelenlere: "Bu dedi, bilgin bir büyücüdür

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال» فرعون «للملإ حوله إنَّ هذا لساحر عليم» فائق في علم السحر.

26:35
يُرِيدُ أَن يُخۡرِجَكُم مِّنۡ أَرۡضِكُم بِسِحۡرِهِۦ فَمَاذَا تَأۡمُرُونَ

Ali BulaçBüyüsüyle sizi yurdunuzdan sürüp çıkarmak istiyor; ne buyurursunuz

Süleyman AteşBüyüsüyle sizi toprağınızdan çıkarmak istiyor. Ne buyurursunuz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يريد أن يخرجكم من أرضكم بسحره فماذا تأمرون».

26:36
قَالُوٓاْ أَرۡجِهۡ وَأَخَاهُ وَٱبۡعَثۡ فِي ٱلۡمَدَآئِنِ حَٰشِرِينَ

Ali BulaçDediler ki: "Bunu ve kardeşini oyala, şehirlere de toplayıcılar gönder

Süleyman AteşDediler ki: "Onu ve kardeşini eğle, kentlere toplayıcılar gönder

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قالوا أرجه وأخاه» أخّر أمرهما «وابعث في المدائن حاشرين» جامعين.

26:37
يَأۡتُوكَ بِكُلِّ سَحَّارٍ عَلِيمࣲ‏

Ali BulaçBütün uzman-bilgin büyücüleri sana getirsinler

Süleyman AteşBütün bilgin büyücüleri sana getirsinler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يأتوك بكل سَحَّار عليم» يفضل موسى في علم السحر.

26:38
فَجُمِعَ ٱلسَّحَرَةُ لِمِيقَٰتِ يَوۡمࣲ مَّعۡلُومࣲ‏

Ali BulaçBöylelikle büyücüler, bilinen bir günün belli vaktinde biraraya getirildi

Süleyman AteşDerken büyücüler belli bir günün belirlenen vaktinde bir araya getirildi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فجمع السحرة لميقات يوم معلوم» وهو وقت الضحى من يوم الزينة.

26:39
وَقِيلَ لِلنَّاسِ هَلۡ أَنتُم مُّجۡتَمِعُونَ

Ali BulaçVe insanlara da: "Siz de toplanıyor musunuz? dendi

Süleyman AteşHalka da: "Siz de toplanır mısınız?" denildi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وقيل للناس هل أنتم مجتمعون».

26:40
لَعَلَّنَا نَتَّبِعُ ٱلسَّحَرَةَ إِن كَانُواْ هُمُ ٱلۡغَٰلِبِينَ

Ali BulaçUmarız ki, eğer galip gelirse biz de büyücülere uyarız

Süleyman AteşUmarız ki büyücüler üstün gelirse biz de onlara uyarız

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لعلنا نتبع السحرة إن كانوا هم الغالبين» الاستفهام للحث على الاجتماع والترجي على تقدير غلبتهم ليستمروا على دينهم فلا يتبعوا موسى.

26:41
فَلَمَّا جَآءَ ٱلسَّحَرَةُ قَالُواْ لِفِرۡعَوۡنَ أَئِنَّ لَنَا لَأَجۡرًا إِن كُنَّا نَحۡنُ ٱلۡغَٰلِبِينَ

Ali BulaçBüyücüler geldiklerinde, Firavun'a: "Şayet biz galip gelirsek, bize bir ücret var gerçekten, değil mi?" dediler

Süleyman AteşBüyücüler gelince Fir'avn'e: "Eğer üstün gelenler biz olursak, bize mutlaka bir ücret var değil mi?" dediler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فلما جاء السحرة قالوا لفرعون أئن» بتحقيق الهمزتين وتسهيل الثانية وإدخال ألف بينهما على الوجيهين «لنا لأجرا إن كنا نحن الغالبين».

26:42
قَالَ نَعَمۡ وَإِنَّكُمۡ إِذࣰ ا لَّمِنَ ٱلۡمُقَرَّبِينَ

Ali BulaçEvet" dedi. "Üstelik şüphesiz siz en yakın(larım) kılınanlardan olacaksınız

Süleyman AteşEvet dedi, hem o takdirde siz (bana) yakınlardan olacaksınız

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال نعم وإنكم إذاً» أي حينئذ «لمن المقربين».

26:43
قَالَ لَهُم مُّوسَىٰٓ أَلۡقُواْ مَآ أَنتُم مُّلۡقُونَ

Ali BulaçMusa onlara dedi ki: "Atacağınızı atın

Süleyman AteşMusa onlara: "Atacağınızı atın!" dedi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال لهم موسى» بعد ما قالوا له (إما أن تُلقي وإما أن نكون نحن الملقين) «ألقوا ما أنتم ملقون» فالأمر فيه للإذن بتقديم إلقائهم توسلا به إلى إظهار الحق.

26:44
فَأَلۡقَوۡاْ حِبَالَهُمۡ وَعِصِيَّهُمۡ وَقَالُواْ بِعِزَّةِ فِرۡعَوۡنَ إِنَّا لَنَحۡنُ ٱلۡغَٰلِبُونَ

Ali BulaçOnlar da, iplerini ve asalarını atıverdiler ve: "Firavun'un üstünlüğü adına, hiç tartışmasız, üstün olanlar gerçekten bizleriz" dediler

Süleyman Ateşİplerini ve değneklerini attılar ve "Fir'avn'ın şerefine biz, elbette biz galib geleceğiz" dediler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فألقوْا حبالهم وعصيهم وقالوا بعزة فرعون إنا لنحن الغالبون».

26:45
فَأَلۡقَىٰ مُوسَىٰ عَصَاهُ فَإِذَا هِيَ تَلۡقَفُ مَا يَأۡفِكُونَ

Ali BulaçBöylelikle Musa da asasını bırakıverdi, bir de (ne görsünler) o, uydurmakta olduklarını yutuveriyor

Süleyman AteşMusa da asasını attı. Birden o, onların uydurduklarını yutmağa başladı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فألقى موسى عصاه فإذا هي تلقف» بحذف إحدى التاءين من الأصل تبتلع «ما يأفكون» يقلبونه بتمويههم فيخيلون حبالهم وعصيهم أنها حيات تسعى.

26:46
فَأُلۡقِيَ ٱلسَّحَرَةُ سَٰجِدِينَ

Ali BulaçAnında büyücüler secdeye kapandılar

Süleyman AteşDerhal büyücüler secdeye kapandılar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فألقيَ السحرة ساجدين».

26:47
قَالُوٓاْ ءَامَنَّا بِرَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ

Ali Bulaç(Ve:) "Alemlerin Rabbine iman ettik" dediler

Süleyman AteşDediler: "Alemlerin Rabbine inandık

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قالوا آمنا برب العالمين».

26:48
رَبِّ مُوسَىٰ وَهَٰرُونَ

Ali BulaçMusa'nın ve Harun'un Rabbine

Süleyman AteşMusa'nın ve Harun'un Rabbine

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«رب موسى وهارون» لعلمهم بأن ما شاهدوه من العصا لا يتأتى بالسحر.

26:49
قَالَ ءَامَنتُمۡ لَهُۥ قَبۡلَ أَنۡ ءَاذَنَ لَكُمۡۖ إِنَّهُۥ لَكَبِيرُكُمُ ٱلَّذِي عَلَّمَكُمُ ٱلسِّحۡرَ فَلَسَوۡفَ تَعۡلَمُونَۚ لَأُقَطِّعَنَّ أَيۡدِيَكُمۡ وَأَرۡجُلَكُم مِّنۡ خِلَٰفࣲ وَلَأُصَلِّبَنَّكُمۡ أَجۡمَعِينَ

Ali Bulaç(Firavun) Dedi ki: "Ona, ben size izin vermeden önce mi inandınız? Şüphesiz, o, size büyüyü öğreten büyüğünüzdür; öyleyse yakında bileceksiniz. Şüphesiz ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim ve sizin hepinizi gerçekten asıp-sallandıracağım

Süleyman Ateş(Fir'avn) dedi: "Ben size izin vermeden mi ona inandınız? O, size büyü öğreten büyüğünüzdür. Öyleyse (size ne yapacağımı) yakında bileceksiniz: Ellerinizi ve ayaklarınızı çapraz olarak keseceğim ve hepinizi asacağım

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال» فرعون «أآمنتم» بتحقيق الهمزتين وإبدال الثانية ألفا «له» لموسى «قبل أن آذن» أنا «لكم إنه لكبيركم الذي علمكم السحر» فعلَّمك شيئا منه وغلبكم بآخر «فلسوف تعلمون» ما ينالكم مني «لأقطعنَّ أيديكم وأرجلكم من خلاف» أي يد كل واحد اليمنى ورجله اليسرى «ولأصلبنكم أجمعين».

26:50
قَالُواْ لَا ضَيۡرَۖ إِنَّآ إِلَىٰ رَبِّنَا مُنقَلِبُونَ

Ali BulaçHiç zararı yok" dediler. "Çünkü biz gerçekten Rabbimiz'e dönücüleriz

Süleyman AteşZararı yok, dediler, (nasıl olsa) biz Rabbimize döneceğiz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قالوا لا ضَيْرَ» لا ضرر علينا في ذلك «إنا إلى ربنا» بعد موتنا بأي وجه كان «منقلبون» راجعون في الآخرة.

26:51 📚 1
إِنَّا نَطۡمَعُ أَن يَغۡفِرَ لَنَا رَبُّنَا خَطَٰيَٰنَآ أَن كُنَّآ أَوَّلَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ

Ali BulaçDoğrusu biz, iman edenlerin ilki olduğumuzdan dolayı Rabbimiz'in bizim hatalarımızı bağışlayacağını umuyoruz

Süleyman AteşBiz ilk inananlar olduğumuz için Rabbimizin, hatalarımızı bağışlayacağını umarız

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إنا نطمع» نرجوا «أن يغفر لنا ربنا خطايانا أن» أي بأن «كنَّا أول المؤمنين» في زماننا.

26:52
۞وَأَوۡحَيۡنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰٓ أَنۡ أَسۡرِ بِعِبَادِيٓ إِنَّكُم مُّتَّبَعُونَ

Ali BulaçMusa'ya: "Kullarımı gece yürüyüşe geçir, çünkü izleneceksiniz" diye vahyettik

Süleyman AteşMusa'ya: "Kullarımı geceleyin (Mısır'dan çıkar), yürüt; siz takibedileceksiniz." diye vahyettik

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأوحينا إلى موسى» بعد سنين أقامها بينهم يدعوهم بآيات الله إلى الحق فلم يزيدوا إلا عتوا «أن أسر بعبادي» بني إسرائيل وفي قراءة بكسر النون ووصل همزة أسر من سرى لغة في أسرى أي سر بهم ليلا إلى البحر «إنكم مُتَّبعون» يتبعكم فرعون وجنوده فيلجون وراءكم البحر فأنجيكم وأغرقهم.

26:53
فَأَرۡسَلَ فِرۡعَوۡنُ فِي ٱلۡمَدَآئِنِ حَٰشِرِينَ

Ali BulaçBunun üzerine Firavun şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi

Süleyman AteşFir'avn, (İsrail oğullarının gittiğini duyunca) kentlere (asker) toplayıcılar gönderdi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فأرسل فرعون» حين أخبر بسيرهم «في المدائن» قيل كان له ألف مدينة واثنا عشر ألف قرية «حاشرين» جامعين الجيش قائلا.

26:54
إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ لَشِرۡذِمَةࣱ قَلِيلُونَ

Ali BulaçGerçek şu ki bunlar azınlık olan bir topluluktur

Süleyman AteşŞunlar, (şu İsrail oğulları), az bir topluluktur dedi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن هؤلاء لشرذمةٌ» طائفة «قليلون» قيل كانوا ستمائة ألف وسبعين ومقدمة جيشه سبعمائة ألف فقللهم بالنظر إلى كثرة جيشه.

26:55
وَإِنَّهُمۡ لَنَا لَغَآئِظُونَ

Ali BulaçVe elbette bize karşı da büyük bir öfke beslemektedirler

Süleyman AteşBizi kızdırmaktadırlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإنهم لنا لغائظون» فاعلون ما يغيظنا.

26:56
وَإِنَّا لَجَمِيعٌ حَٰذِرُونَ

Ali BulaçBiz ise uyanık bir toplumuz" (dedi)

Süleyman AteşBiz, ihtiyatlı, koca bir cemaatiz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإنا لجميعٌ حذرون» مستعدون وفي قراءة حاذرون متيقظون.

26:57
فَأَخۡرَجۡنَٰهُم مِّن جَنَّٰتࣲ وَعُيُونࣲ‏

Ali BulaçBöylelikle Biz onları (Firavun ve kavmini) bahçelerden ve pınarlardan sürüp çıkardık

Süleyman AteşBöylece biz onları çıkardık: bahçeler(in)den, çeşmeler(in)den

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
قال تعالى: «فأخرجناهم» أي فرعون وقومه من مصر ليلحقوا موسى وقومه «من جنات» بساتين كانت على جانبي النيل «وعيون» أنهار جارية في الدور من النيل.

26:58
وَكُنُوزࣲ وَمَقَامࣲ كَرِيمࣲ‏

Ali BulaçHazinelerden ve soylu makam(lar)dan da

Süleyman AteşHazineler(in)den ve o güzel yer(lerin)den

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وكنوز» أموال ظاهرة من الذهب والفضة، وسميت كنوزا لأنه لم يعط حق الله تعالى منها «ومقامٍ كريمٍ» مجلس حسن للأمراء والوزراء يحفه أتباعهم.

26:59
كَذَٰلِكَۖ وَأَوۡرَثۡنَٰهَا بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ

Ali Bulaçİşte böyle; bunlara İsrailoğulları'nı mirasçı kıldık

Süleyman AteşBöylece bunları İsrail oğullarına miras yaptık

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«كذلك» أي إخراجنا كما وصفنا «وأورثناها بني إسرائيل» بعد إغراق فرعون وقومه.

26:60
فَأَتۡبَعُوهُم مُّشۡرِقِينَ

Ali BulaçBöylece (Firavun ve ordusu) güneşin doğuş vakti onları izlemeye koyuldular

Süleyman Ateş(Fir'avn ve adamları), güneş doğarken onların ardına düştüler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فأتبعوهم» لحقوهم «مشرقين» وقت شروق الشمس.

26:61
فَلَمَّا تَرَٰٓءَا ٱلۡجَمۡعَانِ قَالَ أَصۡحَٰبُ مُوسَىٰٓ إِنَّا لَمُدۡرَكُونَ

Ali Bulaçİki topluluk birbirini gördükleri zaman Musa'nın adamları: "Gerçekten yakalandık" dediler

Süleyman Ateşİki topluluk (yaklaşıp) birbirini görünce Musa'nın adamları: "İşte yakalandık!" dediler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فلما تراءى الجمعان» رأى كل منهما الآخر «قال أصحاب موسى إنا لمدركون» يدركنا جمع فرعون ولا طاقة لنا به.

26:62
قَالَ كَلَّآۖ إِنَّ مَعِيَ رَبِّي سَيَهۡدِينِ

Ali Bulaç(Musa:) "Hayır" dedi. "Şüphesiz Rabbim, benimle beraberdir; bana yol gösterecektir

Süleyman Ateş(Musa): "Hayır, dedi, Rabbim benimle beraberdir. Bana yol gösterecektir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال» موسى «كلا» أي لن يدركونا «إن معي ربي» ينصره «سيهدين» طريق النجاة.

26:63
فَأَوۡحَيۡنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰٓ أَنِ ٱضۡرِب بِّعَصَاكَ ٱلۡبَحۡرَۖ فَٱنفَلَقَ فَكَانَ كُلُّ فِرۡقࣲ كَٱلطَّوۡدِ ٱلۡعَظِيمِ

Ali BulaçBunun üzerine Musa'ya: "Asanla denize vur" diye vahyettik. (Vurdu ve) Deniz hemencecik yarılıverdi de her parçası kocaman bir dağ gibi oldu

Süleyman AteşMusa'ya: "Değneğinle denize vur!" diye vahyettik. (Vurunca deniz) yarıldı, (on iki yol açıldı). Her bölüm, kocaman bir dağ gibi oldu

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
قال تعالى: «فأوحينا إلى موسى أن اضرب بعصاك البحر» فضربه «فانفلق» فانشق اثنى عشر فرقا «فكان كل فرق كالطود العظيم» الجبل الضخم بينهما مسالك سلكوها لم يبتل منها سرج الراكب ولا لبده.

26:64 📚 1
وَأَزۡلَفۡنَا ثَمَّ ٱلۡأٓخَرِينَ

Ali BulaçÖtekileri de buraya yaklaştırdık

Süleyman AteşÖtekileri de buraya yaklaştırdık (Musa ve adamlarının ardından, düşmanları da bu denizde açılan yollara girdiler)

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأزلفنا» قرَّبنا «ثمَّ» هناك «الآخرين» فرعون وقومه حتى سلكوا مسالكهم.

26:65
وَأَنجَيۡنَا مُوسَىٰ وَمَن مَّعَهُۥٓ أَجۡمَعِينَ

Ali BulaçMusa'yı ve onunla birlikte olanların hepsini kurtarmış olduk

Süleyman AteşMusa'yı ve beraberinde olanları tamamen kurtardık

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأنجينا موسى ومن معه أجمعين» بإخراجهم من البحر على هيئته المذكورة.

26:66
ثُمَّ أَغۡرَقۡنَا ٱلۡأٓخَرِينَ

Ali BulaçSonra ötekileri suda boğduk

Süleyman AteşSonra ötekilerini boğduk (Musa ve adamları karaya çıkınca deniz kapandı, Fir'avn ve adamları boğuldu)

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ثم أغرقنا الآخرين» فرعون وقومه بإطباق البحر عليهم لما تم دخولهم في البحر وخروج بني إسرائيل منه.

26:67
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةࣰۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِينَ

Ali BulaçŞüphesiz, bunda bir ayet vardır. Ama onların çoğu iman etmiş değildirler

Süleyman AteşMuhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama çokları inanmazlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن في ذلك» إغراق فرعون وقومه «لآيةٌ» عبرة لمن بعدهم «وما كان أكثرهم مؤمنين» بالله لم يؤمن منهم غير آسية امرأة فرعون وحزقيل مؤمن آل فرعون ومريم بنت ناموصى التي دلت على عظام يوسف عليه السلام.

26:68 📚 1
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

Ali BulaçVe hiç şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir

Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإن ربك لهو العزيز» فانتقم من الكافرين بإغراقهم «الرحيم» بالمؤمنين فأنجاهم من الغرق.

26:69
وَٱتۡلُ عَلَيۡهِمۡ نَبَأَ إِبۡرَٰهِيمَ

Ali BulaçOnlara İbrahim'in haberini de aktar-oku

Süleyman AteşOnlara İbrahim'in haberini de oku

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«واتل عليهم» أي كفار مكة «نبأ» خبر «إبراهيم» ويبدل منه.

26:70 📚 1
إِذۡ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوۡمِهِۦ مَا تَعۡبُدُونَ

Ali BulaçHani, babasına ve kavmine: "Siz neye kulluk ediyorsunuz?" demişti

Süleyman AteşBabasına ve kavmine: "Neye tapıyorsunuz?" demişti

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إذا قال لأبيه وقومه ما تعبدون».

26:71
قَالُواْ نَعۡبُدُ أَصۡنَامࣰ ا فَنَظَلُّ لَهَا عَٰكِفِينَ

Ali BulaçDemişlerdi ki: "Putlara tapıyoruz, bunun için sürekli onların önünde bel büküp eğiliyoruz

Süleyman AteşPutlara tapıyoruz, onların önünde ibadete duruyoruz. dediler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قالوا نعبد أصناما» صرحوا بالفعل ليعطفوا عليه «فنظل لها عاكفين» نقيم نهارا على عبادتها زادوه في الجواب افتخارا به.

26:72 📚 1
قَالَ هَلۡ يَسۡمَعُونَكُمۡ إِذۡ تَدۡعُونَ

Ali BulaçDedi ki: "Peki, dua ettiğiniz zaman onlar sizi işitiyorlar mı

Süleyman AteşPeki, dedi, siz du'a ettiğiniz zaman onlar sizi işitiyorlar mı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال هل يسمعونكم إذ» حين «تدعون».

26:73 📚 1
أَوۡ يَنفَعُونَكُمۡ أَوۡ يَضُرُّونَ

Ali BulaçYa da size bir yararları veya zararları dokunuyor mu

Süleyman AteşYahut size fayda veya zarar verebiliyorlar mı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أو ينفعونكم» إن عبدتموهم «أو يضرونـ» كم إن لم تعبدوهم.

26:74
قَالُواْ بَلۡ وَجَدۡنَآ ءَابَآءَنَا كَذَٰلِكَ يَفۡعَلُونَ

Ali BulaçHayır" dediler. "Biz atalarımızı böyle yaparlarken bulduk

Süleyman AteşHayır, ama babalarımızın böyle yaptıklarını gördük, (onun için biz de böyle yapıyoruz). dediler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قالوا بل وجدنا آباءنا كذلك يفعلون» أي مثل فعلنا.

26:75
قَالَ أَفَرَءَيۡتُم مَّا كُنتُمۡ تَعۡبُدُونَ

Ali Bulaç(İbrahim) Dedi ki: "Şimdi, neye tapmakta olduğunuzu gördünüz mü

Süleyman Ateşİşte gördünüz mü neye tapıyorsunuz? dedi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال أفرآيتم ما كنتم تعبدون».

26:76
أَنتُمۡ وَءَابَآؤُكُمُ ٱلۡأَقۡدَمُونَ

Ali BulaçHem siz, hem de eski atalarınız

Süleyman AteşSiz ve eski atalarınız

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أنتم وآبائكم الأقدمون».

26:77
فَإِنَّهُمۡ عَدُوࣱّ لِّيٓ إِلَّا رَبَّ ٱلۡعَٰلَمِينَ

Ali Bulaçİşte bunlar, gerçekten benim düşmanımdır; yalnızca alemlerin Rabbi hariç

Süleyman AteşOnlar benim düşmanımdır. Yalnız alemlerin Rabbi (benim dostumdur)

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فإنهم عدو لي» لا أعبدهم «إلا» لكن «ربَّ العالمين» فإني أعبده.

26:78 📚 7
ٱلَّذِي خَلَقَنِي فَهُوَ يَهۡدِينِ

Ali BulaçKi beni yaratan ve bana hidayet veren O'dur

Süleyman AteşBeni yaratan ve bana yol gösteren O'dur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الذي خلقني فهو يهدين» إلى الدين.

26:79 📚 4
وَٱلَّذِي هُوَ يُطۡعِمُنِي وَيَسۡقِينِ

Ali BulaçBana yediren ve içiren O'dur

Süleyman AteşBana yediren ve içiren O'dur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والذي هو يطعمني ويسقين».

26:80 📚 7
وَإِذَا مَرِضۡتُ فَهُوَ يَشۡفِينِ

Ali BulaçHastalandığım zaman bana şifa veren O'dur

Süleyman AteşHastalandığım zaman bana şifa veren O'dur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإذا مرضت فهو يشفين».

26:81 📚 3
وَٱلَّذِي يُمِيتُنِي ثُمَّ يُحۡيِينِ

Ali BulaçBeni öldürecek, sonra diriltecek olan da O'dur

Süleyman AteşBeni öldürecek, sonra diriltecek O'dur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والذي يُميتني ثم يحيين».

26:82
وَٱلَّذِيٓ أَطۡمَعُ أَن يَغۡفِرَ لِي خَطِيٓـَٔتِي يَوۡمَ ٱلدِّينِ

Ali BulaçDin (ceza) günü hatalarımı bağışlayacağını umduğum da O'dur

Süleyman AteşCeza günü hatamı bağışlayacağını umduğum da O'dur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والذي أطمع» أرجو «أن يغفر لي خطيئتي يوم الدين» الجزاء.

26:83
رَبِّ هَبۡ لِي حُكۡمࣰ ا وَأَلۡحِقۡنِي بِٱلصَّٰلِحِينَ

Ali BulaçRabbim, bana hüküm (ve hikmet) bağışla ve beni salih olanlara kat

Süleyman AteşRabbim, bana hüküm (hükümdarlık, bilgi) ver ve beni Salihler arasına kat

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«رب هب لي حكما» علما «وألحقني بالصالحين» النبيين.

26:84 📚 4
وَٱجۡعَل لِّي لِسَانَ صِدۡقࣲ فِي ٱلۡأٓخِرِينَ

Ali BulaçSonra gelecekler arasında bana bir doğruluk dili (lisan-ı sıdk) ver

Süleyman AteşSonra gelenler arasında bana, bir doğruluk dili nasib eyle (sonraki nesiller arasında hayır ile anılmamı sağla)

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«واجعل لي لسان صدق» ثناء حسنا «في الآخرين» الذين يأتون بعدي إلى يوم القيامة.

26:85 📚 1
وَٱجۡعَلۡنِي مِن وَرَثَةِ جَنَّةِ ٱلنَّعِيمِ

Ali BulaçBeni nimetlerle-donatılmış cennetin mirasçılarından kıl

Süleyman AteşBeni ni'met(i bol olan) cennetinin varislerinden kıl

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«واجعلني من ورثة جنة النعيم» ممن يعطاها.

26:86 📚 2
وَٱغۡفِرۡ لِأَبِيٓ إِنَّهُۥ كَانَ مِنَ ٱلضَّآلِّينَ

Ali BulaçBabamı da bağışla, çünkü o şaşırıp sapanlardandır

Süleyman AteşBabamı da bağışla. Çünkü o, sapıklardandır. And forgive my father. Lo! he is of those who err

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«واغفر لأبي إنه كان من الضالين» بأن تتوب عليه فتغفر له وهذا قبل أن يتبين له أنه عدو لله كما ذكر في سورة براءة.

26:87 📚 3
وَلَا تُخۡزِنِي يَوۡمَ يُبۡعَثُونَ

Ali BulaçVe beni (insanların) diriltilecekleri gün küçük düşürme

Süleyman Ateş(Kulların) diriltilecekleri gün, beni utandırma

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولا تخزني» تفضحني «يوم يُبعثون» الناس.

26:88 📚 5
يَوۡمَ لَا يَنفَعُ مَالࣱ وَلَا بَنُونَ

Ali BulaçMalın da, çocukların da bir yarar sağlayamadığı günde

Süleyman AteşO gün ki, ne mal, ne de oğullar yarar vermez

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
قال تعالى فيه: «يوم لا ينفع مال ولا بنون» أحدا

26:89 📚 14
إِلَّا مَنۡ أَتَى ٱللَّهَ بِقَلۡبࣲ سَلِيمࣲ‏

Ali BulaçAncak Allah'a selim bir kalp ile gelenler başka

Süleyman AteşAncak Allah'a sağlam ve temiz kalb getiren (yarar görür)

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إلا» لكن «من أتى الله بقلب سليم» من الشرك والنفاق وهو قلب المؤمن فإنه ينفعه ذلك.

26:90 📚 1
وَأُزۡلِفَتِ ٱلۡجَنَّةُ لِلۡمُتَّقِينَ

Ali Bulaç(O gün) Cennet takva sahiplerine yaklaştırılır

Süleyman Ateş(O gün) cennet, korunanlara yaklaştırılır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأُزلفت الجنة» قربت «للمتقين» فيرونها.

26:91 📚 1
وَبُرِّزَتِ ٱلۡجَحِيمُ لِلۡغَاوِينَ

Ali BulaçCehennem de azgınlar için sergilenir

Süleyman AteşCehennem de azgınların karşısına çıkarılır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وبرزت الجحيم» أظهرت «للغاوين» الكافرين.

26:92
وَقِيلَ لَهُمۡ أَيۡنَ مَا كُنتُمۡ تَعۡبُدُونَ

Ali BulaçVe onlara: "Tapmakta olduklarınız nerede?" denilir

Süleyman AteşOnlara "Hani taptıklarınız nerede?" denilir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وقيل لهم أين ما كنتم تعبدون».

26:93
مِن دُونِ ٱللَّهِ هَلۡ يَنصُرُونَكُمۡ أَوۡ يَنتَصِرُونَ

Ali BulaçAllah'ın dışında olan (ilah)lar; size yardımları dokunuyor mu, veya kendilerine yardımları oluyor mu

Süleyman AteşO Allah'tan başka (taptıklarınız) size yardım ediyorlar mı, yahut kendilerine yardımları dokunuyor mu

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«من دون الله» أي غيره من الأصنام «هل ينصرونكم» بدفع العذاب عنكم «أو ينتصرون» بدفعه عن أنفسهم، لا.

26:94
فَكُبۡكِبُواْ فِيهَا هُمۡ وَٱلۡغَاوُۥنَ

Ali BulaçArtık onlar ve azgınlar onun içine dökülüverilmiştir

Süleyman AteşOnlar ve azgınlar, tepe taklak oraya atılırlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فكُبْكِبوا» ألقوا «فيها هم والغاوون».

26:95 📚 1
وَجُنُودُ إِبۡلِيسَ أَجۡمَعُونَ

Ali BulaçVe İblis'in bütün orduları da

Süleyman Ateşİblis'in bütün askerleri de

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وجنود إبليس» أتباعه، ومن أطاعه من الجن والإنس «أجمعون».

26:96 📚 1
قَالُواْ وَهُمۡ فِيهَا يَخۡتَصِمُونَ

Ali BulaçOrada birbirleriyle çekişip tartışarak derler ki

Süleyman AteşOnlar orada (putlarıyle) çekişerek derler ki

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قالوا» أي الغاوون «وهم فيها يختصمون» مع معبوديهم.

26:97
تَٱللَّهِ إِن كُنَّا لَفِي ضَلَٰلࣲ مُّبِينٍ

Ali BulaçAndolsun Allah'a, biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz

Süleyman AteşVallahi biz apaçık bir sapıklık içinde imişiz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«تالله إن» مخففة من الثقلية واسمها محذوف أي إنه «كنا لفي ضلال مبين» بين.

26:98
إِذۡ نُسَوِّيكُم بِرَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ

Ali BulaçÇünkü sizi (yalancı olanları) alemlerin Rabbiyle eşit tutuyorduk

Süleyman AteşÇünkü sizi alemlerin Rabbine eşit tutuyorduk

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إذ» حيث «نسويكم برب العالمين» في العبادة.

26:99 📚 1
وَمَآ أَضَلَّنَآ إِلَّا ٱلۡمُجۡرِمُونَ

Ali BulaçBizi suçlu-günahkarlardan başka saptıran olmadı

Süleyman AteşAma bizi saptıran o suçlulardır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وما أضلنا» عن الهدى «إلا المجرمون» أي الشياطين أو أوّلونا الذين اقتدينا بهم.

26:100
فَمَا لَنَا مِن شَٰفِعِينَ

Ali BulaçArtık bizim için ne bir şefaatçi var

Süleyman AteşŞimdi artık bizim ne şefa'atçilerimiz var

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فما لنا من شافعين» كما للمؤمنين من الملائكة والنبيين والمؤمنين.

26:101 📚 8
وَلَا صَدِيقٍ حَمِيمࣲ‏

Ali BulaçNe de candan-yakın bir dost

Süleyman AteşNe de sıcak bir dostumuz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولا صديق حميم» يهمه أمرنا.

26:102 📚 2
فَلَوۡ أَنَّ لَنَا كَرَّةࣰ فَنَكُونَ مِنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ

Ali BulaçBizim bir kere daha (dünyaya dönüşümüz mümkün) olsaydı da iman edenlerden olabilseydik

Süleyman AteşAh keşke bir dönüşümüz daha olsa da inananlardan olsak

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فلو أن لنا كرَّة» رجعة إلى الدنيا «فنكون من المؤمنين» لو هنا للتمني ونكون جوابه.

26:103
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةࣰۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِينَ

Ali BulaçGerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler

Süleyman AteşMuhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن في ذلك» المذكور من قصة إبراهيم وقومه «لآية وما كان أكثرهم مؤمنين».

26:104 📚 1
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

Ali BulaçVe şüphesiz senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir

Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإن ربك لهم العزيز الرحيم».

26:105 📚 1
كَذَّبَتۡ قَوۡمُ نُوحٍ ٱلۡمُرۡسَلِينَ

Ali BulaçNuh kavmi de gönderilen (peygamber)leri yalanladı

Süleyman AteşNuh kavmi de gönderilen elçileri yalanladı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«كذبت قوم نوح المرسلين» بتكذيبهم له لاشتراكهم في المجيء بالتوحيد، أو لأنه لطول لبثه فيهم كأنه رسل وتأنيث قوم باعتبار معناه وتذكيره باعتبار لفظه.

26:106
إِذۡ قَالَ لَهُمۡ أَخُوهُمۡ نُوحٌ أَلَا تَتَّقُونَ

Ali BulaçHani onlara kardeşleri Nuh: "Sakınmaz mısınız?" demişti

Süleyman AteşKardeşleri Nuh onlara: "Korunmaz mısınız?" demişti

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إذ قال لهم أخوهم» نسبا «نوح ألا تتقون» الله.

26:107 📚 2
إِنِّي لَكُمۡ رَسُولٌ أَمِينࣱ‏

Ali BulaçGerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim

Süleyman AteşBen size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إني لكم رسول أمين» على تبليغ ما أرسلت به.

26:108 📚 1
فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

Ali BulaçArtık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin

Süleyman AteşAllah'tan korkun ve bana ita'at edin

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فاتقوا الله وأطيعون» فيما آمركم به من توحيد الله وطاعته.

26:109
وَمَآ أَسۡـَٔلُكُمۡ عَلَيۡهِ مِنۡ أَجۡرٍۖ إِنۡ أَجۡرِيَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ

Ali BulaçBuna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir

Süleyman AteşBen sizden, buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, yalnız alemlerin Rabbine aittir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وما أسألكم عليه» على تبليغه «من أجر إن» ما «أجريَ» أي ثوابي «إلا على رب العالمين».

26:110 📚 1
فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

Ali BulaçArtık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin

Süleyman AteşÖyle ise Allah'tan korkun ve bana ita'at edin

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فاتقوا الله وأطيعون» كرره تأكيدا.

26:111
۞قَالُوٓاْ أَنُؤۡمِنُ لَكَ وَٱتَّبَعَكَ ٱلۡأَرۡذَلُونَ

Ali BulaçDediler ki: "Sana, sıradan aşağılık insanlar uymuşken inanır mıyız

Süleyman AteşDediler ki: "Sana bayağı kimseler uymuşken biz sana inanır mıyız

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قالوا أنؤمن» نصدق «لك» لقولك «واتبعك» وفي قراءة وأتباعك جمع تابع مبتدأ «الأرذلون» السفلة كالحاكة والأساكفة.

26:112
قَالَ وَمَا عِلۡمِي بِمَا كَانُواْ يَعۡمَلُونَ

Ali BulaçDedi ki: "Onların yapmakta oldukları hakkında benim bilgim yoktur

Süleyman AteşDedi ki: "Ben onların yaptıklarını(n iç yüzünü) bilmem (ben ancak görünüşe göre hüküm veririm)

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال وما علمي» أيّ علم لي «بما كانوا يعلمون».

26:113
إِنۡ حِسَابُهُمۡ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّيۖ لَوۡ تَشۡعُرُونَ

Ali BulaçOnların hesabı yalnızca Rabbime aittir, eğer şuurundaysanız (anlarsınız)

Süleyman AteşAnlayışınız olsa, onların hesabının Rabbime aidolduğunu bilirsiniz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن» ما «حسابهم إلا على ربي» فيجازيهم «لو تشعرون» تعلمون ذلك ما عبَّدتموهم.

26:114
وَمَآ أَنَا۠ بِطَارِدِ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ

Ali BulaçVe ben mü'min olanları kovacak değilim

Süleyman AteşBen inananları kovacak değilim

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وما أنا بطارد المؤمنين».

26:115
إِنۡ أَنَا۠ إِلَّا نَذِيرࣱ مُّبِينࣱ‏

Ali BulaçBen, yalnızca apaçık bir uyarıcıyım

Süleyman AteşBen sadece apaçık bir uyarıcıyım

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن» ما «أنا إلا نذير مبين» بيَّن الإنذار.

26:116
قَالُواْ لَئِن لَّمۡ تَنتَهِ يَٰنُوحُ لَتَكُونَنَّ مِنَ ٱلۡمَرۡجُومِينَ

Ali BulaçDediler ki: "Eğer (bu söylediklerine) bir son vermeyecek olursan, gerçekten taşa tutulup kovulacaksın

Süleyman AteşDediler: "Ey Nuh, (bu dediğinden) vazgeçmezsen mutlaka taşlananlardan olacaksın

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قالوا لئن لم تنته يا نوح» عما تقول لنا «لتكونن من المرجومين» بالحجارة أو بالشتم.

26:117
قَالَ رَبِّ إِنَّ قَوۡمِي كَذَّبُونِ

Ali BulaçDedi ki: "Rabbim, şüphesiz kavmim beni yalanladı

Süleyman Ateş(Nuh): "Rabbim, dedi, kavmim beni yalanladı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال» نوح «رب إن قومي كذبون».

26:118
فَٱفۡتَحۡ بَيۡنِي وَبَيۡنَهُمۡ فَتۡحࣰ ا وَنَجِّنِي وَمَن مَّعِيَ مِنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ

Ali BulaçBundan böyle, benimle onların arasını açık bir hükümle ayır ve beni ve benimle birlikte olan mü'minleri kurtar

Süleyman AteşBenimle onların arasını aç (aramızda hükmet), beni ve benimle beraber bulunan mü'minleri kurtar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فافتح بيني وبينهم فتحا» أي احكم «ونجني ومن معي من المؤمنين».

26:119
فَأَنجَيۡنَٰهُ وَمَن مَّعَهُۥ فِي ٱلۡفُلۡكِ ٱلۡمَشۡحُونِ

Ali BulaçBunun üzerine, onu ve onunla birlikte olanları (insan ve hayvanlarla) yüklü gemi içinde kurtardık

Süleyman AteşBiz de onu ve onunla beraber bulunanları, dolu gemi içinde kurtardık

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
قال تعالى «فأنجيناه ومن معه في الفلك المشحون» المملوء من الناس والحيوان والطير.

26:120
ثُمَّ أَغۡرَقۡنَا بَعۡدُ ٱلۡبَاقِينَ

Ali BulaçSonra bunun ardından geride kalanları da suda-boğduk

Süleyman AteşSonra bunun ardından, geride kalanları boğduk

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ثم أغرقنا بعد» بعد إنجائهم «الباقين» من قومه.

26:121
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةࣰۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِينَ

Ali BulaçGerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler

Süleyman AteşMuhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن ذلك لآية وما كان أكثرهم مؤمنين».

26:122 📚 1
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

Ali BulaçVe şüphesiz senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir

Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإن ربك لهو العزيز الرحيم».

26:123
كَذَّبَتۡ عَادٌ ٱلۡمُرۡسَلِينَ

Ali BulaçAd (kavmi) de gönderilen (elçi)leri yalanladı

Süleyman AteşAd (kavmi) de, gönderilen elçileri yalanladı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«كذبت عادٌ المرسلين».

26:124
إِذۡ قَالَ لَهُمۡ أَخُوهُمۡ هُودٌ أَلَا تَتَّقُونَ

Ali BulaçHani onlara kardeşleri Hud: "Sakınmaz mısınız?" demişti

Süleyman AteşKardeşleri Hud onlara: "Korunmaz mısınız?" demişti

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إذ قال لهم أخوهم هود ألا تتقون».

26:125 📚 2
إِنِّي لَكُمۡ رَسُولٌ أَمِينࣱ‏

Ali BulaçGerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim

Süleyman AteşBen size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إني لكم رسول أمين».

26:126 📚 1
فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

Ali BulaçArtık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin

Süleyman AteşAllah'tan korkun ve bana ita'at edin

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فاتقوا الله وأطيعون».

26:127
وَمَآ أَسۡـَٔلُكُمۡ عَلَيۡهِ مِنۡ أَجۡرٍۖ إِنۡ أَجۡرِيَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ

Ali BulaçBuna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir

Süleyman AteşBen sizden buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız alemlerin Rabbine aittir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وما أسألكم عليه من أجر إن» ما «أجري إلا على رب العالمين».

26:128
أَتَبۡنُونَ بِكُلِّ رِيعٍ ءَايَةࣰ تَعۡبَثُونَ

Ali BulaçSiz, her yüksekçe yere bir anıt inşa edip (yararsız bir şeyle) oyalanıp eğleniyor musunuz

Süleyman AteşSiz her yol üzerine, (gelip geçenleri yanıltmak için) bir işaret yapıp da boş şeyle mi uğraşıyorsunuz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أتبنون بكل ريع» مكان مرتفع «آية» بنا علما للمارة «تعبثون» ممن يمر بكم وتسخرون منهم والجملة حال من ضمير تبنون.

26:129
وَتَتَّخِذُونَ مَصَانِعَ لَعَلَّكُمۡ تَخۡلُدُونَ

Ali BulaçÖlümsüz kılınmak umuduyla sanat yapıları mı ediniyorsunuz

Süleyman AteşBelki ebedi yaşarsınız diye köşkler (ve müstahkem kaleler) ediniyorsunuz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وتتخذون مصانع» للماء تحت الأرض «لعلكم» كأنكم «تخلدون» فيها لا تموتون.

26:130
وَإِذَا بَطَشۡتُم بَطَشۡتُمۡ جَبَّارِينَ

Ali BulaçTutup yakaladığınız zaman da zorbalar gibi mi yakalıyorsunuz

Süleyman Ateş(Bir kavmi) yakaladığınız zaman da zorbalar gibi yakalıyorsunuz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإذا بطشتم» بضرب أو قتل «بطشتم جبارين» من غير رأفة.

26:131 📚 1
فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

Ali BulaçArtık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin

Süleyman AteşAllah'tan korkun ve bana ita'at edin

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فاتقوا الله» في ذلك «وأطيعون» فيما أمرتكم به.

26:132
وَٱتَّقُواْ ٱلَّذِيٓ أَمَدَّكُم بِمَا تَعۡلَمُونَ

Ali BulaçBildiğiniz şeylerle size yardım edenden korkup-sakının

Süleyman AteşSize bildiğiniz ni'metleri bol bol veren(Allah)dan korkun. Keep your duty toward Him Who hath aided you with (the good things) that ye know

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«واتقوا الذي أمدكم» أنعم عليكم «بما تعملون».

26:133
أَمَدَّكُم بِأَنۡعَٰمࣲ وَبَنِينَ

Ali BulaçSize hayvanlar, çocuklar (vererek) yardım etti

Süleyman AteşO size verdi: davarlar, oğullar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أمدكم بأنعام وبنين».

26:134
وَجَنَّٰتࣲ وَعُيُونٍ

Ali BulaçBahçeler ve pınarlar da

Süleyman AteşBahçeler, çeşmeler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وجنات» بساتين «وعيون» أنهار.

26:135
إِنِّيٓ أَخَافُ عَلَيۡكُمۡ عَذَابَ يَوۡمٍ عَظِيمࣲ‏

Ali BulaçDoğrusu, ben sizin için büyük bir günün azabından korkuyorum

Süleyman AteşDoğrusu ben size büyük bir günün azabı(nın çarpması)ndan korkuyorum

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إني أخاف عليكم عذاب يوم عظيم» في الدنيا والآخرة إن عصيتموني.

26:136
قَالُواْ سَوَآءٌ عَلَيۡنَآ أَوَعَظۡتَ أَمۡ لَمۡ تَكُن مِّنَ ٱلۡوَٰعِظِينَ

Ali BulaçDediler ki: "Bizim için fark etmez; öğüt versen de, öğüt verenlerden olmasan da

Süleyman AteşDediler ki: "Öğüt versen de, öğüt verenlerden olmasan da bizce birdir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قالوا سواء علينا» مستو عندنا «أوعظت أم لم تكن من الواعظين» أصلا أي لا نرعوي لوعظك.

26:137
إِنۡ هَٰذَآ إِلَّا خُلُقُ ٱلۡأَوَّلِينَ

Ali BulaçBu, geçmiştekilerin 'geleneksel tutumundan başkası değildir

Süleyman AteşBu (davranışımız), sadece evvelkilerin ahlakı(ve geleneği)dir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن» ما «هذا» الذي خوفنا به «إلا خَلْق الأولين» اختلافهم وكذبهم وفي قراءة بضم الخاء واللام أي ما هذا الذي نحن عليه من إنكار للبعث إلا خلق الأولين أي طبيعتهم وعادتهم.

26:138 📚 1
وَمَا نَحۡنُ بِمُعَذَّبِينَ

Ali BulaçVe biz azap görecek de değiliz

Süleyman AteşBiz azaba uğratılacak değiliz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وما نحن بمعذبين».

26:139
فَكَذَّبُوهُ فَأَهۡلَكۡنَٰهُمۡۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةࣰۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِينَ

Ali BulaçBöylelikle onu yalanladılar, Biz de onları yıkıma uğrattık. Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler

Süleyman Ateş(Böylece) onu yalanladılar. Biz de onları helak ettik. Muhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فكذبوه» بالعذاب «فأهلكناهم» في الدنيا بالريح «إن في ذلك لآية وما كان أكثرهم مؤمنين».

26:140 📚 1
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

Ali BulaçVe şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir

Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
««إن ربك لهو العزيز الرحيم».

26:141
كَذَّبَتۡ ثَمُودُ ٱلۡمُرۡسَلِينَ

Ali BulaçSemud (kavmi) de, gönderilen (elçi)leri yalanladı

Süleyman AteşSemud (kavmi) de gönderilen elçileri yalanladı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«كذبت ثمود المرسلين».

26:142
إِذۡ قَالَ لَهُمۡ أَخُوهُمۡ صَٰلِحٌ أَلَا تَتَّقُونَ

Ali BulaçHani onlara kardeşleri Salih: "Sakınmaz mısınız? demişti

Süleyman AteşKardeşleri Salih, onlara demişti ki: "Korunmaz mısınız

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إذ قال لهم أخوهم صالح ألا تتقون».

26:143 📚 2
إِنِّي لَكُمۡ رَسُولٌ أَمِينࣱ‏

Ali BulaçGerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim

Süleyman AteşBen sizin için güvenilir bir elçiyim

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إني لكم رسول أمين».

26:144 📚 1
فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

Ali BulaçArtık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin

Süleyman AteşAllah'tan korkun ve bana ita'at edin

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فاتقوا الله وأطيعون».

26:145
وَمَآ أَسۡـَٔلُكُمۡ عَلَيۡهِ مِنۡ أَجۡرٍۖ إِنۡ أَجۡرِيَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ

Ali BulaçBuna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum

Süleyman AteşBen sizden buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız alemlerin Rabbine aittir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وما أسألكم عليه من أجر إن» ما «أجري إلا على رب العالمين».

26:146
أَتُتۡرَكُونَ فِي مَا هَٰهُنَآ ءَامِنِينَ

Ali BulaçSiz burada güvenlik içinde mi bırakılacaksınız

Süleyman AteşSiz burada güven içinde bırakılacağınızı mı sanıyorsunuz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أتتركون في ما ههنا» من الخيرات «آمنين».

26:147
فِي جَنَّٰتࣲ وَعُيُونࣲ‏

Ali BulaçBahçelerin, pınarların içinde

Süleyman AteşBöyle bahçelerde, çeşme başlarında

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«في جنات وعيون».

26:148
وَزُرُوعࣲ وَنَخۡلࣲ طَلۡعُهَا هَضِيمࣱ‏

Ali BulaçEkinler ve yumuşak tomurcuklu göz alıcı hurmalıklar arasında

Süleyman AteşEkinler ve yumuşak tomurcuklu güzel hurmalıklar arasında

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وزروع ونخل طلعها هضيم» لطيف لين.

26:149
وَتَنۡحِتُونَ مِنَ ٱلۡجِبَالِ بُيُوتࣰ ا فَٰرِهِينَ

Ali BulaçDağlardan ustalıkla zevkli evler yontuyorsunuz

Süleyman AteşDağlardan ustalıkla evler yontuyorsunuz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وتنحتون من الجبال بيوتا فرهين» بطرين وفي قراءة فارهين حاذقين.

26:150 📚 1
فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

Ali BulaçArtık Allah'tan sakının ve bana itaat edin

Süleyman AteşAllah'tan korkun ve bana ita'at edin

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فاتقوا الله وأطيعون» فيما أمرتكم به.

26:151
وَلَا تُطِيعُوٓاْ أَمۡرَ ٱلۡمُسۡرِفِينَ

Ali BulaçVe ölçüsüzce davrananların emrine itaat etmeyin

Süleyman AteşO aşırıların emrine uymayın

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولا تطيعوا أمر المسرفين».

26:152
ٱلَّذِينَ يُفۡسِدُونَ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَلَا يُصۡلِحُونَ

Ali BulaçKi onlar, yeryüzünde bozgunculuk çıkarıyor ve dirlik-düzenlik kurmuyorlar (ıslah etmiyorlar)

Süleyman AteşYeryüzünde bozgunculuk yapan, ıslah etmeyen o kimseler(in sözüyle hareket etmeyin)

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الذين يفسدون في الأرض» بالمعاصي «ولا يصلحون» بطاعة الله.

26:153
قَالُوٓاْ إِنَّمَآ أَنتَ مِنَ ٱلۡمُسَحَّرِينَ

Ali BulaçDediler ki: "Sen ancak büyülenmişlerdensin

Süleyman AteşDediler: Sen, iyice büyülenmişlerdensin

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قالوا إنما أنت من المسحرين» الذين سحروا كثيرا حتى غلب على عقلهم.

26:154
مَآ أَنتَ إِلَّا بَشَرࣱ مِّثۡلُنَا فَأۡتِ بِـَٔايَةٍ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ

Ali BulaçSen yalnızca bizim benzerimiz olan bir beşerden başkası değilsin; eğer doğru sözlü isen, bu durumda bir ayet (mucize) getir-görelim

Süleyman AteşSen de bizim gibi bir insansın. Eğer doğrulardansan bize bir mu'cize getir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ما أنت» أيضا «إلا بشر مثلنا فأت بآية إن كنتم من الصادقين» في رسالتك.

26:155
قَالَ هَٰذِهِۦ نَاقَةࣱ لَّهَا شِرۡبࣱ وَلَكُمۡ شِرۡبُ يَوۡمࣲ مَّعۡلُومࣲ‏

Ali BulaçDedi ki: "İşte, bu bir dişi devedir; su içme hakkı (bir gün) onun, belli bir günün su içme hakkı da sizindir

Süleyman AteşDedi: "İşte bu dişi deve(mu'cize)dir. (Bir gün) onun su içme hakkı var, belli bir günün su içme hakkı da sizin

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال هذه ناقة لها شرب» نصيب من الماء «ولكم شرب يوم معلوم».

26:156
وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُوٓءࣲ فَيَأۡخُذَكُمۡ عَذَابُ يَوۡمٍ عَظِيمࣲ‏

Ali BulaçOna bir kötülükle dokunmayın, sonra büyük bir günün azabı sizi yakalar

Süleyman AteşSakın, ona bir kötülük dokundurmayın, sonra büyük bir günün azabı sizi yakalar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولا تمسوها بسوء فيأخذكم عذاب يوم عظيم» بعظم العذاب.

26:157
فَعَقَرُوهَا فَأَصۡبَحُواْ نَٰدِمِينَ

Ali BulaçSonunda onu (yine de) kestiler, ancak pişman oldular

Süleyman AteşNihayet onu kestiler, ama pişman oldular

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فعقروها» عقرها بعضهم برضاهم «فأصبحوا نادمين» على عقرها.

26:158
فَأَخَذَهُمُ ٱلۡعَذَابُۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةࣰۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِينَ

Ali BulaçBöylece azap onları yakaladı. Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler

Süleyman AteşVe azab onları yakaladı. Muhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فأخذهم العذاب» الموعود به فهلكوا «إن في ذلك لآية وما كان أكثرهم مؤمنين».

26:159 📚 1
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

Ali BulaçVe şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir

Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإن ربك لهو العزيز الرحيم».

26:160 📚 1
كَذَّبَتۡ قَوۡمُ لُوطٍ ٱلۡمُرۡسَلِينَ

Ali BulaçLut (kavmi) de, gönderilen (elçi)leri yalanladı

Süleyman AteşLut (kavmi) de gönderilen elçileri yalanladı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«كذبت قوم لوط المرسلين».

26:161 📚 1
إِذۡ قَالَ لَهُمۡ أَخُوهُمۡ لُوطٌ أَلَا تَتَّقُونَ

Ali BulaçHani onlara kardeşleri Lut: "Sakınmaz mısınız?" demişti

Süleyman AteşKardeşleri Lut, onlara "Korunmaz mısınız?" demişti

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إذ قال لهم أخوهم لوط ألا تتقون».

26:162 📚 2
إِنِّي لَكُمۡ رَسُولٌ أَمِينࣱ‏

Ali BulaçGerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim

Süleyman AteşBen sizin için güvenilir bir elçiyim

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إني لكم رسول أمين».

26:163 📚 1
فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

Ali BulaçArtık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin

Süleyman AteşAllah'tan korkun ve bana ita'at edin

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فاتقوا الله وأطيعون».

26:164
وَمَآ أَسۡـَٔلُكُمۡ عَلَيۡهِ مِنۡ أَجۡرٍۖ إِنۡ أَجۡرِيَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ

Ali BulaçBuna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir

Süleyman AteşBen sizden buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız alemlerin Rabbine aittir. And I ask of you no wage therefore; my wage is the concern only of the Lord of the Worlds

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وما أسألكم عليه من أجر إن» ما «أجري إلا على رب العالمين».

26:165
أَتَأۡتُونَ ٱلذُّكۡرَانَ مِنَ ٱلۡعَٰلَمِينَ

Ali BulaçSiz insanlardan (cinsel arzuyla) erkeklere mi gidiyorsunuz

Süleyman AteşAlemlerin içinde erkeklere mi gidiyorsunuz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أتأتون الذكران من العالمين» الناس.

26:166
وَتَذَرُونَ مَا خَلَقَ لَكُمۡ رَبُّكُم مِّنۡ أَزۡوَٰجِكُمۚ بَلۡ أَنتُمۡ قَوۡمٌ عَادُونَ

Ali BulaçRabbinizin sizler için yaratmış bulunduğu eşlerinizi bırakıyorsunuz. Hayır, siz sınırı çiğneyen bir kavimsiniz

Süleyman AteşVe Rabbinizin sizin için yarattığı eşlerinizi bırakıyorsunuz? Siz sınırı aşan bir kavimsiniz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وتذرون ما خلق لكم ربكم من أزواجكم» أي أقبالهن «بل أنتم قوم عادون» متجاوزون الحلال إلى الحرام.

26:167
قَالُواْ لَئِن لَّمۡ تَنتَهِ يَٰلُوطُ لَتَكُونَنَّ مِنَ ٱلۡمُخۡرَجِينَ

Ali BulaçDediler ki: "Ey Lut, eğer (bu söylediklerine) bir son vermeyecek olursan, gerçekten (burdan) sürülüp çıkarılanlardan olacaksın

Süleyman AteşDediler: "Ey Lut, andolsun, eğer (bundan) vazgeçmezsen, mutlaka sürülenlerden olacaksın

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قالوا لئن لم تنته يا لوط» عن إنكارك علينا «لتكونن من المخرجين» من بلدتنا.

26:168 📚 2
قَالَ إِنِّي لِعَمَلِكُم مِّنَ ٱلۡقَالِينَ

Ali BulaçDedi ki: "Gerçekten ben, sizin bu yaptığınıza öfke ile karşı olanlardanım

Süleyman Ateş(Lut) dedi: "Ben sizin bu işinize, (kadınları bırakıp erkeklere gidişinize) kızanlardanım

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال» لوط «إني لعملكم من القالين» المبغضين.

26:169
رَبِّ نَجِّنِي وَأَهۡلِي مِمَّا يَعۡمَلُونَ

Ali BulaçRabbim, beni ve ailemi bunların yaptıklarından kurtar

Süleyman AteşRabbim, beni ve ailemi bunların yaptıklarından kurtar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«رب نجني وأهلي مما يعلمون» أي من عذابه.

26:170
فَنَجَّيۡنَٰهُ وَأَهۡلَهُۥٓ أَجۡمَعِينَ

Ali BulaçBunun üzerine onu ve bütün ailesini kurtardık

Süleyman AteşBiz de onu ve ailesini tamamen kurtardık

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فنجيناه وأهله أجمعين».

26:171
إِلَّا عَجُوزࣰ ا فِي ٱلۡغَٰبِرِينَ

Ali BulaçYalnızca geri kalanlar içinde bir kocakarı hariç

Süleyman AteşYalnız geride kalanlar arasında bulunan bir koca karıyı (kurtarmadık)

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إلا عجوزا» امرأته «في الغابرين» الباقين أهلكناها.

26:172
ثُمَّ دَمَّرۡنَا ٱلۡأٓخَرِينَ

Ali BulaçSonra geride kalanları yerle bir ettik

Süleyman AteşSonra ötekilerini hep yıktık, helak ettik

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ثم دمرنا الآخرين» أهلناهم.

26:173
وَأَمۡطَرۡنَا عَلَيۡهِم مَّطَرࣰ اۖ فَسَآءَ مَطَرُ ٱلۡمُنذَرِينَ

Ali BulaçVe üzerlerine bir yağmur yağdırdık; uyarılıp-korkutulanların yağmuru ne kötü

Süleyman AteşVe üzerlerine bir yağmur yağdırdık, uyarıl(ıp da yola gelmey)enlerin yağmuru hakikaten çok kötü oldu

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأمطرنا عليهم مطرا» حجارة من جملة الإهلاك «فساء مطر المنذرين» مطرهم.

26:174
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةࣰۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِينَ

Ali BulaçGerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler

Süleyman AteşMuhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن في ذلك لآية وما كان أكثرهم مؤمنين».

26:175 📚 1
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

Ali BulaçVe şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır esirgeyendir

Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإن ربك لهو العزيز الرحيم».

26:176
كَذَّبَ أَصۡحَٰبُ لۡـَٔيۡكَةِ ٱلۡمُرۡسَلِينَ

Ali BulaçEyke halkı da, gönderilen (peygamber)leri yalanladı

Süleyman AteşEyke halkı da gönderilen elçileri yalanladı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«كذب أصحاب الأيكة» وفي قراءة بحذف الهمزة وإلقاء حركتها على اللام وفتح الهاء: هي غيضة شجر قرب مدين «المرسلين».

26:177
إِذۡ قَالَ لَهُمۡ شُعَيۡبٌ أَلَا تَتَّقُونَ

Ali BulaçHani onlara Şuayb: "Sakınmaz mısınız?" demişti

Süleyman AteşŞu'ayb, onlara demişti ki: "Korunmaz mısınız

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إذ قال لهم شعيب» لم يقل أخوهم لأنه لم يكن منهم «ألا تتقون».

26:178 📚 2
إِنِّي لَكُمۡ رَسُولٌ أَمِينࣱ‏

Ali BulaçGerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim

Süleyman AteşBen sizin için güvenilir bir elçiyim

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إني لكم رسول أمين».

26:179 📚 1
فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

Ali BulaçArtık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin

Süleyman AteşAllah'tan korkun ve bana ita'at edin

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فاتقوا الله وأطيعون».

26:180
وَمَآ أَسۡـَٔلُكُمۡ عَلَيۡهِ مِنۡ أَجۡرٍۖ إِنۡ أَجۡرِيَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ

Ali BulaçBuna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir

Süleyman AteşBen sizden, buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız alemlerin Rabbine aittir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وما أسألكم عليه من أجر إن» ما «أجري إلا على رب العالمين».

26:181
۞أَوۡفُواْ ٱلۡكَيۡلَ وَلَا تَكُونُواْ مِنَ ٱلۡمُخۡسِرِينَ

Ali BulaçÖlçüyü tam tutun ve eksiltenlerden olmayın

Süleyman AteşÖlçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أوْفوا الكيل» أتموه «ولا تكونوا من المخسرين» الناقصين.

26:182 📚 1
وَزِنُواْ بِٱلۡقِسۡطَاسِ ٱلۡمُسۡتَقِيمِ

Ali BulaçDosdoğru olan terazi ile tartın

Süleyman AteşDoğru terazi ile tartın

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وزنوا بالقسطاس المستقيم» الميزان السوي.

26:183 📚 1
وَلَا تَبۡخَسُواْ ٱلنَّاسَ أَشۡيَآءَهُمۡ وَلَا تَعۡثَوۡاْ فِي ٱلۡأَرۡضِ مُفۡسِدِينَ

Ali Bulaçİnsanların eşyasını değerden düşürüp-eksiltmeyin ve yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın

Süleyman Ateşİnsanların haklarını kısmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولا تبخسوا الناس أشياءهم» لا تنقصوهم من حقهم شيئا «ولا تعثوْا في الأرض مفسدين» بالقتل وغيره من عَثِيَ بكسر المثلثة أفسد ومفسدين حال مؤكدة لمعنى عاملها.

26:184
وَٱتَّقُواْ ٱلَّذِي خَلَقَكُمۡ وَٱلۡجِبِلَّةَ ٱلۡأَوَّلِينَ

Ali BulaçSizi ve önceki yaratılmışları yaratandan sakının”

Süleyman AteşSizi ve önceki nesilleri yaratandan korkun. And keep your duty unto Him Who created you and the generations of the men of old

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«واتقوا الذي خلقكم والجبلة» الخليقة «الأولين».

26:185
قَالُوٓاْ إِنَّمَآ أَنتَ مِنَ ٱلۡمُسَحَّرِينَ

Ali BulaçDediler ki: "Sen ancak büyülenmişlerdensin”

Süleyman AteşDediler: "Sen iyice büyülenmişlerdensin

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قالوا إنما أنت من المسحرين».

26:186
وَمَآ أَنتَ إِلَّا بَشَرࣱ مِّثۡلُنَا وَإِن نَّظُنُّكَ لَمِنَ ٱلۡكَٰذِبِينَ

Ali BulaçSen, yalnızca benzerimiz olan bir beşerden başkası değilsin ve biz senin gerçekte yalancılardan olduğunu sanıyoruz

Süleyman AteşSen de bizim gibi bir insansın, biz seni mutlaka yalancılardan sanıyoruz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وما أنت إلا بشر مثلنا وإن» مخففة من الثقيلة واسمها محذوف أي إنه «نظنك لمن الكاذبين».

26:187
فَأَسۡقِطۡ عَلَيۡنَا كِسَفࣰ ا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ

Ali BulaçEğer doğru sözlü isen, bu durumda gökten üstümüze bir parça düşürüver

Süleyman AteşEğer doğrulardansan o halde üzerimize gökten parçalar düşür

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فأسقط علينا كسْفا» بسكون السين وفتحها قطعا «من السماء إن كنت من الصادقين» في رسالتك.

26:188
قَالَ رَبِّيٓ أَعۡلَمُ بِمَا تَعۡمَلُونَ

Ali BulaçDedi ki: "Rabbim, yaptıklarınızı daha iyi bilir

Süleyman AteşRabbim yaptığınızı daha iyi bilir dedi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال ربي أعلم بما تعملون» فيجازيكم به.

26:189
فَكَذَّبُوهُ فَأَخَذَهُمۡ عَذَابُ يَوۡمِ ٱلظُّلَّةِۚ إِنَّهُۥ كَانَ عَذَابَ يَوۡمٍ عَظِيمٍ

Ali BulaçSonunda onu yalanladılar, böylece onları o gölgelik-gününün azabı yakaladı. Gerçekten o, büyük bir günün azabıydı

Süleyman AteşOnu yalanladılar, nihayet o gölge gününün azabı, kendilerini yakaladı. Gerçekten o, büyük bir günün azabı idi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فكذبوه فأخذهم عذاب يوم الظلة» هي سحابة أظلتهم بعد حر شديد أصابهم فأمطرت عليهم نارا فاحترقوا «إنه كان عذاب يوم عظيم».

26:190
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةࣰۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِينَ

Ali BulaçGerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler

Süleyman AteşMuhakkak ki bunda bir ibret vardır ama yine çokları inanmazlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن في ذلك لآية وما كان أكثرهم مؤمنين».

26:191 📚 1
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

Ali BulaçVe şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir

Süleyman AteşŞüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإن ربك لهو العزيز الرحيم».

26:192
وَإِنَّهُۥ لَتَنزِيلُ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ

Ali BulaçGerçekten o (Kur'an), alemlerin Rabbinin (bir) indirmesidir

Süleyman AteşMuhakkak ki o (Kur'an), alemlerin Rabbinin indirmesidir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإنه» أي القرآن «لتنزيل رب العالمين».

26:193 📚 5
نَزَلَ بِهِ ٱلرُّوحُ ٱلۡأَمِينُ

Ali BulaçOnu Ruhu'l-emin indirdi

Süleyman AteşOnu, er-Ruhu'l-Emin (güvenilir ruh, Cebrail) indirdi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«نزل به الروح الأمين» جبريل.

26:194 📚 2
عَلَىٰ قَلۡبِكَ لِتَكُونَ مِنَ ٱلۡمُنذِرِينَ

Ali BulaçUyarıcılardan olman için, senin kalbinin üzerine (indirmiştir)

Süleyman AteşSenin kalbine; uyarıcılardan olman için

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«على قلبك لتكون من المنذرين».

26:195 📚 7
بِلِسَانٍ عَرَبِيࣲّ مُّبِينࣲ‏

Ali BulaçApaçık Arapça bir dille

Süleyman AteşApaçık Arapça bir dille

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«بلسان عربي مبين» بيَّن وفي قراءة بتشديد نزل ونصب الروح والفاعل الله.

26:196 📚 2
وَإِنَّهُۥ لَفِي زُبُرِ ٱلۡأَوَّلِينَ

Ali BulaçVe hiç şüphesiz, o (Kur'an), geçmişlerin kitaplarında da vardır

Süleyman AteşO(nun içeriği), evvelkilerin Kitaplarında da vardır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإنه» ذكر القرآن المنزل على محمد «لفي زُبُر» كتب «الأولين» كالتوراة والإنجيل.

26:197
أَوَلَمۡ يَكُن لَّهُمۡ ءَايَةً أَن يَعۡلَمَهُۥ عُلَمَٰٓؤُاْ بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ

Ali Bulaçİsrailoğulları bilginlerinin onu bilmesi onlar için bir delil (ayet) değil mi

Süleyman Ateşİsrail oğulları bilginlerinin onu bilmesi de onlar için (Kur'an'ın Güvenilir Ruh tarafından vahyedildiğine) yeterli bir delil değil mi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أو لم يكن لهم» لكفار مكة «آية» على ذلك «أن يعلمه علماء بني إسرائيل» كعبد الله بن سلام وأصحابه من الذين آمنوا فإنهم يخبرون بذلك، ويكن بالتحتانية ونصب آية وبالفوقانية ورفع آية.

26:198
وَلَوۡ نَزَّلۡنَٰهُ عَلَىٰ بَعۡضِ ٱلۡأَعۡجَمِينَ

Ali BulaçOnu Arapça bilmeyen birine indirmiş olsaydık

Süleyman AteşBiz onu yabancılardan birine indirseydik de

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولو نزلناه على بعض الأعجمين» جمع أعجم.

26:199
فَقَرَأَهُۥ عَلَيۡهِم مَّا كَانُواْ بِهِۦ مُؤۡمِنِينَ

Ali BulaçBöylece onlara okusaydı, yine ona iman edecek değillerdi

Süleyman AteşOnu onlara okusaydı, ona inanmazlardı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فقرأه عليهم» كفار مكة «ما كانوا به مؤمنين» أنفة من اتباعه.

26:200
كَذَٰلِكَ سَلَكۡنَٰهُ فِي قُلُوبِ ٱلۡمُجۡرِمِينَ

Ali BulaçBiz onu, suçlu-günahkarların kalbine işte böyle işlettik

Süleyman AteşBiz onu, suçluların kalblerine öyle soktuk

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«كذلك» أي مثل إدخالنا التكذيب به بقراءة الأعجمي «سلكناه» أدخلنا التكذيب به «في قلوب المجرمين» كفار مكة بقراءة النبي.

26:201
لَا يُؤۡمِنُونَ بِهِۦ حَتَّىٰ يَرَوُاْ ٱلۡعَذَابَ ٱلۡأَلِيمَ

Ali BulaçOnlar, o pek acı azabı görünceye kadar ona inanmazlar

Süleyman AteşAcı azabı görünceye kadar da ona inanmazlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لا يؤمنون به حتى يروا العذاب الأليم».

26:202
فَيَأۡتِيَهُم بَغۡتَةࣰ وَهُمۡ لَا يَشۡعُرُونَ

Ali BulaçArtık o (azap), kendileri şuurunda olmadan onlara apansız gelecektir

Süleyman AteşAzab onlara öyle ansızın gelir ki, onlar hiç farkında olmazlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فيأتيهم بغتة وهم لا يشعرون».

26:203
فَيَقُولُواْ هَلۡ نَحۡنُ مُنظَرُونَ

Ali BulaçDerler ki: "Bize bir süre tanınır mı

Süleyman Ateş(Birden onu karşılarında bulunca) Acaba bize süre verilir mi?" derler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فيقولوا هل نحن منظرون» لنؤمن فيقال لهم: لا قالوا: متى هذا العذاب، قال تعالى.

26:204
أَفَبِعَذَابِنَا يَسۡتَعۡجِلُونَ

Ali BulaçOnlar yine de azabımızı çabuklaştırmak mı istiyorlar

Süleyman AteşHala bizim azabımızı mı acele istiyorlar (doğru söyleyenlerden isen bizi tehdidettiğin azabı getir mi diyorlar)

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أفبعذابنا يستعجلون».

26:205
أَفَرَءَيۡتَ إِن مَّتَّعۡنَٰهُمۡ سِنِينَ

Ali BulaçGördün mü; Biz onları yıllarca yararlandırsak

Süleyman AteşBaksana, biz onları yıllarca yaşatsak

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أفرأيت» أخبرني «إن متَّعناهم سنين».

26:206 📚 2
ثُمَّ جَآءَهُم مَّا كَانُواْ يُوعَدُونَ

Ali BulaçSonra kendilerine va'dolunan (azap günü) geliverse

Süleyman AteşSonra tehdidedildikleri (azab) kendilerine gelse

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ثم جاءهم ما كانوا يوعدون» من العذاب.

26:207 📚 2
مَآ أَغۡنَىٰ عَنۡهُم مَّا كَانُواْ يُمَتَّعُونَ

Ali BulaçOnların 'meta ile yararlandıkları' şey, kendilerini (görecekleri azaptan) bağımsız kılamaz

Süleyman AteşO yaşatıldıkları (zevk-u sefa sürdükleri) şeyler, kendilerine ne yarar sağlardı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ما» إستفهامية بمعنى: أي شيء «أغنى عنهم ما كانوا يمتعون» في دفع العذاب أو تخفيفه أي: لم يغن.

26:208
وَمَآ أَهۡلَكۡنَا مِن قَرۡيَةٍ إِلَّا لَهَا مُنذِرُونَ

Ali BulaçKendisi için bir uyarıcı olmaksızın, Biz hiçbir ülkeyi yıkıma uğratmış değiliz

Süleyman AteşBiz, hiçbir kenti helak etmedik ki onun uyarıcıları olmasın (helak etmeden önce mutlaka uyarıcı gönderdik)

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وما أهلكنا من قرية إلا لها منذرون» رسل تنذر أهلها.

26:209
ذِكۡرَىٰ وَمَا كُنَّا ظَٰلِمِينَ

Ali Bulaç(Onlara) Hatırlatma (yapılmıştır); Biz zulmedici değiliz

Süleyman Ateş(Uyarıcılar) uyarırlardı. Biz zulmediciler değildik

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ذكرى» عظة لهم «وما كنا ظالمين» في إهلاكهم بعد إنذارهم ونزل ردا لقول المشركين.

26:210
وَمَا تَنَزَّلَتۡ بِهِ ٱلشَّيَٰطِينُ

Ali BulaçOnu (Kur'an'ı) şeytanlar indirmemiştir

Süleyman AteşO(Kur'a)n'ı şeytanlar (cinler) indirmedi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وما تنزلت به» بالقرآن «الشياطين».

26:211
وَمَا يَنۢبَغِي لَهُمۡ وَمَا يَسۡتَطِيعُونَ

Ali BulaçBu, onlara yaraşmaz ve güç de yetiremezler

Süleyman AteşBu, onlara yaraşmaz ve zaten yapamazlar da

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وما ينبغي» يصلح «لهم» أن ينزلوا به «وما يستطيعون» ذلك.

26:212 📚 1
إِنَّهُمۡ عَنِ ٱلسَّمۡعِ لَمَعۡزُولُونَ

Ali BulaçÇünkü onlar, (vahyedileni) işitmekten kesin olarak uzak tutulmuşlardır

Süleyman AteşÇünkü onlar, (meleklerin sözlerini) işitmekten uzaklaştırılmışlardır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إنهم عن السمع» لكلام الملائكة «لمعزولون» بالشهب.

26:213
فَلَا تَدۡعُ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ فَتَكُونَ مِنَ ٱلۡمُعَذَّبِينَ

Ali BulaçAllah ile beraber başka bir İlah'a yalvarıp-yakarma, sonra azaba uğratılanlardan olursun

Süleyman AteşAllah ile beraber başka bir tanrı çağırma, sonra azabedilenlerden olursun

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فلا تدع مع الله إلها آخر فتكون من المعذبين» إن فعلت ذلك الذي دعوك إليه.

26:214 📚 8
وَأَنذِرۡ عَشِيرَتَكَ ٱلۡأَقۡرَبِينَ

Ali Bulaç(Öncelikle) En yakın hısımlarını (aşiretini) uyar

Süleyman AteşEn yakın akrabanı uyar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
(وأنذر عشيرتك الأقربين) وهم بنو هاشم وبنو عبد المطلب "" وقد أنذرهم جهارا "" رواه البخاري ومسلم.

26:215
وَٱخۡفِضۡ جَنَاحَكَ لِمَنِ ٱتَّبَعَكَ مِنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ

Ali BulaçVe mü'minlerden, sana tabi olanlara (koruyucu) kanatlarını ger

Süleyman AteşVe sana uyan mü'minlere kanadını indir (onlara karşı mütevazi ve şefkatli davran)

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«واخفض جناحكْ» ألن جانبك «لمن اتبعك من المؤمنين» الموحدين.

26:216 📚 2
فَإِنۡ عَصَوۡكَ فَقُلۡ إِنِّي بَرِيٓءࣱ مِّمَّا تَعۡمَلُونَ

Ali BulaçEğer sana isyan edecek olurlarsa, artık de ki: "Gerçekten ben, sizin yaptıklarınızdan uzağım

Süleyman AteşŞayet sana (uymaz) karşı gelirlerse: "Ben sizin yaptıklarınızdan uzağım," de

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فإن عصوك» عشيرتك «فقل» لهم «إني بريء مما تعملون» من عبادة غير الله.

26:217 📚 1
وَتَوَكَّلۡ عَلَى ٱلۡعَزِيزِ ٱلرَّحِيمِ

Ali BulaçSen, O güçlü ve üstün, esirgeyici olan (Allah')a tevekkül et

Süleyman AteşGalib ve esirgeyen(Allah)a tevekkül et

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وتوكل» بالواو والفاء «على العزيز الرحيم» الله أي فوض إليه جميع أمورك.

26:218
ٱلَّذِي يَرَىٰكَ حِينَ تَقُومُ

Ali BulaçO, kıyam ettiğin zaman seni görüyor

Süleyman AteşO, seni görür: Namaza durduğun zaman

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الذي يراك حين تقوم» إلى الصلاة.

26:219
وَتَقَلُّبَكَ فِي ٱلسَّٰجِدِينَ

Ali BulaçSecde edenler arasında dönüp dolaşmanı da

Süleyman AteşVe secde edenler arasında eğilip doğrulurken

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وتقلبك» في أركان الصلاة قائما وقاعدا وراكعا وساجدا «في الساجدين» المصلين.

26:220 📚 7
إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلۡعَلِيمُ

Ali BulaçHiç şüphesiz, O, işitendir, bilendir

Süleyman AteşÇünkü O, işitendir, bilendir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إنه هو السميع العليم».

26:221
هَلۡ أُنَبِّئُكُمۡ عَلَىٰ مَن تَنَزَّلُ ٱلشَّيَٰطِينُ

Ali BulaçŞeytanların kimlere inmekte olduklarını size haber vereyim mi

Süleyman AteşŞeytanların kime ineceğini size haber vereyim mi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«هل أنبئكم» يا كفرا مكة «على من تنزل الشياطين» بحذف إحدى التاءين من الأصل.

26:222 📚 2
تَنَزَّلُ عَلَىٰ كُلِّ أَفَّاكٍ أَثِيمࣲ‏

Ali BulaçOnlar, 'gerçeği ters yüz eden,' günaha düşkün olan her yalancıya inerler

Süleyman AteşOnlar, her günahkar yalancıya inerler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«تنزل على كل أفاك» كذاب «أثيم» فاجر مثل مسيلمة وغيره من الكهنة.

26:223
يُلۡقُونَ ٱلسَّمۡعَ وَأَكۡثَرُهُمۡ كَٰذِبُونَ

Ali BulaçBunlar (şeytanlara) kulak verirler ve çoğu yalan söylemektedirler

Süleyman AteşO yalancılar, (şeytanlara) kulak verirler, çokları da yalan söylerler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يلقون» الشياطين «السمع» ما سمعوه من الملائكة إلى الكهنة «وأكثرهم كاذبون» يضمنون إلى المسموع كذبا وكان هذا قبل أن حجبت الشياطين عن السماء.

26:224
وَٱلشُّعَرَآءُ يَتَّبِعُهُمُ ٱلۡغَاوُۥنَ

Ali BulaçŞairler ise; gerçekten onlara azgın-sapıklar uyar

Süleyman AteşŞa'irlere gelince onlara da azgınlar uyar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والشعراء يتبعهم الغاوون» في شعرهم فيقولن به ويرونه عنهم فهم مذمومون.

26:225 📚 2
أَلَمۡ تَرَ أَنَّهُمۡ فِي كُلِّ وَادࣲ يَهِيمُونَ

Ali BulaçGörmedin mi; onlar, her bir vadide vehmedip duruyorlar

Süleyman AteşBaksana onlar, her vadide şaşkın şaşkın dolaşırlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ألم تر» تعلم «أنهم في كل واد» من أودية الكلام وفنونه «يهيمون» يمضون فيجازون الحد مدحا وهجاء.

26:226 📚 1
وَأَنَّهُمۡ يَقُولُونَ مَا لَا يَفۡعَلُونَ

Ali BulaçVe gerçekten onlar, yapmayacakları şeyleri söylüyorlar

Süleyman AteşVe onlar yapmayacakları şeyleri söylerler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأنهم يقولون» فعلنا «مالا يفعلون» يكذبون.

26:227 📚 5
إِلَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ وَذَكَرُواْ ٱللَّهَ كَثِيرࣰ ا وَٱنتَصَرُواْ مِنۢ بَعۡدِ مَا ظُلِمُواْۗ وَسَيَعۡلَمُ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوٓاْ أَيَّ مُنقَلَبࣲ يَنقَلِبُونَ

Ali BulaçAncak iman edenler, salih amellerde bulunanlar ve Allah'ı çokça zikredenler ile zulme uğratıldıktan sonra zafer kazananlar (veya öclerini alanlar) başka. Zulmetmekte olanlar, nasıl bir inkılaba uğrayıp devrileceklerini pek yakında bileceklerdir

Süleyman AteşAncak inananlar, iyi işler yapanlar, Allah'ı çok ananlar ve kendilerine zulmedildikten sonra (rakiplerine) üstün gelmeğe çalışanlar böyle değildir. Zulmedenler, yakında nasıl bir devrime uğrayıp devrileceklerini bileceklerdir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إلا الذين آمنوا وعملوا الصالحات» من الشعراء. «وذكروا الله كثيرا» لم يشغلهم الشعر عن الذكر «وانتصروا» بهجوهم الكفار «من بعد ما ظلموا» بهجو الكفار لهم في جملة المؤمنين فليسو مذمومين قال الله تعالى: (لا يحب الله الجهر بالسوء من القول إلا من ظلم) وقال تعالى (فمن اعتدى عليكم فاعتدوا عليه بمثل ما اعتدي عليكم) «وسيعلم الذين ظلموا» من الشعراء وغيرهم «أي منقلب» مرجع «ينقلبون» يرجعون بعد الموت.

← Önceki Sonraki →

26. Ash-Shu'araa Suresi | Anlam Arayışı