26. Ash-Shu'araa سُورَةُ الشُّعَرَاءِ
Ali BulaçTa, Sin, Mim
«طسَمَ» الله أعلم بمراده بذلك.
Ali BulaçBunlar, apaçık olan Kitab'ın ayetleridir
«تلك» أي هذه الآيات «آيات الكتاب» القرآن والإضافة بمعنى من «المبين» المظهر الحق من الباطل.
Ali BulaçOnlar mü'min olmayacaklar diye neredeyse kendini kahredeceksin (öyle mi)
«لعلك» يا محمد «باخعٌ نفسك» قاتلها غما من أجل «ألا يكونوا» أي أهل مكة «مؤمنين» ولعل هنا للإشفاق أي أشفق عليها بتخفيف هذا الغم.
Ali BulaçDilersek, onların üzerine gökten bir ayet (mucize) indiririz de, ona boyunları eğilmiş kalıverir
«إن نشأ ننزل عليهم من السماء آية فظلّت» بمعنى المضارع: أي تظل، أي تدوم «أعناقهم لها خاضعين» فيؤمنون، ولما وصفت الأعناق بالخضوع الذي هو لأربابها جمعت الصفة جمع العقلاء.
Ali BulaçOnlara Rahman (olan Allah) dan yeni bir uyarı gelmeyiversin, hiç tartışmasız ondan yüz çevirirler
«وما يأتيهم من ذكر» قرآن «من الرحمن مُحدّث» صفة كاشفة «إلا كانوا عنه معرضين».
Ali BulaçGerçekten yalanladılar; fakat, alay konusu yaptıkları şeyin haberi kendilerine pek yakında gelecektir
«فقد كذبوا» به «فسيأتيهم أنباء» عواقب «ما كانوا به يستهزءُون».
Ali BulaçYeryüzünde bir bakmadılar mı ki, Biz onda her güzel (kerim) çiftten nice ürünler bitirdik
«أوَلم يروا» ينظروا «إلى الأرض كم أنبتنا فيها» أي كثيرا «من كل زوجِ كريم» نوع حسن.
Ali BulaçŞüphesiz, bunda bir ayet vardır; ancak onların çoğu mü'min değildirler
«إن في ذلك لآية» دلالة على كمال قدرته تعالى «وما كان أكثرهم مؤمنين» في علم الله، وكان قال سيبويه: زائدة.
Ali BulaçŞüphesiz, senin Rabbin, gerçekten O, üstün ve güçlüdür, merhamet sahibidir
«وإن ربك لهو العزيز» ذو العزة ينتقم من الكافرين «الرحيم» يرحم المؤمنين.
Ali BulaçHani senin Rabbin, Musa'ya seslenmişti: "Zulmetmekte olan kavme git
«و» اذكر يا محمد لقومك «إذ نادى ربك موسى» ليلة رأى النار والشجرة «أن» أي: بأن «ائت القوم الظالمين» رسولا.
Ali BulaçFiravun'un kavmine, hala sakınmıyorlar mı
«قوم فرعون» معه ظلموا أنفسهم بالكفر بالله وبني إسرائيل باستعبادهم «ألا» الهمزة للاستفهام الإنكارى «يتقون» الله بطاعته فيوحدونه.
Ali BulaçDedi ki: "Rabbim, gerçekten ben, onların beni yalanlamalarından korkuyorum
«قال» موسى «ربِ إني أخاف أن يكذّبون».
Ali BulaçGöğsüm sıkışıyor, dilim dönmüyor; bundan dolayı Harun'a da (elçilik görevini bildirmesi için Cibril'i) gönder
«ويضيق صدري» من تكذيبهم لي «ولا ينطلق لساني» بأداء الرسالة للعقدة التي فيه «فأرسل إلى» أخي «هارون» معي.
Ali BulaçÜstelik, onların bana karşı (davasını savunacakları bir cinayet) suçu(m) var; bundan dolayı beni öldürmelerinden korkuyorum
«ولهم عليَّ ذنبٌ» بقتل القبطي منهم «فأخاف أن يقتلون» به.
Ali Bulaç(Allah:) "Hayır," dedi. "İkiniz de ayetlerimle gidin, şüphesiz sizinle birlikteyiz (ve) işitmekteyiz
«قال» تعالى: «كلا» لا يقتلونك «فاذهبا» أي أنت وأخوك، ففيه تغليب الحاضر على الغائب «بآياتنا إنا معكم مستمعون» ما تقولون وما يقال لكم، أجريا مجرى الجماعة.
Ali BulaçGecikmeksizin Firavun'a giderek deyin ki: Gerçekten biz, alemlerin Rabbinin elçisiyiz
«فأتِيَا فرعون فقولا إنا» كلاً منا «رسول رب العالمين» إليك.
Ali Bulaçİsrailoğulları'nı bizimle birlikte göndermen için (sana geldik)
«أن» أي: بأن «أرسل معنا» إلى الشام «بني إسرائيل» فأتياه فقالا له ما ذكر.
Ali Bulaç(Gittiler ve Firavun:) Dedi ki: "Biz seni içimizde daha çocukken yetiştirip büyütmedik mi? Sen ömrünün nice yıllarını aramızda geçirmedin mi
«قال» فرعون لموسى «ألم نربِّك فينا» في منازلنا «وليدا» صغيرا قريبا من الولادة بعد فطامه «ولبثت فينا من عمرك سنين» ثلاثين سنة يلبس من ملابس فرعون ويركب من مراكبه وكان يسمى ابنه.
Ali BulaçVe sen, yapacağın işi (cinayeti) de işledin; sen nankörlerdensin
«وفعلت فعلتك التي فعلت» هي قتله القبطي «وأنت من الكافرين» الجاحدين لنعمتي عليك بالتربية وعدم الاستعباد.
Ali Bulaç(Musa) Dedi ki: "Ben onu yaptığım zaman şaşkınlardandım
«قال» موسى «فعلتها إذاً» أي حينئذ «وأنا من الضالين» عما آتاني الله بعدها من العلم والرسالة.
Ali BulaçSizden korkunca da hemen aranızdan kaçtım; sonra Rabbim bana hüküm (ve hikmet) verdi ve beni gönderilen (elçilerden) kıldı
«ففررتُ منكم لما خفتكم فوهب لي ربي حكما» علما «وجعلني من المرسلين».
Ali BulaçBana karşı lütuf-dediğin nimet de, İsrailoğulları'nı köle kılmandan dolayıdır
«وتلك نعمةٌ تمنُّها عليَّ» أصله تمن بها عليَّ «أن عبدت بني إسرائيل» بيان لتلك: أي اتخذتهم عبيدا ولم تستعبدني لا نعمة لك بذلك لظلمك باستعبادهم وقدر بعضهم أول الكلام همزة استفهام للإنكار.
Ali BulaçFiravun dedi ki: "Alemlerin Rabbi nedir
«قال فرعون» لموسى «وما رب العالمين» الذي قلت إنك رسوله أي: أي شيء هو ولما لم يكن سبيل للخلق إلى معرفة حقيقته تعالى وإنما يعرفونه بصفاته أجابه موسى عليه الصلاة والسلام ببعضها.
Ali BulaçDedi ki: "Göklerin, yerin ve bu ikisi arasında olan herşeyin Rabbidir. Eğer 'kesin bilgiyle inanıyorsanız' (böyledir)
«قال ربُّ السماوات والأرض وما بينهما» أي خالق ذلك «إن كنتم موقنين» بأنه تعالى خالقه فآمنوا به وحده.
Ali BulaçÇevresindekilere dedi ki: "İşitiyor musunuz
«قال» فرعون «لمن حوله» من أشراف قومه «ألا تستمعون» جوابه الذي لم يطابق السؤال.
Ali Bulaç(Musa:) Dedi ki: "O sizin de Rabbiniz, geçmişteki atalarınızın da Rabbidir
«قال» موسى «ربكم ورب آبائكم الأولين» وهذا وإن كان داخلا فيما قبله يغيظ فرعون ولذلك.
Ali Bulaç(Firavun) Dedi ki: "Şüphesiz size gönderilmiş bulunan elçiniz, gerçekten bir delidir
«قال إنَّ رسولكم الذي أرسل إليكم لمجنون».
Ali BulaçEğer aklınızı kullanabiliyorsanız, O, doğunun da, batının da ve bunlar arasında olan herşeyin de Rabbidir" dedi (Musa)
«قال» موسى «ربُّ المشرق والمغرب وما بينهما إن كنتم تعقلون» إنه كذلك فآمنوا به وحده.
Ali Bulaç(Firavun) dedi ki: "Andolsun, benim dışımda bir ilah edinecek olursan, seni mutlaka hapse atacağım
«قال» فرعون لموسى «لئن اتخذت إلها غيري لأجعلنَّك من المسجونين» كان سجنه شديدا يحبس الشخص في مكان تحت الأرض وحده لا يبصر ولا يسمع فيه أحدا.
Ali Bulaç(Musa) Dedi ki: "Sana apaçık bir şey getirmiş olsam da mı
«قال» له موسى «أوَلوْ» أي: أتفعل ذلك ولو «جئتك بشيءٍ مبينِ» برهان بيِّن على رسالتي.
Ali Bulaç(Firavun) Dedi ki: "Eğer doğru sözlü isen, onu getir
«قال» فرعون له «فأتِ به إن كنت من الصادقين» فيه.
Ali BulaçBunun üzerine asasını bırakıverdi, bir de (ne görsünler) o, açıkça bir ejderha oluverdi
«فألقى عصاه فإذا هي ثعبانٌ مبينٌ» حية عظيمة.
Ali BulaçElini de çekip çıkardı, bir de (ne görsün) o, bakanlar için 'parlayıp aydınlanıvermiş
«ونزع يده» أخرجها من جيبه «فإذا هي بيضاء» ذات شعاع «للناظرين» خلاف ما كانت عليه من الأدمة.
Ali Bulaç(Firavun,) Çevresindeki önde gelenlere: "Bu” dedi, "Doğrusu bilgin bir büyücüdür
«قال» فرعون «للملإ حوله إنَّ هذا لساحر عليم» فائق في علم السحر.
Ali BulaçBüyüsüyle sizi yurdunuzdan sürüp çıkarmak istiyor; ne buyurursunuz
«يريد أن يخرجكم من أرضكم بسحره فماذا تأمرون».
Ali BulaçDediler ki: "Bunu ve kardeşini oyala, şehirlere de toplayıcılar gönder
«قالوا أرجه وأخاه» أخّر أمرهما «وابعث في المدائن حاشرين» جامعين.
Ali BulaçBütün uzman-bilgin büyücüleri sana getirsinler
«يأتوك بكل سَحَّار عليم» يفضل موسى في علم السحر.
Ali BulaçBöylelikle büyücüler, bilinen bir günün belli vaktinde biraraya getirildi
«فجمع السحرة لميقات يوم معلوم» وهو وقت الضحى من يوم الزينة.
Ali BulaçVe insanlara da: "Siz de toplanıyor musunuz? dendi
«وقيل للناس هل أنتم مجتمعون».
Ali BulaçUmarız ki, eğer galip gelirse biz de büyücülere uyarız
«لعلنا نتبع السحرة إن كانوا هم الغالبين» الاستفهام للحث على الاجتماع والترجي على تقدير غلبتهم ليستمروا على دينهم فلا يتبعوا موسى.
Ali BulaçBüyücüler geldiklerinde, Firavun'a: "Şayet biz galip gelirsek, bize bir ücret var gerçekten, değil mi?" dediler
«فلما جاء السحرة قالوا لفرعون أئن» بتحقيق الهمزتين وتسهيل الثانية وإدخال ألف بينهما على الوجيهين «لنا لأجرا إن كنا نحن الغالبين».
Ali BulaçEvet" dedi. "Üstelik şüphesiz siz en yakın(larım) kılınanlardan olacaksınız
«قال نعم وإنكم إذاً» أي حينئذ «لمن المقربين».
Ali BulaçMusa onlara dedi ki: "Atacağınızı atın
«قال لهم موسى» بعد ما قالوا له (إما أن تُلقي وإما أن نكون نحن الملقين) «ألقوا ما أنتم ملقون» فالأمر فيه للإذن بتقديم إلقائهم توسلا به إلى إظهار الحق.
Ali BulaçOnlar da, iplerini ve asalarını atıverdiler ve: "Firavun'un üstünlüğü adına, hiç tartışmasız, üstün olanlar gerçekten bizleriz" dediler
«فألقوْا حبالهم وعصيهم وقالوا بعزة فرعون إنا لنحن الغالبون».
Ali BulaçBöylelikle Musa da asasını bırakıverdi, bir de (ne görsünler) o, uydurmakta olduklarını yutuveriyor
«فألقى موسى عصاه فإذا هي تلقف» بحذف إحدى التاءين من الأصل تبتلع «ما يأفكون» يقلبونه بتمويههم فيخيلون حبالهم وعصيهم أنها حيات تسعى.
Ali BulaçAnında büyücüler secdeye kapandılar
«فألقيَ السحرة ساجدين».
Ali Bulaç(Ve:) "Alemlerin Rabbine iman ettik" dediler
«قالوا آمنا برب العالمين».
Ali BulaçMusa'nın ve Harun'un Rabbine
«رب موسى وهارون» لعلمهم بأن ما شاهدوه من العصا لا يتأتى بالسحر.
Ali Bulaç(Firavun) Dedi ki: "Ona, ben size izin vermeden önce mi inandınız? Şüphesiz, o, size büyüyü öğreten büyüğünüzdür; öyleyse yakında bileceksiniz. Şüphesiz ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim ve sizin hepinizi gerçekten asıp-sallandıracağım
«قال» فرعون «أآمنتم» بتحقيق الهمزتين وإبدال الثانية ألفا «له» لموسى «قبل أن آذن» أنا «لكم إنه لكبيركم الذي علمكم السحر» فعلَّمك شيئا منه وغلبكم بآخر «فلسوف تعلمون» ما ينالكم مني «لأقطعنَّ أيديكم وأرجلكم من خلاف» أي يد كل واحد اليمنى ورجله اليسرى «ولأصلبنكم أجمعين».
Ali BulaçHiç zararı yok" dediler. "Çünkü biz gerçekten Rabbimiz'e dönücüleriz
«قالوا لا ضَيْرَ» لا ضرر علينا في ذلك «إنا إلى ربنا» بعد موتنا بأي وجه كان «منقلبون» راجعون في الآخرة.
Ali BulaçDoğrusu biz, iman edenlerin ilki olduğumuzdan dolayı Rabbimiz'in bizim hatalarımızı bağışlayacağını umuyoruz
«إنا نطمع» نرجوا «أن يغفر لنا ربنا خطايانا أن» أي بأن «كنَّا أول المؤمنين» في زماننا.
Ali BulaçMusa'ya: "Kullarımı gece yürüyüşe geçir, çünkü izleneceksiniz" diye vahyettik
«وأوحينا إلى موسى» بعد سنين أقامها بينهم يدعوهم بآيات الله إلى الحق فلم يزيدوا إلا عتوا «أن أسر بعبادي» بني إسرائيل وفي قراءة بكسر النون ووصل همزة أسر من سرى لغة في أسرى أي سر بهم ليلا إلى البحر «إنكم مُتَّبعون» يتبعكم فرعون وجنوده فيلجون وراءكم البحر فأنجيكم وأغرقهم.
Ali BulaçBunun üzerine Firavun şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi
«فأرسل فرعون» حين أخبر بسيرهم «في المدائن» قيل كان له ألف مدينة واثنا عشر ألف قرية «حاشرين» جامعين الجيش قائلا.
Ali BulaçGerçek şu ki bunlar azınlık olan bir topluluktur
«إن هؤلاء لشرذمةٌ» طائفة «قليلون» قيل كانوا ستمائة ألف وسبعين ومقدمة جيشه سبعمائة ألف فقللهم بالنظر إلى كثرة جيشه.
Ali BulaçVe elbette bize karşı da büyük bir öfke beslemektedirler
«وإنهم لنا لغائظون» فاعلون ما يغيظنا.
Ali BulaçBiz ise uyanık bir toplumuz" (dedi)
«وإنا لجميعٌ حذرون» مستعدون وفي قراءة حاذرون متيقظون.
Ali BulaçBöylelikle Biz onları (Firavun ve kavmini) bahçelerden ve pınarlardan sürüp çıkardık
قال تعالى: «فأخرجناهم» أي فرعون وقومه من مصر ليلحقوا موسى وقومه «من جنات» بساتين كانت على جانبي النيل «وعيون» أنهار جارية في الدور من النيل.
Ali BulaçHazinelerden ve soylu makam(lar)dan da
«وكنوز» أموال ظاهرة من الذهب والفضة، وسميت كنوزا لأنه لم يعط حق الله تعالى منها «ومقامٍ كريمٍ» مجلس حسن للأمراء والوزراء يحفه أتباعهم.
Ali Bulaçİşte böyle; bunlara İsrailoğulları'nı mirasçı kıldık
«كذلك» أي إخراجنا كما وصفنا «وأورثناها بني إسرائيل» بعد إغراق فرعون وقومه.
Ali BulaçBöylece (Firavun ve ordusu) güneşin doğuş vakti onları izlemeye koyuldular
«فأتبعوهم» لحقوهم «مشرقين» وقت شروق الشمس.
Ali Bulaçİki topluluk birbirini gördükleri zaman Musa'nın adamları: "Gerçekten yakalandık" dediler
«فلما تراءى الجمعان» رأى كل منهما الآخر «قال أصحاب موسى إنا لمدركون» يدركنا جمع فرعون ولا طاقة لنا به.
Ali Bulaç(Musa:) "Hayır" dedi. "Şüphesiz Rabbim, benimle beraberdir; bana yol gösterecektir
«قال» موسى «كلا» أي لن يدركونا «إن معي ربي» ينصره «سيهدين» طريق النجاة.
Ali BulaçBunun üzerine Musa'ya: "Asanla denize vur" diye vahyettik. (Vurdu ve) Deniz hemencecik yarılıverdi de her parçası kocaman bir dağ gibi oldu
قال تعالى: «فأوحينا إلى موسى أن اضرب بعصاك البحر» فضربه «فانفلق» فانشق اثنى عشر فرقا «فكان كل فرق كالطود العظيم» الجبل الضخم بينهما مسالك سلكوها لم يبتل منها سرج الراكب ولا لبده.
Ali BulaçÖtekileri de buraya yaklaştırdık
«وأزلفنا» قرَّبنا «ثمَّ» هناك «الآخرين» فرعون وقومه حتى سلكوا مسالكهم.
Ali BulaçMusa'yı ve onunla birlikte olanların hepsini kurtarmış olduk
«وأنجينا موسى ومن معه أجمعين» بإخراجهم من البحر على هيئته المذكورة.
Ali BulaçSonra ötekileri suda boğduk
«ثم أغرقنا الآخرين» فرعون وقومه بإطباق البحر عليهم لما تم دخولهم في البحر وخروج بني إسرائيل منه.
Ali BulaçŞüphesiz, bunda bir ayet vardır. Ama onların çoğu iman etmiş değildirler
«إن في ذلك» إغراق فرعون وقومه «لآيةٌ» عبرة لمن بعدهم «وما كان أكثرهم مؤمنين» بالله لم يؤمن منهم غير آسية امرأة فرعون وحزقيل مؤمن آل فرعون ومريم بنت ناموصى التي دلت على عظام يوسف عليه السلام.
Ali BulaçVe hiç şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir
«وإن ربك لهو العزيز» فانتقم من الكافرين بإغراقهم «الرحيم» بالمؤمنين فأنجاهم من الغرق.
Ali BulaçOnlara İbrahim'in haberini de aktar-oku
«واتل عليهم» أي كفار مكة «نبأ» خبر «إبراهيم» ويبدل منه.
Ali BulaçHani, babasına ve kavmine: "Siz neye kulluk ediyorsunuz?" demişti
«إذا قال لأبيه وقومه ما تعبدون».
Ali BulaçDemişlerdi ki: "Putlara tapıyoruz, bunun için sürekli onların önünde bel büküp eğiliyoruz
«قالوا نعبد أصناما» صرحوا بالفعل ليعطفوا عليه «فنظل لها عاكفين» نقيم نهارا على عبادتها زادوه في الجواب افتخارا به.
Ali BulaçDedi ki: "Peki, dua ettiğiniz zaman onlar sizi işitiyorlar mı
«قال هل يسمعونكم إذ» حين «تدعون».
Ali BulaçYa da size bir yararları veya zararları dokunuyor mu
«أو ينفعونكم» إن عبدتموهم «أو يضرونـ» كم إن لم تعبدوهم.
Ali BulaçHayır" dediler. "Biz atalarımızı böyle yaparlarken bulduk
«قالوا بل وجدنا آباءنا كذلك يفعلون» أي مثل فعلنا.
Ali Bulaç(İbrahim) Dedi ki: "Şimdi, neye tapmakta olduğunuzu gördünüz mü
«قال أفرآيتم ما كنتم تعبدون».
Ali BulaçHem siz, hem de eski atalarınız
«أنتم وآبائكم الأقدمون».
Ali Bulaçİşte bunlar, gerçekten benim düşmanımdır; yalnızca alemlerin Rabbi hariç
«فإنهم عدو لي» لا أعبدهم «إلا» لكن «ربَّ العالمين» فإني أعبده.
Ali BulaçKi beni yaratan ve bana hidayet veren O'dur
«الذي خلقني فهو يهدين» إلى الدين.
Ali BulaçBana yediren ve içiren O'dur
«والذي هو يطعمني ويسقين».
Ali BulaçHastalandığım zaman bana şifa veren O'dur
«وإذا مرضت فهو يشفين».
Ali BulaçBeni öldürecek, sonra diriltecek olan da O'dur
«والذي يُميتني ثم يحيين».
Ali BulaçDin (ceza) günü hatalarımı bağışlayacağını umduğum da O'dur
«والذي أطمع» أرجو «أن يغفر لي خطيئتي يوم الدين» الجزاء.
Ali BulaçRabbim, bana hüküm (ve hikmet) bağışla ve beni salih olanlara kat
«رب هب لي حكما» علما «وألحقني بالصالحين» النبيين.
Ali BulaçSonra gelecekler arasında bana bir doğruluk dili (lisan-ı sıdk) ver
«واجعل لي لسان صدق» ثناء حسنا «في الآخرين» الذين يأتون بعدي إلى يوم القيامة.
Ali BulaçBeni nimetlerle-donatılmış cennetin mirasçılarından kıl
«واجعلني من ورثة جنة النعيم» ممن يعطاها.
Ali BulaçBabamı da bağışla, çünkü o şaşırıp sapanlardandır
«واغفر لأبي إنه كان من الضالين» بأن تتوب عليه فتغفر له وهذا قبل أن يتبين له أنه عدو لله كما ذكر في سورة براءة.
Ali BulaçVe beni (insanların) diriltilecekleri gün küçük düşürme
«ولا تخزني» تفضحني «يوم يُبعثون» الناس.
Ali BulaçMalın da, çocukların da bir yarar sağlayamadığı günde
قال تعالى فيه: «يوم لا ينفع مال ولا بنون» أحدا
Ali BulaçAncak Allah'a selim bir kalp ile gelenler başka
«إلا» لكن «من أتى الله بقلب سليم» من الشرك والنفاق وهو قلب المؤمن فإنه ينفعه ذلك.
Ali Bulaç(O gün) Cennet takva sahiplerine yaklaştırılır
«وأُزلفت الجنة» قربت «للمتقين» فيرونها.
Ali BulaçCehennem de azgınlar için sergilenir
«وبرزت الجحيم» أظهرت «للغاوين» الكافرين.
Ali BulaçVe onlara: "Tapmakta olduklarınız nerede?" denilir
«وقيل لهم أين ما كنتم تعبدون».
Ali BulaçAllah'ın dışında olan (ilah)lar; size yardımları dokunuyor mu, veya kendilerine yardımları oluyor mu
«من دون الله» أي غيره من الأصنام «هل ينصرونكم» بدفع العذاب عنكم «أو ينتصرون» بدفعه عن أنفسهم، لا.
Ali BulaçArtık onlar ve azgınlar onun içine dökülüverilmiştir
«فكُبْكِبوا» ألقوا «فيها هم والغاوون».
Ali BulaçVe İblis'in bütün orduları da
«وجنود إبليس» أتباعه، ومن أطاعه من الجن والإنس «أجمعون».
Ali BulaçOrada birbirleriyle çekişip tartışarak derler ki
«قالوا» أي الغاوون «وهم فيها يختصمون» مع معبوديهم.
Ali BulaçAndolsun Allah'a, biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz
«تالله إن» مخففة من الثقلية واسمها محذوف أي إنه «كنا لفي ضلال مبين» بين.
Ali BulaçÇünkü sizi (yalancı olanları) alemlerin Rabbiyle eşit tutuyorduk
«إذ» حيث «نسويكم برب العالمين» في العبادة.
Ali BulaçBizi suçlu-günahkarlardan başka saptıran olmadı
«وما أضلنا» عن الهدى «إلا المجرمون» أي الشياطين أو أوّلونا الذين اقتدينا بهم.
Ali BulaçArtık bizim için ne bir şefaatçi var
«فما لنا من شافعين» كما للمؤمنين من الملائكة والنبيين والمؤمنين.
Ali BulaçNe de candan-yakın bir dost
«ولا صديق حميم» يهمه أمرنا.
Ali BulaçBizim bir kere daha (dünyaya dönüşümüz mümkün) olsaydı da iman edenlerden olabilseydik
«فلو أن لنا كرَّة» رجعة إلى الدنيا «فنكون من المؤمنين» لو هنا للتمني ونكون جوابه.
Ali BulaçGerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler
«إن في ذلك» المذكور من قصة إبراهيم وقومه «لآية وما كان أكثرهم مؤمنين».
Ali BulaçVe şüphesiz senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir
«وإن ربك لهم العزيز الرحيم».
Ali BulaçNuh kavmi de gönderilen (peygamber)leri yalanladı
«كذبت قوم نوح المرسلين» بتكذيبهم له لاشتراكهم في المجيء بالتوحيد، أو لأنه لطول لبثه فيهم كأنه رسل وتأنيث قوم باعتبار معناه وتذكيره باعتبار لفظه.
Ali BulaçHani onlara kardeşleri Nuh: "Sakınmaz mısınız?" demişti
«إذ قال لهم أخوهم» نسبا «نوح ألا تتقون» الله.
Ali BulaçGerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim
«إني لكم رسول أمين» على تبليغ ما أرسلت به.
Ali BulaçArtık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin
«فاتقوا الله وأطيعون» فيما آمركم به من توحيد الله وطاعته.
Ali BulaçBuna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir
«وما أسألكم عليه» على تبليغه «من أجر إن» ما «أجريَ» أي ثوابي «إلا على رب العالمين».
Ali BulaçArtık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin
«فاتقوا الله وأطيعون» كرره تأكيدا.
Ali BulaçDediler ki: "Sana, sıradan aşağılık insanlar uymuşken inanır mıyız
«قالوا أنؤمن» نصدق «لك» لقولك «واتبعك» وفي قراءة وأتباعك جمع تابع مبتدأ «الأرذلون» السفلة كالحاكة والأساكفة.
Ali BulaçDedi ki: "Onların yapmakta oldukları hakkında benim bilgim yoktur
«قال وما علمي» أيّ علم لي «بما كانوا يعلمون».
Ali BulaçOnların hesabı yalnızca Rabbime aittir, eğer şuurundaysanız (anlarsınız)
«إن» ما «حسابهم إلا على ربي» فيجازيهم «لو تشعرون» تعلمون ذلك ما عبَّدتموهم.
Ali BulaçVe ben mü'min olanları kovacak değilim
«وما أنا بطارد المؤمنين».
Ali BulaçBen, yalnızca apaçık bir uyarıcıyım
«إن» ما «أنا إلا نذير مبين» بيَّن الإنذار.
Ali BulaçDediler ki: "Eğer (bu söylediklerine) bir son vermeyecek olursan, gerçekten taşa tutulup kovulacaksın
«قالوا لئن لم تنته يا نوح» عما تقول لنا «لتكونن من المرجومين» بالحجارة أو بالشتم.
Ali BulaçDedi ki: "Rabbim, şüphesiz kavmim beni yalanladı
«قال» نوح «رب إن قومي كذبون».
Ali BulaçBundan böyle, benimle onların arasını açık bir hükümle ayır ve beni ve benimle birlikte olan mü'minleri kurtar
«فافتح بيني وبينهم فتحا» أي احكم «ونجني ومن معي من المؤمنين».
Ali BulaçBunun üzerine, onu ve onunla birlikte olanları (insan ve hayvanlarla) yüklü gemi içinde kurtardık
قال تعالى «فأنجيناه ومن معه في الفلك المشحون» المملوء من الناس والحيوان والطير.
Ali BulaçSonra bunun ardından geride kalanları da suda-boğduk
«ثم أغرقنا بعد» بعد إنجائهم «الباقين» من قومه.
Ali BulaçGerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler
«إن ذلك لآية وما كان أكثرهم مؤمنين».
Ali BulaçVe şüphesiz senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir
«وإن ربك لهو العزيز الرحيم».
Ali BulaçAd (kavmi) de gönderilen (elçi)leri yalanladı
«كذبت عادٌ المرسلين».
Ali BulaçHani onlara kardeşleri Hud: "Sakınmaz mısınız?" demişti
«إذ قال لهم أخوهم هود ألا تتقون».
Ali BulaçGerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim
«إني لكم رسول أمين».
Ali BulaçArtık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin
«فاتقوا الله وأطيعون».
Ali BulaçBuna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir
«وما أسألكم عليه من أجر إن» ما «أجري إلا على رب العالمين».
Ali BulaçSiz, her yüksekçe yere bir anıt inşa edip (yararsız bir şeyle) oyalanıp eğleniyor musunuz
«أتبنون بكل ريع» مكان مرتفع «آية» بنا علما للمارة «تعبثون» ممن يمر بكم وتسخرون منهم والجملة حال من ضمير تبنون.
Ali BulaçÖlümsüz kılınmak umuduyla sanat yapıları mı ediniyorsunuz
«وتتخذون مصانع» للماء تحت الأرض «لعلكم» كأنكم «تخلدون» فيها لا تموتون.
Ali BulaçTutup yakaladığınız zaman da zorbalar gibi mi yakalıyorsunuz
«وإذا بطشتم» بضرب أو قتل «بطشتم جبارين» من غير رأفة.
Ali BulaçArtık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin
«فاتقوا الله» في ذلك «وأطيعون» فيما أمرتكم به.
Ali BulaçBildiğiniz şeylerle size yardım edenden korkup-sakının
«واتقوا الذي أمدكم» أنعم عليكم «بما تعملون».
Ali BulaçSize hayvanlar, çocuklar (vererek) yardım etti
«أمدكم بأنعام وبنين».
Ali BulaçBahçeler ve pınarlar da
«وجنات» بساتين «وعيون» أنهار.
Ali BulaçDoğrusu, ben sizin için büyük bir günün azabından korkuyorum
«إني أخاف عليكم عذاب يوم عظيم» في الدنيا والآخرة إن عصيتموني.
Ali BulaçDediler ki: "Bizim için fark etmez; öğüt versen de, öğüt verenlerden olmasan da
«قالوا سواء علينا» مستو عندنا «أوعظت أم لم تكن من الواعظين» أصلا أي لا نرعوي لوعظك.
Ali BulaçBu, geçmiştekilerin 'geleneksel tutumundan başkası değildir
«إن» ما «هذا» الذي خوفنا به «إلا خَلْق الأولين» اختلافهم وكذبهم وفي قراءة بضم الخاء واللام أي ما هذا الذي نحن عليه من إنكار للبعث إلا خلق الأولين أي طبيعتهم وعادتهم.
Ali BulaçVe biz azap görecek de değiliz
«وما نحن بمعذبين».
Ali BulaçBöylelikle onu yalanladılar, Biz de onları yıkıma uğrattık. Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler
«فكذبوه» بالعذاب «فأهلكناهم» في الدنيا بالريح «إن في ذلك لآية وما كان أكثرهم مؤمنين».
Ali BulaçVe şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir
««إن ربك لهو العزيز الرحيم».
Ali BulaçSemud (kavmi) de, gönderilen (elçi)leri yalanladı
«كذبت ثمود المرسلين».
Ali BulaçHani onlara kardeşleri Salih: "Sakınmaz mısınız? demişti
«إذ قال لهم أخوهم صالح ألا تتقون».
Ali BulaçGerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim
«إني لكم رسول أمين».
Ali BulaçArtık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin
«فاتقوا الله وأطيعون».
Ali BulaçBuna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum
«وما أسألكم عليه من أجر إن» ما «أجري إلا على رب العالمين».
Ali BulaçSiz burada güvenlik içinde mi bırakılacaksınız
«أتتركون في ما ههنا» من الخيرات «آمنين».
Ali BulaçBahçelerin, pınarların içinde
«في جنات وعيون».
Ali BulaçEkinler ve yumuşak tomurcuklu göz alıcı hurmalıklar arasında
«وزروع ونخل طلعها هضيم» لطيف لين.
Ali BulaçDağlardan ustalıkla zevkli evler yontuyorsunuz
«وتنحتون من الجبال بيوتا فرهين» بطرين وفي قراءة فارهين حاذقين.
Ali BulaçArtık Allah'tan sakının ve bana itaat edin
«فاتقوا الله وأطيعون» فيما أمرتكم به.
Ali BulaçVe ölçüsüzce davrananların emrine itaat etmeyin
«ولا تطيعوا أمر المسرفين».
Ali BulaçKi onlar, yeryüzünde bozgunculuk çıkarıyor ve dirlik-düzenlik kurmuyorlar (ıslah etmiyorlar)
«الذين يفسدون في الأرض» بالمعاصي «ولا يصلحون» بطاعة الله.
Ali BulaçDediler ki: "Sen ancak büyülenmişlerdensin
«قالوا إنما أنت من المسحرين» الذين سحروا كثيرا حتى غلب على عقلهم.
Ali BulaçSen yalnızca bizim benzerimiz olan bir beşerden başkası değilsin; eğer doğru sözlü isen, bu durumda bir ayet (mucize) getir-görelim
«ما أنت» أيضا «إلا بشر مثلنا فأت بآية إن كنتم من الصادقين» في رسالتك.
Ali BulaçDedi ki: "İşte, bu bir dişi devedir; su içme hakkı (bir gün) onun, belli bir günün su içme hakkı da sizindir
«قال هذه ناقة لها شرب» نصيب من الماء «ولكم شرب يوم معلوم».
Ali BulaçOna bir kötülükle dokunmayın, sonra büyük bir günün azabı sizi yakalar
«ولا تمسوها بسوء فيأخذكم عذاب يوم عظيم» بعظم العذاب.
Ali BulaçSonunda onu (yine de) kestiler, ancak pişman oldular
«فعقروها» عقرها بعضهم برضاهم «فأصبحوا نادمين» على عقرها.
Ali BulaçBöylece azap onları yakaladı. Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler
«فأخذهم العذاب» الموعود به فهلكوا «إن في ذلك لآية وما كان أكثرهم مؤمنين».
Ali BulaçVe şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir
«وإن ربك لهو العزيز الرحيم».
Ali BulaçLut (kavmi) de, gönderilen (elçi)leri yalanladı
«كذبت قوم لوط المرسلين».
Ali BulaçHani onlara kardeşleri Lut: "Sakınmaz mısınız?" demişti
«إذ قال لهم أخوهم لوط ألا تتقون».
Ali BulaçGerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim
«إني لكم رسول أمين».
Ali BulaçArtık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin
«فاتقوا الله وأطيعون».
Ali BulaçBuna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir
«وما أسألكم عليه من أجر إن» ما «أجري إلا على رب العالمين».
Ali BulaçSiz insanlardan (cinsel arzuyla) erkeklere mi gidiyorsunuz
«أتأتون الذكران من العالمين» الناس.
Ali BulaçRabbinizin sizler için yaratmış bulunduğu eşlerinizi bırakıyorsunuz. Hayır, siz sınırı çiğneyen bir kavimsiniz
«وتذرون ما خلق لكم ربكم من أزواجكم» أي أقبالهن «بل أنتم قوم عادون» متجاوزون الحلال إلى الحرام.
Ali BulaçDediler ki: "Ey Lut, eğer (bu söylediklerine) bir son vermeyecek olursan, gerçekten (burdan) sürülüp çıkarılanlardan olacaksın
«قالوا لئن لم تنته يا لوط» عن إنكارك علينا «لتكونن من المخرجين» من بلدتنا.
Ali BulaçDedi ki: "Gerçekten ben, sizin bu yaptığınıza öfke ile karşı olanlardanım
«قال» لوط «إني لعملكم من القالين» المبغضين.
Ali BulaçRabbim, beni ve ailemi bunların yaptıklarından kurtar
«رب نجني وأهلي مما يعلمون» أي من عذابه.
Ali BulaçBunun üzerine onu ve bütün ailesini kurtardık
«فنجيناه وأهله أجمعين».
Ali BulaçYalnızca geri kalanlar içinde bir kocakarı hariç
«إلا عجوزا» امرأته «في الغابرين» الباقين أهلكناها.
Ali BulaçSonra geride kalanları yerle bir ettik
«ثم دمرنا الآخرين» أهلناهم.
Ali BulaçVe üzerlerine bir yağmur yağdırdık; uyarılıp-korkutulanların yağmuru ne kötü
«وأمطرنا عليهم مطرا» حجارة من جملة الإهلاك «فساء مطر المنذرين» مطرهم.
Ali BulaçGerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler
«إن في ذلك لآية وما كان أكثرهم مؤمنين».
Ali BulaçVe şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır esirgeyendir
«وإن ربك لهو العزيز الرحيم».
Ali BulaçEyke halkı da, gönderilen (peygamber)leri yalanladı
«كذب أصحاب الأيكة» وفي قراءة بحذف الهمزة وإلقاء حركتها على اللام وفتح الهاء: هي غيضة شجر قرب مدين «المرسلين».
Ali BulaçHani onlara Şuayb: "Sakınmaz mısınız?" demişti
«إذ قال لهم شعيب» لم يقل أخوهم لأنه لم يكن منهم «ألا تتقون».
Ali BulaçGerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim
«إني لكم رسول أمين».
Ali BulaçArtık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin
«فاتقوا الله وأطيعون».
Ali BulaçBuna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir
«وما أسألكم عليه من أجر إن» ما «أجري إلا على رب العالمين».
Ali BulaçÖlçüyü tam tutun ve eksiltenlerden olmayın
«أوْفوا الكيل» أتموه «ولا تكونوا من المخسرين» الناقصين.
Ali BulaçDosdoğru olan terazi ile tartın
«وزنوا بالقسطاس المستقيم» الميزان السوي.
Ali Bulaçİnsanların eşyasını değerden düşürüp-eksiltmeyin ve yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın
«ولا تبخسوا الناس أشياءهم» لا تنقصوهم من حقهم شيئا «ولا تعثوْا في الأرض مفسدين» بالقتل وغيره من عَثِيَ بكسر المثلثة أفسد ومفسدين حال مؤكدة لمعنى عاملها.
Ali BulaçSizi ve önceki yaratılmışları yaratandan sakının”
«واتقوا الذي خلقكم والجبلة» الخليقة «الأولين».
Ali BulaçDediler ki: "Sen ancak büyülenmişlerdensin”
«قالوا إنما أنت من المسحرين».
Ali BulaçSen, yalnızca benzerimiz olan bir beşerden başkası değilsin ve biz senin gerçekte yalancılardan olduğunu sanıyoruz
«وما أنت إلا بشر مثلنا وإن» مخففة من الثقيلة واسمها محذوف أي إنه «نظنك لمن الكاذبين».
Ali BulaçEğer doğru sözlü isen, bu durumda gökten üstümüze bir parça düşürüver
«فأسقط علينا كسْفا» بسكون السين وفتحها قطعا «من السماء إن كنت من الصادقين» في رسالتك.
Ali BulaçDedi ki: "Rabbim, yaptıklarınızı daha iyi bilir
«قال ربي أعلم بما تعملون» فيجازيكم به.
Ali BulaçSonunda onu yalanladılar, böylece onları o gölgelik-gününün azabı yakaladı. Gerçekten o, büyük bir günün azabıydı
«فكذبوه فأخذهم عذاب يوم الظلة» هي سحابة أظلتهم بعد حر شديد أصابهم فأمطرت عليهم نارا فاحترقوا «إنه كان عذاب يوم عظيم».
Ali BulaçGerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler
«إن في ذلك لآية وما كان أكثرهم مؤمنين».
Ali BulaçVe şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir
«وإن ربك لهو العزيز الرحيم».
Ali BulaçGerçekten o (Kur'an), alemlerin Rabbinin (bir) indirmesidir
«وإنه» أي القرآن «لتنزيل رب العالمين».
Ali BulaçOnu Ruhu'l-emin indirdi
«نزل به الروح الأمين» جبريل.
Ali BulaçUyarıcılardan olman için, senin kalbinin üzerine (indirmiştir)
«على قلبك لتكون من المنذرين».
Ali BulaçApaçık Arapça bir dille
«بلسان عربي مبين» بيَّن وفي قراءة بتشديد نزل ونصب الروح والفاعل الله.
Ali BulaçVe hiç şüphesiz, o (Kur'an), geçmişlerin kitaplarında da vardır
«وإنه» ذكر القرآن المنزل على محمد «لفي زُبُر» كتب «الأولين» كالتوراة والإنجيل.
Ali Bulaçİsrailoğulları bilginlerinin onu bilmesi onlar için bir delil (ayet) değil mi
«أو لم يكن لهم» لكفار مكة «آية» على ذلك «أن يعلمه علماء بني إسرائيل» كعبد الله بن سلام وأصحابه من الذين آمنوا فإنهم يخبرون بذلك، ويكن بالتحتانية ونصب آية وبالفوقانية ورفع آية.
Ali BulaçOnu Arapça bilmeyen birine indirmiş olsaydık
«ولو نزلناه على بعض الأعجمين» جمع أعجم.
Ali BulaçBöylece onlara okusaydı, yine ona iman edecek değillerdi
«فقرأه عليهم» كفار مكة «ما كانوا به مؤمنين» أنفة من اتباعه.
Ali BulaçBiz onu, suçlu-günahkarların kalbine işte böyle işlettik
«كذلك» أي مثل إدخالنا التكذيب به بقراءة الأعجمي «سلكناه» أدخلنا التكذيب به «في قلوب المجرمين» كفار مكة بقراءة النبي.
Ali BulaçOnlar, o pek acı azabı görünceye kadar ona inanmazlar
«لا يؤمنون به حتى يروا العذاب الأليم».
Ali BulaçArtık o (azap), kendileri şuurunda olmadan onlara apansız gelecektir
«فيأتيهم بغتة وهم لا يشعرون».
Ali BulaçDerler ki: "Bize bir süre tanınır mı
«فيقولوا هل نحن منظرون» لنؤمن فيقال لهم: لا قالوا: متى هذا العذاب، قال تعالى.
Ali BulaçOnlar yine de azabımızı çabuklaştırmak mı istiyorlar
«أفبعذابنا يستعجلون».
Ali BulaçGördün mü; Biz onları yıllarca yararlandırsak
«أفرأيت» أخبرني «إن متَّعناهم سنين».
Ali BulaçSonra kendilerine va'dolunan (azap günü) geliverse
«ثم جاءهم ما كانوا يوعدون» من العذاب.
Ali BulaçOnların 'meta ile yararlandıkları' şey, kendilerini (görecekleri azaptan) bağımsız kılamaz
«ما» إستفهامية بمعنى: أي شيء «أغنى عنهم ما كانوا يمتعون» في دفع العذاب أو تخفيفه أي: لم يغن.
Ali BulaçKendisi için bir uyarıcı olmaksızın, Biz hiçbir ülkeyi yıkıma uğratmış değiliz
«وما أهلكنا من قرية إلا لها منذرون» رسل تنذر أهلها.
Ali Bulaç(Onlara) Hatırlatma (yapılmıştır); Biz zulmedici değiliz
«ذكرى» عظة لهم «وما كنا ظالمين» في إهلاكهم بعد إنذارهم ونزل ردا لقول المشركين.
Ali BulaçOnu (Kur'an'ı) şeytanlar indirmemiştir
«وما تنزلت به» بالقرآن «الشياطين».
Ali BulaçBu, onlara yaraşmaz ve güç de yetiremezler
«وما ينبغي» يصلح «لهم» أن ينزلوا به «وما يستطيعون» ذلك.
Ali BulaçÇünkü onlar, (vahyedileni) işitmekten kesin olarak uzak tutulmuşlardır
«إنهم عن السمع» لكلام الملائكة «لمعزولون» بالشهب.
Ali BulaçAllah ile beraber başka bir İlah'a yalvarıp-yakarma, sonra azaba uğratılanlardan olursun
«فلا تدع مع الله إلها آخر فتكون من المعذبين» إن فعلت ذلك الذي دعوك إليه.
Ali Bulaç(Öncelikle) En yakın hısımlarını (aşiretini) uyar
(وأنذر عشيرتك الأقربين) وهم بنو هاشم وبنو عبد المطلب "" وقد أنذرهم جهارا "" رواه البخاري ومسلم.
Ali BulaçVe mü'minlerden, sana tabi olanlara (koruyucu) kanatlarını ger
«واخفض جناحكْ» ألن جانبك «لمن اتبعك من المؤمنين» الموحدين.
Ali BulaçEğer sana isyan edecek olurlarsa, artık de ki: "Gerçekten ben, sizin yaptıklarınızdan uzağım
«فإن عصوك» عشيرتك «فقل» لهم «إني بريء مما تعملون» من عبادة غير الله.
Ali BulaçSen, O güçlü ve üstün, esirgeyici olan (Allah')a tevekkül et
«وتوكل» بالواو والفاء «على العزيز الرحيم» الله أي فوض إليه جميع أمورك.
Ali BulaçO, kıyam ettiğin zaman seni görüyor
«الذي يراك حين تقوم» إلى الصلاة.
Ali BulaçSecde edenler arasında dönüp dolaşmanı da
«وتقلبك» في أركان الصلاة قائما وقاعدا وراكعا وساجدا «في الساجدين» المصلين.
Ali BulaçHiç şüphesiz, O, işitendir, bilendir
«إنه هو السميع العليم».
Ali BulaçŞeytanların kimlere inmekte olduklarını size haber vereyim mi
«هل أنبئكم» يا كفرا مكة «على من تنزل الشياطين» بحذف إحدى التاءين من الأصل.
Ali BulaçOnlar, 'gerçeği ters yüz eden,' günaha düşkün olan her yalancıya inerler
«تنزل على كل أفاك» كذاب «أثيم» فاجر مثل مسيلمة وغيره من الكهنة.
Ali BulaçBunlar (şeytanlara) kulak verirler ve çoğu yalan söylemektedirler
«يلقون» الشياطين «السمع» ما سمعوه من الملائكة إلى الكهنة «وأكثرهم كاذبون» يضمنون إلى المسموع كذبا وكان هذا قبل أن حجبت الشياطين عن السماء.
Ali BulaçŞairler ise; gerçekten onlara azgın-sapıklar uyar
«والشعراء يتبعهم الغاوون» في شعرهم فيقولن به ويرونه عنهم فهم مذمومون.
Ali BulaçGörmedin mi; onlar, her bir vadide vehmedip duruyorlar
«ألم تر» تعلم «أنهم في كل واد» من أودية الكلام وفنونه «يهيمون» يمضون فيجازون الحد مدحا وهجاء.
Ali BulaçVe gerçekten onlar, yapmayacakları şeyleri söylüyorlar
«وأنهم يقولون» فعلنا «مالا يفعلون» يكذبون.
Ali BulaçAncak iman edenler, salih amellerde bulunanlar ve Allah'ı çokça zikredenler ile zulme uğratıldıktan sonra zafer kazananlar (veya öclerini alanlar) başka. Zulmetmekte olanlar, nasıl bir inkılaba uğrayıp devrileceklerini pek yakında bileceklerdir
«إلا الذين آمنوا وعملوا الصالحات» من الشعراء. «وذكروا الله كثيرا» لم يشغلهم الشعر عن الذكر «وانتصروا» بهجوهم الكفار «من بعد ما ظلموا» بهجو الكفار لهم في جملة المؤمنين فليسو مذمومين قال الله تعالى: (لا يحب الله الجهر بالسوء من القول إلا من ظلم) وقال تعالى (فمن اعتدى عليكم فاعتدوا عليه بمثل ما اعتدي عليكم) «وسيعلم الذين ظلموا» من الشعراء وغيرهم «أي منقلب» مرجع «ينقلبون» يرجعون بعد الموت.